Yazılar

“Hüzün”

Evrim Sanat Galerisi, sanatseverleri “Hüzün” adlı trio resim sergisiyle buluşturdu. Ressam Arzu Kılıçdoğan, Hayri Ağan ve Nesrin Sağlam’ın eserlerinden oluşan serginin açılışı gerçekleştirildi. Sergi, 21 Mayıs 2025 tarihine kadar ziyaretçilere açık olacak.

Sergi, sanatın insan ruhundaki derinlikleri ve duyguları yansıtan güçlü bir anlatım sunuyor. “Hüzün” temasıyla, sanatın dönüştürücü ve düşündürücü gücü yeniden vurgulanıyor. Sergide; yağlı boya, akrilik ve karışık teknik kullanılarak tuval, kağıt, mdf üzerinde toplam 42 eser yer alıyor.

Evrim Sanat Galerisi

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00

Pazar: 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Astım ataklarına karşı 10 etkili öneri!

Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de giderek yaygınlaşan astım kronik solunum yolu hastalıklarının başında geliyor. Türkiye’de her 12-13 kişiden birinde astım görüldüğünü ve son yıllarda bu sayının artış gösterdiğini belirten Acıbadem Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astım yalnızca genetik geçişli bir hastalık olmayıp,  çevresel faktörlerle ve sağlıksız yaşam alışkanlıkları ile sonradan da gelişebiliyor. Özellikle sigara dumanına maruz kalmak, yoğun hava kirliliği, düzensiz yaşam, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve kapalı ortamlarda uzun süre kalmak gibi yanlış yaşam tarzları astıma zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca çocuklukta geçirilen bazı solunum yolu enfeksiyonları, ev tozu akarları, kimyasal temizlik ürünleri, stres ve ani hava değişimleri gibi etkenler de astım gelişiminde rol oynayabiliyor” diyor. Bu nedenle astımın önlenmesi ve kontrol altına alınmasında hem bireysel hem de toplumsal farkındalığın büyük önem taşıdığını vurgulayan  Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan, 6 Mayıs Dünya Astım Günü kapsamında yaptığı açıklamada, astım hastalarının uzak durması gereken 10 yaygın tetikleyici etkeni anlattı, astımdan korunmaya yönelik alınması gereken önlemleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Sertaç Arslan

Doç. Dr. Sertaç Arslan

  • Sigara dumanı ve elektronik sigaralar

Sigara içmek, elektronik sigara kullanmak ya da sigara dumanına maruz kalmak (pasif içicilik), akciğerleri tahriş ederek astımı tetikleyebiliyor. Tütün dumanında bulunan binlerce kimyasal madde, hava yollarını daraltarak nefes almayı zorlaştırıyor.

  • Temizlik ürünleri, parfümler ve kimyasal maddeler

Ev temizliğinde sık kullanılan çamaşır suyu, sprey temizleyiciler ve parfümlü kimyasal ürünler, solunum yollarını tahriş ederek astım hastalarında boğaz yanması, öksürük, bronşlarda kasılma, ödem oluşumu ve nefes darlığı gibi şikayetlere yol açarak astım krizlerini tetikleyebiliyor.

  • Hava kirliliği

Hava kirliliği, solunum yollarını doğrudan etkileyen en önemli çevresel riskler arasında yer alıyor. Egzoz gazları, sanayi tesislerinden yayılan partiküller ve tozlu hava astım krizlerini tetiklerken, bu etkenlere kronik maruz kalma durumunda hastalık belirtileri şiddetlenip tedaviye yanıt azalabiliyor.

  • Ev tozu akarları

Evlerdeki halılar, yataklar, perdeler ve yastıklar, mikroskobik ev tozu akarları için ideal yaşam alanlarını oluşturuyor. Bu akarlar, astım hastalarında alerjik reaksiyonlara neden olarak nefes darlığı, öksürük ve göğüste sıkışma hissi yaratabiliyor.

  • Polenler

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “İlkbahar ve yaz aylarında doğada yoğun şekilde bulunan polenler, özellikle çimen, ağaç ve yabani otlardan salınır. Rüzgarlı havalarda polenlerin havadaki yoğunluğu artar ve bu da astım hastalarında burun tıkanıklığı, hapşırık, göz yaşarması ve nefes darlığı gibi belirtilere yol açabilir” diyor.

  • Evcil hayvan tüyleri

Evcil hayvanların tüyleri, derileri ve tükürükleri duyarlı bazı kişilerde güçlü alerjik reaksiyonlara neden olabiliyor. Bu alerjenler solunum yoluyla alındığında astım krizini tetikleyebiliyor.

  • Nemli ortamlar ve küf sporları

Küf, özellikle nemli, karanlık ve havalandırması yetersiz ortamlarda çoğalıyor. Küf sporları solunum yoluyla alındığında, bağışıklık sisteminde tepkiye yol açarak astım semptomlarını artırabiliyor.

  • Soğuk/ kuru hava ve klima

Doç. Dr. Sertaç Arslan “Ani ısı değişimlerinin yanı sıra soğuk ve kuru hava astım hastalarında bronşların daralmasına ve spazmına yol açabilir. Hava yollarında kasılmalar meydana gelir ve nefes almak zorlaşır. Klima da havayı kurutarak astım ataklarını tetikleyebilir” diyor.

  • Yoğun egzersiz

Egzersiz sırasında özellikle hızlı nefes alıp vermek, hava yollarının kurumasına ve daralmasına neden olabiliyor. Bu durum, egzersize bağlı astım olarak adlandırılan özel bir astım tipine yol açabilirken, özellikle soğuk ve kuru havada yapılan spor aktiviteleri bu riski artırıyor.

  • Aşırı stres ve duygusal travmalar

Psikolojik stresin, bedensel hastalıkları tetikleyebildiği artık bilimsel olarak da kabul ediliyor. Ani korku, üzüntü, öfke ya da travmatik durumlar, solunum kaslarını olumsuz etkileyerek astım atağını başlatabiliyor. Uzun süreli stres altında kalmak, bağışıklık sistemini de zayıflatarak astımın kötüleşmesine neden olabiliyor.

Astıma Karşı 10 Etkili Öneri!

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslan “Astımı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, tetikleyici faktörlerden uzak durmak krizlerin sıklığını ve şiddetini ciddi oranda azaltır. Kişiye özel korunma stratejileri ve düzenli takip bu süreçte çok önemlidir” diyor. Doç. Dr. Arslan, astıma karşı 10 önerisini şöyle sıralıyor;

  1. Sigara dumanından uzak durun. Hem aktif hem pasif içicilik astımı kötüleştirir.
  2. Kapalı ve nemli ortamlar küf oluşumunu artırdığından evinizi sık sık havalandırın.
  3. Halı, perde, tüylü oyuncak, toz barındıran eşyalar ve evcil hayvan tüyleri gibi alerjen etkenleri azaltın. Nevresimlerinizi yüksek ısıda yıkayın ve sık değiştirin.
  4. Polen dönemlerinde dışarı çıkış saatlerinizi sınırlayın. Özellikle sabahları dikkatli olun.
  5. Temizlik ürünlerini dikkatli kullanın. Kokusuz, doğal içerikli ürünleri tercih edin. Sprey formundaki ürünlerden kaçının ve kokusuz, hipoalerjenik veya doğal temizlik ürünlerini seçin.
  6. Soğuk havalarda ağzınızı atkıyla kapatın. Klimalı ortamlarda serin havanın doğrudan üzerinize gelmemesine dikkat edin.
  7. Stresi yönetmeyi öğrenin, yeterli ve kaliteli uyumaya özen gösterin.
  8. Temizlik yaparken solunum yollarını korumak için tıbbi maske (mümkünse N95 tipi), lateks olmayan eldiven ve gerekirse gözlerinizi korumak için gözlük kullanın. Temizlik yaparken pencere ve kapıları açık tutun. Temizlik sonrası kokular tamamen dağılmadan odaya girmeyin.
  9. Oda spreyleri, kumaş kokulandırıcılar ve parfümlü çamaşır deterjanları da astımı tetikleyebildiğinden bu ürünlerden uzak durun.
  10. Spor öncesi mutlaka ısının. Size uygun olan spor türü ile ilgili doktorunuza danışın.

Zayıflar daha uzun yaşıyor

Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir. Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor. Açlığın özellikle kanser ile ilişkisi konusunda çok sayıda araştırma yapıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu çalışmalardan ilki 1994’te Lizbon’da gerçekleşen ESMO kongresinde açıklandı. Meme kanseri oluşturulan kobayların bir kısmı beslenmeye devam ederken diğer grup ise aç bırakıldı. Gözlem sonucunda aç kalan deneklerde tümörün giderek küçüldüğü, beslenenlerde ise kanserin büyüdüğü tespit edildi” dedi.

Bu incelemelerin ardından insanlarda da intermittent açlık denemeleri gerçekleştirildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanserli hastalarda denenen 16-18 saatlik açlık sonucu, tıpkı kobaylarda olduğu gibi tümörün küçüldüğü ya da büyümeye devam etmediği gözlemlendi. İlginçtir ki kanserin sebep olduğu iştahsızlığın tümörden salgılanan kimyasallardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Aslında vücudumuz kanserli hücreyi beslemememiz için bize sinyal gönderiyor oysa biz bu mesajı yanlış yorumlayarak daha fazla yiyoruz ve bir yandan tümörü de beslemiş oluyoruz” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Necdet Üskent

Prof. Dr. Necdet Üskent

Genler, enerji varsa çoğalmaya devam diyor

Hücrenin enerjisini kontrol eden mtor isimli genin, bol miktarda enerji alındığında hücre çoğalmasını serbest bıraktığını vurgulayan Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Membrandan çekirdeğe uzanan sinyal iletim yollarının aralarında bulunan istasyonlara benzetebileceğimiz mtor geni, hücrenin enerjisini kontrol ediyor. Eğer enerji azalırsa bir nevi tasarruf yaparak hücrelerin çoğalmasını durduruyor, dolayısıyla kanserli hücrenin yayılımı duruyor. Bu prensipten halihazırda kanser ilaçlarında da faydalanılıyor, mtorları engelleyen tedavilerle bölünme sinyali durdurulmaya çalışılıyor” dedi.

Bilinçsiz açlık yarardan çok zarar verir

Açlık kavramının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Aslında bu yöntemin odağında karbonhidratların azaltılması var. Bir yandan vitamin ve antioksidan takviyeleri alınırken bir yandan protein ağırlıklı ama öğün sayısı az bir beslenme planından bahsediyoruz. Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin vücuda yeterli miktarda alınması, magnezyum gibi elektrolit dengesini sağlayan minarelerin eksiye düşmemesi çok önemli. Özellikle sodyum ve potasyumun azalmasıyla hastalar kendilerini son derece bitkin hissedebilir, ek olarak bağırsak sistemi bu yokluktan etkilenir ve düzgün çalışamaz. Ayrıca bu açlık yönteminin aşırı kilo kaybı nedeniyle vücudun gerilemesi anlamına gelen kaşeksi hastaları için uygun olmadığını da belirtmekte fayda var” şeklinde konuştu.

Üç öğün hatalı bir beslenme düzeni

Günde üç öğün yemenin sanılanın aksine kötü bir alışkanlık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Necdet Üskent, “Özellikle kanserli hastalar kahvaltıyı atlayarak, akşam 5 civarı tek öğün beslenebilir. Buradaki önemli nokta 24 saat içinde ne kadar kalori alındığıdır. Gün içinde enerjiye ihtiyacımız olacağı için kahvaltının sağlam bir şekilde yapılması gerektiği teoride iyi bir fikir ancak bu durum kanser söz konusu olduğunda değişir. Konserveler, işlenmiş gıdalar ve kor ateşte pişirilmiş kebaplar taşıdıkları kanser tehlikesi nedeniyle alışkanlık haline getirilmemeli. Ayrıca hayvansal proteinleri azaltarak bitkisel proteinleri artırmak çok kıymetli. Özellikle kırmızı ve sarı renkli sebzelerde kuvvetli antioksidanlar olduğu için beslenme düzenimizin içinde her zaman olmalı. Allium isimli antioksidana sahip soğan ve sarımsak da kanserle mücadelede bol bol tüketilmeli. Muz gibi çok tatlı meyvelerden ise uzak durmakta fayda var ya da en azından daha yeşil olanlar tercih edilebilir” dedi.

Zayıflar, kilolulara oranla daha uzun yaşıyor

Vücudun bir kilo yağ dokusunu beslemek için kilometrelerce damar yapması gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bunun sonucunda da önündeki yol uzadığı için kalp daha fazla yoruluyor. Yağ oranı ve damar uzunluğunun aynı oranda arttığı unutulmamalı. Fazla kilo bu yüzden sadece kanserde değil kalp ve damar hastalıklarında da kritik bir yere sahip” diye konuştu.

Kanserli hücre hayatta kalmak istiyor

Kanser hücresi de aslında bizim hücremiz ve kulağa garip gelse de yaşamak istiyor, bunun için mücadele veriyor diyen Üskent, “Kemoterapiyle karşılaştığında direnç geliştirebilen genler yardımıyla, vücudu tedaviye duyarsızlaştırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Tıp dünyası olarak, ölümsüzlük konusunda başarılı olan kanser hücrelerini çoğalmamak için ikna etmeye çalışıyoruz. Ayrıca kanser tedavisinin kemoterapi, radyoterapi ya da immünoterapiden ibaret olmadığı bilinmeli. Bu uygulamaların yan etkilerini de başarılı bir şekilde yönetmek tedavinin bir parçası. Örneğin bazı kanser türlerinde, son derece işe yarayan immünoterapinin, tiroid ve hipofiz hormonlarının baskılanması gibi hiç ummadığımız yan etkileriyle karşılaşabiliyoruz” dedi.

Diyabet ilaçları ve kanser yakından bağlantılı

Nişasta, ekmek ve karbonhidratlar azalınca aradaki farkın daha iyi anlaşılacağını belirten Üskent, “Çok enerji alan tüm kanser hastalarıma intermittent fasting yani aralıklı orucu öneriyorum ve kendilerini bir şeker hastası gibi görerek beslenmelerini istiyorum. Rahim ve menopozdan sonraki meme kanserlerinin en büyük sebeplerinden biri obezite. Kanser hastaları obeziteye yaklaştıkça hastalık nükseder. Diyabet hastalarının kullandığı metformin, glukofen ve glifor gibi ilaçların, tümörü tetikleyen insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunu ve mTOR genini baskılayarak meme, rahim, pankreas ve karaciğer kanserlerini azalttığına dair yayınlar mevcut. Ayrıca meme kanseriyle ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalar, glifor kullanıldığında kanserin yayılma oranı ve hızını düşürdüğünü gösteriyor” dedi.

Zen-G, yeni albümü Goldschool’un ilk şarkısı “Grafiti”

Zen-G, yeni albümü Goldschool’un açılışını, güçlü bir manifestoyla yapıyor. Sözü ve müziği Zen-G’ye ait olan “Grafiti”, Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşuyor.

Sözleriyle sisteme, sahte kimliklere ve rap kültürden uzaklaşmış içeriklere karşı duran Grafiti, bir uyanış çağrısı olarak kaydedilirken hem kültürel mirasa sahip çıkıyor hem de günümüz Hip-Hop sahnesine eleştirel bir bakış sunuyor. Duvarlara yazılmış mesajlardan ilham alarak şekillenen şarkı, güçlü sözleri ve klibindeki arşiv görüntüleriyle dikkat çekiyor. Şarkının sonunda yer alan sesleniş ise unutulmaz bir etki bırakıyor.

Klibinde eski ve yeni grafiti görüntülerinin birleşimiyle, geçmişle bugünü birleştiren bir kolaj sunuyor. Goldschool albümünün ruhunu tanıtan “Grafiti”, Hip-Hop’un özüne dönüş çağrısı yaparken, aynı zamanda Zen-G’nin kendini tanımladığı bir isim oluyor.

UZ4Y, yeni şarkısı “Nadas”

Güçlü sözleri ve şehir hayatının sertliğiyle kendi hikayesini yazan UZ4Y, yeni şarkısı “Nadas”ı Sony Music Türkiye etiketiyle dinleyicileriyle buluşturuyor.

Sokaklardan gelen saf enerjiyi kendi kimliğiyle bütünleştirerek milyonların sevgilisi haline dönüşen UZ4Y, sözü ve müziği kendisine ait olan ‘’Nadas’’ ile old-school’un samimiyetini bugünün ritmiyle buluşturarak bağımlılık yaratan bir atmosfer yaratıyor.

Sosyal içici mi? Yoksa bağımlı mısınız?

Kişinin sağlığına, sosyal yaşamına ve sorumluluklarına zarar verecek düzeyde alkol kullanımının bağımlılık olarak adlandırıldığını belirten uzmanlar hem fiziksel hem de psikolojik bağımlılık oluşabildiğini söylüyor.

Sürekli alkol kullanma isteği, bırakmakta zorlanma, tolerans gelişimi ve yoksunluk belirtilerinin bağımlılık göstergesi olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Alkol beyin, karaciğer, kalp ve sindirim sistemi başta olmak üzere pek çok organa zarar verir.” dedi. Alkol bağımlılığında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğunu aktaran Çetin, erken yaşta eğitim ve sosyal destekle bağımlılığın önlenebileceğini söyledi. Çetin ayrıca, tetikleyicilerden uzak durmanın ve sağlıklı alışkanlıklar geliştirmenin bağımlılıkla mücadelede kilit rol oynadığını hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, alkol bağımlılığının belirtileri, nedenleri, zararları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi, önlenmesine yönelik önerilerde bulundu.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Alptekin Çetin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Alptekin Çetin

Sürekli alkol kullanma isteği bağımlılık belirtisi…

Alkol bağımlılığının, kişinin alkol kullanımını kontrol edememesi, fiziksel ve psikolojik bağımlılık geliştirmesi durumu olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, alkol bağımlılığı kişinin sağlığına, sosyal yaşamına ve sorumluluklarına zarar verecek düzeyde alkol kullanımıyla karakterizedir.” dedi.

Çetin, belirtiler arasında sürekli alkol kullanma isteği, kullanımı bırakamama, tolerans gelişimi ve yoksunluk belirtilerinin yer aldığını kaydetti.

Alkol birçok organa zarar verebiliyor!

Alkolün, neredeyse tüm organ sistemlerini etkileyebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Beyini etkiler. Hafıza kaybı, depresyon ve demans riskini artırır. Siroz ve karaciğer yetmezliği gibi ciddi hasarlara yol açabilir. Yüksek tansiyon, aritmiler ve kalp kası hasarı riskini artırır. Mide ülseri ve pankreatit riski yükselir. Ayrıca, ağız, boğaz, karaciğer kanseri gibi kanser türleri ile doğrudan ilişkilidir.” dedi.

Alkol bağımlılığını önlemek için bazı önlemler alınabileceğini ifade eden Çetin, “Erken yaşlarda alkolün zararları hakkında eğitimler verilmeli. Sosyal destek ve sağlıklı arkadaş çevresi önemi hafife alınmamalı. Stresi yönetmek için alkol dışındaki yöntemler, örneğin spor ve meditasyon önerilebilir. Alkol satış ve reklamlarının sınırlandırılması etkili bir önlem olabilir.” şeklinde konuştu.

Hem genetik hem de çevresel faktörler bağımlılığı etkiliyor!

Alkol bağımlılığında hem genetik hem de çevresel faktörler rol oynadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Araştırmalar, genetik yatkınlığın yüzde 40-60 oranında etkili olabileceğini göstermektedir. Ancak aile dinamikleri, stres ve sosyal çevre gibi çevresel faktörler de bağımlılığın gelişiminde önemli bir role sahip.” dedi.

Alkol bağımlılığı tedavini uzman bir ekip yürütmeli!

Alkol bağımlılığı tedavisinin genellikle bir uzman ekibin desteğiyle yürütüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Motivasyonel görüşme ve bilişsel davranışçı terapisi psikoterapi teknikleri kullanılır. Uygun görülen ilaçlarla alkolün güvenli bir şekilde vücuttan atılması sağlanır. Anonim Alkolikler gibi gruplar tedavi sürecinde hastalara destek sunar. Tedavi süreci kişiye özeldir ve uzun vadeli takip gerektirir.”

Bağımlılıktan uzak durmak için tetikleyicilerden kaçınmak önemli

Alkol bağımlılığı olan birinin tedaviye nasıl ikna edilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kişiyi yargılamadan dinleyin, hislerini anlamaya çalışın. Alkolün hem kendisine hem de çevresine verdiği zararları anlatın. Empati gösterin, onun yerinde olsaydınız nasıl hissedeceğinizi paylaşın. Profesyonel destek almasının önemini vurgulayın.” şeklinde konuştu.

Kendi isteğiyle alkol bağımlılığından kurtulmaya çalışanlara da önerilerde bulunan Çetin, şunları söyledi:

“Tetikleyicilerden uzak durun. Alkol içme isteği uyandıran ortam ve kişilerden kaçının. Spor, hobi veya başka sağlıklı aktivitelerle meşgul olarak dikkat dağıtılabilir. Yakın çevreden veya bir terapistten destek almak önemlidir. Mindfulness ve nefes egzersizleri stresle başa çıkmada etkili olabilir.”

Çetin ayrıca, alkol bağımlılığından kurtulan birinin tekrar bağımlılığa dönmemesi için tetikleyicilerden kaçınma, düzenli takip, yeni hobiler ve sağlıklı alışkanlıklar ile destek gruplarının önemini vurguladı.

Nil Karataş’ın yeni single “Maalesef”

Nil Karataş, “Maalesef” adını taşıyan yepyeni single çalışmasıyla müzikseverlerle buluştu! 2015’ten bu yana yayımladığı şarkılarla adından söz ettiren Nil Karataş, pop müzik tarzındaki yeni şarkısı “Maalesef” için çalışmalarını tamamladı. Söz ve bestesi Kutup Ata Tuncer’e, düzenlemesi ise Celil Yavuz’a ait olan şarkı, Nil Karataş’ın güçlü vokaliyle dinleyenin kalbine işliyor. Halil Güzel’in yönetmenliğini üstlendiği video klibiyle ‘Maalesef’, Avrupa Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini aldı.

Chalet Garden’da sezon başladı

Swissôtel The Bosphorus’un en sevilen mekanlarından Chalet Garden, Mayıs itibarıyla kapılarını açtı. Swissôtel içerisinde yer alan ve kış aylarında İsviçre Alpleri’nin ruhunu sonuna kadar yaşatan Chalet, Mayıs ayıyla birlikte bahçe keyfini başlatıyor.

Şehrin merkezinde doğa ile iç içe olma ve açık havanın tadını sonuna kadar çıkartabilme fırsatı sunan Chalet Garden, menüsündeki eşsiz lezzetleri, eğlence dolu etkinlikleri  sezona başladı.

Şef Soner Kesgin’in hazırladığı menüsünde poke bowl’lar, paylaşımlı tabaklar ve atıştırmalıkların yanı sıra pizza dog, klasik frankfurter, bratwurst, burger gibi seçenekler ve bu özel lezzetlere eşlik eden imza kokteyl ve içecek seçenekleri yer alıyor.

Her gün saat 17.00’da açılan Chalet Garden’da haftanın 3 günü (Perşembe-Cuma-Cumartesi) farklı sanatçıların canlı performanslarıyla eğlence ikiye katlanıyor.

CHALET GARDEN MAYIS TAKVİMİ
3 Mayıs Cumartesi Sibel Tepe
8 Mayıs Perşembe Deniz Sipahi
9 Mayıs Cuma Sezen Nayman
10 Mayıs Cumartesi Ege Çubukçu (BVC 10.YIL)
15 Mayıs Perşembe Solanch
16 Mayıs Cuma Elif Pıtırlı
17 Mayıs Cumartesi Garage Sale Festival
22 Mayıs Perşembe Duygu Soylu
23 Mayıs Cuma Bir Hikaye Bir Şarkı
24 Mayıs Cumartesi Mevsim Körün
29 Mayıs Perşembe Ezgi Alaş
30 Mayıs Cuma Ceren Akın
31 Mayıs Cumartesi Picnic & Gathering Festival

 

İş ve sosyal hayatı kabusa dönüştüren hastalık!

“Ani idrarım geldi, yetişemedim”, “Çok sık idrara çıkıyorum, böbreklerim iyi çalışıyor”, “Evden çıkmadan önce mutlaka tuvalete girerim” Günlük hayatımızda yaşadığımız veya çevremizden sıkça duyduğumuz bu yakınmalar, toplumda “aşırı aktif mesane” olarak bilinen mesane hiperaktivitesi hastalığının sinyali olabilir!

Aşırı aktif mesane; mesane kasının ani ve şiddetli kasılması sonucu ani idrar yapma isteğiyle birlikte tuvalete gitme durumu olarak tanımlanıyor.  Özellikle çay, kahve, sigara ve alkol gibi alışkanlıkların artmasına paralel olarak giderek daha sık görülüyor. Her yaşta gelişebilen aşırı aktif mesane, erkeklerde 65 yaş sonrasında yüzde 30’a, kadınlarda 45 yaş sonrasında yüzde 40’a yükseliyor.  Bu rakamlar her 5 kadından 2’sinde aşırı aktif mesane sorunu yaşandığına işaret ediyor.  Acıbadem Kartal Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, hijyeni, iş ve sosyal hayatı olumsuz yönde etkileyen aşırı aktif mesanenin utanıldığı için genellikle dile getirilemediğine dikkat çekerek, “Hekime başvurmak yerine, kendileri çözüm bulmaya çalıştıkları için hastaların yaşam kaliteleri ciddi boyutlarda etkilenmektedir. Sık sık idrara çıkma ve aniden idrar yapma sorunları nedeniyle hastalar zamanla aile, sosyal ve iş yaşamlarında önemli problemler yaşamaktadırlar. Aslında yaşam alışkanlıklarında alınacak olan önlemler ve tedavilerle aşırı aktif mesane kaynaklı yakınmalar genellikle tedavi edilebilmekte, hastalar günlük yaşamlarına sorunsuz devam edebilmektedirler” diyor.

Dr. Bülent Özbilek

Dr. Bülent Özbilek

Ani idrar yapma isteği en tipik belirtisi!

İdrar böbrekler tarafından üretilip, mesanede depolanıyor. Depolanma sırasında idrar miktarından bağımsız olarak mesane kasılarak idrar hissi oluşturuyor. Bu his çoğunlukla baskılanıyor ve erteleniyor. Mesane dolduğunda kendisini çevreleyen kası istemli olarak kasıyor ve idrar boşaltma gerçekleşiyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, “Aşırı aktif mesanede ise henüz mesane dolmadan bu kasılmalar o kadar şiddetli olur ki idrar yapma ertelenemez ve bunun sonucunda ya sık tuvalete gidilir ya da idrar kaçırılır” diyor. Ani idrar yapma isteği aşırı aktif mesanenin en yaygın görülen belirtisini oluşturuyor. Sık sık (günde 8’den fazla) idrara çıkmak, geceleri idrar için uyanmak “aşırı aktif mesane” sorununun tipik belirtilerinden. Bazen bu problemlere idrar kaçırma da eklenebiliyor.

Kahve ve çay tüketimine dikkat!

Aşırı aktif mesane pek çok sebepten kaynaklanabiliyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, doğum ve hamilelik gibi etkenler nedeniyle pelvik kaslarının gerilip, zayıflamasının  önemli bir etken olduğunu belirterek, “Ayrıca menopoz sonrasında östrojen hormonunun azalması, idrar yolu enfeksiyonu, aşırı kilo ve bel fıtığının yanı sıra parkinson, multipl skleroz ve inme gibi nörolojik hastalıklar ile diyabet hastalığı da aşırı aktif mesaneye yol açmakla birlikte, kimi zaman bu tablonun nedeni belli olmamaktadır” diyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, özellikle kahve, çay, alkol ile çikolata tüketiminin, sigaranın ve kabızlığın aşırı mesane sorununu artırdığına da sözlerine ekliyor.

Önce nedenleri araştırılıyor!

Teşhis için hekime başvuran hastalardan, aşırı aktif mesaneye yol açabilecek diyabet, bel fıtığı ve nörolojik bir hastalığı olup olmadığı, kullandığı ilaçlar, alışkanlıkları (sigara, kafein, alkol), günlük sıvı alımı, idrar yapma ve kaçırma sıklığı gibi bilgiler alınıyor.  Daha sonra hasta muayene ediliyor ve ihtiyaç halinde idrar analizi, idrar kültürü, ultrasonografi ile bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulabiliyor.  Önemli bir tetkik yöntemi olan ürodinami ile mesanenin dolum sırasında basınçları ölçülerek kaçırmanın nedeni saptanmaya çalışılıyor.

Yaşam alışkanlıklarını düzenlemek şart!

Aşırı aktif mesane sorununda, altta yatan etkene bağlı olarak, ilaç tedavisi, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesi ve medikal tedavilere başvuruluyor. Ancak, tedavi sonrasında zamanla yakınmalar tekrar başlayabiliyor. Üroloji Uzmanı Dr. Bülent Özbilek, bu nedenle yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan değişikliklerin çok daha fazla önem taşıdığını belirterek, “Özellikle kabızlığı gidermek, sıvı tüketimini düzenlemek, sigarayı bırakmak, alkol ve çay ile kahve gibi kafein içeren içecekleri kısıtlamak, fazla kilolardan kurtulmak ve düzenli olarak egzersiz yapmak, yakınmaların giderilmesinde oldukça önemlidir” diyor. Pelvik kaslarının güçlendirilmesi ve idrar yapma eğitiminin de şikayetlerin azalmasında etkili olduğunu vurgulayan Dr. Bülent Özbilek, “Hekimin ilaç önerileri tedavinin önemli bir parçasını oluşturmakla birlikte, sakral sinir stimülasyonu, perkütan tibial sinir stimülasyonu, mesane duvarına botoks uygulamaları gibi diğer yöntemler de denenebilir” bilgisini veriyor.

Mayıs 2025 burç yorumları

Koç

Mayıs ayında, ilkbaharın ilk günlerinde, kişilerarası iletişim ihtiyaçlarınız önemli ölçüde artacaktır. Bekar kişiler bir ruh eşi aramaya ve özlem duymaya başlayacaklar. Yıldızlar yeni temaslar kurarken çok başarılı olacağınızı gösteriyor. Nişanlı bir Koç, ilişkisinde uyum sağlamak için sabırsızlanabilir.

Boğa

Mayıs’ta ayrıca entelektüel yönlere odaklanılacaktır. Kişisel başarısızlık olarak gördüğünüz başarısız durumlar. Bu ay en sonunda bunu aydınlanma olarak kabul etmeyi öğreneceksiniz. Bu sayede Boğalar nihayet ilişkilerdeki güçlüklerin ve anlaşmazlıkların üstesinden gelecekler ve ailelerindeki huzurun yanı sıra karşı cinsle olan uyumlu anların da tadını çıkaracak.

İkizler

Her problem, barışçıl, olgun bir konuşma veya uzlaşma yoluyla çözülebilir. Mayıs’ta bu İkizler için çok önemlidir. Şüphesiz her iki taraf da bu problem çözme biçimine açık olmalı, aksi halde işe yaramayacaktır. Anlaşmazlıklarda nasıl davrandığınızın farkına varmalısınız, böylece daha sonra davranışlarınızdan pişman olmayacaksınız.

Yengeç

Bu Mayıs ayında Yengeç burcu neredeyse ütopik olan dünyasından kaçınılmaz olarak koparılacaktır. Gerçekçi olmayan bir şekilde sevinçten havalara uçan insanlar tarafından çevrili olunca gerçekliği unutacaksınız. Hemen dikkatinizi ve acil çözümünüzü gerektiren önemli bir durumu kaçıracağınız bir durum olabilir. Yakalayacak çok şeyiniz olacak, ancak becerileriniz sayesinde bunu hızlı ve başarılı bir şekilde halledebilirsiniz.

Aslan

Mayıs, Aslan burcu için özellikle de iş alanında, çok yoğun aylardan ilki olacak. Aynı anda pek çok acil sorun ortaya çıkacak ve mümkün olan en kısa zamanda çözülmesi gerekecek. Belki sorunlarınızın nedeni olmayacaksınız, ancak iş arkadaşlarınız ve işverenlerinizle çatışmaktan kaçınmaya çalışın. Artık aynı gemidesiniz ve işbirliği yapmanız gerekiyor.

Başak

Özellikle Mayıs ayında pozitif enerjiyi yayacaksınız. Başaklar’ın pek çok potansiyel partnere sahip olacak olmasına şaşmamalı. Herkes sizin yanınızda olmak istiyor. Komiksiniz ve çevrenize pozitif dalgalar yayıyorsunuz. Bu dönemde kazanılan temasların gelecekte oldukça yararlı olacağı görülecektir.

Terazi

Mayıs ayında işte ve kişisel hayatta olacak olan küçük sorunlar, düşünceli bir jest ile kolaylıkla düzeltilebilir. Daha fazla özen göstermek ya da mesela öğle yemeğine davet etmek kesinlikle herkesi mutlu edecektir. Teraziler nihayet istikrarlı ve pozitif bir döneme sahip olacak. Birçok sorunu, hatta uzun vadeli sorunları çözmeyi başaracaklardır.

Akrep

Mayıs ayı ile birlikte uzun vadeli ilişkiler gelişecek. Bazı önceden gelen sorunlar varsa, bu dönemde sizden uzak duracaklar. Eşinizle aynı görüştesiniz ve kelimeler olmadan birbirinizi anlıyorsunuz. Bu dönemde Akrepler planladılarsa bir sonraki adıma geçmekten korkmamalıdırlar.

Yay

Bu burç yorumuna göre Mayıs şanslı ayınız olmayacak. Yay burcu gerçekler nedeniyle ilişkilerinde güven eksikliği ile karşılacaklar ve son günlerde başka yerlerde çok fazla zaman harcamış olacaklar. Patnerinizin hislerini anlamaya ve düşünceli olmaya çalışın. Romantik jestler mutlu etmenin kesin bir yoludur.

Oğlak

Kendinizle başbaşa olacaksınız. Bu zamanda yardım beklemeyin. Bir toplulukta iş birliği artık işe yaramıyor ve zamanlar zorlaştığında herkes kendi başkaları ne yaparsa yapsın kendini kurtarmaya çalışıyor. Burçlar Oğlak’a Mayıs ayında arkadaşlarıyla konuşmalarını öneriyor. Kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Kova

Bu dönem, Kova burcunda içgüdüleri uyandırmaya başlayacak ve ruh eşinizle karşılaşma isteğini hissedeceksiniz. Gerçekten sosyal bir tip olmasanız bile; Mayıs ayında sosyal bir hayat yaşamaktan çekinmeyin. Yıldızlar yüzünden bu dönemde çok fazla çaba veya emek göstermeden gerçekten başarılı olacaksınız.

Balık

Partneriniz Mayıs ayında sizi endişelendirebilir. Belki de bu endişeler yersizdir, ancak sevgilinizi açıklama yapmadan fırçalamamanız gerekir. Bir şeyleri tam olarak anlamak için yapmanız gereken şey birbirinizle konuşmaktır. Ayrıca iki kişi rahatlamak daha kolaydır. Balık burcu aşkına devam ederken problemlerinin tümünü unutacak.