Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Kalp krizinde sabah saatleri daha riskli!

Dünya genelinde ve ülkemizde kalp krizi ile diğer kardiyovasküler hastalıklar ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer almaya devam ediyor. Ülkemizde yılda yaklaşık 200 bin kişinin kalp krizi geçirdiği ve bu hastaların önemli bir kısmının hayatını kaybettiği belirtiliyor. Modern yaşamın getirdiği hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme, obezite ve stres, kalp krizinin temel nedenleri arasında yer alıyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, ayrıca kış aylarında soğuyan havanın da kalp krizi riskini artırdığına dikkat çekerek, “Bunun nedeni ise soğuk havalarda vücudun sıcaklığını korumak için damarları daraltması ve bu durumun kan basıncını artırarak kalbin daha fazla çalışmasına neden olmasıdır. Özellikle kalp hastalığı olan kişilerde bu ek yük kalp krizine yol açabilmektedir. Ayrıca kış aylarında azalan fiziksel aktiviteler  ve beslenme değişiklikleri de risk faktörlerini artırmaktadır” diyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek

Soğuk havada risk 3 kat artıyor!

Kış aylarında kalp krizinin 3 kat daha fazla görüldüğüne işaret eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, kalp sağlığını korumak için alınması gereken önlemleri ise  şöyle özetliyor:  “Günde en az 3-5 porsiyon mevsimine uygun sebze ile meyve tüketmek, kaliteli ve yeterli süre uyumak, vücut ısısının daha iyi korunması için tek bir kalın kıyafet yerine ince ve kat kat giyinmek önem taşımaktadır.”

En sık sabah saatlerinde yaşanıyor! 

Kalp sağlığı için kış aylarında da sporu aksatmamak büyük bir öneme sahip. Ancak soğuk havalarda sabahları ağır spor yapmaktan kaçınmak gerekiyor. Zira, yapılan araştırmalara göre, kalp krizi en sık sabah saatlerinde yaşanıyor!  Bunun sebebi ise sabahları 09:00’a kadar olan süreçte vücudun stres hormonu (kortizol) seviyesinin yükselmesi ve kan basıncının artması. Sabah saatlerinde kanın pıhtılaşma eğilimi de daha yüksek olduğu için damar tıkanıklıkları daha kolay gelişebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, bu nedenle özellikle risk grubunda bulunan kişilerin sabah saatlerinde aşırı fiziksel efor sarf etmemeleri gerektiği uyarısında bulunarak, “Örneğin, özellikle sabah saatlerinde yoğun tempolu yürüyüş, kas güçlendirme egzersizleri ve bisiklet sürmek gibi ağır efor gerektiren hareketlerden kaçınmak gerekmektedir. Spor mümkünse öğleden sonra yapılmalıdır. Sabah saatleri dışında zaman yoksa, hafif tempolu yürüyüşler veya gevşeme egzersizleri tercih edilmelidir” diyor.

Risk faktörlerine dikkat! 

Kalp krizi, kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanması sonucu kalp kasına yeterli oksijen gitmemesiyle oluşan ciddi bir durum. Tıkanıklık genellikle ateroskleroz (damar sertliği) sonucu gelişen pıhtılar nedeniyle meydana geliyor. Kalp kası yeterince oksijen alamadığında hücreler ölmeye başlıyor ve ciddi kalp hasarı oluşabiliyor. Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, erken müdahale edilmezse kalp krizinin hastanın kaybıyla sonuçlanabileceğine işaret ederek, “Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, diyabet, obezite ve hareketsiz yaşam tarzı bu tıkanıklığa yol açan önemli risk faktörleri arasında yer almaktadır.   Sağlıksız beslenme, stres ve genetik yatkınlık da kalp krizi riskini artıran diğer etkenlerden. Bu faktörlerin bir araya gelmeleri damarları zamanla tıkayarak kalp krizine neden olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Kalp krizi görülme yaşı 30’a indi!

Kalp krizi eskiden ileri yaştaki kişilerde görülürken, son yıllarda 30’lu genç yaştaki kişilerde de daha sık görülmeye başlandı. Modern yaşamın getirdiği hareketsiz yaşam tarzı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, sigara ile alkol tüketimi, obezite ve stres, kalp krizinin genç yaş gruplarında yaygınlaşmasının başlıca nedenlerini oluşturuyor. Ayrıca, diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların gençlerde son yıllarda daha fazla görülmesinin de bu artışa katkıda bulunduğuna işaret eden Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek,  genç yaşta kalp krizi riski olan kişilerin düzenli sağlık kontrolleri yaptırmalarının yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Kalp krizinde erken tanı ile tedavi hayat kurtarabiliyor ve kalp dokusunun korunmasını sağlayabiliyor.  Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, “Bu nedenle 20 dakikadan uzun süren göğüs ağrısı, nefes darlığı ile çene, boyun, sırt veya kola yayılan ağrı, mide bulantısı, baş dönmesi ve soğuk terleme gibi sorunlar yaşandığında vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Kalp krizinde ilk 2 saat çok önemli!

Kalp krizinde “altın saatler” olarak adlandırılan ilk iki saat içinde yapılan müdahaleler hastanın hayatta kalma şansını önemli ölçüde artırıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek, “Erken müdahale sayesinde damar tıkanıklığı açılabilir ve kalp kasına giden kan akışı tekrar sağlanabilir. İlk saatlerde yapılan tedavi, kalp kası hasarını en aza indirerek hastanın ölüm riskini azaltır ve takip eden yıllarda yaşam kalitesini korumasına yardımcı olabilir” diyor. Doç. Dr. Mustafa Aytek Şimşek,  sağlıklı ve dengeli beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve sigaradan uzak durmanın kalp krizi riskini önemli ölçüde azalttığını söylüyor.

Sanata engel yok!

Sanatta engelleri kaldırarak sanatçı ile sanatseveri bir araya getirmeyi amaçlayan Sanatta Engel Yok Vakfı, düzenlediği “Sevgide Buluşalım” sergisiyle büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Vakfın merkezinde gerçekleşen etkinlik, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle karşılandı.

Sanatta Engel Yok Vakfı Başkanı Yasemin Gülderen Zanbak’ın ev sahipliğinde ve küratörlüğünü Ülkü Cılızoğlu’nun yaptığı sergide, 23 sanatçının birbirinden özel eserleri sanatseverlerle buluştu. Açılış konuşmasında sanatın önündeki tüm engelleri kaldırmayı misyon edindiklerini belirten Zanbak, şu ifadeleri kullandı: “Yurdumuzun her köşesinde sanatın, her türlü engeli ortadan kaldırabilme ve iyileştirme potansiyelini geniş kitlelere kalıcı olarak aktarma hedefimiz doğrultusunda buradayız. Sanatın iyileştirici gücüne yürekten inanan kıymetli ressamlarımızla birlikte olmak büyük bir mutluluk. Kurulduğumuz günden bu yana büyük bir özveriyle engelli sanatçılarımızın sesini duyurmak için çalışıyoruz ve çalışmaya devam edeceğiz.”

Sergi, sanatseverlerin yoğun ilgisiyle dolup taşarken, günün sürprizi ise keman sanatçısı Hatice Kara’nın verdiği mini konser oldu. Sanat dolu anlara eşlik eden bu özel performans, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim yaşattı.

Edibe Taylan ‘Karnaval Kaçkınları’

Ayşe Takı Galerisi, sanatçı Edibe Taylan’ın kişisel sergisi ‘Karnaval Kaçkınları’ ile 8 Mart 2025 Cumartesi günü sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
Bu özel sergide, sanatçının son 15 yılda ürettiği seramik heykeller, akrilik ve yağlı boya resimler ile dijital çalışmalarından oluşan yaklaşık 50 eser sanat izleyicileriyle buluşacak.
Sergi sergisi 8-22 Mart 2025 tarihleri arasında Ayşe Takı Galerisi’nde ziyaret edilebilir.
AYŞE TAKI GALERİSİ
Adres: Sakayık Sok. 53 Tuna Palas Daire: 1 Teşvikiye, İstanbul
Tel: 0212 343 21 54

Tuğra’nın Ramazan Menüsü

Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ramazan dönemine özel iftar yemekleri ve etkinlikleri ile öne çıkıyor.

Tuğra’nın Ramazan Menüsü

Çırağan Palace Kempinski İstanbul’un ihtişamlı atmosferinde, Osmanlı ve Türk mutfağının zengin mirasını modern dokunuşlarla harmanlayan ödüllü Tuğra Restoran, Ramazan ayını unutulmaz bir lezzet şölenine dönüştürüyor.

Kars’ın grayver peyniri, Ezine’nin beyaz peyniri, Erzincan’ın tulumu ve Kayseri’nin benzersiz pastırması, manda kaymağı ve Marmaris’in çam balı gibi seçkin tatlar, Medine hurması, kuru incir ve kayısı gibi doğal lezzetlerle bir araya geliyor. El yapımı reçeller, zeytinyağlı Antakya kısırı, safranlı soğanlama ve ekşili yaprak sarma gibi geleneksel zeytinyağlılar ise damakları lezzetlendiriyor. Menünün devamında, Anadolu’nun zengin çorba kültürünü yansıtan Malatya mercimek çorbası ya da şefin günün özel çorbası seçeneği sıcacık bir başlangıç sunuyor. Ardından, Akdeniz ve Anadolu’nun harmanlandığı, zarif dokunuşlarla hazırlanmış sıcak başlangıçlar geliyor. Ekşili kuru dolma, çıtır oruk ve levrekle doldurulmuş kabak çiçeği, badem taratoru ve vişneli yoğurt gibi eşsiz tatlar, geleneksel tariflerin modern sunumlarla buluştuğu lezzet anlarına ev sahipliği yapıyor. Ana yemeklerde, Osmanlı mutfağının zarafeti ve modern pişirme teknikleri bir araya geliyor. Közlenmiş patlıcanlı yoğurt üzerinde sunulan kavrulmuş dana etiyle hazırlanan alinazik, firik bulguru ve mürdüm eriği sosuyla tatlandırılmış kuzu taraklık ya da rezene püresi ve elmalı ekşi sos eşliğinde sunulan ızgara levrek gibi seçenekler, Ramazan sofralarını birer saray ziyafetine dönüştürüyor. Lezzet yolculuğunun finalinde, misafirler tatlı büfesinin ihtişamıyla buluşuyor. Çilekli güllaç, tel kadayıf, kazandibi, zerde, badem ve fıstık ezmesi gibi geleneksel Ramazan tatlarının yanı sıra nar taneleriyle süslenmiş muhallebi ve fırın sütlaç gibi tatlılar, menüyü adeta bir şölen ile sonlandırıyor.

Tuğra Restoran’da iftar menüsü; şerbetler, meyve suları, çay, kahve ve KDV dahil kişi başı 6,000 TL.

Bilgi; 0212 326 46 20

Sarayda Ramazan sofraları

Akdeniz Restoran’ın Ramazan Menüsü

İftar, masada yer alan zengin iftariyeliklerle başlıyor. Bal, kaymak, hurma, tahin, pekmez, tereyağı, sahine, çeşit çeşit zeytin ve peynirler, pastırma ve sucuk gibi geleneksel tatlarla zenginleştirilmiş masaya serpme iftariyelikler, misafirlere Ramazan’ın sıcaklığını ve paylaşım ruhunu hissettiriyor. Çorbalar, iftar keyfini leziz bir başlangıçla buluşturuyor. Ekşili kırmızı mercimek çorbası, Anadolu’nun sade ama bir o kadar lezzetli dokunuşlarını sofralara taşırken; kuzu gerdan çorbası, zengin aroması ve doyurucu yapısıyla geleneksel lezzetleri modern bir dokunuşla sunuyor. Sıcak başlangıçlarda sunulan lezzetler, iftar sofralarının geleneksel dokusunu yaşatıyor. Ardından odun fırınında hazırlanan etli pazı sarma, füme krema ve narlı yoğurt köpüğü eşliğinde sunuluyor. Porçini mantarlı ve kuzu etli keşkek; kestane, mozzarella ve baharatlarla zenginleştirilerek damaklarda unutulmaz bir iz bırakıyor. Fırınlanmış pancar ve Divle obruk peyniri salatası ise Akdeniz’in dokunuşunu yansıtan sağlıklı bir alternatif olarak menüde yerini alıyor. Ana yemek seçeneklerinden odun fırınında Boğaz kebabı, geleneksel Türk mutfağına zarif bir yorum getiriyor. Organik tavuk, yabani rokalı patates püresi ve ızgara kuşkonmaz ile Akdeniz esintisini sofistike bir şekilde yansıtıyor. Zahterli marine edilmiş ızgara dil balığı, rezene ile tatlandırılmış brokoli ezmesi ve kök sebzelerle sunulurken, vegan seçenek olarak fırınlanmış karnabahar ve patlıcan, tahinli vegan yoğurt ve nar salatası eşliğinde servis ediliyor. Bu eşsiz iftar menüsü, Ramazan sofralarının tatlı kapanışı için Gaziantep’in geleneksel zahterli baklavası ve kaymak eşliğinde sunuluyor. Alternatif olarak karamelli Trileçe, hafifliği ve zarafetiyle menüyü taçlandırıyor.

Akdeniz’de Ramazan ayı boyunca sunulan bu özel iftar menüsü; şerbetler, meyve suları, çay, kahve ve KDV dahil kişi başı 4,300 TL.

Bilgi; 0212 326 46 20

Sarayda Ramazan sofraları

 Kurumsal iftar davetleri

Kurumsal iftar yemekleri için Saray’ın büyüleyici atmosferi içinde yer alan etkinlik salonlarında, deneyimli, profesyonel ve ödüllü servis ekibi tarafından hizmet edilen eşsiz iftar ziyafetleri de düzenlenebiliyor.

Bilgi; 0212 326 45 45 meetings.istanbul@kempinski.com

 Ramazan Ayı Boyunca Odaya Servis Sahur Menüsü

Ramazan ayı boyunca konaklayan misafirlere, oda servisinden özel sahur menüsü konaklama fiyatına dahildir.

Bilgi; 0212 326 46 46 ist.resrev@kempinski.com

Ek gıdaya geçerken sık yapılan bu yanlışlara dikkat!

Kışın dondurucu soğuklarının hakim olduğu bugünlerde, kapalı ve kalabalık ortamlarda hızla bulaşan virüslerin de etkisiyle özellikle bebekli aileler büyük endişe yaşıyorlar. Çocuk polikliniklerine burun akıntısı, hapşırık, öksürük ya da ciltte döküntü gibi şikayetlerle getirilen bazı bebeklerde bu şikayetlerin altında yatan neden, besin alerjisi olabiliyor! Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu “Ek gıdaya geçiş konusunda anneler biz çocuk hekimlerine danışmanın yanı sıra, günümüzde bilgi kirliliğinin çok fazla olduğu sosyal medyadan ve internetten de farklı bilgiler öğrenebiliyorlar ki bu durum sağlık açısından bazı tehlikelere yol açabiliyor. Özellikle bağışıklığı güçlü olsun diye ek gıdaya geçişte ilk günden besinleri birbirine karıştırarak verebiliyorlar. Oysa bu durum bebeğin besin alerjisi olup olmadığının tespitini güçleştiriyor. Çocuk polikliniklerine nezle ve grip bulgularıyla getirilen birçok bebeğin sorunları besin alerjisinden kaynaklanabiliyor” diyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, çiçeği burnunda annelere ek gıdaya başlarken bilinmesi gerekenleri ve sağlıklı ek gıdanın püf noktalarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Annelerin, bebeklerinin 6. ayına gelmesiyle birlikte hekimlere danıştıkları konuların başında ek gıdaya geçerken dikkat etmeleri gerekenler yer alıyor. Zira bu süreçte hem heyecanlı hem de stresli olan çiçeği burnunda anneler, ‘acaba yanlış bir şey yapar da bebeğime zarar verir miyim?’, ‘iştahı nasıl olacak?’, ‘ya beğenmez de onu yeterince ve sağlıklı besleyemezsem!’ ya da ‘acaba alerjisi olacak mı?’ şeklinde endişeler yaşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, öncelikle ilk 6 ay sadece anne sütünün yeterli olduğunu vurgulayarak “Anne sütü ile ilgili bir problem yoksa bebeğin gelişimine göre, ilk 6 ay sadece anne sütü bebeğin büyümesi için bütün ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Gelişim basamaklarında herhangi bir problemi olmayan ve anne sütü ile beslenen çocuklarda 6. aya girilmesiyle birlikte ek gıdaya başlayabilirsiniz. Öncesinde ek gıda tadımları mutlaka doktor kontrolünde yapılmalıdır. Anne sütü alımı yetersiz olan, formül mama alımında zorlanan veya gelişiminde aksamalar saptadığımız çocuklarda ise 6. aydan daha erken dönemde ek gıdaya başlayabiliriz” diyor.

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu

Bu hareketleri yapabiliyorsa!

Bebeğinizin ek gıdaya hazır olup olmadığını anlamak için öncelikle bazı gelişim basamaklarını tamamlamış olması gerektiğini vurgulayan Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: “Örneğin; başını tutuyor olabilmeli, desteksiz ya da hafif destekle tam oturabilmeli, yiyecekleri ağzına götürmeli ve yutabilmelidir. Genelde doğum ağırlığının iki katına ulaşmışsa ve gelişiminde sorun yoksa ek gıdalara başlanabilir. Ek gıdalarla birlikte anne sütüne de ilk iki yıl devam etmeniz faydalıdır.”

Ek gıdaya başlarken bu önerilere dikkat!

Dr. Büşra Nükhet Pehlivanoğlu, ek gıdaya başlarken önemli kuralları şöyle sıralıyor;

  • Her besini tek tek deneyin, yoksa!

Her besini ‘bir günde tek besin’ olacak şekilde, en az iki gün denemelisiniz. Böylece o besine alerjisi olup olmadığını anlayabilirsiniz. Yüksek alerjen gıdalar dışındaki her besin için üç gün beklemenize gerek yok ancak aynı gün içinde sadece tek yabancı besin tanıtılmalıdır. Çiçeği burnunda anneler, sosyal medyanın da etkisiyle ‘bağışıklığı güçlensin’ diye verilen bulamaç/ atom dedikleri tarifleri uygulayabilmekteler. Ancak bebeğin ilk defa karşılaşacağı farklı besinleri ilk günden birbirine karıştırabildikleri için bebeğin besin alerjisi anlaşılamayabiliyor. Hatta alerji, nezle ve grip bulguları ile benzerlik gösterebildiğinden ona göre tedavi uygulanabiliyor, alerjiyi teşhis edebilmek zaman alabiliyor!

  • Tatları karıştırmayın!

Bebeğinizin ileride iştahsızlık, seçici yemek yeme, tek tada alışma (sadece tatlı yeme gibi) veya sebze reddi olmaması için ilk aşamalarda farklı tatları karıştırmayın. Bulamaçlar hazırlamayın ve her besinin tadını, kokusunu, dokusunu algılaması için tek tek sunun. Alerjik reaksiyon göstermeyen ve tadını öğrendiği gıdaları ileriki dönemlerde tariflerde kullanabilirsiniz.

  • Biberon ve blender kullanmayın!

Ek gıdayı kaşık veya bardakla verebilirsiniz. Biberon kullanmayın! İlk 3-5 gün dışında yiyecekleri blender ile hazırlamayın. Bebeğinizin ileride çiğneme ve yutma kaslarının gelişmesini erken dönemde çatalla ezerek ve cam rende kullanarak destekleyebilirsiniz. Yiyecekleri bebek beslenmesinde en sağlıklı pişirme yöntemi olan buharda pişirerek hazırlayın. Besinlerin mümkün olduğunca organik ve güvenilir kaynaklardan temin edilmesi ve evde hijyenik koşullarda hazırlanması önemlidir.

  • Sevmedi diye vazgeçmeyin!

Bebeğiniz bir besini redediyorsa hemen listeden çıkarmayın, farklı günlerde ve bebeğiniz aç iken tekrar sunabilirsiniz. Bazen bir besini sevmesi 10-15. denemede olabilir veya çok sevdiği bir besini bazı günler hiç yemek istemeyebilir, bunun geçici periyodlar olduğunu unutmayın, pes etmeyin!

  • İlk 1 yaşta bu besinlere kesinlikle başlamayın!

Bal, inek sütü, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri (yoğurt ve peynir gibi), çay, kahve, maden suyu gibi kafeinli ve asidik içecekler, şarküteri ve sakatat ürünleri, konserve gıdalar, çiğ yumurta içeren ürünler veya az pişmiş yumurtayı ilk 1 yılda çocuğunuza vermeyin!

  • Bu besinlere dikkat!

İlk 1 yaşta bazı besinlere dikkat etmek gerektiğini belirten Dr. Pehlivanoğlu şöyle konuşuyor: “Bu dönemde taze sıkılmış dahi olsa meyve suyu vermenizi önermiyoruz. Bunun yerine meyvenin kendisini hazırlayın. Aksi taktirde aşırı şeker yüklenmesi oluşturacaktır. Tahıl grubundan pirinç ve pirinç ununun yoğun kullanımı yerine (içerdiği arsenik yükü nedeniyle); bulgur, şehriye, yeşil mercimek, kırmızı mercimek vb tahılları dönüşümlü kullanabilirsiniz. 1 yaş sonrası bal verecekseniz hakiki olmasına dikkat edin. Bal ve pekmezi tariflerinizde kesinlikle pişirmeyin çünkü yüksek ısıda kanserojen madde salınımına neden olurlar! Maden suyu içerdiği elektrolitler nedeni ile henüz gelişmekte olan böbreklerinde yük oluşturup zarar verebileceğinden içirmenizi önermiyoruz. Bebeğinize gün içinde sık sık su teklif etmeyi ihmal etmeyin.”

Oğuz Yalım “DAHA X”

Sokrat’n Arts & Culture, 20 Şubat 2025 – 5 N’san 2025 tarihler’ arasında Oğuz Yalım’ın 13. kişisel sergisi DAHA X ev sahipliği yapıyor.

DAHA X, yaratım Süreci’nin esnekliğini, heyecanını ve sürükleyiciliğin gözler önüne seriyor. Başlangıçta belirlenen kuralların oyun içinde her an değişebileceği, esneyebileceği ve hatta tersine dönebileceği bir alan yaratan Oğuz Yalım, eserlerini oyunun kurallarının az, özgürlüğün ise hayli fazla olduğu bir evrende oluşturuyor.

İşlenmiş gıdalardan kaçının, çünkü…

Özellikle kapalı ve kalabalık mekanlarda çok hızlı bulaşabilen influenza virüsü ile dünya genelinde her yıl 1 milyardan fazla kişi enfekte oluyor. Kış aylarında hızla yaygınlaşan influenzadan korunmak için güçlü bir bağışıklık sisteminin kritik önem taşıdığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek “Hapşırma, öksürme, konuşma ya da enfekte olan yüzeylerlere dokunma yoluyla çok kolay bulaşan influenza virüsü özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişileri hedef almaktadır. Güçlü bir bağışıklık sistemi için yeterli, dengeli ve çeşitli beslenme büyük bir rol oynamaktadır. Vücuda alınan besinler; bağışıklık hücrelerinin üretimi, çoğalması ve işlevini yerine getirmesi için gerekmektedir. Protein, vitamin ve mineral eksikliği; bağışıklık hücrelerinin üretimini ve antikor üretimini azaltarak vücudu savunmasız bir hale getirmektedir. Aynı zamanda yetersiz lif alımı ve kötü beslenme alışkanlıkları da vücudun direncini düşürmektedir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Enyüksek, influenzaya karşı bağışıklığı güçlendirmenin 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek

Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek

  • Yeterli miktarda protein tüketin

Proteinler vücutta birçok hayati fonksiyonun yerine getirilmesini sağlayan temel besin ögeleridir. Bağışıklık hücrelerini hızla harekete geçirerek vücudun hastalıklara karşı savunmasını artırırlar. Hayvansal ve bitkisel olarak iki gruba ayrılan protein kaynakları açısından en zengin besinlerin başında; et, tavuk, balık, hindi, yumurta, süt, yoğurt, mercimek, nohut, fasulye, kuruyemişler, buğday, çavdar, yulaf ve kinoa gelmektedir.

  • Her gün yeterince su için

Yeterli su tüketimi bağışıklık hücrelerine oksijen ve besin taşınmasını sağlayıp, enerji üretimini artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir. Toksinlerin vücuttan atılmasına destek olur. Su tüketimi yetersiz olursa, bağışıklık hücrelerinin üretimi ve etkinliği azalır, toksinler vücutta birikerek hastalıklara yol açar, solunum yolları kuruyarak grip riski artar, sindirim sorunları yaşanır. Vücut enfeksiyonlara, virüslere ve bakterilere karşı savunmasız hale gelir. Bu nedenle her gün yeterince su içmeye özen göstermek gerekir. Kilonuzu 30 ml ile çarparak içmeniz gereken su miktarını hesaplayabilirsiniz.

  • C vitamininden zengin beslenin

Bağışıklık sistemini destekleyen ve güçlü bir antioksidan olan C vitamini; vücutta serbest radikalleri etkisiz hale getirerek hücrelerin korunmasına ve bağışıklık hücrelerinin daha uzun ömürlü çalışmasına katkı sağlar. Bu nedenle; portakal, mandalina, limon, kivi, ananas, kuşburnu, kırmızı ve yeşil biber, brokoli, karnabahar, lahana, brüksel lahanası, ıspanak, maydanoz ve roka gibi besinlerin tüketilmesi gerekir.

  • İşlenmiş gıdalardan kaçının

Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek “İşlenmiş gıdalar genelde yüksek oranda şeker, tuz, katkı maddeleri, koruyucular ve doymuş yağ içerirken, bu maddeler, bağışıklık sistemini bozarak vücudu virüslere karşı savunmasız hale getirir. Aynı zamanda bağırsak florasında yararlı bakterilerin azalmasına, zararlı bakterilerin ise artmasına neden olur. Bu nedenle paketli atıştırmalıklar, şekerli, gazlı içecekler ve beyaz un yerine; kuruyemiş, meyve, ayran ve tam tahıllı besinler tüketilmelidir” diyor.

  • D vitamininizi ölçtürün

D vitamini bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasını destekleyerek vücudun direncini artırır, enflamasyonu azaltır ve influenza, grip, nezle, zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruma sağlar. D vitamininin vücutta sentezlenmesinde en önemli faktör güneş ışığı olduğundan, güneşin azaldığı kış aylarında D vitamininizi ölçtürerek doktor gerekli görürse D vitamini ve balık yağı takviyesi alabilirsiniz. Aynı zamanda yağlı balıklar (somon, sardalya vb), ciğer, yumurta sarısı ve mantar ile süt ve süt ürünleri de vücudumuzun ihtiyacı olan D vitamininin karşılanmasına yardımcı olur.

  • Çinkodan zengin besinler tüketin

Çinko enfeksiyonlara karşı vücudun daha hızlı ve etkili bir bağışıklık yanıtı oluşturmasını sağlarken, virüs ve bakterilere karşı savaşan antikorların üretimini artırır. Aynı zamanda  serbest radikallerin neden olduğu hücre hasarını önleyerek bağışıklık hücrelerinin daha sağlıklı bir şekilde çalışmasına destek olur. Kırmızı et, somon, yumurta, süt ve süt ürünleri ile kuruyemişler, baklagiller ve tam tahıllar çinkodan zengin besinlerdir.

  • Omega-3 yağ asitlerinden faydalanın

Beslenme ve Diyet Uzmanı Bensu Enyüksek “Omega-3 yağ asitleri; vücut tarafından üretilemeyen, vücuda dışarıdan besin yoluyla alınması gereken esansiyel yağlardır. Bağışıklık hücrelerini güçlendirerek ve enflamasyonu kontrol altına alarak genel bağışıklık fonksiyonlarını destekler. Somon, sardalya, uskumru, ton balığı, hamsi gibi yağlı balıklar ile ceviz, keten tohumu ve avokado gibi besinler tüketmeyi ihmal etmeyin” diyor.

Göksel’den yeni albümün habercisi “Pardon”

Türk pop müziğinin en güçlü beste ve yorumcularından Göksel, heyecanla beklenen 10. stüdyo albümünün ilk şarkısı “Pardon”u 14 Şubat 2025 Cuma günü müzikseverlerle paylaşıyor.

Göksel’in 2025’in ikinci çeyreğinde yayınlamayı planladığı albümdeki tüm şarkıların söz ve bestesi kendisine ait. Sanatçı, kendi hislerinden ilham alarak yazdığı şarkılarda; aşkı, hüznü ve mutluluğu duygu yüklü sözlerle anlatıyor. “Pardon” ise bu albüm yolculuğunun ilk durağı.

Söz ve bestesi Göksel’e ait olan şarkının düzenlemesini yeni nesil müzisyenlerden Samed Nalbant üstlenirken, mix’te Sabi Saltiel, master’da ise Aran Lavi yer alıyor. “Pardon”, video klibiyle birlikte Soles Müzik & Avrupa Müzik işbirliğiyle tüm dijital platformlarda yayında!

Teoman’dan rock şarkılarına yeni dokunuş!

Teoman, kariyerinde iz bırakan rock şarkılarını iki volüm halinde yeniden dinleyicilerle buluşturuyor. “Rock and Roll 1” ve “Rock and Roll 2” adını taşıyan bu özel albümlerde, sanatçının sevilen şarkılarının orijinal versiyonları yer alırken, yeni versiyon olarak “Yağmur 2025” de albüme dahil edildi.

13 Şubat’ta yayınlanan “Rock and Roll 2” albümünde şu şarkılar yer alıyor: “Yağmur 2025”, “Bir Kış Sabahı”, “Kalbin Yok Mu?”, “Dursun Dünya”, “İstanbul’da”, “Sardunyalar Arasında”, “kavgam”, “İnsanlar”, “Nefes Nefese”, “Parti”, “İki Çocuk”, “Fahişe”, “Gökdelenler”, “ben, zargana, deus ex machina”

Teoman’ın rock and roll ruhunu yansıtan bu iki albüm, Avrupa Müzik & Bayhan Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında!

Sibel Can 24. Albümü  “Drama”

Ünlü sanatçı Sibel Can, beş yıl aradan sonra piyasaya çıkardığı kariyerinin 24. Albümü ‘Drama’yı müzikseverler ile buluşturdu.

Sanatçının diğer albümleri gibi arşivlik bir çalışma olan Drama’da toplam 12 şarkı yer alıyor. Aranjör olarak Emre Moğulkoç, Volga Tamöz, Çağrı Telkıvıran, Asil Gök, Nushadow (Kadir Akgöl)’ün imzalarının bulunduğu albümün prodüktörlüğünü ise Engincan Ural üstlendi.

Müzik dünyasının dev isimlerinin yer aldığı albümde, söz ve müziği Cem Adrian’a ait ‘Pes’, Derya Uluğ, Asil Gök ve Emrah Karakuyu imzalı ‘Fani’, sözleri Gözde Ançel’e, müziği Buray ve Gözde Ançel’e ait ‘Erguvan Günleri’, Emrah Karakuyu imzalı ‘Efil Efil’,  Gülsen Karatoprak ve Volga Tamöz imzalı ‘Drama’, ‘Gökkuşağı’ ve ‘Yapboz’,  Berksan ve Volga Tamöz imzalı ‘Bize Has’, Özlem Güneykaya imzalı ‘Ninni’ ve Isra Gülümser’in sözlerini yazdığı, Ehab Abdelwahed Edrees Esmaeel – Amir Ismail Mohamed Teima’nın müziğini yaptığı ‘İhtiyacım Var’ yer alıyor.  Ayrıca Sibel Can’ın eşsiz sesi ve yorumuyla yeniden hayat bulan, söz ve müziği Nil Karaibrahimgil’e ‘ait olan Akbaba’ ve söz ve müziği Melinay Melahat’a ait olan ‘Dağlara mı Yazdın’ adlı türkü de müzikseverlere albümün hoş sürprizlerinden…

Müzikseverlerin büyük bir merakla beklediği ‘Drama’ nın ilk klibi de yine albüme adını veren şarkıya çekildi. Sony Music Türkiye etiketi ile Dolby Atmos olarak tüm müzik platformlarından dinleyiciye ulaşan albümle eş zamanlı olarak paylaşılan klibi, Melih Kun çekti.