Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Böbrek sağlığı nasıl korunur?

Kanı süzerek atık maddeleri ve aşırı sıvıyı idrar aracılığıyla uzaklaştıran yani bir nevi vücudumuzun arıtma sistemi gibi çalışan böbrekler, vücut kimyasının dengesini koruyarak organların ahenk içinde çalışmasını sağlar. Böbreklerin vücudumuzun topyekûn sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilmesi için hayati önem taşıdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Tansiyonu düzenleyen hormonlar böbreklerde üretilir, kalsiyum ve kemik metabolizmasını etkileyen D vitamini bu organlarda aktif hale gelir ve kan şekeri seviyesini kontrol eden insülin hormonunun fazlası yine burada yıkılır” dedi.

Türkiye’de 7 buçuk milyon böbrek hastası olduğunu göz önünde bulundurarak bu organların zarar görmesinin pek çok sıkıntıyı beraberinde getirebileceğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bu hastalarda kalp damar problemlerine de sık rastlanılır. Böbreklerin yapısal ya da işlevsel bozuklukları; kanlı idrar, yüksek tansiyon, el-ayaklarda veya yüzde şişlik ya da uyuşma, bulantı-kusma, nefes darlığı, kaşıntı, uyku bozukluğu, halsizlik-güçsüzlük, iştahsızlık, kilo kaybı ve bilinçte bozulma gibi sağlık sorunları ile kendisini gösterir” dedi.

Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu

Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu

Fazla kilo böbrekler için bir tehdit

Böbrek hastalıklarının çoğunun sinsi ilerlediğine dikkat çeken İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Bu hastalıklar genellikle ileri evrelerde belirti verir. O nedenle; diyabetliler, hipertansiyon gibi kronik hastalıklara sahip kişiler, ailesinde böbrek hastalığı bulunanlar, romatolojik hastalıkları olan bireyler, onkolojik sorunlar nedeniyle tedavi gören hastalar, hemen her gün ağrı kesici kullananlar, böbrek taşı bulunanlar, prostat sorunu yaşayanlar, fazla kilolular ve yaşı 65 ya da üstünde olanlar herhangi bir şikâyeti olmasa bile böbrekleriyle ilgili kontrollerini sıkı tutmalı” açıklamasında bulundu.

Diyaliz veya böbrek nakli beşinci evrede gündeme geliyor

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde böbreklerde sorun yaratan başlıca 3 hastalığın diyabet, hipertansiyon ve glomerulonefritler olarak sıralandığını açıklayan Doç. Dr. Atasoyu, “Bu hastalıkların tanısı için kan ve idrar tahlillerinin yanı sıra ultrasonografi veya bilgisayarlı tomografi gibi radyolojik incelemeler ve nadir de olsa böbrek biyopsisi yapılır” dedi.

Böbreklerin ileri derecede zarar görmesi sonucu diyaliz tedavisine başvurulduğunu söyleyen Atasoyu, “Biriken atık maddeler ve fazla sıvı bu cihaz sayesinde vücuttan atılır. Ancak bu yöntem genellikle kronik böbrek hastalığının beşinci evresinde gündeme gelir. Türkiye’de diyalize giren ya da böbrek nakliyle yaşamını sürdüren yaklaşık 62 bin, diyalize girmese de 7 buçuk milyon böbrek hastasının olduğu biliniyor. Buradaki önemli nokta pek çoğunun bu durumun farkında bile olmaması” şeklinde konuştu.

İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, böbrek sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı.

  1. Hareketli bir yaşam sürümeli ve düzenli egzersiz yapılmalı.
  2. Kan şekeri ve tansiyon değerleri düzenli olarak takip edilmeli.
  3. Her gün mutlaka 2-2 buçuk litre arasında su içilmeli.
  4. Sigaradan uzak durulmalı.
  5. Fazla miktarda tuz damarlar üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği için tüketimi günde 5 gramı geçmemeli.
  6. Doktor tavsiyesi olmadan gelişi güzel ve sık ilaç kullanılmamalı.
  7. Dengeli beslenmeye özen gösterilmeli.
  8. Fazla kilolar verilmeli, obeziteden kaçınılmalı.

Yaş alırken yaşlanmamak için altın öneriler!

Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesi ve tıbbi imkanların artmasıyla yaşam süresi uzadığından yaşlılık dönemini fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak sağlıklı ve dinç geçirmek şüphesiz büyük önem taşıyor. Kimileri bu amaçla sağlıklı yaşam tarzı benimseyip kişisel ve çevresel olumsuz etkenleri olabildiğince azaltmaya çalışırken, kimileri ise internetten ve sosyal medyadan gördüklerini doktora danışmadan bilinçsizce uygulama yoluna gidebiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ “Yapılan araştırmalar; biyolojik yaşınızı genç tutmanın mümkün olabildiğini gösteriyor ama bunu yaşam tarzınızda yapacağınız olumlu değişikliklerle gerçekleştirmeye çalışmalısınız. Sosyal medyanın ve yapay zeka kullanımlarının yaygınlaştığı son yıllarda, sağlıklı yaşlanmak adına faydalı olabildiği gibi zararlı da olabilecek pek çok bilgiler sunulduğunu görüyoruz. Reklam amaçlı ilaçlar ile vitamin ve mineral takviyeleri ya da ‘gençlik iksiri’ olarak gösterilen pek çok ürün bilinçsiz kullanıldığında sağlığınızda geri dönüşü olmayan çok ciddi zararlara yol açabilir” diyor. Prof. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılıkta genç kalmanın anahtar kelimelerini içeren 10 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Berrin Karadağ

Prof. Dr. Berrin Karadağ

  • Hareketsizlikten kaçının, dik durun!

Modern çağın yol açtığı en önemli tehlikelerden birini hareketsizlik ve yanlış duruş bozukluğu oluşturuyor. Özellikle bilgisayar ve cep telefonunda geçirilen uzun saatler, pek çok işin bir tuş ile oturduğumuz yerden halledilebiliyor olması, düzenli egzersiz ya da yürüyüş yapmamak  gerek iç organlarımıza gerekse fiziksel yapımıza son derece zarar veriyor. Bu nedenle çağımızın hareketsiz (sedanter) yaşam tuzağına düşmeyerek, gün içerisinde her fırsatta mutlaka hareket etmek, otururken ve yürürken de dik durmaya özen göstermek gerekiyor. Prof. Dr. Berrin Karadağ “Vücudumuzun genetik yapısı, 100-200 yıl önceki gibi daha az yemek, daha çok hareket etmek isterken, teknoloji ise bize oturduğumuz yerden yaşamayı getirdiğinden hareketsiz kaldık. Ama aslında genetik yapımız halen daha çok hareket etmeyi ve daha az yemek yemeyi istiyor. Bu nedenle daha çok hareket edip, paketli gıdalardan da uzak kalırsak sağlıklı yaş almanın ana hedefini tutturmuş oluruz” diyor.

  • Düzenli egzersiz yapın

Yapılan sayısız çalışmalar; düzenli yürüyüş yapmanın kalp ve damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve kemik erimesi gibi hastalıklardan korunmada kritik rol oynadığını, başta kas ve iskelet sistemi olmak üzere tüm hücrelerimizin daha etkin çalışmasını sağlamaya katkı sağladığını, ruh sağlığımızı ve sağlıklı yaş almamızı desteklediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle mutlaka düzenli egzersiz yapmayı yaşam alışkanlıklarınız arasına katın. Yaşınıza/kapasitenize göre haftada en az 3 gün bir saat yürüyüşü/egzersizi alışkanlık haline getirin.

  • Sigara ve alkolden mutlaka uzak durun!

Baş edemediğiniz sorunlarınızdan uzaklaşmak ya da kaçmak gibi sağlıksız gerekçelerle sigara, alkol vb. zehirlere tutsak olmayın. Gerek hücrelerinizin ve organlarınızın, gerek bilişsel ve zihinsel sağlığınızın gerekse cildinizin genç kalabilmesi için, zararları sayısız araştırmalarla kanıtlanmış olan sigara ve alkolden uzak durun.

  • Stresi yönetmeyi öğrenin

Çevremizde şüphesiz strese yol açan pek çok etken var. Ancak unutmayın ki; stresin azı karar, çoğu zarar! Yapılan araştırmalar, dozunda stresin kişiyi çeşitli tehlikelerden ve risklerden koruduğunu gösterirken, aşırı stresin ise pek çok hastalığa zemin hazırlayabildiğini, vücuda hem fiziksel hem de ruhsal açıdan zarar vererek hastalık sürecine de çok büyük etkileri olduğunu gösteriyor. Bu nedenle stresi yönetmeyi öğrenmek, gerekirse uzman desteği almak son derece önemli.

  • Erken yaşlandıran besinlerden uzak durun

Çağımızın yoğun koşuşturmacasında fast-food türü besinlere yönelim hızla artıyor ancak aşırı yağlı, defalarca aynı yağda kızartılmış, katkı maddeli ve lezzet verici tatlandırıcıların katıldığı hazır besinlerden mutlaka uzak durmak gerekiyor. Basit karbonhidratlar olarak adlandırılan beyaz ekmek, unlu ve nişastalı yiyecekler, şekerli besinler ve içecekler ile aşırı tuzdan kaçınmak şart. Abur-cubur tüketmeyi sevenlerin mutlaka sağlıklı atıştırmalıklara yönelmesi, zengin lif içeriğine sahip kurubaklagiller ile vitamin ve mineral değerleri yüksek olan mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesi gerekiyor.

  • Her gün mutlaka yeterli su tüketin

Hücrelerimizin ve organlarımızın sağlıklı çalışması, cildimizin erken kırışmasını önlemesi için, beslenmemizin vazgeçilmez bir unsuru olan su, insan yaşamında oksijenden sonra gelen en önemli öğeyi oluşturuyor. Her gün yeterince su içilmediğinde toksinler kanda birikirken, böbreklerimiz zamanla işlevlerini yerine getirememeye başlıyor ve böbrek yetmezliği gibi hayati riske yol açabiliyor. Bu nedenle her gün mutlaka yeterli su tüketmeye çok özen gösterin. Prof. Dr. Karadağ “Böbrekler birer duş başlığı gibi çalışır. Eğer az su alırsak böbrekler tıkanır, ama yeterli su alırsak böbreği tıkayacak maddeler uzaklaştırılır. O nedenle günde 2 litre su içmek gerekir” diyor.

  • Uyku düzeninize çok dikkat edin

Yapılan bilimsel çalışmalar; yeterli ve kaliteli uykunun hayatın her döneminde sağlık açısından kritik rol oynadığını gösteriyor. Uyku esnasında hücreler yenilenirken, bağışıklık sistemi güçleniyor ve vücut kendini tamir ediyor. Bu nedenle geceleri uykusuz kalmamaya, kaliteli uyku için yatağınızın rahat, odanızın karanlık, serin ve sessiz olmasına özen gösterin.

  • Teknolojiden uzak kalmayın

Prof. Dr. Berrin Karadağ, genç yaşamanın altın kurallarından birinin, teknolojiye ayak uydurmak  olduğunu belirterek, dijital teknolojinin yaşlıların sosyalleşmesinde önemli bir rolü olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Karadağ sözlerine şöyle devam ediyor: “Yaşlı bireyler her ne kadar teknoloji kullanımı konusunda endişe duysalar da, dijital teknoloji iletişimden sağlık sorunlarına kadar her alanda onların günlük yaşam kalitelerinin artmasına, bağımsız bir yaşam sürmelerine ve aktif bir yaşlanma dönemi geçirmelerine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle dijital teknolojiyi öğrenmekten çekinmeyip, onu hayatlarına katmaları, önlerinde yepyeni ve kolaylaştırıcı bir yol açacaktır. Bu sayede kendine güvenli, hayattan keyif almaya devam eden ve toplumdaki yerini kaybetmekten korkmayan sağlıklı ve güçlü yaş almaya devam eden mutlu bir yaşlılık hedeflenmelidir.”

  • Gelişigüzel takviyeler kullanmayın!

Vitamin ve mineral değerlerini ölçtürerek özellikle D vitamini başta olmak üzere, eksiklikleri gidermek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, “Ancak gençlik sağlayacağı, sağlıklı yaşam vaadettiği gibi söylemlerle sosyal medyada ve internette çok sık karşımıza çıkan birtakım besinlere, reklam amaçlı ilanlara, vitamin ve mineral takviyelerine, hatta ‘gençlik iksiri’ adı altında karışımlara rastlıyoruz. Oysa bu tür ürünlerin doktora danışılmadan ve gerekli vitamin/mineral değerleriniz ölçülmeden kullanılması sağlık açısından son derece yüksek riskleri ve tehlikeleri beraberinde getirebiliyor” diyor.

  • Güneşin zararlı ışınlarından korunun!

Yapılan sayısız araştırma; güneşin zararlı ışınlarının cilt kanserine yol açabildiğini, erken kırışıklıklar, cilt lekeleri ve cilt kuruluğuna neden olarak cildi erken yaşlandırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle özellikle yaz mevsiminde güneşin zararlı ışınlarından çok iyi korunmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Berrin Karadağ, güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde ise her gün 15 dakika kolların iç kısımlarının ve bacakların güneşlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Frank McLynn “Cengiz Han”

Cengiz Han hiç kuşkusuz tarihin gördüğü en büyük fatihti. İmparatorluğu, en parlak döneminde, Pasifik Okyanusu’ndan Orta Avrupa’ya kadar uzanıyor, Çin, Rusya ve Ortadoğu bu imparatorluğun toprakları arasında yer alıyordu.

Orta Asya steplerinden çıkan bu göçebe komutan nasıl olmuş da böylesine muazzam bir güce erişmiş, askeri başarıları ve fetihleriyle Büyük İskender, Iulius Caesar ve Napoléon Bonaparte gibi isimleri bile gölgede bırakmıştı? Kimileri tarafından Rönesans’ın yolunu hazırlamıştır diye övülen, kimileri tarafından ise geçtiği topraklarda taş üstünde taş bırakmayan kanlı bir katil olmakla suçlanan Cengiz Han gerçekte kimdi? Soluk kesici muharebe anlatılarını zengin bir kültürel arka plan tasviriyle birleştiren Frank McLynn, Moğolların dünyasını bütün renkleriyle gözümüzde canlandırırken, asıl adı Temuçin olan bu büyük liderin toplum dışına itilmiş bir çocukluktan Cengiz Han olmaya nasıl tırmandığını insanlık tarihindeki en büyük fetihlerin öyküsüyle bir arada anlatıyor.

Ataol Behramoğlu “Rus Edebiyatı Tarihi”

İnsanlık düşünce tarihinin en heyecan verici, en yaratıcı ve tartışmaya en açık alanlarından biri Rus edebiyatı tarihidir. Alanının büyük uzmanı Ataol Behramoğlu’nun bir ömür boyu emek verdiği çalışması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okurla buluşuyor. Başlangıç dönemleri olan 11. yüzyıldan 21. yüzyıl başlarına kadar bin yıllık bir süreyi kapsayan 616 sayfalık eser, bir ansiklopedi ya da antoloji olarak değil, Behramoğlu’nun Rus edebiyatına, akımlara, olgulara, tek tek yazarlara ve ürünlere bakışının, kişisel değerlendirmelerinin de yer aldığı özgün bir yapıt olarak sunuluyor.

“Cehennem” tiyatro sahnesinde

Elvin ve Erdal Beşikçioğlu’nun birlikte yönettiği Tatbikat Sahnesi prodüksiyonu “Cehennem”, tiyatroseverleri gerçeklik ve sanallık arasındaki ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin acımasızlığıyla baş başa bırakıyor.

Seyirciye sarsıcı bir pedofili hikayesi sunarak sanal dünyadaki düşüncelerin gerçeğe dönüşmesi ve eyleme geçmesi üzerine çarpıcı bir sorgulamaya davet eden oyunda Ünsal Coşar, Elvin Beşikçioğlu, Zeynep Ekin Öner, Selin Tekman ve Adem Aydil birlikte rol alıyor. 21 Mart Cuma ve 22 Mart Cumartesi akşamları kendi evinde, Tatbikat Sahnesi’nde Ankaralı tiyatroseverlerle buluşacak olan “Cehennem” oyununun biletleri Biletix’te!

 Jennifer Haley’in yazdığı, Gülay Gür’ün dilimize çevirdiği “Cehennem”in yönetmenliğini Elvin ve Erdal Beşikçioğlu birlikte üstleniyor. Oyunda sahneyi, Ünsal Coşar, Elvin Beşikçioğlu, Zeynep Ekin Öner, Selin Tekman ve Adem Aydil paylaşıyor. Dekor tasarımını Barış Dinçel’in üstlendiği oyunda video mapping ise Can Akyürek’in imzasını taşıyor.

21 Mart 2025 Cuma ve 22 Şubat 2025 Cumartesi akşamları saat 20.30’da Tatbikat Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak tek perdelik “Cehennem”

Yüksek tansiyon, ritim bozukluğu ve kalp krizine karşı…

Toplumdaki yaygın inanışın aksine ciddi kalp hastalıkları dışında kalp hastalarının oruç tutmalarında bir sakınca görülmüyor. Zira, yapılan araştırmalara göre; oruç tutan hastalarda kalp krizi riskinde artış saptanmazken, kan şekeri ve kolesterol seviyelerinde düzelmenin yanı sıra tansiyon değerlerinde de düşme tespit edilmiş. Ancak, uzun saatler boyunca aç ve susuz kaldıktan sonra yapılan bazı hatalar kalp hastalarında ciddi sorunlar gelişmesine neden olabiliyor.  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, bu nedenle kalp ve damar hastalarının oruç tutarken doktorlarının önerilerine harfiyen uymaları gerektiğine dikkat çekerek, “Ritim bozukluğu, kan basıncında ani yükselmeye bağlı gelişen felç ile kalp krizi, oruç tutarken beslenmelerine ve günlük yaşam alışkanlıklarına dikkat etmeyen kalp ve damar hastalarında sıkça görülen sorunları oluşturmaktadır. Dolayısıyla hastaların ilaçlarını düzenli olarak kullanmaları, hatalı beslenme alışkanlıklarından kaçınmaları ve vücutlarını fazla yormamaları yaşamsal önem taşımaktadır” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, Ramazan’da kalp sağlığı için dikkat edilmesi gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Ahmet Karabulut

Prof. Dr. Ahmet Karabulut

Sahursuz oruç tutmayın

Ramazan’da uykusuz kalacağımız kaygısıyla sahuru çoğunlukla ihmal ediyoruz. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, oysa gün içerisinde bize enerji veren ve ayakta tutan öğünün sahur olduğunu belirterek, “Sadece iftarla tek öğün oruç tutanlarda metabolizma yavaşlar ve bu durum kilo alımıyla sonuçlanabilir. Dolayısıyla sahura mutlaka kalkılmalı ve tok tutacak bir öğün tercih edilmelidir. Tam buğday ekmeğine tost, 1 adet haşlanmış yumurta, 9-10 zeytin, 1 dilim az yağlı peynir, 3-4 adet ceviz, domates, salatalık, roka ve avokado salatası, 1 tatlı kaşığı bal ve 2 bardak su örnek bir sahur menüsü olabilir” diyor.

İftar öncesinde ve sonrasında yürüyüş yapın

Ramazan’da çoğunlukla egzersiz yapmaya ara veriyor ve daha az hareket ediyoruz. Oysa hareket etmek kalp ve damar sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı için önemli. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, iftar öncesinde yapacağımız 30 dakikalık yürüyüşün metabolizmamızı hızlandırdığını vurgulayarak, “Yürüyüş vücudu iftara hazırlar, sindirim ve uykuyu destekler. Ayrıca iftar sonrasında yapılacak olan 15-20 dakikalık yürüyüşle günlük hareket hedefine ulaşılmış olunur” diyor.

İftar yemeğinde aşırı su içmeyin

Susuzluk çoğumuzu oruç tutarken zorlayan bir durum. Dolayısıyla iftar yemeğinde aşırı su tüketebiliyoruz. Ancak dikkat! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, suyu iftar yemeğinin sonunda içmemiz gerektiğine dikkat çekerek, “Bazen kişiler yarım litre suyla iftar açabiliyorlar. Bu durum mide asiditesini azaltarak sindirimi zorlaştırabilmekte, bunun sonucunda karın ağrısı ve şişkinliği gibi sorunlar gelişebilmektedir. Dolayısıyla önerimiz, yarım bardak suyla iftar açılması ve kalan suyun iftar sonunda içilmesidir” diyor. Vücut susuz kaldığında ritim bozukluğu ve tansiyonun düşmesi gibi önemli sorunlar gelişebileceğini ve kalp krizi ile felç riskinin de artacağını vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Karabulut, sağlığı riske atmamak için iftardan başlayarak sahura kadar mutlaka 1.5 litre su (8-10 bardak) tüketmek gerektiğini söylüyor.

Sigara ile iftar açmayın

Kalp ve genel sağlığınız için sigara kullanmayın ve içilen ortamlarda da bulunmayın. Ramazan, sigarayı bırakmanız için çok iyi bir fırsat aslında. “Ancak bu alışkanlığınız devam ediyorsa, iftarı sigara ile açmayın, iftar sonrasında peş peşe sigara içiminden de kaçının” uyarısında bulunan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Karabulut, “Sigara, damarlar üzerinde doğrudan oluşturduğu toksik etkiyle yüksek tansiyon ve kalp krizini tetikleyebilir” diye konuşuyor.

İftarı yavaş yapın

Kalp sağlığınız için dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta ise iftarda yemeği hızlı tüketmemek olmalı.  Zira besinlerin hızlı tüketimi; hazımsızlık, şişkinlik, çarpıntı ve tansiyon yükselmesi gibi sorunlara neden olabiliyor. İftarı yarım bardak suyla açıp, sonrasında çorba ve salata tüketmek midenizi zorlamayacaktır. Ana yemekte besinleri 10-20 kez çiğnedikten sonra yutmanız ise sindirimi rahatlatacaktır. İftar yemeğini bir porsiyon meyve veya sağlıklı tatlıyla sonlandırabilirsiniz.

İftar sonrasında tekrar yemek yemeyin

Ramazan’da iftar öğününden sonra yatıncaya kadar bir şeyler yemek sıkça yaptığımız hatalardan. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, iftardan sonra yemeğe devam etmenin uyku düzenini bozacağına ve mide reflüsüne yol açacağına işaret ederek, “Ayrıca sahur yapma isteğini de baskılayacaktır. Bu nedenle meyveyi veya tatlıyı iftar yemeğinden sonraki saat içerisinde tüketmek, sonrasında bir şey yememek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır” diye konuşuyor.

Meyve veya sütlü tatlıları tercih edin

Şerbetli tatlı tüketimi Ramazan’da artış gösteriyor. Ancak özellikle ağır iftar sofralarında ara verilmeden yenilen tatlılar mide ve kalp hastalıklarını tetikleyebiliyor. Bunun nedeni ise şerbetli tatlıların hem yoğun kalori içermeleri, hem de iftar sonrasında mideye ve sindirime ek yük oluşturmaları. Bunun sonucunda kan şekerinde dalgalanmalar, kanda koyulaşma gelişebiliyor. Bunların yanı sıra insülin salınımını kamçılayarak daha çabuk acıkmaya da yol açıyor. Bu nedenle tatlıyı kısıtlamalı ve iftardan sonraki saat içerisinde tüketmelisiniz. Ayrıca şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar ya da meyveyi tercih etmeli, şerbetli tatlı tüketecekseniz tadımlık olarak tek bir dilimde bırakmalısınız.

Öğlenleri bir saat uyuyun

Ramazan’da uyku düzeni biraz bozulabiliyor ve uykusuzluk sorunu yaşanabiliyor. Prof. Dr. Ahmet Karabulut, uykusuzluğun gün içerisinde gerginlik, çarpıntı ve tansiyon yüksekliğine neden olabileceğine işaret ederek, “Dolayısıyla vücudumuzun ihtiyacı olan 7 saatlik kaliteli ve dinlendirici uykuyu sağlayabilmek için yatış saati erkene çekilebilir. Ayrıca öğleden sonra bir saati aşmamak kaydıyla gündüz uykusu takviyesi yapılabilir. Gece uykusunu olumsuz etkileyeceği için gündüz uzun süre uyumaktan kaçınmak ise çok önemlidir” bilgisini veriyor.

 İlaç kullanımını bırakmayın

Kalp hastalarında ilaç düzeninin oruç saatlerine uyacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve ilaç kullanımının bırakılmaması büyük bir öneme sahip. Aksi halde ilaçlar ile ilgili yan etkiler ya da etkinlik kaybı izlenebilir. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Karabulut, kalp ve damar hastalıklarında ilaç düzeninin kişiden kişiye farklılık gösterdiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Bazı ilaçlar günde 1 kez, bazıları ise günde 2-3 kez alınabilir. Oruç sürecinde tansiyon düşeceği için tansiyon ilaçlarının dozunda yeniden ayarlama yapılması gerekebilir. İdrar söktürücü ilaçlar susuzluğu arttıracağı için bu dönemde ilaçlara ara verilmesi hekim kararı ile düşünülebilir.”

Ziyafet sofralarından uzak durun

Ramazan, mideyi dinlendirme ve mideyi küçültme ayıdır. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karabulut, dolayısıyla mide sınırlarını zorlayan ziyafet sofralarından kaçınmak gerektiğini belirterek, “Zira midenin tıka basa doldurulduğu iftar yemekleri genellikle hazımsızlık, çarpıntı ve tansiyon yükselmesiyle sonlanmaktadır. Ayrıca, özellikle ziyafetlerde fazla tüketilen şerbetlere de dikkat etmek gerekir. Bu şerbetlerde aroma ve şeker oranları yüksektir. Tercih edilecek içecek su, maden suyu ve ayran olmalıdır. Ayrıca fazla miktarda çay ve kahve, tüketimi de vücuttan su atılımını ve kalpte çarpıntıyı tetikleyebilmektedir. Dolayısıyla çay ve kahveyi iftar sonrasında 2 bardak veya 1 fincan ile sınırlandırmak da önemlidir” uyarısında bulunuyor.

“My Fairy Tale”

Kurucusu Esra Çevik’in olduğu Ruzy Gallery ‘My Fairy Tale’ başlıklı grup sergisi ile sanatseverleri ve koleksiyonerleri Etiler’ deki adresinde ağırladı.

Türkiye’deki genç sanatçılar ile yurtdışındaki sanatçıları bir araya getirerek “masal”ı kişisel ve toplumsal peyzajların bir metaforu olarak tasvir etmeyi amaçlayan sergide Abrahamm Yıldızbaş, Simay Bahçıvan, Pamir Yıldıran, Kemal Özen, Vildan Hoşbak, Sinan Çınar, Gülin Karabacak, Nina Murashkina ve Xavier Escala’nın eserlerine yer aldı.

Serginin küratörlüğünü üstlenen galeri, sanatçılara kendi “Fairy Tales” hikayelerini anlatma fırsatı sunuyor. Anlatım ve ifade biçimi olarak eserlerini kullanan sanatçılar, gerçeği “Fairy Tale”ın parlak ve hayalci dünyası üzerinden algılamamıza yardımcı olmayı amaçlıyor.

Charles Darwin “İnsanın Türeyişi”

Evrim kuramının kurucusu Charles Darwin’in eserlerini okurlarla buluşturmaya devam eden Ayrıntı Yayınları, serinin çığır açan üçüncü kitabı İnsanın Türeyişi’ni yayımladı!

İki Pulitzer ödüllü Edward O. Wilson’un editörlüğünü üstlendiği kitap, insanın doğal seçilim yoluyla evrimleştiğini ve diğer canlılarla ortak bir atadan türediğini bilimsel kanıtlarla ortaya koyuyor. İnsanın Türeyişi, insanın biyolojik ve zihinsel özelliklerinin evrimsel kökenlerini incelerken, ahlaki duyguların ve sosyal davranışların da evrim sürecinde nasıl şekillendiğini ele alıyor. İnsanın doğadaki yerini anlamaya yönelik bilimsel bakış açısını köklü şekilde değiştiren ve evrimsel biyolojinin temel taşlarından biri olan kitapta, metinlere çeşitli çizimler de eşlik ediyor.

Tuğba Küçükbahar “Kumdan Toza, Çamurdan Nara”

Evrim Sanat Galerisi, sanatçı Tuğba Küçükbahar’ın “Kumdan Toza, Çamurdan Nara” isimli kişisel sergisi sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Küratör Günsu Saraçoğlu; “Sanatçı Tuğba Küçükbahar seramik sergisinde, yaşamın varoluşuyla bireyin içsel alanları arasındaki temasın birey üzerindeki dönüşüm deneyiminin üretim süreci ile görünür olmasını sağlıyor. Küçükbahar’ın eserleri, Akdeniz rüzgarları ve ezoterik mitlerin hemhal olmasıyla şekilleniyor. Her bir parça, içsel bir keşif ve varoluşun somut temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor.

Sanatçı Tuğba Küçükbahar’ın “Kumdan Toza, Çamurdan Nara” sergisi, 3 Nisan 2025 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Evrim Sanat Galerisi

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00

Pazar: 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Ramazan’da iftarda hızlı yemek kilo aldırıyor!

Ramazan’da uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı besin tüketiminin zararlarına dikkat çeken Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir. Bu süreçte en yaygın olarak yapılan beslenme davranış hatası; hızlı ve enerji, yağ ve karbonhidrat içeriği yoğun besinlerin fazla tüketimi ile birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.” dedi.

İftar sofralarının olmazsa olmazlarından iftar pideleri ve tatlılara dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Elbetteki tatlı tüketilebilir. Ancak Ramazan’da, genellikle yüksek yağ ve şeker oranına sahip ‘Şerbetli tatlılar’ tercih ediliyor. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayında yapılan hatalı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti.

Doç. Dr. Müge Arslan

Doç. Dr. Müge Arslan

Mide asidik ortamdayken zararlı besinler tüketmeyin!

Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayının Müslüman aleminin bir ay boyunca beslenme düzeninin değiştiği bu sürenin beslenme alışkanlığının değişimi açısından özel zamanlardan biri olduğuna işaret ederek, “16-18 saat gibi uzun süren açlıkların ardından yapılan yanlış beslenme davranışları, beraberinde mide rahatsızlıklarını da getirebilir. Yanlış beslenme alışkanlıklarına örnek olarak, insanların oruçlarını doğrudan sigara ile açmaları veya asitli içecekleri tercih etmelerini dile getirdi.

Doç. Dr. Müge Arslan, “Zaten uzun süreli açlık nedeniyle asidik bir süreçte olan boş mideye, bu tarz yanlış besinlerin gelmesiyle mide yanmaları, mide ağrıları ve hatta daha ileri aşamalarda mide kanamaları görülebilir.” dedi.

Hızlı yemek kilo aldırıyor!

Uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı bir şekilde besin tüketiminin zararlarına da dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Boş olan mideye hızlı ve fazla miktarda besin girdiğinde mide rahatsızlıklarının yanı sıra, şişmanlama da bu süreçte görülebilir. Aslında Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir” diyerek, hem sindirimin tamamlanması için zaman açısından, hem de doyma hissinin algılanması açısından yavaş ve çok çiğneyerek besin tüketiminin altını çizdi.

Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşıyor

Doç. Dr. Müge Arslan, iftarda çok hızlı besin tüketilmesine ilişkin de şu bilgileri verdi:

“Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşır. Ancak, uzun süreli açlığın etkisiyle neredeyse nefes almadan besin tüketildiği için tokluk hissi algılanamadan porsiyon miktarı artıyor. Genellikle de uzun süreli açlıkta hızlı ve fazla miktarda tüketilen besinler kalorili oluyor. Mesela iftariyeliklerle birlikte pideye çok fazla yükleniliyor ve böylece karbonhidrat içeriğinin fazlalaşması ve enerji alımı da  artıyor. Hızlı yemek yeme alışkanlığıyla birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.”

Kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalı

Uzun süreli açlıkta, 16-18 saatlik bir süreçte, ciddi anlamda şeker düşüşü yaşandığını da ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan,“Sahura kalkmadığınızda bu durumu daha da olumsuz hale getirmiş olursunuz. Hem mide rahatsızlıklarını önlemek hem de kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalıdır.” dedi.

Sahur altın değerindedir, önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir!

İnsanların Ramazan’da iki farklı beslenme davranış sergilediklerini kaydeden Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:

“Sahura kalkanlar ve sahura kalkmayanlar… Sahura kalkmayanlar, sahura kadar olan süreçte beslenmeye devam edebiliyorlar. Bu, hiç yapmamaktansa tercih edilebilir bir seçenektir. Yani sahura kalkmamaktansa iftar sonrasından sahura kadarki süreçte  atıştırmalıklar şeklinde besin alımı, hiç yapılmamasından daha iyidir. Ancak uyku da insanlara daha cazip gelebiliyor. İftardan sonra uyuyup, sonrasında sahura kalkmak çok daha tercih edilebilir bir durumdur. Sahur zamanı sabaha yakın olduğu için, kahvaltı öğünü niteliğindeki sahur, o gün içerisindeki 16-18 saatlik açlığı dengeleyecek olan öğündür. Bu nedenle sahur altın değerindedir, çok önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir.”

Sahurda protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmeli

“Sahurda mideyi rahatsız etmeyecek, ağır olmayan, karbonhidrat içeriği düşük ama protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir.” diyen Doç. Dr. Müge Arslan, şunları da kaydetti:

“Kahvaltı öğünü gibi düşünülerek, peynir, yumurta, zeytin, yeşillikler ve ekmekten oluşan bir menü tercih edilebilir. Eğer bu besinler tok tutmuyorsa, çok aşırı sıcak olmayan (mide rahatsızlığı yapabilir) sıcak bir çorba içilebilir. Çorbanın yanında hafif zeytinyağlı bir yemek de tüketilebilir. Menemen, omlet veya yoğurt içerisine meyve, yulaf ya da mısır gevreği eklenmesi de iyi bir alternatif olabilir. Bu tür besin tercihleri, sağlıklı bir sahur seçeneği oluşturur.”

Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya dondurma…

İftar sofraları denince akla ilk gelenlerin meşhur iftar pideleri ve tatlılar olduğunu dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:

“Elbette ki tatlı tüketilebilir. Zaten normal beslenme düzeninde de tatlı yenilmez diye bir kural yoktur. Bireylerin yaşam tarzlarına göre tatlı tercihleri değişebilir. Ancak Ramazan’da, uzun süreli açlığın ardından kurulan zengin sofraların sonunda genellikle hamur işi ve şerbetli ve yağı fazla olan tatlılar tercih ediliyor. Bu durum mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Çünkü uzun süren açlığın ardından iftarla birlikte hızlı bir besin tüketimi gerçekleşiyor. Ardından tüketilen şerbetli ve yağlı tatlılar, uzun süre düşük seyreden kan şekerini bir anda yükseltiyor ve sonrasında hızlı bir düşüş yaşanıyor. Bu durum, kan şekeri dengesinin bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle, bu tür yağ içeriği yüksek  veya şerbetli tatlılar tüketildiğinde, yedikten sonra halsizlik ve modda düşüklük hissedilebilir. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir. Daha hafif ve sütlü tatlılar, kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.”

Önce çorba ardından 15 dakika ara! 

Ramazan’ın en önemli öğününün iftar olduğunu söyleyen Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü uzun süren açlığın ardından ilk kez yemek yenecek olması nedeniyle oldukça önemlidir. Ancak bu öğünde çok yanlış beslenme davranışları sergilenebiliyor. Hatta bazı insanlar açlıkla kaşığı ellerinde bekleyip ezan okunduğu anda yemeğe başlıyorlar. Uzun süren açlık sonrası düşen şekerin dengelenmesi açısından iftar oldukça önemlidir. Bu öğünde, uzun süre boş kalan mideyi yormayacak ve sindirimi kolaylaştıracak besinler tercih edilmeli, kan şekeri dengesini korumaya özen gösterilmelidir. İftariyelik olarak bilinen peynir, hurma, zeytin ve küçük birer dilim pastırma veya sucuk gibi seçeneklerle mideyi yavaş yavaş rahatlatmak faydalı olacaktır. İftara başladıktan sonra çorbayla devam edilebilir. Bir kase çorba içildikten sonra 15-20 dakika dinlenilmesi önerilir. Bu, midenin sindirimine yardımcı olur ve kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlar. Bu 20 dakikalık arada namaz kılmak gibi aktivitelerle vakit geçirilebilir. Ardından ana yemeğe geçilebilir. Et yemeği, sebze yemeği, pide, salata ve yoğurt gibi besinlerle iftar tamamlanabilir.” diye konuştu.

Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemli!

Ramazan’da sıkça karşılaşılan sorunlardan birinin de sıvı kaybı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemlidir. Uzun süren açlık nedeniyle su içmek de ihmal edilebiliyor ve bu durum ciddi dehidrasyona yol açabiliyor. Bu nedenle mümkünse orucunuzu suyla açın ve iftardan sahura kadar su içmeye devam edin. Her ne kadar klasik bir ifade olsa da, bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak gün içinde tüketilmesi gereken su miktarı olan 2 litreyi tamamlamaya çalışın. Çay bu ihtiyacın bir kısmını karşılayabilir, ancak yine de su tüketiminin 2 litre civarında olması önerilir.”