Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Zayıflar daha uzun yaşıyor

Geçmişten günümüze halk arasındaki yaygın inanışa göre, yemek yendikçe vücut direnci artar ve hastalıklara karşı güçlenilir. Oysa bilim bunun tam tersini söylüyor. Açlığın özellikle kanser ile ilişkisi konusunda çok sayıda araştırma yapıldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı, Onkolojik Bilimler Koordinatörü Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bu çalışmalardan ilki 1994’te Lizbon’da gerçekleşen ESMO kongresinde açıklandı. Meme kanseri oluşturulan kobayların bir kısmı beslenmeye devam ederken diğer grup ise aç bırakıldı. Gözlem sonucunda aç kalan deneklerde tümörün giderek küçüldüğü, beslenenlerde ise kanserin büyüdüğü tespit edildi” dedi.

Bu incelemelerin ardından insanlarda da intermittent açlık denemeleri gerçekleştirildiğinden bahseden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Kanserli hastalarda denenen 16-18 saatlik açlık sonucu, tıpkı kobaylarda olduğu gibi tümörün küçüldüğü ya da büyümeye devam etmediği gözlemlendi. İlginçtir ki kanserin sebep olduğu iştahsızlığın tümörden salgılanan kimyasallardan kaynaklandığını düşünüyoruz. Aslında vücudumuz kanserli hücreyi beslemememiz için bize sinyal gönderiyor oysa biz bu mesajı yanlış yorumlayarak daha fazla yiyoruz ve bir yandan tümörü de beslemiş oluyoruz” açıklamasında bulundu.

Prof. Dr. Necdet Üskent

Prof. Dr. Necdet Üskent

Genler, enerji varsa çoğalmaya devam diyor

Hücrenin enerjisini kontrol eden mtor isimli genin, bol miktarda enerji alındığında hücre çoğalmasını serbest bıraktığını vurgulayan Tıbbi Onkoloji ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, “Membrandan çekirdeğe uzanan sinyal iletim yollarının aralarında bulunan istasyonlara benzetebileceğimiz mtor geni, hücrenin enerjisini kontrol ediyor. Eğer enerji azalırsa bir nevi tasarruf yaparak hücrelerin çoğalmasını durduruyor, dolayısıyla kanserli hücrenin yayılımı duruyor. Bu prensipten halihazırda kanser ilaçlarında da faydalanılıyor, mtorları engelleyen tedavilerle bölünme sinyali durdurulmaya çalışılıyor” dedi.

Bilinçsiz açlık yarardan çok zarar verir

Açlık kavramının doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Aslında bu yöntemin odağında karbonhidratların azaltılması var. Bir yandan vitamin ve antioksidan takviyeleri alınırken bir yandan protein ağırlıklı ama öğün sayısı az bir beslenme planından bahsediyoruz. Sodyum, potasyum gibi elektrolitlerin vücuda yeterli miktarda alınması, magnezyum gibi elektrolit dengesini sağlayan minarelerin eksiye düşmemesi çok önemli. Özellikle sodyum ve potasyumun azalmasıyla hastalar kendilerini son derece bitkin hissedebilir, ek olarak bağırsak sistemi bu yokluktan etkilenir ve düzgün çalışamaz. Ayrıca bu açlık yönteminin aşırı kilo kaybı nedeniyle vücudun gerilemesi anlamına gelen kaşeksi hastaları için uygun olmadığını da belirtmekte fayda var” şeklinde konuştu.

Üç öğün hatalı bir beslenme düzeni

Günde üç öğün yemenin sanılanın aksine kötü bir alışkanlık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Necdet Üskent, “Özellikle kanserli hastalar kahvaltıyı atlayarak, akşam 5 civarı tek öğün beslenebilir. Buradaki önemli nokta 24 saat içinde ne kadar kalori alındığıdır. Gün içinde enerjiye ihtiyacımız olacağı için kahvaltının sağlam bir şekilde yapılması gerektiği teoride iyi bir fikir ancak bu durum kanser söz konusu olduğunda değişir. Konserveler, işlenmiş gıdalar ve kor ateşte pişirilmiş kebaplar taşıdıkları kanser tehlikesi nedeniyle alışkanlık haline getirilmemeli. Ayrıca hayvansal proteinleri azaltarak bitkisel proteinleri artırmak çok kıymetli. Özellikle kırmızı ve sarı renkli sebzelerde kuvvetli antioksidanlar olduğu için beslenme düzenimizin içinde her zaman olmalı. Allium isimli antioksidana sahip soğan ve sarımsak da kanserle mücadelede bol bol tüketilmeli. Muz gibi çok tatlı meyvelerden ise uzak durmakta fayda var ya da en azından daha yeşil olanlar tercih edilebilir” dedi.

Zayıflar, kilolulara oranla daha uzun yaşıyor

Vücudun bir kilo yağ dokusunu beslemek için kilometrelerce damar yapması gerektiğini açıklayan Prof. Dr. Necdet Üskent, “Bunun sonucunda da önündeki yol uzadığı için kalp daha fazla yoruluyor. Yağ oranı ve damar uzunluğunun aynı oranda arttığı unutulmamalı. Fazla kilo bu yüzden sadece kanserde değil kalp ve damar hastalıklarında da kritik bir yere sahip” diye konuştu.

Kanserli hücre hayatta kalmak istiyor

Kanser hücresi de aslında bizim hücremiz ve kulağa garip gelse de yaşamak istiyor, bunun için mücadele veriyor diyen Üskent, “Kemoterapiyle karşılaştığında direnç geliştirebilen genler yardımıyla, vücudu tedaviye duyarsızlaştırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Tıp dünyası olarak, ölümsüzlük konusunda başarılı olan kanser hücrelerini çoğalmamak için ikna etmeye çalışıyoruz. Ayrıca kanser tedavisinin kemoterapi, radyoterapi ya da immünoterapiden ibaret olmadığı bilinmeli. Bu uygulamaların yan etkilerini de başarılı bir şekilde yönetmek tedavinin bir parçası. Örneğin bazı kanser türlerinde, son derece işe yarayan immünoterapinin, tiroid ve hipofiz hormonlarının baskılanması gibi hiç ummadığımız yan etkileriyle karşılaşabiliyoruz” dedi.

Diyabet ilaçları ve kanser yakından bağlantılı

Nişasta, ekmek ve karbonhidratlar azalınca aradaki farkın daha iyi anlaşılacağını belirten Üskent, “Çok enerji alan tüm kanser hastalarıma intermittent fasting yani aralıklı orucu öneriyorum ve kendilerini bir şeker hastası gibi görerek beslenmelerini istiyorum. Rahim ve menopozdan sonraki meme kanserlerinin en büyük sebeplerinden biri obezite. Kanser hastaları obeziteye yaklaştıkça hastalık nükseder. Diyabet hastalarının kullandığı metformin, glukofen ve glifor gibi ilaçların, tümörü tetikleyen insülin benzeri büyüme faktörü-1 hormonunu ve mTOR genini baskılayarak meme, rahim, pankreas ve karaciğer kanserlerini azalttığına dair yayınlar mevcut. Ayrıca meme kanseriyle ilgili yapılan epidemiyolojik çalışmalar, glifor kullanıldığında kanserin yayılma oranı ve hızını düşürdüğünü gösteriyor” dedi.

Cilt kanserinin belirtileri

Cilt kanseri, cildin en dış tabakası olan epidermisteki hücrelerin, onarılmamış DNA hasarı kaynaklı anormal bir şekilde büyümesi ile ortaya çıkıyor. Hücrelerdeki büyüme, cilt hücrelerinin hızla çoğalmasına ve kötü huylu tümörler oluşturmasına sebebiyet veriyor. Üç farklı türü bulunuyor ve erken evrede tespit edilmesi sayesinde tedavisinde yüz güldürücü sonuçlar almak mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak, cilt kanseri hakkında bilinmesi gerekenleri aktardı.

Cilt kanseri, toplumda oldukça sık görülmektedir. Bazal hücreli karsinom (BCC), skuamöz hücreli karsinom (SCC) ve melanom olmak üzere üç farklı türe sahiptir. Yaygın belirtiler olarak bilinen cilt üzerinde gözle görülür bende oluşan değişiklikler, yaralar, kanamalar ve derideki soyulmalar, cilt kanserinin en erken evrede tespit edilmesine yardımcı olmaktadır. Ciltte oluşan şüpheli değişimlerin kontrol edilmesi başarılı cilt kanseri tedavisi için oldukça fayda sağlamaktadır.

Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak

Doç. Dr. Aslı Tatlıparmak

Erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülüyor

Cilt kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sıklığı yıllar içinde artmaya devam etmektedir. Erkeklerde 5’inci, kadınlarda ise 7’inci en sık görülen kanser türü cilt kanseridir. Toplumda görülme sıklığı ise %2 gibi oldukça yüksek bir orandır. Genellikle yaşlı bireylerde daha sık görülmektedir. Çünkü yaş ilerledikçe cilt daha fazla UV ışınlarına maruz kalmış olmakta ve hücrelerde DNA hasarı birikimi artmaktadır. Ayrıca, cilt kanseri erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmektedir.

  1. Cilt kanserinden şüphelenmek için sayılabilecek belirtiler aşağıdaki gibidir;
  2. Ciltte iyileşmeyen (2-3 hafta boyunca), kanayan, kabuk bağlayan ve iyileşip sonra tekrar kanayan yara oluşumları,
  3. Kubbe şeklindeki büyüme, yani ciltten kabaran kitle oluşumu, bazen kabuklanan bazen de kanayan kitle veya yara oluşumları,
  4. Sınırları düzensiz, asimetrik leke büyümeleri,
  5. Çapı 6 mm’den büyük benlerin gözlenmesi.

Fiziki muayene ve biyopsi ile tanı konulabiliyor

Öncelikle uzman bir dermatolog vücuttaki mevcut benlerde veya diğer cilt lekelerinde değişiklik fark edilip edilmediğini veya yeni ben büyümeleri olup olmadığını değerlendirmektedir. Daha sonra saç derisi, kulaklar, avuç içleri, ayak tabanları, ayak parmakları ve diğer özel bölgeler dahil olmak üzere tüm cilt üzerinde fizik muayene yapmak en doğru adım olacaktır. Fizik muayenenin ardından cilt kanserinden şüphelenilecek bir durum gözlemlenmiş ise biyopsi yöntemine başvurulabilmektedir. Biyopside, bir doku örneği alınmakta ve patoloji uzmanı tarafından mikroskop altında incelenmesi sağlanmaktadır. Örneğin incelenmesi sonrasında ciltteki değişimlerin cilt kanseri olup olmadığı ve eğer cilt kanseri mevcut ise hangi tür bir cilt kanseri olduğu kanıtlanmış olmakta ve tedavi süreci başlamaktadır.

Cilt kanserinde tedavi etkilenen alanın durumuna göre değişkenlik gösteriyor

Cilt kanseri tedavisi; kişiye özel tedavi edilmesi gereken bir kanser türüdür. Tümörün büyüklüğü, yeri, derinliği ve hastanın genel sağlık durumu bu tedavinin planlanmasında belirleyici etken olacaktır. Genelde cilt kanserinin tedavisinde eksizyonel cerrahi uygulaması yapılmaktadır. Bu işlemde tümör ve çevresindeki bir miktar sağlıklı dokuyu içerecek şekilde tümör çıkarılmaktadır. Bir diğer işlem de Mohs mikrografik cerrahisi olarak bilinmektedir. Özellikle yüz gibi kritik alanlardaki kanserler için tercih edilen bu yöntemde, tümör katman katman çıkarılmakta ve her katman mikroskop altında incelenmektedir. İşlem, kanserli hücreler tamamen temizlenene kadar devam etmektedir. Bu yöntem, sağlıklı dokunun korunmasını maksimize etmekte ve nüks oranını azaltmaktadır. Bu tedavilerin dışında cilt kanserinde, topikal tedaviler de uygulanmaktadır. Bazı yüzeysel bazal hücreli karsinomlar için topikal kremler (örneğin, imikimod veya 5-fluorourasil içeren kremler) kullanılabilmektedir. Ayrıca Fotodinamik terapi (PDT) de cilt kanserinin tedavisinde etkili olması sebebiyle kullanılabilmektedir. Bu yöntemde, öncelikle kanserli dokuya duyarlaştırıcı bir kimyasal uygulanmaktadır. Birkaç saat sonra bölgeye belirli dalga boyunda ışık verilmektedir. Bu işlemde verilen ışık, uygulanan kimyasalın kanserli hücreleri yok etmesini tetiklemektedir. Tüm bu tedavilerin hangi hastaya uygulanacağı ise hekimin muayenesi ve patoloji sonucuna göre kişiye özel planlanmalıdır.

Her 2 saatte bir güneş koruyucuyu tazelemek gerekiyor

Cilt kanserine neden olan risk faktörleri ve UV ışınlarından korunmak için uygulanması gereken bazı durumlar şunlardır:

  • Her gün SPF’si 15 veya daha yüksek olan geniş spektrumlu bir güneş koruyucu kullanmayı unutmayın.
  • Gün içinde güneş kreminizi her iki saatte bir yenileyin.
  • Bulunduğunuz alanda gölge mevcut ise mutlaka gölgede kalmaya dikkat edin.
  • Mümkünse hafif ve uzun kollu bir gömlek, pantolon, geniş kenarlı bir şapka ve UV korumalı güneş gözlükleri kullanmaya özen gösterin.
  • Derinizi takip edin, düzenli olarak cildinizi inceleyin ve gözlemlediğiniz dikkat çeken bir değişiklikte doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyin.

Güneşin zararlı etkilerinden korunmak cilt kanseri riskini düşürüyor

Doğrudan güneş maruziyetinden kaçınmak, güneş ışınlarının en güçlü olduğu 10:00 ile 14:00 saatleri arasında dışarıda olmamaya özen gösterilmek cilt kanseri oluşumunu önlemenin en önemli adımıdır.  Eğer dışarıda bulunulması gerekli ise gölge bir alanda beklemeye dikkat etmek gerekmektedir. Özellikle hem kadın hem de erkeklerin sıklıkla estetik amaçlı tercih ettikleri solaryum gibi zararlı işlemlerden uzak durulması oldukça önemlidir. Solaryumda vücuda verilen ultraviyole ışık, cilt kanserine ve erken cilt yaşlanmasına neden olabilmektedir. Korunmasız ve kontrolsüz güneş maruziyetinin deri kanseri oluşumunun en önemli sebebi olduğunun unutulmaması önemlidir.

Zen-G, yeni albümü Goldschool’un ilk şarkısı “Grafiti”

Zen-G, yeni albümü Goldschool’un açılışını, güçlü bir manifestoyla yapıyor. Sözü ve müziği Zen-G’ye ait olan “Grafiti”, Sony Music Türkiye etiketiyle müzikseverlerle buluşuyor.

Sözleriyle sisteme, sahte kimliklere ve rap kültürden uzaklaşmış içeriklere karşı duran Grafiti, bir uyanış çağrısı olarak kaydedilirken hem kültürel mirasa sahip çıkıyor hem de günümüz Hip-Hop sahnesine eleştirel bir bakış sunuyor. Duvarlara yazılmış mesajlardan ilham alarak şekillenen şarkı, güçlü sözleri ve klibindeki arşiv görüntüleriyle dikkat çekiyor. Şarkının sonunda yer alan sesleniş ise unutulmaz bir etki bırakıyor.

Klibinde eski ve yeni grafiti görüntülerinin birleşimiyle, geçmişle bugünü birleştiren bir kolaj sunuyor. Goldschool albümünün ruhunu tanıtan “Grafiti”, Hip-Hop’un özüne dönüş çağrısı yaparken, aynı zamanda Zen-G’nin kendini tanımladığı bir isim oluyor.

Rolls-Royce Phantom 100 yaşını kutluyor

Rolls-Royce kültürel, politik ve dünya tarihinin en önemli anlarında yer alan, dünyada üst düzey lüksün simgesi Phantom’un 100. yılını kutluyor.

1925’ten beri, başarının en bilinen simgesi olarak anılan Phantom, sekiz nesil boyunca, kraliyet ailesinden liderlere, sanatçılardan sanayi dünyasının öncülerine kadar birçok ismi taşıyarak, modern tarihin en önemli anlarına tanıklık etti. Zamansız zarafetiyle saygı gören ikonların en ikonik olanı Phantom, etkileyiciliğin, seçkin zevkin ve kişisel tarzın en güçlü ifadesi haline gelerek, lüks dünyasının zirvesinde rakipsiz bir konum elde etti.

Rolls-Royce tasarımcıları, Phantom’un kültürel mirasını onurlandırmak amacıyla, yüzüncü yılına özel sekiz tane sanat eseri yarattı. 1910’da Spirit of Ecstasy’nin yaratıcısı Charles Sykes’a verilen, müşterilerin yaşam tarzlarını yansıtan mekanlarda Phantom’u tasvir eden yağlı boya tablolar üretme görevinin ilhamıyla hazırlanan bu eserler, Phantom’un son yüzyılda dokunduğu farklı yaşamları ve dünyaları yansıtıyor.

Sosyal içici mi? Yoksa bağımlı mısınız?

Kişinin sağlığına, sosyal yaşamına ve sorumluluklarına zarar verecek düzeyde alkol kullanımının bağımlılık olarak adlandırıldığını belirten uzmanlar hem fiziksel hem de psikolojik bağımlılık oluşabildiğini söylüyor.

Sürekli alkol kullanma isteği, bırakmakta zorlanma, tolerans gelişimi ve yoksunluk belirtilerinin bağımlılık göstergesi olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Alkol beyin, karaciğer, kalp ve sindirim sistemi başta olmak üzere pek çok organa zarar verir.” dedi. Alkol bağımlılığında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte etkili olduğunu aktaran Çetin, erken yaşta eğitim ve sosyal destekle bağımlılığın önlenebileceğini söyledi. Çetin ayrıca, tetikleyicilerden uzak durmanın ve sağlıklı alışkanlıklar geliştirmenin bağımlılıkla mücadelede kilit rol oynadığını hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, alkol bağımlılığının belirtileri, nedenleri, zararları ve tedavi süreçleri hakkında bilgi verdi, önlenmesine yönelik önerilerde bulundu.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Alptekin Çetin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Alptekin Çetin

Sürekli alkol kullanma isteği bağımlılık belirtisi…

Alkol bağımlılığının, kişinin alkol kullanımını kontrol edememesi, fiziksel ve psikolojik bağımlılık geliştirmesi durumu olduğunu dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, alkol bağımlılığı kişinin sağlığına, sosyal yaşamına ve sorumluluklarına zarar verecek düzeyde alkol kullanımıyla karakterizedir.” dedi.

Çetin, belirtiler arasında sürekli alkol kullanma isteği, kullanımı bırakamama, tolerans gelişimi ve yoksunluk belirtilerinin yer aldığını kaydetti.

Alkol birçok organa zarar verebiliyor!

Alkolün, neredeyse tüm organ sistemlerini etkileyebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Beyini etkiler. Hafıza kaybı, depresyon ve demans riskini artırır. Siroz ve karaciğer yetmezliği gibi ciddi hasarlara yol açabilir. Yüksek tansiyon, aritmiler ve kalp kası hasarı riskini artırır. Mide ülseri ve pankreatit riski yükselir. Ayrıca, ağız, boğaz, karaciğer kanseri gibi kanser türleri ile doğrudan ilişkilidir.” dedi.

Alkol bağımlılığını önlemek için bazı önlemler alınabileceğini ifade eden Çetin, “Erken yaşlarda alkolün zararları hakkında eğitimler verilmeli. Sosyal destek ve sağlıklı arkadaş çevresi önemi hafife alınmamalı. Stresi yönetmek için alkol dışındaki yöntemler, örneğin spor ve meditasyon önerilebilir. Alkol satış ve reklamlarının sınırlandırılması etkili bir önlem olabilir.” şeklinde konuştu.

Hem genetik hem de çevresel faktörler bağımlılığı etkiliyor!

Alkol bağımlılığında hem genetik hem de çevresel faktörler rol oynadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Araştırmalar, genetik yatkınlığın yüzde 40-60 oranında etkili olabileceğini göstermektedir. Ancak aile dinamikleri, stres ve sosyal çevre gibi çevresel faktörler de bağımlılığın gelişiminde önemli bir role sahip.” dedi.

Alkol bağımlılığı tedavini uzman bir ekip yürütmeli!

Alkol bağımlılığı tedavisinin genellikle bir uzman ekibin desteğiyle yürütüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Motivasyonel görüşme ve bilişsel davranışçı terapisi psikoterapi teknikleri kullanılır. Uygun görülen ilaçlarla alkolün güvenli bir şekilde vücuttan atılması sağlanır. Anonim Alkolikler gibi gruplar tedavi sürecinde hastalara destek sunar. Tedavi süreci kişiye özeldir ve uzun vadeli takip gerektirir.”

Bağımlılıktan uzak durmak için tetikleyicilerden kaçınmak önemli

Alkol bağımlılığı olan birinin tedaviye nasıl ikna edilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kişiyi yargılamadan dinleyin, hislerini anlamaya çalışın. Alkolün hem kendisine hem de çevresine verdiği zararları anlatın. Empati gösterin, onun yerinde olsaydınız nasıl hissedeceğinizi paylaşın. Profesyonel destek almasının önemini vurgulayın.” şeklinde konuştu.

Kendi isteğiyle alkol bağımlılığından kurtulmaya çalışanlara da önerilerde bulunan Çetin, şunları söyledi:

“Tetikleyicilerden uzak durun. Alkol içme isteği uyandıran ortam ve kişilerden kaçının. Spor, hobi veya başka sağlıklı aktivitelerle meşgul olarak dikkat dağıtılabilir. Yakın çevreden veya bir terapistten destek almak önemlidir. Mindfulness ve nefes egzersizleri stresle başa çıkmada etkili olabilir.”

Çetin ayrıca, alkol bağımlılığından kurtulan birinin tekrar bağımlılığa dönmemesi için tetikleyicilerden kaçınma, düzenli takip, yeni hobiler ve sağlıklı alışkanlıklar ile destek gruplarının önemini vurguladı.

Nil Karataş’ın yeni single “Maalesef”

Nil Karataş, “Maalesef” adını taşıyan yepyeni single çalışmasıyla müzikseverlerle buluştu! 2015’ten bu yana yayımladığı şarkılarla adından söz ettiren Nil Karataş, pop müzik tarzındaki yeni şarkısı “Maalesef” için çalışmalarını tamamladı. Söz ve bestesi Kutup Ata Tuncer’e, düzenlemesi ise Celil Yavuz’a ait olan şarkı, Nil Karataş’ın güçlü vokaliyle dinleyenin kalbine işliyor. Halil Güzel’in yönetmenliğini üstlendiği video klibiyle ‘Maalesef’, Avrupa Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yerini aldı.

Duygu Ergör Baur “Animalizm”

Duygu Ergör Baur‘un “Animalizm” isimli kişisel sergisi, 29 Mayıs – 26 Temmuz 2025 tarihleri arasında Gallery11.17’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçının bronz, demir, deri ve seramik gibi malzemelerle yaptığı tüm üç boyutlu görsel yaratımlarının masumiyete övgü niteliğinde tasarlandığını söyleyebiliriz.

Bu doğrultuda sanatçı, kimi zaman masallardan, kimi zaman rüyalardan, kimi zaman da mitolojik olgulardan öykünerek izleyiciye gerçekçi ve masalsı katmanlara dağılmış bir eser seçkisi sunuyor.

Yer: Gallery11.17

Fırın Caddesi, No.29

Ataşehir / İstanbul

Tel: + 90 (545) 845 26 80

Selülit sandığımız görünümü lipödem olabilir

Toplumda genellikle selülit ve fazla kilo problemi ile karıştırılan lipödem, sadece estetik anlamda bir sorun oluşturmakla kalmıyor aynı zamanda sağlık açısından da tehlike işareti anlamına geliyor. Bacak, kalça ve kollarda aşırı yağ birikmesi ile kendini gösteren bu sorun doğru tanı ve tedavi planlaması ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Jale Özdemir, lipödem hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Op. Dr. Jale Özdemir

Op. Dr. Jale Özdemir

Bacak ve kalçalarınızda yağ birikmesi varsa

Lipödem; bacak ve kalçalardan başlayarak, ileri evrelerinde kolları da etkileyen, dramatik olarak anormal yağ birikmesi şeklinde kendini gösteren, kanlanma ve lenfatik drenajın bozulduğu, hormonlara bağlı gelişen metabolik bir hastalıktır. Lipödem; bacaklarda ve kollarda simetrik yağ tutulumu ile kendini göstermektedir. Tutulan bölgelerde, vücudun diğer taraflarına göre ciddi boyut farklılıkları olmaktadır. Etkilenen alanlarda hassasiyet ve ağrı oldukça belirgin olmaktadır. Lipödeme maruz kalan bölgelerde hafif bir darbede kolayca morarma oluşabilmektedir.

Kadınların %11’den fazlası risk altında

Lipödemi kadınların % 11’inden fazlasında etkileyen bir hastalıktır. Östrojen hormonu bozukluklarına bağlı bir hastalık olduğu için hastaların tamamına yakını kadındır. Hasta olan erkeklerde mutlaka östrojen hormon seviyesi bozukluğu bulunmaktadır. Lipödem hastalığı çoğu zaman obezite ve lenfödemle karıştırılabilmektedir. Ancak lipödemin simetrik tutulumu, ellerde ve ayaklarda görülmeyişi, tutulan kısımların vücudun diğer kısımlarından bariz büyük olması ile diğer hastalıklardan kolayca ayrışmasını sağlamaktadır. Yine de lipödemin ileri evrelerinde lenf bezlerinde oluşan tıkanmalara bağlı olarak lenfödem oluşabilmektedir. Ayrıca lipödemi olan birçok hasta diyet ve spora dirençli bir hastalık süreci yaşadıkları için majör depresyon ve sonrasında da obez olabilmektedir. Lipödemi olan hastaların çoğunluğunun VKİ 35’in üzerindedir.

Kol ve bacaklarınızdaki morarmaları önemseyin

Lipodem hastalığının en önemli nedenleri arasında östrojen hormon seviyelerindeki düzensizlikler, hamilelik, ergenlik veya menopoz dönemlerindeki hormon düzensizlikleri ve kontrolsüz kullanılan hormon içeren ilaçlardır. Lipödemin en önemli belirtileri şunlardır;

  • Bacaklarda ve kollarda vücudun diğer alanlarına uyumsuz şekilde yağ birikmesi
  • Tutulan alanlarda hassasiyet ve ağrı
  • Etkilenen alanlarda çok hızlı morarma
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Yürüme güçlüğü ve düz tabanlık
  • Bacaklarda varisli damarlar – venöz yetersizlik
  • Ciltte çabuk yara oluşumu, geç iyileşme, sertlik ve skarlar
  • Depresyon ve obezite

Cidiniz portakal kabuğu görünümündeyse

Lipödem hastalığının teşhisi için hastanın tıbbi ve soy geçmişi oldukça önemlidir. Ayrıntılı fizik muayene ile tanı konulmaktadır. Lipödemi teşhisi için kullanılan bir test yöntemi her ne kadar olmasa da bazı görüntüleme yöntemlerinden faydalanılabilmektedir. Lipödemi hastalığını 4 evresi şunlardır;

Evre 1: Cilt düzgün ve pürüzsüzdür. Hafif şişlik şeklinde simetrik yağ birikimi vardır. Minimal ağrı vardır.

Evre 2: Cilt düzensizleşmeye başlayarak portakal kabuğu görünümünde olur, Nodüller şeklinde yağ birikimi oluşur. Ağrı ve tutulan alanlarda hassasiyet yaşanır.

Evre 3: Cilt Düzensizlikleri belirginleşmiş ve sertlikler oluşmaya başlamıştır. Yağ birikimleri artmış ve belirginleşmiştir. Ağrı şiddetlidir ve hareket kısıtlılığı başlamıştır.

Evre 4: Ciltte lenf sıvısı birikimi nedeniyle tutulan alanlarda ciddi şişkinlikler oluşur. Ciltte açık yaralar ve deformasyonlar oluşmaya başlar. Ağrı kronik ve şiddetlidir. Ciddi hareket kısıtlılığı olur.

Erken evrede yapılan liposuction hastanın yaşam kalitesini artırır

Lipödem hastalığına maruz kalmamak için öncelikle hayvansal gıdalardan uzak durulması gereklidir. Katkılı ve hazır besinler tüketilmemelidir. Antiinflamatuar içerikli besinler içeren bir diyet programı oluşturulması için uzman tarafından takip edilmek oldukça önemlidir. Ayrıca sağlıklı beslenip düzenli egzersiz yapmak ve ağrıların azalması için uzman doktorun tavsiye edeceği bazı giysileri giyip, cilt nemlendiricisi kullanmak gerekir. Ancak lipödemi hastalığında diyet ve egzersizler cerrahi tedaviye yardımcı olmakla birlikte, tek başlarına genellikle tedavi edici olmazlar. Liposuction lipödem tedavisinde kullanılan cerrahi bir yöntem olup anormal şekilde birikmiş yağ dokusunun vücuttan uzaklaştırılmasını amaçlar. Erken evrelerde estetik kaygı ile yapılabildiği gibi ileri evrelerde ağrı ve hareket kısıtlılığını hafifletmek için yapılır. Liposuction tedavisi lipödem hastalığının ilerlemesini yavaşlatarak hastanın yaşam kalitesini artırır. Liposution sırasında ameliyata mutlaka cilt sıkılaştırıcı yöntemlerde eklenmelidir. Ancak liposuctionın başarılı olması için ameliyat sonrası dönemde mutlaka diyet ve egzersiz yapılmalı, kompresyon giysileri giyilmeli ve lenf drenajı masajı yaptırılmalıdır.

Hyundai INSTER, Mayıs ayında Türkiye’de satışa sunuluyor

Hyundai’nin şık tasarımı ve konfor odaklı iç mekanıyla dikkat çeken tamamen elektrikli modeli INSTER, önümüzdeki günlerde Türkiye pazarına giriş yapacak. Kompakt A-SUV model, 49 kWh’lık bataryası ve 360 km menziliyle Türkiye’de segmentinin en uzun menzilli otomobili olmaya hazırlanıyor. INSTER, kullanıcısına çarpıcı tasarımı ve renkli dünyasıyla müzikten modaya kadar uzanan benzersiz bir deneyim sunacak.

“Var mısın?” mottosu ile maceracı ruhlara dokunacak olan INSTER, karşımıza sadece bir otomobil olarak değil, kendi dünyası olan bir yaşam alanı olarak çıkıyor. Tasarımı ve pratik şehir içi kullanım kolaylığıyla fark yaratan otomobil, konforlu ve dinamik bir sürüş deneyimi sunarken, aynı zamanda ileri teknolojisi, esnek ve geniş iç hacmiyle de elektrikli dünyasının önemli oyuncularından olmaya aday. Buna ek olarak; INSTER’in hızlı alt yapısı, yaklaşık 30 dakikada %10 ila %80 oranında şarj sağlayacak. Hyundai INSTER, markanın Avrupa pazarına sunduğu ilk küçük EV modeli olup potansiyel menzili sayesinde zahmetsiz şehir içi sürüş ve uzun yolculuklarda güçlü performansla birleştiriyor. Hyundai INSTER ile ilgili diğer detaylar, Mayıs ayında yapılacak lansman ile birlikte paylaşılacak.

Chalet Garden’da sezon başladı

Swissôtel The Bosphorus’un en sevilen mekanlarından Chalet Garden, Mayıs itibarıyla kapılarını açtı. Swissôtel içerisinde yer alan ve kış aylarında İsviçre Alpleri’nin ruhunu sonuna kadar yaşatan Chalet, Mayıs ayıyla birlikte bahçe keyfini başlatıyor.

Şehrin merkezinde doğa ile iç içe olma ve açık havanın tadını sonuna kadar çıkartabilme fırsatı sunan Chalet Garden, menüsündeki eşsiz lezzetleri, eğlence dolu etkinlikleri  sezona başladı.

Şef Soner Kesgin’in hazırladığı menüsünde poke bowl’lar, paylaşımlı tabaklar ve atıştırmalıkların yanı sıra pizza dog, klasik frankfurter, bratwurst, burger gibi seçenekler ve bu özel lezzetlere eşlik eden imza kokteyl ve içecek seçenekleri yer alıyor.

Her gün saat 17.00’da açılan Chalet Garden’da haftanın 3 günü (Perşembe-Cuma-Cumartesi) farklı sanatçıların canlı performanslarıyla eğlence ikiye katlanıyor.

CHALET GARDEN MAYIS TAKVİMİ
3 Mayıs Cumartesi Sibel Tepe
8 Mayıs Perşembe Deniz Sipahi
9 Mayıs Cuma Sezen Nayman
10 Mayıs Cumartesi Ege Çubukçu (BVC 10.YIL)
15 Mayıs Perşembe Solanch
16 Mayıs Cuma Elif Pıtırlı
17 Mayıs Cumartesi Garage Sale Festival
22 Mayıs Perşembe Duygu Soylu
23 Mayıs Cuma Bir Hikaye Bir Şarkı
24 Mayıs Cumartesi Mevsim Körün
29 Mayıs Perşembe Ezgi Alaş
30 Mayıs Cuma Ceren Akın
31 Mayıs Cumartesi Picnic & Gathering Festival