Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Yaş ilerledikçe pankreas kisti riski de artıyor…

Sindirim sisteminin kritik organlarından biri olan pankreasta ortaya çıkan kistler genellikle belirti vermiyor ve çoğu kez başka tetkikler sırasında rastlantısal olarak fark ediliyor. Kistler büyüdükçe karında şişkinlik, zayıf hastalarda dışarıdan hissedilme gibi belirtilere sebep olabiliyor. Ortalama bir pankreas kistinde kanser riski 10 binde 1 iken özellikle boyutu 2 cm’i aşan kistlerde bu oran 10 binde 20’lere kadar çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Emre Bozkurt, bazı kistlerin zamanla kötü huylu tümöre dönüşebileceğine dikkat çekerek, “Pankreasta oluşan kistik tümörler farklı türlerde olabilir ve her birinin tedavi yöntemi farklılık gösterebilir. Bu nedenle karmaşık bir hastalık grubunu oluştururlar. Özellikle kansere dönüşme potansiyeli taşıyan tümörlerde erken teşhis ve tedavi hayati önem taşır. Çünkü bazı kistlerde kansere dönüşüm oldukça nadir iken, bazı gruplarda daha yüksek olmaktadır. Düzenli kontroller ve uygun tetkikler sayesinde bu kistlerin etkili bir şekilde yönetimi mümkündür” diyor.

Doç. Dr. Emre Bozkurt

Doç. Dr. Emre Bozkurt

Bazı kist tipleri kadınlarda daha çok görülüyor

Hem sindirim hem de endokrin sistemlerde hayati bir rolü olan pankreasta yer alan salgı bezinin içinde ya da dış yüzeyine doğru, zaman zaman 10 cm’den daha büyük olabilen içi sıvı içerik dolu kistler oluşuyor. Bu kistler iyi huylu olabileceği gibi bazen kötü huylu oluşumlara da dönüşebiliyor. Bu nedenle ilk tanı anındaki boyut, içerik ve duvar yapısı gibi bazı özellikler takip planlaması açısından önem taşıyor. Günümüzde MR gibi görüntüleme yöntemlerinin yaygın şekilde kullanımı daha sık pankreas kisti tanısı konulmasını sağlıyor. 50 yaş ve altı bireylerde yüzde 9 olan pankreasta kist saptanma olasılığı 80 yaş üstü bireylerde yüzde 40’lara ulaşıyor. Belirli kist tipleri belli yaş, cinsiyet ve klinik, radyolojik özellikler ile ilişkilendiriliyor. Bazı kistler (solid pseudopapiller neoplazi) 20-30’lu yaşlarda kadınlarda daha sık görülürken, bazıları (seröz kistadenom ile müsinöz kistik neoplaziler) ağırlıklı olarak 50’li yaşlardan sonra saptanıyor ve kadınlarda daha çok görülüyor.

Bu belirtiler pankreas kistine işaret ediyor

Genellikle belirti vermeyen pankreas kistleri büyük olduklarında karında şişkinlik, zayıf hastalarda dışarıdan hissedilme gibi belirtilere sebep olabiliyor. Mide, oniki parmak bağırsağı ve safra yolları gibi çevre organlara basıya bağlı ağrı, yemeklerden sonra bulantı ve sarılık gibi belirtilere de yol açıyor. Bunun dışında tekrarlayan pankreatit atakları, sırt ağrısı, kilo kaybı, sindirilmemiş gıdalar içeren dışkı ve diyabet hastalığı gelişmesi gibi bulgular da kistlere eşlik edebiliyor. Pankreas kistleri saptanması halinde kan tetkikleri ve kistin özelliklerine göre MR ve endoskopik ultrason gibi görüntüleme yöntemlerinden, bazen de Bilgisayarlı Tomografi’den yararlanılıyor.

İyi huylu ve kötü huylu kisti ayırt etmek çok önemli

Pankreas kistlerinin temelde iyi huylu, kötü huylu olma potansiyeli olan ve kötü huylu olmak üzere üç gruba ayrıldığını belirten Genel  Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Emre Bozkurt, “Önemli olan iyi huylu kistleri tanıyabilmek ve aynı zamanda tedavinin gecikmesine engel olmak için kötü huylu olma potansiyeli olan veya kötü huylu olan alt grupları bu iyi huylu kistlerden ayıt etmektedir. İyi huylu kistler yalnızca hastada şikâyete yol açarsa tedavi edilmesi gerekir. Kötü huylu olma potansiyeli olanların uzun süreli yapılandırılmış takip programları ile takip edilmesi, kötü huylu olanların ise zaman kaybedilmeden tedavisi oldukça önemlidir” diyor.

Ameliyatla alınan kistlerdeki kanser olasılığı yüzde 15

Cerrahi olarak tedavi edilen hasta grubunda ameliyatların çoğunun, ileri zamanlarda kistlerde kanser gelişme ihtimali nedeniyle yapıldığını aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Emre Bozkurt, “Ameliyatlar büyük oranda koruyucu amaçla yapılmaktadır. Ancak cerrahi olarak tedavi edilen hastalardaki kistlerde kanser saptanma olasılığı ise %15’lerdedir. Bu şu anlama geliyor; kistler çıkarılmadan bir süre daha takip edilse, bazı kistlerde kanser gelişebilir.  Bu özel gruptaki kist hastalarında yapılan cerrahi müdahaleler, ileride gelişebilecek ve oldukça ölümcül olabilen pankreas kanserinden koruyucudur. Bu nedenle bu hastalarda tedavi için erken tanı kritik öneme sahiptir. Kistler, hastanın hiçbir şikâyeti olmadan rastlantısal olarak saptansa bile ilk değerlendirme ve niteliğinin ayırt edilmesi de çok önemlidir” sözleriyle uyarıda bulunuyor.

Hastanın ve kistin durumuna göre ameliyat kararı alınıyor

Ameliyat kararı da ameliyatın tipi de kistin kansere dönüşme ihtimali, hastada oluşturduğu belirti ve şikayetler, hastanın genel sağlık durumu ile ameliyata uygunluk gibi durumlara göre değerlendiriliyor. Bu değerlendirmeye bağlı olarak Whipple ameliyatı, pankreasın sol tarafının, boyun-gövde kesiminin ya da yaygın hastalık durumunda pankreasın tamamının çıkarıldığı ameliyatlar tercih edilebiliyor. İyileşme ve günlük yaşantıya dönüş süresi ameliyatın tipine göre değişiklik gösteriyor. Ameliyattan sonra pankreas dokusunda yeniden kistik hastalıklar gelişebileceği için hastaların, patoloji sonuçlarının da göz önünde bulundurularak takip edilmesi gerekiyor.

İyilik İçin Sanat Derneği 10. yılını sergi ile kutladı

İyilik İçin Sanat Derneği, genç sanatçıları desteklemek, onlara üretim alanları sağlamak ve çağdaş sanatın gelişimine katkıda bulunmak amacıyla çıktığı yolculukta 10. yılını anlamlı bir sergiyle kutladı.

Derneğin her yıl düzenlediği ve genç sanatçıların bir yıl boyunca yürüttüğü üretim sürecini görünür kılan “Pasajda Bir Yıl” projesinin 5. Dönem sergisi, Galeri Deniz’de sanatseverlerle buluştu.

Yepyeni ikonik MICRA altıncı nesliyle geri dönüyor

B segmentine damga vuran Nissan MICRA, yepyeni görünümü, tamamen elektrikli altıncı nesili ile yollara geri dönüyor. İddialı kişiliğini sıfır emisyonlu mobilite ile birleştiren yepyeni MICRA, önceki beş jenerasyonunun başarısı, 40 yılı aşan popülerliği ile ikonik kompakt model olma iddasını farklı ve yeni karakteri ile devam ettirme iddiasını sürdürecek. Yeni Nissan MICRA 2025 yılı sonunda Avrupa’da ve 2026 yılında da Türkiye’de satışa sunulacak.

İddialı tasarım

Nissan’ın Londra’daki Avrupa Tasarım Merkezi’nde (NDE) tasarlanan Yepyeni MICRA, SUV benzeri bir tasarım, sade ve düzenli yüzeyler ve baştan sona ince detaylarla premium bir dış görünüme sahip olacak.

Tamamen Yeni MICRA, ister sade, güçlü ve ince bir görünüm, ister öne çıkmayı sevenler için cesur ve baş döndürücü bir görünüm olsun, her ihtiyaca uygun olarak 14 dış renk ile sunulacak. Ayrıca, gövde rengini siyah veya gri tavanla birleştirme seçeneği sunan iki tonlu renkler de her zevkten sürücü için ayırt edici bir görünüm sağlayacak.

Nissan MICRA

İç mekan zarafeti

Japonya’nın en ünlü simgesi Fuji Dağı’nın kalıplanmış bir taslağı da dahil olmak üzere ince gizli tasarım özellikleriyle Japon mirasına da işaret ediyor. “Kabinde yaşam, farklı kaplamalar, aydınlatma ve daha fazlası ile müşteri tercihlerine göre net ve farklı bir ambiyans yaratacak şekilde tasarlandı. Farklı renklerin, malzemelerin ve kaplamaların özenle seçilmesi kabine farklı kişilikler kazandırıyor.

Nissan MICRA

Kompakt ve Kullanışlı

4 metrenin altında uzunluğu ve 1,8 metreden daha az genişliği ile Yeni MICRA, ağırlığının çok üzerinde bir performans sergiliyor ve şehir hayatının dar virajları ve yoğun yollarına mükemmel uyum sağlıyor. 2,54 metrelik dingil mesafesi iç mekanda daha fazla alan sağlarken, yolda dinamik bir duruş, çeviklik ile optimum denge sağlıyor.

Nissan MICRA

408km’ye varan menzil ve etkileyici hızlı şarj ile kusursuz elektrikli araç sürüşü

İlk kez tamamen elektrikli bir model olarak sunulan tamamen Yeni MICRA, günlük yaşam için mükemmel olan EV sürüşü sunuyor. 40kWh ve 52kWh olmak üzere iki batarya seçeneği bulunan model, bir şehir otomobili için önemli bir güç ve menzil sunuyor:

Pil kapasitesi* 40kWh* 52kWh*
Maksimum güç 90kW 110kW
Maksimum tork 225Nm 245Nm
Menzil 310km 408km
Ağırlık 1400kg 1524kg

Tamamen Yeni MICRA sınıfındaki en iyi hızlı şarj seçeneklerinden birini de sunuyor.

Nissan MICRA

Singer MOMENTO ile harikalar yarattı

Dikiş makinesi markası Singer, tasarımı özgürleştiren ve yaratıcılığa ilham veren yeni hobi kesim makinesi MOMENTO’yu, özel bir davetle tanıttı.

Etkinlik, Ece Vahapoğlu’nun enerjik sunumuyla başlayan tanıtımda Singer Türkiye Genel Müdürü Sinem Kınran Parlak’ın ürün hakkında bilgi verdi.

Etkinlik, Ece Vahapoğlu’nun enerjik sunumuyla başladı ve sahneye davet edilen Singer Türkiye Genel Müdürü Sinem Kınran Parlak’ın konuşmasıyla devam etti.

Parlak “MOMENTO, sadece bir hobi kesim makinesi değil; aynı zamanda kişisel tasarımları gerçeğe dönüştürmeyi kolaylaştıran yaratıcı bir asistan. Hobi tutkunlarından profesyonel tasarımcılara kadar geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eden MOMENTO ile özgün fikirlerin hayata geçmesini destekliyoruz.” şeklinde konuştu.

Modacı Tuvana Büyükçınar, Singer MOMENTO ile yaptıklarını konuklara gösterirken, ürün hakkında da bilgi verdi. Büyükçınar, “Ürün, yaratıcılığı besleyen ve fikirleri gerçeğe dönüştüren bir teknoloji sunuyor. Moda dünyasında her zaman hayalleri gerçeğe dönüştürmek için farklı yollar arıyoruz. MOMENTO, bunu çok daha kolay ve erişilebilir kılıyor. Sadece moda değil; ev tekstilinden aksesuara kadar pek çok alanda hayal gücünü pratiğe dönüştürmeyi mümkün kılıyor. Bence MOMENTO, üretmek isteyen herkesin yanında olması gereken ilham verici bir yol arkadaşı.” dedi.

Lansman kapsamında Büyükçınar, MOMENTO ile şık ve özgün bir ceket tasarladı. Ceketin tasarım süreci de özel olarak hazırlanan bir video ile izleyicilerle paylaşıldı.

MOMENTO, Cam, ahşap, vinil, kâğıt, karton, keçe ve kumaş gibi pek çok farklı yüzeye uygulama yapabilme özelliğiyle dikkat çeken MOMENTO, malzeme çeşitliliği açısından da kullanıcılarına sınırsız bir yaratıcılık alanı sunuyor.

Hyundai INSTER şimdi Türkiye’de

Hyundai Motor Türkiye, uzun zamandır beklenen A – SUV segmentindeki kompakt elektrikli modeli INSTER’ı satışa sundu.

Hyundai, INSTER modelini satışa sunmasıyla birlikte Hyundai, tamamen elektrikli SUV segmentindeki varlığını güçlendiriyor. INSTER, sıradan bir model olmanın çok ötesinde, dikkat çekici tasarım konsepti, kendinden emin duruşu, etkileyici iç mekanı ve çok yönlülüğü ile küçük bir SUV’un da son derece etkileyici olabileceğini kanıtlıyor. Tamamen elektrikli modelin genel tasarım konsepti, Hyundai’nin EV kimliğini somutlaştıran, özellikle dış kısımdaki piksel ışık özelliğinde belirgin olan ayırt edici bir tasarımla karakterize edilen, fütüristik ve yüksek teknolojili unsurların bir karışımı olarak öne çıkıyor. İç tasarım ise heyecan verici ve ilgi çekici kullanıcı deneyimleri yaratmaya odaklanıyor.

Hyundai INSTER

INSTER, 2021’de satışa sunulan ve yalnızca Kore’de üretilen benzinli CASPER’ın tasarım mirasını baz alıyor. Hyundai’nin Kore dışındaki diğer pazarlar için stratejik olarak geliştirdiği INSTER’in stili, daha fazla iç alan ve sağlam bir yol tutuşu sunmak için uzatılmış gövdeden oluşuyor. Geniş bir dingil mesafesi ile desteklenen otomobil, her ne kadar A segmentinde yer alsa da kendinden çok daha büyük araçlarla yarışır bir iç mekan konforu sunuyor. Böylelikle, tam olarak A segmenti ile B segmenti kompakt modeller arasında konumlanıyor.
INSTER’ın dış görünümü, düz, temiz yüzeyler ve uyumlu ön ve arka stil ile sağlam ancak kompakt bir SUV gövde profiline sahip. Yüksek teknolojili görünümü, fütüristik LED gündüz farı imzası ve piksel desen LED ön sinyal lambaları, stop lambası ve tamponu ile diğer küçük EV’lerden farklılaşarak cesur ve göz alıcı bir izlenim yaratıyor. Aracın ön ve arka tarafındaki eklentiler ise sağlam görünümünü artırıyor ve ek koruma sağlıyor.

Hyundai INSTER

Piksel desenine sahip parlak siyah ön ızgara ve uyumlu ön ve arka kapı kemer çizgileri, şık ve tutarlı tasarıma katkıda bulunuyor. Tavan raylarının tasarımı ise hem stil hem de işlevsellik katıyor. Hyundai’nin Kore kökenleri, hanji kağıdının doğal tonlarından esinlenen INSTER’ın renk paletinde yansıtılıyor. Geleneksel olarak, bu özel kağıt, yerel kağıt dut ağacının iç kabuğundan el yapımı olarak yapılıyor.

Ferah iç mekan
INSTER’in iç mekanı da genişletilmiş 10,25 inç dijital gösterge paneli, 10,25 inç bilgi-eğlence dokunmatik ekranı ve daha geniş bir ferahlık hissi yaratan sıkıştırılmış bir konsolda kablosuz şarj yuvası ile sürücü için yükseltilmiş rahatlık sağlıyor. Piksel teması, direksiyon simidindeki grafiklerle tekrarlanarak modelin yüksek teknoloji imajını güçlendiriyor. Harita cepleri ile ekstra depolama alanı sağlanıyor. Aracın standart iç mekan rengi ise bej olarak hazırlanıyor. İlk sıra, kabinde daha iyi hareket kabiliyeti için geliştirilmiş bir geçiş yolu sunarak sürücü ve ön yolcu koltukları arasında kolay erişim sağlıyor. Sürücü koltuğu da dahil olmak üzere tüm koltuklar, artırılmış çok yönlülük için düz bir şekilde katlanabiliyor. Arkadaki 50/50 kayan ve yatırılabilen koltuklar, daha fazla konfor ve daha geniş bacak mesafesi için geriye taşınmış.

Hyundai INSTER

Üstün bir şarj deneyimi
INSTER, standart olarak 11 kW’lık bir yerleşik şarj cihazıyla donatılmış. DC hızlı şarj cihazı kullanıldığında, INSTER yaklaşık 30 dakikada %10 ila %80 oranında şarj edebiliyor. INSTER’ın menzili ise 49 kWh bataryasıyla 360 kilometre (WLTP). DC hızlı şarj kapasitesi, uzun mesafelerde seyahat ederken kısa duraklamalara olanak tanıyor. Araç, özellikle daha soğuk iklimlerde şarj performansını artıran bir batarya ısıtma sistemiyle donatılmış. Yüksek verimli ısı pompası, enerji kullanımını optimize ederek aracın genel performansına ve menziline katkıda bulunuyor.

Hyundai INSTER

Performans
Otomobil, 84,5 kW (115 PS) güç üretirken tek bir motorla hareket ediyor ve maksimum tork değeri ise 147 Nm. Aracın 100 km’deki ortalama enerji tüketimi ise 15,3 kWh olarak veriliyor.
INSTER, McPherson destekli ön süspansiyon ve birleştirilmiş burulma kirişli arka aks ile hassas bir sürüş sunuyor. Bu sistem, rahat kullanım için Kolon tipi Motor Tahrikli Hidrolik Direksiyon ile tamamlanmış. Araç, engebeli yollarda, hız tümseklerinde ve otoyollardaki bozuk zeminde darbeleri emerek dengeli ve keyifli bir sürüş sunuyor. Buna ek olarak INSTER, güç dağıtımı, otomatik tutma, tam durma özellikli akıllı hız kontrolü ve adaptif rejeneratif frenleme gibi gelişmiş özellikler sunuyor. Güçlendirilmiş gövde sızdırmazlığı ve kalın kapı camı gibi gelişmiş yalıtım donanımları da yol gürültüsünü ve titreşimleri önemli ölçüde azaltıyor. INSTER, tam kapalı arka tampon ve aktif hava kapağı gibi aerodinamik iyileştirmelerle 0,309’luk bir sürtünme katsayısına ulaşıyor.

Bu belirtiler böbrek taşını işaret eder

Çağımızın en önemli sağlık problemlerine neden olabilen obezite, düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşam, böbrek taşı oluşumu riskini de artırıyor. Geçmiş dönemlerde erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha fazla görülen böbrek taşları, günümüzde kadınlar ve çocuklarda da sık görülmeye başladı. Hiçbir belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilen böbrek taşı çoğu zaman hastaların başka bir şikayet için gittikleri doktor kontrollerinde ortaya çıkıyor. Toplumda her 10 kişiden birinin hayatının bir döneminde karşılaştığı böbrek taşı sorunu; yeterli su tüketimi, dengeli beslenme, hareketli yaşam ve ideal kiloya dikkat edilmesi ile kontrol altına alınabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman, böbrek taşlarının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman

Doç. Dr. Mehmet Yılmaz Salman

Toplumun %15’i hayatının bir döneminde böbrek taşı ile karşılaşıyor

Tüm dünya nüfusunun %15’inden fazlasında görülen böbrek taşı, coğrafi faktörler ve yaşam koşulları nedeniyle ülkemizde de bu oranlarda görülmektedir. Böbrek taşının en önemli sebepleri şunlardır;

  • Genetik faktörler: Birinci derece akrabalarında böbrek taşı öyküsü olanlarda taş riski daha yüksektir.
  • Yetersiz sıvı tüketimi:
  • Beslenme: Hayvansal besinler, tuz, şeker ve oksalat içeren gıdalar böbrek taşı riskini artırır.
  • Obezite ve hareketsiz yaşam: Günümüzün en önemli sağlık problemlerinden birisi olan fazla kilo ve hareketsiz yaşam böbrek taşı da neden olur.
  • Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları: Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları ve bazı hastalıklar böbrek taşı riskini artırır.
  • Yaş ve cinsiyet: Erkeklerde kadınlara göre 2-3 kat daha fazla görülen böbrek taşı riski 30 yaşından sonra artar ve günümüzde kadınlar ve çocuklarda da sık görülmeye başlamış durumdadır.
  • Coğrafi ve iklimsel faktörler: Ülkemiz gibi sıcak iklimlerde yaşayan bireylerde böbrek taşı oluşma riski daha fazladır.
  • Böbrek taşı geçmişi: Böbrek taşı geçmişi olan hastalarda ilk taş düşürüldükten sonraki 5 yıl sonra tekrarlama riski %50’nin üzerindedir. 

Böbreğin içinde bekleyen taş dayanılmaz ağrılarla kendisini belli edebilir

Böbrek taşı denilince çoğu kişinin akla aniden başlayan dayanılmaz bel ağrıları gelir. Ancak böbrek taşları kendini belli etmeden, hiçbir belirti vermeden böbrek içerisinde senelerce saklı kalabilmektedir. Hiçbir ağrı şikayeti olmayan hastalar, çoğu zaman farklı bir hastalık nedeniyle doktora başvurduğunda çekilen ultrason ya da tomografide böbrek taşı hastası olduğunu öğrenmektedir. Hastalarda dayanılmaz ağrılara neden olan taşın kendisi değil, idrar kanalındaki idrar akışını engellenmesidir. Böbrek taşı ilk olarak kristal şeklinde (halk arasında kum olarak isimlendirilir) oluşur. Sağlıklı bir böbrekte ve günlük yeterli miktarda su tüketen kişilerde bu kristaller idrar ile atılarak birikim yapmazlar. Fakat kişinin böbrek yapısı idrar akışını yavaşlatacak şekilde ise ya da yeterli akım oluşacak kadar sıvı tüketimi yoksa bu kristaller böbrekte birikerek ve birleşerek taşa dönüşebilmektedir. İdrar akışını engelleyecek boyuta geldikten sonra hastanın yaşam konforunu olumsuz etkileyen böbrek taşları kendilerini bu belirtilerle gösterir;

  • Şiddetli ağrı
  • İdrarda kan
  • İdrar yaparken yanma
  • Sık idrara çıkma
  • Farklı idrar kokusu
  • Mide bulantısı
  • Ateş veya üşüme

 Hastaya özel yöntemlerle böbrek taşı tedavi edilebiliyor

Bu belirtiler, taşın idrar yollarında tıkanıklığa neden olması veya enfeksiyon gelişmesi durumunda daha belirgin hale gelebilir. Bu taşların oluşma sebeplerinin belirlenmesi tedavi başarısı açısından çok önemlidir. 2 cm’den küçük boyutlardaki böbrek taşları, vücut dışı şok dalga tedavisi (ESWL) ya da idrar kanalından girilerek böbreğin içine kıvrımlı aletlerle ulaşılan ve taşın lazer ile kırılıp toz haline getirildiği Retrograd intrarenal cerrahi (fleksible üreteroskopi) yöntemi ile tedavi edilmektedir. 2 cm’den büyük taşlarda ise bel bölgesinden açılan 1 cm’lik kesi ile böbreğin içine girilerek taşların kırılması ile böbrekten temizlenebilmektedir. Tekrarlayan böbrek taşlarında tedavi sonrasında taşların oluşma nedenleri belirlenerek hastaya özel tedavi programları uygulanır. Doktor kontrolünde uygulanan bu tedaviler dışında hastanın kilo kontrolü, dengeli beslenmesi, fiziksel aktivite durumu, yeterli su alımı, önerilen miktarda tuz ve şeker tüketmesi önemlidir.

Ruken Adıbelli “Plastik Reformasyon”

Plastik atıkların yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sanatsal bir değer taşıyabileceğini gözler önüne seren sanatçı Ruken Adıbelli’nin “Plastik Reformasyon” sergisi, Parex desteğiyle 27 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada GALERİ’de sanatseverlerle buluşuyor.

İleri dönüştürülen atık plastik poşetlerle, boya kullanılmadan üretilen eserler, plastiğin yalnızca bir atık değil; farkındalık yaratacak bir anlatım aracı olabileceğini gösteriyor.

Can Bonomo ve Melike Şahin ”Tükeniyor Ömrüm” şarkısı için bir arada

Can Bonomo, 6.  albümü Kara Konular’da yer alan ve Melike Şahin’le düet yaptığı “Tükeniyor Ömrüm” şarkısının video klibini izleyicilerle buluşturdu.

Albümün en çok dinlenen şarkılarından biri olan “Tükeniyor Ömrüm” ün söz ve müziği Can Bonomo’ya, düzenlemesi ise Can Saban’a ait. Yaylı ve üflemeli çalgıların çok sesli armonisiyle örülen parça hem melankolisi hem de samimiyetiyle albümün öne çıkan çalışmalarından biri.

Şarkının duygusal yoğunluğu, Can Bonomo ve Melike Şahin’in güçlü ve içten yorumu ile birleşerek dinleyiciye derinden etkiliyor. Aynı anda iki farklı yalnızlık, tek bir şarkıda buluşuyor.

Yönetmenliğini Mehmet Ali Ergin’in üstlendiği video klip, şarkının hissini sade bir dille yansıtıyor.

 

19 Mayıs bayramını denizde kutladılar

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Didim’de denizle buluştu. Duja Hotels’in ana sponsorluğunda, Didim Yelken Kulübü ve Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK) iş birliğiyle düzenlenen yat yarışı hem spor hem de milli bayram coşkusunu Ege’nin mavi sularına taşıdı.

Organizasyonun açılışı, Duja Hotels ev sahipliğinde Duja Didim’de düzenlenen özel bir kokteyl ile gerçekleştirildi. Sporcular, davetliler ve destekçiler keyifli bir atmosferde bir araya gelerek yarış heyecanını paylaştı.

Duja Hotels ve D-Marin’in değerli katkılarıyla hayata geçirilen organizasyon, Didim açıklarında gerçekleşen renkli ve rekabet dolu mücadelelerle hafızalarda yer etti. Katılımcılar Destek A ve Destek B gruplarında yarıştı. Destek A Grubunun şamnpiyonu Zeyla isimli tekne olurken, destek B grubunda ise Kayık Orsa birinci oldu.

Didim Yelken Kulübü ve TAYK yetkilileri, gençleri denizle buluşturmayı ve yelken sporunu geniş kitlelere tanıtmayı hedefleyen bu tür organizasyonların, Duja Hotels gibi spora ve sporcuya gönülden destek veren markalar sayesinde daha da güçlendiğini vurguladı.

Hamilelikte obezite tehlikesi!

Dünya Sağlık Örgütü tarafından “sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, son yıllarda küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu haline geldi.  Zira, obezite pek çok kronik hastalığın gelişme riskini artırırken, dünya çapında ölüm nedenlerinin de başında geliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, görülme sıklığı dünya ile birlikte ülkemizde de giderek artan obeziteden kadınların daha fazla etkilendiğini belirterek, “Öyle ki Sağlık Bakanlığı tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması’nın raporuna göre; obezitenin erkeklerde görülme sıklığı yüzde 24.6 iken bu oran kadınlarda yüzde 39.1’e yükselmektedir. Birçok çalışmanın verileri, doğurganlık çağındaki 20-39 yaş grubu kadınlarda obezite görülme oranının yüzde 20-35 olduğunu ve morbid obezite görülme oranlarında giderek artış gözlendiğini göstermektedir” diyor.

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Doç. Dr. Halenur Bozdağ

Çocukluk çağı obezitesi riskini 2 kat artırıyor!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, obezite sorunu yaşayan anne adaylarında hamilelik sürecinin düzenli ve yakın takip gerektirdiğine dikkat çekerek, “Obezite hem anne adayının hem bebeğin sağlığını tehdit edebilmektedir.  Örneğin, bu annelerin bebeklerinde, çağımızın önemli sorunu olan ve görülme sıklığı giderek artan çocukluk çağı obezitesinin gelişme riski ciddi oranda artmaktadır. Yapılan çalışmalar, gebeliğin ilk  3 ayı içindeki maternal obezite ile çocukluk çağı obezitesi arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; annesi gebeliğin ilk 3 ayında obez olan çocukların 2 yaşına geldiklerinde obez olma riskleri 2 kat artarken, 3 – 5 yaşlarına geldiklerinde bu risk artış göstererek 2.3 kat olmaktadır” uyarısında bulunuyor.

Bebeklerde kalp hastalığı, hipertansiyon ve diyabete zemin hazırlıyor!

Bebeklerin fizyolojilerinin hamilelik sürecinde anneden gelen besinlere uyum sağladığını vurgulayan Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu adaptasyonun bebeklerin metabolizmalarını kalıcı olarak değiştirebildiğine işaret ederek, “Anne karnındayken programlanmış olan bu değişiklikler bebeklerde obezitenin yanı sıra kalp hastalığı, hipertansiyon ve insüline bağımlı olmayan diyabet dahil olmak üzere yaşamın ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkan çeşitli hastalıklara da zemin oluşturmaktadır” diyor.

Annede kalıcı sorunlara yol açabiliyor!

Obezite, hamilelik sürecinde sadece anne karnındaki bebekte değil anne adayında da ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, bu hastalıkları şöyle özetliyor: “Obezite sorunu yaşayan anne adaylarında gebelik şekeri 2.6, gebelikte yüksek tansiyon 2.5 ve preeklampsi 3.2 kat artış göstermektedir. Gebelik sürecinde ve lohusalıkta damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek sorunlar da yaşanırken, doğum sonrasında tip 2 diyabet yaşanırken, doğum yüksekliği gibi sağlık sorunları kalıcı olabilmektedir.”

Yakın takip ve tedaviyle önlenebiliyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ,  aslında hamilelikte obezitenin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek,  “Düzenli beslenme, yeterli fiziksel aktivite ve her şeyden önemlisi gebeliğe ideal kiloyla başlamak ve bunun için doğum öncesi danışmalık almak, sorunların oluşmasını önlemenin etkili ve ulaşılabilir bir yoludur” diyor.  Obezitenin oluşturacağı riskleri en aza indirmek için hamileliğin ilk haftalarından itibaren yakın takip  ise büyük bir öneme sahip.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, ilk muayenede obezitenin neden olabileceği sağlık sorunlarının araştırıldığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunun için diyabet açısından açlık kan şekeri, üç aylık kan şekeri göstergesi olan HbA1C ve gerekirse şeker yükleme testi yapılır.  Kalp sağlığı açısından kan yağları ve ihtiyaç halinde kardiyolojik değerlendirme istenebilir. Tansiyon takibi günlük bakılabilir ve yüksek tansiyona eşlik eden baş ağrısı veya görme bulanıklığı gibi bulgular açısından anne adayı bilgilendirilir. Bebeğin gelişimi, kilo alımı, anneye ait risk faktörlerinden etkilenme durumu ve iyilik hali her görüşmede değerlendirilir.”

Sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite şart

Hamileliğine aşırı kilolu veya obezite sorunuyla başlayan anne adaylarında aylık kilo alımının bir plana oturtulması gerektiğine dikkat çeken Doç. Dr. Halenur Bozdağ, diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir diyet listesi oluşturularak sağlıklı beslenme ve kalori kontrolünün yapıldığını belirtiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Halenur Bozdağ, fiziksel aktivite konusunda da anne adaylarının desteklenmeleri gerektiğini vurgulayarak, “Düzenli açık hava yürüyüşleri günlük hayatın bir parçası haline getirilmelidir. Her gün 30 dakikalık açık havada yürüyüş veya ev içinde günde 3 kez 20 dakikalık aktivitede bulunmak, hamileliğin sağlıklı geçmesi için son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Obezite sorunu varsa 5-9 kilodan fazla alınmamalı!

Hamilelikte ne kadar kilo alınması gerektiği ise hamileliğin başlangıcındaki kiloya göre değişiyor. Vücut Kitle İndeksine göre zayıf olan anne adaylarının hamilelik sonuna kadar 12.5-18 kilo; ideal kiloda olanların 11.5-16 kilo; fazla kilosu olanların 7-11.5 kilo almaları öneriliyor. Obezite sorunu yaşayan anne adaylarının  ise 5-9 kilodan fazla almamaları önem taşıyor. Doç. Dr. Halenur Bozdağ, “Genel olarak bakıldığında, Vücut Kitle İndeksi’ne göre zayıf ve normal ağırlıktaki gebelerde ayda en fazla 2 kilo alımı, kilolu veya obezite sorunu olan gebelerde ise en fazla bir kilo alımı önerilmektedir” diyor.