Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Göksel’den Yeni Albüm: “Rüyaların İşi” Dijital Platformlarda

Göksel, albümünü “Bilinçaltımın ve yaşadıklarımın bende bıraktığı izlerin şarkılara dökülmüş hali” olarak tanımlıyor. 12 şarkıdan oluşan albümde 11 şarkının söz ve müziği Göksel’e ait. “Ay” isimli şarkıda ise Mabel Matiz’in imzası bulunuyor. Düzenlemelerde Samed Nalbant, Osman Şahin ve Alper Erinç yer alıyor.

Albüm öncesinde yayımlanan “Alev Alev” ve “Peki Öyle Olsun”, gördüğü yoğun ilgiyle albümün atmosferine dair ipuçları vermişti. Açılış şarkısı “Be Oğlum” ise Aytekin Yalçın yönetmenliğinde kliplendirildi. Göksel’in güçlü yorumuyla aşk, yalnızlık ve yüzleşmeler üzerine kurulu albüm, dinleyicide derin bir iz bırakıyor.

 

#Göksel #Rüyalarınİşi #TürkPopMüziği #YeniAlbüm #MabelMatiz #SolesMüzik #AvrupaMüzik #MüzikHaber #Magazin #PopMüzik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aslı Tohumcu ve Suzan Demir’den Yaratıcı Yazım Kitabı

Aslı Tohumcu ve Suzan Demir’in birlikte kaleme aldığı Hikâye Fabrikası, mayıs ayında Mundi Çocuk etiketiyle raflarda yerini aldı. Hikâye yazmaya meraklı olan her yaştan okur için rehber niteliğindeki kitap; karakter inşası, olay örgüsü, anlatıcı seçimi, zaman ve mekânın önemi gibi temel soruları örneklerle yanıtlıyor.

Hikâye Fabrikası, okumanın büyüsüne kapılan ve bir gün kendi hikâyesini yazmak isteyenlere kapılarını açıyor. İlham veren örnekler ve yaratıcı yazım etkinlikleriyle hayaller hikâyeye dönüşüyor. Kitap, bir ders kitabından çok canlı bir atölye olarak tasarlandı.

 

#HikayeFabrikasi #AslıTohumcu #SuzanDemir #MundiÇocuk #KitapHaber #YaratıcıYazarlık #ÇocukKitapları #OkumaKültürü #YazmaRehberi #YeniKitap #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ömer Aygün Çevirisiyle Ruh Üzerine Raflarda

Felsefe tarihinin en önemli metinlerinden biri olan Aristoteles’in Ruh Üzerine adlı eseri, Ömer Aygün’ün Eski Yunancadan çevirisi, önsözü, notları ve diziniyle Can Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı.

Aristoteles, bu eserinde Homeros’tan Platon’a kadar önceki ruh anlatılarını aktararak eleştiriyor ve kendi öğretisini ortaya koyuyor. Ruhun mistik bir öz değil, yaşamın ilkesi olduğunu savunan filozof, bitkilerden Tanrı’ya kadar uzanan canlılık spektrumunu ele alıyor.

Çeviride önsöz, notlar, ek metinler, elyazması listesi ve sözlükçe yer alıyor. Böylece hem uzmanlara hem de meraklı okurlara kapsamlı bir kaynak sunuluyor. Ömer Aygün’ün ifadesiyle: “Bu kitap bir okuldur ve tartışmasını bilene okulun kapıları açıktır.”

 

#Aristoteles #RuhÜzerine #CanYayınları #ÖmerAygün #FelsefeKitapları #KlasikMetinler #KitapHaber #YunanFelsefesi #FelsefeTarihi #YeniÇeviri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Skolyoz ve Eklem Kireçlenmesine Yol Açabilir: Belirtileri Hafife Almayın

Her ebeveynin en büyük arzusu, çocuklarının sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesidir. Ancak çocukların sağlığını değerlendirirken yalnızca boy ve kilo takibi yeterli olmayabiliyor; iskelet sistemi gelişiminin de dikkatle izlenmesi gerekiyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk döneminde gözden kaçabilen bacak boyundaki eşitsizliğin erken dönemde müdahale edilmediğinde çocuğun tüm iskelet sistemini tehdit edebildiğini belirterek,   “Bacak boyu eşitsizliği ilerleyen yıllarda kalıcı omurga eğriliği (skolyoz), kalça ve  diz eklemlerinde erken kireçlenme ile kronik ağrı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir” diyor.   Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bacak boyu eşitsizliğinde toplumdaki en büyük yanılgının “çocuk büyüyünce düzelir” düşüncesi olduğunu vurgulayarak, “Büyüme plağı hasarlarına bağlı gelişen bacak boyu eşitsizliği çocuk büyüdükçe katlanarak artar. Bu nedenle çocuğun yürüyüşünde fark edilen en küçük bir aksama bile basit bir basma bozukluğu olarak hafife alınmamalı ve mutlaka hekime başvurulmalıdır. Çünkü, kemik gelişimi tamamlanmadan yapılan küçük bir müdahale ileride ihtiyaç duyulabilecek büyük kemik ameliyatlarını önleyebilir” bilgisini veriyor. Bacak boyu eşitsizliğinde hafif farkların belirti vermeyebileceğini söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarda düzenli ortopedik değerlendirmenin büyük önem taşıdığı uyarısında bulunuyor.

Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz

Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin!

Bacak boyu eşitsizliğinin, iki bacak arasındaki ölçülebilir uzunluk farkı olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, toplumda hafif düzeyde farkların yaygın görüldüğünü ve bunların genellikle sorun oluşturmadığını anlatıyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, ancak dünya genelinde her 100 çocuktan yaklaşık 3 ila 5’inde görülen önemli farkların ise tedavi edilmediği durumlarda kalıcı sağlık problemlerinin gelişebileceği uyarısında bulunuyor. Hafif düzeydeki eşitsizliklerin çoğu zaman dışarıdan belirti vermediğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, “Ancak  fark arttıkça; yürürken aksama, bir bacağın üzerinde daha fazla durma, ayakkabı tabanlarında farklı aşınma ve omuz-kalça hattında asimetri gibi belirtiler ortaya çıkabilir” diye konuşuyor.

Hem doğuştan hem sonradan olabiliyor!

Bacak boyu eşitsizliği hem doğuştan hem de sonradan ortaya çıkabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, çocukluk çağında geçirilen ve büyüme plağını etkileyen kemik kırıklarının, enfeksiyonların ve kalça çıkığının (gelişimsel kalça displazisi) bacak boyu eşitsizliğinin en sık görülen nedenleri olduğunu aktarıyor. Bunların yanı sıra bazı çocukların doğuştan uzuv gelişim eksikliğiyle dünyaya geldiğini aktaran Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bazı sendromik durumlarda da vücudun bir yarısının diğerine göre daha fazla büyüyebildiğini kaydediyor. Prof. Dr. Kerim Yılmaz, nadir durumlarda ise kemik tümörleri veya çocukluk çağı romatizmasının büyüme dengesini bozarak eşitsizliğe yol açabildiğine vurgu yapıyor.

Hafif farklarda ilk seçenek: Tabanlık ve ayakkabı takviyeleri

Her bacak boyu eşitsizliğinin ameliyat gerektirmediğini dile getiren Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, özellikle 2 santimetrenin altındaki farklarda cerrahi dışı yöntemlerin tercih edildiğini söylüyor.

Kişiye özel ortopedik tabanlıklar: Ayakkabı içine yerleştirilen özel ortopedik tabanlıklar kısa olan bacağı destekleyerek kalça ve omurga dizilimini dengeliyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlık kullanımının, vücudun eşitsizliği telafi etmek için omurgayı eğmesini önlediğini ve eklemlere binen dengesiz yükü ortadan kaldırdığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, tabanlıkların bu etkileriyle skolyoz gelişimini engelleyebildiğini vurguluyor.

Ayakkabı altı takviyeleri (Lift): Farkın tabanlıkla giderilemeyecek düzeyde olduğu, ancak cerrahi sınırın altında kaldığı durumlarda, ayakkabının dış tabanına eklemeler yapılarak denge sağlanıyor.

Bu farklarda ameliyat gündeme geliyor

Bacak boyları arasındaki farkın 2-2,5 santimetrenin üzerine çıkmasının beklendiği durumlarda cerrahi yöntemlerin gündeme geldiğini ifade eden Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, uygulanan tedavilerin vücudun kendi kemiğini üretme prensibine dayandığını söylüyor. Prof. Dr. Kerim Sarıyılmaz, bu süreçte kullanılan başlıca teknikleri şöyle sıralıyor:

Eksternal fiksatörler (Dıştan cihazlar):  Dıştan yerleştirilen metal çerçeveler (eksternal fiksatörler) kemiklere ince teller veya vidalarla tutunuyor. Yöntem özellikle kemikte hem kısalık hem de eğrilik (deformite) olan karmaşık tablolarda ön plana çıkıyor.

Manyetik akıllı çiviler (İçten uzatma): Kemiğin içine yerleştirilen ve dışarıdan hiçbir parçası görünmeyen ileri teknoloji ürünü bir yöntem. Uzatma işlemi dışarıdan tutulan bir manyetik kumandayla gerçekleştiriliyor. Enfeksiyon riskinin daha düşük olduğu bu yöntem iz bırakmaması nedeniyle estetik açıdan da avantaj sağlıyor.

Kombine yöntemler (LON Tekniği): Hem içten çivi hem de dıştan fiksatörün birlikte kullanıldığı bu teknikte, çocuğun dıştaki fiksatör cihazıyla geçirdiği süre önemli ölçüde kısaltılarak konfor artırılıyor.

Büyümenin yavaşlatılması (Epifizyodez): Uzun olan bacağın büyüme hızı küçük bir müdahaleyle kontrollü şekilde yavaşlatılarak, kısa olan bacağın diğerine yetişmesi hedefleniyor.

 

#BacakBoyuEşitsizliği #ÇocukSağlığı #Skolyoz #Ortopedi #KerimSarıyılmaz #AcıbademHastanesi #ErkenTeşhis #SağlıkHaber #İskeletSistemi #ÇocukOrtopedisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Fazla tuzun 7 zararı

Modern yaşamın hızına ayak uydururken beslenme alışkanlıkları da giderek değişiyor. Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer almasıyla birlikte, farkında olmadan tüketilen tuz miktarının arttığına değinen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Fazla tuz tüketimi yalnızca sofradaki lezzeti değil, uzun vadede sağlığımızı da doğrudan etkiliyor. Özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde kritik sonuçlara yol açabilen aşırı tuz tüketimi, yaşam kalitesini düşüren sağlık sorunlarının başlıca nedenleri arasında” dedi.

Yoğun tuz tüketimi ilk olarak kalp-damar sistemi ve böbrekleri etkiliyor. Özellikle aralıklı tansiyon yükselmeleri ve bacaklarda şişlik oluşmasının, aşırı tuz tüketiminin ardından görülebilen ilk değişiklikler arasında yer aldığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor” açıklamasında bulundu.

Dr. Emine Dündar

Dr. Emine Dündar

Fazla tuz böbrekleri zorlayıp ödem oluşturabiliyor

Fazla tuz tüketiminin vücutta sodyum birikimine yol açtığını belirten Dündar, “Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir” uyarısında bulundu.

“Gizli tuz”a dikkat

Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, uzun vadede yüksek tuz tüketiminin zararlarını sıraladı:

  1. Yüksek tansiyon: Damar basıncını artırarak hipertansiyona yol açar.
  2. Kalp hastalıkları: Kalbin yükünü artırarak kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırır.
  3. Böbrek hasarı: Böbrek fonksiyonlarının azalmasına, protein kaçağına ve hatta kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.
  4. Felç riski: Beyin damarlarında hasar oluşturarak inme riskini artırır.
  5. Ödem: Vücutta sıvı tutulmasına ve şişliklere yol açar.
  6. Kemik kaybı: Kalsiyum atılımını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkiler.
  7. Mide hastalıkları: Mide mukozasını etkileyerek gastrit ve bazı mide hastalıklarına zemin hazırlar.

 

#DünyaTuzaDikkatHaftası #TuzTüketimi #SağlıklıBeslenme #KalpSağlığı #BöbrekSağlığı #Hipertansiyon #GizliTuz #SağlıkHaber #AnadoluSağlıkMerkezi #DrEmineDündar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş Kremi Kullanmanın Doğru Yolları: Etkili Koruma İçin Altın Kurallar

Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına karşı korunma ihtiyacı yeniden gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Central Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneş kremi kullanımında yapılan hataların ve cilt tipine uygun olmayan ürün tercihlerinin, beklenen korumayı sağlamadığı gibi ciltte çeşitli sorunlara da yol açabileceği konusunda uyarıyor.

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Doğru Uygulama Korumanın Temeli

Güneş koruyucuların etkili olabilmesi için doğru ve düzenli kullanım büyük önem taşıyor. Uzmanlar, güneş kremi uygulamasının güneşe çıkmadan en az 20 dakika önce yapılması gerektiğini belirtiyor. Yüz ve boyun bölgesi için “iki parmak kuralı” ile yeterli miktarda ürün kullanılması, koruyuculuğun sağlanması açısından kritik görülüyor.

Dr. Yağcıoğlu, gün içinde etkin korumanın devam etmesi için güneş kreminin her iki saatte bir yenilenmesi gerektiğini vurgularken; yüzme, terleme veya havluyla kurulanma sonrasında da tekrar uygulanması gerektiğini ifade ediyor.

Cilt Tipine Göre Güneş Kremi Seçimi

Güneş koruyucu seçiminde yalnızca SPF değeri değil, cilt tipi de belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor:

-Yağlı ve karma ciltler: Gözenekleri tıkamayan, su bazlı, mat bitişli ve “non-komedojenik” ürünler tercih edilmeli.

-Kuru ciltler: Hyaluronik asit ve seramid gibi nemlendirici içeriklere sahip formüller daha uygun.

-Hassas ciltler: Alerji riskini azaltan mineral filtreli (çinko oksit ve titanyum dioksit içeren) ürünler öneriliyor.

Günlük kullanım için en az SPF 30, yoğun güneş maruziyeti ve uzun süreli açık hava aktivitelerinde ise SPF 50 ürünlerin tercih edilmesi gerektiği belirtiliyor.

Yalnızca UVB Değil, UVA Koruması da Önemli

Central Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, yalnızca UVB ışınlarına değil, UVA ışınlarına karşı da koruma sağlayan “geniş spektrumlu” ürünlerin kullanılmasının; güneş yanıklarının yanı sıra erken cilt yaşlanması ve leke oluşumunun önlenmesinde önemli rol oynadığını vurguluyor.

Güneş kreminin yalnızca yaz aylarında değil, kış mevsimi dahil olmak üzere yıl boyunca düzenli olarak kullanılması gerektiği hatırlatılıyor. Uzmanlar, UV ışınlarının bulutlu havalarda dahi cilde zarar verebileceğine dikkat çekiyor.

 

#GüneşKremi #SPF #CiltSağlığı #UVKoruma #Dermatoloji #SağlıkHaber #GüneştenKorunma #CiltBakımı #CentralHospital #DrGizemYağcıoğlu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Fare Teması ve Gizli Bulaş Yollarına Dikkat

Bir yolcu gemisinde tespit edilen ve paniğe neden olan Hantavirüsün, kemirgenler aracılığıyla bulaştığını belirten uzmanlar, dünya genelinde görülebilen bir enfeksiyon olduğunu söylüyor.

En sık bulaş yolu, kemirgen idrarı ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması olduğuna vurgu yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Türkiye dahil Avrupa’da Puumala ve Dobrava-Belgrad virüsleri, Asya’da ise Hantaan virüsü daha çok böbrek tutulumuyla seyreden klinik tablo oluşturur.” dedi. Erken dönemde ateş, kas ağrısı ve sindirim sistemi şikayetleri ile kendini gösterebildiğini aktaran Dr. Mamçu, özellikle riskli alanlarda kemirgen teması ve toz kaldırmaktan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, son günlerde tüm dünyada salgın korkusuna neden olan hantavirüsün dünya genelindeki yayılımı, bulaş yolları, risk faktörleri ve korunma yöntemleri hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir!

Hantavirüslerin, yıllar içinde birçok ülkede çok sayıda kemirici türünden farklı tiplerde ortaya çıktığını aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir. Yıllık vaka sayısı ortalama 30 bindir.” dedi.

İnsanlarda Renal Sendromla Seyreden Kanamalı Ateş (RSHA) ve Kardiyopulmoner Sendrom (HKPS) şeklinde iki farklı klinik tabloya neden olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, ülkemizde şu ana kadar RSHA klinik tablosu izlendiğini dile getirdi.

Temel bulaş yolu kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması!

Hantavirüsünün bulaş yolları hakkında bilgi veren Dr. Mamçu, şunları söyledi:

“Kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması temel bulaş yoludur. Bununla birlikte kemirgen idrarıyla kirlenmiş gıdaların tüketilmesi, kemirgen ısırıkları veya çıkarılarının ciltteki açık yaralara temas etmesiyle de bulaş görülebilir. İnsandan insana bulaşma sadece bir tek tür Hantavirüs’te gösterilmiştir.

Kuluçka dönemi 2-4 haftadır. Başlangıçta; ateş, baş ağrısı, şiddetli kas ağrıları, iştahsızlık, bulantı-kusma, ışığa hassasiyet, göz hareketleri ile ağrı ve bulanık görme şikayetleri vardır. Hastalara genellikle bu dönemde tanı konur. Ciltte döküntüler ve idrar miktarında azalma olabilir. Kanama, hastaların yüzde 10’unda görülür. Hantavirüse karşı henüz etkili bir ilaç ya da aşı geliştirilmemiştir. Hastalara destek tedavisi uygulanır. Ölüm oranı yüzde 1’den azdır. Kuzey Amerika’da Sin Nombre Hantavirüsü, Güney Amerika’daysa insandan insana bulaşabilen Andes Hantavirüsü daha çok ağır akciğer tutulumuyla seyreden, daha ölümcül olan bir klinik tabloya neden olur. Türkiye dahil Avrupa’da Puumala ve Dobrava-Belgrad virüsleri, Asya’da ise Hantaan virüsü daha çok böbrek tutulumuyla seyreden klinik tablo oluşturur.”

Virüsün yayılması insan davranışlarına bağlı!

Hantavirüs hastalığından etkilenen tüm ülkelerde, yıllık vaka sayıları ve etkilenen bölgelerin her yıl değişebildiğine işaret eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu farklılıklar iklim faktörlerine (yağış, sıcaklık), doğal rezervuar olan kemirgen türlerinin coğrafi dağılımına, kemirgen popülasyon dinamiklerine, sosyal gelişmeye ve kemirgen ile insan etkileşimini artıran insan davranışlarına bağlıdır. Farelerin yoğun olduğu havasız ortamlarda enfekte hayvanların salgılarına temas edilmesi veya viral partiküllerin solunması başlıca bulaş yoludur.” dedi.

Hantavirüsü enfeksiyonunda erken teşhisin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Mamçu, “Şüpheli vakalarda gözlerde kızarma, döküntü, sırt ve bel ağrısı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç değişikliği durumunda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Laboratuvar testleri ve PCR ile kolayca tanı konur.” şeklinde konuştu.

Farelerin bulunabileceği riskli alanlarda toz kaldırılmamalı!

Korunmanın temel yolunun ise kemirgenlerle teması önlemek, hastalığın bulaşında rol alan farelerin evlerden ve insanlardan uzak tutulmasını sağlamak olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu sözlerini şöyle tamamladı:

“Ev içinde farelerin bulunması açısından çatı katı, bodrum, kiler, odunluk ve ahır gibi riskli alanların temizliğinden önce yarım saat ortamın havalandırılması, özellikle süpürme gibi toz kaldıracak yöntemlerden kaçınılması önemlidir. Toz kaldıracak işlemler öncesinde ıslatma, maske takılması, süpürme yerine mümkünse çamaşır suyu ile ıslatılmış bezle silme veya yıkama önerilir.

Genel olarak el temizliğine dikkat edilmeli, canlı veya ölü farelere çıplak elle dokunulmamalı, dokunulduğu takdirde eller bol sabunlu su ile yıkanmalı, tuvaletlerde lağım farelerinin evlere ulaşmasını engelleyecek şekilde tek yönlü tuvalet kapağı kullanımı yaygınlaştırılmalı.”

 

#Hantavirüs #EnfeksiyonHastalıkları #SağlıkHaber #KemirgenTeması #TozSoluma #BöbrekSağlığı #AkciğerTutulumu #ErkenTeşhis #ÜsküdarÜniversitesi #DrDilekLeylaMamçu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuba Önder Demircioğlu “Encounter II”

Uluslararası seramik sanatçısı Tuba Önder Demircioğlu ve mimar-tasarımcı Fahrettin Aykut, Londra’da yeni bir sanat buluşmasına imza atıyor. Fahrettin Aykut’un küratörlüğünü üstlendiği “Encounter II” sergisi, 12–16 Mayıs tarihleri arasında Gallery Marquess’te izleyiciyle buluşacak.

Sergi, önceden belirlenmiş bir kompozisyon yerine anın içinden doğan sezgisel karşılaşmaları merkeze alıyor. Tuba Önder Demircioğlu’nun kalıp kullanmadan, kontrol ile rastlantı arasındaki kırılgan dengede şekillendirdiği seramik yüzeyler; elin ritmini, bedenin izini ve malzemenin direncini görünür kılıyor. Bu üretim dili, biçimsel kusursuzluk yerine dönüşümün kendisine odaklanarak üretimin doğal hafızasını sanatın merkezine taşıyor.

Fahrettin Aykut’un küratöryel kurgusuyla şekillenen “Encounter II”, izleyiciyi kesin anlamların ötesinde yaşayan bir düşünce alanına davet ediyor. Eserler, tamamlanmış bir anlatı sunmak yerine izleyiciyle yeniden kurulan çok katmanlı bir deneyim öneriyor. Zaman, hareket ve dönüşümle kurulan bu organik bağ, sergiyi sezgisel bir keşif alanına dönüştürüyor.

 

#EncounterII #TubaÖnderDemircioğlu #FahrettinAykut #GalleryMarquess #SeramikSanatı #ÇağdaşSanat #LondraSanat #SanatSergisi #Küratörlük #SanatHaber #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kadın Palyaçolar Sergisi Gama Gallery’de

Çağdaş mozaik sanatçısı Gözde Tolan küratörlüğünde hazırlanan kolektif sergi Kadın Palyaçolar, 21 Mayıs’ta Gama Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor. 19 sanatçının 40 eserle yer aldığı seçki, gündelik yaşamda taşınan yüzlere ve parlak kabukların ardında biriken sessiz anlatılara odaklanıyor.

Carl Gustav Jung’un “Persona” kavramı ve “Palyaço” arketipinden beslenen sergi, görünür kimlik ile içsel ses arasındaki eşiği aralıyor. Kadınların toplumsal yaşamda üstlendiği rollerin yarattığı görünmeyen ağırlıklara ışık tutan eserler, izleyiciyi yüzeyin ötesini görmeye davet ediyor.

Doğal taş, cam, yarı değerli taş, kumaş ve seramik gibi farklı malzemelerin bir araya gelişi, parçalı bir varoluşu hatırlatan güçlü bir dil kuruyor. Sergi aynı zamanda toplumsal bir fayda misyonu taşıyor: elde edilecek gelirin bir bölümü Hatay’da kadınların güçlenmesine yönelik projelere destek sağlamak üzere Birİz Derneği’ne bağışlanacak.

Sergi Alanı: Gama Gallery

Adres: Turnacıbaşı Cd. No: 21 Beyoğlu/İstanbul

Tarih: 21 Mayıs – 20 Haziran 2026

Ziyaret saatleri: Pazar günleri hariç 12:00 – 18:00 arası

 

 

#KadınPalyaçolar #GamaGallery #SanatSergisi #GözdeTolan #ÇağdaşSanat #Persona #PalyaçoArketipi #KadınSanatçılar #SanatVeToplum #BirİzDerneği #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gaziantep’in Yaşam Kültürü Hasan Süzer Müzesi’nde Yaşatılıyor

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Süzer Ailesi iş birliğinde restorasyonu tamamlanan Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Kültürü Müzesi düzenlenen törenle kapılarını ziyaretçilere açtı. Açılışta Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Süzer Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Süzer Grubu Onursal Başkanı Mustafa Süzer ile siyaset, diplomasi ve iş dünyasından seçkin konuklar bir araya geldi.

Gaziantep’in köklü yaşam kültürünü ve evlilik geleneklerini yaşatacak müze, kentin kültürel mirasını koruma ve gelecek nesillere aktarma hedefiyle hayata geçirildi. Geleneksel taş mimarisiyle restore edilen yapı; evlilik, mutfak kültürü, düğün odaları, nazar ve ritüel bölümleriyle ziyaretçileri geçmişten günümüze uzanan kültürel bir yolculuğa çıkarıyor. Müze avlusunda ayrıca Hasan Süzer’in hayat hikâyesinin anlatıldığı özel bir oda bulunuyor.

Açılış töreninde konuşan Başkan Fatma Şahin, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılan bir değer olduğunu vurgulayarak, Hasan Süzer’in Gaziantep’e sunduğu katkıların unutulmayacağını ifade etti. Mustafa Süzer ise, “Bu müze yalnızca bir restorasyon değil; geçmişe duyulan saygının ve geleceğe duyulan inancın güçlü bir ifadesidir” dedi.

Hasan Süzer Evlilik ve Yaşam Kültürü Müzesi, her gün 08:30–17:30 saatleri arasında ziyaretçilere açık olacak. Müze, Gaziantep’in kültürel hafızasını yaşatırken kent turizmine de önemli katkılar sunacak.

 

#Gaziantep #HasanSüzerMüzesi #YaşamKültürü #FatmaŞahin #MustafaSüzer #KültürelMiras #YerelYönetim #GaziantepTurizmi #EvlilikGelenekleri #MüzeAçılışı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity