Yazılar

Sağlıklı beslenme takıntısı!

Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın arttığını belirten uzmanlar, ancak bazı kişilerin bu durumu takıntı haline getirebildiğini söylüyor.

Ortoreksiya Nervoza olarak adlandırılan bu bozukluğun, kişinin gününün büyük bir kısmını en saf ve doğal yiyecekleri araştırmaya ve hazırlamaya ayırmasına neden olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişiler katı ve kısıtlayıcı diyetler uygularlar. Dışarıda yemek yeme konusunda yoğun bir kaygı duyarlar.” dedi. Bu durumun sosyal izolasyona neden olabildiğini de aktaran Aytop, özellikle mükemmeliyetçi ve obsesyonel düşünce yapısına sahip bireylerde sık görüldüğünü vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, Ortoreksiya Nervoza olarak adlandırılan sağlıklı beslenme takıntısı hakkında açıklama yaptı.

Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Sağlıklı beslenmeye çalışmak iyi ama…

Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın arttığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Sosyal medyada ve televizyon kanallarında veya bir araya gelen kişiler arasında sık sık sağlıklı beslenmenin ne kadar değerli olduğu konuşuluyor.” dedi.

Bir açıdan sağlıklı beslenmeye çalışmanın, bunun hakkında sohbet etmenin ve içerikler izlemenin iyi bir şey olduğunu ifade eden Aytop, “Bir taraftan da bazı bireyler bu sağlıklı beslenme durumuna karşı aşırı bir takıntı geliştirebiliyor. Kişi sürekli sağlıklı beslenme konusunda araştırma yapıyor. ‘Nasıl en sağlıklı, en saf, en doğal yiyeceği bulabilirim’ diye sürekli kafa yoruyor. Gününün belirli bir kısmını hatta belki çok uzun bir kısmını bu konuya ayırabiliyor. Bu noktada takıntılı boyuta varan bir ‘sağlıklı beslenmeye çalışma’ mücadelesi ortaya çıkıyor. Buna da ‘Ortoreksiya Nervoza’ diyoruz.” açıklamasını yaptı.

İkili ilişkiler bozulabiliyor, sosyal izolasyona neden olabiliyor

Ortoreksiya Nervoza’nın en belirgin semptomunun, kişinin gününün önemli bir kısmını saf ve doğal beslenmeye yönelik araştırmalar gerçekleştirmesi ve bu yiyecekleri hazırlamaya ayırması olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişiler katı ve kısıtlayıcı diyetler uygularlar. Dışarıda yemek yeme konusunda yoğun bir kaygı duyarlar. Çünkü dışarıda yemek yerlerse, daha sonrasında suçlu hissedebilecekleri yiyecekleri yiyebilirler. Onlara göre sağlıksız olan yiyecekleri yemek durumunda kalabilirler.” dedi.

Bu durumda olan kişilerin sosyal hayatlarında bazı zorluklar yaşayabildiklerini aktaran Aytop, şunları söyledi:

“Kişi herhangi bir restorana veya kafeye gidiyor, orada bir şeyler yiyip içmiyor. Yerse suçluluk duyuyor ya da kendi yiyeceğini içeceğini götürüyor. Bu durumda ‘en iyisi gitmeyeyim’ diye düşünebiliyor. Bu da bir noktadan sonra sosyal izolasyona yol açabiliyor. Bu durumdan mustarip olan kişiler bir taraftan da çevrelerinin de o şekilde beslenmesi için baskıda bulunabiliyorlar. Tabii ki bu da onların kişiler arası ilişkilerine zarar verebiliyor.”

Tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalı

Ortoreksiya Nervoza’nın tedavisine multidisipliner bir şekilde yaklaşılmasının çok değerli olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bir taraftan beslenme ve diyetetik alanında bir uzmandan ve psikoterapi tarafından destek almak; bir taraftan da gerekli görülmesi halinde bir psikiyatrist desteği almak sürece olumlu bir şekilde tesir edecektir. Elbette aile ve sosyal destek de bu süreçte çok değerli olacaktır.” şeklinde konuştu.

Mükemmeliyetçi bireylerde sıklıkla görülebiliyor…

Ortoreksiya Nevroza ve sosyal medya ilişkisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu konu hakkında sosyal medyada çok fazla içerik var. Sağlıklı beslenmeye yönelik hangi gıdaların daha sağlıklı, hangilerinin sağlıksız olduğuna yönelik paylaşım bombardımanına maruz kalıyoruz. Dolayısıyla sosyal medyanın tabii ki bir etkisi var ama buradaki tek faktörün sosyal medya olduğunu söyleyemeyiz.” dedi.

Psikolojik ve biyolojik yatkınlıkların, sosyal faktörlerin birçok mekanizmanın bu bozukluğun oluşmasında devreye girdiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ortoreksiya Nervoza mükemmeliyetçi bireylerde ve obsesyonel düşünmeye yatkın kaygılı bireylerde sık görülen bir durum. Ayrıca dansçılar, sporcular ya da modeller gibi belirli vücut formunu korumak durumunda olan bireylerde yaygın bir şekilde görülebilir.”

Ataol Behramoğlu “Rus Edebiyatı Tarihi”

İnsanlık düşünce tarihinin en heyecan verici, en yaratıcı ve tartışmaya en açık alanlarından biri Rus edebiyatı tarihidir. Alanının büyük uzmanı Ataol Behramoğlu’nun bir ömür boyu emek verdiği çalışması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okurla buluşuyor. Başlangıç dönemleri olan 11. yüzyıldan 21. yüzyıl başlarına kadar bin yıllık bir süreyi kapsayan 616 sayfalık eser, bir ansiklopedi ya da antoloji olarak değil, Behramoğlu’nun Rus edebiyatına, akımlara, olgulara, tek tek yazarlara ve ürünlere bakışının, kişisel değerlendirmelerinin de yer aldığı özgün bir yapıt olarak sunuluyor.

“Cehennem” tiyatro sahnesinde

Elvin ve Erdal Beşikçioğlu’nun birlikte yönettiği Tatbikat Sahnesi prodüksiyonu “Cehennem”, tiyatroseverleri gerçeklik ve sanallık arasındaki ikilemlerde dolaştırarak, yaklaşan yeni dünya düzeninin acımasızlığıyla baş başa bırakıyor.

Seyirciye sarsıcı bir pedofili hikayesi sunarak sanal dünyadaki düşüncelerin gerçeğe dönüşmesi ve eyleme geçmesi üzerine çarpıcı bir sorgulamaya davet eden oyunda Ünsal Coşar, Elvin Beşikçioğlu, Zeynep Ekin Öner, Selin Tekman ve Adem Aydil birlikte rol alıyor. 21 Mart Cuma ve 22 Mart Cumartesi akşamları kendi evinde, Tatbikat Sahnesi’nde Ankaralı tiyatroseverlerle buluşacak olan “Cehennem” oyununun biletleri Biletix’te!

 Jennifer Haley’in yazdığı, Gülay Gür’ün dilimize çevirdiği “Cehennem”in yönetmenliğini Elvin ve Erdal Beşikçioğlu birlikte üstleniyor. Oyunda sahneyi, Ünsal Coşar, Elvin Beşikçioğlu, Zeynep Ekin Öner, Selin Tekman ve Adem Aydil paylaşıyor. Dekor tasarımını Barış Dinçel’in üstlendiği oyunda video mapping ise Can Akyürek’in imzasını taşıyor.

21 Mart 2025 Cuma ve 22 Şubat 2025 Cumartesi akşamları saat 20.30’da Tatbikat Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak tek perdelik “Cehennem”

“My Fairy Tale”

Kurucusu Esra Çevik’in olduğu Ruzy Gallery ‘My Fairy Tale’ başlıklı grup sergisi ile sanatseverleri ve koleksiyonerleri Etiler’ deki adresinde ağırladı.

Türkiye’deki genç sanatçılar ile yurtdışındaki sanatçıları bir araya getirerek “masal”ı kişisel ve toplumsal peyzajların bir metaforu olarak tasvir etmeyi amaçlayan sergide Abrahamm Yıldızbaş, Simay Bahçıvan, Pamir Yıldıran, Kemal Özen, Vildan Hoşbak, Sinan Çınar, Gülin Karabacak, Nina Murashkina ve Xavier Escala’nın eserlerine yer aldı.

Serginin küratörlüğünü üstlenen galeri, sanatçılara kendi “Fairy Tales” hikayelerini anlatma fırsatı sunuyor. Anlatım ve ifade biçimi olarak eserlerini kullanan sanatçılar, gerçeği “Fairy Tale”ın parlak ve hayalci dünyası üzerinden algılamamıza yardımcı olmayı amaçlıyor.

Tuğba Küçükbahar “Kumdan Toza, Çamurdan Nara”

Evrim Sanat Galerisi, sanatçı Tuğba Küçükbahar’ın “Kumdan Toza, Çamurdan Nara” isimli kişisel sergisi sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Küratör Günsu Saraçoğlu; “Sanatçı Tuğba Küçükbahar seramik sergisinde, yaşamın varoluşuyla bireyin içsel alanları arasındaki temasın birey üzerindeki dönüşüm deneyiminin üretim süreci ile görünür olmasını sağlıyor. Küçükbahar’ın eserleri, Akdeniz rüzgarları ve ezoterik mitlerin hemhal olmasıyla şekilleniyor. Her bir parça, içsel bir keşif ve varoluşun somut temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor.

Sanatçı Tuğba Küçükbahar’ın “Kumdan Toza, Çamurdan Nara” sergisi, 3 Nisan 2025 tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Evrim Sanat Galerisi

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00

Pazar: 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Kadın-erkek eşitliği toplum için ne kadar önemli?

Ülkeler ortalamasında her üç kişiden ikisi (%68), kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğin sağlanmasını önemli bulduğunu belirtiyor. Bireylerin %16’sı  ise bu konuyu önemli bulmadığını söylüyor. Kadınlar (%74), erkeklere kıyasla (%62) cinsiyet eşitliğini daha önemli buluyor.

Ipsos Türkiye

 IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Dünya Kadınlar Günü, 168 yıl önce 8 Mart 1857’de New York’ta kadın dokuma işçilerinin daha iyi çalışma koşulları ve eşit işe eşit ücret talepleriyle başlattıkları grev sırasında çıkan yangında 129 işçinin hayatını kaybetmesi ile başlamış bir mücadele günü. Kadınların toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi o günden bu yana sürüyor. Elbette yol katettik ancak şu anda geldiğimiz noktada hala konuşacağımız ve konuşmayı asla bırakmamamız gereken birçok nokta var.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Ipsos’un 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için 30 ülkede 23 binden fazla kişi ile gerçekleştirdiği Global Advisor Araştırması’na göre her üç kişiden ikisi (%68), kadınlar ve erkekler arasında eşitliğin sağlanmasını önemli bulduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise bu ifadeye katılanların oranı %78. Türkiye’de yaptığımız Gündeme Dair araştırması sonuçlarına göre, ülkemizde genel olarak kadınlara ve erkeklere eşit davranıldığını düşünen bireylerin oranı son 4 yıldır pek değişmiyor. Her 5 kişiden biri eşit davranıldığı görüşünde (%19). Aile içine baktığımızda ise bireylerin %41’i aile içinde kadınlara ve erkeklere eşit davranılmadığını düşünüyor. Toplum genelinde ve aile içine baktığımızda dikkat çeken en kritik nokta, bir fikir beyan etmek istemeyenlerin oranındaki kayda değer artış. Bu durum, cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusundaki tartışmalar ve bu tartışmalardan dolayı oluşan gündemden dolayı insanların bu konuyla ilgili olumlu ya da olumsuz fikir beyan etmekten kaçındığını gösteriyor. Bu araştırmayı daha önceki yıllarda yaptığımızda böyle bir durum olmamıştı.  Kadınların karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan biri de uğradıkları şiddet. Her iki kişiden biri kadınların hayatın her alanında erkek şiddetine maruz kaldığını düşünüyor, kadınlar arasında bu şekilde düşünenlerin oranı daha yüksek, %64. Kadına yönelik şiddetin cezasız kaldığını düşünenlerin oranı %60, kadınlar arasında ise bu oran biraz daha yüksek %66. Alınması gereken önemli bir mesaj daha. Şiddet varken ve cezasız kalıyorken kadınların güvende hissetmemeleri de çok normal, yaklaşık üç kadından ikisi dışarıda yalnızken veya yanlarında kadınlar varken kendilerini güvende hissetmediklerini belirtiyor. Kadınların iş yaşamına katılımında hangi noktadayız yakından bakmakta ve hafızalara kazımakta fayda var. TÜİK’in Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 2023 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun işgücüne katılma oranı kadınlarda %35,8, erkeklerde ise %71,2 oldu. Yani 15 yaşın üzerindeki her üç kadından ikisi işgücüne dahil değil, işsiz olabilmek için bile öncelikle işgücüne dahil olmak gerekiyor. İşgücüne dahil olabilen azınlık için de durum kötü, istihdam oranı erkeklerde %65,7 iken kadınlarda %31,3. Gündeme Dair araştırmamız gösteriyor ki daha en başında sorunlu bir noktadayız. Çünkü her iki kişiden biri kadınların eşlerinden ya da ailelerinden izin almadan çalışamadığı tespitine katılıyor. Araştırmamıza katılanların çoğunluğu, engelleri aşıp da işgücüne dahil olabilen kadınların işyerlerinde ayrımcılığa maruz kaldıklarını, aynı iş için erkeklerden düşük ücretler ile çalıştıklarını belirtiyor. Eşit işe eşit ücret alınmadığı tespitine katılanların oranı %41, bu oran kadınlarda genel ortalamaya göre daha yüksek. İş yerinde kadın ve erkek çalışanlara eşit davranılıp davranılmadığı sorulduğunda ise her dört kişiden biri eşitlik olduğunu düşünüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için tüm dünyada sesler çıkıyor, önemli aksiyonlar alınıyor, peki kat edilen yol yeterli mi? Ipsos’un Global Advisor araştırmasına dönecek olursak 30 ülkenin ortalamasında, bireylerin yarısı (%50), kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması konusunda ülkelerinde yeterince yol katedildiğini düşünüyor. Türkiye’de de bireyler benzer görüşte. Bu konuda bir şeylerin daha iyiye gitmesi için kadınların iş dünyasında ve hükümette daha fazla kadın lider olması şart. Araştırma sonuçlarına göre bireylerin yarısından fazlası da (%54), kadınların yönetimde olmadığı sürece ülkelerinde eşitlik sağlanamayacağını düşünüyor. Kadınlarda bu ifadeye katılım oranı erkeklerden daha yüksek %60. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları için katetmemiz gereken uzun bir yol var. İş dünyasında, siyasette, ailede ve sokakta kadınların hak ettikleri eşitliği yaşayabilmeleri için hem bireysel hem de kurumsal düzeyde sorumluluk almamız şart. Daha adil, daha eşit ve daha güvenli bir dünya için konuşmaya, sorgulamaya ve elimizden geleni yapmaya durmaksızın devam etmeliyiz.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun!

“Bir Renk. Bir Tutku. Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu”

Sanatçı Devrim Erbil, Fenerbahçe takımının tarihini ve ruhunu sanatıyla ölümsüzleştiriyor. Usta sanatçı, The Stay Boulevard Nişantaşı’nda sanatseverlerle buluşan “Bir Renk. Bir Tutku. Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu” başlıklı sergisinde, kendine özgü çizgilerini Fenerbahçe’nin renkleriyle resmediyor, sanat ve sporun ortak noktalarını özgün bir perspektifle ele alıyor.

Çağdaş Türk sanatının usta isimlerinden, ‘Resmin Şairi’ Devrim Erbil, kendisine ilham veren İstanbul’un bir parçasi olan Kadiköy ve Fenerbahçe Spor Kulübü için özel bir koleksiyona imza attı. 1907 Art platformunun ilk projesi olan “Bir renk. Bir Tutku. Bir Efsane: Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonu” başlıklı sergi, İstanbul’un merkezinde tasarım odaklı konsepti ve sanat projeleriyle öne çıkan The Stay Boulevard Nişantaşı’nda sanatseverlerin karşısında.

Birbirinden farklı alanlar gibi görünse de tutku, bağlılık, disiplin gibi ortak noktalar barındıran sanat ve spor, Devrim Erbil’in benzersiz çizgilerinde hayat buluyor. Fenerbahçe Spor Kulübübü’nün tarihini, Fenerbahçe’nin ruhunu yansıtan önemli unsurlardan biri olan Kadıköy ve Şükrü Saracoğlu Stadyumu’nun İstanbul’un siluetindeki özel yeri sanatçı Devrim Erbil’in yorumuyla eserlerinde yeniden canlanıyor, Erbil’in fırçasıyla İstanbul’un ikonik mekanları adeta ölümsüzleşiyor.

Küratörlüğünü Renk Erbil’in üstlendiği sergi, Devrim Erbil Fenerbahçe Koleksiyonunda yer alan

dört adet  yağlı boya dört adet led aydınlatmalı ışıklı enstalasyon eser ve on sekiz adet limitli seri ipek baskı eserden oluşuyor. Sergide ayrıca misafir sanatçılar Beste Alperat’ın “Humming Birds” ve  “Hug” adlı heykelleri ve İnci Tezel’ in “Tutku”ve“Coşku”  eserleri de yer alıyor.

Sergi, 28 Nisan tarihine dek The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki sergi alanında görülebilir.

Çağla Cabaoğlu “Yankı / Echo” ve “Rezonans / Resonance”

Çağla Cabaoğlu Galeri, 25. yılını iki mekâna yayılan iki çok özel karma sergi ile kutluyor. Sergilerin ana mekanı olan Nişantaşı’ndaki Çağla Cabaoğlu Galeri’de düzenlenen açılışa sanatseverler katıldı.

Galeri, 25. yılını, sanatsal üretimin geçmiş ve gelecek arasındaki etkileşimini görünür kılan “Yankı / Echo” ve “Rezonans / Resonance” adlı iki sergiyle kutluyor.

“Yankı / Echo”, galerinin ana mekanında gerçekleşirken, “Rezonans / Resonance” sergisi İDEALİST İç Mimarlık Derneği merkezinde sanatseverlerle buluşacak.

“Yankı / Echo”, 1929 doğumlu Burhan Doğançay’dan 1994 doğumlu Ozan Dursun’a uzanan 33 sanatçıyı bir araya getiriyor.

“Rezonans / Resonance” ise sanat tarihine referans veren, geçmişle bugün arasında bağ kuran 42 sanatçının eserlerinden oluşuyor.

Belkıs Balpınar “Zamanla Dokunanlar”

Belkıs Balpınar’ın retrospektif sergisi “Zamanla Dokunanlar” Nisan 2025 tarihine kadar Anna Laudel İstanbul’da izleyicilerle buluşuyor.

Anna Laudel İstanbul, çağdaş tekstil sanatının dünyadaki öncü isimlerinden Belkıs Balpınar’ın “Zamanla Dokunanlar” isimli retrospektif sergisine ev sahipliği yapıyor. Tasarımcı, müzeci, antik kilim araştırmacısı ve sanatçı Belkıs Balpınar’ın 1986 yılında kendi sanat pratiğine dönüş yaparak 2024 yılına dek ürettiği yaklaşık 20 eserlik bir seçki izleyici ile buluşuyor.

Ramazan’da kilo almamak için mutlaka sahura kalkılmalı!

Ramazan ayında öğün sayısının artırılması, dengeli besin tüketimi, sıvı alımına dikkat edilmesi ve porsiyon kontrolünün sağlanmasının önemine dikkat çeken Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Sahurda en iyi menü kahvaltılık tarzı beslenmedir. Mideye doygunluk hissi verecek çorba menüye dahil edilmelidir.” dedi.

İftar ve sahur arasındaki sürede sık sık ve azar azar beslenmek için en az 2 ara öğün yapılması önerisinde bulunan Şahin, “Metabolizma hızını arttırıp, kilo almamak için mutlaka sahura kalkılmalıdır” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Kübra Şahin, Ramazan ayında sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu.

Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin

Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Kübra Şahin

İftar, sahur ve ara öğünler dengeli olmalı!

Öğün sayısının artırılması, dengeli besin tüketimi, sıvı alımına dikkat edilmesi ve porsiyon kontrolünün sağlanmasının önemine dikkat çeken Beslenme Uzm. Kübra Şahin, Ramazan ayında öğün sayısının iftar, mutlaka sahur ve 2 küçük ara öğün ile en az toplam 4 öğünü bulacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurguladı. Şahin, “Her gün 4 temel besin grubunu (peynir/yumurta/et/tavuk/balık gurubu, süt/yoğurt gurubu, sebze-meyve grubu ve tahıl grubu) belirli miktarlarda iftar, sahur ve gece öğünlerinde eşit ve dengeli bir biçimde tüketilmeye çalışılmalı.” dedi.

Çorbasız Ramazan olmaz!

Çorbaların Ramazan sofralarının en önemli başlangıç besini olduğunu da kaydeden Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Ana öğünlerde; çorba, et-tavuk veya balık gibi yağsız-derisiz et çeşitleri, sebze ve kuru baklagil yemekleri, çeşitli sebzelerden oluşan salatalar, bulgur, tarhana, erişte gibi tam tahıllılar, çavdar, tam buğday veya karışık çok tahıllı ekmekler ve mutlaka hazmın kolaylaşması için komposto veya hoşaf tercih edilmelidir. İlk oruç açıldığında çorba ile başlayıp, bir süre ara verildikten sonra etli sebze yemeği gibi hafif yemeklerle yemeğe başlanılması; yavaş sindirime zaman tanıyarak 15-20 dakika sonra az yağlı / ızgara et yemeği, kuru baklagil, sebze yemeği, salata, ayran, cacık gibi yemeklerle devam edilmelidir. Bu durum hem doygunluk hissinin sağlanması hem de sindirim problemlerinin önlenmesi açısından etkili olacaktır.” diye konuştu.

Sahurda en iyi menü kahvaltı!

Ana yemek olarak etli veya etsiz sebze yemekleri, haftada 1-2 gün kırmızı et, 3-4 gün beyaz et, 1-2 günde kuru baklagil yemekleri tercih edilmesi önerisinde bulunan kaydeden Şahin, şöyle devam etti:

“Sahurda en iyi menü kahvaltılık tarzı beslenmedir. Mideye doygunluk hissi verecek çorba menüye dahil edilmelidir. Protein içeriği yüksek besinler tüketildiğinde tokluk süresini artırmaktadır. Örneğin, haşlanmış yumurta veya biberli, domatesli bir menemen sahur için gayet uygun besinlerdir. Normal ekmek yerine tam buğday unundan, çavdar ekmeği, kepekli ekmek gibi posa ve lif içeriği yüksek ekmek ürünleri tüketilirse tokluk hissi artacaktır. Ayrıca süt tüketimi hem tokluk hissi vermesi hem de sıvı içeriği açısından önemlidir. Öğünlerde de yoğurt, cacık, ayran gibi protein ve kalsiyumu yüksek besinlere de yer verilmelidir.”

İftar ve sahur arasında en az 2 ara öğün yapılmalı

Kan şekerini hızla yükselten beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı, glisemik indeksi düşük besilerin tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Şahin, “Ara öğünlerde ise; taze mevsime uygun meyveler, çorba, dondurma, sütlü tatlılar, kuru meyve ve yağlı tohumlar gibi besinler tercih edilmelidir. İftar ve sahur arasındaki sürede sık sık ve azar azar beslenmek için en az 2 ara öğün yapılmalı.” ifadesinde bulundu.

Günde en az 2 porsiyon meyve çiğ ya da komposto olarak tüketilmeli

Günde en az 2 porsiyon meyvenin çiğ ya da komposto olarak tüketilmesi gerektiğini de söyleyen Şahin, “Şeker içeriği yüksek gıdalar kan şekerini hızla yükseltirler ve hızla düşürürler, bu da ertesi gün çok çabuk acıkılmasına ve kan şekerinin çok daha çabuk düşmesine sebep olacaktır. Şerbetli tatlılar yerine; sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Tok tutacağına inanılan hamur işleri denilen mantı, makarna, börek, gözleme, ekmek ve kızartma ağırlıklı besinleri sahurda fazla miktarda tüketmek tehlikelidir. Çünkü bu tür besinler uyanıldığında midede ağırlık, yanma ve ekşime hissettirebilmektedir.” şeklinde konuştu.

Çay, yemekten 2 saat sonra içilmeli!

Vücudun ihtiyacı olan suyun; metabolik su, günlük içilen sıvılar (çay, kahve, taze sıkılmış meyve suları, ayran, komposto suyu gibi) ve yenilen yiyeceklerle sağlandığını kaydeden Öğr. Gör. Kübra Şahin, “İftar ve sahur arasında sıvı gereksinimini karşılamak için ortalama 2–2,5 litre su tüketilmelidir. Yemekten hemen sonra çay, kahve içmek doğru değildir. Çay ve kahvenin içerisinde bulunan maddeler demirin emilimini azaltmaktadır. Bu yüzden yemekten en az 2 saat sonra çay veya kahve içilmelidir.” dedi.

Tokluk sinyaline dikkat!

Ramazan’da bütün gün oluşan açlıktan sonra, kişilerin iftarda çok hızlı bir şekilde ve çok miktarda besin tükettiğine işaret eden Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Bu alışkanlık kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olur. Beyin, ilk yemek yemeğe başladığı süreden en az 20 dakika sonra tokluk sinyali oluşturur. Bu yüzden hızlı yemek yemeniz tokluk sinyali oluşuncaya kadar daha çok miktarda besin tüketilmesine ve kilo alınmasına neden olacaktır. Sahurdan iftara kadar olan sürede aç kalındığı için metabolizma hızı zamanla yavaşlar. Kişi önce biraz kilo verir ancak bir süre sonra kilo verme durur ve sonrasında kilo artışı gerçekleşir. Bu olumsuzluklardan korunmak için, öğün sıklığı arttırılmalıdır.” diye konuştu.

Kilo artışını önlemek için sahur…

Dengeli ve sağlıklı beslenme ile kilo artışını önlemek için öncelikle alınan enerjinin azaltılması gerektiğini ifade eden Beslenme Uzm. Kübra Şahin, “Uzun süre açlıktan sonra sadece tek öğünde tüm besinlerin tüketilmesi doğru değildir. O nedenle az miktarda, öğünleri bölecek şekilde tüketilmesi gerekmektedir. Metabolizma hızını artırmak için en önemli nokta az az sık sık beslenmektir. Metabolizma hızını arttırıp, kilo almamak için mutlaka sahura kalkılmalıdır. Sahur yemekleri azar azar, iyice çiğneyerek tüketilmelidir. Çiğ sebze, domates, salatalık, biber gibi hem enerjisi düşük hem de sıvı içeriği yüksek olan, C vitamini açısından zengin yiyeceklere mutlaka sahurda yer verilmelidir. Sahurda fazla yeme isteği olmadığı durumlarda ise 1 bardak süt ve 1 porsiyon meyve kan şekerini dengede tutmak için yeterli olacaktır.” ifadesinde bulundu.

İftarda hafif yemekler tercih edilmeli

Metabolizma hızını artırmak için bir diğer yolun ise iftarda birden tüm besinleri yemek yerine bölerek ve ara vererek tüketmek olduğunu kaydeden Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğr. Gör. Kübra Şahin, “Hafif yemekler tercih edilmelidir. Yemek üzerine hemen tatlı, meyve, kuruyemiş tarzı besinler tüketilmemelidir. Bunlar 1 saat aralıklı olarak tüketilmelidir. Oruç tutulan günde harcanılan enerji ile normal günde harcanılan enerji farklıdır. Bu yüzden dengeli bir beslenme programınızın olması özellikle vücuttaki yağ miktarının artmasına engel olacaktır.” şeklinde sözlerini tamamladı.