Yazılar

Ipsos Verileri: Lansmanların Kaderini İlk Deneyenler Belirliyor

Dünyanın lider araştırma şirketi Ipsos’un Hane Tüketim Paneli verilerinden derlenen içerik dosyasında, her yıl 4.000’den fazla yeni hızlı tüketim ürününün raflara çıktığı tespit ediliyor. Peki ya sonra? Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler aslında şöyle bir mesaj veriyor: Lansmanların kaderi, büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik’in verilerle ilgili yorumu şöyle;

“Yeni ürün lansmanları, yalnızca inovasyonun değil, aynı zamanda büyümenin de tetikleyicilerinden biridir. Lansmanlara daha fazla alan açan şirketlerin daha yüksek büyüme performansı göstermesi, bu ilişkinin somut bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Her yıl binlerce ürün raflara çıkıyor; ancak gerçek başarı, bu ürünlerin doğru zamanda ve doğru tüketiciyle buluşabilmesine bağlı. Bu noktada veriler bize şunu söylüyor: Lansmanların kaderi büyük ölçüde ilk deneyenler tarafından belirleniyor.

Hane nüfusunun yalnızca %17’sini oluşturan “Öncüler”, lansman harcamalarının %33’ünü gerçekleştirerek yeni ürünlerin ilk ivmesini yaratıyor. Bu erken dönem davranışları, bir ürünün yaygınlaşma potansiyeline dair önemli ipuçları sunuyor.

Bulgular, yeni ürünlerin pazardaki yolculuğunun her zaman doğrusal ilerlemediğini; özellikle ilk dönemde ortaya çıkan dinamiklerin ve farklı tüketici gruplarının davranışlarının bu süreci anlamada önemli bir rol oynadığını gösteriyor.”

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#IpsosTürkiye #YeniÜrünLansmanı #TüketiciDavranışları #HızlıTüketimÜrünleri #İnovasyon #BüyümeStratejisi #HaneTüketimPaneli #PazarlamaVerileri #EkonomiHaberi #MarkaBaşarısı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

El Hijyeninde Dengeyi Korumak Hayati

Uzmanlar, el hijyeninin, enfeksiyonların yayılmasını önlemede en etkili ve en basit yöntemlerden biri olarak öne çıktığını söylüyor.

Ellerin doğru zamanda ve en az 20 saniye süresince uygun teknikle yıkanması gerektiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” dedi. Özellikle 3–5 saniyelik yıkamaların yeterli olmadığı ve hijyen sağlamadığı ifade eden Dr. Mamçu, el hijyeninde dengenin korunması gerektiğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Yetersiz hijyen, özellikle çocuklarda ölümlerin en önemli nedenlerinden biri!

El hijyeninin kritik bir halk sağlığı konusu olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tüm dünyada, temiz olmayan su ve gıda kaynakları ile yetersiz hijyen şartları özellikle çocuklar arasındaki ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.

Dr. Mamçu, grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal, Hepatit A gibi halk sağlığını tehdit eden birçok hastalığın doğru yıkanmayan eller aracılığı ile bulaştığı vurgusunu yaptı.

El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yolu!

Ellerimizin çevreyle temas eden en aktif organ olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Patojenlerin (mikropların) vücuda giriş yolu olan ağız, burun ve gözlere taşınmasında ana köprü görevi görürler. El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur.” dedi.

Gün içinde el yıkama sıklığı için ‘sağlıklı sınır’ın sayısal bir rakamdan ziyade ihtiyaca dayalı olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” şeklinde konuştu.

Ellerin aşırı yıkanması cildi bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor!

Aşırı yıkama sonucu ciltte oluşan mikro çatlaklar ve egzamanın oldukça yaygın olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:

“Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır. Çok sık el yıkama, kolonya kullanma davranışı bulaş riskini ortadan kaldırıp anlık rahatlama sağlasa bile bakıldığında 5 dakikada bir el hijyeni, temizlik hastalığını beraberinde getirebilir. El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu el yıkama rutininin çok üzerine çıkıp takıntılı bir hale dönüşmemeli.”

Doğru zamanda, doğru teknikle…

‘Yeterli el hijyeni’nin nasıl tanımlanması gerektiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru zamanda, doğru teknikle (en az 20 saniye, tüm yüzeyleri kapsayacak şekilde) ve cildi kurutmadan yapılan temizliktir. Sadece suyla değil, sabunla veya sabun yoksa alkol bazlı dezenfektanla yapılmalıdır.” dedi.

Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve yedikten sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hapşırma, öksürme veya burun silme sonrası, çöplere dokunduktan sonra, dışarıdan eve girince, hasta birine temas etmeden önce ve sonra el yıkamanın gerçekten zorunlu olduğuna işaret etti.

Elleri 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz!

El hijyeni konusunda toplumda en sık yapılan yanlışlar hakkında da bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır. Elleri dezenfekte etmek için çok sıcak su kullanmak mikropları öldürmez, sadece cildi tahriş eder.

El hijyeni konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli 3 konu; her an değil, riskli temas sonrası el yıkanmalı, yıkama sonrası nemlendirici kullanarak cilt bütünlüğü (bariyeri) korunmalı, kısa süreli yıkamanın temizlik sağlamadığı unutulmamalı ve parmak araları ile tırnak dipleri ihmal edilmemeli.”

 

 

#ElHijyeni #SağlıkHaberi #DilekLeylaMamçu #EnfeksiyonÖnleme #CiltSağlığı #DünyaElHijyeniGünü #Hijyen #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

IVECO BUS CROSSWAY 20. Yılını Kutluyor

Toplu yolcu taşımacılığının en çok tercih edilen modellerinden biri olan IVECO BUS CROSSWAY, 20. yılını kutluyor. Bugüne kadar 70.000’den fazla araç üretilen CROSSWAY, güvenilirliği, performansı, çok yönlülüğü ve yolcu konforuyla şehirlerarası taşımacılıkta bir dünya standardı haline geldi.

Avrupa’nın Lider Şehirlerarası Otobüsü

2006 yılında Çek Cumhuriyeti’nde tanıtılan CROSSWAY, kısa sürede Avrupa ve ötesinde referans noktası oldu. Bugün Avrupa’da satılan her iki şehirlerarası otobüsten biri CROSSWAY imzasını taşıyor. Model, optimize edilmiş toplam sahip olma maliyeti (TCO) ve sürdürülebilirlik odaklı yapısıyla kamu ve özel operatörlerin tercihi olmaya devam ediyor.

Sürdürülebilir Mobiliteye Katkı

IVECO BUS Otobüs İş Birimi Başkanı Claudio Passerini, “CROSSWAY’in 20. yılı, sürdürülebilir mobiliteye olan bağlılığımızın bir sembolü. Bu başarı, ekiplerimizin uzmanlığı ve müşterilerimizin ihtiyaçlarını sürekli dinlememizin bir sonucudur” dedi.

Geniş Ürün Yelpazesi

CROSSWAY serisi bugün beş farklı versiyon (Low Entry, Pop, Line, HV ve Pro) ile sunuluyor. Doğal gaz, hibrit, B100 biyoyakıt ve %100 elektrikli seçenekleriyle enerji dönüşümüne uyum sağlayan model, IVECO BUS’ın teknolojik tarafsızlık stratejisini yansıtıyor.

Kısa mesafeli tarifeli seferlerden okul servislerine kadar geniş kullanım alanına sahip CROSSWAY, uzun ömürlü performans ve sürdürülebilir mobilite vizyonuyla yolcu taşımacılığının geleceğini şekillendirmeye devam ediyor.

 

#IVECOBUS #CROSSWAY #OtobüsHaberi #Otomotiv #TopluTaşımacılık #SürdürülebilirMobilite #OtoHaberi #AvrupaOtobüs #ElektrikliOtobüs #IVECO #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” Sergisi Bozlu Art’ta Açıldı

Sanatçı Gamze Taşdan, 8 Mayıs – 4 Temmuz tarihleri arasında Bozlu Art’ta gerçekleşen üçüncü kişisel sergisi “Hoş Vakit” ile izleyicileri erken Cumhuriyet döneminin eğlence kültürüne davet ediyor. Taşdan, yeni üretimlerinde modern yaşamın inşasını eğlence pratikleri üzerinden ele alırken, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü kendine özgü üslubuyla ortaya koyuyor.

Serginin başlığı olan “Hoş Vakit”, yalnızca keyifli bir zamanı değil; aynı zamanda genç Cumhuriyet’in toplumsal kimlik inşasında eğlencenin oynadığı rolü hatırlatıyor. 1923–1950 yılları arasındaki dönemde Osmanlı’dan devralınan geleneksel eğlenceler hızla tiyatro, sinema ve balo kültürüne evrilmiş; kadınlar ise bu dönüşümün en görünür aktörleri haline gelmişti.

Taşdan’ın eserleri, dönemin gazinolarından balolarına, sokak kültüründen ada yaşamına kadar uzanan atmosferi resmediyor. Pera Palas ve Ankara Palas gibi mekânlarda düzenlenen Cumhuriyet baloları, yalnızca eğlence değil aynı zamanda ideolojik bir vitrin olarak toplumsal dönüşümün sembolüydü. Kadınların dans ederek kamusal alanda varlık göstermesi, dönemin en çarpıcı toplumsal değişimlerinden biri olarak öne çıkıyordu.

Sanatçı, belgeci bir tarih anlatısı yerine dönemin kolektif hissiyatını ve hafızasını görsel bir dile dönüştürüyor. “Hoş Vakit”, eğlenceyi bir boş zaman etkinliği olarak değil; kültürel bir inşa süreci ve kadınların toplumsal dönüşümdeki rolünü görünür kılan bir anlatı olarak sunuyor. Sergi, geçmişin keyifli zamanlarını hatırlatarak günümüz krizleri içinde feminen bir direniş olasılığını gündeme getiriyor. Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” sergisi, 4 Temmuz’a kadar Bozlu Art’ta izlenebilir.

 

#GamzeTaşdan #HoşVakit #BozluArt #SanatSergisi #CumhuriyetDönemi #KadınVeSanat #ModernYaşam #SanatEtkinliği #İstanbulSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Avokado, domates ve havuçla birlikte tüketilmeli

Günlük beslenmede doğru besinleri bir arada tüketmek, gıdalardan alınan vitamin ve minerallerin verimini artırıyor. Bu noktada, son yıllarda gittikçe daha fazla sofrada yer almaya başlayan avokadonun, zengin besin içeriğiyle öne çıkan seçeneklerden biri olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Haftada 3-4 kez yarım porsiyon olacak şekilde kahvaltıda ya da öğle ve akşam öğünlerinde, özellikle salatalarla birlikte tercih edilebilen avokado, doğru besinlerle eşleştirildiğinde daha fazla fayda sağlıyor. Tam aksine, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalarla birlikte tüketimi ise bu faydaları azaltabiliyor” dedi.

Avokadonun domates ve havuç gibi sebzelerle birlikte tüketilmesinin, yağda çözünen A, D, E ve K vitaminlerinin emilimini artırmaya yardımcı olacağını açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, “Benzer şekilde ıspanak, roka ve marul gibi yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketildiğinde bu besinlerde bulunan K vitamini ve antioksidanların vücut tarafından daha etkin kullanılmasını destekler. Ayrıca kinoa, esmer pirinç ve yulaf gibi tam tahıllarla birlikte alındığında, bu gıdalardan gelen lif miktarını destekleyerek sindirime katkı sağlar. Yumurta, tavuk ve balık gibi protein kaynaklarıyla birlikte tercih edildiğinde ise içerdiği sağlıklı yağlar sayesinde daha uzun süre tokluk hissi oluşmasına yardımcı olur” şeklinde konuştu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren

Günde yarım avokado yeterli

Faydalarının yanı sıra, avokadonun yüksek kalori ve yağ içeriği nedeniyle tüketiminde porsiyon kontrolüne dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Eren, “Sağlıklı bireyler için günlük yarım avokado tüketimi genellikle ideal kabul edilir. Bu miktar hem sağlıklı yağlardan faydalanmayı hem de dengeli kalori alımını destekler. Ancak avokado tüketiminin, kişinin yaşam tarzı ve beslenme hedeflerine göre değişmesi gerektiği unutulmamalı. Örneğin kilo vermeyi hedefleyen bireylerin daha küçük porsiyonları tercih etmesi uygun olabilir. Öte yandan aktif bir yaşam tarzına sahip olanlar, avokadonun sağladığı enerji ve sağlıklı yağlardan daha fazla yararlanabilir. Düşük karbonhidratlı veya ketojenik diyetlerde ise avokado, beslenme planında daha sık yer bulabilir” dedi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Eren, avokadonun faydalarını sıraladı:

 Avokado, tekli doymamış yağ asitleri açısından zengindir. Bu yağlar, kalp sağlığını korur ve kötü kolesterol seviyelerini düşürmeye yardımcı olabilir.

  1. Avokado; potasyum, K vitamini, E vitamini, C vitamini ve B vitamini gibi birçok vitamin ve mineral içerir. Özellikle potasyum, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.
  2. Avokado, sindirim sağlığını destekleyen ve tokluk hissi sağlayan diyet lifi açısından zengindir. Bu da kilo kontrolüne yardımcı olabilir.
  3. Avokado, göz sağlığı için önemli olan lutein ve zeaksantin gibi antioksidanlar içerir. Bu maddeler, yaşa bağlı makula dejenerasyonu ve katarakt riskini azaltabilir.
  4. Avokadodaki sağlıklı yağlar ve potasyum, kalp sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca avokadonun düzenli tüketimi kan basıncını ve kolesterol seviyelerini dengeleyebilir.
  5. Avokado yağı cildi nemlendirir ve saçların parlak, güçlü olmasına katkıda bulunur. İçerdiği E vitamini sayesinde ciltteki hücre yenilenmesini destekler.
  6. Avokado düşük glisemik indekse sahip olduğundan, kan şekerini ani yükselmelerden koruyarak dengede tutar.
  7. İçerdiği antioksidanlar ve sağlıklı yağlar sayesinde, vücutta iltihaplanmayı azaltabilir ve kronik hastalıkların önlenmesine katkıda bulunabilir.

 

#Avokado #SağlıklıBeslenme #VitaminEmilimi #BeslenmeÖnerileri #DiyetUzmanı #AnadoluSağlıkMerkezi #DeryaEren #BitkiselBeslenme #KalpSağlığı #SindirimSağlığı #Antioksidan #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuğunuz burnunu doğru temizliyor mu?

İlkbaharla birlikte çocuklu ailelerde alerji kaynaklı sorunlar artıyor. Özellikle polenlerin etkisiyle çocuklarda alerjik rinit görülme sıklığında belirgin bir yükseliş yaşanıyor. Burun akıntısı, hapşırık, burun tıkanıklığı ve gözlerde kaşıntı gibi belirtilerle ortaya çıkan alerjik rinit, çoğu zaman, ortak belirtilere sahip soğuk algınlığı (nezle) ya da grip ile karıştırılabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş, alerjik hastalıkların çocukların ve ailelerinin yaşam konforunu düşürdüğünü ve okula devamsızlığa da yol açabildiğini belirterek, uzun süren şikayetlerde mutlaka çocuk alerji uzmanına da başvurmalarını öneriyor. Bahar döneminde alınacak basit ama etkili önlemlerle, çocukların daha rahat bir süreç geçirebileceğini vurgulayan Dr. Sarıtaş, çocukları alerjik rinitten korumanın 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Betül Sarıtaş

Dr. Betül Sarıtaş

  • Polen saatlerini doğru yönetin

Polen yoğunluğu özellikle sabah erken saatlerde (05:00-10:00) ve rüzgarlı havalarda artar. Bu saatlerde mümkünse çocukların dışarıda bulunmaması önemlidir. Ancak dışarı çıkması gerekiyorsa, açık alanlarda geçirilen süre sınırlandırılmalı, şapka ve güneş gözlüğü kullanarak polenlerle teması azaltılmalıdır. Çocukların, çimlerin yeni biçildiği alanda uzun süre kalmaması da önemli bir koruyucu adımdır.

  • Dışarıdan gelince temizlik rutini oluşturun

Dış ortamdan eve dönüldüğünde ellerin ve yüzün yıkanması, kıyafetlerin değiştirilmesi polen temasını azaltır. Özellikle saçlar polenleri tuttuğu için akşam duşu, şikayetleri belirgin şekilde hafifletebilir.

  • Ev içinde polen kontrolünü sağlayın

Pencereleri gün boyu açık tutmak yerine, kısa süreli havalandırma yapılmalı. Sık temizlik, mümkünse HEPA (yüksek verimli partikül tutucu) filtreli süpürge kullanımı ve hava temizleyiciler alerjen yükünü azaltmaya yardımcı olur.

  • Burun temizliği alışkanlığı kazandırın

Tuzlu su (serum fizyolojik) ile günde bir-iki kez yapılan burun yıkaması, alerjenlerin burun mukozasından uzaklaştırılmasına yardımcı olur. Doktor önerisiyle kullanılan burun spreyleri çocuklar için pratik bir seçenektir. Burun temizliği yaparken basınç uygulanmamalı, sıvı nazikçe verilmelidir. Çok sık ve sert sümkürmek burun iç yüzeyini tahriş edebileceğinden dolayı, çocuğa nazik temizleme alışkalığı kazandırılmalıdır. Bu yöntemler hem burun tıkanıklığını azaltır hem de çocuğun daha rahat nefes almasını sağlar.

  • Çamaşırları dışarıda kurutmamaya özen gösterin

Bahar aylarında açık havada kurutulan çamaşırlar polenleri tutabilir. Bu da çocukların gece boyunca alerjenlere maruz kalmasına neden olabilir. Ancak mümkünse çamaşırların çocuktan uzak bir odada kurutulması ve kurutulduğu ortamın sık havalandırılması da alerjen birikimini azaltır.

  • Belirtileri hafife almayın, erken önlem alın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Betül Sarıtaş “Uzun süre hapşırık, burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve göz kaşıntısı gibi şikayetler varsa mutlaka Çocuk Alerji uzmanına başvurun. Çünkü bu tür şikayetler, soğuk algınlığı (nezle) ve grip gibi hastalıklarla karıştırılabildiği için çoğu zaman ‘kendiliğinden geçer’ diye bekleniyor ya da gereksiz ilaç kullanımıyla alerji tedavisiz kalabiliyor. Oysa erken dönemde alınan önlemler ve doğru tedavi ile hem şikayetler kontrol altına alınır hem de yaşam kalitesi korunur” diyor.

 

#ÇocukSağlığı #AlerjikRinit #ÇocuklardaAlerji #PolenMevsimi #BurunTıkanıklığı #SağlıklıÇocuk #AlerjiBelirtileri #ÇocukAlerji #DrBetülSarıtaş #AcıbademHastanesi #ÇocukSağlığıVeHastalıkları #AnneBabaBilgilendirme #ÇocukSağlığıÖnerileri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Seda Diker’den Anneler Günü’ne Şefkatli Bir Rehber

Kişisel dönüşüm ve farkındalık alanındaki çalışmalarıyla tanınan Yazar ve Eğitmen Seda Diker, Anneler Günü’nde annelik kavramına farklı bir perspektif sunuyor. Diker, anneliğin yalnızca biyolojik bir süreç olmadığını; sevgi, şefkat ve sorumlulukla şekillenen çok daha geniş bir anlam taşıdığını vurguluyor.

Uzun süredir anne adaylarına yol gösteren kitabı “Artık Anne Olmak İstiyorum”, içsel engeller ve stresle mücadele eden kadınlara rehberlik ediyor. Diker, “Hamilelik bir takım oyunudur. Doktorunuz, eşiniz ve sağlık ekibiniz bu yolculuğun en önemli oyuncularıdır. Kitapta verilen çalışmalar tıbbın yerine geçmez, ancak bedeninizi sürece daha hazır hale getirir” diyor.

Kitap; pozitif hissetmekte zorlanan, hamile kalma yolculuğunda umudunu tazelemek isteyen ve zihnindeki negatif düşünce kalıplarını dönüştürmek isteyen herkes için güçlü bir yol arkadaşı olarak öne çıkıyor.

Anneler Günü, bu yaklaşım sayesinde yalnızca biyolojik anneliği değil; şefkat, koruma ve sevgi verme kapasitesini kutlamanın da zamanı oluyor.

#SedaDiker #ArtıkAnneOlmakİstiyorum #AnnelerGünü #KitapÖnerisi #AnneAdayları #Şefkat #KişiselDönüşüm #KadınVeYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Semptom Beklemek Yanılgı”: Erken Tanı Hayat Kurtarıyor

Kadın sağlığında 30’lu yaşlar, biyolojik takvimde sadece fiziksel değil; hormonal ve metabolik değişimlerin de ivme kazandığı bir “başlangıç noktası” olarak kabul ediliyor.

Central Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Sadık Şahin, bu dönemde yapılacak düzenli kontrollerin sadece kanser riskini değil; kemik erimesi, diyabet ve tiroid gibi sessiz ilerleyen hastalıkları da durdurabileceği konusunda kritik uyarılarda bulunuyor.

Prof. Dr. Sadık Şahin

Prof. Dr. Sadık Şahin

Jinekolojik Taramalarda “Hayati” Üçlü

Central Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Sadık Şahin, 30 yaş sonrası kadınların sağlık ajandasında jinekolojik kontrollerin ilk sırada yer alması gerektiğini vurguluyor:

  • Smear ve HPV DNA Testi: Rahim ağzı kanserini henüz hücre aşamasındayken tespit eden bu testlerin 3 yılda bir yapılması, kansere karşı %100’e yakın koruma sağlıyor.
  • Pelvik Ultrason: Hiçbir şikayet olmasa dahi rahim ve yumurtalıkların fiziksel yapısını inceleyen bu yöntemle; kist, miyom ve polipler erken evrede yakalanıyor.
  • Meme Ultrasonu: 40 yaş altı kadınlarda meme dokusu yoğunluğu nedeniyle mamografiden önce tercih edilen bu yöntem, elle muayenede fark edilemeyen kitleleri görünür kılıyor. Özellikle aile öyküsünde kanser olan kadınlara önerilir.
  • Mamagrofi: 40 yaş sonrası meme kanserini tespit etmek için önerilir.

Sağlık Ajandasına Eklenmesi Gereken 5 Kritik Madde

Bütüncül bir sağlık yönetimi için jinekolojik kontrollerin yanı sıra şu 5 taramanın da rutin hale getirilmesi gerekiyor:

  1. Tiroid Fonksiyonu (TSH): Halsizlik ve kilo değişimlerinin ardındaki gizli sebep olan tiroid bozukluklarına karşı basit bir kan testi hayat kalitesini koruyor.
  2. D Vitamini ve Kemik Rezervi: Kemik yoğunluğunu korumak için 30 yaşın en kritik dönem olduğu belirtilirken, D vitamini eksikliğinin bağışıklık üzerindeki etkisi hatırlatılıyor.
  3. Kardiyovasküler Risk Takibi: Kolesterol ve kan şekeri (HbA1c) ölçümleriyle diyabet ve kalp hastalıklarına karşı erken önlem alınıyor.
  4. Cilt ve Ben Haritalaması: Güneşin yıllar içinde biriken etkilerine karşı dermatolojik ben taraması, deri kanseri riskini minimize ediyor.
  5. Doğurganlık Bilinci (AMH Testi): Adet gecikmeleri olan 6 ay içinde gebelik istemi olup gebe kalamayan kadınlarda jinekolojik muayene ile birlikte yumurta rezervini tespit etmek için istenir.

Bu testlere ek menopoz öncesi ve sonrası kemik yoğunluğu ölçümü yaptırmak fayda sağlar.

Kadın hastalıklarının çoğunun “sessiz ve derinden” ilerliyor, ağrı veya adet düzensizliği gibi semptomların belirmesinin bazen geç kalınmış bir sinyal olabiliyor. Bu nedenle 30 yaş sonrasında bu kontrolleri düzenli yaptırmak erken tanı ve tedavide önemli rol oynuyor.

 

#KadınSağlığı #30YaşSonrası #ErkenTanı #SağlıkKontrolleri #JinekolojikTarama #MemeKanseri #TiroidSağlığı #KemikErimesi #CentralHospital #ProfSadıkŞahin #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” Vizyonu İpek Kıraç’la Devam Ediyor

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), 31 yıldır sürdürdüğü “Bir Çocuk Değişir, Türkiye Gelişir” vizyonunu yeni bir döneme taşıyor. 30 Nisan’da Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleştirilen 32. Olağan Genel Kurul’da, Mütevelliler ve Yönetim Kurulu seçimleri yapıldı. Oylama sonucunda İpek Kıraç, TEGV’in yeni Yönetim Kurulu Başkanı seçildi.

Genel Kurul, TEGV Çorlu Aysel Öğücü – Lila Öğrenim Birimi çocuklarının perküsyon gösterisi ve Kartal Öğrenim Birimi Çocuk Korosu’nun şarkılarıyla başladı. Ardından Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, TEGV’in kurucusu Suna Kıraç ve vakfa emek vermiş isimler için saygı duruşunda bulunuldu.

TEGV Genel Müdürü Sait Tosyalı, 2025 faaliyetlerini ve 2026 projelerini aktardığı sunumunda, deprem bölgelerinde yürütülen çalışmalar, gönüllülerin katkıları ve yeni öğrenim birimleriyle genişleyen etki alanını vurguladı. Tosyalı, “Eğitim bizim için yalnızca bir faaliyet değil, ortak bir inanç ve geleceğe dair güçlü bir taahhüttür” dedi.

Görevini devreden Yönetim Kurulu Başkanı M. Özalp Birol, “TEGV sizlerle var oldu, sizlerle var olacak” sözleriyle destekçilere teşekkür ederken, bayrağı İpek Kıraç’a devretmenin gururunu yaşadığını belirtti.

Yeni Başkan İpek Kıraç ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Annemin emaneti olan bu değerli kurumun Yönetim Kurulu Başkanlığına getirilmek benim için tarifi imkânsız bir gurur. TEGV demek bir çocuk değişir demek, bir çocuk değişir demek Türkiye gelişir demek.”

Genel Kurul’da ayrıca Migros İcra Başkanı Dr. Ö. Özgür Tort bireysel mütevelli, MediaMarkt Türkiye ise kurumsal mütevelli olarak seçildi.

TEGV, gönüllüleri, bağışçıları ve paydaşlarının desteğiyle daha fazla çocuğa ulaşmayı ve nitelikli eğitimle Türkiye’nin geleceğine katkı sunmayı sürdürüyor.

 

#TEGV #İpekKıraç #BirÇocukDeğişirTürkiyeGelişir #NitelikliEğitim #CumhuriyetinÇocukları #SunaKıraçEmaneti #EğitimleGelecek #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Hareket Halinde” Karma Sergisi Guga Contemporary’de Açılıyor

Guga Contemporary, 3 – 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek “Hareket Halinde / In Motion” başlıklı yeni karma sergisiyle sanatseverleri çağdaş sanatın dinamik dünyasına davet ediyor. Ahmet Kolburan, Alper Yahya, Babak Bidarian, Elmira Akarsu, Hossein Kaveh, Meysam Nejad Rasouli, Samira Darya, Özlem Berk, Parya Ghaderi, Selami Bakır ve Vahhab Ayhan’ın eserlerinden oluşan seçki, görsel dilin akışkan yapısını ve anlamın sürekli dönüşümünü odağına alıyor.

Sergide yer alan işler, temsili sabit bir yapı olarak değil; hareket eden, yön değiştiren ve yeniden kurulan bir alan olarak ele alıyor. Görüntü, yalnızca bir şeyi göstermekle kalmıyor; kayıyor, çoğalıyor, üst üste biniyor ve her seferinde yeni bir anlam ihtimali üretiyor. Figürler bölünüyor, çoğalıyor, farklı imgelerle kesişiyor; insan, hayvan, nesne ve mimari arasında sürekli değişen ilişkiler kuruluyor. Bu geçişkenlik, kimliğin durağan değil, süreç içinde şekillenen bir yapı olduğunu görünür kılıyor.

Katmanlar, müdahaleler ve izlerle şekillenen yüzeyler, görüntüyü hem kuruyor hem de bozuyor. Her işte oluşum ve çözülme eşzamanlı ilerliyor; hiçbir form tamamlanmış ya da sabit kalmıyor. “Hareket Halinde / In Motion”, çağdaş sanatın çoğul ve açık yapısını öne çıkarırken, izleyiciyi sabit bir anlam aramak yerine bu sürekli değişim hâlini deneyimlemeye davet ediyor.

Serginin açılışı, 3 Mayıs Pazar günü 11:00 – 14:00 saatleri arasında brunch eşliğinde gerçekleşecek. Guga Contemporary, tüm sanatseverleri bu özel buluşmaya davet ediyor.

 

#HareketHalinde #InMotion #GugaContemporary #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #İstanbulSanat #SanatEtkinliği #KarmaSergi #SanatHaber #Sanatseverler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity