Yazılar

Yaren Özaydın ve Heybensena ile Güçlü İşbirliği

Pop müziğin güçlü ismi Aydilge, genç sanatçılar Yaren Özaydın ve Heybensena ile bir araya gelerek kalıplara meydan okuyan yeni şarkısı “IDI DIDI”yi dinleyicilerle buluşturuyor. 19 Haziran’da tüm dijital platformlarda yayımlanacak şarkı, özgürlükçü ruhu ve güçlü kadın dayanışmasını yansıtan enerjisiyle dikkat çekiyor.

Söz ve bestesi Aydilge’ye ait olan “IDI DIDI”, toplumsal güzellik algılarını ve ego savaşlarını reddederek kendi tahtını kuranların yeni marşı olmaya aday. Genç sanatçıların katkısıyla renklenen şarkı, bu yazın en iddialı hitlerinden biri olarak öne çıkıyor.

 

 

#Aydilge #IDIDIDI #YarenÖzaydın #Heybensena #YeniŞarkı #MüzikHaberleri #PopMüzik #KadınDayanışması #DijitalPlatformlar #YazHiti #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Astroloji ve Psikoloji Raflarda Buluştu

Astrolog ve Yazar Ertan Alyaprak, Ceres Yayınları etiketiyle yayımlanan Psikolojik Astroloji adlı kitabıyla astrolojiyi günlük burç yorumlarının ötesine taşıyor. Eser, Carl Gustav Jung’un arketip teorilerinden yola çıkarak astrolojiyi modern psikolojiyle buluşturuyor ve okuyucuyu gökyüzünden çok kendi iç dünyasına bakmaya davet ediyor.

Kitapta burçların temel özellikleri, ilişki dinamikleri ve psikolojik eğilimler ele alınırken; astrolojinin insan davranışları ve kişilik yapılarıyla kesişen yönleri ön plana çıkarılıyor. Böylece astroloji, kehanet aracı olmaktan çıkıp bireysel farkındalık ve içsel yolculuk için bir rehber haline geliyor.

 

#PsikolojikAstroloji #ErtanAlyaprak #CeresYayınları #Astroloji #Psikoloji #KitapHaberleri #YeniKitap #KültürSanat #Burçlar #İçselYolculuk #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yağmurlu havaya aldanmayın, güneş ışınları her yerde

Güneş ışınları vücudumuzda D vitamini sentezinin yanı sıra ruh sağlığımız ve bağışıklık sistemimiz üzerinde son derece önemli bir rol oynuyor. Ancak, kontrolsüz şekilde güneş altında kalmak cildimizde ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Özellikle açık tenli, açık renk gözlü ve çilli kişiler daha fazla tehdit altında oluyor. Ciltte yanık, kızarıklık ve su toplaması gibi hızlı etkilerinin yanı sıra; kuruluk, ince ve derin kırışıklar, kahverengi ve kırmızı lekeler gibi sonradan oluşan hasarlar da gelişebiliyor. Daha da önemlisi cilt kanserine adeta davetiye çıkarıyor! Üstelik eskiden daha çok ileri yaşların sorunu olan cilt kanseri, incelen ozon tabakası nedeniyle günümüzde 30’lu yaşlarda da daha sık görülüyor. Acıbadem International Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, bu nedenle cildimizi  yaz aylarında güneş ışınlarından mutlaka korumamız gerektiğine dikkat çekerek,  “Düzenli ve yeterli miktarda güneş koruyucu kullanımı, uygun saatlerde dışarı çıkılması, koruyucu kıyafetlerin tercih edilmesi ve bulutlu havalarda dahi tedbirlerin sürdürülmesi cildimizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için en etkili savunma yöntemleri arasında yer almaktadır” diyor.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, zararlı güneş ışınlarından korunmak için almamız gereken önlemleri anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Şenay Ağırgöl

Dr. Şenay Ağırgöl

Bu saatler arasında güneşe çıkmayın

Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı 10.00-16.00 saatleri arasında UV yoğunluğu en yüksek seviyeye çıkıyor. Bu saatlerde alınan ışın miktarının cildin savunma kapasitesini zorlayabildiğini anlatan Dr. Şenay Ağırgöl, ”Dolayısıyla güneşin yeryüzüne en dik açıyla ulaştığı saatlerde güneşe çıkılmamalı, bu mümkün değilse şapka ve gözlük kullanılmalı ve gölge alanlar tercih edilmelidir” diye konuşuyor.

Güneş koruyucu kullanımını günlük rutine dönüştürün

Cildimizi korumak için dikkat etmemiz gereken bir başka önemli nokta ise güneş koruyucudan düzenli olarak faydalanmak olmalı. Ancak, çoğumuz güneş koruyucuyu yalnızca plaja giderken kullanıyoruz. Dermatoloji Uzmanı  Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucu ürünlerin günlük bakımın ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini belirterek,  “Koruyucu ürünün etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 15- 30 dakika önce sürülmesi ve gün içinde yenilenmesi son derece önemlidir. En az SPF 30 koruma sağlayan ürünler UV ışınlarının cilt üzerindeki yıkıcı etkilerini azaltmaya yardımcı olmaktadır” diyor.

Güneş koruyucuyu her 2 saatte bir uygulayın

Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, güneş koruyucuların etkilerinin devam etmesi için genel olarak her 2 saatte bir yenilenmelerini önerirken, şu bilgileri veriyor: “Terleme, denize veya havuza girme, yüzü havluyla kurulama gibi durumlarda ise bu sürenin beklenmeden ürünün tekrar sürülmesi gerekir. Tek seferlik uygulamanın gün boyu koruma sağlamadığı unutulmamalıdır.”

Şapka ve koruyucu kıyafetleri ihmal etmeyin

Güneş koruyucuların yanı sıra almamız gereken başka önemli tedbirler de büyük önem taşıyor. Geniş kenarlı şapkalar yüzü, kulakları ve enseyi korurken uzun kollu ince giysiler de UV ışınlarının cilde doğrudan ulaşma riskini azaltıyor. Bu kıyafetlerin güneş koruyucu özellik taşıması daha etkin koruma sağlıyor.  Fiziksel koruma yöntemleri özellikle uzun süre dışarıda bulunacak kişiler için büyük avantaj sağlıyor.

Gölgede olsanız bile tedbiri elden bırakmayın

Şemsiyenin altında, denizde ya da bir ağacın gölgesinde kaldığımızda cildimizi güneşten koruduğumuz düşüncesine kapılabiliyoruz.  Dermatoloji Uzmanı Dr. Şenay Ağırgöl, aslında kum, beton, kumaş, su ve açık renkli yüzeylerin güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşmasına neden olabildiğine vurgu yapıyor. Dolayısıyla gölgede bulunmak koruyucu önlemleri tamamen bırakmak için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor.

Bulutlu havalarda da korunmaya devam edin

Toplumda en sık yapılan hatalardan biri bulutlu havalarda riskin ortadan kalktığını düşünmek. “Oysa UV ışınlarının önemli bir bölümü bulut tabakasını aşabiliyor” uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr.  Şenay Ağırgöl, sözlerine şöyle devam ediyor: “Hava kapalı, yağmurlu ya da serin olsa bile cilt güneş ışınlarından etkilenmeye devam eder. Bu nedenle güneş koruyucu kullanımı yalnızca güneşli günlerle sınırlandırılmamalıdır.”

Bol su içerek cildin savunmasını güçlendirin

Güneş altında geçirilen zaman arttıkça vücudun sıvı kaybı da yükseliyor. Yeterli su tüketimi cildin nem dengesinin korumasına yardımcı olurken sıcak havanın oluşturduğu stresin etkilerini azaltabiliyor. Özellikle yaz aylarında susama hissi beklenmeden gün içinde düzenli aralıklarla su içilmesi büyük bir önem taşıyor.

Yetersiz miktar ‘eksik koruma’ demek

 Güneş koruyucu ürünlerin etkili olabilmeleri için vücuda uygulama miktarı da son derece önemli. Ürünlerin yeterli kalınlıkta, ciltte katman oluşturacak şekilde ve ovalamadan uygulanması gerektiğini belirten Dr. Şenay Ağırgöl, “Bu miktar yüz, saçlı deri ve boyun bölgesi için yaklaşık bir tatlı kaşığı veya işaret ve orta parmak olmak üzere 2 parmak olmalıdır. Ense, dudak ile ayaküstü gibi güneş ışınlarının dik geldiği bu bölgeler de ihmal edilmemelidir” bilgisini veriyor. Cildimizi  güneşten etkin koruduğumuzun en önemli işareti ise ciltte güneş sonrası kızarıklık oluşmaması ve cilt tonunun değişmemesi.

 

 

 

 

#GüneşYanığı #CiltSağlığı #Dermatoloji #SPF30 #GüneşKoruyucu #CiltKanseri #SağlıklıYaşam #YazAyları #UVKoruma #GüneştenKorunma #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sarı Nokta Hastalığında Erken Teşhis Görmeyi Koruyor

Özellikle ileri yaştaki kişilerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında gösterilen sarı nokta hastalığı dünya genelinde milyonlarca insanı etkiliyor. 2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi sarı nokta hastalığıyla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu sayının 2040 yılında 288 milyona çıkması bekleniyor. Ülkemizde de  benzer şekilde yaşlanan nüfus nedeniyle sarı nokta hastalığının sıklığı giderek artıyor. Tıp literatüründe “Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” olarak adlandırılan hastalık, gözün retina tabakasında bulunan ve merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesi sonucu gelişiyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi durumlarda ciddi zorluklar ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin,  son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı tablolarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirterek, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir. Bu nedenle özellikle 50 yaş üzerinde olan ve ailesinde sarı nokta hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri son derece önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Özlem Şahin

Prof. Dr. Özlem Şahin

Günlük yaşamı önemli ölçüde etkiliyor

Sarı nokta hastalığı, gözün arka kısmında bulunan retina tabakasının merkezindeki makula bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık. Sarı nokta denmesinin sebebi ise bu bölgede yüksek ışık maruziyetine karşı korunma sağlanması amacıyla bolca lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentler oluşması.  Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu oluyor. Bu bölgenin zarar görmesi sonucunda merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken hastalık ilerleyip her iki gözü de tuttuğunda günlük yaşam önemli şekilde etkileniyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görme kaybının belirginleşmesi nedeniyle hastalarda önemli sorunlar yaşandığına vurgu yapan Prof. Dr. Özlem Şahin, “Bu tabloda hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma (yemek yapma, televizyon izleme vb.) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye konuşuyor.   

Görme yetisinde hızla azalma yaşanabiliyor

Sarı nokta hastalığı temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip geliştiğini anlatan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, “Kuru tipte retina altında zamanla biriken ve drusen adı verilen birikintiler ile buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerinde de coğrafik atrofi olarak adlandırılan ve retina hücrelerinde belirgin kayıp ve bunun sonucunda görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. “Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan formudur” diyen Prof. Dr. Özlem Şahin, şu bilgileri veriyor:  “Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.”

Sigara kullanımı riski yaklaşık 2 kat artırıyor!

İlerleyen yaş sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar sarı nokta hastalığının gelişme riskini anlamlı ölçüde artıran risk faktörleri arasında yer alıyor.  Güncel çalışmalar sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonların da önemli risk faktörleri olarak kabul edildiğini aktaran Prof. Dr. Özlem Şahin,  “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır” diyor.

Bu sorunları göz ardı etmeyin!

Sarı nokta hastalığı erken evrede genellikle belirti vermiyor veya belirtiler çok hafif seyrediyor. Bu nedenle hastalar sorunlarının yaşlılığa bağlı olduğunu düşünüyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başladığına işaret eden Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, aşağıda yer alan belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor.

  • Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi
  • Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması
  • Karşıya bakarken silik noktaların oluşması
  • Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük
  • Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması
  • Işığa karşı hassasiyet artışı
  • Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi

Tedaviden başarılı sonuçlar elde ediliyor

Sarı nokta hastalığının tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojilerden faydalanılıyor. Bu sayede retina tabakasındaki değişiklikler ayrıntılı şekilde incelenebiliyor.  Tedavinin temel hedefi ise mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini  yavaşlatmak. Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, hastalığın tipi ve evresinin uygulanacak tedaviyi belirlediğini anlatarak, “Kuru tip sarı nokta hastalığında vitamin ve mineral takviyeleri uygun hastalarda hastalığın ilerleme riskini yaklaşık yüzde 25 oranında azaltmaktadır. Ayrıca yeşil yapraklı sebzelerden zengin beslenme, omega-3 yağ asitlerinin tüketimi, düzenli egzersiz, tansiyon ve kolesterol kontrolü ile sigaranın bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önem taşımaktadır” diyor. Son yıllarda ileri evre kuru tip hastaları için göz içi iğne tedavisinin de geliştirildiğini belirten Prof. Dr. Özlem Şahin, belirli aralıklarla göze uygulanan bu yöntemin hastalığın retina üzerindeki hasarının ilerleme hızını yavaşlatmaya yardımcı olabildiğini söylüyor.

Görme düzeyleri korunabiliyor, hatta…

Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisinde  ise göz içine enjeksiyonla uygulanan ilaçlar önemli bir yer tutuyor. Bu tedaviyle, retina altındaki anormal damar oluşumunun ve sıvı sızıntısının kontrol altına alınması hedefleniyor. Enjeksiyon tedavisi sayesinde hastaların görme düzeyleri korunabiliyor, hatta bazı hastalarda görme yeteneğinde iyileşme sağlanabiliyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, “Son zamanlarda bu iğne tedavilerinin sıklığının azalmasında önemli gelişmeler yaşanmakla beraber, yılda 10-12’ye varan iğne sayıları görme keskinliğinin korunmasında önemli rol oynamaktadır” diye konuşuyor.

Sağlıklı yaşam alışkanlıkları koruyucu rol oynuyor

Genetik kökeni ağır bastığından sarı nokta hastalığını önlemek her zaman  mümkün olmasa da riski azaltmaya ve ilerlemesini yavaşlatmaya yardımcı olabilecek bazı önlemler bulunuyor. Prof. Dr. Özlem Şahin, bu önlemleri şöyle sıralıyor: “Özellikle sigara kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak ve kardiyovasküler risk faktörlerini kontrol altında tutmak önem taşımaktadır. Ayrıca dengeli beslenme (yeşil yapraklı sebzeler, balıkta bulunan omega-3 yağları), kan basıncı/şeker/kolesterol kontrolü gibi sağlıklı yaşam tarzı faktörleri hastalığın gelişimini yavaşlatmaktadır. Uzun süreli güneş ışığına maruziyeti azaltmak için güneş gözlüğü kullanmak da retina sağlığını korumaya yardımcı olmaktadır.”

 

 

#SarıNoktaHastalığı #GözSağlığı #MakulaDejenerasyonu #ErkenTeşhis #GörmeKaybı #SigaraBırak #SağlıklıYaşam #GözKontrolü #RetinaSağlığı #GözHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Kobalt Rotalar” Sergisi

Şule Gazioğlu Gallery, küratörlüğünü Feride Çelik’in üstlendiği “Kobalt Rotalar” başlıklı karma sergiye 18 Haziran – 12 Temmuz 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sergi, 14. yüzyıldan 19. yüzyıla uzanan Doğu Asya porselen geleneğini çağdaş sanatın farklı ifade biçimleriyle buluşturarak kobalt mavisinin kültürler ve yüzyıllar arasında kurduğu görsel bağları araştırıyor.

Serginin çıkış noktasını, Giritli bir deniz ticaret ailesinin nesiller boyunca koruduğu Ming, Kangxi, Qianlong ve Edo dönemlerine ait mavi-beyaz porselenler oluşturuyor. Bu tarihsel seçki, çağdaş sanatçıların üretimleriyle yeniden yorumlanıyor. Payidar Şeyma Alışır fotoğraf ve dijital görüntü üretimiyle porselen motiflerini insan bedeni ve belleğin imgeleriyle buluştururken; Setenay Alpsoy ise kent dokularından yola çıkarak tarihsel desenlerin çağdaş karşılıklarını sorgulayan resimler üretiyor.

Çukur taslar, tabaklar, kupalar ve çay bardaklarından oluşan seçki, Ming Hanedanlığı’nın klasik formlarından Edo döneminin zarif estetiğine kadar uzanıyor. Tarihsel nesneler ile çağdaş sanat üretimlerini aynı mekânda buluşturan sergi, mavi ve beyazın yüzyıllardır süregelen görsel dilini yeniden düşünmeye davet ediyor.

 

#KobaltRotalar #ŞuleGazioğluGallery #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #PorselenSanatı #KültürelMiras #FerideÇelik #PayidarŞeymaAlışır #SetenayAlpsoy #SanatHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Takviyeler Mucize Değil, Doktor Kontrolü Şart

Günümüzde vitamin ve takviye ürünlerine ilgi hızla artıyor. Ancak bilinçsiz vitamin ve takviye kullanımı sağlık açısından risk oluşturabiliyor. Takviyelerin gerekli durumlarda ve hekim kontrolünde kullanılması gerekiyor. Yoğun yaşam temposu, stres ve daha sağlıklı olma isteği, vitamin ve takviye ürünlerine yönelimi artırıyor. Sağlıklı yaşam için öncelikle sağlıklı beslenme, düzenli yaşam ve temel koruyucu sağlık önlemlerinin alınması önem taşıyor. Memorial Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Akçay, doğru vitamin ve takviye kullanımı hakkında bilgi verdi.

Prof. Dr. Ali Akça

Prof. Dr. Ali Akça

En sık D vitamini ve B vitamini eksikliği görülüyor

Toplumda en yaygın görülen eksikliklerin başında D vitamini ve B grubu vitaminleri gelmektedir. Vitamin eksiklikleri genellikle halsizlik, çabuk yorulma ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.

Test yaptırmadan takviye kullanmayın

Vitaminlerin de birer kimyasal madde olduğu unutulmamalıdır. Gelişigüzel kullanım fayda sağlamayabileceği gibi yan etkilere de yol açabilmektedir. Takviye kullanımına başlamadan önce hekim değerlendirmesi önerilmektedir.

Takviye ihtiyacı duyulan gruplar;

Sağlıklı yemek seçimi yapamayacak yaşta olan gelişim çağındaki çocuklar ve ileri yaştaki bireyler en sık vitamin eksiliğine maruz kalırlar. Bunların dışında;

  • Gebeler ve emziren anneler
  • Düzenli ilaç kullananlar
  • Veganlar ya da özel diyet uygulayanlar
  • Önceden var olan eksikliklerle gelen yeni göçmenler
  • Önemli yoksulluk yaşayanlar
  • Alkol kullanım bozukluğu olanlar
  • Bağırsak emilim bozukluğu olanlar
  • Sınırlı güneş ışığına maruz kalanlar
  • Mide ve bağırsak cerrahisi öyküsü olanlar
  • Zayıflama iğneleri kullananlar
  • Doğuştan metabolizma bozuklukları olan hastalar
  • Hemodiyalize giren hastalar gibi çeşitli özel hasta gruplarında görülür

“Doğal” olması güvenli olduğu anlamına gelmiyor

Bitkisel veya doğal olarak pazarlanan ürünlerin tamamı güvenli olmayabilir. Birçok takviyenin etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin bilimsel verilerin sınırlı olduğu bilinmektedir.

Fazla vitamin sağlığı tehdit edebilir

Özel mağazalardan, internetten ve hatta eczanelerden temin edilebilen çok yüksek etkili vitaminleri alan kişilerde, tek tek vitaminlerin zararlı seviyelerine kolayca ulaşılabilir. Hap başına doz yüksek olmasa bile, çok sayıda hap alınarak da yüksek dozlara ulaşılabilir. Suda çözünen vitaminler (B ve C vitaminleri) vücutta birikmediği için genellikle yüksek dozlarda zararsızdır ve yan etkiler yalnızca önerilen günlük alım miktarının binlerce katı dozlarda ortaya çıkar. Ancak önerilen dozun 10-25 katı dozda C vitamini alındıktan sonra böbrek taşı riski artmaktadır.

Yağda çözünen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) vücutta birikme yapabildikleri için suda çözünen vitaminlerden daha fazla zararlı etkilere sahiptir. D vitamini, bazı kişilerde günlük 4000 ünite (önerilen üst sınır) kadar düşük dozlarda bile kanda kalsiyum seviyelerinin artmasına ve böbrek taşı gelişimine neden olabilir. Gebelikte A vitamini, önerilen günlük alım miktarının birkaç katı kadar düşük dozlarda bile teratojeniktir. A vitaminin sigara içme veya asbest maruziyeti nedeniyle yüksek risk altında olan yetişkinlerde akciğer kanseri riskini artırdığı görülmektedir. Günlük 400 ünitenin üzerindeki E vitamini takviyesinin tüm nedenlere bağlı ölüm oranında artışla ilişkili olabileceğine dair endişeler vardır.

Takviyeler mucize değil

Vitamin ve mineral takviyelerinin kilo verme, enerji artırma veya genç kalma konusunda sağlıklı bireylerde belirgin bir fayda sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış değil. Dengeli beslenen kişilerde rutin takviye kullanımı genellikle önerilmemektedir. Mevsim değişikliklerinde de herkesin vitamin kullanması gerekmez. Takviye ihtiyacının kişiye özel değerlendirilmesi gerekmektedir.

Öncelik sağlıklı yaşam olmalı

Vitamin eksikliklerini önlemede en etkili yöntem dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli güneş ışığı ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmaktır. Takviye kullanımı ise yalnızca gerekli görülen durumlarda doktor kontrolünde planlanmalıdır.

 

#VitaminTakviyesi #SağlıkHaberleri #BilinçsizKullanım #Dvitamini #Bvitamini #SağlıklıYaşam #Beslenme #TakviyeÜrünleri #MemorialHastanesi #ProfAliAkçay #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Eser Keçeci “Suspended Between”

Art Rooms, Girne’nin önde gelen çağdaş sanat galerilerinden biri, Eser Keçeci’nin dördüncü kişisel sergisi “Suspended Between”e ev sahipliği yapıyor. Çocukluk anılarından masallara, kişisel hafızadan kentsel belleğe uzanan sergi; resim, çizim, kolaj ve video çalışmalarını bir araya getirerek izleyiciyi gerçek ile hayal arasında salınan şiirsel bir dünyaya davet ediyor.

El yapımı ve transparan yüzeyler üzerine kurulan eserler, hafıza, mekân ve zaman arasındaki kırılgan geçişleri görünür kılıyor. Çocuk figürleri, kâğıt tekneler, kuşlar ve masal karakterleriyle kurulan düşsel atmosfer, izleyiciyi keşif ve hatırlama süreçlerine ortak ediyor. “Suspended Between”, 10 Haziran–22 Ağustos 2026 tarihleri arasında pazar günleri hariç her gün 13.30–20.30 saatleri arasında Art Rooms’da ziyaret edilebilecek.

 

 

#EserKeçeci #SuspendedBetween #ArtRooms #ÇağdaşSanat #GirneSanat #SanatSergisi #MasalsıSanat #SanatHaberleri #KıbrısSanat #ContemporaryArt #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneşin en tehlikeli olduğu saatlere dikkat!

Yaz mevsimi çoğumuz için güneş, tatil ve açık havada geçirilen keyifli günler anlamına geliyor. Ancak hamilelikte vücudun çalışma düzeni değiştiği için sıcak hava ve nem anne adaylarını normalden daha fazla etkileyebiliyor. Artan sıvı ihtiyacı, dolaşım sistemindeki değişiklikler ve yükselen vücut ısısı nedeniyle hamilelik döneminde bazı konulara özellikle dikkat etmek gerekiyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, yaz aylarında alınacak olan bazı önlemler sayesinde hem anne adaylarının hem de bebeklerin bu dönemi çok daha rahat geçirebileceklerini belirterek, “Sağlıklı bir gebelik, öncelikle olası risklere karşı önlem almakla mümkündür. Yaz aylarında güneşin yeryüzüne en dik geldiği saatlerde dışarı çıkmamak ve bolca su içmek, dikkat edilmesi gereken en önemli kuralları oluşturmaktadır” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol, sağlıklı ve konforlu bir yaz hamileliği için alınması gereken önlemleri anlattı; önemli önerilerde bulundu.

Dr. Elif Erol

Dr. Elif Erol

Susamayı beklemeden su için

Hamilelikte su ihtiyacı  kan hacmi ve metabolik gereksinimler nedeniyle zaten artıyor. Yaz sıcaklarıyla birlikte vücut daha fazla terlediği için sıvı kaybı daha da yükseliyor. Susamayı beklemenin çoğu zaman geç kalmak anlamına geldiğini belirten Dr. Elif Erol, “Gün içinde düzenli aralıklarla bol su tüketmek; baş ağrısı, halsizlik, çarpıntı ve tansiyon düşüklüğü gibi şikâyetlerin önlenmesine yardımcı olur” diyor.

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının

Yaz aylarında güneş ışınları yeryüzüne en yoğun 11.00 ile 16.00 saatleri arasında ulaşıyor. Bu saatlerde uzun süre dışarıda kalmak anne adaylarında; tansiyon düşüklüğü, baş dönmesi, halsizlik, çarpıntı hissi ve güneş çarpması riskini artırabiliyor. Dolayısıyla hamilelik döneminde bu saatler arasında dışarı çıkmaktan kaçının. Mecbursanız, mümkün olduğunca gölgede kalmanız, geniş kenarlı şapka kullanmanız ve açık renkli kıyafetler tercih etmeniz daha konforlu bir gün geçirmenizi sağlayacaktır.

Gebelik maskesine karşı önlem alın

Hamilelik döneminde hormonların etkisiyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bunun sonucunda özellikle yüz bölgesinde “gebelik maskesi” olarak bilinen koyu renkli lekeler ortaya çıkabiliyor. Bu lekeler bazı kadınlarda doğum sonrasında da kalıcı olabiliyor. Gebelik maskesi riskini azaltmak için güneşe çıkmadan 30 dakika önce yüksek koruma faktörlü, tercihen mineral filtreli güneş koruyucular kullanmak, şapka takmak ve uzun süre doğrudan güneş altında kalmaktan kaçınmak önem taşıyor.

Ayak ve bacaklarınızdaki şişlikleri hafife almayın

Yaz aylarında sıcak havanın etkisiyle damarlar genişliyor ve özellikle günün ilerleyen saatlerinde ayaklar ile bacaklarda oluşan şişlik daha belirgin hale gelebiliyor. Uzun süre ayakta kalmaktan kaçınmak, fırsat buldukça ayakları yukarı kaldırarak dinlendirmek ve kısa yürüyüşler yaparak dolaşımı desteklemek şikâyetleri azaltabiliyor.

Uzun yolculuklarda hareketsiz kalmayın

Tatil planlarıyla birlikte araba ve uçak yolculukları da artıyor. Hamilelik zaten damar sisteminde bazı değişikliklere yol açarken uzun süre hareketsiz kalmak dolaşım problemlerini artırabiliyor. Bu nedenle yolculuk sırasında belirli aralıklarla yürümek, ayak bileği egzersizleri yapmak ve yeterli sıvı almak son derece önem taşıyor.

Bozulma riski olan gıdalardan kaçının

Sıcak havalarda yiyecekler daha hızlı bozulabiliyor. Özellikle açıkta beklemiş süt ürünleri, mayonezli gıdalar ve uygun koşullarda saklanmamış et ürünleri enfeksiyon riskini artırabiliyor. Bu nedenle dışarıda yemek yerken güvenilir işletmeleri ve iyi muhafaza edilmiş gıdaları tercih etmek gerekiyor.

 “Meyveleri istediğim kadar yiyebilirim” hatasına düşmeyin

Yaz mevsiminde karpuz, kavun, üzüm ve incir gibi lezzetli meyveler tezgahlarda bolca yerini alıyor. Anne adayları sağlıklı oldukları için meyveyi sınırsız tüketilebilecek bir besin olarak değerlendirebiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Elif Erol,  “Ancak, özellikle gebelik şekeri olan veya risk taşıyan anne adaylarının porsiyon kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde yüksek kan şekeri, gereğinden fazla gebelik kilosu alımı ve gebelikte yüksek şekere bağlı bebekte bazı gelişim problemleri gibi önemli sorunlar gelişebilir” uyarısında bulunuyor.

Klima kullanabilirsiniz, ancak…

Gebelikte toplumda doğru sanılan hatalı inanışlardan biri de klimanın zararlı olduğu düşüncesi. “Asıl sorun klima değil, aşırı soğuk ortamlar ve ani sıcaklık değişimleridir” uyarısında bulunan Dr. Elif Erol, “Ortamın makul derecede serin tutulması anne adayının konforunu artırır, uyku kalitesini destekler ve sıcak stresini azaltır. Ancak klimanın bakımının yapılmış olması enfeksiyon riskine karşı son derece önemlidir” diye konuşuyor.

Serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturun

Uzayan günler, tatil planları ve sıcak geceler nedeniyle uyku düzeni kolayca bozulabiliyor. Oysa kaliteli uyku; bağışıklık sistemi, kan şekeri dengesi, ruh hali ve genel gebelik konforu üzerinde doğrudan etkili oluyor.  Yaz aylarında serin, karanlık ve sessiz bir uyku ortamı oluşturmak en az sağlıklı beslenmek kadar önem taşıyor.

Düzenli olarak yüzün

Erken doğum ve kanama gibi riskler olmadığı takdirde hamilelik döneminde düzenli yapılan spor vücut sağlığı için çok önemli. Yaz aylarında yüzmenin hamileliğin hemen her döneminde önerildiğini belirten Dr. Elif Erol, “Yüzmek; kan dolaşımını desteklemek, kasları güçlendirmek ve eklemlere yük bindirmeden hareket etmeyi sağlamak gibi birçok fayda sunar. Ancak yüzerken vücudu zorlamamak son derece önemlidir. Ayrıca, genital ve mantar enfeksiyonları riskine karşı denizden çıktıktan sonra ıslak mayonun hemen değiştirilmesi gerekir” diyor.

 

 

 

#YazHamileliği #HamilelikÖnerileri #GebelikteSağlık #AnneAdayları #YazSağlığı #HamilelikteBeslenme #GüneştenKorunma #GebelikMaskesi #SağlıklıGebelik #HamilelikHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Address Istanbul’da Yazın Ritmi

Address Istanbul, yaz sezonunda gastronomi ve yaşam tarzı deneyimlerini bir araya getirerek misafirlerine şehrin merkezinde ayrıcalıklı buluşmalar sunuyor. Sabah kahve molalarından Türk mutfağının imza tatlarına ve gün batımı eşliğinde keyifli buluşmalara uzanan seçkiler, yazın ritmini keşfetmek isteyenler için özenle hazırlanıyor.

Pastry & Coffee Ritual

Lobby Lounge’da sunulan bu özel ritüel, taze pastalar ve özenle seçilen kahve eşleşmeleriyle günün her anına uyum sağlıyor. Kişi başı 350 TL.

Taste of Turkey

The Restaurant’ta sunulan menü, Adana kebap, tavuk şiş ve köfte gibi geleneksel tatları modern sunumlarla buluşturuyor. Kişi başı 980 TL.

Gün Batımı Deneyimi

Yaz akşamlarında özenle hazırlanan içecekler ve rafine atıştırmalıklarla şehrin ritmine eşlik eden buluşmalar sunuluyor. Kişi başı 890 TL.

Address Istanbul, yaz boyunca gastronomi ve sosyalleşmeyi bir araya getiren bu özel deneyimlerle misafirlerini ağırlıyor.

 

 

#AddressIstanbul #GurmeDeneyim #TasteOfTurkey #PastryCoffeeRitual #GünBatımıLezzetleri #İstanbulGastronomi #YazLezzetleri #FineDining #GurmeHaber #İstanbulYemeİçme #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Alev Araslı’dan “Sessizliğin Kıvrımları” Sergisi

Galeri FE, 8 yıl aradan sonra sanatçı Alev Araslı’nın ikinci solo seramik ve heykel sergisine ev sahipliği yapıyor. “Sessizliğin Kıvrımları” başlıklı sergi, sanatçının otuz yıla yayılan üretim pratiğini bir içsel deneyim alanı olarak ele alıyor.

Sessizliğin Kıvrımlarında Sanat

Araslı’nın seramik, porselen, kompozit malzeme ile ürettiği heykeller ve duvar enstalasyonları; tekrar, dönüşüm ve biçimlenme süreçleri üzerinden malzemenin hafızası ile sanatçının kişisel deneyimi arasında köprü kuruyor. Sergi, seramiği yalnızca nesne üretimi olarak değil; zaman, beden ve içsel odaklanma üzerinden gelişen bir düşünme pratiği olarak yorumluyor.

Galeri FE’de İzlenebilir

Yurtiçi ve yurtdışında birçok önemli mekânda eserleri bulunan Araslı’nın “Sessizliğin Kıvrımları” sergisi, 6 – 27 Haziran 2026 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi günleri hariç her gün 11.00 – 19.00 saatleri arasında Galeri FE’de sanatseverlerle buluşuyor.

 

 

#AlevAraslı #SessizliğinKıvrımları #GaleriFE #SanatSergisi #ÇağdaşSanat #SeramikSanatı #HeykelSanatı #SanatHaberleri #İstanbulSanat #Sergi2026n #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity