Yazılar

Ariya ve X-Trail ile elektrikli ürün gamı genişliyor

Nissan, Avrupa’da elektrikli araç satışlarında önemli bir kilometre taşını geride bıraktı. 2010’da tanıtılan öncü LEAF ile başlayan süreçte toplamda 1 milyon 250 bin elektrikli araç satışı gerçekleşti. Bu rakamın yaklaşık 350.000’i tamamen elektrikli (EV) modellerden oluşuyor.

Yeni modeller Barselona’da tanıtıldı

Barselona’da düzenlenen özel sürüş etkinliğinde güncellenen %100 elektrikli Ariya ve Nissan’a özgü e-POWER hibrit teknolojisiyle donatılan X-Trail basına tanıtıldı. Nissan’ın elektrikli ürün gamı; yeni EV MICRA, üçüncü nesil LEAF, Ariya ve e-POWER X-Trail ile daha da güçlendi.

Gelecek planları

2026 yılı içinde bir A-segment EV, 2027’nin başında ise tamamen elektrikli JUKE ürün gamına katılacak. Böylece Avrupalı müşteriler beş farklı tam elektrikli Nissan modeli arasından seçim yapabilecek.

Avrupa pazarında güçlü konum

Nissan AMIEO Bölge Başkan Yardımcısı Clíodhna Lyons, “Her müşteri elektrifikasyona farklı şekilde yaklaşıyor. Biz de %100 elektrikli, e-POWER hibrit ve farklı teknolojilerle esnek çözümler sunuyoruz” dedi. Avrupa’da elektrikli araçların toplam yeni araç tescillerindeki payı 2025’te %61,3’e yükselirken, hibrit modeller %34,5’lik payla benzinli araçları geride bıraktı. Nissan’ın genişleyen ürün gamı bu dönüşümle uyumlu şekilde büyümeye devam ediyor.

#Nissan #ElektrikliAraçlar #LEAF #Ariya #XTrail #JUKEEV #OtomobilHaberi #Elektrifikasyon #IntelligentMobility #AvrupaPazarı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kompakt SUV modeli global pazarda başarıya ulaştı

Škoda Türkiye, kompakt SUV modeli Karoq’un üretiminde önemli bir kilometre taşını geride bırakarak 1 milyonuncu aracı banttan indirdi. Çek Cumhuriyeti’ndeki Kvasiny fabrikasında üretilen 1 milyonuncu Karoq, 1.5 TSI 110 kW motorlu ve Graphite Gri renkli versiyon oldu.

2017’den bu yana güçlü SUV performansı

2017’de tanıtılan Karoq, geniş yaşam alanı, pratik kullanım özellikleri ve zengin donanımıyla markanın en önemli SUV modellerinden biri haline geldi. Bugün yaklaşık 60 ülkede satışta olan Karoq, Škoda’nın SUV ürün gamında en çok tercih edilen üçüncü model konumunda bulunuyor.

Motor ve şanzıman seçenekleri

Karoq, farklı pazarlarda talebe göre 1.0 TSI, 1.4 TSI, 1.5 TSI ve 2.0 TSI benzinli motorların yanı sıra 2.0 TDI dizel motor seçenekleriyle sunuluyor. Önden çekişli ve dört tekerlekten çekişli versiyonları bulunan modelde müşterilerin yüzde 73’ü otomatik şanzımanı tercih ediyor. En çok tercih edilen gövde rengi yüzde 16 ile Büyülü Siyah olurken, Graphite Gri ve Ay Beyazı diğer popüler seçenekler arasında yer alıyor.

Ödüllü SUV modeli

Karoq bugüne kadar Red Dot Ürün Tasarımı Ödülü, 2018 Çek Cumhuriyeti’nde Yılın Otomobili ve 2023 What Car? “En İyi Fiyat/Fayda Oranına Sahip Aile SUV’u” gibi birçok uluslararası ödüle layık görüldü. Škoda, Karoq’un yeni nesli üzerindeki geliştirme çalışmalarını sürdürürken, halefinin 2027’nin sonu ile 2028’in başında tanıtılması planlanıyor.

#ŠkodaKaroq #SUV #Otomotiv #ÜretimRekoru #KompaktSUV #SkodaTürkiye #OtomobilHaberleri #Karoq1Milyon #GraphiteGri #SkodaSUV #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kaslarınızı güçlendirmenin tam zamanı!

Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte sağlıklı yaş alma her zamankinden fazla önem kazanıyor. Ancak ilerleyen yaş, hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve bazı kronik hastalıklar nedeniyle kaslar zamanla güç kaybedebiliyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, alınacak bazı basit önlemlerin kasları güçlendirmede önemli katkılar sağladığını, yaz aylarının da kas sağlığını desteklemek için çok önemli fırsatlar sunduğunu belirterek “Yaz döneminin doğru değerlendirilmesi halinde kas kaybının önlenmesi ve kasların güçlendirilmesi mümkündür. Açık havada daha fazla hareket etmek, güneş ışığından yararlanmak ve dengeli beslenmek kas sağlığını destekleyen önemli avantajlar sunmaktadır” diyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selami Çakmak, kasları güçlendirmede 4 önemli yaz fırsatını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Selami Çakmak

Dr. Selami Çakmak

Açık havada her gün düzenli ve tempolu yürüyün

Özellikle güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde fiziksel aktivitenizi artırın. Düzenli yürüyüş yapmak, yüzmek, bisiklete binmek veya hafif tempolu koşular gerçekleştirmek kasların daha aktif çalışmasını sağlayarak güçlenmelerine katkıda bulunur. Özellikle yaş ilerledikçe ortaya çıkan kas kaybını önlemenin en etkili yollarından biri düzenli hareket etmekten geçer. Uzun süre oturmaksa kasların kullanılmamasına bağlı olarak güç kaybını hızlandırabilir. Bu nedenle gün içinde bol bol hareket etmek, kısa mesafelerde araç yerine yürümeyi tercih etmek ve asansör yerine merdiven kullanmak kas sağlığını korumaya yardımcı olur.

Güneşten mutlaka faydalanın

Güneş ışığı vücudun D vitamini üretmesini sağlayan en önemli kaynakların başında gelir.  Kasların güçlü çalışabilmesi ve kemiklerin kuvvetlenmesi için D vitamini büyük önem taşır. D vitamini eksikliği; kas güçsüzlüğü, çabuk yorulma, denge problemleri ve düşme riskini artırabilir. Yaz güneşinden uygun saatlerde yararlanmak, vücudun doğal D vitamini üretimini destekler. D vitamini düzeylerinin düzenli olarak kontrol edilmesi ve gerektiğinde hekim önerisiyle destek alınması kas fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar.

Proteinden zengin ve dengeli beslenin

Yaz mevsimi, taze sebze ve meyveler gibi kas sağlığını destekleyen besinlere ulaşmayı kolaylaştıran önemli avantajlar sunar. Yaz sebze ve meyveleri; içeriklerindeki vitaminler, mineraller ve antioksidanlar sayesinde kasların egzersiz sonrası toparlanmasına yardımcı olur. Ayrıca yaz aylarında daha hafif öğünler yapmak dengeli beslenmeyi kolaylaştırır. Ancak kas dokusunun korunması ve yenilenmesi için yalnızca sebze ve meyve tüketmek yeterli değildir. Bu nedenle yumurta, süt ve süt ürünleri, balık, yağsız etler, kuru baklagiller ve kuruyemişler gibi protein kaynaklarını düzenli tüketmek gerekir. Yazın bol su içmek de kasların sağlıklı çalışmasına katkı sağlar.

Hareketsizlik döngüsünü kırın

Kasların en büyük düşmanlarından biri hareketsizliktir. Yaz aylarında kışın aksine sosyal aktiviteler, tatiller ve dışarıda geçirilen zamanın artması önemli fırsatlar sunar. Açık havada vakit geçirmek, arkadaşlarla yürüyüş planları yapmak, doğa yürüyüşlerine katılmak, bahçe işleriyle uğraşmak veya düzenli egzersiz programlarına dahil olmak kasların düzenli çalışmasına büyük katkı sağlar. Günlük hareket miktarının artması, yaşla birlikte gelişebilen kas kaybının yavaşlamasına yardımcı olurken, kas gücünün korunmasını ve artırılmasını da destekler.

 

 

#KasSağlığı #SağlıklıYaşam #KasGüçlendirme #YazSağlığı #DengeliBeslenme #DVitamini #Egzersiz #HareketsizliğiÖnle #Ortopedi #SağlıkÖnerileri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ekran karşısında 20 dakikada bir mutlaka…

Okulların tatil olmasıyla birlikte çocuklarda telefon, tablet ve bilgisayar başında geçirilen süre artarken, yaz mevsimine özgü çevresel faktörler de göz sağlığı açısından önemli riskler oluşturuyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Çocukların gözleri gelişim sürecinde olduğu için uzun süreli ekran maruziyeti ve çevresel faktörler nedeniyle yaz döneminde göz kuruluğu, kızarıklık, kaşıntı ve alerjik göz şikayetleri daha sık görülüyor. Ayrıca koyu renk camlı gözlüklerin koruma sağladığı şeklinde toplumda yaygın bir inanış var. Oysa güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmiyor” diyor. Dr. Çolakoğlu, çocuklarda göz sağlığını tehdit eden 6 yaz riskini sıraladı, alınması gereken önlemlere yönelik önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Emel Çolakoğlu

Dr. Emel Çolakoğlu

Ekran süresinde artış

Tatilde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar kullanım sürelerinin artması göz yorgunluğu, kuruluk, yanma, batma ve odaklanma problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle ekran süresini birlikte planlamanız, ayrıca ekran karşısında her 20 dakikada bir en az 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakarak gözlerini dinlendirmesi konusunda alışkanlık kazandırmanız büyük önem taşıyor.

Havuz ve deniz

Havuzdaki klor ve hijyen sorunlarının yanı sıra deniz suyundaki tuz, kum ve mikroorganizmalar gözlerde tahriş, kızarıklık, yanma ve enfeksiyon riskini artırabiliyor. Özellikle havuzda, mümkünse denizde de gözü tam saran koruyucu yüzme gözlüğü kullanılması gözlerin tahriş edici etkenlerden korunmasına yardımcı oluyor. Havuz veya denizden çıktıktan sonra gözlerin temiz suyla durulanması, kirli ellerle gözlere temas edilmemesi, ortak havlu kullanılmaması ve gözlerin ovuşturulmamasına özen gösterilmesi gerekiyor.

Kontakt lensle deniz ya da havuza girmek

Kontakt lensler, denizde ya da havuzda bulunabilen bakteri, mantar ve diğer mikroorganizmaların lens yüzeyine tutunmasını kolaylaştırarak kornea enfeksiyonu riskini artırabiliyor. Ayrıca klorlu ve tuzlu su, lensin yapısını bozarak gözlerde tahriş, batma ve rahatsızlık hissine yol açabiliyor. Yüzme sırasında kontakt lens kullanılmaması, zorunlu durumlarda ise tek kullanımlık lenslerin tercih edilmesi ve sudan çıktıktan hemen sonra çıkarılarak atılması büyük önem taşıyor.

Güneş ışınları

Dr. Emel Çolakoğlu “Yoğun ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre maruz kalmak gözlerde tahriş ve rahatsızlığa yol açarken, korunmasız UV maruziyeti, katarakt başta olmak üzere bazı göz hastalıklarının gelişme riskini artırabiliyor” diyor. Çocuğun dışarı çıkarken UV korumalı güneş gözlüğü kullanması, güneşe çıplak gözle bakmaması ve çok güneşli ortamlarda şapka takmasının göz sağlığını korumada önemli rol oynadığını vurgulayan Dr. Çolakoğlu “Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine güneş gözlüğünün yalnızca koyu renk camlı olması UV koruması sağladığı anlamına gelmez. Bu nedenle UV400 veya yüzde 100 UV koruması sağlayan gözlükler tercih edilmelidir” diye konuşuyor.

Yaz alerjileri

Yaz aylarında polenler, çimenler, toz, küf sporları ve diğer çevresel alerjenler çocuklarda alerjik göz şikayetlerini artırabiliyor. Bu durum gözlerde kaşıntı, kızarıklık, sulanma, batma ve göz kapaklarında şişlik gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Çocukların gözlerini ovuşturması, şikayetlerin şiddetlenmesine ve göz yüzeyine zarar verebileceğinden dolayı bundan kaçınmak büyük önem taşıyor.

Klima

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Emel Çolakoğlu “Aşırı sıcakların etkisiyle klimalı ortamlarda uzun süre bulunmak gözyaşı filminin daha hızlı buharlaşmasına neden olup gözlerde kuruluk, batma, yanma, kızarıklık ve yabancı cisim hissi gibi şikayetlere yol açabiliyor. Özellikle klimanın doğrudan yüze veya göze üflemesi bu etkileri artırabiliyor. Bu nedenle klimanın hava akımının doğrudan çocukların yüzüne gelmemesine dikkat edilmeli, çok kuru ortamlardan kaçınılmalı ve çocukların gün boyunca yeterli sıvı tüketmeleri sağlanmalıdır” diyor.

 

 

#ÇocukGözSağlığı #YazAlerjisi #UVKoruması #GözKuruluğu #EkranMaruziyeti #GüneşGözlüğü #KontaktLens #HavuzVeDeniz #KlimaEtkisi #SağlıkÖnerileri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Uzun Yaşamın Sırrı Longevity ve Zihinsel İyi Oluş Çağı Başlıyor

Çağın beklentilerine uyum sağlamaya çalışırken insan diğer bir taraftan da; daha uzun, daha dinç ve kaliteli bir ömür sürme bilincini hiç olmadığı kadar hayatın merkezine taşıyor. Bireyler artık sadece fiziksel olarak yaş almamayı değil, hücresel düzeyde yenilenmeyi ve genç kalmayı hedeflerken, küresel sağlık haritasında şaşırtıcı sonuçlar ezber bozuyor. Dünyanın önde gelen araştırma şirketi Ipsos’un 30 ülkede gerçekleştirdiği çalışmada elde edilen verilere göre; uzun bir hayatın sırrını arayan insanlığın, en büyük tehdit olarak gördüğü kanseri bile geride bırakarak ilk sıraya “ruh sağlığını” yerleştirdiğini ortaya koyuyor.

Sağlıklı yaşam bilincinin profesyonel ortamlardan günlük sohbetlere kadar konu edilerek zirveye ulaştığı bu dönemde, zihinsel iyi oluşun (well-being) bedensel sağlıktan ayrılamayacağı gerçeği bilimsel rakamlarla da ortaya çıkıyor. Türkiye’nin de içinde olduğu 30 ülke genelinde bireylerin en önemli sağlık sorunu olarak ruh sağlığını işaret ettiği, ardından kanserin geldiği bu tablo, geleceğin sağlık ve yaşam stratejilerine yepyeni bir yön tayin ediyor. Küresel eğilimlerin insan ruhundan bedenine uzanan uzun yaşam gündemini yeniden şekillendiren akımın araştırmada öne çıkan detaylar şöyle:

 

IPSOS’UN TÜRKİYE SYNTHESİO VE SAĞLIK ARAŞTIRMALARI HİZMET BİRİMİ LİDERİ ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN VERİLER İLE İLGİLİ ŞU YORUMDA BULUNDU; Bugün sağlık anlayışı sessiz ama köklü bir dönüşümden geçiyor. Artık mesele yalnızca hastalandığımızda tedavi olmak değil; daha uzun süre sağlıklı, üretken ve iyi hissederek yaşayabilmek. Belirsizliklerin arttığı bir dünyada insanlar kontrol edebildikleri en önemli alana, yani kendi sağlıklarına yatırım yapıyor. Bu nedenle sağlık, tıbbın geleneksel sınırlarını aşarak günlük yaşamın merkezine yerleşiyor.

Araştırmalarımız da bu dönüşümün güçlü sinyallerini ortaya koyuyor. Hem Türkiye’de hem de dünyada bireylerin büyük çoğunluğu sağlıkları için daha fazlasını yapmaları gerektiğini düşünüyor. Bu farkındalık, yalnızca fiziksel sağlığa değil; zihinsel iyi oluşa, yaşam kalitesine ve sağlıklı yaşam süresini uzatmaya yönelik ilginin de hızla arttığını gösteriyor. Longevity kavramının giderek daha fazla konuşulması da bu değişimin önemli bir yansıması. İnsanlar artık yalnızca daha uzun yaşamayı değil, yaşamlarının her dönemini daha sağlıklı ve kaliteli geçirmeyi hedefliyor.

Bu yeni dönemde sağlık, bireyin günlük yaşamında aldığı kararlarla şekilleniyor. Beslenmeden uyku düzenine, stres yönetiminden fiziksel aktiviteye kadar pek çok alışkanlık, sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Özellikle zihinsel iyi oluşun giderek daha fazla önem kazanması, fiziksel ve ruhsal sağlığın birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini ortaya koyuyor.

Bu dönüşüm, markalar ve sağlık ekosistemi için de yeni sorumluluklar anlamına geliyor. Tüketiciler artık yalnızca ürün ya da hizmet değil; bilimsel temellere dayanan güvenilir bilgi, kişiselleştirilmiş deneyimler ve uzun vadeli sağlık hedeflerine katkı sağlayacak çözümler bekliyor. Bu nedenle markaların bireylerin dünyasını samimiyetle anlaması, ihtiyaçlarını doğru okuyarak yaşam kalitelerini artıracak alanlarda gerçek değer yaratması kritik önem taşıyor. Artık rekabet, daha iyi ürün üretmekten çok, insanların daha iyi yaşamasına katkı sağlayan bir ekosistem kurabilmekte yatıyor.

Nitekim bu yaklaşımın izleri birçok sektörde görülüyor. Kozmetik şirketleri, geleneksel güzellik vaatlerinden uzaklaşarak cilt mikrobiyomu ve hücresel onarım gibi alanlara yatırım yapıyor; gıda şirketleri için artık «organik» olmak yeterli değil, fonksiyonel gıdalar ve performans odağını güçlendiriyor. Otomotiv markaları bile sürücülerin anlık stres ve nabız verilerini analiz ederek araç içi deneyimi kişinin iyi oluşunu destekleyecek şekilde yeniden tasarlıyor. Tüm bu örnekler, sağlığın artık belirli sektörlere ait bir alan olmaktan çıkıp farklı endüstrilerin ortak değer önerisinin merkezine yerleştiğini gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde fark yaratacak olanlar ise tüketiciyi yalnızca daha fazlasını yapmaya teşvik eden değil; onun ihtiyaçlarını anlayan, güven veren ve sürdürülebilir davranış değişimini destekleyen markalar olacak. Çünkü sağlığın geleceği, yalnızca yaşam süresini uzatmakta değil; yaşam kalitesini bütünsel bir bakış açısıyla geliştirebilmekte yatıyor. 

ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN

 

#RuhSağlığı #Kanser #SağlıkAraştırması #Ipsos #WellBeing #Longevity #SağlıklıYaşam #ZihinselİyiOluş #YaşamKalitesi #KüreselSağlık #IpsosTürkiye #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #RuhSağlığı #Kanser #IpsosAraştırma #Longevity #SağlıklıYaşam #ZihinselİyiOluş #WellBeing #GeleceğinSağlığı #SağlıkTrendleri #TürkiyeSağlıkRaporu

Kol altı botoksuyla terlemeye etkili önlem!

Yurt genelinde etkisini artıran kavurucu sıcaklar, yaz aylarının en sık karşılaşılan sorunlarından biri olan aşırı terlemeyi yeniden gündeme getirdi. Özellikle koltuk altı bölgesinde yaşanan yoğun terleme; kıyafetlerde oluşan izler, kötü koku endişesi ve sürekli ıslaklık hissi nedeniyle birçok kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkileyebiliyor. Ancak çözüm mümkün! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral “Aşırı terleme, sanıldığının aksine yalnızca kozmetik bir problem değil, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Birçok kişi aşırı terlemenin çözümü olmadığını düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Oysa son yıllarda teknolojide ve tıpta yaşanan gelişmeler sayesinde aşırı terleme artık tedavi edilebiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, yazın kabusu aşırı terlemenin tedavisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte aşırı terleme şikayetleri de daha görünür hale geliyor. Tıpta “hiperhidroz” olarak adlandırılan aşırı terleme; koltuk altı, avuç içi, ayak tabanı ve yüz bölgesinde normalden fazla ter üretilmesiyle ortaya çıkarken, özellikle yaz aylarında koltuk altı bölgesinde meydana gelen yoğun terleme nedeniyle dermatoloji kliniklerine başvuranların sayısı artıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, günlük yaşamı zorlaştıran bu sorunun, yalnızca fiziksel rahatsızlığa değil, sosyal ve psikolojik problemlere de yol açabildiğini belirtirken, “Yaz aylarında çok daha belirgin hale gelen aşırı terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilen ve özgüven kaybına neden olabilen bir sorun. Kıyafetlerde oluşan ter izleri, ıslaklık, kötü koku endişesi ve sürekli rahatsızlık hissi nedeniyle birçok kişi sosyal ortamlardan uzaklaşıp, yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Ancak aşırı terleme sorununa yönelik günümüzde artık etkili ve konforlu tedavi seçenekleri bulunuyor” diyor.

Dr. Burçak Bozdemir Aral

Dr. Burçak Bozdemir Aral

Kol altı botoksu büyük konfor sağlıyor

Aşırı koltuk altı terlemesinde etkili yöntemlerin başında, son yıllarda hızla yaygınlaşan botoks uygulamasının geldiğini vurgulayan Dr. Aral, bu uygulama sayesinde ter bezlerini uyaran sinir iletilerinin geçici olarak bloke edilebildiğini ve böylece ter bezlerinin aşırı çalışmasının önüne geçilebildiğini söylüyor. Kol altı botoksunun 10-15 dakika gibi kısa bir sürede uygulanabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “İşlem sırasında çok ince uçlu iğneler kullanılıyor ve kişi aynı gün günlük yaşamına dönebiliyor. Cerrahi bir girişim olmaması, iyileşme süreci gerektirmemesi ve etkili sonuçlar sağlaması nedeniyle özellikle yaz aylarında sık tercih edilen uygulamalar arasında yer alıyor” diyor.

Etkisi birkaç gün içinde başlıyor

Kol altı botoksunun etkisinin genellikle uygulamadan sonraki birkaç gün içinde görülmeye başladığını, tam etkinin ise yaklaşık iki hafta içinde ortaya çıktığını belirten Dr. Aral sözlerine şöyle devam ediyor: “Uygulamanın etkisi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 6 ila 9 ay boyunca devam edebiliyor. Amaç terlemeyi tamamen ortadan kaldırmak değil, kişinin yaşam kalitesini bozan aşırı terlemeyi kontrol altına almak oluyor. Hastalarımızın önemli bir kısmı işlem sonrasında kıyafet seçiminde daha özgür hissettiğini, sosyal ortamlarda daha rahat davrandığını ve özgüvenlerinin arttığını ifade ediyor.”

Terleme sadece sıcak havadan kaynaklanmıyor

Aşırı terlemenin her zaman sıcak hava koşullarıyla ilişkili olmadığını vurgulayan Dr. Burçak Bozdemir Aral, genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hormonal değişikliklerin, stresin ve çeşitli sağlık sorunlarının da terleme şikayetlerini artırabildiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle özellikle günlük yaşamı etkileyecek düzeyde terleme sorunu yaşayan kişilerin uzman değerlendirmesinden geçmeleri gerektiğini belirten Dr. Aral, “Aşırı terleme kader değil. Öncelikle altta yatan nedenin araştırılması ve kişiye uygun tedavinin planlanması gerekiyor.” diyor.

Bakteriler nedeniyle kötü kokuya yol açabiliyor!

 Aşırı terlemenin beraberinde kötü koku problemini de artırabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, koltuk altı bölgesindeki nemin bakterilerin çoğalması için uygun ortam oluşturduğunu söylüyor. Terleme miktarının azalmasıyla birlikte kötü koku şikayetlerinde de belirgin düzelme görülebildiğini ifade eden Dr. Aral şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz aylarında kişiler sadece terlemeden değil, ter kokusundan dolayı da sosyal kaygı yaşayabiliyor. Terleme kontrol altına alındığında bu şikayetlerde de önemli ölçüde rahatlama sağlanabiliyor.”

Vücudun doğal terleme mekanizmasını bozmuyor

Kol altı botoksu yaptırmayı düşünen kişilerin en sık merak ettiği konulardan birini; vücudun doğal terleme mekanizmasına zarar verip vermediği oluşturuyor. Bu konuda toplumda bazı yanlış inanışlar bulunduğunu belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “Kol altı botoksu yalnızca uygulama yapılan bölgedeki aşırı terlemeyi azaltıyor, diğer bölgeleri ekilemiyor. Vücut sadece koltuk altından terlemediği için sıcaklık düzenleme mekanizması ve doğal terleme fonksiyonları devam ediyor. Terlemenin vücudun toksinlerden arınmasındaki rolü değişmiyor” diye konuşuyor. Kol altı bölgesindeki aşırı terlemenin kontrol altına alınmasının vücudun genel işleyişini olumsuz etkilemediğini vurgulayan Dr. Aral, uygun hastalarda uygulanan botoks tedavisinin güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu belirtiyor.

 

#AşırıTerleme #Botoks #KolAltıBotoksu #Dermatoloji #Sağlık #YazSorunları #TerlemeTedavisi #Özgüven #YaşamKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

En Hızlı Fabia: 7.4 Saniyede 0-100 km/s

Škoda, Türkiye’deki ürün gamına heyecan verici yeni bir model ekledi: Fabia Monte Carlo 130 Edition. Markanın 130. yılına özel olarak geliştirilen bu özel seri, Fabia ailesinin bugüne kadar üretilen en hızlı modeli olma unvanını taşıyor.

Škoda Fabia Monte Carlo 130 Edition

177 PS güç ve 250 Nm tork üreten 1.5 TSI EVO2 motor, özel kalibre edilmiş 7 ileri DSG şanzıman ile birleşerek sportif sürüş karakterini öne çıkarıyor. Model, 0-100 km/s hızlanmasını 7.4 saniyede tamamlarken 228 km/s maksimum hıza ulaşıyor. Türkiye’de 2.524.000 TL başlangıç fiyatıyla ve ÖTV avantajıyla satışa sunulan Fabia Monte Carlo 130 Edition, Škoda yetkili satıcılarında yerini aldı.

Škoda Fabia Monte Carlo 130 Edition

Motor Sporlarından İlham Alan Tasarım

  • Parlak siyah tavan, ön spoyler, arka difüzör ve “130 Edition” logoları özel kimliği vurguluyor.
  • 18 inç Libra alaşım jantlar, kırmızı fren kaliperleri ve çift egzoz çıkışı sportif görünümü tamamlıyor.
  • Kabinde spor koltuklar, üç kollu direksiyon ve paslanmaz çelik pedallar sürüş odaklı atmosfer yaratıyor.
Škoda Fabia Monte Carlo 130 Edition

Zengin Donanım ve Güvenlik

Fabia Monte Carlo 130 Edition; anahtarsız giriş, çift bölgeli otomatik klima, ambiyans aydınlatma, geri görüş kamerası, kablosuz şarj ünitesi ve Škoda Surround Ses Sistemi gibi donanımlarla geliyor.

Škoda Fabia Monte Carlo 130 Edition

Güvenlik tarafında ise Ön Bölge Frenleme Asistanı, Şerit Takip Sistemi, Sürücü Yorgunluk Tespit Sistemi, Çoklu Çarpışma Freni, E-Call Acil Durum Çağrı Sistemi ve Full LED farlar gibi gelişmiş teknolojiler sunuluyor.

Škoda Fabia Monte Carlo 130 Edition

#Škoda #FabiaMonteCarlo #130Edition #OtomobilHaberleri #EnHızlıFabia #ŠkodaTürkiye #DoğuşOtomotiv #YüceAuto #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Elektrikli Mobiliteye Marka Bağımsız Destek

Škoda Türkiye, elektrikli mobilite alanındaki yenilikçi mobil şarj istasyonları ile Türkiye’deki elektrikli araç kullanıcılarının yolculuklarını kesintisiz hale getiriyor. Marka bağımsız olarak sunulan hizmet, 2026 yılının ilk altı ayında ulaştığı kullanıcı sayısı ve gerçekleştirdiği şarj işlemleriyle dikkat çekici bir performans ortaya koydu.

Mobil şarj istasyonlarıyla 1000’den fazla destek

2026’nın ilk yarısında toplam 1.070 mobil şarj işlemi gerçekleştirildi ve 456 farklı elektrikli araç kullanıcısına yerinde destek sağlandı. Bu süreçte 26 bin 893 kWh enerji aktarımı yapılırken, mobil istasyonlar Türkiye genelinde 31 bin kilometreden fazla yol kat etti.

Marka bağımsız hizmetle elektrikli mobiliteye katkı

Škoda mobil şarj istasyonları yalnızca Škoda kullanıcılarına değil, tüm elektrikli araç sahiplerine açık. İlk altı ayda yapılan şarj işlemlerinin yüzde 70’inden fazlası farklı marka araçlara sunuldu. Bayram döneminde 248 hizmet verilerek aylık talep rekoru kırıldı; Mayıs ayında ise 353 şarj işlemiyle bugüne kadarki en yüksek aylık performansa ulaşıldı.

Mobil şarj hizmetinden yararlanan kullanıcıların ortalama yaşı 41 olurken, en yoğun grubu 30-44 yaş aralığı oluşturdu. Yüce Auto-Škoda, yılın ikinci yarısında da mobil şarj hizmetinin erişilebilirliğini artırmayı ve müşteri deneyimini geliştirmeyi hedefliyor.

#ŠkodaTürkiye #MobilŞarj #ElektrikliAraçlar #OtomobilHaberleri #YeşilEnerji #SürdürülebilirUlaşım #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Osmanlı Sarayında Bir Kadının Özgürlük Mücadelesi

Mundi Kitap etiketiyle yayımlanan Macide – II. Abdülhamit’in Gelininin Anıları, Osmanlı hanedanının iç dünyasına ışık tutan sıra dışı bir hatırat olarak raflarda yerini aldı. İlk kez 1927’de Macaristan’da yayımlanan bu eser, II. Abdülhamit’in oğlu Şehzade Abdülkadir Efendi ile evlendirilen Macide Mustafa’nın kişisel mücadelesini ve Osmanlı sarayındaki gündelik yaşamı içeriden gözlemlerle aktarıyor.

Osmanlı sarayından bir kadının mücadelesi

Henüz 13 yaşında istemediği bir evliliğe sürüklenen Macide Mustafa, çocuklarıyla birlikte sürgün hayatı yaşarken yılmayı reddeden, boşanarak ekonomik özgürlüğünü elde eden ve modern dünya görüşüyle ticarete atılan öncü bir kadın olarak öne çıkıyor.

II. Abdülhamit dönemi ve hanedan yaşamı

Anılarında Osmanlı sarayının katı, muhafazakâr ve erkek egemen geleneklerini eleştiren Macide Mustafa, çocuklarının velayeti için verdiği mücadeleyi, film yıldızı olarak yaşadığı deneyimleri ve güzellik salonu açarak modern dünyaya uyum sağlayışını samimi bir dille aktarıyor.

Eser, yalnızca bir hanedan üyesinin kişisel hikâyesi değil; aynı zamanda kadınların özgürlük mücadelesine ve Osmanlı toplumunun sosyal yapısına dair güçlü bir tanıklık sunuyor.

#MacideMustafa #MundiKitap #OsmanlıSarayAnıları #IIAbdülhamit #HanedanYaşamı #KadınMücadelesi #KitapHaberleri

Carmen Mola’dan Toplumsal Bir Polisiye: Canavar

Mundi Kitap, İspanya’nın en prestijli edebiyat ödülü Planeta’yı kazanan sıra dışı polisiye roman Canavarı okurlarla buluşturuyor. Carmen Mola imzalı eser, adalet, eşitsizlik, yoksulluk ve idealler uğruna nereye kadar gidilebileceğini sorgulayan güçlü temasıyla temmuz ayında raflarda yerini alıyor.

Carmen Mola’dan Canavar

1834 Madrid’inde geçen roman, kolera salgını ve siyasi çekişmelerin gölgesinde küçük kızların kaybolduğu karanlık bir şehirde, 14 yaşındaki Lucía’nın kardeşini bulmak için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Eski polis Donoso ve gazeteci Diego’nun yardımıyla yürütülen bu arayış, adaletin sınırlarını sorgulayan bir polisiye hikâyeye dönüşüyor.

Eşitsizlik ve adaletin izinde

Carmen Mola, “Canavar”da yalnızca bir suç hikâyesi anlatmıyor; aynı zamanda halkı kâr uğruna hiçe sayan politikacıları, toplumsal adaletsizliği ve insanın idealleri uğruna ne kadar ileri gidebileceğini sorguluyor. Roman, tarihsel atmosferiyle modern bir eleştiri sunuyor.

Planeta Ödülü’nü kazanan “Canavar”, güçlü karakterleri, sürükleyici kurgusu ve toplumsal arka planıyla polisiye türüne yeni bir soluk getiriyor.

#CarmenMola #Canavar #MundiKitap #PlanetaÖdülü #PolisiyeRoman #İspanyolEdebiyatı #KitapHaberleri