Yazılar

Sütlü ve Meyveli Tatlılar Daha Sağlıklı

Ramazan’da uzun süren açlık sonrası tatlı tüketiminin arttığına dikkat çeken Diyetisyen Ege Ramadanoğlu Turan, “Yanlış tatlı tercihi sindirim sorunlarına ve kilo artışına yol açabilir. Baklava, kadayıf, tulumba ve lokma gibi şerbetli tatlılar yüksek miktarda şeker ve yağ içermektedir. Bu tür tatlılar hızlı kan şekeri yükselmelerine, mide yanmasına ve kilo artışına neden olabilir. Sütlaç, muhallebi, güllaç gibi sütlü tatlılar ile meyve bazlı tatlılar Ramazan için daha uygun seçeneklerdir” dedi.

VM Medical Park Florya Hastanesi Diyetisyen Ege Ramadanoğlu Turan, Ramazan’da tatlı tüketiminde dikkat edilmesi gerekenlerden bahsetti.

Ramazan ayının beslenme düzeninde önemli değişikliklere neden olduğunu dile getiren Dyt. Turan, “Uzun süreli açlık sonrasında kan şekeri düşer ve vücut hızlı enerji sağlayan besinlere yönelir. Bu da özellikle iftardan sonra tatlı isteğinin artmasına neden olur. Geleneksel olarak tatlıların sofralarda daha sık yer alması da bu isteği güçlendirir” diye konuştu.

Diyetisyen Ege Ramadanoğlu Turan

Diyetisyen Ege Ramadanoğlu Turan

‘TATLI TÜKETİMİ TAMAMEN YASAKLANMAMALI’

Tatlı tüketiminin tamamen yasaklanmasının doğru olmadığını ifade eden Dyt. Turan, “Önemli olan tatlının zamanı, porsiyonu ve içeriğidir. Tatlılar iftardan hemen sonra değil, iftardan 1-2 saat sonra tüketilmelidir. Böylece kan şekeri daha dengeli olur ve sindirim sistemi zorlanmaz” diye konuştu.

 ‘HAFİF TATLILAR TERCİH EDİLMELİ’

Şerbetli ve kızartılmış tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlıların tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Dyt. Turan, “Sütlaç, muhallebi, güllaç gibi sütlü tatlılar ile meyve bazlı tatlılar Ramazan için daha uygun seçeneklerdir. Evde hazırlanan, ilave şekeri azaltılmış tarifler tercih edilmelidir” dedi.

Tatlı yapımında beyaz şeker yerine doğal tatlandırıcıların kullanılabileceğini söyleyen Dyt. Turan, “Tatlılar mümkünse az miktarda bal, pekmez veya hurma ile tatlandırılmalı; un yerine yulaf, tam buğday unu veya irmik gibi daha besleyici alternatifler kullanılmalıdır” ifadelerini kullandı.

 ‘ŞERBETLİ TATLILAR RİSK OLUŞTURUYOR’

Baklava, kadayıf, tulumba ve lokma gibi şerbetli tatlıların yüksek miktarda şeker ve yağ içerdiğine dikkat çeken Dyt. Turan, “Bu tür tatlılar hızlı kan şekeri yükselmelerine, mide yanmasına ve kilo artışına neden olabilir. Ramazan boyunca sık tüketilmeleri önerilmez. Tüketilecekse çok küçük porsiyonlarla ve seyrek olarak tercih edilmelidir” dedi.

 ‘TATLI İSTEĞİ DOĞAL BESİNLERLE BASTIRILABİLİR’

Tatlı ihtiyacının daha sağlıklı besinlerle karşılanabileceğini belirten Dyt. Turan, şunları söyledi:

“Taze veya kuru meyveler, tarçın eklenmiş yoğurt, hurma ile birlikte ceviz veya badem gibi sağlıklı yağ içeren besinler tatlı isteğini bastırmaya yardımcı olur. Bu besinler hem doğal şeker içerir hem de lif sayesinde daha uzun süre tokluk sağlar.”

 ‘TATLI YENEN GÜNLERDE MEYVE TÜKETİMİNDEN UZAK DURULMALI’

Tatlı tüketilen günlerde meyvenin tamamen kesilmemesi gerektiğini belirten Dyt. Turan, “Ancak porsiyon kontrolü önemlidir. Şerbetli veya yoğun bir tatlı tüketildiyse o gün meyve porsiyonu azaltılabilir. Hafif bir tatlı tercih edildiyse meyve tüketimi sürdürülebilir” dedi.

SAĞLIKLI RAMAZAN TATLISI ÖNERİSİ

Diyetisyen Turan, evde kolayca hazırlanabilecek sağlıklı bir tatlı tarifi de paylaştı:

Fırında hurmalı sütlü tatlı: 2 su bardağı yarım yağlı süt, 2 yemek kaşığı irmik, 1 adet ezilmiş muz, 2 adet doğranmış hurma ve tarçın karıştırılarak 180 derecede fırında 20-25 dakika pişiriliyor. Ilındıktan sonra tarçın serpilerek servis ediliyor.

 ‘TATLIYI ÖDÜL GİBİ GÖRMEYİN’

Ramazan ayında tatlıyı bir “ödül” olarak görmemek gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Ege Ramadanoğlu Turan, “Tatlıyı beslenme düzeninin dengeli bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Gün içinde yeterli protein, lif ve sıvı alımı sağlandığında tatlı isteği zaten azalacaktır. Ramazan, sadece mideyi değil, bedenin tamamını dinlendirme zamanıdır” dedi.

#RamazanBeslenme #SağlıklıTatlı #DiyetisyenÖnerisi #SindirimSağlığı #RamazanTatlıları #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

En riskli grup; 50 yaş üzerindekiler

Karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ve zamanla büyüyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen dev karın duvarı fıtıkları, hem yaşam kalitesini düşürüyor hem de hayati risk oluşturabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem, 50 yaş üzeri kişilerde özellikle ameliyat sonrası gelişen bu fıtıkların toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yapılan çalışmalar; karın ameliyatlarından sonra ortaya çıkan insizyonel, yani ameliyat kesi yerinden gelişen karın duvarı fıtıklarının, 50 yaş üzerindeki hastaların yaklaşık yüzde 20’sinde görülebildiğini gösteriyor” diyor. Prof. Dr. Metin Ertem hayatı kabusa çevirebilen, bazı hastaların boyunlarına çarşaf bağlayarak taşıdıkları dev karın fıtıklarını ve yeni tedavi yöntemini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Vücudumuzda ‘koruyucu zırh’ olan karın duvarı zayıfladığında ya da ameliyat gibi bir nedenle bütünlüğü bozulduğunda, iç organlar dışa doğru itilerek dev karın fıtığı ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem, 50 yaş üzerindeki kişilerde dev karın fıtıklarının görülme sıklığının arttığını belirterek “Bunun en önemli nedeni yaşla birlikte kolajen doku sentezinin azalmasıdır. Kolajen, karın duvarının dayanıklılığını sağlayan temel yapı taşlarından biridir. Bu yapı zayıfladığında karın duvarı adeta bir kumaşın sökülen dikişi gibi açılmaya başlar” diyor. Karın duvarındaki büyük açıklıkların sadece estetik bir sorun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ertem şöyle konuşuyor: “Bu dev fıtıklar, bel ve sırt ağrılarına, ıkınma olamayacağından dışkılama zorluğuna ve hatta solunum güçlüğü gibi yaşamı tehdit eden sorunlara neden olabiliyor. Fıtıklar tedavi edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirken, bunun en tehlikeli sonuçlarından birini, halk arasında “bağırsak düğümlenmesi” olarak bilinen sorun oluşturuyor.”

Prof. Dr. Metin Ertem

Prof. Dr. Metin Ertem

Bağırsak delinmesi ve hayati riske yol açabiliyor

Bağırsakların fıtık kesesi içinde sıkışarak; hastalarda şiddetli karın ağrısı, kusma ve büyük abdest yapamama gibi şikayetlere neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertem, soruna müdahale edilmezse bağırsak delinmesine kadar giden çok ciddi tablolar oluşturabildiğini ve bu durumun hayati riske yol açabildiğini söylüyor. Dev fıtıkların boyutlarının bazen dramatik olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Metin Ertem, bazı hastaların yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor: ”Bazen fıtık o kadar büyüyebiliyor ki, neredeyse iki çocuk başı büyüklüğüne ulaşabiliyor. Hatta bazı hastalar fıtığı desteklemek için karınlarının altından çarşaf geçirip boyunlarına bağlayarak taşımak zorunda kalabiliyor. Bu nedenle sorun ilerlemeden erken tedavi olmak günlük yaşam konforu açısından ve tedavinin başarısında büyük rol oynuyor.”

Ameliyat sonrası iyileşme döneminde dikkat!

Karın ameliyatı geçiren kişilerin özellikle iyileşme döneminde dikkatli olması gerekiyor. Prof. Dr. Ertem, ihmale gelmez bazı önlemleri “ameliyat sonrası erken dönemde ağır kaldırmamak, kabız kalmamaya özen göstermek, kronik öksürük varsa mutlaka tedavi olmak, yeterli ve dengeli beslenmek” şeklinde sıralıyor. Çünkü bu faktörler karın duvarına binen baskıyı artırarak fıtık gelişimini kolaylaştırabiliyor. Karın ameliyatı olmayan kişilerde de bazı fıtık türlerinin görülebileceğini; özellikle doğum yapanlarda karın duvarındaki zayıf noktalardan yağ dokusu ve bağırsakların dışarı çıkmasıyla epigastrik fıtıklar (göbek üstü fıtığı) oluşabildiğini belirten Prof. Dr. Ertem “Gebelik sırasında karın büyüdükçe karın duvarı gerilir ve bazı bölgelerde zayıflık oluşabilir. Bu durum küçük fıtıkların gelişmesine yol açabilir” diyor.

Dev fıtıklarda yeni tedavi dönemi

Dev karın fıtıklarının cerrahisinin oldukça özellikli bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metin Ertem, son yıllarda kullanılan yeni yöntemlerin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını belirterek şöyle konuşuyor: “Eskiden bu fıtıklar çoğunlukla sadece dikiş yöntemiyle kapatılmaya çalışılırdı. Ancak bu yöntemde nüks oranları yüzde 50’ye kadar çıkabiliyordu. Günümüzde ise dev fıtıklarda çok daha ileri teknikler kullanıyoruz. Özellikle, özel cihazlarla karın duvarı kontrollü şekilde genişletiliyor. Gerekli durumlarda karın kaslarına botoks uygulanarak kasların gevşemesi sağlanıyor. Ardından karın duvarı onarılıyor ve yama ile destekleniyor. Bu modern yöntemler nüks oranlarını yüzde 2-5’lere kadar düşürdü.”

#KarınFıtığı #GenelCerrahi #SağlıkHaberleri #MetinErtem #AcıbademHastanesi #YaşamKalitesi #SindirimSağlığı #CerrahiTedavi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aslıhan Çiftgül “Bakış Kalır Geriye…”

Türk çağdaş sanatının öne çıkan isimlerinden Aslıhan Çiftgül, 2026’ya güçlü bir giriş yaparak solo sergisi “Bakış Kalır Geriye…” ile Belgrad’da sanatseverlerle buluştu. BPS Şirketi himayesinde, Milan Panič küratörlüğünde Belgrad’ın prestijli sanat mekânlarından Galerija ‘73’te açılan sergi, 23 yağlı boya eserden oluşuyor.

Açılışta, BPS kurucusu Blagoje Ž. Popović ev sahipliği yaparken, Prof. Dr. Uroš Dojčinović’un ‘Türk Marşı’ ile başlayan gitar performansı etkinliğe damga vurdu. Ünlü şair Radomir Andrić ve çok sayıda kültür-sanat insanının katılımıyla sergi, Belgrad’da dikkat çeken bir buluşmaya dönüştü.

Çiftgül’ün figüratif ve sembolik anlatımıyla hazırladığı eserler, izleyiciyi insan yüzlerinin ardında saklı kalan sessiz hikâyeleri keşfetmeye davet ediyor. Sanatçı, Osmanlı estetiği ve Doğu kültüründen aldığı izleri çağdaş bir yorumla yeniden şekillendirerek, ışık-gölge kullanımı ve zengin renk paletiyle dramatik bir derinlik yaratıyor.

Paris Grand Palais’in kadrolu sanatçısı olarak Art Shopping ve Art Capital fuarlarında eserlerini sergileyen Çiftgül, 27 yılı aşkın süredir yağlı boya portrelere adanmış bir ressam. Eserleri Fransa, ABD, Japonya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Lüksemburg, Avusturya, BAE, Gürcistan, Bulgaristan ve Sırbistan’da sanatseverlerle buluştu. Tokyo Metropolitan Müzesi’nde Türkiye Büyükelçiliği davetiyle sergi açan sanatçı, AIAM – Amitiés Internationales André Malraux’un ilk ve tek Türk kadın üyesi olarak uluslararası alanda da güçlü bir temsilci konumunda.

Belgrad’daki “Bakış Kalır Geriye…” sergisi, Çiftgül’ün kültürel mirası modern bir bakış açısıyla yorumlayan özgün sanat yaklaşımının önemli bir örneğini sunarken, sanatçının uluslararası yolculuğunda da yeni bir kilometre taşı olarak öne çıkıyor.

 

#AslıhanÇiftgül #BakışKalırGeriye #BelgradSanat #ÇağdaşSanat #Galerija73 #TürkSanatı #SanatHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Her 10 hastadan 7’sinde nöbetler kontrol edilebiliyor, ancak…

Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani, geçici ve kontrolsüz elektriksel boşalımları sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden bir hastalık. Dünya genelinde yaklaşık 50 milyon, Türkiye’de de yaklaşık bir milyon kişinin epilepsiyle yaşadığı bildiriliyor. Epilepsi her yaşta gelişebilen bir hastalık olsa da yaşamın erken ve geç dönemlerinde daha sık görülüyor. En riskli grupları 0-10 yaş arası çocuklar ile 65 yaş ve üzerindeki bireyler oluşturuyor. Epilepsi tedavi edilmediğinde eğitim ile iş hayatında kesintilere, sosyal izolasyona ve özgüven sorunlarına, nadiren de olsa hayatı tehdit edebilen tablolara yol açabiliyor. Ancak, son yıllarda tedavisinde yaşanan önemli gelişmeler sayesinde artık hastaların yaşam kalitesini düşüren bir sorun olmaktan çıkıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde  epilepsi tedavisinde hedefin hastaların nöbet geçirmelerini önlemek ve normal bir yaşam sürmelerini sağlamak olduğunu belirterek, “Tedavide nöbetleri tamamen durdurmak veya sıklığı ile şiddetini azaltmak temel ilkemizdir. Doğru tedaviyle hastaların yüzde 70’inde nöbetler ilaç tedavisiyle tamamen kontrol altına alınabilirken, direnç gösteren 30’luk kısmı için cerrahi yöntemler ve epilepsi pili tedavisi gibi güçlü seçeneklerin olması büyük bir umut kaynağıdır” diyor.

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Doç. Dr. Kemal Paksoy

Her iki hastadan birinde nedeni bilinmiyor!

Epilepsi hastalarının yaklaşık yarısında kesin bir nedeni tespit edilemiyor. Aile öyküsü ve spesifik gen mutasyonları ile beyin tümörleri gibi yapısal bozukluklar, belirlenen en yaygın nedenlerini oluşturuyor. Bunların yanı sıra kafa travmaları ile beyin ve beyin zarı iltihapları (menenjit ve ensefalit) serebrovasküler olaylar (inme ve beyin kanaması) ile metabolik etkenler (hipoglisemi) de epilepsiye yol açabiliyor.

Nöbet gelmeden önce sinyal verebiliyor!

Epilepsi belirtileri, beynin hangi bölgesinin etkilendiğine bağlı olarak çok geniş bir yelpazede değişebiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, bazı hastaların nöbetten hemen önce garip bir his yaşadıklarını anlatarak, “Yanık plastik kokusuna benzer bir koku, mide bulantısı veya yoğun bir korku hissi olabilir. Bunlar ‘haberci belirtiler’ olarak adlandırılır” diyor.  Bazı durumlarda bilincin tamamen kapanmayabileceğini ifade eden Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsinin diğer belirtilerini şöyle açıklıyor: “Vücudun bir bölgesinde (el ve yüz gibi) seğirmeler, boşluğa bakma, çevreden kopma ve anlamsız hareketler gibi kısmi belirtiler gelişebilir. Yaygın belirtilerde ise bilinç kaybı eşlik eder. Vücudun aniden kaskatı kesilmesi ve ardından şiddetli sarsıntılar yaşanabilir. Bunların yanı sıra birkaç saniye süren ‘dalma atakları’ ve kas gücünün aniden kaybolmasıyla ‘yığılıp kalma’ şeklinde klinik belirtiler ortaya çıkabilir.”

İlaca dirençli nöbetlere “epilepsi pili”

Epilepsi tedavisinde hedef,  hastanın  nöbet geçirmesini önleyerek normal bir yaşam sürmesini sağlamak. Doç. Dr. Kemal Paksoy, günümüzde epilepsi tedavisinden oldukça başarılı sonuçlar elde edildiğini vurgulayarak, “Her 10 hastadan 7’sinde doğru tedaviyle nöbetler kontrol edilebilmektedir. Ayrıca, hastalar uzun yıllar nöbetsiz kaldıktan sonra doktor kontrolünde ilaçlarını bırakabilmekte ve hayatına nöbetsiz devam etmektedir” diyor. Ancak, ilaç tedavisi birçok hastada nöbetleri kontrol altına alabilse de bazı hastalar için bu yöntem yeterli olmuyor. İşte bu noktada toplumda “epilepsi pili” olarak bilinen ve Vagal Sinir Stimülasyonu olarak adlandırılan yöntem önemli bir alternatif tedavi seçeneği sunuyor.

Nöbet sıklığında en az yüzde 50 azalma! 

Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS),  ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda nöbet kontrolünü sağlamak amacıyla başvurulan ileri düzey bir nöromodülasyon yöntemi. En az iki veya üç antiepileptik ilacın uygun dozda kullanılmasına rağmen nöbetlerin devam etmesi, nöbet odağının beynin kritik bir bölgesinde (konuşma veya hareket merkezi gibi) olması ve bu bölgenin ameliyatla çıkarılamaması durumunda tercih ediliyor. Epilepsi pili nöbetleri tamamen ortadan kaldırmasa da birçok hastada belirgin bir iyileşme sağlayabiliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pili uygulanan yaklaşık her iki hastadan birinde nöbet sıklığında en az yüzde 50 oranında azalma sağlandığına işaret ederek,  “Bazı hastalarda ise nöbetler daha kısa sürmekte ve daha hafif geçmektedir. Bu yöntemin en ilginç özelliği ise etkisinin zamanla artmasıdır. İlk 3 ayda başarı oranı daha düşükken, birinci yılın sonunda hastaların yaklaşık yarısında yüzde 50 oranında iyileşme görülür. Beşinci yılın ardından bu oranlar yüzde 60-70 seviyelerine kadar çıkabilir. Hastaların yüzde 5-8’inde ise nöbetler tamamen kesilmektedir” diye konuşuyor.

Cerrahi işlemle vücuda yerleştiriliyor!

“Vagal Sinir Stümilasyonu, boyun bölgesinde yer alan vagus siniri üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla sinir sistemine belirli aralıklarla elektriksel uyarılar gönderilmesi prensibine dayanıyor. Bu uyarılar beyinde nöbet gelişiminden sorumlu olan bölgelerdeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine destek oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Kemal Paksoy, epilepsi pilinin cerrahi işlemle vücuda yerleştirildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Önce göğüs bölgesinde küçük bir kesi açılır ve epilepsi pili köprücük kemiğinin altındaki bölgeye yerleştirilir. Daha sonra, cihazdan çıkan ince elektrotlar, boyundan açılan küçük bir kesiden, boyun bölgesinin sol tarafından geçen vagus sinirine bağlanır. Vagus siniri, beyinle vücudun pek çok bölgesi arasında iletişim sağlayan sinirlerden biri olarak bilinir. Göğüs bölgesine yerleştirilen cihaz belirli aralıklarla vagus sinirine elektriksel uyarılar gönderir. Bu uyarılar, beyindeki anormal elektriksel aktivitenin düzenlenmesine yardımcı olarak epilepsi nöbetlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Ardından cilt kapatılarak operasyon tamamlanır. Cihazın ayarları hekim tarafından hastanın nöbet sıklığına ve şiddetine göre programlanır.”

#Epilepsi #SaraHastalığı #EpilepsiPili #Nöroloji #SağlıkHaberleri #YaşamKalitesi #BeyinCerrahisi #KemalPaksoy #AcıbademHastanesi #İlacaDirençliEpilepsi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Mercedes-Benz VLE: Elektrikli Mobilitede Yeni Çağ

Mercedes-Benz, tamamen elektrikli yeni modeli VLE ile van segmentinde yeni bir dönem başlatıyor. Grand Limousine konforunu geniş ve esnek bir yaşam alanıyla birleştiren VLE, yolculuğu yalnızca bir ulaşım deneyimi olmaktan çıkararak çok yönlü bir yaşam alanına dönüştürüyor.
Yeni Van Mimarisi üzerine geliştirilen VLE, ferah iç hacmi, esnek oturma düzeni ve 700 km’nin üzerindeki menziliyle hem günlük kullanım hem de uzun yolculuklar için ideal bir çözüm sunuyor. Mercedes-Benz Group AG CEO’su Ola Källenius, “Öncü ruhumuzla şekillendirilen bu model, alan ve konfor kavramlarını yeniden tanımlıyor. 700 km’den fazla menziliyle sınıfının lideri” sözleriyle VLE’nin önemini vurguladı.
Sky View panoramik cam tavan, ortam aydınlatması ve lounge hissi veren iç tasarım, yolculuğu konforlu ve davetkâr bir deneyime dönüştürüyor. Yeni nesil MBUX bilgi-eğlence sistemi ve yapay zekâ destekli dijital özellikler sayesinde araç içi deneyim daha akıllı ve kişisel hale geliyor. Arka bölümdeki panoramik ekran ise aracı sinema, oyun veya mobil ofise çevirebiliyor.
800 volt teknolojisi sayesinde VLE, yalnızca 15 dakikalık şarjla 355 km menzil kazanabiliyor. Tam şarjda 700 km’den fazla yol alabilen model, uzun yolculuklarda kesintisiz bir deneyim sunuyor.
Mercedes-Benz VLE, modern mobilitenin gereksinimlerini karşılayan yenilikçi tasarımıyla elektrikli otomobil dünyasında yeni bir sayfa açıyor.
#MercedesBenz #VLE #ElektrikliAraç #Otomotiv #Mobilite #Teknoloji #Konfor #Yenilik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aşk ve Macera Dolu Yolculuk  

Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı Mete Vardar, sevgilisi ve ünlü sunucu Özlem Yıldız ile Amerika Birleşik Devletleri’nde unutulmaz bir tatil geçirdi. Çift, California eyaletini baştan sona araba ile gezerek hem romantik hem de macera dolu anılar biriktirdi. San Francisco’dan Los Angeles’a, Malibu sahillerinden San Diego’ya kadar uzanan yolculuklarında hem doğanın güzelliklerini keşfettiler hem de Amerika’nın kültürel zenginliklerini deneyimlediler.
Tatillerinin finalini ise Las Vegas’ta yapan çift, şehrin ışıklı atmosferinde keyifli anlar yaşadı. Mete Vardar ve Özlem Yıldız’ın düzeyli ve samimi ilişkileri, bu tatilde de gözler önüne serildi. Sosyal medyada paylaştıkları kareler, takipçileri tarafından büyük ilgi gördü. Çiftin uyumu ve mutluluğu, magazin dünyasında da sıkça konuşulmaya devam ediyor.
MeteVardar #ÖzlemYıldız #CaliforniaTatili #LasVegas #Aşk #JollyTur #MutluÇift #RomantikYolculuk #Magazin #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ağrı geçti diye sevinmeyin! Böbrek taşı sessizce ilerleyebilir!

Ülkemizde son yıllarda böbrek taşından şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Genetik yatkınlığın yanı sıra, yetersiz su tüketimi, aşırı tuzlu ve protein ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşam tarzı, obezite ve bilinçsiz takviye kullanımı gibi etkenlerin de böbrek taşının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirten Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Böbrek taşı geçici bir ağrı problemi değildir, doğru takip edilmediğinde kalıcı böbrek hasarına neden olabilir. Erken tanı ve bilinçli takip ile böbrek kaybı önlenebilir. Ancak sağlıksız yaşam alışkanlıklarının yanı sıra toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler de ne yazık ki böbreklerimize büyük zarar veriyor hatta böbreklerin zamanla kaybedilmesine yol açabiliyor” diyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Baran, 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında yaptığı açıklamada toplumda doğru sanılan 10 yanlışı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Caner Baran

Doç. Dr. Caner Baran

  • Böbrek taşı sadece şiddetli ağrı yaparsa tehlikelidir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ağrısız taşlar da böbreğe zarar verebilir. Sessiz taşlar hiç ağrı yapmadan zamanla böbrek fonksiyonunu bozabilir. Hatta staghorn (geyik boynuzu) tipindeki taşlar sessizce büyük boyutlara ulaşıp böbreklerde kalıcı hasara neden olabilir. Bu nedenle düzenli takip önemlidir.

  • Bira içmek böbrek taşını düşürür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumda yaygın olan bu inanış bilimsel olarak doğru olmadığı gibi tehlikelidir. Taş tedavisinde bira vb hiçbir alkolün yeri yoktur. Bira sıvı içerdiği için idrar miktarını geçici olarak artırabilir ancak içeriğindeki alkol vücudu susuz bırakabilir ve böbrek sağlığını olumsuz etkiler. Ayrıca alkol bazı taş türlerinde (özellikle ürik asit taşlarında) risk faktörlerini artırabilir. Su en doğru tercihtir.

  • Taş varsa mutlaka şiddetli ağrı yapar: YANLIŞ!

 DOĞRUSU: Her taş ağrı yapmaz; sessiz taşlar da takip edilmelidir. Böbrekte sabit duran ve idrar kanallarında tıkanıklığa neden olmayan taşlar çoğu zaman hiç belirti vermeyebilir.

  • Bol su içmek tüm taşları düşürür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Az su içmek böbrek taşı riskini artırır ama böbrek taşı oluşumunda genetik, beslenme alışkanlıkları ve metabolik faktörler de etkilidir. Bol su içmek tüm taşları düşürmez. Küçük taşların düşmesine yardımcı olabilir ama taş boyutu büyüdükçe taşın düşmesi zorlaşır. Sıvı tüketimi destekleyicidir ancak taşın boyutu ve yeri tedavi yöntemini belirler.

  • Tüm taşlar kendiliğinden düşer: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Caner Baran “Büyük taşların idrar kanalından geçmesi mümkün olmadığı için genellikle müdahale gerektirir. Bazı taşlar özellikle 5-6 mm’den büyük olanlara cerrahi ya da girişimsel tedavi yapılması zorunludur” diyor.

  • Taş ağrısı geçti ise taş kesin düşmüştür: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Taş ağrısı genellikle idrar kanalının bir yerinde tıkanıklığa bağlı idrar akımının durmasından kaynaklanır. Taş yer değiştirdiğinde veya idrar yolundaki tıkanıklık azaldığında ağrı geçebilir. Ancak bu, taşın düştüğü anlamına gelmez; görüntülemeyle doğrulanmalıdır.

  • Taş kırdırmak böbreğe zarar verir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Doğru hasta seçimi ile uygulanan tedaviler böbreğe kalıcı zarar vermez. Uygun hastada yapılan taş kırma işlemi güvenlidir.

  • Taş ameliyatı açık cerrahidir ve çok zordur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Günümüzde çoğu taş kapalı (endoskopik/lazer) yöntemlerle tedavi edilir. Açık cerrahi uygulamaları neredeyse hiç kullanılmamaktadır. Endoskopik ameliyatlar hastaların normal hayata hızlıca dönmelerini çok kolaylaştırır. Modern taş cerrahisi minimal invazivdir ve iyileşme süresi kısadır.

  • Bir kez taş düşürdüm/ ameliyat oldum tekrar taş oluşmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Taşı düşürmek sürecin sonu değil, başlangıcıdır. Taşın içeriği analiz edilmeden ve metabolik değerlendirme yapılmadan tekrar riskini azaltmak mümkün değildir. Taş analizi, 24 saatlik idrar incelemesi ve gerekli kan testleri ile kişiye özel önleyici plan yapılmalıdır. Ameliyat da mevcut taşı temizler ancak yeni taş oluşumunu engellemez. Ameliyat sonrası metabolik değerlendirme ve yaşam tarzı düzenlemesi gerekir.

  • Bitkisel ürün kullandım, taşım hemen eriyip düştü: YANLIŞ! 

DOĞRUSU: Böbreklerdeki taşları hızlı bir şekilde, direkt olarak eriten herhangi bir tedavi (bitkisel ya da medikal) olmadığını belirten Doç. Dr. Baran şöyle konuşuyor: “Halk arasında sıkça önerilen bitkisel ürünlerin böbrek taşını erittiğine dair güçlü bilimsel kanıt yoktur. Bu ürünler “doğal” olarak pazarlansa da içerikleri standart değildir ve yüksek miktarda tüketildiklerinde; mide-bağırsak sorunlarına, elektrolit dengesizliklerine, karaciğer veya böbrek üzerinde yük artışına, tansiyon değişikliklerine neden olabilirler. Böbrek taşı tedavisi ve önlenmesi bilimsel değerlendirme ile planlanmalıdır” diyor.

#BöbrekTaşı #DünyaBöbrekGünü #Sağlık #Üroloji #ErkenTanı #BöbrekSağlığı #YanlışBilgiler #DoğruTakip #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sezen Aksu’dan Yeni Albüm Müjdesi

Türkiye’nin en çok dinlenen kadın sanatçısı unvanını yıllardır koruyan Sezen Aksu, hayranlarını sevindirecek bir haberle gündemde. Hürriyet yazarı Mehmet Üstündağ’ın TV8’deki “Gel Konuşalım” programında aktardığına göre, sanatçı yeni albümünün okumalarını tamamladı.

Bu albümde Sezen Aksu, bugüne kadar başka sanatçılara verdiği şarkıları bu kez kendi sesiyle yorumlayacak. Hayranları için özel bir anlam taşıyan bu yaklaşım, albümün merakla beklenmesinin en önemli nedenlerinden biri. Albümün nisan sonuna yetiştirilmesi için çalışmalar hızla devam ediyor.

Sezen Aksu’nun müzik kariyerinde yeni bir dönemi işaret eden bu albüm, hem nostaljik bir buluşma hem de sanatçının kendi repertuvarına kattığı güçlü bir yorum olarak öne çıkıyor. Türk müziğinin “Minik Serçe”si, yıllardır olduğu gibi yine milyonların kalbine dokunacak bir projeyle sahneye çıkmaya hazırlanıyor.

#SezenAksu #YeniAlbüm #MinikSerçe #TürkMüziği #AlbümMüjdesi #NisanSonu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kun Art Space’te 10 Nisan’a Kadar

Çukurova bölgesinin çağdaş sanat galerisi Kun Art Space, “Kentin Işığında Yürümek” başlıklı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Demet Güvendik Erçetin, Leman Kalay, Nihan Karadeniz, Şüheda Karaosmanoğlu, Selin Karataş, Selin Kısacık, Zeynep Meşe, Büşra Özlü, Başak Tükel ve Muteber Tükel’in eserlerinin yer aldığı sergi, Adana’yı yalnızca bir arka plan değil, üretimin aktif bir bileşeni olarak ele alıyor.

Sergi, Adana’nın yoğun ışığı ve sıcağını dönüştürücü bir güç olarak yorumluyor. Kadın sanatçıların bedenleri ve imgeleri üzerinden şekillenen eserler; görünürlük, maruz kalma ve beden politikaları gibi çağdaş sanatın temel meseleleriyle kesişiyor. Resim, heykel ve seramik gibi farklı disiplinlerden işlerin bir araya geldiği sergi, kentin iklimiyle kurulan estetik ve düşünsel ilişkiyi izleyiciye aktarıyor.

Adana’nın ışığı burada yalnızca aydınlatan değil; aynı zamanda açığa çıkaran, sınırları belirleyen ve toplumsal deneyimi temsil eden bir metafor olarak işlev görüyor. On sanatçının farklı üslupları, aynı coğrafi ve duyusal koşullar altında üretmenin getirdiği ortak deneyimle birleşiyor. Bu birliktelik, bireysel anlatılar ve özgün görsel diller aracılığıyla çoğaltılarak izleyiciye sunuluyor.

“Kentin Işığında Yürümek”, kadın sanatçıların Adana gibi güçlü bir iklimsel ve kültürel bağlama sahip kentte üretmenin ne anlama geldiğine dair çok katmanlı bir araştırma ve okuma öneriyor.

Sergi, 10 Nisan tarihine kadar, Pazar günleri hariç her gün 12:00-18:00 saatleri arasında Adana Kun Art Space’te ziyaret edilebilir.

 

#KentinIşığındaYürümek #KunArtSpace #AdanaSanat #ÇağdaşSanat #KadınSanatçılar #SanatSergisi #ÇukurovaSanatı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bahara Sıcak Bir Başlangıç

İtalyan mutfağının zarafetini Türk mutfağından aldığı ilhamla buluşturan Terrazza Italia, Executive Şef Claudio Chinali imzasını taşıyan yenilenen bahar menüsüyle misafirlerini sıradışı bir lezzet yolculuğuna davet ediyor. İstanbul’un seçkin buluşma noktalarından biri olan mekan, şık ve samimi atmosferinde gastronomi tutkunlarına ev konforunu zarafetle buluşturan ayrıcalıklı bir deneyim sunuyor.

Terrazza Italia

Baharın Tazeliği Sofralarda

Yenilenen menüde; suda pişmiş kök kereviz, Beluga mercimek ragu, porçini mantarı, siyah sarımsak püresi ve kereviz yağı ile hazırlanan Kereviz Çorbası; grana padano fondü, istiridye mantarı, ıspanak, fındık ve balzamik sirke eşliğinde sunulan Pizzetta Dana Bresaola; dana bonfile, kuşkonmaz, roka, kapari ve bagna cauda sos ile servis edilen Dana Carpaccio öne çıkan lezzetler arasında yer alıyor. Siyah trüf mantarı ve ricotta peynirli Ravioli Plin ile klasik İtalyan mutfağının modern yorumu Tagliolini Carbonara, menünün en dikkat çekici ana yemekleri arasında bulunuyor.

Terrazza Italia

Geleneksel Lezzetlere Modern Dokunuş

Menüde ayrıca karamelize soğan ve çavdar ekmeği ile sunulan Bruschetta Kuzu Ciğer, siyah havyar, peynir ve limon şekerlemesiyle hazırlanan Kırmızı Karides gibi yaratıcı tabaklar da yer alıyor. Bu seçki, İtalyan mutfağının köklü geleneklerini Türk mutfağının zengin malzemeleriyle harmanlayarak gastronomi tutkunlarına benzersiz bir deneyim sunuyor.

Terrazza Italia

Tatlılarda Bahar Zarafeti

Tatlı bölümünde ise kayısı sorbe, arı poleni, süt köpüğü ve tuile ile tamamlanan Ballı Panna Cotta, hafif ve zarif dokusuyla bahar sofralarına tatlı bir dokunuş katıyor. Mascarpone dondurma, marsala sabayon, espresso, fındık ve çikolatanın bir araya geldiği “This Not Tiramisu!”, klasik tiramisunun modern ve yaratıcı bir yorumu olarak menüde öne çıkıyor.

Terrazza Italia, baharın enerjisini mutfaklara taşıyan bu özel menüsüyle İstanbul’un gastronomi sahnesinde yine iddialı bir konumda. Misafirlerine yalnızca yemek değil, aynı zamanda kültürler arası bir lezzet buluşması sunuyor.

Terrazza Italia

#TerrazzaItalia #İlkbaharMenüsü #ClaudioChinali #GurmeLezzet #İtalyanMutfağı #İstanbulYemeİçme #FineDining #BaharLezzetleri #Gastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity