Yazılar

Çocukları tehdit eden hastalık menenjit!

Beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanması olarak tanımlanan menenjit hayati tehlikeye de yol açabilen ciddi bir rahatsızlıktır. Özellikle 1 yaş altı bebekler, ergenler, genç erişkinler, bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler, dalağı olmayanlar veya işlevsiz olanların daha yüksek risk altında olduğu bu hastalığa karşı aşılanma hayat kurtarıcı olmaktadır. Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Pınar Karadeniz, menenjit ve menenjit aşısı hakkında bilgi verdi, ebeveynlere önemli önerilerde bulundu.

Meningokok menenjiti, Neisseria meningitidis bakterisinin neden olduğu ciddi bir beyin zarı iltihabıdır. Ayrıca bu bakteri kan dolaşımına geçerek ağır sepsis ( meningokoksemi) tablosuna neden olabilir. Meningokok menenjiti, nadir bir hastalıktır ancak hızlı ve ciddi seyretme potansiyeli nedeniyle büyük önem taşır. Salgınlar halinde veya kapalı topluluklarda daha sık görülebilir. Tedavi edilmediğinde ölüm oranı yüksektir ve hayatta kalanlarda kalıcı hasarlar bırakabilir. Erken teşhis ve tedavi, hastalığın seyrini belirlemede kritik öneme sahiptir.

Dr. Pınar Karadeniz

Dr. Pınar Karadeniz

Menenjitin belirtilerini önemseyin

  • Ateş: Genellikle ani başlayan yüksek ateş görülür.
  • Baş ağrısı: Şiddetli ve sürekli bir baş ağrısı olabilir.
  • Ense sertliği: Baş, öne doğru eğildiğinde ense kaslarında sertlik hissedilir.
  • Işığa duyarlılık (fotofobi): Gözler, parlak ışığa karşı hassas hale gelir.
  • Mide bulantısı ve kusma: Özellikle çocuklarda sık rastlanır.
  • Peteşi-purpura-ekimoz: Genellikle ciltte küçük, kırmızı-mor noktalar şeklinde başlar ve basmakla solmaz. Zamanla bu döküntüler birleşerek daha büyük, morumsu lekelere dönüşebilir.

Bunların dışında, huzursuzluk, bilinç bulanıklığı, havale gibi belirtiler de olabilir. Özellikle bebeklerde ve küçük çocuklarda belirtiler daha belirsiz olabilir; bu nedenle ateş, sürekli ağlama, bombeleşmiş bıngıldak, beslenme güçlüğü gibi belirtiler de dikkate alınmalıdır.

Çocuklara nasıl bulaşıyor?

Meningokok bakterisi, genellikle hasta veya taşıyıcı kişilerin solunum yoluyla salgıladığı damlacıklar aracılığıyla bulaşır. Öksürme, hapşırma veya yakın temas (örneğin öpüşme) sırasında bakteri bir kişiden diğerine geçebilir. Kapalı ve kalabalık ortamlarda, örneğin okullar, yurtlar veya askeri kışlalar gibi yerlerde bulaşma riski artar. Taşıyıcı olan kişiler, herhangi bir belirti göstermeden bakteriyi taşıyabilir ve yayabilirler.

Enfeksiyon birkaç saat içinde ciddi ve hatta ölümcül hale gelebilir. Temas süresi de önemlidir. Kısa süreli ve yüzeysel temaslarda bulaşma riski düşüktür. Ancak, uzun süreli ve yakın temaslarda risk artar. Eğer meningokok menenjiti olan biriyle yakın ve uzun süreli temas ettiyseniz, derhal bir sağlık profesyoneline danışmalısınız. Koruyucu antibiyotik tedavisi gerekebilir ve aşı durumu gözden geçirilmelidir.

Yüksek risk altındaki çocuklara dikkat!

Meningokok menenjiti hastalığına herkes yakalanabilir ancak bazı çocuklar daha yüksek risk altındadır. Bunlar arasında:

  • 1 yaş altı bebekler: Bağışıklık sistemleri henüz tam gelişmediği için enfeksiyonlara karşı daha savunmasızdırlar.
  • Ergenler ve genç yetişkinler: Özellikle 16-23 yaş arası bireyler, kapalı ve kalabalık ortamlarda (okul, yurt, askeri kışla gibi) yaşadıkları için risk altındadır.
  • Bağışıklık sistemi zayıf olanlar: Orak hücre hastalığı, dalağı alınmış bireyler veya bağışıklık sistemini baskılayan durumlara sahip olanlar.
  • Belirli coğrafi bölgelerde yaşayanlar: Meningokok hastalığının yaygın olduğu bölgelerde, örneğin Sahra-altı Afrika’nın “menenjit kuşağı” olarak bilinen bölgelerinde yaşayanlar.

Meningokok menenjitinden korunmak için en etkili yol aşılama

Aşılar, bağışıklık sistemini güçlendirerek, meningokok bakterisinin neden olduğu enfeksiyonları büyük ölçüde önler.

Bunun dışında;

  • Kalabalık ortamlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi
  • Hasta kişilerle yakın temastan kaçınılması
  • Gerekli durumlarda antibiyotik profilaksisi uygulanması (örneğin, hastayla yakın temasta bulunan kişilere) gibi önlemler de bulaşı azaltabilir.

Meningokok aşıları, Neisseria meningitidis bakterisinin neden olduğu enfeksiyonları önlemeye yönelik geliştirilmiştir. Başlıca iki tür meningokok aşısı bulunur

  1. MenACWY aşıları: Bu aşılar, meningokok bakterisinin A, C, W ve Y serogruplarına karşı koruma sağlar.
  2. MenB aşıları: Bu aşılar, meningokok B serogrubuna karşı koruma sağlar.

Her iki tip aşının da yapılması, meningokok hastalığına karşı yüksek oranda koruma sağlar ancak bağışıklık zamanla azalabilir. Risk gruplarına göre doktor kontrolünde rapel doza gerek duyulabilir. Aşılama sonrası beklenmedik bir reaksiyon gözlemlendiğinde doktorla iletişime geçmek önemlidir. Unutulmamalıdır ki aşının sağladığı koruma, nadir görülen ciddi yan etkilerinden çok daha fazladır.

Nebahat Karyağdı “Novum Infantem”

Bi’Nevi Galeri, temsil ettiği sanatçılardan Nebahat Karyağdı’nın son dönem çalışmalarından oluşan “Novum Infantem” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Dünya Sanat Gününe özel olarak ziyaretçilere açılan sergi, 26 Nisan’a kadar görülebilecek. Sanatın evrensel gücüne işaret eden bu özel gün, Nebahat Karyağdı’nın yeni üretimlerini ilk kez izleyiciyle buluşturmak için anlamlı bir tarih olarak seçildi. Bu buluşma, yalnızca bir sergi değil, aynı zamanda sanatın dönüştürücü etkisine bir davet niteliği taşıyor.

“Novum Infantem”, sanatçının soyut sanat üzerinden yürüttüğü içsel ve kavramsal bir keşfi n izlerini taşır. Karyağdı, bu serisinde figüratif resimlerindeki mekânsız arka planlardan yola çıkarak, soyut formlarla yeni bir görsel düzlem kuruyor.

“Novum Infantem”, yeni bir doğuşa, algının dönüşümüne ve sanatın çok katmanlı gücüne tanıklık etmek isteyen herkesi Bi’Nevi Galeri’ye bekliyor.

Sergi Detayları

Tarih: 15 – 26 Nisan 2025

Ziyaret Saatleri:

Pazartesi-Cuma: 11.00-18.00

Cumartesi: 11.30-18.00

Adres: Teşvikiye Mah. Muradiye Bayırı Sok. No.:45 D.:2 Şişli, İstanbul

Heyecanlı anlara sahne olan Bodrum Rallisi sona erdi

Petrol Ofisi Maxima 2025 Türkiye Ralli Şampiyonası ikinci yarışı olan Rally Bodrum, Karya Otomobil Spor Kulübü (KAROSK) tarafından gerçekleştirildi.

Bu yıl 5. kez düzenlenen organizasyon, misafirlerine ralli otomobillerinin sağ koltuğunda yarış deneyimi yaşatarak başladı. Ünlü oyuncular, Aslı Bekiroğlu, Arda Anarat, Türkü Su Demirel, Merve Nur Bengi, Çağla Şimşek ve Gizem Sevim’in katıldığı co-drive etkinliğinde unutulmaz anlar yaşandı. Rally Bodrum 5. yaşını Palmalife Otel Yalıkavak’ta davetlilerin katılımı ile kutlarken, davetliler Palmalife’ın panoramik manzarası eşliğinde yaza merhaba dediler.

Duja Hotels’in Ralli Merkezi ve konaklama sponsoru olduğu yarışta, teknoloji ve deneyimi ise Nothing Türkiye’nin sunduğu Rally Bodrum’da, toplam 47 otomobil ve 94 sporcu yarıştı.

Duja Hotels, Satış ve Pazarlama Koordinatörü Volkan Gökay “Rally Bodrum hem destinasyon tanıtımı ve turizm sezonunun erken başlaması için büyük fırsat. 3 yıldır sponsorluğumuz devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda bizim sloganımız olan benzersiz deneyimleri yaşatmak için, işbirliğimizi devam ettiriyor olacağız” dedi.

Organizasyonla ilgili açıklama yapan Nothing Türkiye Marka Müdürü İrfan Öztürk, “Ralli deyince akla gelen şey hız, rekabet, güç olabilir ama bizim için biraz daha farklı bir anlam taşıyor. Ralli doğayla iç içe, sıradanın dışına çıkan bir yolculuk aslında. Yarışmacılar asfaltın üstünde değil, kendi sınırlarının da ötesinde ilerliyor. Bu yolculuk bizce “farklı olma cesareti”nin bir ifadesi. Bizler de ürünlerimizde ve vizyonumuzda aynı cesarete sahip olduğumuza inanıyoruz. Rally Bodrum’un ruhu da Nothing’indeğerleriyle örtüşüyor. Sınırların dışına çıkmak, önyargıları geride bırakmak ve yolu sadece hızlı değil, anlamlı kılmak” dedi.

Bodrum Rallisi

Doğal Güzellikler Arasında Müthiş Çekişme

2 gün boyunca Milas-Bodrum arasında büyük çekişmeye sahne olan ralli, ToksportWRT’den Buğra Banaz-Onur Ahıskalı ekibinin birinciliği ile sona erdi. GP Garage My Team’in Evofone destekli Romanyalı ekibi Andrei Girtofan-Dorun Pulpea’nın ikinci sırada podyuma çıktığı rallinin, genel klasman üçüncülüğü ve Sınıf 3 birinciliğini ise Castrol Ford Team Türkiye’den Ali Türkkan-Oytun Albayrak elde etti.

Rally Bodrum’a katkı sundular

Muğla Büyükşehir Belediyesi, Bodrum Kaymakamlığı, Milas Kaymakamlığı, Bodrum Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ve Bodrum Belediyesi tarafından desteklenen Duja Hotels, NOTHING, Evofone, VST Tour, SHA Gayrimenkul İnşaat, Pars Entertainment,  BESİAD (Bodrum Esnaf Sanayici ve İş İnsanları Derneği), BODER (Bodrum Otelciler Derneği), Bodrum Gazeteciler Cemiyeti, Spor Toto,, Remed Assistance, Salados, Fora Mobil Araç Takip ve Power App katkılarıyla düzenlenen organizasyon, 19 Nisan Cumartesi günü Bodrum Belediye Meydanı’ndaki finiş seremonisi ve ödül töreni ile sona erdi.

Bodrum Rallisi

Rally Bodrum’u ipini kimler göğüsledi

Fransız Corentin Silvestre ile yarışan Team Petrol Ofisi pilotu Kerem Kazaz, ralliyi genç pilotlar birincisi olarak tamamlarken aynı zamanda Nothing Türkiye özel ödülü ile Mustafa Ergene etabı en iyi zaman ödülünün de sahibi oldu. Master pilotlar birincisi Şener Güray ile yarışan Uğur Soylu olurken, kadın pilotlar birinciliğini de Yusuf Çalık ile yarışan kızı Eda Soylu elde etti. Sınıf 4 ve İki Çeker klasmanlarında Hüseyin Çetmen-Çağlar Süren ekibi Marmaris’in ardından Bodrum’da da birinciliğe uzanırken, Sınıf N’de GP Garage My Team’den Okan Öztürk-Hakan Uçucu ve Sınıf 5’te de Demir Sancaklı-Aras Dinçer birincilikleri paylaşan ekipler oldular.

Türkiye Ralli Şampiyonası, çok fazla sosyal yönü olan bir organizasyon

Bodrum ve Milas ilçelerinin doğal güzelliklerini gözler önüne seren asfalt zeminli etaplarda yazdan kalma bir hafta sonunda koşulan rallinin Berç Arhanyan anısına düzenlenen TOSFED Ralli Kupası klasmanında ise Evren Olcay-Yenal Kaya birinciliği kazandı. Eskişehirli ekip aynı zamanda Kategori 2 birinciliğinin de sahibi oldu. Özgür Yürük-Mutlu Güler ekibinin genel klasman ikincisi ve Kategori 4 birincisi olduğu kupanın üçüncüsü ve Kategori 3 birincisi ise Yaman Yılmaz-Ali Emre Yılmaz ekibi oldu.  Kategori 1’de ise Faruk Sayın-Hilal Olgun birincilikleri paylaşan ekipler oldular. Berç Arhanyan TOSFED Ralli Kupası kadın pilotlar birincisi Çiğdem Tümerkan olurken, kadın co-pilotlar birincisi de Derya Ulus oldu.

Helicobacter Pylori bakterisi ne kadar riskli?

Yaklaşan sıcaklarda hijyen koşullarının zorlaşması ve besinlerin daha kolay bozulması nedeniyle mide ve ince bağırsakta yaşayan Helicobacter Pylori bakterisine karşı bilinçlenmek büyük önem taşıyor. Bu bakterinin Afrika’dan başlayan göçlerle yaklaşık 60 bin yıldır insanlarla birlikte evrimleştiğini dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Helicobacter Pylori, mideye yerleşerek asidik ortama rağmen hayatta kalabilen ve enfeksiyon oluşturan bir bakteri türüdür. Çoğu kişide belirti vermeden yaşasa da bağışıklık sistemi bu bakteriyi tanıyıp yok etmeye çalışırsa, kronik gastrit sonucu ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kalınabilir” dedi.

Yaygınlığı ülkelere göre değişkenlik gösterse de bu zamana kadar tüm dünyanın yaklaşık yüzde 40 ila 60’ının bu bakteri ile temas ettiği biliniyor. H. Pylori’nin en yaygın olduğu bölgelerin sırasıyla; Afrika, Akdeniz, Batı Pasifik ve Amerika olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Karın ağrısı, şişkinlik, ekşime, bulantı ve yanma gibi şikayetlere yol açabilen bakteri, genellikle hijyenik olmayan koşullardaki gıda veya su aracılığıyla yayılıyor. Kirli su kaynakları ve sağlıksız gıda tüketimi gelişmekte olan ülkelerde daha yoğun olduğu için bakterinin buralarda görülme sıklığı daha fazla” dedi.

Prof. Dr. Zülfikar Polat

Prof. Dr. Zülfikar Polat

Reflü ile karıştırılabilir

Bakterinin; ellerin iyi yıkanmaması, özellikle aile arasında bakteriyi taşıyan bir kişinin tükürüğüne temas edilmesi ve kontamine su ya da yiyecekler tüketilmesiyle bulaştığını vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Genellikle üst karnın ortasında hissedilen ve açken ya da yemekten hemen sonra ortaya çıkan karın ağrısı, şişkinlik, hazımsızlık, erken doyma, yanma hissi, mide gazı, bulantı ve kusma gibi durumlar en sık karşılaşılan belirtilerindendir” şeklinde konuştu.

Demir eksikliğinin altında Helicobacter Pylori yatıyor olabilir

Helicobacter Pylori’nin genellikle kronik gastrite neden olduğunu belirten Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Kronik gastrit zamanla mide hücrelerinde kayıplara neden olarak kişide mide kanseri ve mide lenfomasına kadar gidebilen sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bakteri; mide asidini artırarak midenin koruyucu tabakasına zarar verir hem burada hem de onikiparmak bağırsağında ülserlere yol açabilir. Demir eksikliği anemisinin en önemli nedenlerinden biri de bu bakterinin varlığıdır” dedi.

Üre nefes testi yüzde yüze yakın doğru sonuç veriyor

Helicobacter Pylori bakterisinin tanısı için çeşitli yöntemlerden faydalanıldığından bahseden Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Kanda antijen testi ile vücudun daha önce bakteri ile karşılaşıp karşılaşmadığı saptanabilir ancak aktif bir enfeksiyon olup olmadığı anlaşılmaz. Üre nefes testinin doğruluğu yüzde 99’un üzerindedir ancak üre ve bir başka yöntem olan dışkı testinin başarılı olabilmesi için, antibiyotik kullanımından 3-4 hafta sonra uygulanması gerekir. Son olarak da bir görüntülüme yöntemi olan mide endoskopisi sırasında biyopsi alınabilir ve tanı konabilir” dedi.

Artan antibiyotik kullanımı ilaçların etkisini düşürüyor

Bakterinin yol açtığı rahatsızlıkların tedavisinin tıp dünyasında tartışmalara konu olduğuna değinen Prof. Polat, “Bazı otoriteler bu kadar yaygın görülen bir bakterinin tedavi edilmemesi gerektiğini iddia etse de sebep olduğu problemler ve hastalıklar göz önüne alındığında, özellikle de semptomatik hastalarda yani gözle görülür şikâyetleri olan kişilerde mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Günümüzde antibiyotik kullanımının artmasıyla oluşan antibiyotik direnci nedeniyle 2’li antibiyotik ve mide koruyucu içeren ve ortalama 14 günlük tedaviler ile Helicobacter Pylori yok edilebilir. Bu ilaçlar düzenli olarak kullanıldığında tedavide yüzde 90’ların üzerinde başarı yakalanabiliyor. İlaç kullanımı bittikten 1 ay sonra üre nefes veya dışkı antijen testi ile bakterinin yok olup olmadığı kontrol edilmeli, direnç tespit edilirse hastaya verilen antibiyotikler değiştirilerek ikinci kür uygulanmalı” dedi.

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlar doğurabilen Helicobacter Pylori bakterisinden korunma yollarını paylaştı:

  1. Ellerinizi, yemekten önce ve tuvaletten sonra mutlaka sabunla yıkayın.
  2. Kaynağı belirsiz suyu içmeyin. Bu bakteri hijyenik olmayan ortamlarda yaşayabileceği için mümkünse içme suyunuzu kaynatın ya da güvenilir bir filtreyle süzün.
  3. Sebze ve meyveleri iyi yıkamadan tüketmeyin.
  4. Tükürük yoluyla bulaşabilen bir bakteri olduğu için diğer insanlarla aynı tabaktan yemek yemeyin, bardak veya çatal-kaşık paylaşmayın.
  5. Çiğ et ve süt ürünlerinden uzak durun.
  6. Mide şikayetleriniz varsa geçiştirmeyin. İleride oluşabilecek mide ülseri ya da kanseri gibi riskleri azaltın.
  7. Mideye başlı başına zarar veren alışkanlıklardan; sigaradan uzak durun, alkolü sınırlayın ve asidik, çok baharatlı yiyeceklerden kaçının.
  8. Bağışıklık sisteminizi korumaya yardımcı olun, dengeli ve sağlıklı beslenmeye dikkat edin.
  9. Probiyotik kullanarak mide ve bağırsak sağlığınızı destekleyin.

“New:Now, 2nd Edition”

Geleceğe ve değişime dair ipuçları sunan, tanınmış sanatçılarla birlikte isimlerini yeni duyuran yeteneklerin bir araya geldiği “New:Now 2nd Edition” sergisi 7 Mayıs tarihine kadar CerModern’de görülebilecek.

Sanatta 15’inci yılını kutlayan CerModern, 32 sanatçının bir araya geldiği, sanatın dönüşüm gücüne tanıklık etme fırsatı sunan “New:Now” sergisine ev sahipliği yapacak.

Küratörlüğünü Attila Güllü’nün üstlendiği, genç sanatçıların cesur ve yenilikçi işlerini bir araya getiren New:Now sergisi, bu yıl da geleceğe ve değişime dair güçlü ipuçları sunuyor. Tanınmış sanatçılarla birlikte, isimleri yeni duyulan yeteneklerin bir arada olacağı sergi, 32 sanatçının heyecan verici ve sıra dışı eserine ev sahipliği yapacak.

The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul’da geç kahvaltı Anneler Günü ile başlıyor

The Roof at The Ritz-Carlton, Istanbul, geç kahvaltı konsepti eşliğinde unutulmaz bir Anneler Günü vadediyor.

Seçkin ve modern bir restoran & bar konseptiyle The Ritz-Carlton, Istanbul çatısı altında yer alan The Roof, misafirlerini İstanbul siluetiyle buluşturduğu terasında yılın ilk geç kahvaltısını Anneler Günü ile başlatıyor. Türk ve dünya mutfağından lezzetleri buluşturan geç kahvaltı konsepti 12.00-15.00 saatleri arasında sunuluyor.

Executive Şef Ali İhsan Özkan ve deneyimli ekibi, misafirlere özenle hazırlanmış birbirinden özel tatları sunuyor. Fırından yeni çıkmış kruvasanlar, ev yapımı börekler, organik şarküteri ürünleri, bagel sandviçler ve Akdeniz mutfağından ilham alan seçme lezzetleri damaklarda iz bırakıyor. Klasik kahvaltılık lezzetlerin yanı sıra Mango bowl’dan muffinlere, pancake’lerden rengarenk meyve tabaklarına kadar her detay baharın tazeliğiyle harmanlanıyor. Mevsime özel taze malzemelerle hazırlanan geniş kahvaltı seçkisi damaklara olduğu kadar gözlere de hitap ediyor.

Bilgi: 0212 334 41 88

Her öksürük krizi astım mı?

Astım, çocukluk çağının en sık görülen kronik hastalığıdır ve dünya çapında tanı alan hasta sayısı giderek artmaktadır. Genellikle erken çocukluk döneminde başlar, ergenliğe kadar şikayetler devam eder. Çocukluk çağında; okul devamsızlığı, acil servis ziyareti ve hastaneye yatışların önemli bir nedenidir. Nedeni belirlenmemiş olsa da çevresel maruziyetler ile doğal biyolojik ve genetik yatkınlıkların bir kombinasyonu olduğu düşünülmektedir. Sigara dumanı, hava kirliliği, soğuk ve kuru hava, keskin kokular ve obezite astım atağını tekikleyen nedenler arasındadır. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Çocuk Alerjisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Gülnar Aliyeva, çocuklarda görülen astım ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Dr. Gülnar Aliyeva

Dr. Gülnar Aliyeva

Ailede alerji öyküsü varsa…

Çocuklarda öksürük, hışıltı, nefes darlığı veya nefes almada zorluk, aktivitede kısıtlanma veya daha çabuk yorulma astımın belirtilerindendir. Birinci derece akrabalarda alerjik hastalık hikayesi astım riskini artırabilir. Öksürüğün balgamsız, tekrarlayan veya kalıcı olması ve geceleri daha fazla görülmesi, egzersiz, gülme, ağlama veya sigara dumanına maruziyet sonucu ortaya çıkması durumlarında akla astım gelir. Benzer şekilde hışıltının da uyku sırasında olması veya aktivite, ağlama, gülme, sigara dumanı ya da hava kirliliği ile tetiklenmesi astımı işaret eder. Düşük doz inhale kortikosteroid tedavisi ile 2-3 aylık sürede hastanın şikayetlerinin düzelmesi astım tanısı desteklemektedir.

0-2 yaş arasında da görülebiliyor

5 yaşından büyük çocuklarda astım tanı kriterleri erişkin hastalarla benzer şekildedir. 5 yaşından küçük çocuklarda, özellikle de 0-2 yaş arasında, hışıltı ve öksürük gibi inişli çıkışlı solunum semptomları astım dışı nedenlerle de görülebilmektedir. Ayrıca hava yolu kısıtlılığı ve ilaç yanıtı rutin olarak bu yaş grubundaki çocuklarda ölçülememektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında öksürük, hışıltı, nefes almada zorluk şikayetlerinin 10 günden uzun sürmesi, yılda üçten fazla atak olması veya ağır atak olması ve/veya geceleri kötüleşmesi, ataklar arasında öksürük, hışıltı veya nefes darlığı şikayetlerinin olması, yaşıtlarına göre daha çabuk yorulması, atopik dermatit, besin alerjisi veya ailede astım hikayesi olması astımı düşündüren belirtilerdendir.

Alerjiye yatkın olan kişiler risk grubunda

En az 2-3 ay süre ile düzenli olarak inhale kortikosteroid ve gerektiğinde kısa etkili beta2-agonist (SABA) kullanımın denenmesi astım tanısı için yol gösterici olabilir. 5 yaşından büyük çocuklarda solunum fonksiyon testi astım tanısı için kullanılmaktadır. Tedavi sırasında şikayetlerde düzelme ve tedavi kesildikten sonra hasta durumunun kötüleşmesi astım tanısını destekler.  Alerjenlere duyarlılık, deri prik ve alerjen-spesifik IgE testleri ile ölçülebilir. Üç yaşından büyük astımlı çocukların çoğunda alerjik duyarlanma vardır ancak olmaması astım tanısını dışlamaz. Kronik astım gelişimini ön gören en önemli parametre alerjen duyarlılığı olarak bulunmuştur. Radyolojik tetkikler nadiren gereklidir. Astım tanısı şüpheli ise altta yatan yapısal anormallikleri, kronik enfeksiyonları, yabancı cisimleri ve ayırıcı tanıda yer alan diğer hastalıkları dışlamak için kullanılabilir.

Çocukta büyüme ve gelişme geriliği olabilir

Astım tanısını kesinleştirmeden önce hışıltı, öksürük ve nefes darlığı yapan diğer nedenlerin düşünülmesi ve dışlanması önemlidir.  Büyüme-gelişme geriliği olması, şikayetlerin yenidoğan döneminde veya çok erken dönemde başlaması, solunum semptomları ile ilişkili kusma, devamlı olan hışıltı, astım tedavilerine yanıtsızlık, tipik tetikleyicilerle (örneğin viral üst solunum yolu enfeksiyonları) şikayetlerin olmaması, bölgesel akciğer veya kardiyovasküler semptomların olması, çomak parmak, viral enfeksiyon dışında hipoksemi (kandaki oksijen seviyesinin düşüklüğü) olması tanıda astım dışında düşünülmesi gereken durumlardır.

Tedavi yaş gruplarına göre planlanıyor

Diğer yaş gruplarında olduğu gibi küçük çocuklarda da astım yönetiminin amacı; semptom kontrolü sağlayarak normal aktivitenin devam ettirilebilmesi, akut alevlenme riskini azaltılması, normal akciğer fonksiyonlarının ve gelişiminin devam ettirilmesi ve ilaç yan etkilerinin en aza indirilmesidir. Çocuklarda tedavi yaş grubuna göre: yani 5-6 yaş altı, 6-11 yaş, adolesan yaş grubuna göre düzenlenir.  Tedavi; ilk tanı anında astımın şiddetine, astım tanılı ve tedavi alan çocukta ise astım kontrol duruma göre tedavi basamakları göz önünde bulundurularak planlanır. Astım hastaları için sigara, hava kirliliği, aeroalerjen duyarlılığı önlemi, yıllık grip aşısı gibi çevresel faktörler her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Lüksün ve performansın yeni ikonları; Frauscher 858 Fantom ve 1414 Demon Air

Frauscher, premium yatçılık anlayışını estetik detaylarla birleştirerek deniz severlere iddialı modeller sunmaya devam ediyor.

Asmira Marine güvencesiyle deniz tutkunlarıyla buluşan Frauscher’in, yenilikçi iki modeli 858 Fantom ve 1414 Demon Air ile bu yaz denizler bambaşka bir hikaye yazmaya hazırlanıyor. Frauscher 858 Fantom ve 1414 Demon Air, sofistike tasarımları ve üstün mühendislik anlayışlarıyla bu yazın en çok konuşulacak modelleri arasında yer alıyor.

Frauscher 858 Fantom

Olağanüstü işçiliği, üstün performansı ve yenilikçi tasarımıyla deniz tutkunlarının beklentilerini aşan Frauscher 858 Fantom, şıklık ve gücü bir araya getiriyor. 8,67 metre uzunluğundaki bu etkileyici sürat teknesi, Frauscher’in efsanevi tasarım çizgilerini taşırken, sürüş dinamikleriyle de fark yaratıyor.

Kapalı pruvalı yapısı aerodinamik avantaj sağlarken, 430 HP’ye kadar ulaşan güçlü motor seçenekleri adrenalin dolu sürüşler sunuyor. Geniş oturma alanı, masif tik kaplamalı güneşlenme platformu ve ergonomik dümen konsolu, konfor ve stilin kusursuz birleşimini oluşturuyor. Frauscher 858 Fantom, performans ve konforun mükemmel dengesini sunan bir sürat teknesi. Akıcı gövde tasarımı sayesinde hem sakin sularda rahat bir seyir sağlıyor hem de yüksek hızlarda üstün denge ve kontrol sunuyor. Modern çizgileri, zarif detayları ve fonksiyonel donanımlarıyla denizde geçirilen her anı özel kılıyor. İster hızın keyfini çıkarın, ister koylarda dingin bir gün geçirin; 858 Fantom, her anınıza eşlik edecek kusursuz bir yol arkadaşı.

Frauscher 1414 Demon Air

Lüks yatçılığın en çarpıcı örneklerinden biri olan Frauscher 1414 Demon Air, Frauscher’in “Engineers of Emotions” felsefesini en üst seviyeye taşıyor. 14 metre uzunluğundaki bu göz alıcı açık deniz cruiser modeli, zamansız tasarım anlayışını konforla buluşturuyor. Öne çıkan özellikleri arasında, ortada konumlandırılmış bağımsız dümen, geniş güneşlenme alanı, şık bir bar bölümü ve modern iç mekan dizaynı bulunuyor. Geniş banyosu, konforlu oturma alanı ve 4 kişilik yatak kapasitesi, hem kısa geziler hem de uzun deniz yolculukları için mükemmel bir deneyim sunuyor. Teknenin çift Volvo Penta motoru (2×440 HP) ve hassas mühendisliği, üstün hız ve manevra kabiliyeti sağlarken, Frauscher’in ikonik spor otomobil estetiğini yat konseptine kusursuz bir şekilde uyguluyor. Karbon detaylar, aerodinamik hatlar ve çerçevesiz ön cam, bu modeli güçlü bir performans makinesi haline getiriyor.

Sadece tükettiğiniz miktar değil, pişirme yöntemi de çok önemli!

Kanser günümüzde dünya çapında ve ülkemizde halk sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kalp ve damar hastalıklarından sonra 2’inci en yaygın ölüm nedeni olan kanser, her yıl milyonlarca insanın yaşamını olumsuz etkiliyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseri olurken, erkeklerde akciğer kanseri ilk sırada yer alıyor. Bununla birlikte kolorektal, prostat, mide ve rahim kanserlerinde de belirgin bir artış yaşandığı belirtiliyor. GLOBOCAN (Global Cancer Observatory) raporunun verilerine göre; kanser tanısı alma oranında 2040 yılında yüzde 48 artış görülecek ve yaklaşık 30 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulacak. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, aslında kanser riskinin sağlıklı beslenme ve doğru yaşam tarzıyla yüzde 30-40 oranında azaltılabileceğine dikkat çekerek, “Sağlıklı ve dengeli beslenmek, ideal vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, kanser riskini azaltmanın en etkili yollarındandır. Doğru besin tercihleri yapmak, pişirme yöntemlerine dikkat etmek, işlenmiş ve zararlı gıdalardan uzak durmak; kanser riskini azaltmada oldukça önemlidir” diyor.   Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 önemi kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Yemeklerde aşırıya kaçmayın
Obezite, sadece kronik hastalıklarla değil, aynı zamanda; meme, kolorektal, özofageal, böbrek, safra kesesi, rahim, pankreas ve karaciğer dahil olmak üzere, birçok kanser türüyle de doğrudan ilişkili oluyor. Yağ dokusunun fazlalığı; vücutta östrojen, insülin, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi hormonların seviyelerini yükselterek kanser oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca obeziteye bağlı kronik inflamasyon vücuttaki hücre hasarını artırarak kanser riskinde artışa sebep oluyor. Bu nedenle, yemeklerde aşırıya kaçmayarak ideal vücut ağırlığını korumak; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından büyük önem taşıyor.

Sebze ve meyveyi sofranızdan eksik etmeyin

Antioksidanlar, vitaminler, lif ve fitokimyasallar açısından zengin olan sebze ve meyveler hücre hasarını önlemeye yardımcı oluyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, renkli ve çeşitli sebze-meyve tüketiminin vücudun doğal savunma mekanizmalarını güçlendirdiğini vurgulayarak, “Bu etkileri sayesinde kanserin oluşma riskini azaltmada oldukça önem taşımaktadırlar. Günde 5 porsiyon (yaklaşık 400 gram) sebze ve meyve tüketiminin kanserden korunmada etkili olabileceği bilinmektedir. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, kükürtlü sebzeler, kırmızı-mor meyveler, turuncu renkli sebze ve meyveler önerilmektedir” diyor.

Tam tahıllar ve lifli besinlerle bağırsak sağlığınızı destekleyin

Tam buğday, yulaf ve bulgur gibi tam tahıllar, sebze ile meyveler, bağırsak sağlığını destekleyen lif açısından zengin besin kaynaklarını oluşturuyorlar. Günde yaklaşık 25-30 gram lif alımı sindirim sistemini düzenleyerek toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor. Önerilen miktarlarda lif alımı sindirim sistemini desteklerken, kolon kanseri başta olmak üzere, bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki gösteriyor. Beyaz unlu ürünler yerine tam tahıl içeren besinlerin tercih edilmesi lif alımını artırmayı sağlıyor.

En riskli besinlerden uzak durun

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından; sosis, salam ve sucuk gibi işlenmiş etler, “Grup 1 Kanserojen”, yani en riskli besinler olarak sınıflandırıldı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Özellikle bu gıdaların içerdikleri nitrit, nitrat ve yüksek sıcaklıkta işleme sırasında oluşan zararlı bileşikler, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserleriyle ilişkilendirilmektedir Araştırmalara göre, her gün 50 gram işlenmiş et tüketen bireylerde kolorektal kanser riski yaklaşık yüzde 18 oranında artmaktadır” diyor.

Kırmızı et tüketimini sınırlayın

Kırmızı etin yüksek miktarda ve hatalı pişirme yöntemleriyle tüketilmesi bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle haftada 500 gramdan fazla kırmızı et tüketiminin, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserlerinin oluşma riskini artırabileceği gösterilmiş. Yüksek ısıda, özellikle közde veya mangalda pişirilen etlerde oluşan heterosiklik aminler (HCA) ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi zararlı bileşikler, kanserojen etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Dolayısıyla kansere karşı kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalıdır. Haftada 1-2 kez, haşlama ya da fırınlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleriyle tüketmek daha güvenlidir” diyor.

Şeker ve rafine karbonhidratlardan kaçının

Aşırı şeker tüketimi obezite riskini artırarak dolaylı yoldan bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca yüksek glisemik indeksli gıdaların vücutta kronik inflamasyonu tetikleyebildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,  “Bu nedenle şekerli içecekler, tatlılar ve beyaz un içeren ürünler gibi rafine karbonhidratlardan uzak durulmalı; yerine tam tahıllar, meyve, sebze ve doğal karbonhidrat kaynakları tercih edilmelidir” diye konuşuyor. 

Doymuş ve trans yağ kullanmayın

Doymuş yağlar (tereyağı, kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar) ve trans yağlar (margarin, paketli atıştırmalıklar, kızartılmış fast food ürünleri) aşırı tüketildiklerinde vücutta iltihaplanmayı artırarak bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Bunun aksine, Omega-3 yağ asitlerinin inflamasyonu azaltarak özellikle meme ve prostat kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu saptanmış. Ayrıca araştırmalar, Akdeniz tipi beslenmede yaygın olarak kullanılan zeytinyağı, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağ kaynaklarının kanser riskini azaltmada destekleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Yüksek miktarda tuz ve tuzlu gıdalar tüketmeyin

Turşu, hazır çorbalar, işlenmiş atıştırmalıklar ve salamura gıdalar aşırı sodyum içeriyorlar. Aşırı tuz tüketimi de özellikle mide kanseri riskini artırabiliyor. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak, işlenmiş gıdaları azaltmak, yemekleri tuz yerine limon, baharat ve sarımsak gibi doğal aromalar ile lezzetlendirmek; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketimini, yaklaşık bir çay kaşığına denk gelen 5 gramla sınırlandırmayı öneriyor.

Besinlerin pişirme yöntemine dikkat edin
Kızartma, közleme ve yüksek ısıda pişirme yöntemleri kansere neden olabilecek zararlı bileşiklerin oluşmalarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, özellikle etlerde kömürleşmenin kanser riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle haşlama, buğulama, fırınlama ya da ızgarada yanmadan pişirme gibi daha sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir. Aynı zamanda yiyecekleri aşırı karartmamak, kömürleşmiş bölümleri tüketmemek ve pişirme süresine dikkat etmek, kanser riskini azaltmak açısından önemlidir” diyor.

Alkolü tamamen bırakın

Alkol,  başta karaciğer, meme, yemek borusu ve kolon kanseri olmak üzere, birçok kanserle ilişkili oluyor. Her düzeyde alkol tüketimi kanser riskini artırıyor; güvenli bir alt sınır belirtilmiyor.  Uluslararası Sağlık Otoriteleri, kanserden korunmak için alkolün tamamen bırakılmasını öneriyor.

Bu hatalar migren ataklarını tetikleyebiliyor!

Modern çağın stresli yaşantısında dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de görülme sıklığı önemli ölçüde artan migren, yaşam kalitesini bozan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Esma Kobak Tur “Migren baş ağrıları arasında en yaygın ve karmaşık olanlardan birisidir. Baş ağrısı, mide bulantısı, ışığa ve sese duyarlılık gibi belirtilerle kendini gösteren bu hastalık ülkemizde de oldukça yaygın olup, son yıllarda görülme sıklığı sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da artmaktadır. Özellikle şehir hayatındaki gürültü, hava kirliliği, yanlış yaşam alışkanlıkları, stres ve dijital cihaz kullanımının artması migrene zemin hazırlamaktadır. Türkiye’de 21 ilde 5323 hasta ile yürütülen bir çalışmada; migren görülme oranı yüzde 16,4 olarak tespit edilmiştir. Ülkemizde kadınlarda daha yaygın olan bu hastalık her 4 kadından birinde görülmektedir” diyor. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Esma Kobak Tur, migren hakkında bilinmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Esma Kobak Tur

Doç. Dr. Esma Kobak Tur

  • Sağlıksız yaşam alışkanlıkları yol açabiliyor!

Migrene yol açabilecek pek çok alışkanlık vardır. En yaygın hatalı alışkanlıklar arasında; düzensiz uyku, aşırı stres, yanlış beslenme ve dehidratasyon (yetersiz su tüketimi) yer alır. Ayrıca uzun süreli bilgisayar veya telefon kullanımı, kötü duruş alışkanlıkları ve aşırı gürültüye maruz kalma da migreni tetikleyen faktörler arasındadır.

  • Ekran maruziyeti ve stres tetikliyor!

Son yıllarda, migrenin çocuklar ve genç yaş gruplarında da daha fazla görüldüğü gözlemlenmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuklarda stres, ekran sürelerinin artması ve düzensiz uyku gibi etmenler migreni tetikleyebilmektedir. Çocuklarda migren genellikle okul dönemi ile birlikte başlar. Özellikle ailede migren öyküsü olan çocuklar, bu hastalıkla daha fazla karşılaşmaktadır. Çocuklarda migrenin belirtileri, yetişkinlere göre farklılık gösterebilir. Çocuklar genellikle baş ağrılarının yanı sıra, bulantı, kusma ve ışığa duyarlılık gibi belirtiler de yaşayabilirler. Çocuklardaki migrenin tedavisi ise, ilaç kullanımı daha sınırlı olduğu için daha dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.

  • Keskin ve zonklayıcı ağrılarla ortaya çıkıyor

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Esma Kobak Tur “Migren hastaları, ağrılarını farklı şekillerde tanımlayabiliyorlar. Ağrı genellikle başın bir kısmında, özellikle şakaklar ve alın bölgesinde yoğunlaşıyor. Hastalar, ağrıyı “keskin, zonklayıcı”, “sanki başımda bir martı çığlık atıyor gibi”, “başımda bir basınç var, sanki bir şey sıkıyor” şeklinde ifade edebiliyorlar. Migren, kişiye göre farklı yoğunlukta ve sürelerde hissedilmekle birlikte, migren hastaları, baş ağrısından önce “aura” denilen duyusal veya görsel bozukluklar da yaşayabiliyorlar” diyor.

  • Bu besinler migren ataklarına yol açabiliyor!

Bunların yanı sıra, bazı gıda maddeleri de migreni tetikleyebilir; çikolata, peynir, alkol ve işlenmiş etler gibi yiyecekler migren ataklarını başlatabilir. Başta peynir olmak üzere çeşitli gıda maddelerinde bulunan tiramin özellikle bazı kişilerde kan basıncını artırarak migren ataklarını tetikleyebilmektedir. Özellikle parmesan, mozarella ve çedar gibi peynirler yüksek tiramin içerikli gıdalar arasında yer almaktadır. Tütsülenmiş etler, salam ve sosis gibi işlenmiş gıdalarda yaygın bulunan nitrat, yüksek histamin içeriği nedeniyle kırmızı şarap ve fazla kafein tüketimi de migren ataklarını tetikleyebilmektedir.

  • Doğru tanı ve tedavi ile kontrol altına alınabiliyor!

Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Esma Kobak Tur, migren tanısının klinik değerlendirme, nörolojik muayene ve görüntüleme yöntemleri kullanılarak konulduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Son yayınlanan kriterlere göre; hastanın 4 ila 72 saat süren en az beş atağı olmalıdır. Bu ataklar tek taraflı lokalize, zonklayıcı, en az orta ya da şiddetli yoğunlukta ve rutin fiziksel aktiviteler ile kötüleşmektedir. Baş ağrısı esnasında mide bulantısı, kusma veya her ikisi, fotofobi ve fonofobi gibi belirtiler eşlik etmektedir. Ayrıca baş ağrıları öncesinde 5 ila 60 dk sürebilen görsel, duyusal, konuşma ve/veya dil, motor, beyin sapı veya retinal auralar eşlik edebilmektedir. Beyin Tomografisi ya da MR tetkiki beyin kanaması, tümör ya da enfeksiyon gibi ayırıcı tanıda düşünülebilecek diğer hastalıkların dışlanmasında yardımcı olur” diyor. Migrenin, karmaşık bir hastalık olmasına rağmen, doğru tanı ve tedavi ile kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Esma Kobak Tur “Bu nedenle, migren belirtileri yaşayan bireylerin bir nöroloji uzmanına danışarak uygun tedavi yöntemlerini değerlendirmeleri önemlidir. Migrenin erken teşhisi ve tedavisi, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde iyileştirebilir” diye konuşuyor.