Yazılar

Sefo ve Jako’dan düet

Rap müziğin sevilen iki ismi Sefo ve Jako yeni bir proje için tekrar bir araya geliyor.  2022 yılında yayınladıkları “Kördüğüm” düetiyle dinleyenlerden tam not almayı başaran ikili, yoğun geçen iki yılın devamında “Nar” ile müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Milyonlarca dinleyiciye ulaşan parçaları ve yakın arkadaşlıklarıyla dikkat çeken ikilinin yeni parçası “Nar”ın, söz ve müziği Sefo & Jako’ya aitken prodüktör koltuğunda ise Divxrse yer alıyor.

Mazhar Alanson’un yeni şarkısı dinleyicileriyle buluşuyor

Sözleri ve bestesi Mazhar Alanson’a ait olan “Biz Bu Yaşlarda Ağlarız” adlı şarkının düzenlemesini Ercan Saatçi yaptı. Mahzar Alanson’un yeni albümünde de yer alacak olan ‘Biz Bu Yaşlarda Ağlarız, 17 Ocak’ta Avrupa Müzik etiketi ile tüm dijital platformlarda yayımlanacak.

Astım okul çağındaki her 7 çocuktan 1’inde görülüyor!

Astım dünyada ve ülkemizde çocuklarda en sık görülen kronik hastalıklardan biri. Dünyada her yıl milyonlarca çocuğa astım tanısı konuluyor. Ülkemizde de okul çağındaki her 7 çocuktan 1’inde astım görüldüğü belirtiliyor. Kış aylarında soğuk hava, grip gibi viral enfeksiyonlar, hava kirliliği ile kapalı ortamlarda artan hayvan tüyü, toz ve küf gibi alerjenler astımı tetikliyor. Bu nedenle, kış aylarında okul çağındaki çocuklarda daha yaygın görülen astım tedavi edilmediğinde veya kontrol altına alınamadığında çocuğun fiziksel aktivitelerini kısıtlayabiliyor ve okul performansını olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca sürekli tedavi gerektiren durumlarda psikolojik sorunlara da neden olabiliyor. Çocuklarda okul kaybı ve hastane yatışlarının önemli bir sebebi olan astımın belirtileri ise tedaviyle kaybolabiliyor. Ancak,  bu durum tüm çocuklar için geçerli olmuyor, hastalık kontrol edilmezse yaşam boyu sürebiliyor.  Acıbadem International Hastanesi Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, astımın kontrol altına alınmasında hekim, ebeveyn ile çocuğun işbirliği ve düzenli yapılan takiplerin büyük bir öneme sahip olduğuna dikkat çekerek, “Doğru tedaviyle çocuklar yaşıtları gibi sosyal aktivitelere katılabilir ve okul hayatına sorunsuz devam edebilirler. Anne babaların dikkat etmeleri gereken en önemli nokta ise çocuk biraz  düzelince ‘iyileşti’ düşüncesiyle hemen ilaçları bırakmamak olmalı. Aksi halde hastalık ilerleyip kalıcı bir iz bırakabilir” diyor.

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya

Çocuklarda astımın 4 önemli sinyali!

Astım, solunum yollarının kronik bir şekilde yüzeysel olarak iltihaplanması sonucu daralması ve aşırı duyarlılık göstermesiyle ortaya çıkan bir solunum hastalığı. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, solunum yolunda enfeksiyon gibi çeşitli sebeplerle tahriş oluştuğunda gelişen belirtileri şöyle özetliyor:

  • Düzelmeyen öksürük
  • Sık sık nefes alma veya nefes alırken zorlanma
  • Hırıltılı solunum (vizing)
  • Efor sırasında ( özellikle koşarken veya spor yaparken) nefes almakta güçlük çekme veya hırıltı oluşması

Atakları önlemek için bu kurallara dikkat!

Çocuklarda astım; atopi (yani doğuştan yatkınlık), alerjenlere yoğun maruz kalma (ev tozu akarları, polenler, küf), evde sigara içilmesi, hava kirliliği ve sık geçirilen solunum yolu enfeksiyonları gibi etkenler nedeniyle oluşuyor. Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, astım ataklarının önlemesinde çocuğun ilaçlarını düzenli kullanmasının, sigara dumanından uzak kalmasının, okul ortamında ve servislerde toz ile hayvan tüyü gibi ortamlardan kaçınmasının ve kokulardan uzak kalmasının büyük bir önem taşıdığını söylüyor.

Okul yönetimini mutlaka bilgilendirin!

Hafif astımı olan çocuklar dahi bazen çok ağır astım atakları yaşayabiliyorlar. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, bu nedenle öğretmenlerin ve okul  yönetiminin  mutlaka bilgilendirilmesi gerektiğine işaret ederek, “Bu sayede okul yönetimi çocuğun sağlık durumu için acil müdahale gerektiğinde hazırlıklı olur ve doğru müdahalede bulunur. Ayrıca çocuğun tetikleyici ortamlardan kaçınabilmesi sağlanabilir. Bunların yanı sıra  çocuğa, örneğin spor derslerindeki aktivitelerin düzenlenmesi gibi özel düzenlemeler yapabilir” diyor.

Yaşına uygun olarak eğitim şart!

Okulda oluşabilecek astımla ilgili sorunları öneyebilmek için çocuğa, yaşına uygun olarak, astım hastalığı ve ilaçları hakkında bilgi vermenin son derece önemli olduğunu vurgulayan Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, “Çocuğa astım atağı geçirirse ne yapması gerektiği ve ilaçların doğru kullanımı mutlaka anlatılmalıdır. Bu bilgiler kendine olan güvenini artırır ve acil durumlarda paniğe kapılmasını önler” diye konuşuyor.

“Çocuğum iyileşti” düşüncesiyle ilacı asla bırakmayın!

Okul çağındaki çocuklarda gelişen astımın tedavisinde, her yıl grip aşısı dahil olmak üzere, genel koruyucu önlemlerin alınması büyük bir önem taşıyor. Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Feyzullah Çetinkaya, tedavinin çocuğun yaşı ve hastalığın seyri gibi etkenlere bağlı olarak planlandığını vurgulayarak, “Astımı uzun vadede kontrol altına almak için ‘kontrol edici’ ilaçlara başvurulmaktadır. Ayrıca atak sırasında semptomları hafifletmek amacıyla hızlı etki gösteren ilaçlar verilmektedir. Tedaviden etkin sonuç alınabilmesi için ilaçların doğru şekilde ve zamanında kullanılması, çocuğun hastalığı konusunda eğitilmesi, düzenli olarak doktor kontrolünden geçmesi ve tetikleyici faktörlerden uzak durması gerekmektedir. Doktorun önerilerine uyulması çok önemlidir. Örneğin, çocuk biraz  düzelince, anne babalar ‘çocuğum iyileşti’ düşüncesiyle ilaçları asla bırakmamalıdır. Aksi halde hastalık ilerleyip kalıcı bir iz bırakabilir” diyor.

Augustinus Bader, yönetmen Sofia Coppola ile benzersiz iş birliğine imza attı

Augustinus Bader ve Coppola, markanın patentli TFC8 teknolojisini, Coppola’nın estetik dokunuşla bir araya getiren üç farklı renkteki mükemmel dudak balmını yaratmak için bir araya geldi.

The Tinted Lip Balm, dudaklara zamansız bir şıklık verirken aynı zamanda benzersiz bir bakım deneyimi sunuyor. Bu özel lip balm serisi, üç farklı zamansız tonuyla her anınıza sofistike bir dokunuş katmaya yardımcı oluyor.

Augustinus Bader’in patentli TFC8® teknolojisi ile desteklenen The Tinted Lip Balm, dudaklarınıza sadece renk katmakla kalmaz, aynı zamanda yoğun bir nemlendirme ve yenileyici bakım sunar. Shea yağı, E Vitamini, Kandelilla mumu ve bitki bazlı doğal bileşenlerden oluşan içeriği, çevresel etkilere karşı koruma sağlarken dudakları daha dolgun ve pürüzsüz bir görünümle buluşturur.

  • Romantik Pembe: Hafif parlak bir pembe tonu, zarif ve doğal bir dokunuş sunar.
  • Baştan Çıkarıcı Mercan: Yaz günleri ve enerji dolu anlar için ideal, canlı ve çekici bir kırmızı tonu.
  • Sıcak Mürdüm: Sofistike ve zamansız bir şıklık sunan erik tonu.

Tchibo’da kayak sezonu başladı

Tchibo, her yıl olduğu gibi bu yıl da kayak sporuna stil ve konfor katıyor. Polar ceketlerden kayak pantolonlarına, kar maskesinden örgü berelere kadar birbirinden pratik ve şık parçalar bulunduran yeni teması, hem eğlenceli spor aktivitelerinin hem şehirdeki soğuk günlerin olmazsa olmazı olacak.

Sürekli yenilenen temalarıyla birbirinden fonksiyonel ve şık ürünleri bir araya getirerek müşterilerine farklı alternatifler sunan Tchibo; Kayak Sezonunu Açıyoruz ve Minikler İçin Moda ve Eğlence temalarıyla her yaş için kış aylarına özel yenilikçi, şık ve konforlu seçenekler sunuyor.

Ürünlerin kodları ve fiyatları

687698            Kadın Kayak Ceketi 3.499,00TL

687613            Kadın Kayak Pantolonu 2.799,00TL

687807            Erkek Kayak Pantolonu 2.999,00TL

670266            Erkek Kayak Ceketi 4.499,00TL

687559            Kadın Teddy Kapitone Yelek 1.899,00TL

687554            Kadın Teddy Polar Ceket 1.399,00TL

687527            Örgü Polar Boyunluk 419,00TL

645484            Örgü Bere 399,00TL

687705            Mikropolar Kar Maskesi 299,00TL

685727            2 Adet Çocuk Termal Tayt 449,00TL

687908            Çocuk Dikişsiz Kayak İçliği 1.149,00TL

684657            Çocuk Kayak Pantolonu 1.999,00TL

684567            Çocuk Botu 1.699,00TL

684529            Çocuk Kayak ve Kış Eldiveni 799,00TL

Ofis masalarında klozetten daha fazla bakteri var!

Çalışma ortamlarının temiz olmasının bulaşıcı hastalıkları önlediğine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kapı kolu, musluklar, elektrik düğmeleri gibi birçok kişinin temas edebildiği yüzeylerin yanında masa, telefon ve diğer ofis malzemeleri yüzeylerinin de temiz ve dezenfekte edilmiş olması son derece önemlidir.” dedi. Çalışma alanı ile kullanılan tüm araç gereçlerin düzenli olarak dezenfekte edilmesi gerektiğine de vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, dezenfekte işleminin etkili olabilmesi için önerilerde bulundu.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir ofis masası her 6,45 santimetrekare başına 5 bin 15, ortalama bir ofis telefonu ise yaklaşık 6 bin bakteri barındırıyor. Bu da ortalama bir klozetten 400 kat daha fazla bakterinin tüm gün elimizin altında olduğu anlamına geliyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı, çalışma alanlarında etkili bir temizliğin nasıl sağlanabileceği hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Ofis malzemelerinin temizliği, bulaşıcı hastalıkların yayılmaması için önemli

Çalışma ortamlarının temiz ve düzenli tutulmasının, odaklanmaya, daha üretken olmaya ve çalışanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olurken bir yandan da bulaşıcı hastalıkları önlediğine dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bilindiği gibi, hastalık etkeni olan mikroorganizmalar, öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya karışıp, oradan da ortamdaki yüzeylere bulaşabiliyor.” dedi.

Tuvalet sonrası iyi yıkanmayan veya kirli yüzeylere temas eden eller yoluyla da bakteri ve virüslerin yüzeylere bulaştığını ve uzun süre canlı kalabildiklerini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bulaşıcı hastalıklar bunların deri, burun veya ağız yoluyla vücuda girmesiyle oluşur. Kapı kolu, musluklar, elektrik düğmeleri gibi birçok kişinin temas edebildiği yüzeylerin yanında masa, telefon ve diğer ofis malzemeleri yüzeylerinin de temiz ve dezenfekte edilmiş olması bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için  son derece önemlidir.” şeklinde konuştu.

Çalışmaya başlamadan önce masanızı dezenfekte edin!

Sağlıklı ofis alışkanlıkları oluşturmak için çalışma alanlarının temizliğinin son derece önemli olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, çalışma ortamının temizliği için yapılması gerekenleri şöyle açıkladı:

“Gününüzün başında çalışma alanınızı dezenfekte edin, tüm yüzeyi silmek için masanızdaki tüm eşyaları kaldırın. Yüzeyin düzgün bir şekilde dezenfekte edilmesi için 3-5 dakika ıslak kaldığından emin olun. Kişisel anahtar ve kartlarınızı dezenfekte edin. Her iş gününün sonunda masanın iyice temizlenmesine olanak sağlamak için masalardaki gereksiz hatıra eşyalarını veya kişisel eşyaları kaldırın. Temizlik için tek kullanımlık eldivenler tercih edin ve dezenfeksiyondan hemen sonra bunları atın. Bir seferde yalnızca bir öğeyi temizleyin.”

Kolayca erişilemeyen alanları görmezden gelmeyin!

İş yerinde kullanılan kahve fincanı veya yeniden kullanılabilir su şişelerinin günlük olarak sıvı bulaşık deterjanı ve sıcak suyla veya her gün eve götürülerek bulaşık makinesinde yıkanması gerektiğine vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, dikkat edilmesi gereken diğer noktaları şöyle aktardı:

“Masalar, telefon alıcıları, tuş takımları, uzaktan kumandalar, dokunmatik ekranlar gibi sık dokunulan yüzeyleri günlük olarak temizleyin ve dezenfekte edin. Zımba, bant dağıtıcı, makas ve kalem gibi öğeleri temizlemek için dezenfektan mendiller kullanın ve tüm tarafları sildiğinizden emin olun. Kolayca erişilemeyen alanları görmezden gelmeyin. Örneğin, altlarını silmek için fotoğraf çerçevelerini kaldırın. Ellerinizi sık sık sabun ve ılık suyla en az 20 saniye yıkayın.”

Dezenfektan, görünür şekilde kirli yüzeylerdeki mikropları yok etmez!

Temizliğin yüzeylerden mikropları ve kiri temizlediğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yüzeyleri temizlemek için sabun ve su kullanabilirsiniz. Bu her zaman mikropları öldürmez, ancak sayılarını azaltır. Yüzeyleri dezenfekte etmeden önce temizlemeniz önerilir.” dedi.

Dezenfekte etme işleminin de yüzeylerdeki mikropları öldürdüğünü ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dezenfektan kimyasalları sabundan daha güçlüdür, ancak görünür şekilde kirli yüzeyleri temizlemez veya mikropları yok etmez. Mikropları öldürmek, enfeksiyon riskini azaltır. Dezenfektanların düzgün bir şekilde dezenfekte etmesi için, belirli bir süre, genellikle 3 ila 5 dakika yüzeyde kalması gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Anadolu Isuzu Dubai yollarında

Anadolu Isuzu, Roads & Transport Authority (RTA) ile, Dubai toplu taşıma sisteminde kullanılmak üzere 70 adet Citiport 18 Class 2 otobüs için, yüksek bedelli bir ihracat anlaşması imzaladı.

Anadolu Isuzu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin önemli ulaşım otoritesi Roads & Transport Authority (RTA) ile 70 adet toplu taşıma otobüsü için 37,8 milyon dolarlık bir anlaşma imzaladı. Anadolu Isuzu’nun tek seferde kazandığı en yüksek bedelli ihracat ihalesi ve en yüksek adetli 18 metre Citiport satışı olma özelliği taşıyan anlaşma kapsamında, araçların 2026 yılında teslim edilmesi hedefleniyor.

Citiport 18 Class 2 model otobüsler; Birleşik Arap Emirlikleri’nin toplu taşıma sisteminde yer alacak. Ergonomik tasarımı ve üstün konfor özellikleriyle yolcu deneyimini geliştiren bu araçlar, Dubai’de hizmet verecek.

Avon’dan Sevgililer Günü’ne özel hediye parfümler

Avon, Sevgililer Günü’ne özel parfümleriyle güzellik ve bakım ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyor. Erkek ve kadınlar için şekerli kokulardan çiçeksi notalara kadar geniş bir parfüm yelpazesi bulunan Avon, Sevgililer Günü için hediye arayanlara özel seçenekler sunuyor. Üstelik cazip indirim fırsatları da sizileri bekliyor.

En özel anlar için Çekici parfümler

Avon’un Sevgililer Günü’ne özel önerdiği ilk seçenekler arasında Attraction serisi yer alıyor. Avon’un Attraction Intense Kadın EDP, şekerli zencefilin, çiçeksi manyetik notaların ve hindistan cevizi özünün büyüleyici uyumuyla karşı konulmaz bir çekicilik sunuyor. Attraction Awaken Kadın EDP frenk üzümü, siyah sümbülteber ve Tutku İksiri Akoru’nun dinamik birleşimiyle taze, etkileyici ve dinamik bir deneyim vadediyor. Attraction Kadın EDP ise böğürtlen, misk ve vanilya amberin zarif harmanı ile sofistike bir çekicilik sağlıyor.

Erkeklere özel hediye alternatifleri arayanlar için Avon’un Attraction serisi parfümleri harika bir tercih olabilir.  Attraction Intense Erkek EDT, şekerli zencefil, çiçeksi manyetik notalar ve hindistan cevizi özü ile egzotik bir deneyim sunuyor. Zencefilin sıcak ve baharatlı dokunuşları, hindistan ceviziyle birleşerek egzotik ve tatlı bir koku oluşturuyor. Attraction Awaken Erkek EDT muskat, portakal brendi ve tutku iksiri akordu içeriyor. Muskatın sıcak ve baharatlı etkisi, portakal brendinin meyvemsi notalarıyla birleşirken, tutku iksiri akoru parfüme özgün bir derinlik ve çekicilik katıyor. Attraction Erkek EDT ise zencefil, misk ve odunsu notalarıyla kalıcı ve taze bir izlenim bırakıyor.

Rahim ağzı kanseri sinsi ilerliyor!

Rahim ağzı kanseri dünyada üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanser türü. Dünyada her yıl yaklaşık 600 bin ülkemizde de 2 binden fazla kadına rahim ağzı kanseri tanısı konuluyor. Temel nedenini Human Papilloma Virüsü’nün oluşturduğu rahim ağzı kanseri, ülkemizde en sık görülen 3’üncü jinekolojik kanser olarak karşımıza çıkıyor. Rahim ağzı kanseri ileri evrede tespit edilirse hastalığın tedavi edilme şansı düşerken, erken teşhis ise hayat kurtarıyor! Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, düzenli muayenelerini olan kadınlarda ileri evre rahim ağzı kanserinin neredeyse hiç görülmediğine dikkat çekerek, “Zira, rahim ağzı kanserinde aşı ve testlerden oluşan 3 yöntem hayat kurtarmaktadır.  Öyle ki bu kanser türü HPV aşılarıyla önlenebilmekte ve aynı zamanda PAP smear ile HPV testleri sayesinde hücreler kansere dönüşmeden tedavi edilebilmektedir. Dolayısıyla, kadınların 21 yaşından itibaren hiçbir yakınmaları olmasa bile hekim aksini önermedikçe her 3 yılda bir PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testi ve 30 yaşından sonra her 5 yılda bir Human Papilloma Virüsü taraması yaptırmaları büyük bir önem taşımaktadır.  Ayrıca HPV aşısı da yüzde 90’lara varan etkinliği sayesinde kanseri önleyebilmektedir. En uygun dönem 11-12 yaşları olsa da aşı 9-46 yaş arasında da etkili olabilmektedir” diyor.

Doç. Dr. Engin Çelik

Doç. Dr. Engin Çelik

Vücut virüsü genellikle temizliyor, ancak…

DNA virüsü olan İnsan Papilloma Virüsü’nün (HPV) cilt ve mukozayı enfekte eden 200 kadar farklı tipi mevcut. En sık ciltte siğil yapan HPV tip 1 görülüyor. Bunun dışında, genital bölgede HPV tip 6 ve HPV tip 11’e rastlanıyor.  HPV en sık cinsel temas yoluyla bulaşıyor. Çok nadiren başka bir nedenle geçebiliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, kadınların yüzde 80’inin hayatlarının bir döneminde HPV ile karşılaştıklarını belirterek, “Vücudun savunma sistemi, çoğunlukla 2 yıl içerisinde Human Papilloma Virüsü’nü temizlemektedir. Ancak kanser yapan Tip 16 – 18 başta olmak üzere bazı HPV tipleri bağışıklık sisteminden kaçtıktan sonra rahim ağzı hücrelerinin genomunu değiştirerek kansere neden olabilmektedir. Türkiye’de 30 yaş üstü 7 milyon kadına yapılan HPV taramasında, kanser yapan tiplerin yaklaşık yüzde 5 oranında olduğu görülmektedir” diyor.

Bu etkenler riski artırıyor!

Sigara, bağışıklık sistemini bozan hastalıklar veya ilaç kullanımı, çok sayıda doğum yapmak, erken yaşlarda cinsel birliktelik yaşamak ve birden fazla cinsel partnerin olması rahim ağzı kanserinin risk faktörlerini oluşturuyor.  Ancak rahim ağzı kanseri düzenli jinekolojik muayene olmayan ve rahim ağzı kanseri taraması yaptırmayan kadınlarda görülüyor. Zira, erken teşhis sayesinde kanser öncüsü lezyonlar cerrahi müdahaleyle alınarak, kanserin oluşumu önlenebiliyor.

En sık görülen 3 belirtisine dikkat!

Human Papilloma Virüsü bulaştıktan sonra kansere ilerlemediği sürece belirti vermiyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanserinin çoğunlukla HPV enfeksiyonundan yıllar sonra geliştiğini belirterek, “Lezyon oluşan kadınlarda en sık görülen şikayetler ise cinsel ilişki sonrası kanama, akıntı ve düzensiz vajinal kanamadır” diyor.

21 yaşından itibaren PAP Smear testi şart!

Rahim ağzı kanseri taraması, 21 yaşından itibaren,  hekim aksini önermedikçe, her 3 yılda bir, jinekolojik muayene sırasında yapılan PAP Smear (rahim ağzı sürüntüsü) testiyle gerçekleştiriliyor. HPV taramasının da ülkemizde 30 yaşından sonra her 5 yılda bir yapılması öneriliyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanseri taramasında ana hedefin rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncülü lezyonların tespit edilmesi olduğunu vurgulayarak, “PAP Smear ve HPV testleri tarama testleri olup, anormal tarama testi sonuçları kanser varlığını göstermez. Tarama testlerinin sonuçları normal değilse tanı için rahim ağzının mikroskop benzeri bir aletle büyütülerek incelenmesini içeren kolposkopi işlemi yapılmaktadır. Kolposkopik inceleme sonrasında kanser öncülü lezyonlar tespit edilirse tedavi aşamasına geçilmektedir” diye konuşuyor.

Erken evrede ameliyatla tedavi ediliyor!

Rahim ağzı kanserinin tedavisi; hastanın yaşı, çocuk isteği ve hastalığın evresine göre planlanıyor. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, çok erken evrede tespit edilen ve rahminin korunmasını isteyen kadınlarda rahim ağzının koni şeklinde çıkarılmasının yeterli olabildiğini söylüyor. Hastalık çevre dokulara yayılmamışsa radikal histerektomi olarak adlandırılan ve rahmin alınmasını içeren ameliyatın yapıldığını belirten Doç. Dr. Engin Çelik, “İleri evrede ise cerrahi tedaviden ziyade kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanmaktadır” diyor.

Obezite tedavisinde yenilik

Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yayılan obezitenin ülkemizdeki görülme oranı yüzde 30’lara ulaştı. Obezite tedavisi denildiğinde akla ilk gelen cerrahi müdahaleler olsa da son dönemde geliştirilen medikal tedaviler de başarılı sonuçlar veriyor. Kimi medikal tedavilerin kilo kaybını yüzde 24’e kadar çıkardığını hatta kimilerinin bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın kayıplara ulaşabildiğinin altını çizen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, öte yandan bu tedavilerin yan etkilerine dikkati çekerek “Söz konusu riskler konusunda hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kalp damar hastalıkları başta olmak üzere çeşitli ciddi rahatsızlıklara neden olan, küresel sağlık sorunu obezitenin görülme sıklığı 1975’ten bu yana üç katına, Türkiye’de ise yüzde 30’lara kadar ulaşmış durumda…Yüksek kalori içeren; işlenmiş, endüstriyel gıda tüketiminin, porsiyon boyutlarının, fiziksel hareketsizliğin, psişik/fiziksel stresin artması obezite oranlarının yükselmesinde önemli rol oynarken; genetik yatkınlığın yanı sıra son yıllarda yapılan araştırmalar da obezitenin nesilden nesle aktarımına sebep olarak “Epigenetik Etki”ye işaret ediyor. Yarattığı sağlık sorunlarına ek olarak sağlık hizmeti harcamalarının da artmasına neden olan obezite, ABD verilerine göre, hekim ziyaretlerinin ve ayakta tedavi masraflarının yüzde 27’sini, yatarak tedavi masraflarının yüzde 46 ve reçeteli ilaç harcamalarının ise yüzde 80’ini oluşturuyor. Buna karşın son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan medikal tedavi seçenekleri hızla artıyor. Bu seçeneklerin tedavi başarısını artıran etkin bir yaklaşım olduğunu söyleyen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, obezite ilaçlarından beklenenler arasında, dozla ilişkili olarak etkili kilo kaybı sağlamaları, hedeflenen kilonun sürdürülebilirliğini desteklemeleri ve uzun süreli kullanımda güvenilir olmalarının bulunduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, bu ilaçların tolerans geliştirmemesi, kötüye kullanım veya bağımlılık riskine neden olmaması gibi özelliklerinin de oldukça önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayçiçek’e göre bu beklentiler, obezite tedavisinde hem etkinlik hem de güvenlik açısından hasta ihtiyaçlarına uygun ideal tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik rol oynuyor.

Prof. Dr. Berçem Ayçiçek

Prof. Dr. Berçem Ayçiçek

Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artıran ilaçlar mevcut

Obezite tedavisindeki başarı, hastaların kilo kaybı sürecini süreklilikle destekleyen medikal yöntemlerle artırılabiliyor. Küçük oranlardaki kilo kayıplarının (yüzde 5-10) dahi metabolik sağlık üzerinde büyük fark oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Örneğin, semaglutid ve liraglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri, kilo kaybını yüzde 7 ile 17 arasında sağlarken, kan şekeri kontrolü ve kardiyovasküler sağlık üzerinde de olumlu etkiler gösteriyor. GLP-1 reseptör agonistleri, gastrointestinal sistemdeki GLP-1 reseptörlerine bağlanarak, iştahı baskılıyor, mide boşaltımını geciktiriyor ve insülin salgısını artırıyor. Dual agonist ilaçlar dediğimiz ilaçlar, GLP-1 reseptör agonistlerinin yanı sıra başka bir hedefe daha etki ediyor, genellikle GIP (gastrik inhibitör polipeptid) veya GLP-1 kombinasyonunu içeriyor. Tirzepatid bu sınıfta yer alıyor ve klinik araştırmalarda kilo kaybı oranlarını yüzde 20’ye kadar yükselttiği gözlemleniyor. Ayrıca, kardiyovasküler sağlık üzerinde de fayda sağladığı görülüyor. Çok yakın zamanda tedavi seçeneklerimiz arasına girmesini beklediğimiz Triple agonistler, GLP-1, GIP ve glucagon gibi üç reseptör üzerinde etkili olup, kilo kaybı artırıcı etkisi ile şu ana kadar ki medikal tedaviler içinde listenin en üst sırasına yer alacağa benziyor. Retatrutid, bu gruptaki yeni ilaç ve klinik denemelerde (Faz 1-2) oldukça umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artırdığı gözlemlenen bu ilaç, insülin salgısını artırarak glikoz kontrolünü desteklerken, yağ metabolizmasını da iyileştiriyor” dedi.

Hangi durumlarda GLP-1 reseptör agonistleri kullanılmamalı?

GLP-1 reseptör agonistleri, bazı durumlarda güvenli olmayabiliyor ve kullanılmaması gerekiyor. Bu durumları gebelik, pankreatit öyküsü, medüller tiroid kanseri öyküsü, kolelitiazis (safra taşı), ve ağır böbrek yetmezliği olarak sıralayan Prof. Dr. Ayçiçek, bu tür klinik tabloların, tedavi riskini artırabileceğinden, hastanın durumu dikkatlice değerlendirilerek alternatif tedavi seçeneklerinin tercih edilmesi gerektiğini kaydediyor. GLP-1 ilaçlarının diyabeti olan ve göz problemi yaşamış kişilerde dikkatle kullanılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ayçiçek sözlerine şöyle devam etti: “Kan şekerini hızlı düşürmek, gözdeki sorunları kötüleştirebilir. Bu ilaçlar tedavi için etkili olabilir ama karar verirken hem yararları hem de riskleri iyi değerlendirmek gerekir. Özetle, şu durumda ‘yavaş ve dikkatli ilerlemek’ göz sağlığını korumak için önemlidir. Semaglutid’in, gözde sinir hasarına yol açabilen Non-Arteritik Anterior Ischemic Optic Neuropathy (NAION) riskini artırdığına dair bazı yayınlar mevcut. JAMA’daki çalışmada, bu riskin yüzde 7,5 olduğu bildirilmiş olsa da verilerin güvenilirliği tartışmalı, çünkü gözlemlenen vakalar çok nadir kalıyor. Yaklaşık 16 bin hasta içinde yalnızca 20 vakadan söz ediliyorsa, bu tür nadir yan etkilerin sıklığını ve etkinliğini tam olarak bilmek oldukça zordur. Retrospektif vaka kontrol çalışmaları gibi bu tür araştırmalarda, veri güvenilirliği bazen sorunlu olabilir. Bu tür araştırmalarda, kontrol grubu seçimi ve demografik eşleştirme süreçleri, sonuçları yanıltıcı hale getirebilir. Bu bakımdan uzun dönemli kanıt düzeyi daha yüksek çalışmalara ihtiyaç olduğu aşikardır.”

Medikal tedaviler cerrahi müdahaleye yakın kilo kaybı sağlıyor

Obezite tedavisinde son yıllarda kullanılan ilaçlar, etkili kilo kaybı sağlama konusunda önemli bir rol oynuyor. Öte yandan bu ilaçların yan etkileri ile ilgili bazı kaygıları gerek doktorların gerekse hastaların dikkatle değerlendirmesi gereken bir konu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Bilimsel çalışmalar, yeni medikal tedavilerin, bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın düzeyde olduğuna işaret ediyor. Ancak uzun dönemde gerek bariyatrik cerrahi sonrasında gerekse de medikal tedavilerin uzun süreli kullanımı sonrasında takip ve önlem alınmaz ise mikronütrient eksiklikleri, kas kaybı, psikolojik sorunlar ve kırık riski gibi ciddi bazı yan etkiler meydana gelebiliyor. Örneğin, GLP-1 reseptör agonistlerinin yaygın yan etkileri arasında bulantı, kusma ve karın ağrısı yer alırken, nadiren iskemiye bağlı optik nöropati gibi ciddi komplikasyonlar da görülüyor” diye konuştu.