Yazılar

Ece Vahapoğlu’nun 13. kitabı “Dişil Enerji”

Ece Vahapoğlu, Üçüncü Göz Yayınevi’nden çıkan yeni kitabı “Dişil Enerji”nin imza gününde okurları ile buluştu.

Ece Vahapoğlu yeni kitabını; “Bu kitap yaratıcılığı, bereketi, sevgiyi ve huzuru kendine kolayca çeken bir enerjiyi aktive etmenin yollarını gösteriyor” sözleriyle tanımladı.

Yoga ve nefes egzersizlerinden çakra açılımlarına, aura temizliğinden doğal taşlarla enerji yükseltmeye, 21 gün felsefesiyle yeni alışkanlıklar kazanmaktan sağlıklı tariflere kadar geniş bir içerik sunan kitap, Vahapoğlu’nun 13. kitabı.

Ece Vahapoğlu; “Bu kitap tam kapsamlı bir Dişil Enerji kitabı diyebiliriz. Günümüzde hepimizin ihtiyacı olan, o teslimiyeti savunan, “az çaba, çok sonuç” diyen, yaratıcılığı, bereketi, bolluğu, sevgiyi ve huzuru kendine kolayca çeken bir enerjiyi aktive etmek için içinde yoga, meditasyon, sağlıklı tarifler, renkler, aromaterapi ve doğal taşlarla ilgili bilgiler olan, rehber niteliğinde bir başucu kitabı.” sözleriyle yeni kitabını anlattı.

En güvenilen ünlü altıncı defa Haluk Levent oldu

Türkiye’nin en güvenilen ünlüsü Haluk Levent 6. Yıl üst üste liderliğini korurken bir rekora imza attı. Güven Endeksi Listesine ilk defa Ali Sunal, Murat Yıldırım, Tolga Çevik, Demet Evgar ve Tolga Sarıtaş yer aldı.

Ünlüler, tüketici güvenini zirveye taşıyor!                                     

Ipsos’un Celebrity Güven Endeksi 2025 raporu açıklandı. Türkiye’de ünlü tavsiyelerine duyulan güvenin rekor kırdığını gözler önüne seren araştırmada; Tüketiciler, kamuoyu “aileden biri” gibi gördükleri yıldızların sözüne kulak verirken, markalar için satış patlaması kapıda. Ancak ünlülere de şöyle bir uyarı kamuoyunun mesajında öne çıkıyor; sosyal sessizlik puan eritiyor.

Araştırma, TÜİK temsili 12 ilde 1000 tüketiciyle online gerçekleştirildi (hata payı ±%3).

Ünlü bir tavsiye, markayı tercih etme oranını %45.2’ye, sevme skorunu %46.3’e zirveye taşıyor.

2017’den beri en yüksek seviye! Popüler kültürün rol modelleri ünlüler, markalara “kısa sürede çıkış” yaptırıyor ancak ünlülerin sosyal sessizliği zamanın ruhunu karşılaması için uyarıyor.

Tüketiciler “Asla Bu Kadar” güvenmedi

“Ünlülere Güven arttı”

Ünlülerin ürün/hizmet tavsiyelerine duyulan güven, deprem sonrası ivmeyle patladı:

İnandırıcılık: 2017’de %28.8 olan oran, 2025’te %39.32’ye sıçradı (+10.52 puan).

Güvenilirlik: %31.2’den %40.32’ye yükseldi (+9.12 puan).

Bu, ünlüleri “yakın arkadaş” algısına dönüştürüyor. Satış pazarlamasını %2-3 kat artıyor. 2023’te +3 puan alan trend, 2025’te hız kesmeyerek; ama ilk 20’de ortalama -5 puanlık gerileme ile sosyal medyada “sessiz kalmayı” kamuoyu adeta cezalandırıyor.

Ünlülerin reklam gücü, markaların nabzını tutuyor:

Tercih etkisi: %39.2 (2017) → %45.2 (2025) – +6 puan!

Sevgi etkisi: %39.1 → %46.3 – +7.2 puan!

Tarkan’ın listede +8 sıra yükselişi gibi sosyal duyarlılık odaklı seçimler ünlülere de kazandırıyor.

Veri analitiğiyle (demografi + değerler) oynayın – yoksa skandallar %20 güven kaybettirir!

Haluk Levent Altıncı Kez En güvenilen Ünlü Olma Liderliğini Koruyor

İlk 20’de gerileme hakim (15 ünlü -5 puan) ama zirve değişmedi. Haluk Levent, 6 yıl üst üste Türkiye’nin en güvenilen ünlüsü! Deprem yardımlarıyla gönülleri fetheden Levent, sosyal medyada azalsa da tahtını koruyor. Üstelik 2023’te TIME dergisinin “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesine giren tek Türk olarak global taçlandı.

Bu prestijli listede İngiltere Kralı III. Charles, ABD Başkanı Joe Biden, Elon Musk, Beyoncé, Lionel Messi, Bella Hadid ve Janet Yellen gibi devlerle omuz omuza yer aldı.

İlk 5 Zirve ve Değişimler (2023’ye göre): İlk üç değişmedi

1-Haluk Levent  (Sabit)  6 yıl lider; TIME Etkili 100 ile global parıltı.

2-Kenan İmirzalıoğlu (Sabit) | Güven abidesi, sadık kitle manyetiği.

3- Müge Anlı (Sabit) | A101 ve “Tatlı Sert”le halkın nabzı.

 13- Tarkan listede 13. sıradan ilk 8’çıkarken.güven endeksinde yüzde kaybetmeyen tek sanatçı oldu.

Araştırmada Yükselen Yeni Yıldızlar; Listeye giren yeni isimler arasında

6-Ali Sunal

7- Murat Yıldırım

9- Tolga Çevik

Demet Evgar ve Tolga Sarıtaş listede ilk kez görülen isimler. Buradan anlıyoruz ki ünlülerden, “ses” bekleniyor.

Sosyal sessizlik, güveni %5 eritiyor!

“Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler”

İş Sanat’ın büyük bir ilgiyle izlenen “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi, İstanbul’un ardından Ulus’taki Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açıldı.

İş Sanat, başkentteki sanatseverleri tablolar eşliğinde bir lezzet yolculuğuna çıkarıyor: “Tat ve Sanat: Lezzetli Resimler” sergisi Ankara Sanat Galerisi’nde ziyarete açıldı. İstanbul’da 70 bin ziyaretçiye ulaşan sergide verimli topraklardan, bereketli denizlerden, cömert doğadan ve paylaşılan sofralardan ilham alan eserler yer alıyor.

Sergi altı tematik bölüme ayrılıyor: Tarla, bağ ve bahçelerdeki rengârenk ekinlerin eşsiz düzeninin yansıtıldığı “Cömert Doğa”; meyveler, çiçekler ve sebzelerle bezeli natürmortların olduğu “Doğa Tadında Renklerle”; cıvıl cıvıl pazar yerlerinin ve sokak satıcılarının izlendiği “Ürünler Sunulurken”; balıkların ve balıkçıların başrolde olduğu “Denizden Çıkan Nimet”; yemek hazırlıkları ve mutfak temalı eserlerle “Yemek İçin Emek”; kahvehaneler, gazinolar ve lokantaları konu edinen eserleriyle “Cânân ki Degüstasyon’a Gelmez”…

İş Sanat Ankara Sanat Galerisi’ni pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilirsiniz.

Medya baskısı yeme bozukluğunu besliyor!

Birçok farklı özellikte yeme bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, en sık görülenlerden birinin anoreksiya nervoza olduğunu söylüyor.

Anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik faktörlerin bir araya gelmesiyle geliştiğini aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar.” dedi. Genç kadınlarda daha sık görülse de her yaş ve cinsiyette anoreksiya nervoza ortaya çıkabildiğine dikkat çeken Hüseyin, kalp ritmi bozukluklarından kemik erimesine kadar ciddi fiziksel ve psikolojik sonuçlara yol açabildiğini ifade etti. Hüseyin ayrıca, yanlış beden algısının, kilo alma korkusunu besleyerek sağlıksız yeme davranışlarını tetiklediğini söyledi ve toplumda farklı beden tiplerinin normalleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, anoreksiya nervozanın nedenleri, belirtileri, sağlık riskleri ve tedavisi ile toplumdaki beden algısının rolü hakkında açıklamalarda bulundu.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Murat Yusuf Hüseyin

Psikiyatri Uzmanı Dr. Murat Yusuf Hüseyin

Her bir yeme bozukluğu kendine özgü özellikler taşır…

Hemen hemen herkes tarafından bilinen anoreksiya nervoza dışında da çeşitli yeme bozuklukları olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “En sık görülenler anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Bunların dışında pika, kaçıngan/kısıtlayıcı gıda alımı bozukluğu ve gece yeme sendromu da diğer yeme bozuklukları arasında sayılabilir.” dedi.

Yeme bozukluklarının farklılıklarına değinen Hüseyin, şunları söyledi:

“Bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme nöbetleri ile karakterizedir. Kişi kontrol kaybı yaşar, hızla yedikten sonra kusma, aşırı egzersiz veya müshil kullanımı gibi telafi davranışları gösterebilir. Bigoreksiya (kas dismorfisi), kişinin kas kütlesini artırma ve yağ oranını azaltma takıntısıdır; çoğunlukla sporcularda görülür. Drankoreksiya, kalori kısıtlaması yerine aşırı alkol tüketimiyle enerji ihtiyacını karşılama biçimidir. Diabulimiya, diyabet hastalarının insülin kullanımını kilo kontrolü amacıyla bilinçli olarak kısıtlamasıdır. Ortoreksiya nervoza, sağlıklı beslenme takıntısı ile başlar; yalnızca ‘temiz’ veya ‘sağlıklı’ kabul edilen yiyecekleri tüketme konusunda aşırı kaygı vardır.”

Anoreksiya nervozada psikolojik, biyolojik ve genetik etkenlerin birlikte rol alıyor!

En sık karşılaşılan anoreksiya nervozanın psikolojik, biyolojik ve genetik boyutlarda geliştiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişiler duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını ayırt etmekte zorlanır. Erken dönem bağlanma sorunları, ebeveyn tutumları, düşük öz saygı ve olumsuz yaşam olayları yeme patolojisine zemin hazırlar. Aşırı kontrol ve kimlik çabası, aşırı zayıf olma uğraşıyla sonuçlanabilir.” dedi.

Biyolojik olarak anoreksiya hastalarının beyin görüntüleme çalışmalarında serebral atrofi ve ventriküllerde genişleme olduğunun ortaya çıktığını kaydeden Hüseyin, genetik bakımından da yapılan ikiz çalışmalarına göre anoreksiya nervoza kalıtsallığının yüzde 28 ila 74 arasında değiştiğine dikkat çekti.

Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır…

Anoreksiya nervozanın kişinin aynadaki yansıması ile gerçek görünümü arasında uçurum oluşturduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Kişi kendini olduğundan çok daha kilolu görür. Bu algı, kilo alma korkusunu artırır ve sağlıksız yeme alışkanlıklarına yol açar.” dedi.

Sürekli ‘yeterince ince değilsin’ düşüncesinin, kişinin sosyal ortamlardan kaçmasına, yemek yemekten suçluluk duymasına ve kendini sürekli kontrol etme ihtiyacına neden olduğunu dile getiren Hüseyin, “Genellikle 12–25 yaş aralığındaki genç kadınlarda daha sık görülür, ancak erkeklerde ve diğer yaş gruplarında da rastlanabilir. Çocukluk ve ileri yaşta da ortaya çıkabilir. Anoreksiya nervoza ciddi fiziksel ve psikolojik etkiler yaratır. Kalp ritmi düzensizlikleri, düşük tansiyon, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, hormonal dengesizlikler sık görülür. Uzun süreli beslenme eksikliği organ yetmezliğine ve ölümcül sonuçlara yol açabilir.” açıklamasını yaptı.

Çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemli!

Anoreksiya nervozanın multidisipliner bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Murat Yusuf Hüseyin, “Beslenme düzeni oluşturulmalı, gerekirse hastane yatışı uygulanmalı. Bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile olumsuz düşünce ve inançlar değiştirilmeli. Grup terapisi ve yakın çevrenin desteği iyileşmeyi hızlandırır. Kişinin sağlıklı beden algısı kazanması, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesi ve kendine şefkat göstermesi desteklenmeli.” dedi.

Toplumdaki güzellik ve ideal vücut algısının anoreksiya nervozayı tetikleyebildiğine işaret eden Hüseyin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Medya ve sosyal medyada sürekli idealize edilen beden imajları, özellikle gençlerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sağlıksız davranışlara yönelmesine neden olur. Sosyal kabul arzusuyla sağlıksız diyetler ve aşırı kilo kontrolü ortaya çıkabilir. Bu nedenle toplumsal farkındalığın artırılması, sağlıklı beden imajlarının medya ve sosyal platformlarda temsil edilmesi ve çeşitli beden tiplerinin normalleştirilmesi önemlidir

Mustafa Ata “Askıda”

Mustafa Ata’nın resim ve kâğıt işlerinden ilk kez görülecek vitray çalışmaları “Askıda / Suspended” başlıklı koleksiyon sergisi kapılarını açıyor.

Ata’nın Şile’deki yaşam ve üretim mekânı olan Anıt Atölye’de düzenlenen sergi, sanatçının farklı dönemlerden, özellikle son dönem görülmemiş eserlerini 28 Eylül’de ziyarete açıyor.

18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikler kapsamında gerçekleştirilen “Askıda” sergisi, 28 Eylül – 12 Ekim tarihleri arasında Şile Meşrutiyet Mahallesi’nde bulunan Anıt Atölye’de görülebilecek.

Reinhard Kaiser-Mühlecker “Kaçak Avcı”

Ödüllü yazar Reinhard Kaiser-Mühlecker’in kırsal yaşamı derinlikli ve sarsıcı bir dille ele aldığı romanı Kaçak Avcı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı! Genç bir çiftçinin hayatı üzerinden ilerleyen roman, taşra yaşamının sert gerçekliklerini insan ruhunun kırılganlığıyla harmanlaya güçlü bir anlatı sunuyor. Nesiller boyu süren aile bağları, aidiyet ve bireyin kendine yabancılaşması gibi evrensel temaları sakin ama yoğun bir üslupla işleyen Kaçak Avcı, doğanın döngüleriyle insanın içsel çalkantılarını ustaca iç içe geçiriyor.

Hamilelikte her bitkisel çay masum değil!

Anne adayları için çok özel ve heyecanlı bir dönem olan hamilelikte, bilgi kirliliği de çokça görülebiliyor. Özellikle de annelik duygusunu ilk kez yaşayan kadınlar; çevreden gelen iyi niyetli tavsiyeler, sosyal medya paylaşımları ve kulaktan dolma bilgiler arasında çoğu zaman kafa karışıklığı yaşayıp bazı hatalara düşebiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu, “Hamilelikte doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmak kritik önem taşıyor. Oysa toplumumuzda doğru sanılan bazı yanlış inanışlar çok sık karşımıza çıkıp, anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde riske atabiliyor. Kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemek, hamileliği, doğumu ve lohusalığı sağlıklı ve huzurlu kılar. Sağlıklı nesiller, bilinçli annelerin doğru adımlarıyla başlar” diyor. Dr. Kayaoğlu, hamilelik sürecinde en sık yapılan 6 hatayı ve doğrularını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu

Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu

  • “İki kişilik yemek”: YANLIŞ!

DOĞRUSU: “Artık iki canlısın, iki kişilik yemelisin.” cümlesi gebelikte en sık duyulan ve uygulanan yanlışlardan biridir. Hamilelik sürecinde annenin enerji ihtiyacı elbette ki artar; fakat sanılanın aksine bu kadar büyük ölçekte değildir. Günlük beslenmeye ortalama olarak 300–350 kalori eklemek çoğu zaman yeterli olacaktır. Önemli olan porsiyonu arttırmak değil, çeşitli, dengeli ve besin değeri yüksek gıdaları tercih etmektir.

  • Folik asite geç başlamak: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Anne karnındaki bebeklerde beyin ve omurilik taslağı olan nöral tüpün gelişimi ve kapanması gebeliğin erken haftalarında gerçekleşir. Bu dönemde oluşan aksaklıklar, beyin ve omurgayı koruması gereken kemiklerde anatomik bozukluklara yol açabilir. Nöral tüpün doğru şekilde kapanması için folik asite gebelik planlaması sürecinde başlanmalıdır. “Hamile kalınca başlarım” şeklindeki düşünce risk yaratabilir.

  • Doğal olan zararsızdır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Sinem Bostan Kayaoğlu “Toplumda oldukça yaygın olan bu yaklaşım gebelikte ciddi riskler doğurabilir. Örneğin; bazı bitkisel çaylar rahim kasılmalarını tetikleyerek erken doğum veya düşük riskini artırabilirken; alınan bazı doğal takviyeler ise kullanılmakta olan ilaçlarla etkileşime girerek zararlı sonuçlara yol açabilmektedir. Bu nedenle gebelik sürecinde doktor onayı olmadan hiçbir ilaç, vitamin ya da bitkisel ürün kullanılmamalıdır” diyor.

  • Hamile kadın yatıp dinlenmeli: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı seyreden gebeliklerde hareket çok önemli olsa da mutlaka doktora danışılmalıdır. Egzersiz yapmak konusunda risk oluşturacak durumlar dışında, başlangıç için en uygun zaman gebeliğin 3. ayından sonradır. Egzersiz yapmak; kilo alımının kontrollü olmasına, ödemleri azaltmaya, uykuyu düzenlemeye, doğumu kolaylaştırmaya ve gebelikten lohusalığa ruhen ve bedenen daha sağlıklı geçmeye yardımcı olur.

  • Hamileyken diş tedavisi yapılmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hormonal değişim diş eti hassasiyetini artırdığından çürük, diş eti kanamaları ve iltihabi durumlar gebelik döneminde daha kolay gelişebilmektedir. Tedavinin ertelenmesi annenin yaşam kalitesini bozmakla kalmayıp erken doğum riskini artırabilir. Özellikle ikinci üç aylık dönemde lokal anesteziyle uygulanabilecek diş temizliği, dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi vb işlemler hekim onayıyla güvenle yapılabilir.

  • Doğuma hazırlığı ertelemek: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dr. Kayaoğlu “Hamilelikte özellikle doğumun fizyolojisini ve doğumda karşılaşılabilecek durumları öğrenmek; doğum ekibiyle işbirliği içerisinde kalınmasını desteklerken, anne adayının süreç içindeki kontrol duygusunu da güçlendirmektedir.  Hamilelikte kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel doğrularla ilerlemeniz; gebeliğinizin daha huzurlu, doğumuzun daha güçlü ve lohusalığınızın daha sağlıklı olması için size ışık olacaktır” diyor.

Günümüzün en yaygın hastalığı, depresyon!

Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Depresyona yönelik toplumsal farkındalığın artması bir yandan hastalığın erken tanısında önemli rol oynuyor ancak bir dezavatantajı da beraberinde getiriyor. Çünkü depresyon, benzer belirtiler gösteren farklı hastalıklarla da karıştırılabilir. Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre her 20 kişiden 1’i yanlış depresyon tanısı alıyor olabilir. Anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi durumların depresyonla karıştırılabildiğini belirten Acıbadem Life Klinik Psikoloğu Cansu Çelik, ‘Her mutsuzluk depresyon değildir hem bedeni hem zihni birlikte değerlendirmek tedavi başarısında kritik rol oynar’ diyor.”

Klinik Psikoloğu Cansu Çelik

Klinik Psikolog Cansu Çelik

SADECE DEPRESYONDA GÖRÜNMEYEN BELİRTİLERE DİKKAT!

Depresyon, günümüzde en yaygın ruh sağlığı sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünya çapında yetişkinlerin yaklaşık %5’i depresyondan etkileniyor ve kadınlarda bu oran daha yüksek. Depresyonun uzun süreli üzüntü, ilgi kaybı, enerji düşüklüğü, uyku ve iştah değişimleri, konsantrasyon bozuklukları gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Klinik Psikolog Cansu Çelik, “Depresyon, çoğu zaman psikoterapi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kontrol altına alınabiliyor. Ancak depresyonun tanısını zorlaştıran faktörlerde mevcut. O da başka sağlık sorunlarının da benzer semptomlar göstermesi” uyarısında bulunuyor.

DEPRESYON, ANEMİDEN MENOPOZA PEK ÇOK PROBLEMLE KARIŞTIRILABİLİR

Harvard Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara göre depresyon tanısı alan her 20 yetişkinden 1’inin teşhisi yanlış olabilir. Bunun da en önemli etkeni başka hastalıkların depresyon belirtileri ile benzer semptomlar göstermesi. Anemi, vitamin eksiklikleri (B12, folat, D vitamini), tiroid bozuklukları, hormonal dengesizlikler, kan şekeri düzensizlikleri ve menopoz gibi durumların tıpkı depresyonda olduğu gibi yorgunluk, motivasyon kaybı, uyku bozuklukları ve duygu durum değişiklikleriyle kendini gösterebildiğini belirten Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), aneminin dünya çapında özellikle kadınlar ve çocuklarda yaygın olduğunu ve tedavi edilmediğinde ruh hali üzerinde olumsuz etkiler yarattığını vurgular. Benzer şekilde, vitamin B12 ve folat eksiklikleri de yorgunluk, konsantrasyon sorunları, unutkanlık ve motivasyon kaybı gibi depresyonla örtüşen belirtiler yaratır. D vitamini eksikliği, kas zayıflığı, enerji düşüklüğü ve duygu durum değişimleriyle yine depresyonu taklit edebilir. Kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji gibi kas-iskelet sistemi hastalıkları da hem sürekli ağrı hem de uyku bozuklukları yoluyla depresif bir tablo çizebilir. Tiroid bozuklukları, özellikle hipotiroidi, enerji azalması, kilo artışı, depresif ruh hali ve zihinsel yavaşlama gibi belirtilerle kolayca depresyonla karıştırılabilir. Kan şekeri düzensizlikleri ve diyabet, yorgunluk, kilo değişimi, sinirlilik ve motivasyon kaybıyla benzerlik gösterirken, hormonal dengesizlikler —özellikle doğum sonrası depresyonla karıştırılabilecek postpartum tiroidit gibi durumlar— da ayırıcı tanıyı güçleştirir. Menopoz döneminde östrojen seviyelerinin azalmasıyla ortaya çıkan uyku problemleri, duygusal dalgalanmalar ve odaklanma zorlukları ise yine depresyon tanısını düşündürebilir. Tüm bu sağlık sorunlarının ortak noktası, depresyonu andıran ama altta farklı biyolojik nedenlere dayanan semptomlar üretmeleri ve bu nedenle doğru tanı konulmadan tedaviye başlanmasının riskler taşımasıdır” uyarısında bulunuyor.

DEPRESYONDA DOĞRU TANI İÇİN

Günümüzde basit laboratuvar testleri ile anemi, vitamin eksiklikleri, tiroid bozuklukları ve hormonal dengesizlikler gibi depresyonu taklit eden durumların hızla tespit edilebildiğini belirten Acıbadem Life Klinik Psikolog Cansu Çelik,Depresif belirtiler görüldüğünde kan tahlilleri, vitamin düzeyleri ve tiroid fonksiyon testleri gibi biyolojik kontrollerin yapılması, hem doğru tanı hem de etkili tedavi için kritik önem taşıyor. Unutmayın, her mutsuzluk depresyon değildir; zihni ve bedeni birlikte değerlendirmek, hayatın geri kalanını değiştirecek en değerli adımdır” diyor.

Çocuğunuz sonbahar hastalıklarına hazırlıklı mı?

Yaz mevsiminin sona erip sonbahara girilmesi ve okulların açılmasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş, özellikle kapalı alanlarda daha uzun süre zaman geçirilmesi nedeniyle, sağlığımızı korumak için önlem almanın çok daha önemli hale geldiğini belirterek “Sonbahar ve kış aylarında ağırlıklı olarak üst solunum yolu enfeksiyonlarını görüyoruz. Bu enfeksiyonlar öksürme, hapşırma hatta konuşma esnasında havaya yayılan damlacıklar yoluyla kolayca ve hızla bulaşıyor. Bu nedenle bazı basit önlemler almak, mikropların konsantrasyonunu azaltmada ve hastalıklardan korunmada büyük önem taşıyor” diyor. Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş, sonbaharda çocukları enfeksiyonlardan korumanın 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş

Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş

  • Ortamı sık sık havalandırın

Sınıflar ve odaların çocuklar yokken iyice havalandırılması, mikroplarla karşılaşma riskini azaltacaktır. Ders aralarında bu havalandırma yapılabilir. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Bazı hastalıkların bulaştırıcılığı klinik bulgu vermeden başlar. Havalandırma ile bulaş riski, mikrop konsantrasyonu azaltılır” diyor.

  • Hijyenin önemini öğretin

Hastalıklardan korunmada el temizliği başta olmak üzere hijyen kurallarına dikkat etmek son derece önemlidir. Çocuklara özellikle tuvaletten sonra ve yemeklerden önce ellerini sabunla, doğru bir şekilde yıkamanın önemi öğretilmeli, bu konuda rol model olunmalıdır.

  • Bu eşyaların kişiye özel olduğunu anlatın

Çocuklar sınıfta birbirlerinin eşyalarını (özellikle su kabı, çatal, bıçak vb) kullanmamalıdır. Aksi halde bulaş ağız yoluyla kolaylıkla olacaktır. Aynı şekilde kalemleri ağıza değdirmemek ve elleri gün içinde özellikle ağız ve gözlere sürmemek de çok önemlidir.

  • Grip aşısı yaptırın

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Grip aşısı kış sezonu öncesinde çocukları gripten korumada önemli bir rol oynamaktadır. Aşıların ihmal edilmemelidir. Grip aşısı, grip sonrası ortaya çıkabilecek kulak iltihabı ve zatürre gibi komplikasyonları da önler” diyor.

  • Hasta ise okula göndermeyin

Çocukların hastayken kreşe götürülmemesi ve okula gönderilmemesi, kapalı alanlarda enfeksiyonların yayılmasını büyük ölçüde azaltır. Ailelerin buna çok dikkat etmesi gerekir. Gerekirse maske kullanılmalı ve maske dört saatte bir değiştirilmelidir.

  • Açık havada zaman geçirmesini sağlayın

Sonbaharla birlikte güneş yavaş yavaş yerini bulutlu ve serin havaya bıraksa da, fırsat buldukça mutlaka çocuğunuzun açık havada güneşten faydalanmasını sağlayın. Bu sayede hem D vitamini almış olacak hem de bağışıklık sistemi güçlenecektir.

  • Gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesi kullanmayın

Dr. Ülkü Yılmaz Tıraş “Ebeveynler çocuklarının bağışıklığını kuvvetlendirmek için; internetten, sosyal medyadan ya da arkadaş çevresinden duyduklarıyla takviye ürünler kullandırabiliyorlar. Oysa çocuğun kan testi ile değerlerine bakılarak, vitamin ve mineral takviyesine gerek görüldüğü durumda doktor önerisiyle başlanmalıdır. Aksi taktirde fayda yerine çok ciddi zararlara yol açabilir” diyor.

Robert Redford hayatını kaybetti

Hollywood’un unutulmaz aktörlerinden, sinema efsanesi, yönetmen ve çevre aktivisti Robert Redford, 89 yaşında yaşamını yitirdi.
Sadece kameranın önünde durmadı, aynı zamanda hikâye anlatıcılığının, dünyanın ve sanatın hizmetindeydi.
 #RobertRedford (1936-2025)