Cemiyet, magazin ve güncel haberler
Yazılar
Tarkan’dan “Hodri Meydan”
/0 Yorumlar/in MANSET /tarafından HANEDANTarkan’dan “Hodri Meydan”
Megastar Tarkan’ın DMC etiketiyle yayımlanan son albümü “10” un altıncı video klibi “Hodri Meydan” şarkısına çekildi.
Geçtiğimiz yıllarda gerçekleşen konser görüntülerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulan klibi kendi sosyal medya hesaplarından da paylaşan Tarkan; “Madem konserlerde buluşamıyoruz o zaman bu kliple biraz hasret giderelim. Bu şarkı“10”albümümden en sevdiğim şarkılardan biridir bu arada. Hem 2020’den sonra 2021’e bi “Hodri Meydan” demek lazımdı :)” dedi.
Söz ve müziği Tarkan’ın kendisine, düzenlemesi ise Ozan Çolakoğlu’na ait olan “Hodri Meydan” şarkısı için yayınlanan klibin yönetmenliğini İrfan Yıldırım üstlendi
5 Yıldız 1 klip
/0 Yorumlar/in Alt manset /tarafından HANEDAN5 Yıldız 1 klip
Yıldız Tilbe “Seninle Derdim Çok” şarkısının klibinde 5 farklı saç modeliyle rol aldı
Yıldız Tilbe’nin Özdemir Müzik etiketi taşıyan “Seninle Derdim Çok” isimli tekli çalışmasının video klibi dijital platformlarda yayımlandı.
Söz ve müziği Yıldız Tilbe’ye ait olan şarkının düzenlemesinde Can Atayılmaz’ın, mix’inde Utku Ünsal’ın, mastering’inde ise Emre Kıral’ın imzası bulunuyor. Klibin yönetmen koltuğunda ise Ahmet Can Tekin oturdu. Klipte Yıldız Tilbe 5 farklı saç modeliyle rol aldı. Farklı peruklar kullanan Yıldız Tilbe’nin en dikkat çeken peruğu Aysel Gürel’i anımsatan kırmızı peruğu oldu.
Elif İnci Aras, Aras Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı oldu
/0 Yorumlar/in MANSET /tarafından HANEDANElif İnci Aras, Aras Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı oldu
Ortağı olduğu mobilya ve mimarlık firmasıyla 2010 yılında yollarını ayıran Elif Hanım, eğitimin hayatına geri dönmüştü. Bilgi Üniversitesi muhasebe ve denetim yüksek lisanı aldıktan sonra aile şirketi olan Aras Holding’de farklı kademelerde grev alan Elif Hanım Aras Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak atandı. Şirketin denetim konularını ve sosyal sorumluluk konularında faaliyetlerini yürütecek.
Şirketten yapılan açıklamada; Aras Holding kurucusu Celal Aras anısına, 2009 yılında kurulan vakfın çatısı altında projeler gerçekleştirecek. Vakıf, Türkiye’nin her bölgesinde sosyal sorumluluk bilincini aşılayıp, sorunlara çözüm getirmeye çalışan, öğrencilere destek sağlayacak.
Ford’un tam elektrikli ilk ticari aracı E-Transit, Türkiye’de üretilecek
/0 Yorumlar/in Otomobil /tarafından HANEDANFord’un tam elektrikli ilk ticari aracı E-Transit, Türkiye’de üretilecek
Ford ticari araç modeli Transit’in ilk tam elektrikli versiyonunun, Avrupa’daki müşteriler için Ford Otosan Gölcük Fabrikası’nda üretecek.
Ford Motor Company Başkanı ve CEO’su Jim Farley’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen, Ford E-Transit’in global lansmanında ticaretin lideri Transit’in tam elektrikli ilk versiyonunun Avrupa müşterileri için Ford Otosan Gölcük Fabrikası’nda üretileceği açıklandı.
Bob Marley’in ülkesi “Jamaika”
/0 Yorumlar/in Gezi /tarafından HANEDANBob Marley’in ülkesi “Jamaika”
Jamaika, Amerika kıtasında, Küba’nın güneyinde, Büyük Antiller’de yer alan bir Karayip ada ülkesidir.
Yüzölçümü, 10.990 km², sahil şeridi, 1.022 km dir. İkliminde; tropikal, sıcak, nemli hava etkindir; iç kısımlarda ise ılıman iklim görülür. Tropikal bir cennet olan bu ada ülkesinin arazisi çoğunlukla dağlıktır. Karayiplerin üçüncü büyük adası olan Jamaika, aynı zaman eşsiz kahve çekirdeklerinin üretildiği Blue Mountain’a ev sahipliği yapar. Kahveseverlerin favorileri arasında yer alan Blue Mountain çekirdekleri, sınırlı üretim kapasitesi ve kendine özgü aroma ve tadından dolayı en pahalı kahve çekirdekleri arasına yer alır.
Jamaika’nın başlıca şehirleri Kingston, Portmore, Spanish Town, Mandeville, Ocho Ríos, Port Antonio, Negril ve Montego Bay’dir. Kingston ayrıca dünyanın yedinci büyük doğal limanına ev sahipliği yapar. Kristof Kolomb 5 Mayıs 1494 yılında adaya ulaştığında “Gözlerimin gördüğü en güzel ada” olarak tariff etmiştir. Kolomb adaya “Santiago” adını vermiştir ancak adanın yerlileri tarafından kullanılan Xaymaca, “Jamaica” olarak kullanılmaya devam etmiştir. Adaya yerleşen İspanyollar, neredeyse tüm yerli halkı öldürmüşlerdir. Ada 1655 yılında İngiltere egemenliğine geçince, adadaki İspanyollar sürgün edilmiş, yeterli kolonileşme sağlanamadığı için de değerli şeker üretiminde kullanılmka üzere Afrika’dan çok sayıda köle getirildi. Günümüzde Jamaika halkının büyük çoğunluğu bu sebeple Afrika kökenlidir.
Adada resmi dil İngilizcedir ancak yerel halk kreyol bir dil olan Jamaika Patoisi lehçesini konuşmaktadır (Birden fazla dilin birleşmesiyle oluşmuştur)
Jamaika aynı zamanda Reggae müziğinin efsanesi Bob Marley’in de vatanıdır. Jamaika’ya gittiğiniz Bob Marley Müzesi’ni de ziyaret etmeyi sakın unutmayın. Jamaika’daki diğer ziyaret edilmesi gereken yerler Kraliyet evi, Aziz Cathrine Katedrali, Ulusal Galeri, Fern Gully, Mavi (Blue Mountains) ve John Crow Dağları milli parkı, Crocodile Pond (Timsah Göleti), Long Bay ve tabi ki Karayip Korsanları efsanelerine konu olan meşhur Port Royal’dir.
Bu güzel cennetten bir köşe adaya ne yazık ki Türkiye’den direkt ulaşım imkanı yoktur. Bunun için Amerika, Küba ya da Avrupa ülkerinden aktarmalı uçuş yapmanız gerekecektir. Jamaika Türkiye vatandaşlarına vize uygulamıyor olsa da, aktarma yapacağınız ülkeye giriş için vizeniz olduğundan emin olun. Jamaika ulaşmanın bir diğer yolu da deniz seferleridir ve birçok gemi tatili paketinin içinde yer almaktadır.
Ferhat Kaan Şahin
pausedergi@gmail.com
TROYA ANTİK KENTİ
/0 Yorumlar/in Gezi /tarafından HANEDANTROYA ANTİK KENTİ
Efsaneleri, aşk ve kahramanlık destanı ile anılan; Troya’ nın gizemli mitolojik hikayesini sizlerle paylaşmak istedik.
Troya antik kenti; Çanakkale, Tevfikiye köyü sınırları içinde bulunuyor. Şehrin Anadolu ve Avrupa yakaları olması sebebiyle, Asya kıtasında yer almaktadır. Binlerce yıllık geçmişi ile dünyada hep merak edilen çalışmalar yapılmış bir bölgedir. İlk yerleşimin M.Ö. 3000 yıllarında olduğu düşünülmektedir. Dönemi itibariyle şehir devletlerin kurulduğu dönemlerde varlığını sürdürmüştür. Şehir yangınlar, savaşlar ve deprem sebebiyle dokuz kez yeniden kurulduğu araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Şehrin kurucuları ise ilk yerleşim sağlayan Dardanos kral soyundan gelenler olmuştur. Rivayete göre şehrin kuruluş efsanesi; “Dardanos kraliyet ailesinden olan İlos katıldığı bir yarışmada benekli bir inek kazanır. Şehrin bilicileri İlos’ a ineği serbest bırakmasını ve ineğin ilk mola verdiği bölgede bir şehir kurmasını öğütlerler. İlos, öğüdü dinlemiş ve serbest bıraktığı ineği Hisarlık Tepesi’nde oturmuştur. Bu sebeple İlos’un burada bir şehir kurup şehre İlion adını verdiği rivayet edilir.”
Yüzyıllar sonra; Antik şehrin keşfediliş hikayesi de Homeros’ un eserleri sayesinde olmuştur. Heinrich Schliemann, adında Alman tüccar ve amatör arkeolog’ un İlyada’ yı defalarca okuması ve bölgeye yönelik merakı sonucu kişisel girişimi ile 1868 yılında ilk kazılar başlamıştır. Tabii ki bu merakının masum olmadığı biliniyor. Yaptığı kazılarda bölgeden çıkan kıymetli tarihi eserleri yurtdışına kaçırdığı anlaşılmıştır.
Troya antik kenti arkeolojik kazılardaki bulgulara göre; Çanakkale Boğazı’nın güney girişine yaklaşık 4,8 kilometre mesafedeki Hisarlık adlı bir tepeciğin üzerinde yer almaktadır. Şehrin kuruluşu sonrası güçlü bir devlet olması sebebiyle, devasa surlara sahip iç kalesiyle nüfuzlu bir şehir olduğu bilinmektedir. Kazılarda Troya’nın bin yıllık dönemi süresince defalarca yıkılıp yeniden inşa edildiği tespit edilmiştir. Gelişmiş ve bölgesinde önemli bir şehir olarak varlık gösterirken, savaşlar veya doğal afetler ardından harabeye dönüşü kentin tarihinde yer almaktadır. Orta Çağ dönemine dek, Troya’nın inişlerle ve çıkışlarla dolu öyküsünün devam ettiği anlaşılmaktadır. Bölge dönemi itibariyle dünyaya yön veren hükümdarlar tarafından saygınlık görmüş bir merkez olmuştur. Savaş sonrası şehirden ayrılıp Roma imparatorluğunun kurulduğu topraklara giden Aeneas’ in, Roma’nın efsanevi kurucuları Romulus ve Remus’un atası olduğuna inanılmıştır. Bu sebeple Roma İmparatorlarının hep saygı duyduğu bir bölge olmuştur. Makedonya’ nın kurucusu döneminin güçlü imparatorlarından; Büyük İskender (MÖ 356-323) bölgeye duyduğu saygıdan dolayı önem vermiştir. Troya’yı yeniden eski ihtişamına getireceğine yemin edip, şehrin yeniden imarı ve vergiden muaf tutulması emrini vermiştir.
Troya Savaşı’na ait hikayelerden esinlenerek yaratılmış film vizyona girmesi ile son dönemlerde büyük ilgi görmüştür.
Bugüne gelirsek; günümüz arkeologları ve tarihçiler Homeros eserinde anlattığı savaşın gerçekten yaşanıp yaşanmadığı, zamanını ve nasıl gerçekleştiğini belirleme çabaları sürüyor. MÖ 1300 yılı civarında savaşın gerçekleştiğidir. Yıkıntılar arasında mancınık bulunması savaşın bu zamanda geçtiğine işaret etmektedir. Savaşın daha sonra, MÖ 1190 civarında gerçekleşmiş olması da ihtimaller dâhilindedir. Bu tarihe gelindiğinde Troya yeniden inşa edilmiş ama şehir, Akdeniz’deki birçok benzeri gibi saldırıya uğramış ve tarumar edilmiştir.
Kazıların 1865 yılından bu yana sürdüğü Troya’da şehrin mimarisi ve hazineleri gün yüzüne katmanlar halinde çıkmaktadır. Arkeologlar 4 bin yıldan da eski dönemde Troya’nın büyük bir refah içinde yaşadığını artık biliyorlar. Hükümdarların bıraktığı devasa hazineler arasında binlerce altın yüzüğün yanı sıra altın, gümüş, elektrum, bronz, bakır kaplar ve birçok silah bulunmaktadır.
Efsanevi şehir Troya antik kenti kazılarında bulunan eserler 2018 yılında hizmete açılan Troya Arkeloji müzesinde sergilenmektedir.
Efsanesi:
Troya’ da yaşananları MÖ 800 yılında yaşamış olan İonia’ lı (İzmir çevresi) Homeros’ un İlyada ve Odysseia eserlerinden biliyoruz. M.Ö. 1180’e tarihlenen Troya Savaşının anlatıldığı eserlerinde; Sparta Kraliçesi Helen, bir düğün nedeniyle şehre gelen eski Troya Prensi Paris’ e gönlünü kaptırır. Paris’ in babası Troya kralı iken, Zeus babasını cezalandırarak krallığı elinden almış ve Paris’ i İda dağlarında çoban yapmıştır.
Aşkın başlangıç hikayesi ise; Kral Peleus ile deniz tanrıçası Thetis’in düğünleri sırasında güzellik tanrıçası Afrodit, kraliçe Helen, Zeus’un kızı Athena ve Zeus’un eşi Hera, düğüne çağrılmayan nifak tanrıçası Eriş tarafından masalarına atılan, üzerinde “en güzele” yazılı altın elma için harekete geçmeleridir. Altın elma paylaşılamayınca kavga çıkar. Bu durum üzerine Zeus, seçimi Paris’ in yapmasını ister. Bu rekabet yüzünden masada ki kadınlar Afrodit, Athena ve Hera, Paris’ e vaatlerde bulunurlar. Paris, Helen’ i en güzel kadın olarak seçer. Evli olan Helen ile aralarında bu olaydan sonra yasak aşk başlar. İki aşık, Troya’ ya kaçarlar yani Antik Yunan’ dan, Asya’ ya kaçmışlardır. Sparta Kralı kendisini küçük düşüren bu olayı temizlemek için kardeşi Mykene kralı Agamemnon’ un başında olduğu Akha ve birleşik Antik Yunan ordusunu karşı kıyıya gönderir. Troya’yı savunmak için ise Troya Kralı Priamos’un oğlu Hektor’ un komuta ettiği, Anadolu’ dan gelen askeri birlikler ile savunma sağlanır. Helen’ i geri almak için harekete geçen ordular ile başlayan savaş on yıl sürer. Yıllarca süren savaşta, yorulurlar ve birbirlerine karşı üstünlük sağlayamazlar.
Akha ordusu, Kral Odysseus’un fikrini geçekleştirerek savaşın sonunu getirirler. Bugünde şehrin simgesi olan; devasa bir tahta bir at inşa ederler. İçerisine Odysseus ve seçkin askerler gizlenirler. Gece karanlığında tahta atı barış sembolü olarak Troya’nın kapısına bırakılır. Çekildikleri söylenen diğer askerleri taşıyan gemiler Bozcada arkasında kalan bölgeye saklanırlar. Savaş yorgunu, barış arzusunda olan Troyalılar; sessizlik üzerine karşı tarafın geri çekildiğini ve barış için tahta at bırakıldığına inanırlar. Barış için bırakılan tahta atı surların içine alırlar. Gece yarılarına kadar barış kutlamaları içi şarap içip eğlenip sızarlar. Bu sebeple savunmasız kalan şehrin kapıları, atın içinden çıkan Akhalı savaşçıların saldırısı ile açılır. Savunmasız kalan Troya’nın surlarına yönelen Akha ordusunun saldırısı ile Troya şehri tamamen harabe haline gelir. Troya’ da taş, taş üstünde bırakılmadan yakılıp, yıkıldığı büyük felaket yaşanır. Bu son pusu içeren darbe ile Troya şehri ve Paris’in sonu gelmiş olur.
Paris’ in babasının elinden krallığın alınması ile ilgili sözü edilen kehanet gerçekleşir.
Zeus’ a iletilen kehanete göre, Paris’ in babasının yönettiği şehir yerle bir olacaktır. Bu yüzden krallık ellerinden alınmış ve Paris dağlara sürülmüştür. Bu savaş ile birlikte Troya kehanet edilen kaderini yaşamış olur. Savaş sırasında Zeus zaman, zaman her iki tarafı da desteklemiştir. Bu konuda kendisini en çok etkileyen eşi Hera olmuştur.
Zaferi kazanan Menelaos, eşi Helene’yi alarak Yunanistan’a doğru gemisi ile yolculuğa çıkar.
Yıllar süren savaşa neden olan kraliçe Helen’e olan iki erkeğin tutkusu neden olması sebebiyle; savaş sırasında Menelaos ve Paris düello yapmak istemişlerdir. Bu sayede savaşın uzamadan bir sonuca varması düşünülmüştür. Düello sonucunda kazananın ödülü Helen’e sahip olması ve savaşın bitişidir. Düelloyu istemeyen Zeus’ un eşi olan Afrodit’ in müdahalesi ile düello gerçekleşmez.
Homeros’un İlyada ve Odysseia epik şiir eserleri dilimize harika bir tercüme ile çevrilmiştir. Okurken elinizden bırakamayacağınız sürükleyici, etkileyici düşündürücü bir üsluba sahip eserlerdir.
Truva ören yeri milli park sınırları içerisinde yer almaktadır. Truva, dünyanın önemli medeniyetlerinden Roma imparatorluğunun başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Bölgeye yaptığınız ziyarette; savaş kalıntıları ve surları incelemek geçmişin mitolojik hikayelerine keyifli bir yoluculuk yaptıracaktır. Mitolojide bahsi geçen tahta Truva Atı ise Çanakkale şehir merkezinde ziyaret edilebilmektedir.
Troya Müzesi ve Ören Yeri Hakkında:
Tevfikiye Köyü, Çanakkale: Telefon: 0 286 283 00 61
Ulaşım: Araç ile yolculuk da; Çanakkale – Ezine istikametine devam edilirken, Çıplak köyü istikametine devam edilmesi ile ulaşılmaktadır. Truva antik kentine şehir merkezinden kalkan dolmuşlar ile ulaşım mümkündür. Şehir merkezine 30 km mesafededir.
Murat Söker
e-posta: neexss@gmail.com
intagram: murat_soker
Burçların şanslı günleri ve şanslı sayıları
/0 Yorumlar/in HOLLYWOOD /tarafından HANEDANBurçların şanslı günleri ve şanslı sayıları
Çok eski dönemlerden beri gökyüzünde bazı gezegenler ve yıldızlar gözlemlenerek takvimler yaratılıyordu. Her gezegenin bir günü olduğu gibi saati de önemsenerek buna uygun zamanlarda hareket etmeyi öğrenmişlerdi. Günümüzde de tüm gezegenlerin bir anlamı, işlevi, görevi olduğu gibi; gezegenin günü, o günün önemi ve aynı zamanda saati de oldukça önemsenmekte. Gezegen günlerini ve o günlerde nelere dikkat etmemiz gerektiğini sizlerle paylaşıyorum:
Astrolog Sündüz Taş
PAZARTESİ AY GÜNÜ
Ay duygusal ihtiyaçlarımızı, evimizi, ailemizi, bedenimizdeki sıvıları ve beslenmemizi yönettiği için “Pazartesi sendromu” diye adlandırılan duygularımızın biraz karışık olduğu gündür. Ayın yönettiği tüm konulardaki işlerimiz hızlı ve olumlu olur. Ailemizle ilgileniriz, mutfak işleri için uygundur, diyete başlamak için uygundur. Ay hızlı hareket ettiği için hızlı çözümlenmesini istediğimiz işlere bugünde başlamakta fayda var.
AY SAATİ: Uzun yolculuklara çıkmak, alışveriş yapmak, yemek yapmak için çok uygun saatlerdir.
SALI MARS GÜNÜ
Mars harekete geçme, mücadele, sabırsızlık, agresiflik, cesaret ve öncülüğü temsil eder. “Salı sallanır” tabiri halk arasında o gün yeni bir işe başlanmayacağından dolayı yaygındır. Risk almayı gerektiren girişimler, spor yapmak, cerrahi operasyonlar için uygunken araç kullanırken dikkat edilmelidir.
MARS SAATİ: Spor aktiviteleri, yürüyüş, fiziki güç gerektiren işler, ameliyat, diş çektirmek için uygun saattir.
ÇARSAMBA MERKÜR GÜNÜ
Merkür iletişim, öğrenme-öğretme, ticaret, seyahat, eğitim, medya ve kardeşleri temsil eder. “Dokuz ayın Çarşambası bir araya geldi” denilmesinin sebebi de hızlı gelişmeler yaşanmasındandır. Yeni bir işe başlamak, eğitimler almak, ticari anlaşmalar yapmak, satış-pazarlama için olumlu gündür.
VENÜS SAATİ: Kitap okumak, bulmaca çözmek, ders çalışmak, konuşmak, sohbet etmek, seminer ve konferans vermek, seyahat etmek için uygun saatlerdir.
PERŞEMBE JÜPİTER GÜNÜ
Jüpiter şans, bereket, mutluluk, zenginlik, bilgelik, dini konular, kazanç, abartmak, affetmek, barış ve uyum, öğretmenler, akademisyenler, üniversiteler ve yayıncıları temsil eder. Perşembe günü yeni işlere başlamak, süregelen işlerinizi geliştirmek için çok şanslı gündür. Parasal konularda, ticari anlaşmalarda şans yanınızdadır. Hukuksal konuları çözümlemek için de güzel gündür.
JÜPİTER SAATİ: Anlaşmazlıkları çözmek, hediye almak, yeni bir eğitime başlamak, sevdiklerinizle iletişim kurmak için şanslı ve uygun saatlerdir.
CUMA VENÜS GÜNÜ
Venüs aşk, cinsellik, güzellik, çekicilik, ilişki kurma yeteneğimiz, barış, huzur, sanatsal aktiviteler, kozmetik, giyim, müzik, dans, takılar, dekorasyon gibi hayatın dünyevi mutluluklarını veren yanlarını temsil eder. Alışveriş yapmak sanatsal aktivitelerde bulunmak, romantik aktivitelerde bulunmak, romantik zamanlar yaşamak, yeni ilişkilere başlamak ve birazda tembellik yapmak için uygundur
VENÜS SAATİ: Güzellik saatidir. Yapılan işler mutluluk verir, flört etmek, evlenme teklifinde bulunmak için güzel saatlerdir. Sevdiğiniz kişilerle aranızdaki küslüğü gidermek için, evde dekorasyon yapmak için, romantik ilişkiler yaşamak için yine oldukça uygun saatlerdir.
CUMARTESİ SATÜRN GÜNÜ
Satürn kalıcılığı, gerçekleri, odaklanmayı, baba, büyük baba gibi yaşlı kişileri, toplumsal kuralları, sabrı, engelleri, olumsuzluğu, mesafeli olmayı temsil etmektedir. Bugün başlayan işlerimiz sağlam ve kalıcı olur ancak sonuca ulaşmak için zorlu yollardan ve mücadele etmekten geçen yolun sonunda sabırlı olmayı bize öğretir.
SATÜRN SAATİ: Kitap okumak, düşünmek, kitap yazmak için uygun saatlerdir.
PAZAR GÜNEŞ GÜNÜ
Güneş canlılığı, yaratıcılığı, çekicilik, cesaret, karizma, otorite, aydınlanma, kendimizi ifade etme, şan, şöhret ve başarıyı, cömertliği, dostluğu ve ihtişamı temsil eder. Pazar günleri eğlenmek, dinlenmek, enerjimizi depolamak, akrabalarımızla, sevdiklerimizle keyifli saatler geçirmek, hedeflerimiz için düzenlemeler yapmak için uygun gündür. Pazar günleri bu nedenle tatildir. Enerjimizi depolarız.
GÜNEŞ SAATİ: Kendimize güvenimiz artar. Nişan, düğün gibi mutlu başlangıçlar için güzel bir gündür ibadet etmek, dua, meditasyon için oldukça uygundur.
BURÇLARIN ŞANSLI SAYILARI
KOÇ BURCU 6.9.15.343
BOĞA BURCU 5.6.13.188,4524
İKİZLER BURCU 3,5,24,233,3545
YENGEÇ BURCU 2,4,12,88,456
ASLAN BURCU 1,4,34,653
BAŞAK BURCU 0,5,16,888
TERAZİ BURCU 2,6,16,432
AKREP BURCU 8,9,53,783
YAY BURCU 3,12,582,943
OĞLAK BURCU 8,9,62,122
KOVA BURCU 4,8,10,84,999
BALIK BURCU 7,11,73,354
İrem Derici “Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum”
/0 Yorumlar/in MANSET /tarafından HANEDANİrem Derici “Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum”
Dört yaşında org çalarak müzik yapmaya başladı. Özgür ruhu o yıllarda da karakterindeki baskın olan tarafıydı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı piyano bölümünü bitirse de diğer bir diploması da; İstanbul Bilgi Üniversitesi sosyoloji bölümünden… Pazarlama iletişimi yüksek lisans programına devam ederken O Ses Türkiye’ye katıldı ve yarı finale kadar yükseldi. O Ses Türkiye’den önce üç yıl bir reklam ajansında metin yazarlığı yaptı. Aynı dönemde Monopop isimli grubuyla Türkiye’nin birçok yerinde sahne aldı. Yaptığı işi pazarlama tarafından tutun sosyolojik boyutuna kadar planlayabiliyor. Bundan dolayı mıdır, yoksa sesinin güzelliğinden midir ama çoğu insanın özellikle gencin şarkılarını ezberleyerek dinlediği sevgili İrem Derici Pause Dergi’nin bu ayki kapak konuğu.
Öncelikle geçmiş olsun… Nasıl oldunuz? Geçirenler sağ olsun! Her an değişiyor. Bence koronavirüs İkizler burcu. Dakikası dakikasını tutmuyor. Resmen paçavra gibi oldum. Ben kutlama kadınıyımdır. Yeni maxi single’ım çıkmıştı, akşamına ‘pozitif’ sonucu gelince psikolojik olarak çöktüm. Neyse ki durumu şimdi daha iyi…
Nasıl fark ettiniz? İlk tat ve koku gitti. Çamaşır suyu kokusunu hemen alırım. Evde temizlik yapılıyordu. Yerler siliniyor, ben koku duymuyorum. Kafamı kovaya soktum, yok. Sonra saç telimden ayak tırnaklarıma kadar kemiklerimi bir acı sardı. Geberiyorum sandım. Bir tabur askerden dayak yemiş gibiydim. 13 Kasım’da gelip çubukları beynime kadar soktular. Gece rapor, sabah İlçe Sağlık’tan ilaçlar geldi. Dirayetliyimdir. Beni etkilemez sanıyordum ama öyle olmadı. Yine de geçmişte daha ağır gripler geçirmiştim, ben sanırım daha hafif yaşıyorum.
Şimdi nasıl hissediyorsunuz? Koku ve tat alamamak. Rezalet bir duygu. Bugün uzun zaman sonra ilk kez koku aldım. Tuvalette… Ama nasıl sevindim bilemezsiniz… Heyecanla annemi falan aradım. Hâlâ tat alamıyorum ama..
Bu süreçte acayip şeyler yaşadığın oluyor mu? Geçen yemek siparişi verdim. ‘Kapıya bırak’ seçeneğini işaretledim, kapıya yemeği getiren “Abla biliyorum koronasın ama aç kapıyı da bir fotoğraf çektirelim” diyor. İnsanlar çok garip!
Dönelim yeni şarkının adına ‘Senin Hastan’ olunca bunun reklam ile bir ilişkisi olabilir mi? Keşke şarkının adını ‘Senin milyarderin’, ‘Senin şehvet kölen’ falan yapsaydık. Belayı çektik üzerimize. Benim korona olduğuma inanmayanlar için; sosyal medya hesabımdan Sağlık Bakanlığı logosu olan bir rapor koydum. İnceleyebilirler. Hâlâ şüpheleri varsa açık adresimi söyleyeyim. Buyursun gelsinler…
Nasıl bulaştı? Birine bulaştırdın mı? Klibi izlediğinizi düşünüyorum… İşte orada bulaşma söz konusu. Bütün set ekibi negatif çıktı. Ama model nur topu gibi pozitif… Neyse ki semptomu yok. O da karantinada. Belki duygusal bir şey başlayacaktı, aramıza korona girdi.
Model Diogo Fedrizzi… Brezilyalı değil mi? Evet ama burada yaşıyor. Abisi de Hadise’nin klibinde oynamış. Ona da bulaştı. Yazışıyoruz. Dün ona da ilaçlar falan götürmüşler.
Klip sırasında bir yakınlaşma oldu mu? Magazin dedikoduları doğru mu diye sorsak? O kadar ağız ağıza rol yaparken insanın kalbi atmıyor değil. Yemin ediyorum inanın; bu çekimler sırasında setlerde başlayan aşkları anladım. Bu çocukla 4-5 bölüm dizi çeksem kapısında çiçeklerle otururdum (gülüyor). Salgın bitsin bakalım ne olacak!
Çok rahat konuşuyorsunuz, bu kadar rahat ve samimi konuşmayı seviyor musunuz? Seviyorum. Ama her şeyin yeri var. Neyi nerede söyleyeceğimi biliyorum. Kimsenin şahsına da küfretmiyorum. Benimkiler bir nida gibi…
Yıllardır sana ‘ çılgın bir kişiliğe sahip ’ diyorlar. Katılıyor musun? Ben ilkokulda da böyleydim. Şu an hayatımın en sakin dönemindeyim. Benimki çılgınlık ya da delilik değil, özgürlük.
Nasıl bir özgürlükten bahsediyorsun? El âlem ne der korkusu yaşamadan istediğim şeyi söylüyorum. Haftada üç kere linç edilsem de değişmiyorum. Herkesin salonunda konuştuğu şeyleri biraz törpüleyerek insan içinde konuşuyorum diye deli mi oluyorum? Hayır.
Kıskanılıyor musun? Evet… Herkesin kıskandığı özgür bir kız…
Hak ettiğin yerde misin? Şu an değilim. Evde olmak yerine klipteki Brezilyalı modelle yemekte olmalıydım (gülüyor). Ben koronayı hak etmedim ya!
Çapkın mısın? Çok. Bütün erkek arkadaşlarım “İyi ki erkek değilsin, aç kalırdık” der.
Zor bir kadın olduğunu söylediğiniz zamanlar oluyor. Bundan dolayı ön yargılı davrananlar olabilir mi? Mesela erkekler? Zorum doğru… Aslında çok ‘Dediğim dedik’ kafadayım. Bana akıl verilmesini sevmiyorum. ‘En iyisini ben bilirim’ kafasından dolayı ben de, insanlar da yıprandı. Artık öyle değilim. Kalbi yorulur mu insanın? Yoruldum.
Yorgunum’ diyorsun, gönül kapılarını aşka kapattın mı? Yok, kapatmadım. Tekrar bir insan tanımak bile çok yorucu. Ben bir kere çok güzel bir aşk yaşadım. İnsan kıyaslıyor, arıyor… Şahıs olarak olmasa da, yaşadığı duyguları arıyor ve özlüyor. Artık aramıyorum. Aşk gelirse gelir. Belki bir romantik film gibi olur. Çarpışırız, kitaplarımız yere düşer. (gülüyor) Kalbim hep açık ama rafta. Ben zehir gibi bir şeyim. Hayatıma giren insanların hayatına zehir gibiyim. Kontrolcüyüm. Çok güzel aşktı yaşadığım. Onun gibi olacaksa olsun, olmayacaksa olmasın.
Sonsuz aşka inanır mısınız? Sizce var mı böyle bir şey? Var.. Kerem ile Aslı, Romeo ile Juliet… Aşk bence iki yıl süren bir hastalık. Ondan sonrası dostluk, saygı sevgi, şefkattir. Bir sonra ki cümlesini biliyorsan ama batmıyorsa bu sevgi ilişki gidiyor.
Tavlanmam Tavlarım diyorsunuz… Doğru mu? Her zaman tavlarım. Hiçbir zaman biri beni tavlamadı. Flört beni besliyor. Allah yaratmış, ben de bakacağım, gidip konuşacağım tabii. Pas verirse ne âlâ, pas vermezse Mualla…
Bir kere evlendin, bir daha evlenir misin? Büyük konuşmayayım. Bugün ‘evlenmem’ der, yarın Brezilya’da düğün yaparım.
Şarkıda “Gözün arkada kaldıysa önünü göremezsin” diyorsun. Senin gözün hiç arkada kaldı mı? Kaldı. Ama geçmişte yaşamak içten içe insanı yiyen bir hastalıkmış, onu anladım.
Son dönemlerde çektiğin kliplerinde seni çok cesur bulanlar var… Katılıyor musnuz? Bu, unuttuğunu söylese de aslında adamın şehvetinden, aşkından geberdiğini anlatan bir kadının şarkısı. Ben de klipte adamı kendime çekip kokluyorum diye bu söylentiler… Hemen tu kaka mı oluyorum? Bunda ne var? Mis gibi klip oldu valla.
Son dönemde neleri dert ediyorsun? Para ve sağlık… Aç değilim, açıkta değilim ama hayatımı küçülttüm.
Nasıl? İnsanlar ‘fakir edebiyatı’ diye kızıyor, haklılar. Ama ben tek değilim ki, bir ekibimiz var. Ve önümü göremiyorum. Seninle pandeminin başında yaptığımız video röportaj sırasında Maslak’ta hayvan gibi terası olan dubleks bir dairede yaşıyordum. Baktım aidat, kira… E kazanmıyorum. Fulya’da küçük bir eve taşındım.
Pop müzikte neden eskisi gibi hit yok? Tükettik. Besteciler de söz yazarları da tükendi. Bir de yeni trendler var. Müziği sosyal medya kullanıcıları yönlendiriyor. Şarkılar ‘TikTok’ta patlıyorsa patlıyor. Genç nüfus orada. Ha biz popçular da güzel şarkıları çıkarıyor muyuz? Hayır. Rezalet. Benim de rezalet şarkılarım oldu ama bu son şarkılarım öyle değil.
Geçmişten mesela içinde bulunduğumuz yıllardan farkı nedir geçmişin veya 90’ların diyelim? Sosyal medya farkı … Teknoloji bugün ki gibi değildi. Yoktu hatta… Sokakta oynardık. Ben kaset almak için para biriktirirdim. Şimdi herkes bilir kişi… Herkes müzikten anlayan biri gibi. Çıkıyor, ‘Olmamış’ diyor. Duygu yoğunluğu diye bir şey yok. Tamamen Fast food kültürü geldi hayatın içine yerleşti. Sosyoloji mezunuyum hayatı, yaşananları ve yaşayanları çok net okuyabiliyorum. fast food hayatımızda maalesef. Şarkılarda da ruh bekleme. Şimdi rap furyası var mesela. Ben çok severim ayrıca. 1-2 işim şarkısı güzel diye herkes rap yapıyor. Ben mesela ekipten biri, ‘Süper olmuş’ dediğinde inanmıyorum. ‘Stockholm Sendromu’ şu an diyorum. O yüzden işimin içinde olmayan insanlara dinletmeyi tercih ediyorum şarkılarımı.
Yeni şarkıların; ‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’nün farkları ne? ‘Güz Dönümü’ beni kariyerimde en etkileyen şarkı. ‘Senin Hastan’ da A’dan Z’ye kalite. Bir de artık “Bunda ekmek var. Bu şarkı tutar” demeyi bıraktım. Beni mutlu etmeyecek şarkıyı artık yapmam.
Bazı şarkıcıları herkes sever. Seni bazıları çok seviyor, bazıları da senden nefret ediyor. Bunu neye bağlıyorsun? “Severiz onu” denilenlerden star oluyor mu? Dünyanın, Türkiye’nin starlarına bakın. Mesela Hülya Avşar… Kıskananı çok. Michael Jackson, Madonna… Kulp bulmak isteyen herkese bulur. Bunlar star… Ama etliye sütlüye dokunmayan, aynı ses rengindeki popçular star değil maalesef.
Sizce star mısınız ? Hayır, değilim. Ben bir karakterim, bir tane de benim gibi lazım (“Canım İrem” diyerek kendini öpüyor).
Titiz detaycı bir tarafınız var. Temizlik halen takıntı halinde mi ? İşim konusunda detaycıyım. Temizlik takıntım halen biraz var. Ama eskisi kadar değilim. Hiçbir şey kalmadı onlardan.
Nedir onlar? Bir tane çay kaşığı pis olsa uyuyamazdım. Her şey nizamlı olacak. Artık öyle takıntım yok. Bir ay sonra ki konserin valizini hazırlıyordum. Adana valizi, Antalya valizi gibi sıralı duruyordu. Böyle hayat mı olur?
Günümüzde hayat çok değişti. Salgın hastalıklar vd. Hayatla ilgili hedeflerinizi sorsak ne dersiniz? Hayatın cılkı çıkmadan ölmek… Hedef değil ama kimseye muhtaç olmadan ölmek. Kimseye yük olmak istemem. Zaten başarmak istediklerimin çoğunu başardım. Ama elbette hedeflerim halen var. Son yıllarda yaşadıklarımdan sonra tek isteğim günüm güzel geçsin, huzurla geçsin, birilerine yardım edeyim. Kafamı yastığa koyduğumda ‘Birini istemeden üzdüm mü?’ şüphesi olmasın kafamda. Salgın bitsin dünya huzura kavuşsun yeniden bir arada eğlenebildiğimiz güzel konserler vermeyi isterim. Kendim de yazıp, çizmek istiyorum.
Korkularınız var mıdır? Kimin yoktur ki? Korkularım hep vardır. İşimle ilgili kariyer planlaması adına da sağlık adına da hep olur.
Kariyer adına derken? Her zaman ya da sürekli lale devrinin yaşanamayacağını biliyoruz. 10 yıldır piyasadayım. Ben inanılmaz patlayarak çıktım. Bir Mirkelam, bir bendim herhalde. 100 milyon dinlenmeler…. Popülerite alışınca durağanlaşıyor çünkü yeniler geliyor. Bu durağanlığa alışmada bir süreç… Bu duruma da alıştım. Memleket sürekli İrem Derici mi dinleyecek? Sadece sahnede gürül gürül söylüyorum günün birinde bunu kaybetmekten korkarım ki salgın sürecinde bunlar hep kısıtlandı.
Sosyal medya ile aranız nasıl? Orada Ata sporumuzu yapıyorum, cehaletle savaşıyorum. Ne yapsa tutuyor. Reklamlarda oynadı. Jüri yaptı yazalım diyorlar. Dünya eve kapandı. Biz de kapandık. Evde iken bu konuya da vakit ayırıp ilgilendiğim oluyor. Eskiden böyle her yerden her konuda yürüyenlere cevap vermiyordum. Onlar da kendini bilgili, otorite kabul ediyorlardı. Ama baktım ki; bu gibi insanlara “sükût altın” değil, tam tersine “ atıp tutmak hakkındır” gibi algılıyorlar. Sessizliğiniz cevap vermeme süreciniz sürdükçe her kes kendini bir şey sanmaya başlıyor. Kimse kimseye istediğini yazamaz. Söyleyemez. Ben de gereğini yapıyorum. Niye cvp. Vermeyeyim. İçinde yaşadığımız döneme bakın. Her gün ağzımızda maske ile yaşarken, bu gece ölsem ben bu hayatta yapacağımı yaptım derim. İçim rahat, kafam rahat, senden ne haber derim.
Ben müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım
/0 Yorumlar/in HOLLYWOOD /tarafından HANEDANBen müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım
23 yıldır sahnede, konserleri hep tıklım tıklım oluyor, onu sahnede izleyip de eğlenmeyecek kimsenin olmadığını söylüyor. Kendini müzikte belli bir kalıbın içine sokmuyor, “Bana hangi şarkıyı verirseniz en iyi şekilde söylemeye çalışırım” diyor. Yeni şarkısı ‘Dert Faslı’yla gündemde olan Berkay: “Ben sahnedeyken kızlar bağırsın çağırsın, çığlıklar atsın gibi beklentilerim hiç olmadı.”
Güne erken başlayanlardan… Sabah kahvesini koyuyor, sohbete başlıyoruz. Söyleşi sırasında yerinde sabit duramıyor. Evin içinde turlamaya başlıyor ama buna şaşırmamak lazımmış çünkü “Acayip hiperaktifim, asla oturduğum yerde durmam” diye anlatıyor. Son dönemde basında sık sık çıkan arabası, kolyesi ve saatlerine dair haberlerle yanlış anlaşıldığını düşünüyor: “Lüks tutkunu değilim.” Berkay Şahin’le müzikten geçmişte yaşadığı maddi zorluklara, aşktan ailesine sohbete dalıyoruz.
Harbiye Açıkhava’da her sene en az iki-üç konserin oluyor. Orada senden daha az konser veren bazı isimlerin başına ‘popstar’ gibi sıfatlar konmasını haksızlık olarak görüyor musun?
Hayır, insan kendini konumlandırdığı yer kadar var. Ben kendimi ‘popstar’, ‘hiperstar’ olarak konumlandırmıyorum.
Nasıl konumlandırıyorsun?
Ben, müzikte sınırları olmayan bir şarkıcıyım. Her geçen gün daha iyi olmak için uğraşan bir müzisyenim. Benim, kızlar ben sahnedeyken bağırsın çağırsın, çığlıklar atsın gibi beklentilerim hiç olmadı. Tek isteğim şarkımı söylerken, sustuğum noktada dinleyicinin o şarkıları tamamlamasıydı ve buna da kavuştum. Bir tarza da bağlı kalmadım. Bana hangi şarkıyı verirseniz en iyi şekilde söylemeye çalışırım. Ama bir konuda iddialı olduğumu söyleyebilirim. Beni izlemeye gelip eğlenemeyecek kimse yok.
Bunun sırrı ne?
Şarkı söylemeye başladığım an o kadar yaşıyorum ki… Söylediğim şarkıyı en iyi şekilde söylemeye çalışıp kalbime o duyguları yaşatıp hissettiğim gibi karşımdakine geçiriyorum.
Sahne şarkıcısı mı albüm şarkıcısı mısın?
Sahne ama insanlar albüm yapmama da alıştı. Her şeyin dijitale döndüğü bu dönemde 10 bin bile basılı albüm satmak zorken, sadece kendi keyfim için yaptığım ‘Arabest’ albümü 80 binden fazla sattı. Dijitalde de şarkılarım çıktığında, ilk sıralara 24 saat geçmeden oturuyor.
Bu meslekte ensende kimin nefesini hissediyorsun?
Herhangi birine rakip olabilecek bir adam değilim. Kendimi ayrı bir yerde konumlandırıyorum. İki çocuğum, ailem, kendi orkestram ve kendi sahnemle yaşayan bir adamım.
23 yıldır sahnedesin. Bu sektörde var olmak zor mu?
Çok ünlü veya çok göz önünde olmak zor değil aslında. Çıktığın yerde kalmayı başarmak zor. Ben bunu uzun bir yol, bir maraton olarak görüyorum. Her geçen gün ürettiğim müziğin üzerine biraz daha koymam gerekiyor diye düşünüyor ve ona göre hareket ediyorum.
Bu iş için nelerden vazgeçtin?
Özel hayatımdan vazgeçtim. Gerçekten mutsuz olduğun bir ruh halindeysen bile hep pozitif olman gerekiyor. Dolayısıyla kendi hayatınla alakalı çok ödün veriyorsun.
Bu yolculukta zorluklar yaşadın mı?
Çok. İlk albüm çıkmadan önceydi. Her hafta içi İzmir’de çalışıp, para biriktirip hafta sonları bir bağlantı bulmak için İstanbul’a gidiyor ve dönüyordum. Bu tam dört yıl sürdü. Ama hiç pes etmedim. Dört yılsonunda bir firmayla anlaştım. İki yıl bekledim. Olmadı. Başka firmaya geçtim. Daha sonra ben de elimden geldiğince yeni isimlere destek olabileyim diye ‘Hiperaktif’ isimli bir prodüksiyon şirketi kurdum.
Hiperaktif misin?
Sorma! Acayip hiperaktifim, oturduğum yerde durmam. Kızlarım Zeynep’le Arya çok hareketli oldukları için onların işine geliyor.
‘Dert Faslı’ nasıl ortaya çıktı?
Üç yıl önce Ezgi Ceren Anar’ın yaptığı, benim de üzerinde düzeltmeler yaptığım şarkıydı. “Bunu kullanacağım” dedim, “Tamam Beko” dedi. Üzerinde oynadıkça, dinleyenin böbreğini, dalağını dağıtır bir biçim aldı şarkı.
Yakın arkadaşların sana kendi aranızda ‘Beko’ mu der?
‘Dede’ derler.
Neden?
Ben çok kullanırım bu kelimeyi. Yaptığı işte sağlam olan kişilere, iyi müzisyenlere bu tabir kullanılır.
Müzik dünyasında seni rahatsız eden şeyler neler?
Ben müzikte küçük bir damlayım, eleştirmen değilim ama kendime ait fikirlerim de var. Her geçen gün müzik kötüye gidiyor.
Neden?
Kötü şarkılar bir şekilde insanların beğenisine sunuluyor ve başka yollardan insanlara diretiliyor. Onno Tunç ve Uzay Heparı 10 yıl daha yaşasaydı şu an bambaşka müzikler yapılıyor olurdu.
Niye böyle oldu?
Deneme, tüketme çılgınlığı dönemindeyiz. Bir de üstüne, son dönemde bu işe niyet edenler iyi eğitilmiyor ve kolay yolları tercih ediyorlar. Önemli olan bireysel olarak insanın kendini eğitmesi.
Evlilik dendiğinde aklına ilk ne geliyor?
Huzur. Evlilik doğru insanla dünyanın en güzel şeyi, yanlış insanla zulüm. Ben dünyanın en mutlu ve huzurlu adamıyım.
Özlem Hanım’la nasıl tanıştınız, anlatır mısın?
Nihat Odabaşı bana bir klip çekecekti. Özlem de onun cast görüşmesine gelen modellerdendi. O gün onu ilk kez gördüm, annesiyle gelmişti. Çok etkilendim ve aramızda bir iş diyaloğu olsun istemedim. “İletişim numaralarını alalım ama bu kız olmaz klipte” dedim.
Sonra…
Aradım. Zar zor bir kahve içmeye ikna ettim. Dışarıya çıkmayan bir kızdı. Annesinden iki saat izin aldı. Sonra da ara ara konuşmaya devam ettik. Zaten beş ay içinde evleneceğimi anladım.
Bir insan bunu nasıl anlar?
Hissediyorsun. Aşırı anlayışlıydı. Sessiz, sakindi. İlişkimizin yedinci ayında Amerika seyahatine benimle geldi. 17 gün kimseyle konuşmadan tamamen onunla zaman geçirdim. O zaman bu işin çok doğru olacağına emin oldum. 2016’da Harbiye konseri sonrası sahne arkasında verilen partide sürpriz evlenme teklifi ettim.
Evlilik neleri değiştirdi?
Çok şey. Özellikle kızlarım dünyaya geldikten sonra daha anlayışlı, sakin, ılımlı ve vicdanlı biri oldum.
Nasıl bir babasın?
Evlat sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi. Kız çocuğu sahibi olmaksa çok daha harika. Etrafımdakiler ve eşime sorarsanız çok iyi bir babayım ama ben hâlâ yetersiz olduğumu düşünüyorum zaman zaman… Çünkü evlatlarıma her şeyi vermek istiyorum. Mesela konser bittiğinde hemen havaalanına gidiyor, kızlarımın kalktığı saate yetişmeye çalışıyorum.
Maço musun?
Benim maçoluk yaşayacağım bir ilişkim yok.
O nasıl oluyor?
İlişkimizde birbirimize saygı duyuyoruz ve sevmediğimiz, diğerinin rahatsız olacağı şeyleri zaten yapmıyoruz.
Lüks tutkun var mı?
Hayır, lüks tutkum yok. Sadece keyif aldığım şeyler var. Yoksa şu an üzerimde gördüğün beyaz tişört 60 lira ve bununla da çok mutluyum.
Hep varlıklı mıydın?
Annem ev hanımı, babam tekstilci. Kendi yağıyla kavrulan bir aileydik. Asla varlıklı değildik.
Maddi zorluklar yaşadın mı?
Üniversitede okurken üç arkadaş şimdinin parasıyla 1400 liralık bir evde oturuyorduk. Ev kirasını asla aybaşında ödeyemezdik. Bir restorana gidip yemek yemek bile lükstü.
Üniversiteyi bitirebildin mi?
Konservatuvarı önce Ankara’da özel bir üniversitede burslu kazandım. Param yoktu, çalışmak zorundaydım. Devam edemedim. Diğer bir okulum İzmir’deydi. O zaman Ayvalık’ta yazın çalışıyordum. Yine para kazanmam gerekiyordu. Beceremedim. Ama okulumu bitiremesem de kendimi eğitebilmek için deli gibi çalıştım.
Şimdiye kadar en yanlış anlaşıldığın konu neydi?
Son dönemde sürekli arabası, kolyesi, saati gibi haberlerle aşırı yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. Evet, magazin dünyasında tercih edilen haber çeşitlerinden biri de içinde bol sıfırlı rakamların geçtiği ‘lüks’ haberleri. Ama benim hayatım rakamlarla anlamlanan bir hayat değil. Bir araban veya evin vardır. Çalışırsın, kazanırsın ve daha iyisini alırsın. Ben de yıllardır alnımın teriyle çalışıyorum. Canımın istediği bir saati ya da kolyeyi takmanın keyfini de yaşamalıyım. Allah herkese de bin katını nasip etsin.
Gerçekten binlerce dolar verip kolyeler alıyor musun?
Tabii ki yazıldığı gibi 200 bin dolarlık kolyeler takmıyorum. Bence zaten okuyucuların da çoğu bu rakamların köpürtüldüğünün farkında. Beni üzen kısmı, benim ağzımdanmış gibi yansıtılması. Benim anlayışıma göre insanlar sahip olduklarını söylemez, onlarla övünmezler. Ben de sadece kendi hayatımı yaşıyorum, zorunda bırakılmadıkça da kimseye bir bilgi vermiyorum. Bunların yazılması da beni rahatsız ediyor.
Milyon dolarlar kazanıyor musun?
Yok abi. Dokuz aydır iş yapmıyoruz. Yine de halimize hamdolsun.
Mekânların kapalı olmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?
Bu süreç geçene kadar beklemek zorundayız. Ama otellerin restoranları, barları açıkken, yılbaşı programı yapılabiliyorken aynı güvenlik standartlarını sağlayan yerlerin kapanması bana garip geliyor.
Tarzın, kıyafetlerin, özellikle sık sık ayağında gördüğümüz terliklerin eleştiriliyor…
Ben şort-terlik gezen biriyim. Biri eleştirecek diye mutlu olduğum şeyden vazgeçemem. Mayısta terliğimi giyerim, kasım ayına kadar giymeye devam ederim. Hep böyleydi. Böyle huzurluyum.
Moda yazarları kısa paça pantolonlarına takık. “Neden boyunu kısa gösteriyor?” diyorlar.
Seviyorum, kendime yakıştırıyorum. Yarın başka bir şey yakıştırırım, onunla görürler beni.
Bir diğer eleştiri de neden dışarıda maske takmadığın hakkında?
Hakan iki çocuğum var, ben buna dikkat etmez miyim hiç? Bu da abartılıyor. Maske takmak çok önemli. İnsanlarla yakın olduğum ve diyaloğa girdiğim yerlerde mutlaka maske takıyorum. Ama arabamda kendi kendimeyken veya sadece yanımda eşim, menajerim varsa takmıyorum. Mesela AVM’den çıkıyorum, içeride maskeliyim. Tam arabama binerken çekiyorlar, o yayımlanınca yanlış anlaşılıyorum herhalde.
