Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Deluxe Nehir Gemisi Leonora ile nehir turları

Deluxe Nehir Gemisi Leonora ile nehir turları

Gazella Turizm, yeni markası Gazella Cruise ile şimdi de cruise deneyimini nehirlere taşıyor.

2022 yılı itibarıyla “Gazella Cruise” markasını hayata geçiren Gazella Turizm, gezginlere aradıkları kapsamlı ve kaliteli deniz turu paketlerini sunmaya başlamıştı. Turizme yeni bir soluk getirme amacıyla geliştirmelerini sürdüren marka, şimdi gemi turlarının yanı sıra nehir turlarıyla da gezginleri dünyayı yeni bir bakış açısıyla keşfe çağırıyor.

Avrupa merkezli nehir turları ile Ren ve Mosel nehirleri üzerinden İsviçre, Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda’nın en özel lokasyonları İstanbul veya İzmir çıkışlı olmak üzere keşfedilmeyi bekliyor. Gezginler, tur paketleri kapsamında farklı destinasyonlar arasından seçim yapabiliyorlar ve her tur paketinin güzergâh çeşitliliği açısından avantaj elde edebiliyorlar. Tur boyunca rota üzerindeki şehirlere ait farklı limanlarda demir atılıyor ve bu sayede de hareket saatine kadar bu şehirlerin keşfedilebilmesi de mümkün oluyor.

Deluxe Nehir Gemisi Leonora

Deluxe Nehir Gemisi Leonora, 3 katlı, 67 kabin, 138 yolcu kapasiteli olarak seyahatlere ev sahipliği yapıyor. İki farklı genişlikte kabin seçeneği bulunan gemide dış ve french balkonlu kabinlerle nehir turları deneyimleniyor.

6 Temmuz Kurban Bayramı özel seferi kapsamında başlayacak olan nehir turunda gezginler Amsterdam, Arnhem, Köln & Düsseldorf, Cochem, “Romantik Ren Parkuru”, Rüdesheim, Mannheim dan Heidelberg, Strazburg ve Colmar gibi büyüleyici kentleri ziyaret edebilecekler. Gazella Cruise, Kurban Bayramı itibarıyla başlatacağı nehir turlarına, bayram tatilinden sonra da 27 Temmuz’a kadar devam edecek. Bu kapsamda satışa açılan turlar, Türk Havayolları’nın İstanbul ve İzmir’den direkt uçuşlarıyla 4 ila 8 gün arasında değişen 6 farklı tarih için 599 Avro gibi promosyonlu fiyatlarla Gazella Turizm’in web sitesinde gezginlerin beğenisine sunuluyor.

Sadece Bir Gece filmi 25 Şubat’ta vizyona giriyor.

Sadece Bir Gece filmi 25 Şubat’ta vizyona giriyor.
Başrollerinde Tuba Ünsal ve Cemal Hünal’ın yer aldığı, farklı ve iddialı hikayesiyle adından söz ettirecek olan Sadece Bir Gece filmi 25 Şubat’ta vizyona giriyor.
Senaristliğini ve yönetmenliğini Sinan Biçici’nin, başrollerini Tuba Ünsal ve Cemal Hünal’ın üstlendiği filmin güçlü oyuncu kadrosunda ayrıca Gürgen Öz, “Bay J” lakaplı Jerji Benveniste, Duygu Şen Benveniste, Bengi İdil Uras ve Anıl Altınöz gibi isimler yer alıyor.
Aşkı, sadakati ve güveni; evli bir çiftin vermek zorunda oldukları zor bir karar üzerinden sorgulatan film, “Bir aşkın en zor sınavı nedir” sorusuna yanıt arıyor.

Hastalığın evresi tümörün ciddiyetini belirlemekte

Hastalığın evresi tümörün ciddiyetini belirlemekte

Tanıda iyi bir öykü alma, fizik muayene, görüntüleme yöntemleri (mamografi, ultrasonografi, emar, PET CT gibi) ve farklı biyopsi yöntemleri, moleküler yapıların incelenmesi önem kazanmaktadır. Meme kanseri tedavisinde cerrahi tedavi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi, akıllı ilaçla tedavi gibi değişik tedaviler söz konusudur. Hastanın tedavisini belirlerken hastanın yaşı, ek hastalıkları, tümörün özellikleri dikkate alınarak yapılan hastalık evrelemesi önem kazanmaktadır.

Hastalığın evresi olayın ciddiyetini belirlemekte ve tedavi şeklini etkilemektedir. Evre ilerledikçe yapılması gereken tetkikler artmakta ve tedavi şekli değişkenlik göstermektedir. Maalesef Covid-19 döneminde, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de insanların günlük alışkanlıklarda değişiklikler oldu. Kalabalık alanlardan uzak durmak isteyen kanser hastalarında virüs nedeni ile korku oluştu. Bu korku ile tanı evresinde gecikmeler olabiliyor.  Bu sebeple evre ilerledikçe hastalıkla ilgili beklentiyi olumsuz etkilemektedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Abut Kebudi

Meme kanserinde erken tanının birçok olumlu yönü var!

Erken tanı hem hastalıktan beklentiyi olumlu etkilemekte ve hem de maliyeti düşürmektedir. Örneğin, ileri evrede hem kemoterapi, hem cerrahi tedavi, hem radyoterapi, hem akıllı ilaç tedavisi uygulanabilirken; erken evre bir tümörde sadece cerrahi tedavi ve belki radyoterapi yeterli olabilmekte. Ayrıca hasta memesini de kaybetmeyebilmekte ve koltukaltında ileride ilgili tarafta belli oranda kol şişmesine yol açabilen geniş bir cerrahiye gerek kalmamaktadır. Modern meme kanseri tedavisinde bir yandan mümkün olan en az tedavi ile hastanın hayatını korumak söz konusuyken, ayrıca iyi bir kozmetik sonuç elde etmek te ikinci önemli konudur.

Silikon implantlar sayesinde iyi hissetmek mümkün!

Ayrıca, memeyi komple almamız gereken durumlarda da, mümkünse memenin cildini koruyup içini boşalttığımız ve yerine uygun silikon implant yerleştirdiğimiz ve böylelikle gayet iyi bir kozmetik sonuç alabildiğimiz bir ameliyatı (Subkutan Mastektomi) tercih etmeye çalışıyoruz. Bu ameliyat, riskli kadınlarda kanser gelişmeden de koruyucu olarak yapılabilmektedir.

Kısacası meme kanseri tedavisinde amaç;

Hastalığı önlemeye çalışmak,

Hastalık önlenememişse en erken yakalamaya çalışmak,

En az tedavi ile mümkün olan en iyi kozmetik sonuçla ve en iyi yaşam beklentisiyle hastamızı tedavi etmektir.

Sonuç olarak; meme kanserinde erken tanı en az tedavi ve en az maliyetle, en iyi yaşam ve iyi bir kozmetik sonucu hedefler.

Kaya Başaran’dan 4. kitap geldi

Kaya Başaran’dan 4. kitap geldi
Mimar Mühendis, İş Adamı unvanına yazarlığı da ekleyen Kaya Başaran, yeni kitabı Elpis Yayınları’ndan çıkan “Pasinler Kaymakamı Ufuk” ile okurlarla buluşuyor.
Başaran, “Değer miydi?” “Üç İki Kardeş” İki Anne İki Oğul” romanların ardından 4. romanı “Pasinler Kaymakamı Ufuk” ile roman severlerle tekrar buluştu. Terör örgütü ile girdiği mücadele sırasında yaralanıp uzun süre komada kaldıktan sonra çocukluğunu geçtiği Pasinler’e kaymak olarak atanan Ufuk’un hayat hikayesini anlatan sürükleyici bir roman.

Yoğun ilgi üzerine tekrar sahnede

Yoğun ilgi üzerine tekrar sahnede

Sesi ve şarkılarıyla milyonların gönlünü fetheden sanatçı Özcan Deniz, önceki akşam eğlencenin en keyifli adresi Cahide Palazzo’da yeniden sevenleriyle bir araya geldi.

10 yıl aradan sonra sahnelere geçtiğimiz ay Cahide Palazzo’yla dönen Özcan Deniz, yoğun istek üzerine tekrar hayranlarının karşısına çıktı. Sevenleriyle bir arada olmanın mutluluğunu paylaşan Deniz: “Eğlenmek sadece ‘çıkalım dağıtalım’ demek değildir, bazen de çıkalım unutalım anlamındadır. Eğlence aslında bir maskedir. Bu akşam işte tam da çıkalım unutalım dediğimiz bir akşam olacak.” sözleriyle alkışları topladı.

Rezervasyonları günler öncesinden dolan sanatçı, geçmişten günümüze dillere pelesenk olmuş şarkılarıyla Cahide Palazzo misafirlerini zaman tüneline çıkardı.

Kendi şarkılarının yanı sıra müziğe damgasını vurmuş şarkıları da sahnesinde seslendiren Özcan Deniz, Orhan Gencebay’ın ‘Bir Teselli Ver’ şarkısıyla Cahide Palazzo’yu yıktı geçti.

Sezen Aksu’ya destek verdi

Sezen Aksu’ya destek verdi

Türk müziğinin başarılı kadın seslerinden Sertab Erener, önceki akşam Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluştu. Kerki Solfej’in kış konserleri kapsamında İstanbullulara unutulmaz bir akşam yaşatan Erener, kendisini dinlemeye gelenleri müzikal yolculuğa çıkardı.

Sertab Erener’in performansı öncesinde sahne alan Selin Geçit ve Pandami Music keyifli geçen akşamın açılışını yaptı. Sahnede dur durak bilmeyen performansıyla kendine hayran bırakan Sertab Erener, geçmişten günümüze hit olmuş şarkılarıyla akşam boyunca sevenlerini dansa kaldırdı.

“Sezen Aksu Bana Olağanüstü Bir Yol Açtı”

Sertab Erener: “Şimdi söyleyeceğim şarkı son albümümden canım Sezen Aksu’mun. Sezen hayattan da büyük bir kadın. Benden çok daha duygusal biridir o. Kendini hırpaladığı dönemler vardır ve son dönemde olanlar onu çok yaralıyor. Ama yine de o çok dengeli bir kadındır.” sözleriyle salonda alkış tufanı yaşattı.

Sözlerine: “Bana o kadar olağanüstü bir yol açtı ki onun hakkını hiçbir zaman ödeyemem. Onun şarkılarını söylüyor olmak çok çok gurur verici. Son albümümden sözleri Sezen Aksu’ya ait olan ‘Belki de Aşk Lazım Değildir’ şarkısını sizler için söylüyorum.” diyerek devam eden sanatçı Sezen Aksu şarkılarını seslendirdi.

‘Her Dem Yeşil’ Şarkılarıyla Gelecek Nesle Dokunacak

30 şarkıdan oluşan ve 3 yıl sürecek bir albüme başladığını belirten Erener: “Albümün adını ‘Her Dem Yeşil’ koydum çünkü albüm sizlerin sevdiğini düşündüğüm 30 hit şarkıyı bir araya getiriyor. Hepsini 2021-2022-2023 versiyonlarıyla yeni jenerasyonlara o şarkıları tanıtma ve devam ettirme amacıyla yaptım.” dedi. Her Dem Yeşil’den hayatta söylediği ilk Türkçe şarkısı olan ‘Sakin Ol’u hayranlarıyla hep birlikte söyledi.

Berrak Öztekin “Ciddi, dakik ve saygılıyım”

Berrak Öztekin “Ciddi, dakik ve saygılıyım”

Genç ve güzel bir oyuncu…  Kendisini; “Araf 4: Meryem” filmi ile 2020 yılında tanıdık. Filmde mesleğinin henüz başında olan genç bir öğretmeni canlandırmıştı. Şimdilerde önde gelen bir aksesuar markası So CHIC ‘in marka ve reklam yüzü olarak görüyoruz. Sevgili Berrak Öztekin ile eğitimini, hayatını, yeni iş birliğini ve geleceğe yönelik planlarını siz değerli okurlarımız için konuştuk.

Berrak Öztekin

 Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz? Bu kararı almanızda ne etkili oldu?

Tamamen çocukluk içgüdüsü hiç tereddüt etmedim zaten hep içimde vardı

İlk filminizde güzelliğiniz kadar oyunculuğunuzla da ilgi odağı olmuştunuz? Ne dersiniz?

Tamamen çocukluk içgüdüsü hiç tereddüt etmedim zaten hep içimde vardı

Berrak Öztekin

Oyunculuk konusunda yurtdışında eğitim aldığınızı biliyorum? Tarzınızı kime benzetiyorsunuz?

Londra mountview tiyatro sanatları akademisinde kamera önü ve mimik eğitimi aldım. İş etiği benim için çok önemli. Ciddi dakik ve saygılıyımdır. Her oyuncunun unique Olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla birini kendime benzetemiyorum. Türkan hanımın kanunları dönem ve içinde yaşadığı koşullar dolayısıyla şekillenmiş olduğunu düşünüyorum. Günümüzde her şey değişti başka bir dönemlerdeyiz benim bu şekilde kanunlarım ya da kurallarım yok

Beğendiğiniz oyuncular kimler yerli yabancı? En sevdiğiniz filmler oyunculuk yönünden?

Marian Cotillard, Rachel Weisz çok beğenirim…12 years a slave’s,once upon a time in america , inglourious basterds senaryoları ise ince ince nakış gibi işlenmiş filmlerdi..

Berrak Öztekin

Ülkemizde şu an sinema veya film sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu konuda dünya da neredeyiz? Maalesef üzülerek söylüyorum ki bir kısır döngü içindeyiz sektörün kesinlikle yeni yüzlere ihtiyacı var. Bununla beraber yapımcıların ve yönetmenlerin reyting kaygısını aşması gerekli. Bu alanda çok büyük bir pasta var. Türkiye’de sektör hızla büyüyor. Özellikle dijital platformlarla birlikte hak ettiğimiz yeri bulacağımıza inanıyorum.

Hayalinizde canlandırmak istediğiniz bir rol var mı?  Rolünüze hazırlanırken nasıl çalışırsınız?

Yellowstone dizisinde Beth Dutton karakterini canlandırmayı çok isterdim. Ben rolüme hazırlanırken önce karakteri içselleştiririm. Sonrasında mimik çalışırım.

Berrak Öztekin

Sizce iyi bir oyuncu olmak için ne yapmak gerekir?

Öncelikle eğitim ama bunun yanı sıra karaktere girebilmek için empati ve duygusal yönden güçlü olmak şart…

En yeni projenizden bahseder misiniz?

Şu anda So CHIC   takılarıyla iş birliğimiz var. Ayrıca dijital platformda kültür ve sanat programı var gündemimde…

Bu da bir iletişim dalı aslında marka yüzü olmak? Aksesuar kullanmayı sever miydiniz? Bu alandaki ilk denmeniz mi yoksa daha öncede benzer işleriniz oldu mu?

So CHIC    marka yüzü işbirliği benim bu alandaki İlk denemem oluyor. Doğrusu çok da hoşlandım. Aksesuar, takı kullanmayı da çok severim. Şu anda sadece So CHIC  marka takıları kullanıyorum Keyifli bir çalışma bundan sonra da bu tarz işbirliklerine devam etmek istiyorum…

Berrak Öztekin

aşların enerjisine inanır ısınız? Evinizde bu tarz taşlardan bulunduruyor musunuz?

Doğum taşım opal. Enerjisini seviyorum ve inanıyorum ama şöyle de bir tarafı var;

Opal taşının faydaları insan sağlığı noktasında oldukça büyük olduğu deneyimlenmiştir.  Sağladığı doğal şifa etkisi ve sunduğu faydaları üzerinden büyük bir öneme sahip olduğunu söylemek mümkündür. O yüzden her zaman üzerimde bulunduruyorum.

Kendinizi nasıl yenilersiniz?

Doğa ve hayvanlarla beraber olmayı çok seviyorum uzun yürüyüşler ve evdeki hayvan dostlarımla da kaliteli zaman geçirerek kendimi yeniliyorum. Enerji depolarımız şarj ediyorum.

Uyku, spor, beslenme konularında dikkatli misinizdir?

Evet hem de çok dikkatliyim. Beslenmeme çok dikkat ederim. Yediklerimin organik, doğal olması, yeşil ağırlıklı protein olması önemserim. Hazır yemeklerden uzak dururum ve asal fast food tarzı yiyecekler yemem. Uzun yürüyüşleri çok severim. Açık hava da mümkün olduğunca yürümeye çalışırım.

Tatil sever misiniz? Nerelere gidersiniz? Gideceğiniz yere nasıl karar verirsiniz? En sevdiğini tatil bölgesi neresidir? Kısa süren tatilleri severim. Gideceğim yerlere spontane karar veririm. Bozcaada’yı çok severim. Burası ile ilgili bir anım var diyemem ama Bozcaada’da geçirdiğim kalite zamanlar benim için unutulmaz.

 

 

Berrak Öztekin

Sizi sevenlerin beğenerek izleyen hayranlarınızın hakkınızda en çok neyi bilmesiniz isterdiniz?

İşimi çok severek yaptığımı beni seven ve takip edenlere sonsuz saygım olduğunun bilinmesini isterim

Duygusal bir insan mısınız?

Hayır. Ben mantık insanıyım

Yalnızlığı sever misiniz, korkar mısın?

Yalnızlığı severim. Şehir hayatında insanın yalnız kalmaya da ihtiyacı var olduğunu düşünüyorum. Korku konusunda bildiğim bir şey yok. Asla korkmam…

Sizi en çok ne mutlu eder?

Mesleğimde başarılı olmak öncelikle, sıcak bir yaz günü verdiği duygular da beni çok mutlu eder.  Güzel senaryolar olması ve tabi günün vaz geçilmezi bir fincan kahve beni çok mutlu eder…

Bu hayattaki olmazsa olmazınız nedir?

Annem, köpeğim, kedilerim, işimBerrak Öztekin

Sihirli bir değneğiniz olsa ne yapmak isterdiniz?

Sihirli değneğimle insanların doğa ile barışık, çocuklara, hayvanlara zarar verilmediği bir dünya sunmak isterdim.

İlerisi için planlarınız var mı? Mesela beş – on yıl sonra?

Uzun vadeli planlar yapmayı doğru bulmuyorum Akışta kalmayı tercih ediyorum tabi ki bu doğrultuda işimde ilerlemek istiyorum.

Sizce başarının sırrı?

Yaptığın işi sevmek, istikrar, asla vazgeçmemek…

Anormal hücre varlığı kansere mi işaret ediyor?

Anormal hücre varlığı kansere mi işaret ediyor?

 Rahim ağzı kanseri dünyada en sık görülen kanserler arasında 4. sırada yer alırken, 45 yaş altındaki kadınlarda ise 2. sıraya yükseliyor. Dünyada her yıl 604 bin kadın rahim ağzı kanserine yakalanıyor ve bu hastaların yaklaşık yarısı hayatını kaybediyor. Oysa dünyada en sık görülen kanserlerden biri olan rahim ağzı kanseri aslında düzenli yapılan taramalarla önlenebiliyor!

Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolojik  Onkoloji Cerrahisi Uzmanı; Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı,  rahim ağzı kanserinin düzenli uygulanan üç yöntemle önlenebildiğine dikkat çekerek, “Rahim ağzı kanseri için en önemli risk faktörü onkojenik human papilloma virüsleri olup, bu virüsler hastalığın yüzde 99’undan sorumlu tutuluyor. Onkojenik HPV enfeksiyonunu önleyen HPV aşıları, bu kanser türüne karşı en etkili korunma yöntemidir. Aşılar sayesinde, rahim ağzı kanserine yakalanma riski yüzde 70-90’a varan oranlarda engellenebiliyor. Diğer önleyici yöntemler ise smear ve HPV bazlı testlerin uygulandığı tarama programlarıdır. Bu tarama testleri sayesinde rahim ağzı kanseri erken safhada, hatta henüz gelişmeden önlenebiliyor. Rahim ağzı kanseri tanısı konduğunda bir an önce doğru tedavinin uygulanması önemlidir” diyor.

Ancak toplumda rahim ağzı kanseri hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler erken tanı ve tedaviyi geciktirebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, rahim ağzı kanseri hakkında toplumda doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Serkan Erkanlı

Rahim ağzı kanseri genç yaşta görülmez: YANLIŞ!

Doğrusu: Rahim ağzı kanseri genellikle 35-45 yaş grubundaki kadınlarda görülüyor. Ancak bu kanser türü ileri yaş grubunda görülebildiği gibi, 35 yaşından genç kadınlarda da oluşabiliyor. Öyle ki dünyada her yıl 35 yaş altındaki yaklaşık 60 bin kadında rahim ağzı kanseri teşhis ediliyor. 21 yaşından genç kadınlarda ise rahim ağzı kanseri görülme riski çok düşük oluyor.

 Rahim ağzı kanseri sinsice ilerler, belirti vermez: YANLIŞ!

Doğrusu: Rahim ağzı kanser öncüsü lezyonlar genellikle belirti vermiyorlar. Bu nedenle tarama programının hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda yapılması yaşamsal öneme sahip. Rahim ağzı kanseri ise bulunduğu evreye göre; anormal vajinal kanama ve cinsel ilişki sonrası kanama şeklinde belirti verebiliyor. İlerleyen dönemlerde; düzensiz ara kanamalar, kasık ve karın bölgesinde ağrı, kanser daha da ilerlediyse; böbreklere veya bacaklara vuran ağrı ile bacaklarda şişlik gibi sinyallerle kendini belli edebiliyor.

 Rahim ağzı kanseri erken teşhis edilemez: YANLIŞ!

Doğrusu: Rahim ağzı kanseri erken teşhis edilebiliyor, hatta henüz kanser öncesi lezyonlar aşamasındayken yakalanabiliyor. Kanser öncüsü lezyonların rahim ağzı kanserine dönüşümü için yaklaşık 15-20 yıllık bir süre gerekiyor. Bağışıklık sistemi zayıflamış kadınlarda bu süre 5-10 yıla düşebiliyor. İşte bu zaman aralığı, kanser öncüsü lezyonların, smear ve HPV bazlı testlerle henüz kansere dönüşmeden tespit edilmesine imkan tanıyor.

Tek cinsel partneri olan kadınlarda rahim ağzı kanseri görülmez! YANLIŞ!

Doğrusu: HPV (Human Papilloma Virüs) büyük oranda cinsel yolla bulaşıyor. Tek bir partnerle olan ilişkiden alınan HPV hücrelerde anormalliğe neden olup,  erken saptanmadığı takdirde, kansere yol açabiliyor.

Hiçbir şikayetim olmadığı için smear testi yaptırmama gerek yok: YANLIŞ!

Doğrusu: Rahim ağzının kanser öncüsü lezyonları herhangi bir şikayete yol açmıyorlar. Belirtiler ancak kanser geliştiğinde ortaya çıkıyor. Bu nedenle rahim ağzı kanseri taraması olan smear testine asıl hiçbir yakınma olmadan 21 yaşında, HPV bazlı testlere ise 25-30 yaş itibarı ile başlamak gerekiyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Rahim ağzı kanserinden korunmak için sık sık smear testi yaptırmalıyım: YANLIŞ!

Doğrusu: Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek olan hücresel değişimleri  saptayan smear testine 21 yaşında başlanıyor ve 65 yaşına kadar her 3 yılda bir devam ediliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV bazlı testlerle yapılan taramalarda daha başarılı sonuçlar elde edildiğine işaret ederek, “Tek bir smear testi kanser öncüsü lezyonları yüzde 55 oranında tespit edebilirken, tek bir HPV testi bu lezyonların yüzde 95’ini saptayabiliyor. Dolayısıyla smear testine 30 yaşından sonra HPV testi de ekleniyor. HPV bazlı testler normal sonuçlandığında, bir sonraki testin 5 yılda bir yapılması öneriliyor” diyor. Riskli durumlarda veya sonuçların anormal çıkması halinde ise her iki testte süreler kısalabiliyor. Eğer riskli bir tablo yoksa smear testini sık yaptırmak rahim ağzı kanserine erken tanı konulması şansını fazla arttırmadığı gibi, endişeye ve yanılma ihtimali nedeniyle gereksiz biyopsi işleminin yapılmasına da yol açabiliyor.

HPV enfeksiyonu geçirdikten sonra aşı fayda sağlamaz: YANLIŞ!

Doğrusu: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, HPV aşılarının etkilerinin HPV ile karşılaşmadan önceki dönemde daha güçlü olmakla beraber bu enfeksiyonu geçirdikten sonra da fayda sağladıklarını belirterek, ”Rahim ağzı kanserine yol açan yaklaşık 14 adet onkojenik human papilloma virüs tipi vardır. Bunlardan biriyle enfekte olan hasta, HPV aşıları sayesinde, aşı içerisinde yer alan diğer tiplere karşı korunabiliyor. Ayrıca aşıların bu virüse karşı sağladıkları bağışıklık, vücudun enfeksiyona yönelik geliştirdiği bağışıklıktan daha güçlü bir etki gösteriyor” diyor.

Aşı olduktan sonra smear testi yaptırmama gerek yok: YANLIŞ!

Doğrusu: HPV aşıları her ne kadar rahim ağzı kanserine karşı büyük oranda koruyucu olsalar da, rahim ağzı kanserini yüzde 100 oranında önleyemiyorlar. Dolayısıyla aşı sonrasında da rutin rahim ağzı kanseri taramalarının ihmal edilmemesi yaşamsal önem taşıyor.

 Smear testinde anormal hücre varlığı rahim ağzı kanseri demektir: YANLIŞ!

Doğrusu: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ve Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Serkan Erkanlı, smear testi sonucunun anormal gelmesi durumunda hastaların mutlaka yakından değerlendirilmeleri gerektiğini belirterek, “Anormal hücre varlığı kanser öncüsü lezyon ihtimalinin arttığına işaret ediyor. Ancak bu tablo hastanın rahim ağzı kanserine yakalandığı anlamına gelmiyor. Burada daha önemli olan, kanser öncüsü hücre bozukluklarının oranının normal smear testi sonucuna nazaran artmış olmasıdır. Bu hastalardaki hücresel anormalliğinin derecesine göre rahim ağzından biyopsi yapmak gerekebiliyor. Bu şekilde kanser öncüsü lezyonlar erken aşamada yakalanıp tedavi edilebiliyor, böylece rahim ağzı kanseri önlenebiliyor” diyor.

HPV testim pozitif çıktı, rahim ağzı kanserine yakalanacağım: YANLIŞ!

Doğrusu: Kadınların yüzde 80’inden fazlası hayatları boyunca en az bir kez HPV ile enfekte oluyorlar. Ancak vücudun bağışıklık sistemi, 2-3 yıl içerisinde, hastaların yüzde 90’ından fazlasında HPV enfeksiyonunu temizliyor. Hastaların yüzde 10’luk kesiminde ise HPV enfeksiyonu kalıcı oluyor. “İşte bu grup hastaların yakından takip edilmeleri, kanser öncüsü lezyonların erkenden teşhis ve tedavi edilmesi için çok önemli” uyarısında bulunan Prof. Dr. Serkan Erkanlı, “Her HPV kansere yol açmadığı için test pozitif çıktığında, hangi HPV ile enfekte olunduğuna ve smear testindeki sonuca göre biyopsi yapılması veya hastanın yakın takip edilmesi gerekebiliyor” diyor.

Su El Roman “Korsan” diyor…

Su El Roman “Korsan” diyor…

2 yıl önce çıkardığı Jokeria isimli single’ı ile müzik listelerine hızlı bir giriş yapan ve dikkatleri üzerine çeken Su El Roman, geçtiğimiz aylarda çıkardığı “Çok sev” isimli şarkısı ile de; büyük beğeni toplamıştı…

Kendine has tarzı ve özel yorumuyla fark yaratan, 24 yaşındaki genç sanatçı Su El Roman bu kez yine çok sevilecek bir şarkı olan “Korsan”ı, NETD müzik etiketiyle, sevenlerinin beğenisine sunuyor. Söz ve bestesi kendisine ait olan şarkının, aranjesi S.One, mix&masteringi ise Kapos imzası taşımakta. Korsan’ın klip yönetmenliği ise Ayngraphy ve Su El Roman tarafınca; Almanya’da gerçekleştirildi…

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Seçkin Pirim “Herkes sanatı hızla paraya çevirmek istiyor”

Eserleri global boyutta büyük beğeni toplayan, tutkulu ve disiplinli tarzını yansıttığı işlerle dünya çapında hayranlık uyandıran ünlü Türk sanatçımız sevgili Seçkin Pirim; Pause Derginin bu ayki kapak konuğu oldu. Değerli Seçkin Pirim ile  “sanat benim hayatım” dediği yaşam öyküsünden, o her yerde konuşulan ve dünyada bir ilk olan ünlü moda dünya markası ile yaptığı, o hepimizin onur duyduğu işbirliğine, ülkemizdeki galerilerin durumundan, sanat piyasasına ve hatta özel hayatına kadar keyifle okuyacağınız sıcacık bir söyleşi hazırladık…  Keyifle okumalar dileriz.

Seçkin Pirim

Sanat sizin için nedir ve başlangıç hikâyeniz de şimdi düşündüğünüzde en ilginç olan,  çarpıcı olan ne?

Bütün hayatımdır… Bütün hayatım sanat… Hakikaten bir hayatım var bir yerinde de işte sanatla uğraşıyorum gibi bir şey değil bu; benim hayatımda sanat var bir kısmında da tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplinle yaşadığım bir hayattır..

Biraz da kader gibi dediniz, neden?

Yani düşününce; Kuzguncuk’ta olmak, orada o sanatçılarla daha okul çağından bile evvel o yaşta tanışmak, onların beni atölyeye almaları, her yaz bir yerde beni yetiştirmeleri hepsi planlı bir kurgunun gelişen parçaları gibi… Ondan sonra lise çağına gelmeden şansıma bakın ki Türkiye’de; “Güzel Sanatlar Lisesi” diye bir okul açıldı. Kurucularının çoğu da bizim atölyelerde çalışan sanatçılardı. Dediler ki; böyle bir lise açıldı, sen gitmek ister misin? Hiç istemez olur muyum? Hem de bayıla, bayıla… Düşünsenize liseye gidiyorsunuz, bir de yatılı… Çoğunlukla resim yapacaksınız dediler. Üff olaya bakar mısınız? Ondan sonra güzel sanatlar lisesi yetenek sınavına girdim. Kazandım. O zaman ah ne tatlı yaşanmışlıklar bunlar bir bilseniz… Bütün kuzguncuk beni sınava hazırlıyor. Desen çalıştırıyorlar, koşturuyorlar… Büyük şansa bakar mısınız?  Sınava girerken tabii bütün kuzguncuk ahalisi de benimle geldi. Dışarıda beklediler, çıkışta nasıl geçti, nasıl geçti diye sordular. Kazandım. Dört sene güzel sanatlar lisesinde resim okudum. Ama en başından hayalim ve tek isteğim sadece heykeltraş olmaktı.

Aslında hayat beni kendi akışı ile aldı ve buraya getirdi gibi oldu ama gerçekten sanat dışında severek yapacak başka hiç bir şeyi yoktu benim için… Akış var ama tabii ama size geleni nasıl kullandığınız önemli.

Seçkin Pirim

Yaşadığımız çağ hiç olmadığı kadar değişim dönüşüm çağı oldu. İçinde bulunduğumuz döneme baktığınızda anlamca birbirine uzak olan  “sanat ve teknoloji” yakınlaştı mı, bu açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında geçmiş sanat tarihine bakarsak; teknoloji ile sanat çok ayrı dünyalara ait gibi görünüyor olsa bile, aslında çok paralel ilerliyor. Yani şöyle; bana göre fotoğraf makinenin icadıyla sanat tarihi başladı. Çünkü kralın bir portresi yapılacak ise bir tane ressam geliyordu, çalışıyordu. Fotoğraf gibi yapıyor. Asılıyor bitiyordu. Sonra fotoğraf makinesi bulundu, ressamın bir ayda yaptığını bir saniyede yapıyor ve daha gerçekçi… İşte o zaman, o resmi yapan adam bence şu soruyu kendisine sordu ve dedi ki; ben acaba bu fotoğraf makinesinin yapamadığı neyi resmedebilirim diye düşündü. Belki o zaman rüyalarını resmetmeye başladı. Çünkü fotoğraf makinesi rüyaları çekemezdi. Bence sanat ve teknolojinin paralel ilerlemesi böyle başladı… İzimler, sürrealizmler gibi…  Bu arada teknolojik yeniliklerin hiç biri sanatçılar için icat edilmiş bir şeyler değil ama sanatçılar mutlaka bunları kullanma arzusu içine giriyorlar.

 Siz kullanıyor musunuz? 

Lazer makinesi kullanıyorum. Kâğıtları kesiyorum ama lazer makinası aslında tekstilde kalıp çıkarmak için üretilmiş bir makina… Ben onu satın aldığımda, satan adam bana sordu “ abi sen bunu ne yapacaksın tekstilci misin diye sordu” …  “ Yok tekstilci değilim heykeltraşım dedim. Sen ne yapacaksın bu makina senin işine yaramaz ki dedi. İşte yapıyorum bir şeyler kesip biçeceğim” dedim. Ondan sonra bir sene sonra filan tamire veya makinanın bakımı için geldiğinde bu işleri gördü. Sordu; “abi sen bu işleri nerede yapıyorsun” diye… İşte senin makinada deyince şok oldu. Abi bu işleri bizim makine bu işi mi yapıyor yaa?? ” dedi..  Şimdi sanatçı onu alıp hakikaten kendisi için işe yarar bir şekilde kullanıyor. Ben bu tekstil makinesini bir resimde kullandığım bir fırça ya da boya gibi medyum olarak bir malzeme gibi kullanıyorum. Teknoloji zaman verimini artırıyorsa Bunu reddetmenin de iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla sanat ve teknoloji çok doğru orantılı ilerlediğini düşünüyorum. Tam tersi hakikaten sana gelen şeyi kabullenip kendi sanatını belki de bir adım ileriye öne taşımak için nasıl kullanabilirsin, nasıl bir yarar çevirebilirsin düşüncesi benim hoşuma gidiyor açıkçası teknoloji ile birlikte…

Seçkin Pirim

Heykellerinizde renkleri seçerken nasıl bir düşünce ile hareket ediyorsunuz?

Bu durum da benim hayatım ve bütün heykellerim de olduğu gibi kendi akışı ile oluyor. Hiçbir şeyi bir şey olsun diye yapmıyorum. Ya da etrafta sanatla ilgili bir moda var ben de yapayım diye de yapmadım.  Aynı bu heykeltraş olma sürecim gibi kendiliğinden aktı bütün yaptığım işler..   Bir ara renk kullandım. Sonra renk kalmadı ama materyal değiştirmeye başladım. O Louis Vuitton işimden sonra mermer hoşuma gitmeye başladı. Orası da mermer bir işti…

Büyük büyük eserler çalışıyorsunuz zaman zaman bunlar da akıştan mı?

Şimdi kuracağım cümle insanı irite edecek bir cümle gibi geliyor sipariş işler ama metni öyle değil. Onlar dış mekânda yapılan işler ve siparişlerden kastım şu; bir mekân var, siz de bir heykeliniz olsun istiyorsunuz o kadar… Genelde sipariş denildiğinde duyanlar şunu anlayabiliyorlar; işte bize kırmızı bir iş yapın, şurasını şöyle yapılsın filan kesinlikle öyle değil…  Sergilerde iki metrelik işler yapabiliyorum ama daha büyüklerini sergiler için kurgulamak hiç kolay değil. O yüzden bu anlamdaki siparişleri çok seviyorum. Çünkü hayatınızda bir imkân oluyor. En son bu Maldivler’ de ki iş; 45 metrelik bir çalışma…  Ben ne zaman herhangi bir sergide; kırk beş metrekarelik bir heykel yapabilirim ki… O yüzden böyle projeler beni çok heyecanlandırıyor…

Seçkin Pirim

Sanat ve Moda iş birliği? Louis Vuitton bildiğim kadarıyla ilk kez böyle bir çalışma yaptı. Bu iş birliği nasıl gelişti?

İstanbul’da bir mağaza açmaya karar verdikleri zaman bunu bir sanatçı ile tasarlamak istemişler… Karar onların… Dünya’da böyle çalışmalar yapıyorlar ama mağaza içinde ufak tefek çalışmalar ama “binayı teslim ettikleri” bir işbirliği onların da ilk defa yaptıkları bir çalışma. Bu kararı verdikten sonra; Louis Vuitton’un dâhil olduğu LVMH grubu bu işbirliği ile ilgili hangi sanatçı ile çalışabileceklerini incelemişler. On sanatçı seçmişler ve içlerinde benim ismim de var. İşlerimi çok beğenmişler ve normalde önerilen isimlerden örnek çalışma istenir. Aralarından beğendikleri varsa seçerler fakat hiçbir seçim süreci olmadan direkt benimle çalışmak istediler. Normalde düşüme, planlama ve inşaat haline getirmek bir yıl sürdü… Zoomdan her hafta toplantılar yaptık. O disiplin, o vizyon, o açıklık bayağı güzel bir süreç oldu. Ne yazık ki; biz de böyle değil yani kapalıyız.

Kapalıyız derken biraz açar mısınız?

Örneğin bizde bir sanatçıya bir iş bırakıyorlar ya da bir mimarla çalışmaya karar veriyorlar. Sonra mimardan daha çok işi verenler; orasını böyle yapalım, şurasını şöyle yapalım derler. O zaman niye mimar tutuyorsun ama bir dünya markası olan Louis Vuitton  da öyle değil.. Ben mermer istiyorum. Şımarıklık yapıyorsun değil mi?.. Onlar için o kadar büyük bir bütçe ki; mermerden iş yapılması ama onlar sanatçı ne istiyorsa kabul ediyoruz diyorlar.  Sonra binada teknik olarak mühendisler tarafından çözülmesi gereken bir sorun var. Mühendisler çözmeye çalışıyorlar ama olmuyor.. Ben de tasarımın bir yerini bir parça değiştirerek çözebiliyorum. Yardımcı olmak ve sorunu çözmek için düşüncemi önermek istedim.  Toplantıya katıldık CEO da bulunuyor görüşmelerde… Sırası gelip, konu açılınca ben sorunu çözebileceğimi belirttim. CEO “nasıl çözülecek?” dedi. Tasarımı birazcık değiştirebilirim dedim. CEO; “ Seçkin sen hiçbir şeyi değiştirmeyeceksin, o mühendisler senin için o işi çözecekler. Sen sanatçısın ve sanatçıya karışılmaz. Mühendisler gerekirse yeni baştan yapacak her şeyi ama onlar çözecekler.”  dedi. Ben bundan çok büyük ders aldım. Gerçekten…

Seçkin Pirim

Kimi zaman konuşarak anlatılamayan kurulamayan bağ; çoğu zaman sanatın evrensel dili ile kurulabiliyor. Ciddi bir etkileşim alanı açıyorsunuz.  Dolayısıyla sanatçıların uluslararası alanlarda olmaları, bu ilgiyi yakalamaları aslında bir noktada ülkeler arası yakınlaşmaya, markalaşmaya ve diplomatik ince bir üsluba da hizmet ediyor. Ne dersiniz? Katılıyor musunuz?

Sanatın diplomasisine inanıyorum. Önemsiyorum da… Çünkü o tarafım biraz milliyetçi benim… Louis Vuitton ile işbirliğimde bana ilk başta ”Bize bir cephe tasarlar mısınız?” diye sorduğunda ”Ben size bir cephe tasarlamak yerine içine girilebilen bir heykel yaparım.” demiştim. Çalışmamı Türkiye’den çıkan bir taşla yapmak istedim. Biraz ülkemizle de bir bağı olsun ama biraz geçmiş gelecek öyküsünde bağı olan bir ürün olsun diye arzu ettim. Taşlar Antalya’dan geldi, Demre’den çıktı. O kadar çok sordular ki bu taşları… Türkiye’de inanılmaz bir mermer var. Türkiye’den çıkan mermeri emin olun bir çoğunu İtalya alıyor. İtalya’da; İtalyan mermeri diye satıyorlar. Emin olun…

 Önyargı ile karşılaştığınız oluyor mu?

Ön yargı değil ama yanlış bir algı varsa onu değiştirmenin en güzel yolunun da bu olduğunu biliyorum. Çin’de Şangay’da bu diplomasiyi hissettim. “Türk müsünüz?” diye sordular. Ben de şaşırdım. Evet dedim.. Finlandiya’da kaldım… Neredensiniz diye soruyorlardı? Türküm dediğimde ama saçlarınız uzun… Ülkenizde böyle şeyler yasak diye biliyoruz nasıl saçlarınızı uzattınız diye sorduklarını biliyorum.  Bir başka sergimde ise ülkenizde halen deve ile mi geziyorsunuz? Diye sordular. Şaşırdığım ve şaşırttığım sergiler çok oldu…

Seçkin Pirim

Sanat piyasası, pazarlama ve yönetim süreçlerini yeterli buluyor musunuz?

Sanat piyasasında sanatçı mutlaka bir galeriyle ya da bir menajerle çalışır. Onların bu süreci iyi yönetiyor ve gereklerini öngörülü yapıyor olması lazım. Türkiye’de galerilerde de bir şöyle de bir şey var; çok dar düşünüyorlar.  Hala sanatçısına gerçek anlamda yatırım yapıp onu dünya pazarına çıkartma duygusu ile çalışan çok az galeri var ülkemizde… Herkes hızlıca bu işi paraya çevirmek istiyor. Ama mevzu para değil burada… Zaten bir şeyi başardığı zaman o para geliyor normal olarak ama bir galerinin de bir hayali olması lazım.. Dünya çapında bir sanatçı çıkarmak çok gurur verici bir şey olmalı.

Yeni projelerinizde neler var? Anlatır mısınız?

Yeni bir sergiye hazırlanıyorum… Açık alanda ve büyük işlerin olacağı beni de heyecanlandıran bir proje… Son dönemdir bütünde sergiler Amerika başata olmak üzere hep yurtdışında gerçekleşti. Türkiye’de yedi senedir sergi yapmadım. O yüzden de burada; işte bir mekân olsun, işleri yapayım asayım diye öylesine bir sergi istemiyordum burası için… Biraz kapsamlı biraz da başka bir ruhu olan bir sergi istiyordum. Bu öyle bir iş.

Seçkin Pirim

Nerede, nasıl bir iş?  

Türkiye’nin antik kentlerinden üçünde aynı anda açılacak ve bildiğin antik kentlerin içinde olacak bir dış mekan açık alan işi… Hem antik kenti gezip, hem de sergiyi gezmiş görmüş olacaksınız.

Nasıl işler var?

Öyle işler olacak ki antik kenti gezerken bazen karşınıza bir form çıkacak ama o da mermerden… Antik kentte mermerden, biliyorsunuz eski taşlar… O karşılaşmada diyeceksiniz ki acaba bu gerçekten üç bin yıl önceden kalma bir eser mi, yeni bir şey mi ikileminde kalacağınız türden çalışmalar hazırlıyorum. Bazen de; bir gideceksiniz antik tiyatronun ortasında uzaydan gelmiş gibi kıpkırmızı bir şeyle karşılaşacaksınız.  Uluslararası bir kısmı da var. Böyle bir çalışmaya hazırlanıyorum. Ona hazırlanıyorum. Çok az zaman var ama inşallah yaza tamamlamış olacağız…   İnşallah yedi senenin sonunda güzel bir iş çıkartacağız…

Seçkin Pirim

İşinizin dışında neler yaparsınız?

İşimin dışında da zevklerim var. Ama o keyif alacağım zamanları, zevklerimi de sanatla geçecek bir zaman üzerine planlıyorum. Yani yurtdışına bir tatil için gidiyorsam; mutlaka ya bir sergi veya bir müze vardır görmek istediğim. Onunla mutlaka birleştiriyorum. Seyahat etmeyi çok seviyorum.  Bir de ben eşimle ikimiz de motosikletle seyahat etmeyi çok severiz. Buradan motorla evden çıkıp İspanya’ya gidiyoruz. İnanılmaz keyifli… Yolda bütün müzeleri geziyoruz. Böyle kendime ayırdığım bir yılda bir 15 günüm var. Ama onda da mutlaka içinde sanat oluyor. Gezmediğim bütün heykel parklarına gidiyorum. Onu mutlaka denk getiriyorum.

Motor’um dışında bir de karavanım var… Bir karavanla bir motorla seyahat ediyoruz. Ben çok küçük yaşamayı severim. Minimal olmayı severim. Üç tane pantolonum vardır hepsi aynı. Eskidiğinde internetten alırım öyle çok eşya gereksiz çok tüketim sevmem… O yüzden bıraksalar karavanda yaşarım ev bile istemem ama çocuklar var ondan yapamıyoruz. Compact yaşamayı seviyorum. Onlarla seyahat etmeyi çok seviyorum. Çocuklar da çok seviyorlardı, bayılıyorlardı. Küçükken gün sayıyorlardı. Şimdi karavan furyası var etrafta ama biz her halde on yıl evvel yolda görünce durdurulan nadir ilk olanlardandık.

Beğendiğiniz sanatçılar kim desem ve bir isim belirtmenizi istesem?

Eduardo Chillida… İspanyol bir sanatçı var… Çok sevdiğim eskilerden bir sanatçı vardır. Eski… Halen onun bir yerde işini görsem nefesim tutulur. Çok severim çok beğenirim eserlerini tarzını… Bütün dünyaya mal olmuş bir sanatçı. O yüzden ben de; burada yetişmiş, burada okumuş, burada sanat öğrenmiş biri olarak dünyanın her yerinde heykellerimin olmasını, benim heykellerimin de birilerine ilham veriyor olması duygusu çok hoş geliyor.  Düşünsene Chillida heykelini görüyorum, Chillida’nın haberi yok bundan ama ben ölüyorum onun için ve onun motivasyonu ile ben gelip burada bir şeyler yapıyorum.. Chilida’nın dünyadan haberi yok. Ama birisi için bu duyguları yaşatmayı çok isterdim.

Seçkin Pirim

Ne hoşunuza gitmez?

Tavsiyeler hoşuma gitmez. Bakın şunu yapın bunu yapın gibi şeyleri hiç sevmem.. Geçenlerde Elon Musk’un bir konuşması vardı; “ nasıl başarılı olunur? “ diye… Madde anlatıyor… Şimdi sen bunları yapıp başarılı oldun diye tavsiye veriyorsun. E tamam al o zaman şu karşıdaki adam aynılarını yapsın bakalım başarılı olacak mı?  Öyle bir havalarla bir şeylerle olmuyor.  Senin bulunduğun ortam, senin bulunduğun doğduğun yer ve daha bin tane şey var. Böyle olmuyor.

Sosyal medya kullanıyor musunuz?

Evet ama sadece işlerimi göstermek üzere kullanmaya çalışıyorum… İyi bir kullanıcı mıyım? Değilim… Her gün post koymam lazım ama bazen bir bakıyorum bir ay boyunca hiçbir şey paylaşmadığım oluyor ama İnstagram üzerinden dünyada o kadar çok iş yaptım ki… O zaman bu mecra için daha fazla uğraşamam gerektiğine daha çok inandım. İşe yaradığını deneyimlemiş oldum ve hakikaten dünyanın her tarafına ulaştığınız bir mecradan bahsediyoruz. Meksika’nın köyünden mesaj atan adam var. Şimdi o adam benim heykelimi oturduğu yerden nerede görecek. Aynı şekilde ben de Meksika’nın bir köyünde heykel yapan bir sanatçıyı görüyorum. Nereden göreceğim başka türlü burada çalışıyorum mesela… Dikkatli kullandığın sürece bence çok faydalı… Kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum. Nasıl kullandığın önemli? Bugün teknolojiyi kötü yönde kullanırsanız  teknoloji iyi bir şey değildir dersin. Bu da öyle bir şey.. İyi bir şey için kullanırsanız ve mantıklı kullanırsan burası iyi bir mecra…

Kendinize bakar mısınız, beslenme spor…

Her gün “bugün yürüyüş yapacağım, spor yapacağım” diye kalkıyorum. Yapamıyorum ama başaracağım ama yine de dikkatli olduğum konular var. Mesela yediklerime çok dikkat ederim… Mesela dışardan bir şey yemem… Fast food filan ağzıma sürmem yani…

Sizce başarının sırrı nedir?

Başarı herkese göre farklı bir şey. Bir formülü yok ama beni bu noktaya getiren ne olabilir diye düşünürsem; birincisi disiplin. İkincisi ise bütün hayatımın sanat olması… Hakikaten bir hayatım var ama işte sanatla da uğraşıyorum gibi bir şey değil. Benim hayatımda sanat var ve küçük bir kısmında da; tatilim ve diğer şeyleri yaşıyorum… Tutku ve disiplin olmalı.