Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Hepatit, karaciğerin iltihaplanmasına yol açıyor

Hepatit, karaciğerin iltihaplanmasına yol açan bir hastalık olduğunu belirten uzmanlar, başta virüsler olmak üzere çeşitli etkenlerle ortaya çıkabildiğini söylüyor.

Özellikle Hepatit B ve C virüslerinin dikkatle takip edilmesi gerektiğini dile getiren Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kronikleşen viral hepatitlerde, tedavi edilmediği takdirde belirli oranda siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir.” dedi. A ve B tipi hepatitlere karşı etkili ve ücretsiz aşılar mevcutken, Hepatit C için koruyucu aşının henüz olmadığını aktaran Mamçu, ancak tedavisinin başarıyla yapılabildiğini ifade etti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hepatit hastalığının türleri, bulaşma yolları, belirtileri, aşı ve tedavi imkânları ile korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Hepatitin en sık nedeni virüsler…

Hepatitin karaciğerin iltihaplanması olarak bilinen bir hastalık olduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Etkeni en sık virüslerdir. Hepatit A, B, C, D ve E virüsleri olmak üzere farklı virüs tipleri hepatit yapabilmektedir.” dedi.

Viral etkenler dışında alkol tüketimi, bazı ilaçlar veya bağışıklık sistemi problemlerinin de hepatite neden olabildiğini aktaran Mamçu, “Hepatit B ve Hepatit C virüsleri uzun vadede kronik karaciğer hastalığı, siroz veya karaciğer kanserine yol açabildiği için ayrı bir öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.

Kronikleşen viral hepatitler tedavi edilmezse siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir!

Hepatit virüslerinin belirti ve klinik tablolar açısından belirgin bir fark göstermemekle beraber, etkiledikleri yaş grupları, kuluçka süreleri, iyileşme şekilleri ve kronikleşme açısından fark gösterdiklerini kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Kuluçka süreleri A virüsü için 15-45 gün, B ve C virüsü için 30-180 gündür.” dedi.

Hastaların yarısından fazlasında hastalık sırasında gözlerde ve ciltte sarılığın hiç olmaması ya da çok hafif olmasının da mümkün olduğunu ifade eden Mamçu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu nedenle pek çok kişi sarılık hastalığı geçirdiğini fark edemez, ancak o sırada tesadüfen bir kan tetkiki yapılırsa anlaşılabilir. Çocuklarda belirtiler daha hafif ve kısa süreli olduğundan, özellikle küçük yaş gurubundaki çocuklarda hastalık teşhis edilmeden geçip gidebilir. Hastaların bir kısmında ise kuluçka süresini takiben, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, karnın sağ üst kadranında ağrı, derinin ve gözakının sararması ve idrarın koyulaşması ile başlar. Kısa süren ateş olabilir. Bulaşıcı sarılık genellikle 4-6 haftalık bir hastalıktır, A ve E virüsü ile olanlar sonunda şifa ile sonlanır ve kronikleşme göstermezler.

B, C ve D virüsleri ile oluşan bulaşıcı sarılıklar kronikleşebilir. Bu oran, Hepatit B virüsü için yüzde 5 -10, Hepatit C virüsü için yüzde 80 kadardır. D virüsü hepatitinde de kronikleşme oranı yüksektir. Bunun sonucu olarak, Türkiye’de nüfusun yüzde 5 ila 7 kadarı (4 milyona yakın insan) B virüsünü, farkında olmaksızın taşır. Akut hepatitler genellikle iyi seyirli, kendini sınırlayan ve kronikleşmeyen hastalıklardır. Şifa ile iyileşip ve koruyucu bağışıklık bırakırken; kronikleşen viral hepatitlerde, tedavi edilmediği takdirde belirli oranda siroz ve karaciğer kanseri gelişebilir.”

Hijyen kurallarına uymamak, Hepatit A ve E’nin salgınlara yol açmasına neden olabilir!

Hijyenik el yıkama kurallarına uyulmaması, gıda hijyeninin iyi olmaması, tuvalet temizliğine dikkat edilmemesi durumlarında Hepatit A ve Hepatit E’nin daha kolay bulaştığına vurgu yapan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Özellikle ilkokullarda, kreşlerde ve toplu yaşanılan yerlerde salgınlar yapar. Hijyen açısından sorunlu bölgelere yapılan seyahatlerde ek önlemler almak, temizliğinden emin olunmayan çiğ gıda ve su tüketiminden kaçınmak ve sık sık el yıkamak  dışkı ağız yolu ile bulaşmayı önlemek için yeterlidir.” dedi.

Risk grubundaki kişilerin aşılanmaları, hastalıktan korunmada en önemli tedbir!

Dünyada ve ülkemizde Hepatit A ve Hepatit B’ye karşı aşı bulunduğunu hatırlatan Mamçu, “Her iki aşı da 1998 yılından beri Türkiye Cumhuriyeti Ulusal Aşı takviminde yer alır. Hayatın ilk bir yılında aşılanma tamamlanır ve ömür boyu koruyuculuğu devam eder. Aile Sağlık Merkezlerinde ve diğer sağlık kuruluşlarında yeni doğan döneminden itibaren tüm çocuklara ücretsiz olarak uygulanır. Hepatit C virüsüne karşı aşı henüz bulunmamakta. Ancak etkili tedaviler mevcut ve bu tedaviler Türkiye’de genel sağlık sigortası kapsamında ücretsiz olarak sunulmakta.” açıklamasını yaptı.

Mamçu ayrıca bu aşılarla ilgili yapılan çok büyük ölçekli çalışmalarda, koruyuculuklarının son derece yüksek olduğu ve herhangi bir yan etki görülmediğinin kanıtlandığına dikkat çekti ve risk grubundaki kişilerin aşılanmalarının hastalıktan korunmada en önemli tedbir olduğunu vurguladı.

Hepatitlerin nasıl bulaştığının ve nasıl bulaşmadığının doğru bir şekilde bilinmesi gerekir!

Viral hepatitlerin, dünya genelinde ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunun altını çizen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 28 Temmuz ‘Dünya Hepatit Günü’ olarak belirlenmiştir. DSÖ’nün hedefi, 2030 yılına kadar tüm ülkelerde viral hepatitleri ortadan kaldırmak için birlikte çalışmaktır.” dedi.

Kronik hepatit hastalığında son yıllarda çok önemli gelişmeler kaydedildiğini ve uygun tedavi seçeneklerinin ülkemizde de genel sağlık sigortası kapsamında ücretsiz olarak uygulanmaya başlandığını hatırlatan Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Özellikle risk altındaki kişilerin farkındalığının arttırılması ile bulaşma önlenecek, hastalığın erken tespiti ve tedavisi sağlanabilecektir. Bu nedenle Hepatit virüsü taşıyıcısı olan bireylerin takip ve tedavilerinin yapılacağı merkezlere başvurması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından son derece önemlidir. Hepatit taşıyıcısı olan bireylerin toplumdan dışlanması konusunda eski yıllara göre oldukça mesafe kaydedilmiş olsa da yine de bazı ön yargılar olabiliyor. Hepatitlerin nasıl bulaştığının ve nasıl bulaşmadığının doğru bir şekilde bilinmesi gerekir. Diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi, bu konuda da farkındalığın ve bilginin artması yeterli.”

Antioksidan deposu üzümün yararları

Yaz mevsimiyle birlikte sofraları renklendiren üzüm, yüksek besin değeri ve antioksidan içeriği sayesinde ön plana çıkıyor. Anadolu’daki tarihi binlerce yıl öncesine uzanan bu değerli meyve, sadece lezzetiyle değil aynı zamanda vücuda sağladığı faydalarla da dikkat çekiyor. Yeşil, mor veya koyu mavi renkleriyle üzüm, dünyanın dört bir yanında yetiştirilebiliyor ve çekirdekli ya da çekirdeksiz olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Betül Merd, birçok yararı olan üzümle ilgili bilgi verdi.

Uz. Dyt. Betül Merd

Uz. Dyt. Betül Merd

Sıcak iklim meyvesi üzüm

İnce ya da kalın kabuklu ve sulu yapısıyla tatlı bir meyve olan üzüm, sıcak ve güneşli iklimlerde yetişir. Üzüm, cinsine göre yaz ortasında ve sonbahar sonuna kadar hasat edilir.  En olgun hallerinde toplanan meyvenin beyaz, siyah, kırmızı, mor gibi pek çok rengi vardır. Her çeşidinin aroması kendine özgüdür. Tatlılığı doğal şekerlerden gelir ve bu nedenle hem enerji verir hem de ağızları tatlandırır. Üzüm yetiştiriciliğinde Türkiye, dünyada sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Ege Bölgesi başta olmak üzere Manisa, Denizli, İzmir gibi iller hem sofralık hem kurutmalık üzüm üretiminde ön plandadır. Sıcağı seven üzüm, aynı zamanda Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde de verimli şekilde yetiştirilebilir. Dünyada ise İtalya, Fransa, ABD ve Çin büyük üzüm üreticileri arasında yer alır.

Vitamin ve mineral deposu

Su oranı yüksek ve doğal şeker içeriği nedeniyle enerji veren üzüm bir meyvedir. 100 gram taze üzüm yaklaşık 70-80 kcal içerir. Ayrıca içeriğinde;

  • C vitamini, K vitamini, B6 vitamini
  • Potasyum, bakır, manganez gibi mineraller
  • Resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidan bileşenler açısından da zengindir.

Resveratrol, üzümün özellikle kabuğunda bulunan bir bileşiktir ve kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkisiyle bilinmektedir.

Üzümün birçok yararı var

Uzun süreli ve dengeli tüketildiğinde üzümün birçok yararı bulunmaktadır.

  1. Kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. Yapılan bir araştırmada üzümdeki resveratrol bileşiğinin antioksidan ve antienflamatuar özellikler içerdiği belirlenmiştir.
  2. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Üzüm çok sayıda antioksidan içerir. Kuersetin, mor ve siyah üzümlere renklerini veren bir antioksidandır. Nörodejeneratif hastalıklara karşı koruma sağlar. Araştırmalar, üzümlerin Alzheimer hastalığının başlangıcına karşı bir miktar koruma sağladığını göstermiştir.
  3. Sindirim sistemini destekler, kabızlığa karşı faydalıdır. Ayrıca üzüm, kilo kontrolü sağlamaya yardımcı olabilecek besinler açısından zengin, düşük kalorili bir atıştırmalıktır.
  4. Cilt sağlığına katkı sağlar, özellikle çekirdekli türlerde anti-aging etkileri vardır. Bazı araştırmalar, üzümlerde bulunan bir bileşik olan resveratrolün yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini göstermektedir.
  5. Enerji verir, yorgunluk hissini azaltabilir. Üzümde eser miktarda melatonin bulunur. Melatonin, beyinde üretilen ve dinlendirici bir uykuyu destekleyen bir hormondur
  6. Üzüm kemikleri güçlendirir. K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum açısından zengindir. Bu temel vitamin ve mineraller kemik sağlığını destekler. Bunları yeterli miktarda almamak kemik kırığı riskini artırabilir.

Tüketirken bu kurallara uyun

  • Üzüm sağlıklı bir meyvedir ama porsiyon kontrolü çok önemlidir. Özellikle insülin direnci, diyabet ya da kilo kontrolü hedefi olan bireylerde aşırı tüketimi önerilmez.
  • Taze üzüm için bir porsiyon yaklaşık 15-20 tane (bir küçük salkım) olarak düşünülebilir.
  • Kuru üzüm ise yoğun şeker içerdiğinden, 1 yemek kaşığı kadar ile sınırlandırılmalıdır.
  • Üzümü yanında çiğ badem ya da yoğurt gibi protein içeren gıdalarla birlikte tüketmek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesini sağlar.

Sadece sporcularda görülüyor sanıyoruz, oysa…

Yaz aylarında fiziksel aktivitelerimiz yoğunlaşıyor  ve açık havada daha fazla zaman geçiriyoruz. Ancak, bu artan hareketlilik, özellikle diz eklemini etkileyen bazı ciddi yaralanmalara davetiye çıkarabiliyor. Isınmadan yapılan sportif faaliyetler, dengesiz ya da sert zeminlerde koşmak ve ani yön değiştirmeler, özellikle menisküs yırtıkları, ön çapraz bağ kopmaları ile diz kapağı çıkıkları gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, bu tür yaralanmaların sadece profesyonel sporcularda değil, sporla hobi düzeyinde ilgilenen ve tatil sırasında aktif hareket eden bireylerde de yaygın olarak görüldüğüne dikkat çekiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, dizlerde oluşan yaralanmalarda erken tanı ve tedavinin bireylerin hem yaşam kalitelerinin hem de aktivite düzeylerinin korunmasında son derece önemli bir rol oynadığını belirterek, “Dizlerdeki yaralanmaların ortak noktası, geç tanı konulması halinde kronikleşmeye meyilli olmalarıdır. Tedavi edilmeyen diz yaralanmaları; ağrı, hareket kısıtlılığı, güvensizlik hissi ve uzun vadede eklem dejenerasyonuna, yani kireçlenmeye yol açabilmektedir. Bu nedenle dizde ani gelişen ağrı, şişlik, takılma veya boşalma hissi gibi belirtiler ciddiye alınmalı ve gecikmeden ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilmelidir” diyor. Tedavinin kişinin yaşı, aktivite düzeyi ve yaralanmanın şiddetine göre planlandığını anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, “Cerrahi girişim gerektiren durumlar günümüzde artroskopik, yani kapalı yöntemlerle başarıyla yapılabilmektedir” bilgisini veriyor.

Doç. Dr. Nezih Ziroğlu

Doç. Dr. Nezih Ziroğlu

MENİSKÜS YIRTIĞI

Dizin iç yapısında yer alan ve yük taşıyan darbe emici kıkırdaksı yapılar menisküs olarak tanımlanıyor. Menisküsler genellikle ani dönme hareketleri, çömelme sırasında zorlanma veya dengesiz düşmelerle yırtılıyor. Yırtık menisküs; dizde takılma, kilitlenme, ağrı ve ödemle kendini gösterebiliyor. Zamanla eklem kıkırdağında bozulmalara ve dizin mekanik işlevinde azalmaya neden olabiliyor. Yaz aylarında hazırlıksız başlanan sporlar, ısınmadan yapılan egzersizler, plajda çıplak ayakla voleybol oynarken ani sıçrama ve yön değişikliği içeren hareketler yapılması, menisküs yırtığını tetikleyebiliyor.  Dizde ani ve lokalize ağrı, bükülürken takılma hissi, yürüyüş sırasında güvensizlik, bazen de şişlik gelişebiliyor. Bu bulgular birkaç gün içinde geçmiyorsa, ortopedi değerlendirmesi gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, menisküs yırtıklarında erken tanı ve tedavinin dokunun korunması açısından kritik bir öneme sahip olduğuna işaret ederek, “Hafif yırtıklarda fizik tedavi ve istirahat yeterli olurken, ciddi yırtıklarda artroskopik cerrahi tercih edilir” bilgisini veriyor.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ KOPMASI

Dizin stabilitesini sağlayan temel yapılardan biri olan ön çapraz bağ ani duruşlar, yön değişimleri veya travmalar sonucu kopabiliyor. Kopma sonrasında dizde boşalma hissi, güven kaybı ve tekrarlayan burkulmalar yaşanıyor. Yaz aylarında; basketbol, futbol, plaj sporları ve doğa yürüyüşü sırasında yapılan ani hareketler, kontrolsüz zıplama ve inişler, ön çapraz bağ yaralanmalarına neden olabiliyor.  Dönme hareketi sonrasında “pat” sesi eşliğinde şiddetli ağrı, hızla gelişen ödem ve güvensizlik hissi, en tipik bulgularını oluşturuyor. Bu belirtiler varsa, mutlaka bir ortopedi uzmanına başvurmak gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Erken müdahaleyle, oluşabilecek menisküs ve kıkırdak hasarlarının önüne geçilebiliyor. Doç. Dr. Nezih Ziroğlu, “Aktif bireylerde genellikle artroskopik yöntemle bağ rekonstrüksiyonu uygulanır” diyor.

DİZ KAPAĞI ÇIKIĞI

Tıbbi dilinde patella olarak adlandırılan diz kapağının yuvasından kayarak dışa doğru çıkması, diz kapağı yani patella çıkığı olarak ifade ediliyor. Genellikle travma sonrasında veya eklem yapısına ve kas zayıflığına bağlı oluşuyor. Şiddetli ağrı, hareket kısıtlılığı ve dizin görünümünde bozulmayla kendini gösteriyor. Yaz aylarında; yüksekten atlama, dengesiz zeminlerde yapılan hareketler, düşmeler ve kas yetersizlikleri, patella çıkığını tetikleyebiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Nezih Ziroğlu,  “Diz kapağı dışa doğru kaymışsa veya kayıp yerine gelse bile hareket sırasında ağrı ile güvensizlik hissi varsa, zaman kaybedilmeden ortopedi değerlendirmesi gerekir” bilgisini veriyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

İlk çıkıklarda dizlik, istirahat ve fizik tedavi uygulanabiliyor. Ancak tekrarlayan çıkıklarda izole veya kemik prosedürleriyle kombine edilmiş cerrahi stabilizasyon olan MPFL (Medial Patellofemoral Ligament) rekonstrüksiyonu, bir başka deyişle diz kapağını uyluk kemiğine bağlayan bağın onarımı gündeme geliyor.

Diz yaralanmalarını önlemek için 6 önemli kural!

  • Spor öncesinde, kaslarınızı ısıtacak şekilde esneme ve ısınma egzersizleri yapın.
  • Düzenli egzersiz yaparak kas gücünüzü artırın.
  • Aşırı kilonuz varsa diz ekleminizi korumak adına kilo kontrolü sağlayın.
  • Düzgün tabanlı ve yapacağınız sporun türüne uygun ayakkabılar tercih edin.
  • Zeminin özelliklerine göre hareket edin; kaygan ve eğimli alanlarda ani manevralardan kaçının.
  • Herhangi bir ağrı, takılma, boşalma hissi veya şişlik oluşmuşsa spora ara verip, ortopedi uzmanına başvurun.

10 Parmakta 10 Marifet

Ünlü oyuncu Bekir Aksoy, Bodrum Dürdane 1901’de sahne alan bestelerin efendisi Bülent Özdemir’in performansına sürpriz bir şekilde konuk oldu. Sahnedeki doğal performansı ve enerjisiyle izleyiciden tam not alan Aksoy, “sadece oyuncu değil, sahne insanı da” dedirtti. Dürdane 1901’in benzersiz atmosferi, Dürdane 1901 sahnesinde Bülent Özdemir’in unutulmaz besteleriyle birleşince Bodrum’da yine hafızalardan silinmeyecek bir akşam yaşandı.

Bodrum gecelerinin aranılan sesi

Genç yaşına rağmen güçlü sesi ve yorumuyla adından sıkça söz ettiren Cerem Onurluer  Bodrum Azka Otel’de müzikseverlerle buluştu. Azka Yaz Konserleri kapsamında sahneye çıkan Onurluer, sahnedeki samimi enerjisi ve zarif duruşuyla yine alkışların yıldızı oldu.

Repertuarında “Fikrimin İnce Gülü”, “Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun” ve “Yalnız Kullar” gibi unutulmaz parçaları seslendiren sanatçı, dinleyicilere adeta zaman yolculuğu yaşattı. Güçlü yorumuyla her notada duyguları zirveye taşıyan Cerem Onurluer, performansıyla Bodrum gecesine damgasını vurdu.

Konser boyunca izleyicilerden tam not alan başarılı sanatçı, sahneden alkışlar eşliğinde ayrılırken “Müzik varsa ben varım, Bodrum’un enerjisi ise tarifsiz,” diyerek duygularını paylaştı. Yaz boyunca Azka Otel’de sahne almaya devam edecek olan Cerem Onurluer, müziğiyle hem kulağa hem kalplere hitap etmeyi sürdürüyor.

Alex Tataryan’dan 20 yıl sonra geri dönüş

 

Müziğin duygulara dokunduğu, anıları canlandırdığı nadir parçalardan biri olan “Aşk Senin Adın”, tam 20 yıl sonra yepyeni bir ruhla geri dönüyor. Şarkının zamana meydan okuyan sözleri ve dokunaklı melodisi, Alex Tataryan’ın modern dokunuşlarıyla adeta yeniden hayat buldu.

“Bu şarkı benim için bir zaman kapsülü…” diyen Alex Tataryan, geçmişin izlerini bugünün elektronik tınılarıyla harmanlayarak nostaljiyle yeniliği aynı potada eritiyor. Sidechain efektlerle nefes alan düzenleme, dinleyeni duygusal bir dans pistine davet ediyor.

“Kaçarım bu şehirden…”, “Bana seni seven bir kalp bile bırakmadın…” gibi hafızalara kazınan dizeler, bu remake ile tekrar dillerde. Hem eskiye özlem duyanlar hem de yeni müzik arayışında olanlar için “Aşk Senin Adın”, tam anlamıyla duygusal bir geçiş kapısı sunuyor. Yeniden yorumlanan “Aşk Senin Adın”, sadece dinleyicilerin değil, radyo istasyonlarının da favorisi haline geldi. Türkiye genelinde birçok radyo, şarkıyı rotasyonuna alarak sıkça çalmaya başladı. Duygusal altyapısı ve modern düzenlemesiyle dikkat çeken parça, listelerdeki yerini her geçen gün daha da sağlamlaştırıyor.

Çocuğunuzu “kusuyor” diye susuz bırakmayın!

Yaz aylarında ishaller çocukluk çağında en sık karşılaşılan hastalıklar arasında yer alıyor. Nasıl ki kışın üst solunum yolu enfeksiyonları ön plandaysa, yaz mevsiminde de gastroenteritler, yani bulaşıcı ishaller, çocuklarda görülen hastalıkların başında geliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda gelişen ishallerde en çok dikkat edilen konulardan birinin sıvı ve elektrolit kaybı olduğunu belirterek, “Çocuk, ağızdan aldığı sıvıyı bulantı, kusma ve ishal yoluyla kaybedip yeterince yerine koyamadığında, dehidratasyon dediğimiz tablo ortaya çıkar. Bu durum, çocukluk çağında en sık karşılaştığımız komplikasyonlardan biridir. Bu nedenle çocuğunuza ‘kusuyor’ diye sıvı vermemezlik etmeyin, ishali durdurucu ilaçlar veya bağırsak dezenfektanları kullanmayın” diyor.

Dr. Demet Matben

Dr. Demet Matben

En sık görülen sebebi rotavirüs

Yaz ishalinde mikroplar çoğunlukla kirli havuza veya denize girilmesi, sıcak nedeniyle bozulan besinlerin tüketilmesi, el hijyenine yeterince dikkat edilmemesi, yiyecek ve mutfak gereçlerinin hijyenine özen gösterilmemesi sonucu bulaşıyor. Çocuklarda en yaygın olarak rotavirüs, adenovirüs, norovirüs ve astrovirüs kaynaklı ishaller görülüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, rotavirüsün çocukluk çağında en sık görülen ishal etkenlerinden birini oluşturduğuna işaret ederek,  “Öyle ki bebek ve çocuklarda hastane yatışlarını gerektiren ishal, ateş ve kusma vakalarının yüzde 50’sinden rotavirüs sorumlu olmaktadır. Ancak, son 10-15 yıldır yaygın uygulanan rotavirüs aşısı sayesinde bu tür ishal vakalarında azalma görülmektedir” bilgisini veriyor.

Bulaşma özelliği günlerce devam ediyor

Çocuklarda ishal tablosunda ilk 1-3 gün içerisinde ateş, karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor. Bu belirtiler genellikle 24 saat içinde kendini sınırlıyor. Ardından, sulu dışkılama başlıyor. Dışkının rengi, kıvamı ve kokusu normalden farklı olabiliyor. Virüs kaynaklı ishaller genellikle 1 hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçiyor. Ancak, bulaştırıcılık ishal başlamadan önceki birkaç gün ile ishal başladıktan sonraki 10 gün boyunca devam edebiliyor.  Bakteri kaynaklı ishallerde ise yüksek ateş, mukuslu, kanlı veya çok sulu dışkılama oluşabiliyor. Belirtilerden biri de dışkılama isteğiyle tuvalete gitme, ancak yeterli miktarda dışkılayamama ve tam boşalamama hissi oluyor. Ayrıca bakterinin türüne göre; karın ağrısı, kramplar ve sürekli dışkılama hissiyle birlikte seyredebiliyor.

Bu belirtiler varsa, dikkat!

İshal tablosunda erken teşhis ve tedavi ise büyük bir önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda oluşan ishalin vücutta ciddi sıvı kaybına yol açabileceği için acil değerlendirme gerektiği uyarısında bulunarak, “Erken dönemde çocuğa ağızdan verilen rehidratasyon sıvılarıyla müdahale edilebilir. Bu, ishalin daha ciddi ve olumsuz tablolara dönüşmesini engelleyebilir” diyor. Dr. Demet Matben, zaman kaybetmeden bir hekime başvurmanız gereken sinyalleri ise şöyle sıralıyor:

  • Günde 5-6 kez ve üzerinde kusuyorsa
  • Kusma olmasa bile ishal 7–8 kezden fazlaysa (ateşli olsun veya olmasın)
  • Su içtiği halde tekrar kusuyorsa
  • Ateşi başlamışsa ve bu ateşi kontrol edemiyorsanız

Tedavide sıvı takviyesi çok önemli!

İshalin tedavisinde öncelik sıvı takviyesi oluyor. Takviyenin, yudum yudum ve yavaş yavaş verilen sıvılarla sağlanması gerekiyor. Buzlu su, ayran, büyük çocuklar için soda veya maden suyu öneriliyor. Eğer dışkılama sayısı artarsa, ağızdan alınan rehidratasyon sıvıları (oral serumlar) devreye giriyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, tedavide en önemli noktanın sıvı ve elektrolit dengesinin korunması olduğunu vurgulayarak, “Eğer çocuk ağızdan sıvı alamıyorsa ve ciddi kusmaları varsa, bu durumda damar yolundan sıvı verilmesi gerekir” diyor. Virüs kaynaklı ishallerde antibiyotiklerin etkili olmadığını belirten Dr. Demet Matben, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bağırsak florasının düzenlenmesi için probiyotik kullanılabilir. Ayrıca çinko takviyesinin ishal süresini kısaltabildiği bilinmektedir. Eğer ishal; amipli dizanteri, salmonella veya başka bir bakteri kaynaklıysa, antibiyotik veya antiparaziter tedavi uygulanabilir. Bu durumda da yine sıvı takviyesi, probiyotik ve çinko desteği önemlidir. Ateş varsa, ateş düşürücü; karın ağrısı varsa, ağrı kesici verilebilir.”

Yaz ishalini önlemek için 7 önemli kural!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Matben, çocuklarda yaz ishalini önlemek için  dikkat edilmesi gereken kuralları 7 maddede şöyle özetliyor.

  • Bebeklik dönemindeyse mutlaka emzirin.
  • Sebze ve meyveleri çok iyi yıkayın.
  • Kendinizin ve çocuğunuzun el hijyenine dikkat edin.
  • Ortak tuvalet alanlarında hijyen kurallarını ihmal etmeyin
  • Dışarıdan alınan ve uzun süre beklemiş yiyeceklerden uzak durun. (Özellikle tavuk, mayonez, şarküteri ürünleri, hamburger)
  • Paketli olmayan dondurmalardan ve hijyeni şüpheli olan ürünlerden kaçının.
  • 2 yaşın altındaysa çocuğunuzu kalabalık havuzlara sokmayın; denizi tercih edin.

Olumlu düşün, sağlıklı beslen, beynini koru!

Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.

Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik haliyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerekiyor.” dedi. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz, zihinsel aktiviteler ve güçlü sosyal ilişkilerin önemini vurgulayan Tarlacı, olumlu düşünmenin, şükretmenin ve stres yönetiminin beyin sağlığı üzerindeki etkisinin büyük olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Beyin sağlığı, ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik halinin bütünüdür…

Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.

Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.

Beslenmek demek beyni beslemek demek!

Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.

Hayata pozitif ve şükrederek bakmak gerekir!

Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.

Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.

Sosyal etkileşimleri güçlü ve canlı tutmak gerekir!

İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.

Beyin sağlığı için farkındalık oluşturulmalı!

Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek beyin sağlığını da koruyor!

Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.”

Hayvanlarla etkileşim psikolojiyi güçlendiriyor!

Hayvanlarla kurulan bağın, yalnızca sevimli bir dostluk olmadığını belirten uzmanlar, aynı zamanda güçlü bir iyileşme aracı olduğunu söylüyor.

Evcil hayvanlarla vakit geçirmenin stres hormonlarını azaltırken mutluluk hormonlarını artırdığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bir kediyi okşamak kalp atış hızını düzenleyerek kişiye sakinlik hissi verebilir. Bununla birlikte hayvanlarla etkileşim içinde olmak, yalnızlık duygusunu azaltarak depresyon belirtilerini hafifletebilir.” dedi. Hayvanların özellikle çocuklarda empati ve sosyal becerileri geliştirirken, yaşlılarda yalnızlık hissini azaltıp zihinsel sağlığı desteklediğini vurgulayan Aydın, hayvan destekli terapilerin depresyon, kaygı bozukluğu, otizm ve TSSB gibi pek çok psikiyatrik rahatsızlıkta olumlu etkiler gösterdiğini açıkladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, hayvanlarla kurulan duygusal bağın çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubunda ruh sağlığını nasıl etkilediği ve hayvan destekli terapilerin psikolojik rahatsızlıklarda nasıl rol oynadığı hakkında bilgi verdi.

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Klinik Psikolog Cumali Aydın

Hayvanlar, koşulsuz sevgiyle travma sonrası güven duygusunu yeniden kazandırıyor!

Bilimsel araştırmaların, hayvanlarla vakit geçirmenin stres hormonu olan kortizol seviyelerini düşürdüğünü ve mutluluk hormonu olarak bilinen oksitosin salgısını artırdığını gösterdiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu duruma örnek olarak, bir kediyi okşamak kalp atış hızını düzenleyerek kişiye sakinlik hissi verebilir. Bununla birlikte hayvanlarla etkileşim içinde olmak, yalnızlık duygusunu azaltarak depresyon belirtilerini hafifletebilir.” dedi.

Kişinin yalnız olmadığını ve yalnızlıkla beraber gelebilen değersizlik ya da sevilmeme duygularıyla daha rahat baş edebileceğini aktaran Aydın, “Özellikle terapi köpekleri veya kedileri, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan bireylerde güven duygusunu yeniden inşa etmeye yardımcı olur. Yardımcı olmasının nedenleri incelendiğinde, bu hayvanlar koşulsuz sevgi ve güven duygusu sunar. Travmatik deneyimler yaşayan kişiler, insan ilişkilerinde güven sorunu yaşayabilir ve tehdit algıları artabilir. Ancak hayvanlar, yargılamadan ve beklentisiz bir şekilde bireylere eşlik eder, bu da kişinin yeniden güven hissini deneyimlemesine olanak tanır.” şeklinde konuştu.

Hayvanlarla iletişim, sözel olmayan duyguları anlamayı sağlıyor!

Hayvanların, insanların duygularını anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olabileceğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bir kişi stresli veya üzgün olduğunda evcil hayvanıyla vakit geçirmek, ona koşulsuz sevgi sunan bir dostla birlikte olmanın huzurunu yaşamasını sağlar. Bu, özellikle öfke kontrolü veya kaygı bozukluğu yaşayan bireylerde, duygusal tepkileri daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir.” dedi.

Çocuklar ve ergenler üzerinde yapılan araştırmalara değinen Aydın, “Hayvanlarla vakit geçiren bireylerin empati becerilerinin geliştiğini ve stres karşısında daha sağduyulu tepkiler verdiklerini ortaya koyan araştırmalar var. Birey, hayvanın duygularını anlamaya ve onun ihtiyaçlarını gözetmeye başlar. Empati, bir başkasının duygu ve ihtiyaçlarını fark edebilme ve onlara uygun şekilde yanıt verebilme becerisidir. Hayvanlarla kurulan bağ, insanların bu yeteneğini geliştirmesine yardımcı olur çünkü hayvanlar konuşarak kendilerini ifade edemezler. Onların ruh hallerini vücut dilleri, yüz ifadeleri ve hareketleriyle anlamak gerekir.” açıklamasını yaptı.

Hayvanlarla büyüyen çocuklar başkalarının duygularını anlamada daha başarılı olabilir!

Bir çocuğun evcil bir hayvanla büyüdüğünde, sorumluluk duygusu, empati ve sosyal beceriler kazandığını vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bir çocuğun her gün köpeği beslemesi, ona düzenli bakım sağlaması gerektiğini öğrenmesine yardımcı olur. Ayrıca, hayvanlarla büyüyen çocuklar, duygusal ifadelerini daha iyi tanıyabilir ve başkalarının duygularını anlamada daha başarılı olabilirler. Hayvanlarla oyun oynayan çocukların sosyal ilişkilerinde daha girişken ve uyumlu oldukları da bilimsel çalışmalarla desteklenmiştir.” dedi.

Hayvanlarla kurulan duygusal bağ, iyileşme sürecine katkı sağlıyor!

Yaşlı bireyler içinse evcil hayvanların, hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük bir destek kaynağı olabildiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bir kedi veya köpekle vakit geçirmek, yalnızlık hissini azaltırken zihinsel sağlığı da destekler. Örneğin, Alzheimer hastası bireylerde terapi hayvanlarıyla yapılan çalışmalar, kişideki anksiyeteyi azalttığını ve bilişsel işlevlerini desteklediğini gösteriyor. Evcil hayvanlar, yaşlıların günlük rutinlerini korumalarına yardımcı olarak onlara bir amaç hissi kazandırır ve sosyal etkileşimlerini artırır. Böylece yaşlılık sürecinin daha sağlıklı geçirilmesi katkıda bulunurlar.” dedi.

Hayvan destekli terapilerin hangi psikiyatrik rahatsızlıklarda daha sık kullanıldığına da değinen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hayvan destekli terapiler, özellikle depresyon, kaygı bozuklukları, otizm spektrum bozukluğu ve TSSB gibi rahatsızlıklarda sıkça kullanılır. Örneğin, savaş travması geçirmiş bir gazinin terapi köpeğiyle geçirdiği süre sonunda panik ataklarının azaldığı ve sosyal hayata daha kolay adapte olduğu görülmüştür. Bir vakada, ağır depresyon teşhisi konmuş bir bireyin, at destekli terapiye başladıktan sonra günlük rutinlerine daha kolay dönebildiğini ve kendisini daha güvende hissettiğini gözlemlemiştik. Kısaca hayvanların bireylere duygusal bağ sunmaları iyileşme sürecine katkıda bulunur.”

Başarısı ve güzelliği ile dikkat çekiyor

İş dünyasının sevilen ismi Bilge Kuru, bu yaz da Bodrum’da başarılarıyla göz dolduruyor. Global markaların danışmanlığını üstlenen Kuru, gerçekleştirdiği seçkin etkinlikler ve projelerle adından söz ettiriyor.
Bilge Kuru, sadece iş dünyasındaki başarısıyla değil, güzelliği ve zarif tarzıyla da dikkatleri çekiyor. Yoğun temposuna rağmen çocukları ve dostlarıyla vakit geçirmeyi ihmal etmeyen Bilge Kuru, bu yazın en özel etkinliklerine imzasını atmaya devam edecek.

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto