Cemiyet, magazin ve güncel haberler

Yazılar

Nissan Ariya Konsepti: Güneş Enerjisiyle Ekstra Menzil

Nissan, Temiz Enerji Günü kapsamında tanıttığı güneş enerjisiyle çalışan Ariya konsepti ile elektrikli mobilitenin geleceğine dair vizyonunu ortaya koydu. Kaput, tavan ve bagaj kapağına entegre edilen 3,8 m²’lik yüksek verimli fotovoltaik paneller, güneş ışığını doğru akıma çevirerek aracın menzilini artırıyor. Gerçek koşullarda yapılan testlerde, sistemin güneşli bir günde 23 kilometreye kadar ek menzil sağladığı açıklandı.

Nissan Ariya

Dubai ve Barselona’daki mühendislik ekiplerinin geliştirdiği bu yenilikçi sistem, sürücülere şarj altyapısına daha az bağımlı bir deneyim sunuyor. Test sonuçlarına göre Barselona’da günlük ortalama 17,6 km, Londra’da 10,2 km, Yeni Delhi’de 18,9 km ve Dubai’de 21,2 km ek menzil elde edilebiliyor. Bu performans, sürücülerin şarj sıklığını %35–65 oranında azaltarak maliyet avantajı sağlıyor.

Proje, Nissan’ın Hollandalı güneş enerjisi mobilite girişimi Lightyear ile yaptığı işbirliği sonucu hayata geçirildi. Hollanda–Barselona arasında gerçekleştirilen 1.550 km’lik test sürüşü, güneş enerjisi entegrasyonunun yıllık şarj istasyonu ziyaretlerini 23’ten 8’e düşürebileceğini gösterdi.

Nissan AMIEO ePowertrain Başkan Yardımcısı Shunsuke Shigemoto, “Güneş enerjisiyle çalışan Ariya konsepti, inovasyon ve sürdürülebilirliğin el ele ilerlemesi gerektiğini somutlaştırıyor. Bu teknoloji, müşterilerimize daha fazla özgürlük, daha az şarj bağımlılığı ve daha temiz bir gelecek sunuyor” dedi.

Nissan, bu konsepti 2050 yılına kadar karbon nötrlüğü hedefine ulaşma yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Güneş enerjisiyle şarj teknolojisi, elektrikli araçların kendi enerjilerini üretmesini sağlayarak mobilitenin geleceğini yeniden tanımlıyor.

Nissan Ariya

#Nissan #Ariya #GüneşEnerjisi #ElektrikliAraçlar #TemizEnerji #Sürdürülebilirlik #OtomotivTeknolojisi #KarbonNötr #Mobilite #GeleceğinAraçları #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sefo ve Sena Şahin’den Duygusal Düet: Bi’ Bilsen

Türk rap sahnesinin en çok konuşulan isimlerinden Sefo, 200 milyondan fazla dinlenmeye ulaşan “Bilmem Mi”nin ardından yeni şarkısı “Bi’ Bilsen” ile dinleyicilerle buluştu. Bu kez Sena Şahin ile yaptığı ilk düet çalışmasıyla dikkat çeken Sefo, güçlü sözleri ve etkileyici melodisiyle müzikseverlere yeni bir deneyim sunuyor.

Söz ve müziği Sefo ile Sena Şahin’e ait olan “Bi’ Bilsen”, “Bilmem Mi”ye göndermede bulunan sözleriyle iki sanatçının müzikal dünyasını aynı parçada birleştiriyor. Düzenlemesi Can VS ve Mehmet Erden tarafından yapılan parçanın mix ve mastering süreci Can VS imzası taşırken, gitarlarda Caner Güneysu yer alıyor. Şarkının klibi ise Rize’nin karlar altındaki yaylalarında çekilerek parçanın atmosferini görsel olarak güçlendiriyor. “Bi’ Bilsen”, 23 Ocak itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında.

#Sefo #SenaŞahin #BiBilsen #BilmemMi #YeniŞarkı #Düet #TürkRap #MüzikHaberleri #Magazin #RizeKlibi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aysun Öztekin’den Güçlü Bir Yüzleşme: Bu Kadarmış

Aysun Öztekin, sözü ve müziği kendisine ait olan yeni şarkısı “Bu Kadarmış” ile dinleyicilerle buluştu. Vazgeçişin ve yüzleşmenin hikâyesini yalın ama güçlü bir anlatımla aktaran eser, Göksun Çavdar düzenlemesiyle dengeli bir müzikal yapı sunuyor.

Şarkının video klibi, yönetmen İzzet Başlak tarafından Kılıçlı Film Platosu’nda çekildi ve parçanın duygusal atmosferini görsel olarak da destekledi. Avrupa Müzik etiketiyle yayımlanan “Bu Kadarmış”, tüm dijital platformlarda dinlenebiliyor.

#AysunÖztekin #BuKadarmış #YeniŞarkı #AvrupaMüzik #MüzikHaberleri #Magazin #GöksunÇavdar #İzzetBaşlak #DijitalPlatformlarda #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bir anda tetikleniyor, hayatı felç ediyor!

Trigeminal nevralji, yüzün duyusunu sağlayan trigeminal sinirin tutulmasıyla oluşan ve literatürde ‘dünyanın en şiddetli ağrısı’ şeklinde tanımlanan kronik bir ağrı olarak dikkat çekiyor. Hastalar tarafından yüzde ‘şimşek çakması’ veya ‘elektrik çarpması’ olarak tarif edilen trigeminal nevralji; genellikle yüzün tek tarafında, tekrarlayıcı ve şiddetli ağrı ataklarıyla kendini gösteriyor. Kısa sürmesine rağmen tekrarlayan ataklar nedeniyle hastaların günlük yaşamı adeta kabusa dönüşebiliyor. Öyle ki hastalar ağrıyı tetikleyebildiği için yemek yeme, su içme ve konuşma gibi en temel ihtiyaçlarından kaçınabiliyor, yüzlerini yıkayamaz ve dişlerini fırçalayamaz hale gelebiliyorlar.  Acıbadem International Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, yaygın inanışın aksine trigeminal nevraljinin çözümsüz bir hastalık olmadığına dikkat çekerek, “Günümüzde, uygun hastalarda, modern tıbbın sunduğu balon kompresyon gibi girişimsel yöntemlerle bu şiddetli ağrıdan kurtulmak mümkündür” diyor.

Dr. Barış Peker

Dr. Barış Peker

Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu

Trigeminal nevralji, dünya genelinde her 100 bin kişinin yaklaşık 4 ila 13’ünde görülürken, Türkiye’de bu oranın çok daha yüksek olduğu belirtiliyor. Yapılan güncel çalışmalara göre, ülkemizde trigeminal nevralji görülme sıklığı 100 bin kişide 98’e ulaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 4 bin kişiye trigeminal nevralji tanısı konulurken, bu veriler hastalığın önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu gösteriyor. En sık 50-70 yaş aralığında gelişen bu hastalığa kadınlarda erkeklere oranla daha yaygın rastlanıyor. Trigeminal nevraljinin en yaygın nedeni ise beyin sapındaki bir damarın (genellikle üst serebellar arter) trigeminal sinire bası yaparak siniri rahatsız etmesi veya koruyucu kılıfına (myelin zarı) zarar vermesi.

Günlük hayat durma noktasına geliyor!

Trigeminal nevralji, hastaların günlük yaşamlarını ‘durma’ noktasına getirebilecek kadar ciddi sorunlar oluşturabiliyor. En temel insani ihtiyaçlar olan yemek yemek, su içmek veya konuşmak ağrıyı tetikleyebildiği için hastalar bu gereksinimlerinden kaçınmaya başlıyor.  Zamanla ciddi kilo kayıpları oluşabiliyor. Ayrıca, hastalar toplum içinde aniden bir atak geçirme korkusuyla sosyal ortamlardan uzaklaşıyor; ağrı tetiklenmesin diye yüz kaslarını donduruyor ve gülümsemekten dahi kaçınıyorlar. Uzmanlar bu durumu, ‘yüz donması’ olarak tanımlıyor. Sosyal izolasyonun yanı sıra hijyen ve kişisel bakım da önemli bir sorun haline gelebiliyor. Öyle ki yüze dokunmanın oluşturduğu şiddetli ağrı nedeniyle erkekler tıraş olamıyor, kadınlar makyaj yapamıyorlar. Dahası, yüz yıkama ve diş fırçalama gibi hijyen alışkanlıkları da imkansız hale gelebiliyor.

Literatürde “intihar hastalığı” olarak tanımlanıyor!

Trigeminal nevralji, tıbbi literatürde ‘intihar hastalığı’ olarak tanımlanacak kadar ağır bir psikolojik ve sosyal yükü beraberinde getirebiliyor.  Zira, ağrının ne zaman geleceğinin bilinmemesi sebebiyle hastalar sürekli bir ‘beklenti anksiyetesi’ içine giriyor. Bu kronik stres hali zamanla çaresizlik hissine, derin depresyona ve uyku bozukluklarına neden olarak hastaların yaşam kalitesini dramatik şekilde düşürüyor. Ayrıca, şiddetli ataklar sırasında hastaların konsantrasyonu tamamen dağılıyor; bu durum iş hayatında verimsizliğe veya profesyonel yaşamın tamamen sonlanmasına da yol açabiliyor.

Yanlış tanı, gereksiz yere çekilen sağlıklı dişler!

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, ağrı genellikle üst veya alt çene bölgesinde hissedildiği için hastaların büyük bir çoğunluğunun ilk olarak diş hekimine başvurduğuna işaret ederek, “Maalesef, doğru tanı konulana kadar birçok hasta gereksiz yere sağlıklı dişlerini çektiriyor. Dolayısıyla, eğer yüzünüzde yemek yerken, konuşurken veya rüzgar estiğinde tetiklenen ani, kısa süreli ve şok benzeri ağrılar varsa beyin cerrahisi uzmanına başvurmanız son derece önemlidir” uyarısında bulunuyor.

Amaç hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak

Trigeminal nevraljinin tanısı klinik öykü ve nörolojik muayene ile konuluyor. Damar basısını veya ikincil nedenleri (tümör, multiple skleroz vb.) dışlamak için manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkikine başvuruluyor. Tedavinin birincil amacı ise hastayı ağrısız yaşama kavuşturmak. İlaç tedavisi trigeminal nevraljide ilk adımı oluşturuyor. İlacın yetersiz kaldığı veya sersemlik ile dengesizlik gibi yan etkilerin arttığı durumlarda açık cerrahi (Mikrovasküler dekompresyon) veya kapalı cerrahi yöntemler (Balon kompresyon ve radyofrekans gibi yöntemler) gündeme geliyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker, trigeminal nevraljinin tedavisinde uzun yıllardır mikrovasküler dekompresyon (MVD) cerrahisinin altın standart olarak kabul edildiğini söyleyerek, “Bu operasyon, hemen kulak arkasından kafatasına bir kemik pencere açılıp,  mikroskop altında, trigeminal sinirinin beyin sapından çıktığı noktaya müdahale edilen büyük bir cerrahi girişimdir. Ancak, her hasta için uygun olmayabiliyor ve çeşitli riskler barındırabiliyor. Bu nedenle alternatif olarak, daha az girişimsel (minimal invaziv ya da kapalı cerrahi) yöntemlere de başvuruluyor” bilgisini veriyor.

Balon kompresyon yöntemi öne çıkıyor

Geçmişten günümüze uygulanan alkol enjeksiyonu veya radyofrekans gibi kapalı yöntemlerde, ağrının kesilip kesilmediğini test etmek için hastanın işlem sırasında uyanık kalması gerekebiliyor. Ancak, bu durumun şiddetli ağrı çeken hastaları hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorladığını vurgulayan Dr. Barış Peker, “Ayrıca, söz konusu her iki yöntemde de “anesthesia dolorosa” olarak adlandırılan bir yan etki görülebiliyor. Şiddetli ve  sürekli devam eden bu ağrı durumu trigeminal nevraljiden çok daha ağır bir klinik tabloya neden olabiliyor. Dolayısıyla, cerrahi riskleri minimize eden, hastayı uyanık tutma zorunluluğunu ortadan kaldıran ‘Balon kompresyon’ yöntemi, günümüzde trigeminal nevraljiye bağlı yüz ağrısından kurtulmak isteyen hastalar için en çok tercih ettiğimiz yöntem olarak öne çıkıyor” diye konuşuyor.

İşlem hasta ağrı hissetmeden tamamlanıyor!

Balon kompresyon yöntemi ameliyathanede ve genel anestezi altında uygulanıyor. Bu sayede işlemin hastaların hiçbir ağrı veya sıkıntı hissetmeden tamamlandığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Peker,  sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu yöntemde, skopi (röntgen) eşliğinde ve bir iğne (katater) yardımıyla ağız kenarından girilerek, kafa tabanında yer alan ‘foramen ovale’ isimli delikten trigeminal sinirinin bulunduğu bölgeye ulaşılıyor. Ardından, katater aracılığıyla, küçük bir balon,  şişirilmeden bu bölgeye iletiliyor. Balon burada 1-2 dakika süreyle şişirilerek, sinir liflerine kontrollü bir basınç uyguluyor. Yüksek çözünürlüklü skopi (röntgen) sayesinde, hedeflenen “armut” veya “üçgen” şeklindeki  baskı formu, sinir üzerinde tam istenilen noktada oluşturuluyor. Şiddetli ağrıya neden olan sinir liflerine yapılan bu baskı ağrının kesilmesini sağlıyor” diyor. Balon kompresyon ameliyatında anesthesia dolorosa riskinin yaşanmadığını anlatan  Dr. Barış Peker, bu faydasının yöntemin seçilmesindeki en önemli nedenlerden biri olduğunu vurguluyor.

#TrigeminalNevralji #ŞimşekÇaktıranAğrı #DünyanınEnŞiddetliAğrısı #Nöroloji #BeyinCerrahisi #SağlıkHaberleri #KronikAğrı #BalonKompresyon #Acıbadem #YaşamKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Bu belirtiler Parkinson hastalığı habercisi olabilir

Toplumda genellikle “titreme hastalığı” olarak bilinen Parkinson hastalığı, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Parkinson hastalığı titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertleşme ve denge sorunları gibi belirtilerle seyreder. Son yıllarda yapılan gözlemler, tanısı genellikle 50–55 yaş civarında konulan hastalığın daha genç yaşlarda da ortaya çıktığını göstermektedir” diyor. Sevindirici olan gelişmenin ise; tıp teknolojisindeki hızlı gelişmelerle hastalığın cerrahi tedavisinde daha esnek yaklaşımlar uygulanabilmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Kertmen, ileri teknoloji döneminin getirdiği yenilikleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beyinde hücre yıkımıyla ilerleyen ve Alzheimer’dan sonra görülme sıklığında ikinci sırada yer alan Parkinson hastalığı günümüzde artık genç yaşlarda da kapıyı çalabiliyor. Bu durumun ‘erken başlangıçlı Parkinson hastalığı’ olarak tanımlandığını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Günümüzde Parkinson hastalarının yaklaşık yüzde 5–10’unda hastalık 40 yaşından önce başladığı görülmektedir. Erken yaşta Parkinson hastalığında genetik faktörler önemli rol oynamaktadır. Ayrıca bazı tarım ilaçları, ağır metallere maruz kalma ve hava kirliliği gibi çevresel etkenler de hastalığın daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olabilmektedir” diyor.

Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen

Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen

Günümüzde daha erken tanı konulabiliyor

Son yıllarda tıp teknolojisinin gelişmesi ve toplumsal farkındalığın artmasıyla hastalığa daha erken ve daha doğru tanı konulabildiğini söyleyen Prof. Dr. Kertmen “Parkinson’un ilk ve en önemli tedavisi ilaç tedavisidir. Hastalığın ilk yıllarında özellikle dopamin içeren ilaçlar, genellikle çok iyi sonuç verdiği için halk arasında “balayı dönemi” olarak adlandırılır. Ancak zamanla ilaçların etki süresi kısalır; gün içinde daha sık ilaç alma ihtiyacı doğar. Bazı hastalarda ilaçlara bağlı istem dışı aşırı hareketler ortaya çıkabilir, doz sonu kötüleşmeleri yaşanabilir ve yaşam kalitesi belirgin şekilde bozulur. Bu durumlarda, titremesi kontrol altına alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir” diyor.

Temel hedef, başkalarına bağımlılığı azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak

Cerrahi tedavinin (beyin pili) her hastaya, hemen uygulanan bir yöntem olmadığını, uygun hastalarda cerrahinin daha erken dönemde uygulanmasının ise çok büyük faydalar sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Kertmen şöyle konuşuyor: “Böylece hastanın başkalarına bağımlılığı azalır ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artar. Hastaların büyük bölümünde ilaç ihtiyacı azalırken, bazılarında hiç gerek kalmaz. Tedavi süreci, hastanın klinik durumuna göre yeniden düzenlenir. Cerrahi sonrası düzenli kontroller, pil ayarlarının yapılması ve egzersiz ile fizik tedavinin günlük yaşamın bir parçası haline getirilmesi durumunda ise hastanın kendi yemeğini yiyebilmesi, düğmesini ilikleyebilmesi ve daha güvenli yürüyebilmesi gibi becerilerin kazanımıyla bağımsız bir yaşam sürmesi mümkün olabilmektedir.”

Beyin pili için artık uzun yıllar beklemek gerekmiyor

Eskiden geçerli olan “beyin pili için mutlaka yıllarca beklemek gerekir” anlayışının günümüzde yerini hastaya özel ve bilimsel verilere dayanan daha esnek bir yaklaşıma bıraktığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Hayri Kertmen “Tanının net konulması ve ilaçlardan sağlanan faydanın azalması durumunda, uygun hastalarda beyin pili ameliyatı için artık yıllarca beklemek gerekmiyor. Ancak ameliyat kararı; nöroloji ve beyin cerrahisi başta olmak üzere deneyimli bir ekip tarafından, hastanın genel durumu, zihinsel ve psikolojik özellikleri de göz önünde bulundurularak verilmelidir. Buradaki temel amaç; acele etmek değil, hastaya en fazla faydayı sağlayacak doğru zamanı yakalamaktır” diyor.

Parkinson cerrahisinde 5 önemli yenilik

Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde son yıllarda önemli teknolojik ilerlemeler sayesinde, özellikle beyin pili (Derin Beyin Stimülasyonu) uygulamalarının, geçmişe kıyasla hem daha hassas hem de hastaya özel çözümler sunabilir hale geldiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kertmen 5 önemli yeniliği şöyle sıralıyor:

  • Günümüzde kullanılanyönlendirilebilir elektrotlar sayesinde, tedavi etkinliği artarken, konuşma bozukluğu vb yan etkiler azalmaktadır.
  • Akıllı (adaptif) beyin pili sistemleri sayesinde tedavi daha dengeli, daha kişiselleştirilmiş ve daha etkili olabilmektedir.
  • Cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, ameliyat esnasında artık çoğu hastanın uyanık kalma zorunluluğu yoktur.
  • Gelişmiş görüntüleme yöntemleri kullanılarak elektrotlar, hasta genel anestezi altındayken milimetrik doğrulukla hedef bölgeye yerleştirilebilmekte, bu da ameliyat sürecini hasta açısından daha konforlu hale getirmektedir.
  • Yeni nesilşarj edilebilir ve uzun ömürlü pil sistemleri ile pil değişim sıklığı önemli ölçüde azalmıştır. Kablosuz olarak şarj edilebilen bu piller, 10–15 yıla kadar kullanılabilmekte ve hastaların tekrar ameliyat olma ihtiyacını büyük ölçüde azaltmaktadır.

#Parkinson #BeyinPili #SağlıktaYenilik #Nöroloji #CerrahiTedavi #YaşamKalitesi #ParkinsonHastalığı #ErkenTanı #TıpTeknolojisi #Acıbadem #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Urla’da Sanatın Gizli Yüzü: HIDDEN

Galeri Binyıl, özel projesi Binyilart Project kapsamında sanatçı Tuğçe Çalımbay’ın “HIDDEN” başlıklı kişisel sergisini Urla’da sanatseverlerle buluşturuyor. 8 Şubat – 31 Mart 2026 tarihleri arasında Galeri Binyıl & Urla Statera Vineyards’da ziyaret edilebilecek sergi, izleyiciyi yalnızca görmeye değil; bakmaya, hissetmeye ve kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye davet ediyor.

Çalımbay’ın doğa ve içsel yolculuk temalarını işlediği eserleri, tuz kristalleri ve taş dokularıyla korku, çaresizlik ve dönüşüm arasındaki ince çizgiyi yansıtıyor. Sanatçı, estetik kaygıdan çok içsel bir yüzleşmeyi merkeze alarak, bastırılmış duygularla kurduğu güçlü birlikteliği resimlerine aktarıyor.

#TuğçeÇalımbay #HIDDEN #GaleriBinyıl #BinyilartProject #UrlaSanat #ÇağdaşSanat #SanatHaberi #ResimSergisi #İçselYolculuk #StateraVineyards #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Pera Müzesi’nde Duygular ve Malzemenin İzleri

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, kuruluşunun 20. yılı kapsamında sanatseverleri iki özel sergiyle buluşturuyor: “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” ve “Åsa Jungnelius: Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize.”

Her iki sergi de duygular ve malzeme üzerinden güçlü anlatılar sunarken, 8 Şubat Pazar gününe kadar ziyaret edilebilecek.

Ortak Duygular

Küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği sergi, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek” başlıkları altında kurgulanan sergi, müzeleri bugünün duygusal ve politik ilişkilerinin kurulduğu alanlar olarak ele alıyor.

Åsa Jungnelius

Küratörlüğünü Elif Kamışlı’nın yaptığı sergi, İsveçli sanatçı Jungnelius’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi. Cam ve taşın etkileşiminden yola çıkan eserler, malzeme ile insan arasındaki ilişkiyi tarih, ustalık ve doğa bağlamında ele alıyor. Camın kırılganlığı ile taşın dayanıklılığı arasında kurulan bu anlatı, izleyiciyi malzemenin belleğiyle buluşturuyor.

🕒 Ziyaret Bilgileri

Salı–Cumartesi: 10.00–19.00

Pazar: 12.00–18.00

Uzun Cuma: 18.00–22.00 arası tüm ziyaretçilere ücretsiz

Genç Çarşamba: Öğrenciler için ücretsiz giriş

#PeraMüzesi #OrtakDuygular #BritishCouncil #ÅsaJungnelius #SanatHaberi #İstanbulSanat #CamVeTaş #Sergi #Sanatseverler #Pera20Yıl #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ona Kadar Sayıyorum: Mutluluğun Hesabı Kitaplarda

Ödüllü İtalyan yazar Daniele Bergesio’nun yazıp Chiara Ficarelli’nin resimlediği Ona Kadar Sayıyorum, Redhouse Kidz tarafından yayımlandı.

Resimli kitap, sayı sayarak kendini güvende hisseden bir çocuğun mutluluğu hesaplama öyküsünü anlatıyor. Kahraman Asal, adımlarını, merdiven basamaklarını, defterindeki sayfaları sayarken bir gün hiç beklenmedik, hesaplanamayan bir gelişmeyle karşılaşıyor. Tek kelime ve yedi harflik bu sürpriz, tüm hesaplarını altüst ediyor.

Her yaştan okura günlük mutlulukların dökümünü yaptıracak bu kitap, çocuklara hem eğlenceli hem düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor.

#OnaKadarSayıyorum #DanieleBergesio #ChiaraFicarelli #RedhouseKidz #ÇocukKitapları #ResimliKitap #MutlulukNasılSayılır #KitapHaberi #OkumaKeyfi #GünlükMutluluklar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Aşı Tedaviden Daha Etkili

İleri yaşla birlikte bağışıklık sisteminin zayıfladığını belirten Özel Sağlık Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sarhan Sakarya, erişkinlerde uygulanan aşılamayla hastalıkların önüne geçilebileceğini söyledi.

Özellikle 65 ve üstü yaşlardaki bireylerin bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve hastalıkların daha ağır seyredebildiğini dile getiren Sakarya, “Erişkinlerde aşılama, çocuklukta kazanılan bağışıklığın zamanla zayıflaması ve ileri yaşla birlikte grip, zatürre, zona gibi hastalıkların daha ağır seyretme riski nedeniyle hayati önem taşır. Çocuk doğduğunda bağışıklık yanıtı hiç yok denilecek kadar azdır; anneden aldığı kadardır. 30 yaşlarına geldiğinde, bağışıklık en güçlü dönemine girer. Birey 65 yaşına geldiğinde ise yeniden çocukluk dönemindeki bağışık yanıta sahip olur. İşte bu dönem bizim için çok tehlikelidir. 65 yaşa girmiş bir insanda birçok altta yatan enfeksiyon hastalığını çağıran hastalıklar olabilir” diye konuştu.

Prof. Dr. Sarhan Sakarya,

Prof. Dr. Sarhan Sakarya

HASTALIK RİSKİNİ DE AZALTIYOR

Erişkinlerde aşılama ile hastalık riskinin de azaltılabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Sarhan Sakarya, sözlerine şöyle devam etti: “Bir erişkin, tetanoz aşısını ne zaman olduğunu bilmiyorsa mutlaka tetanoz aşısı olması gerekli. Çünkü yaşadığınız çevredeki her yerde bu mikropla karşılaşabilirsiniz. Özellikle akciğer ve kalp hastalıkları, diyabet ve böbrek hastalıkları gibi farklı rahatsızlıkları olan kişiler, pnömoniye (zatürre), influenzaya (grip) veya RSV dediğimiz enfeksiyonlara karşı mutlaka gerekli aşıları olmalıdır. Erişkinlerde aşılama, tedavi etmekten daha ucuz ve de hastalıkların daha kolay atlatılabildiği bir yöntemdir. Aşılama tedavisi, enfeksiyon hastalıklarından ve belli yaştan sonraki ölümcül enfeksiyonlardan kurtulmak için tek çıkar yoldur. Tedavi süreçlerinin bu konuda uzman hekimlerce yürütülmesi gerekmektedir”

#ErişkinAşılaması #SağlıkHaberi #Bağışıklık #EnfeksiyonRiskineDikkat #ProfSarhanSakarya #Grip #Zatürre #Zona #SağlıklıYaşam #AşıHayatKurtarır #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nasıl Derler Bilirsin’den Duygusal Tekli

Alternatif pop sahnesinin dikkat çeken gruplarından Nasıl Derler Bilirsin, yeni teklisi “Son bi’ Sezen” ile dinleyiciyle buluştu. Sözü ve bestesi Alper Altıntaş’a ait olan şarkı, ayrılığın en tanıdık anına dokunuyor: gitmeden önce söylenen son cümleye, çalınan o son şarkıya…

Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan parça, ayrılığı kabullenişle kucaklayan sözleri ve Okan Çoşkun imzalı düzenlemesiyle duygusal yoğunluğu artırıyor. “Son bi’ Sezen”, 16 Ocak itibarıyla tüm dijital platformlarda yayında.

#NasılDerlerBilirsin #SonBiSezen #AlternatifPop #SonyMusicTürkiye #YeniTekli #MüzikHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity