Tanrıların şehri Atina

Atina, Yunanistan’ın başkenti ve yaklaşık 4 milyon kişilik nüfusuyla en büyük şehridir. Eski Yunan medeniyetinin de merkeziydi. Etrafı tepelerle çevrilidir ve yalnız batı kısmı açıktır. Limanı olan Pire’ye 7 kilometre uzaklıktadır. Şehrin ismi, koruyucusu olduğuna inanılan Athena’dan gelmektedir. Atina’ya gittiğinizde sanki yabancı bir ülkeyi değil de, Türkiye’nin batı kıyılarında bir şehri ziyaret ediyormuş gibi bir hisse kapılabilirsiniz. Zira iki halkın yüzyıllar süren birlikte yaşamışlığı karşılıklı birçok kültür alışverişine yol açmıştır ve insanların davranışlarından tutun, mutfak kültürü ve yemeklere kadar bir sürü benzerlikler vardır. Atina’ya ulaştığınızda ilk yapmanız gereken tabi ki Akropolis’i ziyaret etmek olmalıdır. Plaka caddesini takip ederek ulaşacağınız Akropolis’e giderken mevsime uygun ve rahat bir ayakkabı giymeyi unutmayın. Parthenon tapınağının da yer alığı tepede konumlanmış olan Akropolis size tarihi dokusunun yanında, eşsiz bir Atina manzarası da sunacaktır. Akropolis gezisinin yorgunluğunu Plaka caddesinde yer alan restoranların birinde yemek yiyerek ya da kafelerin birinde kahve içerek giderebilirsiniz. Daha önce de belirttiğim gibi Yunan mutfağında alışık olduğumuz birçok yemek bulunmakta, hatta bazılarının isimleri bile neredeyse aynı (Cacık-Cacıki gibiJ ). Hatta Yunan Kahvesi demeyi göze almanız durumunda, Türk Kahvesi bile içebilirsiniz çünkü onlar 1970’lerde yaptıkları bir isim değişikliğiyle Türk Kahvesini, Yunan Kahvesi olarak adlandırmışlar.. En azından Türk Kahvesi severler için orada da içebilmek güzel. Plaka Caddesi’nin ardından, Ulusal Arkeoloji Müzesi’ne gidebilirsiniz. Yunanistan’ın dört bir yanından çıkarılmış olan ve tarih öncesi dönemlerden, geç antik çağa kadar uzanan oldukça zengin bir koleksiyona sahip olan Ulusal Arkeoloji Müzesi, dünyada kendi alanındaki en büyük ve en iyi müzelerden biri olarak biliniyor. Ulusal Arkeoloji Müzesi özelllikle tarih tutkunlarının mutlaka uğraması gereken bir yer.. Ünlü Parlamento Binası ise, şehrin en merkezi ve aynı zamanda en hareketli meydanlarından birisi olan Syntagma (Anayasa) Meydanı’nda yer alıyor. Geleneksel kıyafetleri içindeki Yunan askerlerinin, Parlamento Binası’nda bulunan Meçhul Asker Anıtı’nın önünde bacaklarını 90 derece havaya kaldırarak yaptıkları nöbet değişimi turistlerden büyük ilgi görüyor. Türkiye’den giden Rumların yoğun olarak yaşadığı Faliro bölgesine giderseniz de kendinizi tamamıyla Türkiye’de sanabilirsiniz. Çünkü doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalmış olan Rumlar, yeni evlerine adapte olmak yerine orayı evlerine benzetmeye çalışmışlar ve Rio, Riviera ya da Sabuncakis olarak adlandırdıkları şarküterilerde, restoranlarda ve pastanelerde bu geleneği yaşatmışlar. O kadar ki, Atina’nın başka mahallelerinde yaşayan İstanbullu Rumlar Faliro’yu (şakayla karışık) “İstanbulistan” isimli bir getto olarak tanımlarlar.

Atina’ya gittiğiniz mutlaka uğramanız gereken başka bir mekan ise Kolonaki’dir. İstanbul’da Nişantaşı neyse, Atina’da da Kolonaki öyledir. Kentin havalı mahallesi lüks butikleri, şık restoranları ve sayısız kafesiyle şehrin en varlıklı insanlarının tercih ettiği bir yerdir. Siz de tıpkı Atinalılar gibi önce Kolonaki sokaklarında biraz yürüyüş yapabilir, ardından çılgınca alışveriş yapabilir ve yeterince yorulduktan sonra da en popüler kafelerden olan De Capo’da bir kahve molası verebilirsiniz.

Atina’ya gitmişken mutlaka görmeniz gereken yerleri bir liste haline getirmemi isterseniz de;

1. Partheno 2. Plaka 3. Ulusal Arkeoloji Müzesi 4. Parlamento Binası 5. Kolonaki 6. Herodes Atticus Odeonu 7. Agia İrini Meydanı 8. Antik Agora 9. Monastiraki 10. Lykavittos Tepesi şeklinde sıralandırabilirim.

Atina’ya Türkiye’den gitmenin birçok farklı yolu olsa da en pratiği ve kolayı tabiki hava yoludur. THY, Pegasus, Aegean ve Olympic Havayollarının karşılıklık seferleri vardır. Ayrıca İstanbul ve İzmir’den Atina’nın limanı Pire’ye gemi ile de seyahat edebilirsiniz.

Ferhat Kaan Şahin

ferhatks@gmail.com

instagram: fksahin

Erzincan, dört mevsim harika!

Türkiye’de bazı illerin adına ne televizyonda nede gazetelerde hiç rastlamazsınız. Ne iyi nede kötü haberleri pek yer bulmaz. Nadirende olsa haberlerine rastladığımız şehirlerden biride Erzincan.  Erzincan altın çağını bir dönem valiliğini yapan Recep Yazıcıoğlu saysinde  yaşamıştır. Tanıtım konusunda aktif olarak rol alan Vali Recep Yazıcıoğlu’nu rahmet ile anıyoruz. Erzincan siyasetçi yetiştirme konusunda hayli zengin bir il… Mustafa Sarıgül, Doğu Perinçek,  Yıldırım Akbulut, Binali Yıldırım gibi siyasete damga vuran isimler bu güzide şehirde doğmuştur.

 

Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan ve Giresun, Gümüşhane, BayburtErzurumTunceliMalatya, Sivas ile komşu olan 225 bin civarında Erzincan Nüfusu ile güzide bir kentimizdir Erzincan. Onlarca doğal güzelliğe sahip Erzincan, 3.000 yıllık tarihiyle bu konuda da içinde barındırdığı eserlerle turizm rotaları arasına girmeyi başarmıştır. Geçmiş dönemlerde Erzincan’da bir çok uygarlık hakimiyet sağlamıştır. Bunlardan en öne çıkanlar: Hititler ve Urartular’dır.

 

Ulaşım:

Yeni havalimanları ile Türkiye’nin her yerine ulaşmak o kadar kolay. Erzincan’a yapılan yeni havalimanı sayesinde İstanbul- Ankara İzmir’en düzenli uçuşlar yapılmakta. Tüm Erzincanı dolaşmak istiyorsanız havalimanında bir araç kiralamanızı tavsiye derim. Malum, ilçeler bir birlerine çok uzak…

 

Erzincan ve tatları:

Erzincan, kuru fasulye, tulum peyniri ve balı çok meşhurdur.  Şimdilerde tarım ve hayvancılık bu yörede gerilese de hala yöre ile özdeşleşmiş lezzetleri bulmak hala mümkün.

Erzincan’da lezzet durak sayısı az olsa da Erzincan halkı çok misafirperverdir. Çaldığınız her kapı size mutlaka sonuna kadar açılacak ve Erzincan’ın meşhur yemeklerini tatma imkanı bulacaksınız. Nedir Erzincan’ın meşhur yemekleri. Kemah Tiridi, Gasefe, Keşkek, Kahküllü Pilav, Erzincan (kesme) Çorbası, Süt çorbası, Kırdo, Çökelek piyazı, Kaygana, Eğin Kaburgası, Basmaca, Düğürecek Çorbası gibi bir birinden lezzetli yemekleri var.

 

Erzincan lokumu;

Tereyağı ve sıvı yağ aynı anda kullanılıyor ve ortaya kıyır kıyır bir tat çıkıyor. Pudra şekeriyle de son dokunuş yapıldıktan sonra, beş çaylarında masadaki yerini alıyor.

Kelecoş;

Fasulye, nohut, mercimek ve buğday ve kuzu eti ile yapılan lezzetli bir yemek.

Kete;

Hamurun içine kavrulan un konuluyor ve fırına veriliyor. İçine isteğe bağlı kıyma harcı da konuluyormuş ancak Erzincan ketesi kahvaltılarda ekmek niyetine tüketildiği için sade yapılıyor.

Yaprak sarma;

Yaprak sarmasını  her yörede mutlaka yemişsinizdir. Koruk ekşi ile yapılan yaprak sarma etli dolmasını bir de Erzincan’da tadın derim. O zaman ne demek istediğimiz anlayacaksınız.

Ayva kalyesi;

Kemaliye ilçesinin en meşhur yemeğidir. Patates yerine Ayvanın  eklendiği bir yemek. Ayvanın mayhoş halini sevenler bu yemeğe bayılacaktır.

 

Gençler ve eksrem sporları sevenler Erzincan’a!

Erzincan gençler ve ekstrem sporları severleri için bulunmaz bir yer. Erzincan Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği çeşitli etkinlikler saysinde Erzincan bir çekim merkezi haline dönüşmüş.

Cirit, bisiklet, doğa yürüyüşü, kampçılık, kano, kayak, yamaç paraşütü, offroad, rafting gibi doğa sporlarını bu güzel yöremizde yapma şansınız var.

 

Erzincan’da Gezilecek Yerler;

KARANLIK KANYON:  Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bulunan kanyon, etkileyici tabiat güzellikleriyle yoğun ilgi görmektedir. Çeşitli doğa sporlarına evsahipliği yapan Karanlık Kanyonu, dünyanın en büyük kanyonları arasında yer almaktadır. Erzincan seyahatinizde gitmenizi önerdiğimiz seyahat noktaları arasında yer almaktadır.

 

ERZİNCAN ILICASI:  Çeşitli hastalıklara şifa kaynağı sunan bölge, sağlık turizmi içerisinde önemli yerlerden biridir. Cilt, kalp, romatizma ve damar hastalıklarına faydalı olan Erzincan Ilıcası kaynakları, bu konuda yapılan tesisleşmeler ile adını duyurmakta olup Erzincan’ın doğal güzelliklerine muthiş bir örnek olmaktadır.

 

KADIGÖLÜ:  Kemaliye mevkinde bulunan Kadıgölü; doğal güzellikleri huzur verici havası ve birçok alabalık yetiştirme tesisiyle ideal Erzincan’ın gezi noktalarıdandır.

 

AYGIR GÖLÜ: Türkiye’nin en büyük krater göllerinden biri olan bu Aygır Gölü’nde kamp ve kaya inişi ayrıca bot gezisi ve dağ yürüyüşü yapılabilirsiniz.

Dünya’nın en ilginç otelleri!

 

 

Dünya’da birçok açıdan yaratıcı olan ama aslında böyle otellerin  var olabileceğine inanamayacağınız değişik otelleri ile sizi karşı karşıya bırakacağız. Hazır olun!

1-Inntel Hotel Zaandam, Amsterdam

Birçok evin çatılarından birbirinin üzerine yerleştirilmiş gibi duran garip mimarisi ile Inntel Hotel Zaandam Zaan bölgesinin geleneksel evlerinden ilham alınarak yapılmış. Zaandam tren istasyonunun hemen yanı başında yer alan Inntel Zaandan,  yürüyerek 12 dakikada Amsterdam şehir merkezine kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz.

2-Faralda Crane Hotel, Amsterdam

Eskilerden kalan paslanmış bir vinçten otel olur mu? Bal gibi olur, Amsterdam’da yapılmışı var, Kreatif zeka ürünü Faralda Crane Hotel vinç olarak eskiden bir tersaneye aitmiş. . 50 metre yükseklikte bir yapı olarak inşa edilen Faralda Crane o kadar popüler ki sadece 3 tane odası için rezervasyon kabul ediyor. Yani giderseniz çok öncelerden yer ayırtmak mantıklı. Bunun yanısıra eğer isterseniz 164 feet yükselikten serbest  atlayışta yapabiliyorsunuz bu çok amaçlı  değişşk alternatifte.

3-Sheraton Huzhou Hot Spring Resort Huzhou, China

Çin’de yer alan The Sheraton Huzhou Hot Spring Resort size donuta benzeyen mimari yapısından daha fazla imkanlar ve özel servisler sunmakta. Bunlardan en güzeli otelin iki kulesini birbirine bağlayan su altı bir köprüsünün olması. Ayrıca geceleri ışık gösterilerine katılarak ta otelin güzelliğinden büyülenebilirsiniz.

4-Wigwam Motel, Holbrook, Arizona

Kızılderili teması ile Wigwam Motel’de tarihi anlara yaşayabilirsiniz. Yerli Amerika kültüründen esinlenerek Fran Redford tarafından amerika’nın her köşesine yapılan motellerden günümüze sadece 3 tanesi kalabilmiş. Size lük ve pahalı şeyler sunamasa da kızılderili çadırlarında rahat ve huzurlu bir gece vaadediyor Wigham.

5-The Aurora Express, Fairbanks, Alaska

Alaska’nın Fairbanks bölgesinde bulunan The Aurora Express  teknik olarak bir tren.  Hareket etmeyen bir trende uyumak size farklı ve eğlenceli gelecekse bu  değişik seçeneği mutlaka denemelisiniz. Mike ve Susan Wilson tarafından işletileen otelde  odaların herbirinde Alaska’nın tarihi dönemleri tema olarak kullanılmış. Oda + kahvaltı olarak değerlendirebilceğimiz bu otelde, Alaska Range dağlarını, Fairbanks şehrinin silüetini ve Tanana Nehrini görme şansına sahip olacaksınız.

 

Denizli-Klepatro Havuzu

Denizli-Klepatro Havuzu

Milattan önce 2. yüzyıldan kalan Hierapolis kentindeki Antik Havuz, nam-ı diğer Kleopatra HavuzuUNESCO koruması altında, Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki sit alanı Hierapolis Antik Kenti içinde, Pamukkale Travertenleri’nin hemen yukarısındaki alanda yer alıyor.

Termal havuzun doğal oluşumu

M.S 7. Yüzyılda yaşanan deprem şehrin ortasında büyük bir çukur açılmış, bu çukur özgür kalan termal suları ile dolunca, içinde tarihi sütun ve heykellerin olduğu doğal bir havuz oluşmuş.

Antik Havuz’un suyunun bazı cilt ve dolaşım sorunlarına iyi geldiği ta o dönemden beri yaygın bir kanı var. Doğal, şifalı ve aynı zamanda estetik bir havuz bu nedenle en popüler termal havuzlar içinde ön sırada. Havuzun popülerliği adınıda aldığı Kleopatra’dan geliyor. Rivayete göre Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın bile bu havuzun methini duyup geldiğini,uzun bir süre termal havuzun imkanlarını kullandığı söylenir.

Havuzu termal sular beslediği için yaz kış sıcaklığı tam da optimal vücut sıcaklığı olan 36 derece. Yaz kışkeyifli olsada, kışınki keyfini de artık siz düşünün!

 

Ulaşım:

Antik Havuz, Denizli’nin Pamukkale İlçesi’nde, Pamukkale Travertenleri’nin hemen bitişiğindeki alanda yer alan Hierapolis Antik Kenti ören alanı içinde bulunuyor. Burası, Denizli merkezden 18 km uzaklıkta.  Arabanız ile geldiyseniz çok sayıda yön levhası sizi termal havuza ulaştıracaktır. Özel aracınız yoksa ulşaım onlar içinde çok rahat. Denizli otogardan Pamukkale minibüslerine binebilirsiniz.

Her adımı bir tarih “Krakow”

Her adımı bir tarih

Krakow, 1978’den beri UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, Polonya’nın en eski ve en büyük üç şehrinden biridir. Bir dönem Polonya’nın başkentliğini yapan Krakow’u adım adım gezip sizin için derledik.

 

Vistül Irmağı’nın Wawel Tepesi’nde yer alan tarihi şehir, Polonya’nın eski başkenti olduğu için tüm krallarının mezarları bu tepede yer alan Katedralde’dir (Bizim Viyana kuşatmasını kaybetmemize yol açan ve pek de iyi hatırlamadığımız III. Jan Sobieski dahil, Topkapı Sarayı’na benzeyen Wawel Kalesi’ne bilet alarak girebilirsiniz. Wawel Kalesi’ne girer girmez sol tarafta ünlü Wawel Katedrali ile karşılaşırsınız (The Royal Archcathedral Basilica of Saints Stanislaus and Wenceslaus). 900 yıllık tarihi olan yapı ayrıca ilk Katolik Polonya kralının da taç giydiği yer olarak ayrıca öneme sahiptir.

 

Çan kulesinden kuş bakışı şehri seyredin;

Katedralin içinde eski çan (Sigismund Bell) ve kraliyet tabutları da yer alıyor. Eski Çan kulesine çıktığınızda Krakow şehrinin tüm görkemi ve güzelliğine yüksekten bakma fırsatı yakalıyorsunuz. Unutmadan ekleyeyim, Çan Kulesine tırmanmak biraz yorucu olabilir ama manzara kesinlike buna değiyor. Gotik ve Rönasans tarzı yapılara ev sahipliği yapan kraliyet şehri Krakow sokaklarını keşfe dalmadan önce mutlaka Wawel Kalesi’ni ziyaret etmelisiniz. Ayrıca kalenin Vistül Nehri kıyısında kalan tünelinde efsanevi ejdarha hikayesini keşfe çıkabilir ve küçük ejdarha maketleri satın alabilirsiniz. Wawel Kalesi’nin ardından şehir meydanına yürüyerek gitmek şehri daha iyi keşfetmek için güzel bir fırsat olacaktır.

Eski şehri yürüyerek gezin;

Zira şehirde metro hattı yer almasa da eski şehir yürüyerek gezilebilecek büyüklüktedir ve yeterli bir tramway ağına da sahip. Ayrıca eski şehirde tarihi faytonlarla seyahat etmek de mümkün. Şehir merkezinde St. Mary’s Bazilikası ve onun tam karşısında dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden birisi olan Kraków Cloth Hall (Kumaş Pazarı) yer alır. Kraków, geleneksel olarak ülkenin bilim, kültür ve sanat merkezidir ve yerli – yabancı yılda yedi milyon turisti ağırlamaktadır.

 

Polonya’nın en ünlü yemeği Pierogi mutlaka tadın;

Eski şehrin meydanı kafeterya ve restoranlarla çevrilidir. Burada bir birinden leziz yerel yemeklerin yanı sıra, dünya mutfağından seçenekler sunan mekanlar da yer almaktadır. Polonya’nın en ünlü yemeği kuşkusuz Pierogi’dir ve gitmişken mutlaka yemelisiniz. Bunun yanında genel olarak Slav mutfağının bir çorbası olan Barszcz’ı denemenizi de öneririm. Ayrıca Krakow bir de simidi ile ünlüdür. Evet yanlış duymadınız, simit sadece bize özel değil ama bizim simidimiz kadar lezzetli olmadığını belirtmekte fayda var. Genelde tuzsuzdur ve peynirli, susamlı çeşitleri bulunmaktadır. Oldukça renkli ve hareketli bir şehir olan Krakow’un “uyumayan şehir” olarak adlandırıldığını ve yerli-yabancı birçok turistin sadece tarihi yapısı için değil ayrıca gece hayatı için de şehri ziyeret ettiğini unutmayın.

 

Tuz madeni tam bir sanat merkezi;

Krakow’a kadar gitmişken ünlü tuz madeni Wieliczka’ya uğramamak olmaz. Krakow’a bir saat mesafede yer alan Wieliczka, 13. Yüzyıldan kalmadır ve dünyanın en eski tuz madenlerinden biridir. Gitmeden önce rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

 

Auschwitz toplama kampında yaşanan drama şahit olun;

Krakow’a gittinizde mutlaka uğramanız gereken bir başka yer de Auschwitz toplama kampıdır. Krakow’a 70 km uzaklıkta yer alan Oświęcim şehrinde yer alan kamp, Auschwitz I ve Auschwitz II Birkenau olmak üzere iki ayrı yapıdır. Auschwitz ile özdeşleşen “Arbeit Macht Frei” (Çalışmak Özgürleştirir) yazısı Auschwitz I’in kapısında yer alır. Dolayısıyla gezinize de buradan başlamalısınız. Auschwitz toplama kampı ilk olarak Avusturya ordu kışlası olarak kurulmuş, Polonya’nın 1918’de bağımsızlığını kazanmasının ardında da Polonya ordusuna hizmet etmeye başlamış. 2. Dünya Savaşı ile birlikte gelen Nazi işgalinde ise önce savaş esirleri ve Polonyalı entellektüeller için bir hapishane, sonrasında ise büyütülerek Yahudilerin gönderildiği bir toplama kampına dönüştürülmüştür.  1941’de ise çok daha büyük bir kamp olan Auschwitz II Birkenau kurulmuş ve yüzbinlerce mahkum buraya nakledilmiştir. Toplamda 1.3 milyon kişi 1940–1945 yılları arasında Auschwitz kompleksine sürülmüş ve 1.1 milyonu öldürülmüştür.  İnsanoğlunun ne kadar gaddar olabileceğinin en açık örneklerinden biri olan Auschwitz Toplama Kampı mutlaka görülmesi gereken bir yerdir. İçeride gaz odalarında ölüme gönderilen insanların duvarlardaki tırnak izleri veya kesilen saçları gibi tüyler ürpertici sahneler olduğunu bilmenizde fayda var. Gitmeden önce internetten bilet almak, işinizi gayet kolaylaştıracaktır, zira girişinde oldukça uzun bilet kuyruğuyla karşılaşabilirsiniz. Oświęcim’e Krakow’dan tren veya otobüsle gidebilirsiniz.

 

Ulaşım;

Krakow’a Türkiye’den direk uçuş olmamakla birlikte, THY ve LOT (Polonya Hava Yolları)’un her gün karşılıklı düzenlediği seferler ile Varşova’ya gidebilir ve oradan isterseniz otobüs, isterseniz de trenle Krakow’a geçebilirsiniz. Tren yolculuğu hem daha konforlu hem de daha ucuz olacaktır. Krakow’a başka bir Avrupa şehrinden aktarmalı uçak yolculuğu yapmak isteyenler için; Bratislava 295 km, Viyana 330 km, Budapeşte 295 km ve Varşova ise 255 km mesafede yer alır. Krakow hava alanı ise şehir merkezine 11 km mesafede konumlanmıştır.

Ferhat Kaan Şahin

 

 

Avrupa’nın iglo köyleri

Avrupa’nın iglo köylerini araştırdık. Derledik ilginizi çekiceğini umduğumuz dokuz iglo köyünü sizinle paylaştık. İnsan hayatında en az bir kere yaşaması gereken ilginç tatil deneyimi.

1-İglo Dorf, Almanya
Alpler ve Pyrenees’de çeşitli yerlerde bulunan Alman Iglu Dorf şirketi, muhtemelen Avrupa’daki iglo köylerini düşünürken akla ilk gelen isimdir. Buz ve karla yapılmış bu büyülü tesisler, her mevsimi yeniden inşa ediyor ve konuklara gerçekten benzersiz bazı uyku deneyimleri sunuyor.
Zermatt’tan Andorra’ya kadar, 7 iglo köyünün her biri farklı bir sanat temasında her yıl güzel bir şekilde dekore edilmiştir ve kar parklarından ve kar barlarından olağanüstü saunalara kadar pek çok şeyden oluşan bir hazine hazinesi içermektedir.

2- Blacksheep iglo köyü, Fransa
La Plagne kayak alanının tam kalbinde, deniz seviyesinden 2118 m yukarıda tünemiş Blacksheep iglo köyü, görkemli Mont Blanc manzarası ve lezzetli Savoyard yemekleri eşliğinde büyüleyici bir iglo konaklama imkanı sunmakta.
Romantik konukseverliklerden en fazla 5 konuk ağırlayabilecek geniş iglooslarda mevcut. Maksimum rahatlığı sağlamak için kış uyku tulumları ve taklit kürklü battaniyelerle sıcacık bir ortam sizi bekliyor.

3- Bayerwald iglo köyü, Almanya
Mauth şehrinde güzel Bavyera Ormanı’nda yer alan Bayerwald iglo köyü, Almanya’nın bu güzel bölgesini keşfetmek istiyorsanız ideal bir seçenektir. Tesis, Aralık ayından Mart ayının başına kadar her yıl açık. Eskimo gibi hissedeceğiniz Bayerwald iglo köyü, gece yürüyüşleri, çeşitli atölyeler ve etkinliklerle tatiliniz renkleniyor. Etkinliklere katılmam keyfimi yaparım diyorsanız, yakındaki misafirhanede lezzetli yemekler ve şaraplar servis ediliyor.

4-Alpeniglu Köyü, Tyrol
Lüks bir iglo köyü arıyorsanız, Kitzbühel Alps’taki büyüleyici Alpeniglu köyünden başka bir yere bakmayın. Buz yapımı 18 oda, sıcak uyku tulumu ve Ren Geyiği derileri ile donatılmıştır. Ayrıca romantik kaçışlarınız için düzenlenip dekore edilmiş vip iglo süitlerde bulunmakta. Buzdan ciddi bir tatil köyü hizmeti veren Alpeniglu, buz barı, buz heykel sergis, hatta düğünleriniz yapacağınız iglo kilisede mevcut.

5- Kuhtai iglo Köyü, Avusturya
Avusturya’nın en yüksek kayak merkezinde yer alan Khutai Iglo köyü, 12 süit iglo, yemek ve eğlence için tasarlanmış orak alanlar mevcut. İster iki kişilik bir odada romantik bir gece seçerseniz veya daha büyük bir odada (dört ila altı kişi) uyumayı seçerseniz. İglolarda termal uyku tulumları, yalıtımlı şilteler ve koyun kilimleri sizi sıcak tutuyor. Odalar yetenekli buz heykeltraşlar tarafından hazırlanmış eserle dekore edilmiş.

6-Eskimo Köyü, Slovenya
Slovenya’nın en büyük ikinci kayak merkezi olan Krvavec’de elverişli bir konuma sahip olan Eskimo köyü, ziyaretçilerine bir iglo restoran, bir iglo bar ve iglo sauna ile himet veriyor.
34 gece misafir ağırlayacak şekilde tasarlanmış olan iglo süitler buzlu bloklardan, koyun derisinden ve polar uyku tulumlarından hazırlanan yataklar ile donatılmış.

7-Kakslauttanen Arctic Resort, Finlandiya
Geleneksel bir igloda uyumayı düşünüyorsanız doğru bir adres değil. Kakslauttanen Arctic Resort, lüks iglo alternatif sunuyor.
Finlandiya Laponya’nın uzak bir köşesinde bulunan Arctic Circle’ın üzerinde yayılan kompleks, lüks günlük kabinleri, karlı igloları, geleneksel Lapland evleri çeşitli alternatif sunuyor.
Benzersiz tasarımıyla konukların Kuzey Işıkları’nı görmesini sağlayan cam iglolar gibi çeşitli konaklama alanları var.
Tesisiste bir restoran, dumanlı sauna, buzlu yüzme ve sınırsız kış faaliyetleri bulunmakta.

8-Schneedorf iglo Köyü, Avusturya
Tirolean Alpleri’nde 2.700 m yükseklikte bulunan Schneedorf iglo köyündeki igloların içi, çift kişilik uyku tulumu, mumlar ve koyun derili halılar ile tamamlanmış. 4 kişilik ferah üniteler kadar samimi çift süitlerde incelikle dekore edilmiş. Ayrıca inşaat atölyesine katılabilir ve kendi iglonuzu, kendiniz kurabilirsiniz.

9-Golden Crown Levi iglo, Finlandiya
Golden Crown Levi iglo, Finlandiya’nın en büyük kayak merkezinden sadece 10 km uzaklıkta. Büyüleyici güzelliğiyle Kuzey Kutup bölgesi deneyimini yaşamak için eşsiz bir fırsat. Muhteşem Aurora Borealis’e rahatça bakabileceğiniz, iyi döşenmiş camla kaplı iglolar da konfor içinde şarabınızı yudumlayabilirsiniz.

Guest Traveler Erkin Ersoy / Vietnam-Kamboçya

Guest Traveler

Erkin Ersoy / Vietnam-Kamboçya

Nereden başlasam, nasıl anlatsam, demiş şair! Ama ben nereden başlıyacağımı biliyorum!

Herşey yılbaşı programı yapmaya çalışırken başladı! Fiyatlar sıradışı pahalı, servis normalin altında vesaire derken, kendimizi birikmiş millerimizlerle Vietnam – Kamboçya seyahati planlarken bulduk. Fikir çok hoş ama teknik olarak ayarlanmak kolay değil tabii. Önce vize, bir sürü prosedürü var ve üstelik Ankara’dan Vietnam büyükleçiliğinden direk alınıyor yada Vietnam’dan bir sponsorunuz olursa resmi bir davetiye ile sınırda vize alınabiliyor. Kamboçya’da ise sınırda vize alınması mümkün. Derin uğraşılar neticesinde vize için gereken evrak hazırlandı, final program belirlendi.

 

İlk durak başkent Hanoi. Vietnam’ın başkenti.

Otelimiz nehir kenarında, yerleşim çok iyi. Şanslıyız çünkü aynı tarihlerde bir müzik festivali var ve nehir kenarında yürüyüş yolları hareketli. Bir yandan bizlere göre enteresan fakat Hanoi halkına göre muhteşem olduğunu anladığımız bir ikiliden Vietnam müziği, diğer yandan yol kenarlarına yığılmış tahta bloklardan minyatür köprüler, gökdelenler gibi yapılar yapmaya çalışan insanlar, çocukluğumdan beridir yolda sokakta görmediğim ipte atlayan insanlar, kızlı erkekli ayakla gazoz kapağından yapılmış bir oyuncakla oynanan oyunlar, toplu halde dans eden kadınlar, bayağı hareketli! Bir yandan “işte komünizmin mutlu insanları “ olarak düşünmedim değil ancak sonradan sonraya bu insanların bildiğimiz komünizmle uzaktan yakından bir alakası olmadığı anlıyorum. Zaten sadece 1 parti var oda komünist parti ve üstelik nedense dostlar alış-verişte görsün misali hala seçim prosedürü mevcut… Sadece var olanla mutlu olmaya çalışan insanlar! Vietnam kahvesi çok meşhurmuş ancak yol, sokak o kadar turistik ki pek cesaret edemedik. Neyse daha çok günümüz var mutlaka bir yerde kısmet olacak bize Vietnam kahvesi.

 

Halong Bay;

Vietnam halkına göre Halong Bay, dünyanın harikaları arasında, şaşırıyorum çünkü bildiğimiz dünyanın 7 harikası arasında Halong Bay yoktu ama görmek şart oldu. Hanoi’den kaldığımız otelden ayrıldık ve yaklaşık 3 saatlik bir araba yolculuğuyla bir limana yanaştık. Burası Halong Bay turu yapan teknelerin çıkış noktası Halong Limanı. Tur rehberimiz ile tanışıyoruz. Teknemizin Halong Bay’in en yeni teknesi olduğunu öğreniyoruz, mutluyuz! Herşey çok güzel olacak! Küçün bir botla açıkta demirlemiş olan teknemize ulaşıyoruz. Tekne girişi, resepsiyon çok mütevazi görünüyor ama odalar gayet iyi durumda. Odalara yerleştik ve tur rehberimiz hemen bizi restauran bölümünde topladı ve Halong bay seferimiz sırasında aktivitelerimiz anlattı ve yolculuk başladı. HALONG körfezi çevre kirliğinden payını fazlasıyla almış durumda, su koyu gri. Sefer esnasında adaların yakınından geçiyoruz, enteresan bir coğrafya ama çok heyecan verici olduğunu söyleyemem. Aklıma bizim denizlerimiz geliyor ve şükrediyorum! Neyse buda bir tecrübe… Ertesi gün dönüş limanına dönmek için saatleri sayıyorum. Teknede diğer milletten misafirlerde var, onlarda durumdan pek memnun değil. Sanırım Halong körfezini günübirlik gezmek daha mantıklı olur.

Ve başkent Hanoi…

Yaklaşık 7 milyon nüfus. Çok otantik, özgün… Mütemadiyen Budist tapınaklar görüyoruz. Mimari tam Vietnam’s özgü! Yolda yürüyen bazı insanlar geleneksel kıyafetler içinde. Çok beğeniyoruz. İşte burada Vietnam kahvesi ile tanışma fırsatı buluyoruz. Hava çok sıcak ve sık sık bir kahve molası vermek ihitiyacı oluyor. Kahve dükkanları çok şık! Şehrin ortasından bir nehir geçiyor ve oradan sonra denize akıyor. Nehirin denize aktığı yere “ gate “ diyor Vietnamlılar. Şehrin içinde nehirin iki yanını Japon köprüsü bağlıyor ve köprünün ortasında yine bir tapınak. Geceleri ışıl ışıl ve çok hareketli. Otelimiz okyanus kenarında ve tahmin edeceğiniz gibi çok sert dalgalar var ama keyifli bir yer. Kahvaltı ve yemek son derece iyi! Mutluyuz yola devam!

Siam Reap;

Hanoi’den 2 saatlik uçak yolculuğuyla Kamboçya’nın oldukça eski şehri Siam Reap geçiyoruz. Vize işlemlerimiz son derece hızlı ve profesyon bir ortamda ilerliyor. Sonunda havaalanının kapısında bizleri rehberimiz Mr Tea karşılıyor. Havaalanı, otel arası yol bana Afrika’ya yaptığım iş seyahatlaerimi hatırlattı. Dar yollar ara sıra toprak, ara sıra asfalt. Yol kenarı yerli halkın alış veriş yaptığı yerler. Sevimli bir yer. Otelemize yerleştikten sonra Tayland’da olanlarda daha farklı bir “ tuk tuk “ modeliye şık restaurantımıza geçiyoruz. Yemekler güzel, yorgunuz ama ertesi günün programı hepimiz heyecanlandıryor.

Angkor Wat, Siem Reap şehrinin kuzeyinde, ormanlar arasına, Angkor Medeniyetinin izlerini taşıyan, bu mistik ve esrarengiz tapınaklar 1992 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesindeki yerini almış. 630 yıl hüküm süren Khmer Krallığı döneminde inşa edilmiş. Çok çok güzel! Çok özel bir miras… Kamboçyalılar çok önem veriyor Angkor Wat’a nitekim burası onların ekmek kapıları.  Siam Reap gelen on binlerce turistin ana gelme sebebi Angkor Wat, yüzlerce turist rehberi buradan ekmeklerini kazanıyorlar.

 

Angelina Jolie, meşhur TOMB RAIDER filmini özel izinle burada çekmiş.

Zaman zaman budist keşişler görüyoruz, zaman zaman çeşitli ülkelerden gelen TV ekiplerinin çekimlerine şahit oluyoruz. Görülmesi gerekn özel bir yer. Angelina Jolie, meşhur TOMB RAIDER filmini özel izinle burada çekmiş. Bir süre Angelna Jolie esprilerimize konu oluyor… Tabiat buraya kıyak geçmiş, her yer yemyeşil. Yapılar için sıklıkla budist tapınaklar var.  Çok ama çok kalabalık, bazı bölümlere girmek için 30-35 dakika sıra bekliyoruz ama sonunda hep “ beklemeye değdi “diyoruz.

 

Kamboçyalılarla, Vietnamlıların bitmeyen kavgaları

Kamboçyalılar, Vietnamlılara kırgın hatta kızgın diyebiliriz. Mr Tea, Vietnamlıların onlara yaptığı zulümleri ve katliamları anlatıyor. Hikaye bildiğimiz çok benzer hikayeler ama Mr Tea baştan uyarıyor bizi Vietnamlılar size başka hikaye anlatacak biliyorum fakat benim hikayem en doğrusu!

Yola devam… Saigon ( Ho Chi Minh ), Vietnam’ın bir dönem başkenti olmuş ve yaklaşık 7 milyon nüfuslu bir şehir. Ho Chi Minh adının tabi ki eski lider Ho Chi Minh’ den almış. Şaşırmadım ama Vietnamlılarda, Kamboçyalılara çok kırgın ve kızgın. Hikâyenin başka versiyonunu bu sefer burada ki rehberimizden dinliyoruz, kendisinin hikayesinin en doğru olduğunu iddia ediyor.

Otelimiz muhteşem bir butik otel. Bence dizayn harikası ve lokasyon harika. Dinlenmek gereK ertesi gün yine dolu bir program bizi bekliyor.

 

“ floating market”

2 saatlik araç yolculuğundan sonra “ floating market” geliyoruz… Burası yüzer bir Pazar, Vietnam’a özgü el yapımı teknelerde meyveler, sebzeler satılıyor. Turistler büyük ilgi gösteriyor. Vietnam’da genelde kadınlar emekçi, çok çalışıyorlar. Tekne kaptanımız çok şeker, hoş bir yerli hanım. Çok güleryüzlü.

Tekne seyahatiniz sırasında çok güzel, otantik manzaralarla karşılaşıyoruz…

Eve dönme vakti gelir de çatar… Yolcu yolunda gerek. Ev gibisi yok!

 

 

 

KOMMAGENE UYGARLIĞI “Nemrut Dağı”

Türkiye bir açık hava müzesi gibi her bölgesi çeşitli döenemlere ait eserlerle dolu. Son dönemde tarihi turlar, gurme turları ile yerli turistlerin ilgisi çekilsede hala büyük ölçüde insan bu tarihi yerleri görmeden hayatlarına veda ediyor.  Pause Citys Dergisi olarak her sayımızda farkındalık yaratmak için, Türkiye’nin tarihi bölgeleri hakkında bilgi vermeye devam edeceğiz.

 

KOMMAGENE UYGARLIĞI “Nemrut Dağı”

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak ilan edilen Nemrut Dağı, çevresindeki Kommagene Uygarlığı eserleri ile birlikte ülkenin önemli Milli Parklarından biridir. Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.

İki bin yıldır güneşin doğuşunu ve batışını 2150 m. yükseklikte izleyen dev heykellerin sırrının çözülmesi için Kommagene Uygarlığı’nın keşfine gitmek gerekir.

Nemrut Dağı’nın Kraliyet Akademisi tarafından araştırma yapmak üzere bölgeye gönderilen genç bilim adamı Otto Punchtein başkanlığındaki ekip, Nemrut Dağı’nın tepesindeki tümülüs ve tümülüsün doğu ve batı yanlarında oluşturulmuş teraslar üzerindeki devasa heykeller ve çeşitli kabartmalardan oluşan eserler üzerinde çalışır. Uzun çalışmalar sonunda Gerekçe yazılı kitabeyi çözen Punchstein, bu eserlerin Kommagene Uygarlığı’na ait olduğunu ve Kommagene Kralı I. Antiochos tarafından

yaptırıldığını keşfeder. Antiochos’un ağzından yazılan kitabe, Nemrut Dağı’nın sırrını ve Antiochos’un yasalarını içermektedir.

 

Ulaşım:

THY ve Anadolu Jet hergün beşin üzerinde , İstanbul yada Ankara üzerinden Adıyaman Havalimanı’na uçuş var. Uçağı tercih etmeyenler için Adıyaman’ın Kahta ilçesine kadar şehirler arası otobüste mevcut.

Alternatif olarak Kahta’ya 1,5-2,5 saat mesafelerdeki Şanlıurfa, Malatya ve Gazi Antep havaalanı da kullanılabilir. Kahta-Adıyaman arası 34 km.dir.

Nemrut Dağı ve Kommagene eserlerini görmek için Adıyaman ve Kahta’daki otellerden rehberlik ve ulaşım hizmeti almak mümkündür. Gerektiğinde minibüs kiralanabilmektedir. Kahta’dan 43 km.dir. Kâhta-Siverek arasında kalan Fırat Nehri üzerinden, düzenli olarak çalışan feribotla ulaşım sağlanmaktadır.

 

 

İtalya’nın Moena Köyünde düzenlenen Türk Festivali

 

İtalya’nın Moena Köyünde düzenlenen Türk Festivali

Türk Festivalinin başlama hiyayesi, Orhan Yeniaras’ın El Turco adlı belgesel romanında şöyle anlatılmaktadır.

Köyün “Rione Turchia” (Türk Bölgesi) adını alışı ve bu adlandırmanın şaşırtıcı öyküsü bundan tam 323 yıl önce başlar. II. Viyana kuşatması sonrası bir Osmanlı askeri, İtalya’da küçük bir kasabaya sığınır.  Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi edilir. İyileşince de köyden bir kızla evlenir. Kasaba halkının ‘El Turco’ adını verdiği asker, o dönem dukalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırır ve korur. Kendini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra bile bu Türk gelenekleri yaşatılır.

18- 30 Ağustos tarihleri ​​arasında Moena’nın Türkiye semtinde kutlanan festival, Türk geleneklerinin 300 yılı aşkındır bu köyde yaşatıyor. Son yıllarda Türk yetkililerinde destek verdiği festival ülkemizde çok bilinmemesi çok üzücü. Turizm şirketleri ve yetkililer yapılan haberlere duyarsız kalmayarak Moena ile Türkiye arasına kültür köprüsünü kuracağına inanıyoruz.

3 gün süren festivalde nerler var?

Avusturya  ve İtalya’nın Tarento bölgesi arasında kalmış bu şirin köyün tüm gelir kaynağı ağırlıklı turizime bağlı. Alplere sırtını dayamış bu şirin köy şimdilerde popüler kayak merkezi olsa da, Türk festivali ile daha çok tanınıyor.  Köyün her yeri festival tarihi gelince Türk bayrakları ile süsleniyor. Sokaklar kırmız beyaz renklerle süslenirken, katılımcılarda Türk bayraklı thisörtlerle Moena sokaklarında geziyor. Türk yürüşü ile başlayan festivalde yerel lezzetleri tatma imkanıda bulabilirsiniz. Festival için Moena’ya gelen sanatçılar eserlerini burda sergilerken, yeni eserlerinin yapımınada şahit olabilirsiniz.

Not: Konaklama konusunda çok sıkıntı yaşamazsınız. Moena’da ciddi anlamda otel mevcut. Ulaşım konusu en büyük sorun. Venedik’ten Moena’ya aktarmalı trenle ulaşa biliyorsunuz. Ama bu yolculuk 5 saat ve üzerinde olabiliyor. Araba kiralarsanız hem konforu hemde saati satın almış olursunuz. İki saat sonra Moena’da ulaşabilirsiniz. Ağustosayı tatilinize mutlaka bu festivali dahil edin.

 

Zeynep Mutlu, “Hanımlara Miami için tüyolar”

Zeynep Mutlu / Hanımlara Miami için tüyolar

Miami ve çevresinde yaşamaya başlayan Türk sayısı hatırı sayılır şekilde çoğaldı. Son dönemlerde iş, okul ve çeşitli nedenlerle Miami’de yaşamayı tercih eden Türklerin sayısı giderek artıyor. Türkler Miami haricinde, Los Angeles ve New York şehirlerini tercih ediyor. Son dönemlerde kızım okulu nedeniyle bizde Miami’den çok Los Angeles’da yaşamaya başladık.

Bende Miami’de yarı zamanlı kalmaya başladım. Fakat yine de hemen hemen her ay gitmem gerektiğinden gidecek olan hanımlara ufak tefek bilgiler vermeye devam edeceğim.

Yaz okulları;
Şu ara bana en çok sorulan soru yaz okulları hakkında geliyor. Kızım büyüdüğü için rotamızı Kalifornia ya çevirsek de 4-11 yaş için uygun olan yaz okullarının başında Miami Country Day School ve Ransom Coral Gables geliyor. Çocuklara için inanılmaz aktiviteler var. Uzun süreli yaz okulları olduğu gibi haftalık yaz okullarıda mevcut. Gündüz çocukar okuldayen sizde Miami’de tatil yapma şansı bulabilirsiniz.

Güzellik merkezleri;
Kadınlar için saç bakımı çok önemli. Deniz, kum sıcak hava hanımların saçını biraz yıpratabilir. Miami’de gidebileceğiniz birkaç adresi sizinle paylaşıyım.

Atma Beauty, Red Market Shop Bal Harbor , Coco’s Aventura Mall , Sls hotel Saloon ve Lincoln Road Oribe ve Sean Donaldson , Brickell da da Rik Rak salonu öneririm .  Bebekler içinde çok iyi abla servisleri var. Baby sitter servisi için Elite Nannies Miami gayet iyi ve faydalı oluyor. Tavsiye ederim.

Alışveriş;
Alışveriş için her zaman Aventura Mall en iyi ve geniş seçenekli bir yer. Tüm günü geçirme için ideal. Ayrıca Bal Harbor Shops, Brickell City Center, Sawgrass Outlet, Dadeland Mall , ve Merrick Park benim tercihlerim arasında.

Miami’de alışveriş için bir öneri daha.  Miami’de yaşayan Türk arkadaşım Yeliz Titiz’in mağazası The Bazaar Project muhakkak ziyaret edilmesi gereken bir butik. Dünyayı gezerek aldığı modern tasarımları mağazasında satışa çıkarıyor. Tam bir konsept mağazası.