Yazılar

Olumlu düşün, sağlıklı beslen, beynini koru!

Beden sağlığının önemli olduğunu, fakat beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten uzmanlar, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, beynimize de iyi bakmamız gerektiği konusunda uyarıyor.

Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik haliyle doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerekiyor.” dedi. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra düzenli egzersiz, zihinsel aktiviteler ve güçlü sosyal ilişkilerin önemini vurgulayan Tarlacı, olumlu düşünmenin, şükretmenin ve stres yönetiminin beyin sağlığı üzerindeki etkisinin büyük olduğunu aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Dünya Beyin Sağlığı Günü kapsamında beyin sağlığının önemine dair açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Beyin sağlığı, ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik halinin bütünüdür…

Bütün bedenimizin tıbbi sağlığının önemli olduğunu, fakat yönetici merkezimiz olan beyin sağlığının bunların ötesine geçtiğini belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, cildimize nasıl iyi bakıyorsak, içimizdeki beynimizin de sağlığına iyi bakmamız gerektiğini söyledi.

Öncelikle sağlığın ne olduğundan bahsetmek gerektiğini dile getiren Tarlacı, “Sağlıklı olmak, bir insanın ruhsal bedensel ve sosyal olarak iyilik hali demek. Bu yönüyle bakıldığı zaman aslında iyi bir beyin sağlığı demek, ruhsal, bedensel ve sosyal olarak iyi olmak demek. Bu üçü bir araya geldiği zaman bir insanın sağlıklı olduğundan bahsedebiliyoruz. Beyin için de bunlar geçerli.” ifadelerini kullandı.

Beslenmek demek beyni beslemek demek!

Bedensel olarak beynimize nasıl iyi bakacağımızı açıklayan Tarlacı, “Öncelikle beslenirken sadece bedenimizi beslediğimizi düşünmememiz gerekiyor. Beslenmek demek beyni beslemek demektir. Çünkü aldığımızın neredeyse 5’te 1’ini beynimiz kullanıyor. Beslenme konusunda özellikle Ege, Akdeniz diyeti beyin ve kalp damar sağlığı açısından da en ideal beslenme şekli. Ağırlıklı olarak yeşil sebzeler, otlar, meyveler ve deniz ürünlerinden oluşuyor. Beyin sağlığı açısından yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi sağlıklı beslenmek. Sağlıklı beslenirken de bedene zarar vermemek, alkol ve benzeri bağımlılık yapan maddeleri olabildiğince azaltmak, kısmak ya da kesmek bu işin diğer tarafını oluşturuyor.” şeklinde konuştu.

Hayata pozitif ve şükrederek bakmak gerekir!

Beyin sağlığının önemli bir diğer parçasının ruhsal iyilik hali olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ruhsal iyilik halini sağlayan pek çok parametre var. Aile ilişkileri, toplumun ekonomik durumu, iyi uyku düzeni gibi birçok faktörün etkisi bulunuyor. Ancak olabildiği kadar hayata daha pozitif, daha mutlu, daha şükrederek bakmak ve olumlu kısımları görmek lazım. Elbette ki negatif olumsuz şeyler daha büyük etkiler oluşturuyor ama farkındalığımızı arttırmalıyız. Yaşamdaki bütün sıkıntıların bir şekilde geçeceğini ve geçmek zorunda olduğunu, bunun için sabredilmesi gerektiğini bilmeliyiz. Nefes almak, yürümek, bağımsız hareket etmek, havayı koklamak, görmek gibi dış dünyanın bizi beslediği konulara şükrederek farkındalık oluşturmamız gerekiyor.” dedi.

Böyle düşünüldüğü zaman hayatın derin sıkıntıları karşısında daha dirençli hale gelebileceğimizi belirten Tarlacı, bardağın boş tarafını değil, dibinde bir damla su varsa dolu tarafını da görebilmeye bir şekilde kendimizi alıştırmamız gerektiğini sözlerine ekledi.

Sosyal etkileşimleri güçlü ve canlı tutmak gerekir!

İnsanın tek başına var olabilen bir canlı olmadığına değinen Tarlacı, “Çocuklukta konuşmayı öğrenirken bile başkasının varlığına, konuşmasına ihtiyaç duyarız. Doğuştan dil yeteneğimiz olsa da başkası hayatımızda yoksa konuşmayı asla öğrenemiyoruz ve konuşamıyoruz. Bize öteki gerekiyor. Öteki bazen hayatta sıkıntı yaratabiliyor. Diğer insanların varlıkları bizi sinir edebiliyor ama insan sosyal bir canlı ve diğerlerinin varlığıyla anlam kazanıyor. Diğerlerinin gözünde kendimizi görerek anlamımızı çıkartıyoruz ya da kim olduğumuzu anlıyoruz. Beyin sağlığı açısından özellikle sosyal ilişkileri arttırmak insanlara zaman ayırmak gerekiyor. Aile ve akrabalar sonra arkadaşlar şeklinde bu zincir genişletilebilir. Buradaki önemli nokta şu yalnızlık insana iyi gelmez, beyne hiç iyi gelmez. Beynin çabuk yaşlanmasına, büzüşmesine, pörsümesine neden olur. Dolayısıyla sosyal etkileşimlerimizi olabildiğince güçlü, canlı tutmak ve hayatın bütün renklerini görebilmek gerekiyor. ” dedi.

Beyin sağlığı için farkındalık oluşturulmalı!

Sadece beyin sağlığı gününde değil 365 gün beynimizi dikkate almamız gerektiğine dikkat çeken Tarlacı, “Beyin sağlığınız için farkındalık oluşturmanız gerekiyor. Yaşam boyu sizi yöneten, kararlarınızı vermeyi sağlayan, duygularınızı değerlendiren, problem çözmenizi sağlayan, yaşamdaki sorunlarla başa çıkmanızı duygusal, düşünsel ve davranışsal olarak sağlayan beyin, yönetici ve en değerli organımız. Dolayısıyla sadece bir gün değil tüm yıl hatta yaşamınız boyunca beyninizi dinleyin, ona dikkatinizi verin ve beyin sağlığınıza dikkat edin.” şeklinde konuştu.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek beyin sağlığını da koruyor!

Beyin sağlığını korumaya yardımcı öneriler de paylaşan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Omega-3 yağ asitleri, B vitamini ve antioksidan içeren besinler tercih edin. Meyve, sebze, tam tahıllar, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlarla zenginleştirilmiş bir diyet benimseyin. Trans yağ ve doymuş yağ tüketimini sıfırlayın, fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Düzenli olarak egzersiz yapın. Yürüyüş, yüzme, dans, bisiklete binme gibi beyin sağlığını destekleyen egzersizleri tercih edin. Bulmaca çözme, kitap okuma, müzik dinleme, yeni şeyler öğrenme gibi zihinsel aktiviteleri de unutmayın. Stresten uzak durmaya özen gösterin. Yeni hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak, doğayla zaman geçirmek, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri stresinizi yönetmede yardımcı olabilir. Uyku düzeninize dikkat edin ve kaliteli uyumanızı sağlayacak önlemler alın. Sağlık kontrollerinizi düzenli yaptırın. Kullandığınız ilaçlar varsa reçetenize ve doktorunuzun önerilerine sadık kalın. Beyin yaralanmalarına karşı güvenlik önlemleri almayı ihmal etmeyin.”

Kirli havuzlar mikrop saçabiliyor!

Yaz mevsiminin sıcak günlerinde çocukları en mutlu eden aktivitelerden biri havuzda yüzmek olsa da kurallara dikkat edilmediğinde bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Örneğin; mide ve bağırsak sisteminde, gözlerde, kulaklarda ve üreme organlarında çeşitli hastalıklara neden olması gibi! Özellikle 3 yaşından küçük çocuklarda, bağışıklıkları tam oluşmadığı için havuz kaynaklı hastalıklar daha ağır seyredebiliyor ve hastaneye yatış gerekebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Cüneydi, “Havuz kaynaklı hastalıklar havuzun kimyasallarından veya mikropların bulaşması sonucu gelişmektedir. Özellikle virüsler çocuklara hızla bulaşabilir. Bu nedenle, sakin ve temizliğinden emin olunan havuzlar tercih edilmeli, mikropların bulaşmasını önleyen tedbirler mutlaka alınmalıdır” diyor.

Dr. Şeyma Cüneydi

Dr. Şeyma Cüneydi

İshal

Bakteri, virüs veya parazitlerin yol açtığı bir enfeksiyon hastalığı olan ishal, genellikle yeterince dezenfekte edilmeyen havuz suyunun yutulmasıyla oluşuyor. Çocuğun mikroplu suyu yutması, ishalin başlıca sebebini oluşturuyor. Ateş, kusma, karın ağrısı, sümüksü veya su gibi dışkıyla kendini belli ediyor.

İdrar yolu enfeksiyonu

İshallerden sonra 2. sıklıkta görülen bir enfeksiyon hastalığı olan idrar yolu enfeksiyonu, yeterince steril olmayan havuz suyundaki mikrobun idrar yollarından girmesiyle oluşuyor. Belirtileri arasında; havuz sonrasındaki günlerde ateş, kusma, karın ağrısı, idrar yaparken yanma ve kokulu idrar yapma yer alıyor.

Gözlerde konjonktivit

Virüs veya bakteriyle enfekte olan havuz suyu ile temas, çocuklarda, halk arasında “kırmızı göz” olarak bilinen ve konjoktivit olarak adlandırılan göz iltihabına da neden olabiliyor. Gözlerde kızarma ve iltihaplı akıntı, tipik belirtileri arasında yer alıyor.

Dış kulak yolu enfeksiyonu

Dış kulak yolu enfeksiyonu, havuz suyunun mikroplu başka etkenlerle karışmasından kaynaklanıyor. Kulağa basmakla artan ağrıyla seyrediyor, bazen kulaktan akıntı da gelebiliyor.

Vajinit

Enfekte havuzlar kız çocuklarında bitmek bilmeyen vajina iltihabına, bir başka deyişle vajinitlere sebep olabiliyor. Enfeksiyon kokulu ve renkli akıntıyla ortaya çıkıyor.

Hepatit A

Karaciğer iltihabı yapan Hepatit A mikrobu da dezenfekte edilmemiş havuz suyundan bulaşabiliyor.  Bu suların ağıza gelmesiyle çocuk enfekte olabiliyor. Halsizlik, göz beyazlarında sarılık, bulantı, karın ağrısı ve ateş, Hepatit A’nın belirtileri arasında yer alıyor.

Siğiller

Mikrop barındıran havuz kaynaklı önemli hastalıklardan biri de siğillerdir. Human Papilloma (HPV) virüsünün yol açtığı siğiller vücudun her yerinde görülebiliyor. Eller ve ayaklarda döküntülerle seyreden el, ayak, ağız hastalığının bir bulaş şekli de yine mikrop içeren havuzlar oluyor.

Astım krizi

Havuzun az dezenfekte edilmesinin yanı sıra fazla klorlanması çocuklarda astım krizini tetikleyebiliyor.

Havuz kaynaklı hastalıklara karşı 8 önemli kural!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Cüneydi, çocuklarda havuzdan kaynaklanan hastalıkların önlenmesine destek olan önerilerini şöyle sıralıyor:

  • Sakin ve temizliğinden emin olduğunuz havuzları tercih edin
  • Havuza girmeden önce ve çıktıktan sonra, tercihen sabunla duş yaptırın
  • Ağız içini temiz suyla çalkalayın
  • Havuz veya denizden sonra mayosunu hemen değiştirin
  • Havlu ve terlik gibi eşyalarını başkalarıyla paylaşmayın
  • Yüzme gözlüğü ve kulak tıkacı kullanmasını sağlayın
  • Havuz suyunu yutmaması konusunda eğitim verin
  • Bebeklik dönemindeyse bezini sık sık kontrol edin

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Dikkat! “Başıma güneş geçti” dediğiniz… Beyin kanaması olabilir!

Aşırı sıcaklar ve yüksek nem nedeniyle özellikle baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon bozukluğu ve mide bulantısı şikayetiyle hastaneye başvuranların sayısı artıyor. Bu şikayetler kimi zaman beyin kanaması gibi çok ciddi hastalıkların da belirtisi olabildiğinden dikkat etmek gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai, beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini, bunun da hayati riski artırabildiğini vurguluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai beyin kanamasının 8 belirtisini sıraladı, aşırı sıcaklardan beyni korumanın yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yaz mevsimiyle birlikte bastıran aşırı sıcaklar, birçok hastalığı tetikleyebilirken, beynimiz için daha da fazla risk oluşturuyor. Yükselen ısı beyin hücrelerine zarar veriyor, migren, epilepsi ve felç gibi hastalıklara neden olabiliyor. Aşırı sıcak havaların beyin kanaması riskini artırdığını vurgulayan Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Siyavuş Muhammedrezai “Üstelik beyin kanaması sanılanın aksine sadece ileri yaştaki kişilerde değil, altta kanamayı kolaylaştıran sistemik ve/veya anevrizma (damarda baloncuk) ile arteriovenöz malformasyon (damar yumağı) gibi damarsal hastalıklara sahip gençlerde de görülebiliyor” diyor. Beynimizin yüzde 80’inin sudan oluştuğunu ve sıcak havanın beynin en büyük düşmanlarından biri olduğunu belirten Dr. Muhammedrezai “Vücut sıcaklığının artmasıyla yaşanan terlemeyle birlikte kişi sıvı-tuz kaybı yaşar, kan basıncında hızlı değişiklikler meydana gelir ve bu da kan pıhtılaşmasında bozulmalara neden olur. Bu tür bir tablo inme (felç) ve beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir” diye konuşuyor. Aşırı sıcak havaların ayrıca kan basıncını yükseltebildiğini, özellikle yüksek tansiyonu olan kişilerde bu durumun çok daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Muhammedrezai, tansiyon yükselmesine bağlı olarak beyin kanaması gelişebildiğini, bu kişilerin ilaçlarını düzenli almalarının ve aşırı sıcak, aşırı güneşli ortamlardan kaçınmalarının hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Dr. Siyavuş Muhammedrezai

Ani ve şiddetli baş ağrısına dikkat!

Beyin kanamasının belirtileri çoğu kez sıcak çarpması ile karıştırılabildiğinden bazı kişilerin “sıcak havadan olmuştur, biraz dinleneyim geçer” düşüncesiyle hastaneye gitmeyi erteleyebildiklerini belirten Dr. Muhammedrezai bunun da hayati riski artırabildiğini vurguliyor. Tek başına olan baş ağrısının her zaman beyin kanaması bulgusu olmayabildiğini  ancak temkinli olmak için bazı belirtiler başgösterdiğinde en kısa sürede, en yakın sağlık merkezine başvurmak gerektiğini vurgulayan Dr. Siyavuş Muhammedrezai şöyle konuşuyor: “Ani ve şiddetli baş ağrısı, bilinçte bulanıklık, geveleyerek konuşma, denge kaybı, el ve kolda uyuşukluk, el ve kolda karıncalanma, genellikle tek taraflı ortaya çıkan yüz felci ve mide bulantısı beyinde başlayan kanama ile birlikte görülen beyin kanaması belirtileridir. Bu belirtiler olduğunda en kısa sürede en yakın sağlık merkezine başvurmak en doğru iştir.” 

Beyni korumanın basit ama etkili yolları!

Dr. Muhammedrezai, aşırı sıcaklarda beyin sağlığını korumak için alınabilecek basit ama etkili 6 önlemi şöyle sıralıyor;

  • Güneş ışınlarının çok dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmayın.
  • Düzenli sıvı alımına dikkat edin, suyu tek bir seferde değil, vücutta tutulacak şekilde düzenli aralıklarla ve yudum yudum için.
  • Aşırı sıcaklarda çay ve kahve tüketimini sınırlandırın ya da tamemen bırakın.
  • Yorucu aktivitelerden kaçının.
  • Açık renk kıyafetler tercih edin ve mutlaka şapka takın.
  • Gün içerisinde ılık duş alarak vücut sıcaklığının artmasını engelleyin.

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Telezzüz mutfağının ilhamını doğadan alan yaz menüsü

Bağlarbaşı Abdülmecit Efendi Korusu’nda misafirlerini ağırlayan Telezzüz, ilhamını doğanın ve mevsimin ritminden alan yeni yaz menüsünü misafirlerine sunuyor.

Telezzüz, yaz menüsünden seçili lezzetlerin yer aldığı “Tohum” ve “Filiz” tadım menülerine ek olarak bu sezona özel “Teneffüs” isimli bir menü daha oluşturdu.

Telezzüz

Telezzüz’ün yenilenen kokteyl menüsündeki imza karışımlar ise sıcak yaz günlerinde içinizi ferahlatacak.

Şef Bahtiyar Büyükduman liderliğindeki mutfak ekibi tarafından hazırlanan menülerdeki her bir tabak lezzeti ve hikayesiyle mideye, ruha ve vicdana iyi geliyor.

Domates Tartar, Marine Kabak, Kabak Çiçeği Böreği, Koji Patlıcan, Kavun Çorbası, Çilek Soslu Deniz Fasulyesi, Biber Dolması, Piyaz, Fasulye Tempura, Confit Byaldi, İncili Tarator, Havuç Köfte, Izgara Mantar & Bamya gibi aralarında tanıdık lezzetlerin Telezzüz yorumlarının da olduğu zengin yaz menüsünün tatlıları da her zamanki gibi damaklarda unutulmaz izler bırakıyor.

Telezzüz

Yazlık sinemaların nostaljik dondurma keyfinden ilham alan Tele-Freddo, beyaz çikolatalı dondurma üzerinde yaban mersini kreması ve aromatik meyve küpleriyle renkleniyor. Zeytin ağaçları ve enginar tarlalarıyla kaplı Ege’nin denize ulaşan yollarından ilhamla hazırlanan Şeftali’de ise güneşin turuncu sıcaklığı ve toprağın cömertliği aynı tabakta buluşuyor.

Bilgi: (0216) 576 76 71

Teknolojinin gelişimi hem heyecan, hem endişe yaratıyor!

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında bir ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

Araştırmaya göre ülkeler ortalamasında neredeyse dört kişiden üçü (%71), toplum olarak karşılaştığımız sorunları çözmek için teknolojiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Ancak, teknolojik ilerlemenin “hayatlarımızı mahvettiğini” düşünenler de var (%57). Bu ikilem, yapay zekâya bakış açısında da geçerli. Bireyler yapay zekâdaki gelişmeler konusunda heyecanlı, ama aynı zamanda bu gelişmelerin getirebileceği değişiklikler konusunda da endişeli. Ipsos bu gerilime “Yapay Zekânın Büyüsü ve Endişesi” (the Wonder and the Worry of AI) adını veriyor.

2022 yılının sonunda ChatGPT’nin kullanıma açılması ile milyonlarca internet kullanıcısı yapay zekâ ile doğrudan karşılaştı, diyalog kurmaya başladı. Yapay zekâ bir anda hayatlarımızın tam da ortasına yerleşti. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de her iki kişiden biri yapay zekâyı duyduğunu belirtiyor. Soruyu üretken yapay zekâ olarak sorduğumuzda ise bilinirlik oranı düşüyor (%32). Bu fark “üretken yapay zekâ teriminin daha teknik ve yeni bir kavram olmasından kaynaklanıyor olabilir. Herkesin gündelik diline yerleşmiş değil.  Bu yıl aynı araştırmada Türkiye’de yapay zekâ kullanımının 2023 yılına göre arttığını görüyoruz. Bazı uygulamaları denemek, iş ve özel hayatta işlerini kolaylaştırmak için kullananların oranı 2023 yılında yüzde 12 iken bu yıl yüzde 23’e çıktı.  Ipsos’un 30 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor araştırmasına göre ülkeler ortalamasında bireylerin yaklaşık yarısı üretken yapay zekâ konusunda heyecanlı olduklarını, diğer yarısı ise endişeli olduklarını söylüyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Anglosphere ülkelerinde (ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya) heyecandan çok daha fazla endişe var. Avrupa pazarlarında ise daha az endişe gözlemleniyor, ama heyecan düzeyi de orta seviyede. Güneydoğu Asya’daki bazı ülkeler ise belirgin şekilde heyecanlı ve endişeye kıyasla çok daha olumlu. Japonya ise biraz aykırı bir ülke olarak konumlanıyor. Ne heyecanlı ne de endişeli. Türkiye’de ise heyecanlı olanların oranı endişe duyanlara göre daha yüksek, daha olumlu bir bakış açısı hakim. Endişelerin önemli kaynaklarından biri elbette ki bireylerin yaşadıkları ülkelerde yapay zekâya ilişkin düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili. Hükümetlerin düzenlemelere olan yaklaşımı bu noktada kritik önem taşıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde, bazı şirketler hükümetlerle iş birliği yaparak hukuki ve etik çerçevede hareket edeceklerini duyurdular. Bu, umut verici bir gelişme. Ancak tek başına yeterli mi, orası tartışmalı. Çünkü yalnızca özel şirketler değil, devletler de kendi yapay zekâ programlarını yürütüyor. Üstelik bu programların bazıları askeri amaçlar taşıyor. Yapay zekânın sunduğu güç ve ekonomik potansiyel, bu teknolojiyi etik ve yasal sınırlar içinde tutmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Gündeme Dair araştırmamıza göre her iki kişiden biri Türkiye’de yapay zekâyı bir fırsat olarak görüyor. Tehdit olarak görenlerin oranı da azımsanmayacak düzeyde (%44). Her on kişiden altısı yapay zekânın yapabileceklerinden korkuyor. Gelecek nesiller için yapay zekânın yeni iş fırsatları yaratacağına inananların oranı, 2023 yılıyla benzer seviyede kalmış durumda. Öte yandan, yapay zekânın iş imkanlarını azaltacağı ve işsizliği artıracağı yönünde endişe duyanların oranı %25’ten %20’ye gerileyerek bir miktar azalmış görünüyor. Yapay zekânın şu anki işlerini yapacağını düşünenlerin oranı ülkeler ortalamasında %36. Türkiye’de ise bu oran %42.  Yapay zekânın şu anda çevrim içi aramalardan reklam içeriği oluşturmaya, iş başvurularını elemekten yapay zekâ ile oluşturulmuş spor içerikleri yaratmaya birçok görevi üstleniyor.

Global Advisor araştırmasına göre yapay zekâ kullanan şirketlerin bu kullanımı açıkça belirtmesi yönünde büyük bir beklenti var (%79). Önümüzdeki dönemde bireylerin içeriklerin yapay zekâ yerine insanlar tarafından oluşturulmasını tercih etme ihtimali de söz konusu. Kullanım yaygınlaştıkça buna alışmamız ve daha rahat hissetmemiz kolaylıkla beklenebilir. Ancak bir tepki senaryosunun gerçekleşmesi de mümkün. Yapay zekâ kullanan şirketlerin kişisel verilerin korunacağına ilişkin görüşler de farklılaşıyor. Ülkeler ortalamasında yapay zekâya bu konuda güven pozitif. Tüm bunlar bizler için karışık sinyaller ortaya koyuyor. Hem kaygı doluyuz hem de hayranlıkla bakıyoruz. Yapay zekâdan birçok şey bekliyoruz, ama bunların olumlu olup olmayacağından emin değiliz. En azından kısa vadede güven sorunu oldukça yaygın ama faydalarını da görmek istiyoruz.

Tarihte belki de ilk defa entelektüel üretimi, düşünme işini makinelere ihale ettiğimiz bir çağa giriyoruz. Bir kırılma noktasındayız. Teknolojinin neler yapabildiği değil, insanların bu güçle ne yapmayı tercih ettiği geleceği şekillendirecek.

Psikopatlarsa sevgiyi araç olarak kullanıyor!

Empat kişilerin çoğunlukla psikopat kişileri çekici bulduğunu belirten uzmanlar, bunun nedeninin empatların iyileştirme güdüsü olduğunu söylüyor.

Empat bireylerin, derin bir şefkat ve anlayışla hareket ettiğini, psikopat kişilerinse bu duyguları kendi çıkarları için kullandıklarını dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Psikopat kişiler duygularınızı araç olarak kullanırlar. Sevgi vermezler. Sadece sevgiymiş gibi yaparlar ve sizi tüketirler.” dedi. İlişkinin başında karizmatik ve güven verici görünen psikopatların, zamanla manipülatif, suçlayıcı ve duygusal açıdan sömürücü hale geldiklerine vurgu yapan Şen, bu tür ilişkilerden uzak durmanın ruhsal sağlığını korumak açısından büyük önem taşıdığını aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, empat bireyler ile psikopat kişilerin ilişkilerinde karşılaşılabilecek durumlar hakkında bilgi verdi.

Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen

Psikiyatri Uzmanı Dr. Firdevs Seyfe Şen

Empat-psikopat ilişkisi güçlü gibi görünse de aslında toksik!

Empatların, derin bir anlayış ve şefkat duygusuyla hareket ettiğini, psikopatlarınsa, bu derin anlayış ve şefkat duygusunu kendi çıkarı için kullanabileceği bir manipülasyon aracı olarak gördüğünü dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Empat, başlangıçta sanki yaralı bir ruh gibi görünen psikopatı iyileştirmek amacıyla çekici bulur.” dedi.

Ancak zamanla, empatın sürekli veren, psikopatınsa sürekli alan ve kullanan biri olması sebebiyle ilişkinin bir kısır döngüye gireceğini ifade eden Şen, “Dışarıdan bakıldığında güçlü bir çekim gibi görünse de, aslında içten içe tüketen ve yıpratan toksik bir ilişkidir. Bu nedenle, bu durum bir çekim değil, yalnızca bir yanılgıdır.” şeklinde konuştu.

Psikopatlar karşı tarafın duygularını araç olarak kullanıyor, sevgi vermiyor!

‘Psikopat biriyle mi birlikteyim?’ sorusunun cevabının nasıl anlaşılabileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen, “Psikopatlık aslında bir hastalık değil. Çoğu zaman anti-sosyal kişilik bozukluğunu tanımlamaya çalıştığımız bir durum gibi. Ama her anti-sosyalde psikopat değil.” dedi.

Psikopatların, genelde manipülatif davranışlar sergileyen, vicdan yoksunluğu ve empati eksikliği olan davranışlar gösterdiklerini aktaran Şen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başlangıçta bu kişiler çok karizmatik, çekici, güven verici olabilir. Günümüz deyimiyle böyle çok cool görünebilirler. Ancak zamanla aşırı kontrolcü, yalan söyleyen, sürekli suçluluk hissettiren, karşı tarafı sürekli suçlayan ve manipüle eden kişilere dönüşürler. Eğer ilişkide olduğunuz insanla kendinizi sürekli suçlu hissediyorsanız, sürekli kafanız karışık, ‘bir şey var ama ne olduğunu anlayamıyorum’ durumundaysanız, ‘ne yaparsam yapayım karşı tarafa yaranamıyorum, onu memnun edemiyorum’ duygusu içindeyseniz ve en önemlisi de sürekli ama sürekli kendinizi eksik, yetersiz ve değersiz hissediyorsanız karşınızdaki kişi bir psikopattır. En kısa zamanda ondan uzaklaşmanın bir yolunu bulmanız gerekiyor. Unutmayın psikopat kişiler duygularınızı araç olarak kullanırlar. Sevgi vermezler. Sadece sevgiymiş gibi yaparlar, sadece ve sadece sizi tüketirler.”

Empatlar, iyileştirme güdüsüyle hareket ediyor!

Empat kişilerin neden hep yardıma muhtaç kişilere çekildiği sorusunun cevabının, ‘şimşek neden hep paratonere düşer?’ gibi bir durum olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Firdevs Seyfe Şen,  “Gerçekten bir şimşeğin paratonere çekilmesi gibidir bu kişilerin yardıma muhtaç kişilere çekilmesi. Çünkü empat kişiler başkalarının duygularını çok derinlemesine hissederler, acıyı adeta içselleştirirler ve bu onlarda doğal bir duyarlılıktır.” dedi.

Empatların otomatik olarak yardım etme rolüne girdiklerine vurgu yapan Şen, “Yaralı, kırılgan ya da dengesiz insanlar da bu enerjiyi çok doğal bir şekilde fark eder ve onlara doğru gider. Bu durum bir denge kurmak yerine, daha çok toksik ilişkilerin oluşmasına neden olur. Çünkü empat kişi sürekli vermek ister ve verici rolündedir. Karşı tarafsa sadece almayı bilir ve alıcı rolündedir. Zamanla empat kişi tükenir. Sonuç olarak empatlar, iyileştirme güdüsüyle hareket eder ama bu, onların zamanla kendilerini tüketmekten başka bir işe yaramaz.” diyerek sözlerini tamamladı.

Miyom riskini artıran ve azaltan etkenler!

Günümüzde kadınların en sık karşılaştıkları sorunlardan birini miyomlar oluşturuyor. Bazen hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyen miyomlar, bazen de şiddetli ağrı ve kanama ile günlük yaşamı kabusa çevirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen ülkemizde her 4 kadından 1’inin miyomun yol açtığı şikayetlerle başvurduğunu belirterek “Ülkemizde özellikle 30 yaş ve üzerindeki kadınlarda miyom sorunu oldukça yaygındır. Modern çağda sağlıksız yaşam alışkanlıkları, aşırı kilo, kırmızı et ağırlıklı beslenme, düzenli egzersiz yapmama ve hormonal değişikliklerin de etkisiyle miyomların görülme sıklığı son yıllarda hızla artmaktadır. Özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda miyom görülme oranı yüzde 70’lere ulaşabilmektedir” diyor. Ailede anne, teyze ya da abla gibi birinci derece akrabalarında miyom olan kişilerde hastalığın görülme riskinin 2,5 kat arttığını, düzenli jinekolojik kontrollerin, miyomların erken tanı ve tedavisi açısından önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Görgen “Halk arasında ‘ur’ olarak adlandırılan miyomlar, rahimde görülen normal dışı düz kas dokusu büyümeleridir. Bazen büyüme o kadar fazla olur ki, hasta ve yakınları gebelikten şüphelenebilir. Miyomlar genellikle iyi huylu tümörlerdir ve çoğu durumda kansere dönüşmezler. Ancak, büyüklükleri ve yerleşim yerlerine bağlı olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilirler” diye konuşuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen miyomlar hakkında en sık sorulan soruları ve tedavide yeni nesil yöntemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

SORU: Miyomlar kansere dönüşebilir mi?

CEVAP: Miyomlar genellikle iyi huyludur ve kanserleşme riski çok düşüktür. Menopoz öncesi miyom nedeniyle rahimde belirgin büyüme saptansa bile, bu durumun kötü huylu bir tümöre işaret etmesi oldukça düşük olasılıktır. Ancak menopoz sonrası, özellikle eşlik eden ağrı ve kanama varsa, kötü huylu olma olasılığı göz önünde bulundurularak ileri tetkik yapılmalıdır.

SORU: Miyomlar hamile kalmayı engeller mi?

CEVAP: Rahimin içine doğru yani bebeğin yerleşeceği yere doğru büyüyen miyomlar rahim iç yüzeyini bozar ve embriyonun tutunmasını engelleyebilir. Bu tip miyomlarda gebelik oranlarıının yaklaşık yüzde 70 azaldığı görülmüştür. Bu miyomların ameliyat ile alınması doğurganlığı arttırır. Rahim dışına doğru büyüyen miyomlar doğurganlığı etkilemezler.

SORU: Miyomlar kendiliğinden kaybolur mu?

CEVAP: Miyomlar genellikle kendiliğinden kaybolmaz ancak bazı durumlarda küçülebilir veya belirgin şekilde gerileyebilirler. Menopoz gibi östrojen seviyelerinin düştüğü dönemlerde  küçülebilir ancak aktif hormon üretiminin olduğu dönemlerde kendiliğinden kaybolmaları nadirdir. Şikayete yol açmayan miyomlar tedavi gerektirmese de mutlaka takip edilmelidir.

SORU: Miyomlar nasıl tedavi edilir?

CEVAP: Tedavinin, miyomun büyüklüğüne, konumuna ve semptomlara bağlı olarak değiştiğini belirten Prof. Dr. Hüsnü Görgen “İlaç tedavisi, hormon tedavisi ya da cerrahi müdahale (miyomektomi veya histerektomi) gibi yöntemler kullanılabilir. Günümüzde sıklıkla laparoskopik ve histeroskopik miyomektomi yapılmaktadır. Laparoskopik miyomektomi ile daha az kan kaybı yaşanır, ameliyat sonrası ağrı daha azdır. Bu nedenle, uygun vakalarda laparoskopik miyomektomi, hastanın konforu ve iyileşme süreci açısından tercih edilebilecek minimal invaziv bir yöntemdir. Ancak miyom sayısına ve büyüklüğüne bağlı olarak açık ameliyat ile de miyomektomi yapılması gerekmektedir. Küçük rahim içine doğru büyüyen ve kanama yapan miyomlar histeroskopi ile alınabilir. Histeroskopi -mide içerisine bakmak için kullanılan endoskopi gibi- rahim içerisine bakmak için kullanılan bir yöntemdir. Histeroskopi yolu ile rahim içine büyüyen miyomlar kesilerek tamamı veya büyük bir kısmı çıkarılarak hastanın şikayelerinin geçmesi sağlanır. Rahim alınmasında sorun olmayan ve çocuk isteği olmayan hastalarda miyom için histerektomi ameliyatı yapılır” diyor.

SORU: Miyomlar tekrar oluşur mu?

CEVAP: Miyomlar cerrahi olarak çıkarılsalar da hormonal dengesizlikler devam ederse tekrarlayabilirler. Miyom sayısı arttıkça tekrarlama riski artmaktadır. Miyomektomi, miyomların çıkarılmasını sağlasa da yeni miyom gelişimini engellemez. Hastaya, miyomların tekrarlama riskinin kişiye göre değişeceği anlatılmalıdır. Tedavi sonrası düzenli kontrol ve sağlıklı yaşam tarzıyla (kilo kontrolü, beslenme, egzersiz vb) riskler azaltılmaya çalışılmalıdır.

SORU: Miyomlar adet düzensizliğine neden olur mu?

CEVAP: Evet, özellikle rahim iç yüzeyine yakın miyomlar yoğun ve düzensiz adet kanamalarına yol açabilir. Bu durum anemiye (kansızlık) neden olabilir.  5 cm’den büyük miyomu olanlar, daha küçük miyomları olanlara göre adet dönemlerinde daha fazla ani ve yoğun kanama yaşamaktadır.

SORU: Miyomlar ağrı yapar mı?

CEVAP: Büyük miyomlar pelvik ağrıya, bel ve bacak ağrılarına, sık idrara çıkma veya kabızlık gibi semptomlara neden olabilir. Ancak, küçük miyomlar genellikle belirti vermez. Pelvik ağrı genellikle miyomun büyümesine değil, beslenme yetersizliği nedeniyle doku ölümüne bağlı dejenerasyona bağlıdır. Bazen rahim dışına doğru büyüyen saplı miyomlarda torsiyon (kendi etrafında dönme) olması pelvik ağrıya neden olur ki genellikle cerrahi müdahale gerekir.

SORU: Miyom varken hamile kalırsam çocuğu aldırmam gerekir mi?

CEVAP: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen “En sık sorulan sorulardan biri de bu oluyor. Miyom ile hamile kalanlarda gebeliği sonlandırmaya gerek yoktur. Gebelik sırasında miyom saptanma sıklığı yüzde 2-10 arasında değişmektedir. Gebelik sırasında tespit edilen bu miyomların boyutları hamileliğin ilk 3-4 ayında yüzde 15-25 oranında büyüme gösterir. Üçüncü aydan sonra genellikle boyutlarında çok az değişiklik olur. Büyük miyomlar (5 cm den büyük) daha fazla büyüme eğilimindedirler. Bazı miyomların boyutları hamilelik sıranda değişmeden kalabilir. Gebelik sırasında saptanan miyomlar rahim içerisindeki yeri, sayısı ve büyüklüğüne göre gebelikte birtakım sorunlar yaratabilir. Ancak miyomların gebelik sırasında bebekte sakatlık yapıcı herhangi bir zararı yoktur” diyor.

SORU: Miyomların gebelik sırasında yaratabileceği sorunlar nelerdir?

CEVAP: Gebelik sırasında ağrıya yol açabilir. Miyom sayısına göre düşük ve erken doğum riski artar. Normal doğum yerine sezaryen gerekebilir. Doğum sonrası kanama riskinde artış olabilir. Gebelik sırasında miyom saptanan hastalarda genel bilgiler verilerek gebelik takip edilir. Miyomların yeri, sayısı ve büyüklüğü ultrason ile saptanır. Ağrı için ağrı kesiciler kullanılır. Yalnız bu ilaçların kullanımında doktor kontrolünde olmak gerekir.

SORU: Miyom riskini azaltmak için nelere dikkat etmek gerekir?

CEVAP: Prof. Dr. Hüsnü Görgen “Yağlı ve kalorili beslenme miyom gelişimine yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalarda vücut ağırlığında her 10 kg artışın miyom riskini yüzde 21  artırdığı, vücut yağ oranı yüzde 30’un üzerinde olan kadınlarda da miyom riskinin arttığı görülmüştür. Bu nedenle sağlıklı kilo verme, özellikle miyom riski taşıyan kadınlar için koruyucu olabilir. Beslenme alışkanlıklarının da miyom gelişimi üzerinde önemli etkileri olduğu gösterilmiştir. Kırmızı et yönünden zengin bir diyet, miyom riskini artırmaktadır. Bu etki, kırmızı etin yüksek doymuş yağ içeriği ve östrojen metabolizmasını etkileyen maddeler içermesiyle ilişkili olabilir. Buna karşın, yeşil sebzelerden zengin diyet ise miyom riskini azaltmaktadır. Öte yandan yeşil sebzelerin: antioksidan içeriği, lif açısından zengin olması, hormonal dengeyi desteklemesi vb sayesinde koruyucu etki sağladığı düşünülmektedir. Hareketsiz yaşam biçimi de hormonal dengesizliklere yol açarak miyom gelişimini tetikler. Yapılan çalışmalarda, düzenli fiziksel aktivitenin miyom gelişimi üzerinde koruyucu bir etkisi olduğu gösterilmiştir” diyor.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Ayla Çelik’ten yaz şarkısı “Vur Vur”

Türk pop müziğinin güçlü yorumcu ve şarkı yazarlarından Ayla Çelik, Hakkı Yalçın Şarkıları Vol. 2 albümünde unutulmaz bir parçayı yeniden yorumladı.

Ayla Çelik, müziğin usta kalemlerinden Hakkı Yalçın’ın sözlerini yazdığı, müziği ve bestesi Ceyhun Çelikten’e ait “Vur Vur” adlı parçayı kendine has yorumuyla yeniden seslendirdi. Daha önce Hakan Altun’un seslendirdiği ve büyük beğeni toplayan şarkı, Ayla Çelik’in

Şarkının video klibi de en az kendisi kadar dikkat çekici. Mert Özkan yönetmenliğinde çekilen klipte, Ayla Çelik’e yakın dostları eşlik etti. Parti havasında geçen eğlenceli ve renkli klip, izleyicilere yazın enerjisini hissettirecek.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Göz Kamaştıran Performans

Türk pop müziğinin genç ve parlayan yıldızı Müge Ökten, Bodrum Azka Otel’de sahne aldı. Güçlü sesiyle olduğu kadar şıklığıyla da geceye damga vuran sanatçı, sahnede giydiği ışıltılı taş detaylı beyaz mini elbisesi ve transparan tül peleriniyle dikkatleri üzerine çekti. Modern ve zarif tarzıyla izleyicilerden tam not aldı.

Azka Otel’de sahne alan repertuarında yer verdiği hit parçalarla enerjiyi hep yukarıda tutan Müge Ökten, sahne boyunca sergilediği performansla izleyicilere unutulmaz bir gece yaşattı. Sıcakkanlı tavırları ve seyirciyle kurduğu içten bağ ise geceye ayrı bir renk kattı.

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Buzuki Hakan ve Pelin’le unutulmaz bir gece

Bodrum Türkbükü’nün kendine has dokusunu yansıtan, mandalina bahçesi içinde sevilen mekanı Dürdane 1901, geçtiğimiz gece müzikseverleri unutulmaz bir gece yaşattı. Sahneye çıkan Buzuki Hakan ve güçlü sesiyle dikkat çeken Pelin, Ege’den Yunan kıyılarına uzanan ezgileriyle geceye damga vurdu.

Konuklar, Hakan’ın buzukisiyle hayat bulan melodilere ve Pelin’in içten yorumlarına eşlik ederken, Dürdane 1901’in sıcak atmosferi geceyi daha da özel kıldı. Repertuvarda yer alan klasik halk ezgileri, Rumca parçalar ve nostaljik şarkılar, konukları hem duygulandırdı hem de coşturdu.

 

 

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto