Yazılar

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Adet öncesi gerginliği azaltmanın yolları

Kadınların büyük bir kısmı adet öncesinde fizyolojik ve psikolojik sıkıntılar yaşayabiliyor. Toplumda adet öncesi gerginlik sendromu olarak da ifade edilen Premenstrüel Sendrom (PMS), kadınların günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor. Sendrom görülen kadınların karşılaştığı şikayetler, bulundukları yaşam alanlarına göre de farklılık gösterebiliyor. Şehir hayatının içinde yaşayanlarda psikolojik belirtiler daha fazla görülürken, kırsal alanda doğal hayatın içinde bulunanlarda ağırlıklı olarak fiziksel bulgular ön plana çıkıyor. PMS’nin olumsuz etkileri, yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle ve ilaçlarla hafifletilebiliyor. Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Figen Beşyaprak, adet öncesi gerginlik sendromu ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Figen Beşyaprak

Kadınların yüzde 80’ini etkiliyor

Dünyada kadın nüfusunun yaklaşık yüzde 80’ini etkileyen Premenstrüel Sendrom (PMS), genellikle yumurtlama evresinden sonra başlayıp, adet kanamasına kadar devam etmektedir. Kadınların çoğunda hafif seyreden belirtiler, yüzde 5’lik dilimde yer alan kadınlarda şiddetli bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Belirtilerin çok aşırı şiddetli olduğu durumlar ise Premensturel Disforik Bozukluk veya Geç Luteal Faz Bozukluğu adıyla bir psikiyatrik rahatsızlık olarak adlandırılmaktadır.

Hormon değişikliğine duyarlılık sebepler arasında bulunuyor

Bu sendromun nedeni tam olarak belirlenememekle birlikte; yapılan güncel araştırmalarda merkezi sinir sisteminde oluşan duyarlılık varsayımı sebep olarak gösterilmektedir. Yani PMS’nin nedeni; kadınlarda bu dönemde ortaya çıkan hormonların dengesizliğinden çok, hormonlardaki normal olan değişikliklere karşı vücudun aşırı duyarlılık geliştirmesi olarak görülmektedir. Hormon değişikliğine karşı duyarlı olan kadınlarda bu durum birçok etkene bağlı olup, kısmen de genetik geçişli olabilmektedir.

Hem fiziksel hem de ruhsal belirtiler ortaya çıkıyor

En sık düzenli adet görülen dönem olan üreme çağındaki kadınlarda izlenen adet öncesi gerginlik sendromunun belirtileri; ruhsal, davranışsal ve fiziksel olmak üzere sınıflandırılmaktadır.  Ruhsal ve davranışsal belirtiler arasında; depresyon, halsizlik, aşırı uyuma isteği, cinsel istek artışı, sinirlilik, gerginlik kaygı ve dikkat azlığı, iştah değişiklikleri ve yemek istekleri yer almaktadır. Memelerin büyümesi ve hassaslaşması, ödem, baş ağrısı, kabızlık ve ishal, aşırı susama, ciltte akne ve karın ağrısı da fiziksel belirtileri oluşturmaktadır.

Psikolojik yaklaşımlar ve ilaç tedavileri uygulanabiliyor

PMS tedavisinin asıl amacı, belirtilerin azaltılması ve kişinin yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Hastalığın tedavisi ise ilaç ve psikolojik yaklaşımlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

  • Psikolojik yaklaşımlar: Genellikle hafif düzeyde belirtisi olan kadınlarda psikoeğitim ve yaşam tarzı düzenlenmesi önlemleri yeterli olmaktadır. Bununla birlikte egzersiz, gevşeme ve bilişsel davranışçı terapi tavsiye edilir.
  • Doğum kontrol hapları: Eğer hastanın premensturel belirtileri gebeliği önleyici ilaç kullanımından sonra başlamışsa veya kötüleşmişse o zaman başka bir preparata geçilmesi veya başka bir doğum kontrol yöntemi uygulanması yararlı olur.
  • İlaç tedavisi: Adet öncesi gerginlik sendromunda (PMS) en sık kullanılan ilaçlar patofizyolojide de etkili olduğu düşünülen serotonin üzerinden etki yapan, serotonin geri alımı engelleyici gruptan antidepresan ilaçlardır.
  • Hormonal tedavi: PMS’de kullanılan biyolojik tedavilerden bir diğeri ise hormonal tedavilerdir. Hormonal tedavi stratejileri adet öncesi belirtilerin, adet döngüsündeki hormonal değişikliklerle ilişkili olması temeline dayalıdırlar ve çoğunda amaç yumurtlamanın baskılanmasıdır.
  • Beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri: PMS ’de bazı diyet takviyeleri de önerilmektedir. Ancak bazı istisnalar hariç olmak üzere bu takviyelerin etkili olduğunu gösteren bilimsel kanıtlar azdır. Bu hastalara B6 vitamini, magnezyum, kalsiyum ve d vitamini takviyesi önerilir. Umut veren ajanlar arasında kalsiyum takviyesi, vitamin B6 (pyridoxine) takviyesi, özellikle pelvik ağrı eşlik ediyorsa B1 ve vitamin E, kompleks karbohidratlardan oluşan diyet ve vitex agnus castus (Hayıt Ağacı) kullanımı bulunmaktadır. Günlük 80 mg vitamin B6 alan kadınlarda psikiyatrik belirtilerde azalma saptanmıştır.

Adet öncesi gerginlik sendromunu bu önerilerle daha rahat geçirebilirsiniz:

  1. PMS yaşayanlar öncelikle yaşam şeklini değiştirmeli ve alışkanlıklarını farklılaştırmalı
  2. Alkol, sigara, tuz, kahve ve şeker gibi tüketimlerden uzak durulmalı ya da kısıtlanmalı
  3. Hareketli yaşam tarzı benimsenmeli, fiziksel aktiviteler düzenli şekilde yapılmalı
  4. Besin olarak tüketimin yanı sıra vitamin ve mineraller takviye olarak alınmalı
  5. Uyku düzeni stabil olmalı, yatma ve uyanma saatleri mümkün olduğunca değiştirilmemeli ve uyku kalitesi sağlanmalı
  6. Hem PMS belirtilerine olan dikkati dağıtmak hem de stresi azaltmak için sosyal aktivitelere katılım sağlanmalı hem de farkı alanlarda uğraşlar edinilmeli
  7. PMS döneminde ortaya çıkan şişliklerin atılması için bol su içilmeli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmeli, ihtiyaç halinde hormonal değişimleri azaltmak için doğum kontrol hapı başlanmalı
  8. Kronik yorgunluk sendromu, tiroid bozuklukları, depresyon ve anksiyete gibi duygudurum bozuklukları gibi bazı rahatsızlıkların belirtileri adet öncesi gerginlik sendromuna benzeyebilir. Bu hastalıkların ayırıcı tanısını yapabilmek için bazı testler yapılıp, ona göre tedaviler uygulanmalı.

Mavi’den yeni şarkı geldi

Mavi’den yeni şarkı geldi

Mavi’nin yeni şarkısı “askim”, Universal Music Türkiye etiketiyle yayımlandı.

İlk albümü “VERITAS” ve ardından paylaştığı “lacivert lateks” isimli şarkısıyla büyük takdir toplayan Mavi, yeni şarkısı “askim”la yine dikkatleri üzerine çekecek bir çalışmayı dinleyiciyle buluşturuyor.

Dinamik beati ve sözleriyle enerjisini kaybetmeyen yeni Mavi şarkısı “askim”, yetenekli sanatçı tarafından kaleme alındı.

Kum ve Şehinşah  “Yaşamak” için bir araya geldi

Kum ve Şehinşah  “Yaşamak” için bir araya geldi

Kum ve Şehinşah’ın bir araya gelerek kaydettikleri yeni şarkıları “Yaşamak”, Universal Music Türkiye etiketiyle yayımlandı. Türkçe alternatif hip-hop ve rap sahnesinin iki yetenekli sanatçısını buluşturan “Yaşamak”, Kum ve Şehinşah iş birliğinde kaleme alındı.

Şarkı üretimine ve sahne performanslarına hız kesmeden devam eden Kum, yeni şarkısı “Yaşamak”ın video klibi için yeniden yönetmen koltuğuna oturuyor!

Maitre Gims Bodrum’u salladı

Maitre Gims Bodrum’u salladı

Dünyaca ünlü Fransız rapçi Maitre Gims Bodrum Gümbet’teki B1 Clup’ta sevenleriyle buluştu.

Tüm rezervasyonları günler öncesinden tükenen etkinlik için saatler öncesinden mekan kapısında beklemeye başlayan dünyaca ünlü yıldızın hayranları, bu bekleyişleri esnasında ”Maitre” tezahüratları ile Bodrum’u inlettiler. Hazırlıkları günler önce başlayan kapalı gişe performans için son kez şanslarını denemek isteyen çok sayıda Maitre Gims hayranları ise tıka basa dolan mekan dolayısıyla büyük üzüntü yaşadılar.

Türkiye’de ilk kez sahne alan Türkçe ” Merhaba ” diyerek sahneye çıkan Gims, kendisini dinlemeye gelen yaklaşık 2.500 kişi ile birlikte sevilen şarkılarını hep bir ağızdan seslendirildi.

Kasım ayında düzenlenecek olan Katar’daki Dünya Kupası’nın müziğini de yapacak olan Gims, sahnesine Türkçe ” Bu harika bir dünya kupası provası oldu. Türkiye’yi ve bu geceyi asla unutmayacağım. En kısa sürede yeniden bir araya geleceğiz. Teşekkür ederim Bodrum ” diyerek alkışlar eşliğinde sahnesini noktaladı.

Ülkemizde yılda yaklaşık 1 milyon 250 bin doğum oluyor

Ülkemizde yılda yaklaşık 1 milyon 250 bin doğum oluyor

Toplum çok değişti. Bundan 100-200 sene önce bir kadın erken yaşta evlenir, birçok çocuk doğururdu. Doğumların çoğu evde, tarlada olurdu, çoğunda ciddi bir sorun olmazdı, doğum her kadının defalarca yaşadığı fizyolojik bir olaydı. Ama gebelik ve doğum, ardından lohusalık ve yeni doğan döneminde yaşanabilen komplikasyonlarla çok sayıda anne ve bebeği kaybederdik.

Doğumlardaki bu komplikasyonları önlemek için birçok metot geliştirildi. Öncelikli sorun hijyen koşullarıydı. Sadece temizliğin gündeme gelmesi sonra da antibiyotiklerin keşfiyle enfeksiyon ile mücadele yüzbinlerce insanın hayatını kurtardı. Mekanik problemlerde ise önce forcepsin sonra da sezaryen ameliyatının geliştirilmesi ile doğumlarda artık eskisine nazaran çok çok az sorun yaşıyoruz. Annelerin genel sağlığı hayat şartlarının düzelmesiyle iyileşti, doğum sonu kanamalar ile mücadelede rahim kasıcı ilaçların ve cerrahinin kullanıma girmesiyle de çağ atlandı. Tıbbın devreye girmesiyle anne ölüm oranları yüzde birlerden onbinde birlere düşürüldü. Doğumun sağlıkla sonuçlanmasında tıbbın bu kadar etkili olması beraberinde sadece sorunlu doğumlarda değil, normal seyreden doğumlarda da tıbbın hakimiyetini beraberinde getirdi ki biz buna “doğumun medikalizasyonu” diyoruz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Op. Dr. Semra Özer

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada doğuma bakış açımız çok mekanik, teknik, tıbbi

Evet doğum belli riskler içeriyor. Söz konusu olan bebeklerimizin, annelerimizin hayatı. Ancak tedbir alma ve gerektiğinde gerekli müdahaleleri yapma işini öyle bir abarttık ki, doğumun aslında doğal bir fizyolojik işlev olduğunu unuttuk. Yaptığımız müdahalelerin faydasını gördükçe sandık ki doğumu kontrol etmeyi başardık. Oysa doğum kontrol edilebilir değil kendiliğinden işleyen bir süreç. Doğumun doğru işlemesi için en önemli olan şey annenin kendini güvende hissetmesi, rahat olması. Her şey yolunda giderken bir müdahale yapıldığında işleyişinde aksaklıklar oluyor.

Bunu sindirim sisteminden verebileceğimiz bir örnekle netleştireyim: Besinleri sindirmek midenin görevi. Yemeğimizi çiğneyip yuttuğumuzda midemizde salınan enzimlerle sindiriliyor. “Şimdi çok yağlı yedim bu enzimden biraz daha fazla salgılamam lazım” diye düşünüyor muyuz, hayır. Her şey kendiliğinden oluyor. Tıp devreye ne zaman giriyor, ülseriniz varsa anti asit ilaç kullanıyoruz, bağırsaklarımız tıkandıysa cerrahi yapıyoruz. Ama durup dururken, hiçbir sorun yokken ilaç kullanır ya da cerrahi geçirirsek sindirme işlemimiz sekteye uğrar. Doğururken de herhangi bir sorun yokken ilaç ya da müdahaleleri kullanırsak doğum yapma işlevimiz bozulur. Nasıl sağlıklı bir beslenme için huzurlu bir ortamda rahat rahat yemeğimizi yememiz lazım, sağlıklı bir doğum için de aynı şey gerekli.

Hastanelerin işleyişi doğumda çıkabilecek sorunları saptamak üzerine kurulu

Doğumları evlerimizden hastanelere taşımamızın sebebi, sorun çıkarsa buna zamanında müdahale edebilme imkanına kavuşmaktı. Dolayısıyla hastanedeki ebeler, hemşireler, doktorlar doğum yapan anneyi ve bebeğini gözlemleyerek olası sorunlara karşı hazırlıklı olurlar. Buna karşın evdeki gibi doğum yapan tek kişiyi destekleyen birkaç yakınının olduğu koşullar yerine, birden çok, bazen onlarca doğum yapan kadına yetişmeye çalışan birkaç sağlıkçının olduğu koşullar gündeme gelir. Bu koşullarda da rutin uygulamalar devreye girer. Mesela her anne hastane önlüğü giyer ki, sezaryen yapılması gerekirse giyinmekle uğraşılmasın. Her hastaya damar yolu açılır ki, ilaç gerekirse hemen verilebilsin. Yakınlar yanına alınmaz ki sağlıkçılar rahat çalışabilsin. Sonuçta yalnız ve aç bırakılmış, hasta önlüğü giyerek, kolunda damar yolu, NST’ye bağlı bekleyerek sürekli her an bir şey olabilir mesajı alıyor gebe. Ortamın karanlık ve mahrem olması gerekirken çoğu doğumhanede ışıklar sonuna kadar açık ve mekân hep kalabalık. Bu koşullarda doğumun fizyolojik mekanizmalarının işlemesi mümkün değil. Bu durumda da devreye ilaçlar ve müdahaleler girmek zorunda kalıyor.

Yaşam tarzımız, beklentilerimiz değişti!

Eskiden ekmeğimizi peynirimizi kendimiz yapardık. Kışın ürünlerimize don vurursa hastamız kötü olurdu, bu kaderdi. Şimdiyse süpermarkete gidip takır takır alışveriş yapıyoruz. Bir ürün istediğimiz gibi çıkmazsa şikayetçi oluyoruz. Her şey hemen olsun, sorunsuz olsun, istediğimiz gibi olsun istiyoruz. Parasını verirsek istediğimizi elde ederiz sanıyoruz. Eskiden bir hastalığı olan insanlar doktora hastaneye erişebildiklerinde mutlu olurlardı. Şimdi ise başımıza bir hal gelirse bunun hesabını illa birileri vermeli. Doğum da bundan nasibini alıyor. Bebek aileye uyan zamanda gelecek, sağlıklı olacak, doğum uzun sürmeyecek, ağrı olmayacak, anne hiçbir şey yapmayacak, nasılsa doktorlar var, onlar kadını doğurtacak, en iyisini onlar bildiğinden eğer bir sorun olursa bu kaderde yazan asla değildir, kesinlikle bir hata yapmışlardır, dava edilmeli hatta haddi bildirilmelidir. En ufak problemde doktora neden sezaryen yapmadı denir ama sezaryen önerdiğinde kolaya kaçmakla suçlanır. Tüm koşulların doğum fizyolojisinin düzgün çalışmasına  engel olduğu ortamlarda çalışan doktora neden sezaryen oranın yüksek diye soruşturma açılır, maaşı kesilir. Performans sisteminde doğumun tüm sorumluluğu doktora yüklendiğinden ebelerin rolü giderek azalır.

Sağlık sadece kalbin atmasından ibaret değil. Sağlık temel bir düzey sağlandıktan sonra artık kaliteye de bakmak gerekiyor

Bugün ülkemizde yılda yaklaşık 1 milyon 250 bin doğum oluyor. Bugünün toplum yapısı, doğumhane işleyişi, hukuk sistemi ve çalışma koşullarına oranla canlı sonuçlanma açısından doğum yardımımız son derece başarılı. Ama canlı demek, sağlıklı demek değil. Bugün her 3 bebekten 2’si ameliyatla dünyaya geliyor. Çoğu doğumda ilaçlar, müdahaleler, travmalar var. Doğuma bitirilmesi gereken bir “İŞ” gözüyle bakıyoruz. Doğum sanki bir cerrahi operasyon. Kadının kendi bedeninde kendiliğinden gerçekleşen mucizevi bir olay değil de “arabanın kaputunu aç bebeği çıkar kaputu geri kapat” benzeri bir teknikalite.

Vücudumuz bir makine değil. Düğmesine bastığınızda birden annelik güdüleri devreye girmiyor

Annelik güdülerinin devreye girmesinde fizyolojik mekanizmalar var ve bunları taklit etmek öyle kolay değil. Ayrıca günümüzde bu mekanizmaların önemini göremediğimiz için taklit etme derdimiz de yok. Gayet mekanik olarak belirlediğimiz ve “yeterli” dediğimiz gün hastaneye gidiyoruz, bebekle anneyi ayırıyoruz, her şey sağlıklı sonuçlanmış gibi geliyor. Çünkü azalmış süt, yetersiz bağlanma, depresyon, müdahalelere bağlı komplikasyonlar gibi uzun vadede olan etkileri doğumun olduğu gün görmüyoruz.

Op. Dr. Semra Özer, doğuma bakış açımızı değiştirirsek bu kısır döngüyü de nasıl kıracağımızı bulabileceğimizi söylüyor ve ekliyor, ‘doktorlar şöyle, gebeler böyle, koşullar kötü diyerek birilerini suçlamayı bırakıp, doğum koşullarını nasıl düzeltiriz, doğumda kadınlara nasıl destek oluruz, bebeklerin hayata başlangıçlarını nasıl daha kaliteli hale getiririz, gereksiz sezaryenleri nasıl önleriz, doğumdan anne ve bebek kadar doktor ve ebenin de mutlu ayrılmasını nasıl sağlarız diye çalışmamız gerekiyor.’

Zaferin 100. yılını Kenan Doğulu ile kutlanacak

Zaferin 100. yılını Kenan Doğulu ile kutlanacak

Beşiktaş Belediyesi 30 Ağustos Zaferi’nin 100. yıl dönümünü Zafer Yürüyüşü ve Kenan Doğulu konseri ile kutlayacak.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde Büyük Taarruz’da elde edilen büyük zaferin 100’üncü yılında 30 Ağustos Zafer Bayramı Beşiktaş’a yakışır bir şekilde kutlanacak. Kutlamalar Beşiktaş Anadolu Lisesi’nde yapılacak resmi törenle başlayacak. İlçe protokolünün katılacağı törende Başkan Rıza Akpolat, Beşiktaş Atatürk Cumhuriyet ve Demokrasi Anıtı’na ilçe halkı adına çelenk sunacak.

Kutlamalar, saatler 20.00’ı gösterdiğinde Şairler Sofası Parkı’nda halk oyunları gösterisinin ardından Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın öncülüğünde ‘Zafer Yürüyüşü’ ile devam edecek.

Barbaros Meydanı’nda Lapstekin’in Dj performansı devam ederken 21.00’de sahneyi Kenan Doğulu alacak. Türk Pop Müziğinin en güçlü yorumcu, besteci ve müzisyenlerinden Kenan Doğulu, Barbaros Meydanı’na kurulan dev sahnede hem şarkılarıyla hem de sahne performansıyla Zaferin 100. yıldönümü kutlamalarında vatandaşlara coşkulu saatler yaşatacak

İlhan Şeşen’den 8 yıl aradan sonra yeni şarkı

İlhan Şeşen’den 8 yıl aradan sonra yeni şarkı

Büyük usta İlhan Şeşen’in merakla beklenen EP’sinin ikinci teklisi “Sevişebilseydik” Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanıyor!..

En son 2014 yılında yayınladığı “Gel” albümünden 8 yıl sonra ilk solo çalışması olacak “Basmakalıp” EP’sinin ikinci şarkısı olan “Sevişebilseydik”, 26 Ağustos’ta tüm dijital müzik platformlarında yer alacak.

Sözü ve bestesi İlhan Şeşen’e ait olan şarkının aranjesinde ve çalınan tüm enstrümanlada Fuat Şeşen’in imzası bulunuyor.

Toplam 6 şarkıdan oluşacak EP’de 5 yeni şarkının söz ve müziği İlhan Şeşen’e ait olurken; Amca’nın kariyerindeki ilk yabancı cover olma özelliğini taşıyan sürpriz bir şarkı da yer alıyor.

İlhan Şeşen – “Sevişebilseydik” şarkısı ve lirik videosu 26 Ağustos’ta Sony Music Türkiye etiketiyle tüm dijital platformlarda ve Sony Music Youtube kanalında yayında!..

Ayrıca Eylül ayında müzikseverlerle buluşacak olan İlhan Şeşen – “Basmakalıp” EP’si ise 23 Eylül’e kadar Apple Music’te ön satışta olacak!..

Izaka Terrace’da İstanbul lezzetleri

Izaka Terrace’da İstanbul lezzetleri

Izaka Terrace; Executive Chef Ali Ronay’ın özel reçeteleriyle hazırladığı İstanbul lezzetlerinden oluşan menüsüyle şehrin yeni gastro-terası.

Izaka Terrace’da İstanbul lezzetleri

 

Boğaz ve tarihi yarımada manzarasına eşlik eden özel şarap koleksiyonu, içecek ve kokteyl alternatifleriyle konuklarının keyifli vakitlerine eşlik eden Izaka Terrace, Türk mutfağından oluşan yemekleri ile de zamansız bir İstanbul Menüsü sunuyor.

Izaka Terrace’da İstanbul lezzetleri

Şef Ali Ronay’ın imzasıyla sunulan, geleneksel lezzet paletlerine uyumlu bileşenlerden oluşan menü; tereyağlı çam fıstıklı humus, zeytinyağlı enginar, çiğ köfte, babaganuş, sarma, acılı ezme, dip atom, rokalı haydari, taze otlu peynirli su böreğinin yanı sıra deniz mahsullü kabak çiçeği kızartma, kuzu kol sebzeler eşliğinde firik pilavı, deniz mahsulleri tabağı (istiridye, yengeç salatası, karides, tarama, füme somon, somon havyar) ve tahinli akıtma gibi lezzetleriyle rafine damaklara hitap ediyor.

Karı-koca rekabeti

Karı-koca rekabeti

TRT 1’de yayınlanan Mükemmel Eşleşme dizisinin güzel oyuncusu Eylül Öztürk, eşi iş insanı Kenan Özkan ile birlikte Bodrum Yalıkavak’taki Miya Beach’de görüntülendi.

Yoğun geçen set çalışmalarından fırsat buldukça Bodrum’a ailesiyle birlikte tatile gelen Öztürk, eşi Kenan Özkan’la iddiaya girerek Fly Board yaptı.  Deniz de eğlenceli anlar yaşayan ünlü çift, ilk deneyimlerinde oldukça başarılı olurken iddiayı da Eylül Öztürk kazandı. İddiayı kaybeden Özkan, “Sağlık olsun yabancıya kaybetmedim. Bende aşkta kazandım” diyerek esprili bir şekilde cevap verdi.

Jolly ile sakin sokakların tadını çıkarın

Jolly ile sakin sokakların tadını çıkarın

Nostaljik sokakları ile şirin bir kasaba havasında yaz tatilinizi geçirmeyi planlıyorsanız Bozcaada&Gökçeada Turu ve Assos, Bozcaada, Gökçeada Turu sizin için uygun birer alternatif. Her Cuma Jolly ile çıkabileceğiniz bu ada turları 2 gece konaklamalı olarak belirlenmiş olup başlangıç fiyatı ise 1.249 TL’dir.

Ada tatilinizde ilk durağınız Gökçeada olacak. Karşılıklı 2 tepenin yamacına kurulmuş olan Dereköy, zeytin ağaçları ile çevrelenmiş Zeytinli Köyü, altın sarısı kumsallara sahip Kefalos Plajı; Gökçeada’da sizleri bekliyor olacak. İkinci durağınız olan Bozcaada’da ise sizleri turkuaz renkli deniz karşılayacak. Bozcaada’nın tertemiz havasında tüm gün denizin, kumun ve sımsıcak güneşin tadını çıkaracaksınız.

Assos… Assosta ise tatil severler; Tahta Kuşlar Müzesi, Assos Antik Kenti, Athena Tapınağı, Truva Ören Yeri ve Adatepe Köyü’nü ziyaret edecek.