Yazılar

Dünya eğitim sisteminden memnun değil!

Ipsos tarafından küresel de gerçekleştirilen Global Advisor Eğitim Monitörü ve ülkemizde Gündeme Dair araştırma verilerinden derlenen raporda; ülkelerdeki eğitim kalitesine dair memnuniyet oranlarının düşük olduğunu ortaya koyuyor. Singapur, 2025 yılında da eğitim kalitesinden en yüksek memnuniyet oranına sahip ülke olarak öne çıkarken, Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olanların oranı %15’e yükseldi. 2024’te bu oran %13 seviyesindeydi. Ancak, %63’lük memnuniyetsizlik oranıyla Türkiye, 30 ülke arasında eğitim kalitesine en olumsuz bakış açısına sahip ülke konumunda bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin eğitim sisteminde reform ihtiyacını ve ekonomik kalkınmadaki önemli rolünü bir kez daha gündeme getiriyor.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin geleceğini şekillendiren eğitim politikaları her geçen gün önemi artarken, toplumun nabzında derin bir yankı uyandırıyor. Ülkemizde her 10 kişiden 7’sinin eğitim politikalarından memnun olmadığını ortaya koyuyor. Bu oran, geçen seneye göre %5’lik bir artış göstererek, toplumun eğitim sistemine yönelik beklentilerinin giderek güçlendiği görülüyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki eğitim müfredatı, temel akademik bilgiler sağlama açısından belirli bir yeterliliğe sahip olsa da; verilere bakıldığında modern dünyanın gerektirdiği becerileri kazandırma konusunda eksiklikleri olduğu bireyler tarafından ifade edilmektedir. Ülkemizde her 10 kişiden 8’i eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor. Çocukların ve gençlerin küresel rekabete hazırlanması, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi için müfredatın daha esnek, uygulamalı ve teknoloji odaklı hale getirilmesi gerekiyor. Ayrıca, müfredatın başarısı, öğretmen kalitesi, okul altyapısı ve sosyoekonomik faktörler gibi unsurlara da bağlı olduğu söylenilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43. 2024 yılında da bu oran %40’tı. AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. DE SES grubunda ise bu konuda net bir görüşe sahip olmayan bireylerin oranı oldukça dikkat çekici.

Ipsos Türkiye

Okullarda akıllı telefonların kullanılması yasaklanmalı mı? Ülkeler ortalamasında bireylerin yarısı okullarda akıllı telefon kullanılmaması gerektiğini düşünüyor. Ülkemizde de benzer bir durum görülüyor. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Eğitim ortamlarında akıllı telefon kullanımına ilişkin tartışmalar, hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte, teknolojinin eğitim üzerindeki etkilerine dair derin bir sorgulamayı yansıtmaktadır. Uluslararası verilere göre, bireylerin %50’si okullarda akıllı telefonların yasaklanması gerektiğini savunuyor; bu oran, teknolojinin dikkat dağıtıcı potansiyeline ve öğrencilerin öğrenme süreçlerindeki odaklanma ihtiyacına duyulan inancı ortaya koyuyor. Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu: Her iki kişiden biri, yani toplumun yarısı, akıllı telefonların okul ortamlarında yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor.

Ipsos Türkiye

Ülkeler ortalamasında okullarda  yapay zekanın kullanılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı %37.  Türkiye de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, okullarda kullanılması görüşünü destekleyenlerin oranı ise %47.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin bir çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor.

Türkiye’de teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağına inananların oranı 2023’te %42 iken, 2024’te %33’e geriledi ve 2025’te de aynı seviyede kaldı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Ipsos’un dünya genelinde 30 ülkede yapılan Eğitim Monitörü araştırması sonuçlarına göre vatandaşlar ülkelerindeki eğitim kalitesinden büyük oranda memnun değil. Türkiye’de eğitimden memnun olmayanların oranı %63 ve ülkeler arasındaki en olumsuz bakış açısına sahip ülkeyiz. Eğitim kalitesinden en memnun ülkelere baktığımızda ise ilk üç sırada Singapur, İrlanda ve Hindistan geliyor.

Memnuniyet konusunda Gündeme Dair araştırmamız ile daha detaylı sorular sorarak eğitim politikaları ve eğitimin kalitesi gibi konularda da düşünceleri inceledik.  Ülkemizde her on kişiden yedisi eğitim politikalarından memnun olmadığını belirtiyor. Memnun olmayanların oranı geçen seneye göre %5 daha yüksek. Her on kişiden sekizi ise eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor.

Konuşma ve tartışma becerilerini geliştirmek, çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanmak, araştırma yapmayı ve iş birliğini öğrenmek, fırsat eşitliği sağlamak, çağdaş ve etkin bir eğitim almak, yeterli fiziksel altyapıya sahip olmak gibi detaylı sorular sorduğumuzda,  bireylerin olumsuz düşündüğünü görüyoruz. Her on kişiden altısı, mevcut eğitim sisteminin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Türkiye’de her iki kişiden biri, eğitimin bugün geçmişe kıyasla daha kötü olduğunu düşünüyor. Her yaş grubunda bu düşüncenin baskın olduğu görülüyor. Ancak daha eski yıllarla kıyaslama imkanı olan 46 yaş ve üzerindeki bireyler çok daha memnuniyetsiz. 18-25 yaş arasında her on kişiden dördü kendi dönemindeki eğitim kalitesinin daha iyi olduğunu düşünürken 46 yaş ve üzerinde her on kişiden altısı, 55 yaş ve üzerinde ise her on kişiden yedisi bu düşüncede.

İş hayatına geçmeden önceki son durak olan üniversite konusunda farklı görüşler var. Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43.  AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. Bu SES grubunda her iki kişiden biri üniversite eğitiminin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu düşüncesinde. C1,C2 ve DE SES grubuplarındaki bireylerde ise olumlu bakış açısı azalıyor.

Özellikle DE grubunda net bir görüşe sahip olmayanların oranı dikkat çekici (%28). Özetle, hayatta başarılı olabilmek için orta alt gelir grubundaki insanların daha iyi bir eğitim almaya dair inançları ve beklentileri zayıflıyor.

Ipsos Eğitim Monitörü’nde bu yıl ilgi çeken farklı konularda da sorular soruldu. Ülkelerin çoğunda, bireylerin yarısından fazlası gençlerin okulda akıllı telefon kullanmaması gerektiğini düşünüyor (%55). Ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Ülkeler ortalamasında okullarda yapay zekanın kullanılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise %38.  Türkiye’de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, her iki kişiden biri okullarda yapay zekanın kullanılmasını destekliyor. Araştırmanın enteresan sonuçlarından biri de teknolojinin eğitim üzerindeki etkisi. Ülkelerin çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor. Türkiye’de de 2023 yılında teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağını düşünenlerin oranı %42 iken 2024 yılında %33’e gerilemiş ve bu yıl benzer seviyede kalmış durumda.

Hem Türkiye’de dem de dünyada eğitimin geliştirilmesine dair güçlü bir toplumsal talep olduğunu görüyoruz. Teknoloji ve yapay zekânın sunduğu fırsatlar doğru değerlendirildiğinde, daha kapsayıcı ve çağın ihtiyaçlarına yanıt veren eğitim sistemlerine sahip olmak hayal değil.

“Gizli Bahçe”

The Stay Boulevard Nişantaşı, sonbaharı, Otmar Uras ile hayata geçirdiği yeni sergisi “Gizli Bahçe” ile karşılıyor.

Uluslararası sanatçılar Esteban Fuentes de María, Camille Bruat ve Francesco Poiana’nın eserlerinden oluşan seçki, sanatseverleri görünmeyenin ardında keşif dolu bir yolculuğa davet ediyor. Sergi, 17 Kasım tarihine dek ziyaret edilebilecek.

Sergide, farklı tekniklerle ve çok değişken ölçülerde çalışan Meksikalı sanatçı Esteban Fuentes de María, çağdaş çizim ve metal çalışmalarıyla bilinen Fransız sanatçı Camille Bruat ile eserlerinde genellikle peyzaj çalışmalarına yer veren İtalyan sanatçı Francesco Poiana’nın eserleri yer alıyor.

İngiliz yazar Frances Hodgson Burnett’in aynı adlı kült kitabına atıfta bulunan “Gizli Bahçe”, ilk bakışta bir iyileşme hikâyesi gibi görünse de, aslında görünmeyenin açılış ritüeli olarak kurgulandı. Sergi, kitapta tasvir edilen bahçeyi birebir temsil etmek yerine onun titreşimlerini günümüz sanatının malzemelerine, formlarına dönüştürüyor. Bahçe çizgilerle, dokularla ve yüzeylerle yeniden örülmüş bir iç mekâna dönüşüyor, bir sembol, ritüel ve içsel alan olarak yeniden yorumlanıyor.

“Gizli Bahçe” sergisi,  17 Kasım tarihine dek The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki galeri alanında görülebilir.

Fıtık boğulmaya neden olabilir!

Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor. Öyle ki her 100 çocuktan 1 ile 4 arasında kasık fıtığı görülüyor. Kasık fıtıklarının üçte birinin tanısı genellikle ilk altı ay içerisinde konulurken, sonraki yaşlarda da tespit edilebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda görülebildiğini belirterek, “Kasık kanalındaki açıklık testisin inişiyle ilişkili olduğu için kasık fıtıkları erkeklerde kızlara oranla 4 ila 20 kat daha sık görülmektedir” diyor. Çocuklarda kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğine ve tedavide gecikildiğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Bu nedenle, kasık fıtığı ameliyatı tanı konulduktan sonra en kısa zamanda yapılmalıdır. Çünkü, zamanında ameliyat ile tedavi edilmezse acil müdahale gerektiren bir tablo olan fıtık boğulmasına neden olabilir. Fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalında sıkışan organlarda kangren (çürüme) meydana gelmesine yol açabilir. Ayrıca erkek çocuklarında kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak testis gelişimini bozabilir. Zamanında ve deneyimli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen ameliyat ise çocukların kısa sürede sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlar” diyor.

Dr. Kaan Maşrabacı

Dr. Kaan Maşrabacı

Pek çok etken zemin hazırlıyor

Çocuklarda kasık fıtığı doğumsal nedene bağlı olarak gelişiyor. Normalde doğumdan sonra kapanması gereken kasık kanalının açık kalması sonucu meydana geliyor. Öne sürülen zemin hazırlayıcı etkenlerin başlıcaları;  prematürite (erken) doğum, düşük doğum ağırlığı, ailenin diğer bireylerinde de kasık fıtığı varlığı, hidrops fetalis, mekonyum peritoniti, assit, cinsiyet gelişim bozuklukları, karın duvarı anomalileri, inmemiş testis, kistik fibroz, bağ dokusu hastalıkları, ventriküloperitoneal (beyin ile karın arasındaki) şantlar ve sürekli periton (karın boşluğu) diyalizi şeklinde sıralanıyor.

Kasık bölgesinde ağrısız şişliğe dikkat!

Bebeklik döneminde oluşan kasık fıtığını anneler çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark ediyorlar. Daha büyük çocuklarda ise fıtığın varlığı çocuk giydirilirken veya banyo sırasında görülüyor. Kasık bölgesinde (erkeklerde ayrıca torbasında) beliren ve kendiliğinden veya üzerine bastırılınca kaybolan ağrısız şişlik, tipik belirtisini oluşturuyor. Ikınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale geliyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, bu şişliklerin sıklıkla ilk muayenede görüldüğünü belirterek, “Görülmediği durumlarda valsalva manevrası, balon şişirtme, çocuğu ayakta gözlemleme veya karın alt kısmına baskı uygulayacak şekilde elle sıvazlama gibi yöntemlerle şişliğin belirmesi sağlanabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumlarda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir” diye konuşuyor.

Organ kaybına neden olabiliyor!

Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez, ameliyat tek tedavi yöntemini oluşturur. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının mümkün olan en kısa zamanda, yani belli bir ay veya yaşa kadar beklemeden ameliyatla tedavi edilmesi gerektiğini anlatarak, “Cerrahi tedavinin gecikmeden yapılması çok önemlidir. Çünkü, erken dönemde ameliyat ile müdahale edilmezse fıtık boğulmasına sebebiyet verebilir. Fıtık boğulmasında, fıtık kesesine girerek sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri birkaç saat içinde bozulur ve kangren (çürüme) meydana gelir. Bu da hayati tehlikeyi artırır ve kanlanması bozulan organların çıkarılması gerekir. Acil müdahale gerektiren bu durum genelde bağırsak, nadiren kızlarda over (yumurtalık) kaybına neden olabilir” diyor.

Testislere de zarar verebiliyor!

Kasık fıtığı tedavisinde gecikmenin testislere de zarar verebildiğine işaret eden eden Dr. Kaan Maşrabacı, “Öncelikle, fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak yumurtanın olumsuz etkilenmesine yol açar. Bunun sonucunda, yumurtanın normal gelişimini bozabilir veya kanlanmasını önleyerek kangrene (çürüme) sebebiyet verip, testis kaybına neden olabilir. Ayrıca çocuğun yetişkin fıtık ameliyatındaki gibi yöntemlerle ameliyat edilmesiyle testise zarar verebilir.  Dolayısıyla, bu ameliyatların mutlaka deneyimli çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir” bilgisini veriyor.

Günübirlik cerrahi uygulanıyor

Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, çocuklarda kasık fıtığı ameliyatının günübirlik cerrahi olarak uygulandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm’lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bağlanır ve açık kalan kasık kanalı kapatılır. Çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocukların önemli bir kısmı ameliyattan dört ile beş saat kadar sonra evlerine gidebilir. Dikiş yerlerinde hafif şişlikler olabilir, bu görüntü bir ay içinde kaybolur. Çocuklar ameliyat sonrası genellikle birkaç gün içinde ayağa kalkıp normal aktivitelerine dönebilirler. Ancak ağır aktivitelerden ve oyunlardan bir süre uzak durmaları önem taşır.”

Fıtığın tekrarlama riski çok düşük

Ameliyat sonrasında fıtığın tekrarlama riskinin çok düşük olduğunu vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Yapılan çalışmalarda, ameliyat sonrasında hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun gelişmediği ortaya konmuştur” diyor. Dr. Kaan Maşrabacı, ancak sağ ve solda yer alan iki kasık kanalının birbirinden bağımsız olarak fıtık oluşturabileceğini belirterek, “Dolayısıyla, tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık gelişme ihtimali vardır. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa, sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Ancak bu bir tekrarlama değil, diğer kasıkta yeni bir fıtık oluşumudur. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise çok daha fazladır” diyor.

Özgün’ün yeni teklisi “Deli Bal”

Türk pop müziğinin sevilen ismi Özgün, uzun süredir beklenen yeni teklisi “Deli Bal” ile dinleyicileriyle buluştu. Geçtiğimiz nisan ayında “Sen Ağlama” şarkısıyla büyük beğeni toplayan sanatçı, bu kez enerjisi yüksek ve ritmiyle öne çıkan yeni çalışmasını müzikseverlerle buluşturdu.

Sözü ve bestesi Ozan Doğan’a, düzenlemesi ise Gürkan Kömürcü’ye ait olan şarkı; kıpır kıpır yapısı, melodisi ve eğlenceli atmosferiyle dikkat çekiyor. “Deli Bal”, dinleyenlere aşkın coşkusunu hissettirirken aynı zamanda hayatın ritmine kendini bıraktırıyor.

Dans ve hızlı temposuyla kısa sürede müzik listelerinin favorisi olmaya aday “Deli Bal”, Avrupa Müzik ve EDZ Müzik iş birliğiyle tüm dijital platformlarda yayında.

Kalp çarpıntısına bu şikayetler eşlik ediyorsa! Dikkat!

Ülkemizde yaygın bir sorun olan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalp çarpıntısı; kalp yetmezliği, inme veya ani kalp durması gibi ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısının ihmale gelmez bir sorun olduğunu, ancak toplumumuzda çoğu kişinin, bu şikayeti çoğunlukla önemsemeyip, geçici bir durum sandığını belirterek “Bazı aritmiler zararsız olsa da, yalnızca stres ya da heyecandan kaynaklanmaz, kalpte ritim bozukluğu gibi altta yatan ciddi nedenler de olabilir. Bu nedenle çarpıntı şikayeti önemsenmeli, uzman bir aritmi merkezine başvurulmalıdır. Tedavi planı, kişiye özel yapılmalıdır” diyor.

Erken tanı ve doğru tedaviyle pek çok çarpıntının kalıcı olarak kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge, ritim bozukluklarının tedavisinde ise, kardiyoloji alanındaki modern yöntemlerden biri olan ‘ablasyon’un öne çıktığını söylüyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalp çarpıntısına yol açan etkenleri sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kalbin normalden hızlı ya da düzensiz atması olarak tanımlanan kalp çarpıntısı, genetik etkenlerin yanı sıra sağlıksız yaşam alışkanlıklarının da etkisiyle ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge, kalbin hızlı, düzensiz, tekleme veya “kuş kanadı çırpması” gibi hissedilmesine neden olan kalp çarpıntısına bazı durumlarda göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi, bayılma, çabuk yorulma ve huzursuzluk gibi şikayetlerin de eşlik ettiğini belirterek “Acil değerlendirilmesi gereken durumların başında; şiddetli göğüs ağrısı, bayılma, ani nefes darlığı, konuşma bozukluğu veya felç bulguları ile gelen çarpıntı yer almaktadır” diyor. Çarpıntı sorunu yaşayan kişilerin kendi kendine teşhis koymak yerine, mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bilge “Erken teşhis ve doğru yöntemle hem kalp sağlığını korumak hem de yaşam kalitesini yükseltmek mümkün olabilmektedir” diyor.

Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge

Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge

Kalp çarpıntısını tetikleyen etkenler!

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Bilge Kaya kalp çarpıntısının en sık tetikleyicilerini şöyle sıralıyor;

  • Aşırı kafein (çay, kahve, enerji içeceği) tüketmek
  • Uykusuzluk
  • Stres, anksiyete
  • Alkol, sigara vb zararlı maddeler
  • Yoğun egzersiz
  • Kansızlık
  • Tiroid bozuklukları
  • Gebelik
  • Bazı ilaçlar ve uyarıcı haplar
  • Elektrolit dengesizlikleri (vücutta su ve tuz dengesizliği)

Altta kalp hastalığı mı yatıyor yoksa başka bir sorun mu?

Kalp çarpıntısına yönelik tanıda muayene ve hasta öyküsünün önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bilge şöyle konuşuyor: “EKG çarpıntı esnasında yakalanırsa en değerli testtir. Ritim izleme (24-48 saatlik holder, 7-14 günlük patch kayıtları, olay kaydedici veya nadir ataklar için implant edilebilir loop kayıt cihazı ile akıllı saat/telefon uyarıları yararlı ipucu olabilir ama tek başına tanı koydurmaz), Ekokardiyografi, Kan Testleri (Tiroid, elektrolitler, kansızlık vb), Efor testi ve gerektiğinde ileri testler yapılarak aritminin tipini kanıtlanmalı, altta yatan kalp hastalığı olup olmadığı saptanmalı ve kişiye özel olarak en uygun tedavi planlanmalıdır.”

Modern sistemler 3 Boyutlu haritalama!

Kalp çarpıntısının en yaygın nedenlerinden biri olan kalpte ritim bozukluğuna karşı ilaç tedavisinin, bazı hastalarda yeterli veya geçici çözüm olabildiğini belirten Prof. Dr. Bilge “İlaçlara rağmen çarpıntısı süren veya ilaçlara tolerans gösteremeyen hastalar başta olmak üzere bazı kişilerde ‘kalpkateter ablasyon’ denilen ablasyon tedavisinin uygulanması gerekiyor. Kateter ablasyonu, ritim bozukluğunun kaynağını kalpte hedefleyerek ısı (radyofrekans) veya soğuk (kriyoterapi) ile ortadan kaldıran girişimsel tedavidir. Birçok aritmide kalıcı çözüm sağlayabilir” diyor. Yöntemin, sedasyon altında yapıldığını yani hastanın bilincinin açık olduğunu ancak ağrı hissetmediğini kaydeden Prof. Dr. Ahmet Kaya Bilge “Bu yöntemde modern sistemler ve 3 Boyutlu haritalama ile radyasyon maruziyeti oldukça düşüktür; bazı işlemler X ışını kullanmadan yapılabilir. Çoğu hasta 2–3 gün içinde işe döner ama kompleks işlemlerde süre uzayabilir. Bazı aritmilerde tekrarlama olabilir, bu durumda yeniden ablasyon veya ilaç düzenlemesi gerekebilir” diye konuşuyor.

Menopozda kadın sağlığı ihmale gelmez!

Kadınların hayatındaki doğal ve güçlü bir eşik olan menopoz, dönüşümün ve içsel gücün yeniden keşfedildiği çok özel bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz, yaşamdan kopuş değil, yeniden dengeye geliş sürecidir. Her kadın, kendi ikinci baharınının mimarıdır. İkinci baharda kendinizi yenilemeniz, doğru bilgi, bilinçli tercihler ve düzenli sağlık takibi ile bu dönemi daha sağlıklı, daha özgür ve daha huzurlu geçirebilmeniz mümkündür. Kendinize kulak verin, bedeninizin sesine duyarlı olun ve bu yeni dönemi bir fırsat gibi kucaklayın” diyor. Doç. Dr. Gülfem Başol, menopozda kendinizi yenilemenizin, ‘İkinci bahar’ olarak da adlandırılan bu dönemi fiziksel, ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı geçirebilmenizin basit ama etkili yollarını sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Gülfem Başol

Doç. Dr. Gülfem Başol

  • Uyku düzeninize dikkat edin

Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte birçok kadında uykuya dalmakta güçlük, gece terlemeleri ve sık uyanmalar görülür. Oysa kaliteli uyku, bağışıklık sisteminden ruh haline kadar birçok şeyi doğrudan etkiler. Akşamları ağır yemeklerden kaçınmak, mavi ışık yayan ekranları sınırlamak, ılık bir duş ya da bitki çayları gibi küçük dokunuşlar uyku kalitesini artırır. Gerekirse bir uzmandan destek almak, uyku sorunlarını kronik hale gelmeden çözmek için önemlidir.

  • Sağlıklı ve bilinçli beslenin

Menopozla birlikte kemik erimesi riski, kilo artışı ve insülin direnci gibi durumlar ön plana çıkar. Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin gıdalar (yoğurt, kefir, sardalya, yeşil yapraklı sebzeler) kemik sağlığı için vazgeçilmezdir. Protein alımına dikkat edilmesi kas kaybını engeller. Lif açısından zengin sebzeler ve tam tahılların tüketilmesi, şeker ve işlenmiş gıdaların azaltılması önemlidir. Doktorun tetkikler sonrası ihtiyacınıza göre vereceği kalsiyum ve D vitamini, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri büyük fayda sağlar. Ancak vitamin ve takviye kullanımında bilinçli olmak son derece önemlidir. Çünkü gelişigüzel alınan takviyeler karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir, bazıları ilaçlarla etkileşime girebilir. En doğru yol, kişiye özel beslenme ve takviye planını bir uzman eşliğinde belirlemektir.

  • Sigaradan uzak durun

Sigara kullanımı menopozu hem erken başlatabilir hem de semptomların şiddetini artırabilir. Yapılan bilimsel çalışmalar, sigara içen kadınlarda sıcak basması, kemik kaybı ve kalp hastalığı riskinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca sigara, östrojenin vücutta etkili kullanılmasını engelleyerek hormon dengesini daha da bozabilir. Bu dönemde sigarayı bırakmak sadece menopoz şikayetlerini hafifletmekle kalmaz, genel yaşam kalitesini de ciddi oranda artırır.

  • Bu yanlışlara düşmeyin!

Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopoz döneminde çok sık karşılaşılan yanlışlardan biri, “nasılsa geçti artık” diyerek kadın sağlığını ihmal etmektir. Oysa bu dönem, meme sağlığından kalp-damar sağlığına kadar düzenli kontrollerin daha da önemli hale geldiği bir evredir. Bir diğer yaygın hata, hormon tedavilerine kulaktan dolma bilgilerle yaklaşmak veya tümden reddetmektir. Oysa uygun hastaya, uygun doz ve formda verilen hormon replasman tedavileri (HRT), sıcak basmaları, uykusuzluk, ruh hali değişiklikleri, vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltmada oldukça etkilidir. Aynı zamanda kemik erimesi ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkisi de olabilir. HRT her kadın için uygun olmayabilir; ancak bu tedavi seçeneği, doğru hasta seçiminde oldukça yüz güldürücü sonuçlar verir” diyor.

  • Düzenli egzersiz yapın

Fiziksel aktivite sadece kilo kontrolü için değil; kemik sağlığı, kas gücü, ruh hali ve hatta sıcak basmaları üzerinde bile olumlu etkiler sağlar. Haftada en az 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüş, yoga veya hafif ağırlık egzersizleri hem vücuda hem zihne iyi gelir. Egzersiz, endorfin salgısını artırarak ruh halini iyileştirir; böylece menopozun getirdiği dalgalanmalarla baş etmek daha kolay olur.

  • Mutlaka düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Gülfem Başol “Menopozla birlikte değişen hormon dengesi, kemik sağlığı, meme ve rahim sağlığı açısından düzenli kontrolleri zorunlu kılar. Kemik yoğunluğu ölçümü, mamografi, smear testi gibi taramalar bu dönemde aksatılmamalıdır. Aynı zamanda kardiyovasküler risklerin artma ihtimali nedeniyle kan basıncı, kolesterol ve kan şekeri düzeylerinin takibi de önemlidir. Sağlıkla geçen bir ikinci bahar için yılda bir yapılan rutin kontrol, hayat kurtarıcı olabilir.

  • Hayatı yeniden keşfedin, kendinize alan açın

Menopoz sadece biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda kadınlık bilincinin yeniden tanımlandığı bir yolculuktur. Artık çocuk büyütme telaşı azalmış, iş hayatında belli bir noktaya gelinmiştir. Bu zamanı, ertelediğiniz hobiler, seyahatler, kitaplar ve dostluklarla taçlandırın. Meditasyon, nefes çalışmaları ya da sanatsal uğraşlar, zihinsel detoks etkisi yaratır. Çünkü ikinci bahar, sadece bedensel değil; ruhsal bir uyanış dönemidir.

Concept THREE’nin ilk çizimleri paylaşıldı

Hyundai, IONIQ alt markasının kompakt elektrikli otomobil konsepti Concept THREE’nin ilk tanıtım çizimini yayınladı.

Hyundai, IONIQ alt markasının ilk kompakt elektrikli konsepti olan Concept THREE’nin en yeni tanıtım çizimini yayınladı. Geçen hafta paylaşılan ilk tanıtım görsellerinin ardından Hyundai, modelin adını Concept THREE olarak resmen doğruladı. Otomobil, Münih’te düzenlenecek IAA Mobility 2025’te dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

Yeni görsel, Concept THREE’nin geleceğe dönük tasarımını sergiliyor. Yan profili, Hyundai’nin “Art of Steel” tasarım diliyle şekillenen cesur ve enerjik bir duruş ortaya koyuyor. Çeliğin bükülme ve akışından ilham alan gövde; heykelsi yüzeyler, net hatlar ve belirgin karakter çizgileriyle hem hareketi hem de hassasiyeti vurguluyor. Bu etkileyici yan görünüm ayrıca, kompakt elektrikli siluetini yeniden yorumlayan “Aero Hatch” tasarım anlayışına da göz kırpıyor.

Detaylar şimdilik gizli tutulsa da Concept THREE, 9–14 Eylül tarihleri arasında Münih’te gerçekleşecek IAA Mobility 2025’te dünya sahnesine çıkacak. Hyundai’nin Avrupa’nın en büyük mobilite fuarına dört yıl aradan sonra geri dönüşü, markanın Avrupa pazarına olan bağlılığını ve sürdürülebilir inovasyondaki liderliğini yeniden teyit ediyor.

Beslenme kalitesi eğitim başarısını arttırıyor

Uzmanlar, okulların açılmasıyla birlikte sağlıklı beslenmenin çocukların akademik başarısı ve zihinsel gelişimi için kritik hale geldiğini söylüyor.

Gelişme çağındaki çocukların enerji ihtiyaçları yüksek olduğu için günde üç ana öğün yapılmasını öneren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Güne peynir ve yumurta gibi protein içeriği yüksek bir kahvaltı ile başlamak, odaklanma ve hafıza performansını destekler.” dedi. Yumurta, balık, kuruyemişler, yeşil yapraklı sebzeler ve probiyotik besinlerin beyin gelişimini destekleyen en önemli gıdalar arasında yer aldığını vurgulayan Yiğit, paketli ve şekerli ürünlerin yerine ev yapımı atıştırmalıkların tercih edilmesinin dikkat dağınıklığını önleyebileceğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, okul çağındaki çocukların sağlıklı beslenmesinin hem akademik başarıları hem de gelişimleri üzerindeki etkisinden bahsetti.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit,

Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit

Çocuklar üç ana öğün yemeli…

Okulların açılmasıyla birlikte hem akademik başarı hem de sağlıklı gelişim açısından beslenme düzeninin önem kazandığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu dönem, çocuklara doğru beslenme alışkanlıkları kazandırmak ve beyin gelişimini desteklemek için değerli bir fırsat sunar.” dedi.

Çocukların günün büyük bir kısmını okulda geçirdiği düşünüldüğünde, yeterli enerji, protein, vitamin ve mineral almalarının, fiziksel ve zihinsel performanslarını olumlu yönde etkileyebildiğini kaydeden Yiğit, “Gelişme çağındaki çocukların enerji ihtiyaçları yüksektir; bu nedenle günde üç ana öğün yapılması önerilir. Güne peynir ve yumurta gibi protein içeriği yüksek bir kahvaltı ile başlamak, odaklanma ve hafıza performansını destekler. Kahvaltı yapılamadığı durumlarda, ilk teneffüslerde tüketilebilecek yeşillikli sandviçler veya esmer unla hazırlanmış ev yapımı peynirli poğaçalar sağlıklı bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Kahvaltıda enerji sağlaması amacıyla tercih edilen çikolatalı kremalar yerine, tahin-pekmez veya şekersiz fındık/fıstık ezmeleri önerilir.” şeklinde konuştu.

Beyin gelişimini destekleyen 8 süper besin

Yeni eğitim döneminde zihinsel performansı, dikkat süresini ve hafızayı güçlendirmek için sofralarda mutlaka yer verilmesi gereken besinler olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, bu besinleri şöyle sıraladı:

Yumurta: Kolin içeriği sayesinde hafıza ve öğrenme süreçlerini güçlendirir.

Yağlı balıklar: Somon, uskumru ve sardalya gibi Omega-3 zengini balıklar, odaklanmayı artırır.

Ceviz, Fındık, Badem gibi kuruyemişler: Sağlıklı yağlar ve magnezyum açısından zengindir; beyin hücrelerinin enerji ihtiyacını karşılar.

Koyu Yeşil Yapraklı Sebzeler: Folat ve demir içerikleriyle zihinsel performansı destekler.

Tam Tahıllar: Kompleks karbonhidratlarla uzun süreli enerji sağlar, B vitaminleriyle beyin fonksiyonlarını güçlendirir.

Süt ve Süt Ürünleri: Protein ve kalsiyum kaynağıdır; sinir sistemi sağlığını korur.

Mevsimsel Renkli Meyveler: Antioksidan içerikleriyle hafıza dostudur ve bağışıklığı güçlendirir. Eğer çocuk meyve suyu tüketmeyi seviyorsa, taze sıkılmış meyve suları tercih edilmelidir; bu mümkün değilse, üzerinde yüzde 100 meyve suyu ibaresi bulunan cam şişelerdeki ürünler daha sağlıklı bir seçenek olacaktır.

Probiyotik İçeren Besinler (kefir, yoğurt, tarhana, ev yapımı turşu): Bağırsak mikrobiyotasını dengeler, bağışıklık sistemini güçlendirir ve bağırsak-beyin ilişkisi sayesinde dikkat ile öğrenme süreçlerini destekler.

Okul başarısı ve gelişim için sağlıklı beslenme ile düzenli hareket önemli…

Çocukların öğünlerinde sebzelerin mutlaka yer alması gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “En az bir ana öğünde sebze yemeği bulunmalı; ayrıca tabağı dört eşit parçaya bölerek her besin grubuna yer vermek, beslenme çeşitliliği açısından önem taşır.” dedi.

Paketli kekler, çikolatalı gevrekler ve basit şeker içeriği yüksek ürünlerin, kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olarak dikkat dağınıklığına yol açabildiğine vurgu yapan Yiğit, “Bu nedenle beslenme çantalarına ev yapımı, katkısız atıştırmalıklar eklemek çok daha sağlıklı bir seçimdir. Ayrıca, günün büyük bölümünü sıralarda oturarak geçiren çocukların yeterli fiziksel aktivite yapmasına fırsat tanımak hem okul başarısına hem de genel gelişimlerine katkı sağlar. Sağlıklı beslenme ve düzenli hareket, zihinsel performansı desteklerken öğrenme süreçlerini de güçlendirir.” diyerek sözlerini tamamladı.

“Başım ağrımıyor, sinüzit değildir” diye düşünmeyin!

Yüzümüzde sinüs olarak adlandırılan boşlukların içinde yer alan mukoza örtüsünün iltihaplanmasıyla karakterize bir hastalık olan sinüzit, yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bir hastalık. Sinüs boşluklarının enfeksiyonu olarak da tanımlanan ve akut ile kronik olmak üzere iki gruba ayrılan sinüzitin şiddeti ise hastadan hastaya değişiyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, günümüzde alerjen faktörlerin artması, sigara kullanımı ve  kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi nedeniyle tüm dünyada kronik sinüzitin görülme sıklığının giderek arttığına işaret ederek, “Özellikle kronik sinüzitin tedavisinde gecikildiğinde enfeksiyonun vücutta yayılması sonucunda ciddi sağlık sorunları gelişebilmektedir. Öyle ki sinüsler göze ve beyne çok yakın organlardır. Dolayısıyla, sinüzit nadiren de olsa göz apseleri, görme kaybı ve menenjit olarak bilinen beyin zarı iltihaplanmasına neden olabilir. Ayrıca, astım tanısı konulan pek çok hastada kronik sinüzit hastalığı eşlik edebilmektedir. Bu, sinobronşial hastalık olarak adlandırılır” diyor.

Prof. Dr. Dilaver Özturan

Prof. Dr. Dilaver Özturan

Belirtiler 2 hafta içinde geçmezse, dikkat!

Sinüzit tedavi edilmezse tablo gittikçe kronikleşiyor ve ameliyat gerektirecek hale gelebiliyor. Ayrıca ciddi sağlık sorunlarına da yol açabildiği için sinüzitte erken teşhis ve tedavi büyük bir önem taşıyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan,  bu nedenle akut sinüzitin belirtileri 2 hafta içinde düzelmezse mutlaka bir hekime başvurmak gerektiği uyarısında bulunarak, “Erken teşhis sayesinde sinüzitin kronikleşmesi önlenebilmekte ve hastaların yaşam kaliteleri yükseltilebilmektedir” diye konuşuyor.

Polenlerden sigara kullanımına…

Akut sinüzit genellikle kış aylarında üst solunum yolu enfeksiyonlarına eşlik ederken, kronik sinüzit ise yaz – kış fark etmeden her mevsim oluşabiliyor. Baş bölgemizde bulunan hava dolu boşluklar olan sinüsler, boğazımızın ve yutağımızın ıslak olmasını sağlayan ve mukus olarak adlandırılan sağlıklı salgılar üretiyorlar.  Mukuslar burun boşluğu kanalıyla boğaz ve yemek borusuna ulaşıyorlar. Sinüslerin içinde yer alan mukoza zarı çeşitli etkenler nedeniyle şiştiğinde bu drenaj bozuluyor ve mukuslar sinüsler içinde birikmeye başlıyorlar. Sinüslerin mukuslarla dolu olması ise virüs, bakteri ile mantarların bu bölgede kolayca üremelerine ve yayılmalarına neden oluyor.  Enfeksiyon başlayınca genel hastalık hali oluşuyor, mukoza zarı daha çok şişerken zamanla polip denilen yapılara da dönüşebiliyor. Klima, sigara kullanımı, polenler ve diğer alerjenler, geniz eti, burun içi deviasyonlar, hava kirliliği ile tozlu ortamlar, sinüzitin gelişimini en çok kolaylaştıran sebepleri oluşturuyor.

Kronik sinüzit sinsi belirtiler ile seyrediyor!

Akut sinüzit; baş ağrısı, gözlerde sulanma, ateş, yüz ve gözlerin çevresinde dolgunluk hissi ile burun akıntısı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Kronik sinüzitin ise sinsi belirtilerle seyrettiğini vurgulayan Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Örneğin, sinüzitin en temel belirtilerinden olan baş ağrısı kronik sinüzitte gelişmez.  Bu nedenle, kronik sinüzit tanısı konulduğunda hastalarımız ‘Ama benim başım ağrımıyor’ sözleriyle şaşkınlıklarını ifade ederler. Ayrıca kronik sinüzitte, akut sinüzitin tipik belirtilerinin aksine koku ve tat alma kaybı,  burun tıkanıklığı ile geniz akıntısı, öksürük, nefes darlığı ve halsizlik gibi belirtiler ön plandadır” diyor.

Cerrahi müdahale gerekebiliyor!

Sinüzit tedavisi; hastalığın tipine (akut veya kronik), şiddetine ve sebebine (alerji, anatomik sorun gibi) göre planlanıyor.  Akut sinüzitlerin bir kısmı kendiliğinden düzelebiliyor. Kronik sinüzitin ise mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor. Sinüzit, ilaç tedavisi (ateş varsa antibiyotik tedavisi gibi)  ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle kontrol altına alınabiliyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, ancak sinüzit bu tedavilerle düzelmiyorsa cerrahi yönteme başvurmak gerektiğini belirterek, “Cerrahi yöntemde temel amaç, sinüs kanallarının açılması ve drenajının, yani sinüslerin içinde yer alan sıvının dışarı çıkarılmasıdır” diyor. Endoskopik cerrahinin tedavide çok kıymetli bir yöntem olduğuna değinen Prof. Dr. Dilaver Özturan, “Bunun nedeni ise endoskopik yöntemin güvenilir bir teknik olması ve bu sayede mukoza kaybı ile kanama gibi sorunlara yol açmamasıdır. Böylelikle ameliyat sonrasında hastanın konforu bozulmaz. Hastalar genel olarak bir veya iki günde normal yaşamlarına dönebilmektedirler” bilgisini veriyor.

Sinüziti önlemek için 5 kritik kural!

  • Sigara içmeyin, içilen mekanlarda bulunmayın.
  • Kalabalık ve tozlu ortamlardan uzak durun.
  • Bol bol denize girin veya günde 2-3 kez deniz suyu ile burnunuzu yıkayın.
  • Bilinen bir alerjiniz varsa mutlaka tedavi olun.
  • Burun eğriliği, geniz eti veya burun konkalarında şişme gibi sorunlarınız varsa, tedavi için hekiminize başvurun.

“Çevrem klasik Batı müziği eğitimi alan insanlarla doluydu”

Uzun yıllardır profesyonel olarak müzikle ilgilenen, kendine özgü yorumuyla seslendirdiği ‘Samsak Döveci’ türküsüyle adından daha çok söz ettirmeye başlayan Elif Buse Doğan, şimdilerde 5 şarkılık mini albümünün heyecanını yaşıyor; “Müzikal yolculuğum, tekerlemeli türkülerin ötesinde, çok daha geniş bir repertuvara dayanıyor” diyor.

Elif Buse Doğan’ın ismini 2022’de bir programda söylediği ‘Samsak Döveci’ şarkısının sosyal medyada viral olmasıyla duyduk. Onu İstanbul’daki iyi mekânların sahnelerinde de görüyoruz; canlı müzik eğlencesinin iyi, popüler isimlerinden. Şimdilerde ‘Aşk Başımda Bela’ adıyla 5 şarkılık mini bir albüm çıkardı. Elif Buse Doğan’la yoğun konser programının arasında internet üzerinden buluşup konuştuk.

Elif Buse Doğan

‘Samsak Döveci’ çok ses getirmişti. Nasıl geçti o süreç, hayatında neler değişti?

Böyle bir etki beklemiyordum. Televizyon programında söylediğim türkü şubatta yayımlanmıştı, mart ayındaysa bir TikTok fenomeni tekerlemeli olan kısmıyla video çekip üzerine dikkat çekici bir caption (açıklama) eklemiş. Ardından içerik hızla yayıldı. Önce TikTok’ta viral oldu, sonra Instagram’da. Bildirimlerden telefonumu sessize almak zorunda kaldım, o derece yoğundu ilgi. Elif Buse Doğan ismi biliniyordu ama ‘Samsak Döveci’yle tanınırlığım bambaşka bir seviyeye ulaştı. Bu sayede geçmişteki şarkılarım da daha çok dinlenmeye başladı. Yaptığım projeler çok daha geniş kitlelere ulaştı. Hem yorucuydu hem çok keyifli bir dönemdi. Aynı yıl İbrahim Selim’in programına konuk olduğumda “Başka tekerlemeli şarkı var mı bildiğin” diye sorunca aklıma bu kez ‘Adam Sandım Fos Çıktı’ geldi. O da yayıldı.

‘HER ZAMAN HAYALİMDİ’

Sosyal medyada yayılan bir şarkıyla tanınır olmak hoşuna gitti mi?

Bir süre sonra viral akıştan biraz uzaklaşmayı tercih ettim. Çünkü yapmak istediğim şey bu değildi. Yorumcu kimliğimi ön plana çıkarmak istiyordum. ‘Samsak Döveci’nin katkısı elbette çok büyük ama müzikal yolculuğum, tekerlemeli türkülerin ötesinde, çok daha geniş bir repertuvara dayanıyor.

En başa dönersek müzik hayatına nasıl girdi?

Bilinçli olarak hatırladığım kadarıyla müzikle ilk bağım 7 yaşlarında kuruldu. Ailemde neredeyse herkesin müzikle bir ilişkisi var. Bir dedem bağlama çalıyor, diğer dedem hem bağlama hem Karadeniz kemençesi… Anneannem, babaannem, annem, babam, teyzelerim, dayım, herkes bir şekilde türkü söylüyor. Böyle bir ortamda büyüdüm.

Elif Buse Doğan

Müzik eğitimi aldın mı?

Önce dedemden bağlama eğitimi almaya başladım. Sonra özel bir müzik merkezine devam ettim ve Kocaeli Belediyesi’nin konservatuvarına geçtim. Eğitimim güzel sanatlar lisesiyle devam etti, sonra İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’na girdim. Orada lisans ve Haliç Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Doktora sürecim devam ediyor.

“Dedemden eğitim aldım” dedin…

Bildiği kadarıyla bana eğitim vermeye çalıştı. Ondan birkaç türkü öğrendim. Sonra “Ben artık yetemem sana” dedi ve özel bir kursa yönlendirdi.

Sahnede olmak hep hayalin miydi?

Hep hayalimdi. Aldığım tüm eğitimler ve ailemin desteği beni bugüne hazırladı diyebilirim. Güzel sanatlar lisesine başladığımda keman ve piyano eğitimime dahil oldu. Ardından İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda ses eğitimi bölümünü bilinçli tercihle seçtim. Konservatuvara girdiğim günden beri bu işi yapmak, sahnede olmak istedim.

Elif Buse Doğan

Türkü söylemeyi çok seviyorsun…

Türkülerin içinde büyüdüm. Bu sevgi bize geçti ama hiç dayatmadan, doğal şekilde… Çevremdeki birçok kişi pop müzik dinlerken ben hem pop hem türkü dinliyordum.

Kariyerindeki kırılma noktaları nelerdi?

İstanbul’a gelişim, TRT Müzik’te program sunmaya başlamam ve en büyük kırılma da ‘Samsak Döveci’…

Repertuvarında neler var?

Türkülerle tanındım ama kendimi yorumcu olarak görüyorum. Çocukluğumdan beri halk müziği, sanat müziği ve Batı müziği eğitimi aldım. Arabesk müziği küçük yaşlardan itibaren severek dinledim. Hatta ben çocukken arabesk dinlemek bazen yadırganırdı. Çevrem klasik Batı müziği eğitimi alan insanlarla doluydu. Ama benim ruhum hep oradaydı, hâlâ da öyle. Bunu bir sofraya benzetiyorum… Sadece zeytin, sadece peynir yemezsiniz; herkes sofradaki çeşitliliği ister. Benim sahneme gelen dinleyici de o çeşitliliği talep ediyor. Ben de sesime yakışan her şeyi söylemekten keyif alıyorum.

Elif Buse Doğan

En çok neler isteniyor?

‘Seni Yazdım Kalbime’, ‘Hatıran Yeter’, ‘Ona Söyle’ ve ‘Karalım’ sahnede sürekli istenen şarkılar. Türkülerdeyse ‘Cahildim Dünyanın Rengine Kandım’ ve ‘Yalan Dünya’…

EP’den önce ‘Aşk Başımda Bela’ yayımlandı…

Haziran’da çıktı. Aslında bu EP’nin ön duyuru şarkısıydı. Kalan 4 şarkı 4 Temmuz’da yayımlandı…

Düzenlemeler kime ait?

Çağrı Telkıvıran. Altyapıları önceden hazırladı, stüdyoda hem çekim yaptık hem canlı çaldı orkestra arkadaşlarım, ben de canlı söyledim. Konser kaydı gibi oldu. Yönetmenim kuzenim Kaan Yorulmaz.

Elif Buse Doğan

Yazı nasıl geçireceksin?

‘Aşk Başımda Bela’ya benzer bir şarkı hazır ve dinleyicimle buluşturmak istiyorum. Ağustosta, olmazsa eylülde düşünüyoruz. Sonra da ‘Akustik Renkler 2’ albümü gelecek. Bu kez konuk sanatçılar da olacak.

Kendini nasıl hissediyorsun sahnede?

İki saat boyunca sahnede kalıyorum ama o süre bana bir ‘an’ gibi geliyor. O kadar severek yapıyorum ki zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamıyorum. Hasta olsam bile sahneye çıktığım anda iyileşiyorum; mutsuzsam mutlu iniyorum.

Canlı müzik mekânları gece hayatını ele geçirmiş durumda. Bir rekabet var mı bu sahnelerde?

Hem sanatçılar hem de mekânlar arasında görünmeyen ama hissedilen bir rekabet söz konusu. Herkes kitlesini oluşturmuş durumda ve kitleyi korumak ya da büyütmek için ciddi bir çaba var. Bu da doğal olarak rekabet ortamı yaratıyor.

Repertuvarında farkın ne?

Öncelikle kendi şarkılarımı okuyorum. Dinleyicilerimin benden duymak istediği şarkıları okuyorum, interaktif olmaya çalışıyorum. Canlı performans yaptığım için çok fazla istek geliyor ve çoğu zaman o an gelen isteklerle repertuvarı yönlendiriyorum. Tekrara düşmemeye, her sahnede yeni bir şey sunmaya özen gösteriyorum.

Sen kimleri dinlemeyi seviyorsun gece dışarı çıktığında?

Yıldız Tilbe, Hakan Altun, Sibel Can, Berkay, Ersay Üner… Yeni nesilden de Seda Mete ve Yusuf Aslan’ın sahnelerini seviyorum.

Elif Buse Doğan

Bir fırsatın olsa hangi isimle beraber şarkı söylemek istersin?

Belki çok kişi söylemiştir ama Tarkan. Onunla aynı sahneyi paylaşmak beni çok mutlu ederdi. Hatta sadece sahnede değil, bir projede de birlikte yer almak isterim. Bu benim için çok özel bir hayal.

 Sektörde kadın olmanın zorlukları var mı?

Zor şeyler yaşadım, yaşamaya devam ediyorum ama anlatmayacağım. Görsel odaklı bir iş yapıyoruz.  Sahne kıyafetlerinden tutun, müzikle ilgisi olmayan insanların yorumlarına kadar çok şeyle karşılaşıyoruz. Eleştiriler zaman zaman can sıkıcı olabiliyor. Ne yazık ki sözlü taciz gibi durumlarla da karşılaştım.

Nasıl başa çıkıyorsun?

Süreci ekibimle yönetiyoruz. Hiçbir şeyi tek başıma yapmıyorum. Kulisimden sahneye, sahneden kulise ve oradan doğrudan eve geçiyorum. Şimdiye kadar büyük bir olay yaşamadık. Sadece bir kez bir durum oldu ve hukuki süreci başlattık.

Güzellik ve dış görünüş sahnede avantajlı bir durum mu?

Avantajları ve dezavantajları olduğunu düşünüyorum. Bazı bakışlar rahatsız edici olabiliyor ama bunu çok büyütmüyorum. Somut olarak tarif edemem ama sahnede sadece görünüşle değil, ses ve duruşla da var oluyorsun.