Yazılar

Potasyumdan Zengin Besinler Ödemi Azaltıyor

Son günlerde birçok kişi beslenme alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik yapmamasına rağmen yüz, eller, ayak bilekleri ve karın bölgesinde şişkinlik yaşadığını ifade ediyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca beslenme hatalarından değil, lodos gibi güçlü hava olaylarının vücudun sıvı dengesini etkilemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor. Hava basıncındaki ani değişimler, artan nem oranı ve sıcaklık dalgalanmaları, vücutta sıvı tutulumu riskini artırabiliyor. Bu durum halsizlik, baş ağrısı ve huzursuzluk hissiyle birlikte günlük yaşam konforunu da olumsuz etkileyebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Gözde Akın lodosun vücudumuza fiziksel etkileri konusunda bilgi verdi.

Uzm. Dyt. Gözde Akın

Uzm. Dyt. Gözde Akın

Lodos fiziksel dengemizi de etkiliyor

Lodos, birçok kişinin hem ruh halini hem de fiziksel dengesini etkileyen güçlü bir hava olayıdır. Havanın basıncındaki değişim, nem oranının artması ve sıcaklığın beklenmedik dalgalanmaları; baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk gibi etkilerin yanı sıra vücutta ödem oluşumunu da tetikleyebilir. Özellikle lodosun estiği günlerde birçok birey yüzünde, ellerinde, ayak bileklerinde veya karın bölgesinde şişkinlik fark edebilir. Bu durum doğrudan lodosun yarattığı sıvı tutulumuna yatkınlık ile ilişkilendirilebilir. Ancak beslenme ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle lodos günlerinde ortaya çıkan ödemi kontrol altına almak mümkündür.

Potasyumdan zengin besinleri tüketin

Bu dönemde yetersiz su tüketimi ve tuz oranı yüksek besinlerin tercih edilmesi, ödemin daha belirgin hale gelmesine yol açabilir. Paketli ve işlenmiş gıdalar vücudun su tutma eğilimini artırırken, potasyumdan zengin ve lifli besinler sıvı dengesinin korunmasına destek olur. Potasyumdan zengin olan muz, avokado, ıspanak, kabak, kuru kayısı, mercimek gibi besinler tüketilebilir. Tuz tüketimini mutlaka azaltın. Paketli, salamura ve işlenmiş ürünlerden uzak durun. Maden suyu tüketiyorsanız sodyum oranı düşük olanları tercih edin.

Lodos yüzünden iştah artabilir

Öğün atlamayın çünkü uzun süre aç kalmak vücudun su tutma eğilimini artırabilir. Sebze ağırlıklı, liften zengin öğünler tüketin. Örneğin; brokoli, kabak, enginar, semizotu, salatalık gibi. Şekerli ve rafine karbonhidratlı gıdaları (beyaz ekmek, hamur işleri, tatlılar) sınırlandırın. Lodos nedeniyle artan iştah dalgalanmalarını kontrol etmek için yanınızda sağlıklı atıştırmalıklar bulundurun. Badem, ceviz, yoğurt, meyve, tam tahıllı kraker bu konuda en doğru tercihler olabilir.

Bitki çayları destekleyici rol oynar

Bazı bitki çaylarının vücudun sıvı dengesini destekleyebilir. Ancak bu çayların bilinçsiz ve aşırı bir şekilde tüketilmemesi gerekir. Ödem azaltmaya yardımcı çaylar kontrollü bir şekilde tüketilebilir. Maydanoz, kiraz sapı, zencefil, adaçayı, yeşil çay bu konuda destekleyicidir. Bu çayları günde 1-2 fincan ile sınırlayın. Kronik bir hastalık varsa tüketmeden önce mutlaka bir uzmana danışılmalıdır. Sabah aç karnına 1 bardak ılık su ve limon içmek de sindirimi ve dolaşımı destekleyebilir.

Yaşam tarzı faktörleri ödemi etkileyebiliyor

Uzun süre hareketsiz kalmak, stres düzeyinin artması ve düzensiz uyku lodoslu günlerde ödem şikayetlerini artıran unsurlardandır. Günlük rutinlerde yapılacak küçük düzenlemeler, bu etkilerin hafiflemesine yardımcı olabilir. Örneğin gün içinde en az 20-30 dakika yürüyüş yapmaya çalışın. Bacaklarda şişlik varsa gün içinde birkaç kez bacakları kalp seviyesinin üzerine kaldırarak dinlenin. Uzun süre oturmaktan kaçının ve her 45 dakikada bir kısa hareket molası verin. Lodosun getirdiği stres ve gerginliği azaltmak için nefes egzersizi veya hafif esneme hareketleri uygulayın.

Lodos günlerinde ödemi azaltmaya yönelik öneriler

  • Günlük 8-10 bardak su tüketmeye özen gösterin.
  • Tuz oranı yüksek, paketli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.
  • Potasyumdan zengin besinlere beslenmenizde yer verin.
  • Öğün atlamadan, liften zengin sebze ağırlıklı beslenin.
  • Gün içinde 20-30 dakika yürüyüş yaparak dolaşımı destekleyin.
  • Uzun süre oturmaktan kaçının, düzenli hareket molaları verin.

 

#Lodos #Ödem #Beslenme #Sağlık #Diyet #Potasyum #MemorialHastanesi #GözdeAkın #YaşamTarzı #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Borsa Restaurant’ın Geleneksel İftar Sofraları Çırağan Sarayı’nda Rüya İstanbul’da

Türk mutfağının köklü mirasını çağdaş dokunuşlarla yorumlayan Borsa Restaurant, Ramazan ayına özel hazırladığı geleneksel iftar sofralarıyla bu yıl da Çırağan Sarayı’nın görkeminde misafirlerini ağırlıyor. Boğaz’a nazır manzarasıyla kısa sürede şehrin sevilen adreslerinden biri haline gelen Rüya İstanbul, Ramazan ayında Borsa’nın imzasını taşıyan menülere ev sahipliği yapıyor.

Borsa Restaurant ile aynı mutfak mirasını paylaşan Rüya İstanbul, Anadolu mutfağını modern bir bakış açısıyla dünyaya taşıyor. Ramazan menüsü; geleneksel iftariyeliklerden zeytinyağlılara, Borsa’nın meşhur su böreği ve kuzu tandırına kadar özenle hazırlanmış lezzetleri içeriyor. Menüye Rüya İstanbul’un imza tatları da eşlik ediyor: taş fırından çıkan Karadeniz pidesi, kemik iliğiyle zenginleştirilen humus ve çikolatalı tatlılar. Finalde ise güllaç, baklava, kazandibi ve hurmalı incir tatlısı gibi klasikler sofraları süslüyor.

Ramazan’ın paylaşma ruhunu, saray zarafetiyle buluşturan bu özel iftar deneyimi, Borsa Restaurant’ın yıllara yayılan mutfak mirasını Rüya İstanbul’un çağdaş atmosferiyle bir araya getiriyor.

Adres: Çırağan Palace Kempinski, Çırağan Caddesi 32

Rezervasyon: +90 212 326 46 20 / ruya@ciraganpalace.com

Web sitesi: Rüya Istanbul

 

#BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #ÇırağanSarayı #Ramazanİftarı #TürkMutfağı #AnadoluLezzetleri #GurmeDeneyim #İftarSofrası #Ramazan2026 #BoğazManzarası #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“İçimizde Büyüyen Orman” Sergisi Pera’da Açıldı

İlayda Babacan Art Projects (IBAP) tarafından hayata geçirilen “İçimizde Büyüyen Orman” başlıklı grup sergisi, 13 Şubat – 15 Mart 2026 tarihleri arasında Pera’daki Casa Foscolo Hotel’de gerçekleşiyor. Küratörlüğünü İlayda Babacan’ın üstlendiği sergide, sanatçılar Atilla Galip Pınar, Caner Şengünalp ve Damla Özdemir’in eserleri izleyiciyle buluşuyor.

Neo-klasik mimarisiyle kültürel bir miras olan Casa Foscolo Hotel, tarihi dokusunu koruyarak yerli ve yabancı sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Sergi, kutsalın, doğanın ve bedenin birbirine karıştığı bir alan açarken, ormanı yalnızca bir doğa imgesi değil; insanın içinde kök salan, dallanan ve dönüşen bir varoluş metaforu olarak yorumluyor.

İzleyiciyi içsel doğanın bir sığınak mı yoksa yüzleşme alanı mı olduğu üzerine düşünmeye davet eden sergi, çağdaş sanatın yeni dönemine dair güçlü bir küratoryal vizyon sunuyor.

#İçimizdeBüyüyenOrman #IBAP #CasaFoscoloHotel #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #İstanbulSanat #AtillaGalipPınar #CanerŞengünalp #DamlaÖzdemir #İlaydaBabacan #PeraSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

30 Yıllık Sanat Yolculuğu 56 Eserle Sergileniyor

İş Sanat Kibele Sanat Galerisi, yılın ilk sergisinde heykeltıraş Ayla Turan’ın 30 yıllık sanat yolculuğunu gözler önüne seriyor. 9 Şubat’ta açılan “Ayla Turan Retrospektif” sergisi, mermer, bronz, tahta ve polyester gibi farklı malzemelerden üretilmiş 56 eserle sanatseverleri ağırlıyor.

Sanatçı, bu seçkiyi “eski albümleri karıştırmak gibi” tanımlarken, geçmişin tanıklığını geleceğe taşıyan eserleriyle kendi sahnesini kuruyor. Prof. Dr. Marcus Graf ise sergiyi, “Ayla Turan’ın yaşamı ile sanatı arasındaki samimi bağları görünür kılan retrospektif” sözleriyle değerlendiriyor.

Sergi, 11 Mayıs 2026’ya dek Levent’teki İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde her gün 09.00–19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Sergi kataloğu ise Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, RHM Dükkan ve seçkin kitapçılardan temin edilebiliyor.

AylaTuran #Retrospektif #KibeleSanatGalerisi #İşSanat #SanatSergisi #HeykelSanatı #SanatYolculuğu #İstanbulSanat #KültürSanat #Sanatseverler #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Dip’ten yeni single: “KOKU” dijital platformlarda

Türk rock müziğinin üretken gruplarından Dip, yeni single’ı “KOKU” ile dinleyicileriyle buluştu. 2025’i “Bahaneler” ile kapatan grup, 2026’ya duygusu güçlü ve anlatımı net bir çalışmayla giriş yaptı.

Sözleri Sercan Erdinç, bestesi Ozan Yurdakul imzası taşıyan şarkı, özlemek, gitmek ve kalmak arasında sıkışan bir ruh hâlini merkeze alıyor. Kokunun bir hatıraya dönüşmesi fikri, parçanın en güçlü imgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Prodüksiyon sürecini de üstlenen Dip, bu çalışmada umutsuzluk ve bekleyiş duygularını iç içe geçirerek etkili bir anlatım sunuyor.

Mix ve mastering çalışmaları Göksel Elbüken tarafından yapılan “KOKU”, GROW etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Dip #KOKU #YeniSingle #TürkRock #MüzikHaberi #Magazin #Grow #YeniŞarkı #RockMüzik #DijitalPlatformlar #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rolls-Royce Spectre: Geleceğin Klasiği Elektrikli Coupé

Rolls-Royce’un elektrikli coupé modeli Spectre, koleksiyonerler tarafından geleceğin klasiği olarak görülüyor. 2025 yılında dünya genelinde en çok talep gören ikinci Rolls-Royce olan Spectre, markanın köklü mirasını modern tasarım ve ileri mühendislikle buluşturuyor.

Spectre’nin olağanüstü dayanıklılığını kanıtlayan 2,5 milyon kilometrelik test programı, bataryanın uzun ömürlü performansını doğruladı. Rolls-Royce, tüm Spectre modelleri için kilometre sınırı olmadan geçerli 15 yıllık batarya garantisi sunarak elektrikli mobiliteye duyduğu güveni ortaya koyuyor. Bu garanti, markanın uzun vadeli müşteri desteği ve sürdürülebilirlik vizyonunun güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor.

#RollsRoyce #Spectre #ElektrikliOtomobil #BataryaGarantisi #Otomotiv #LüksAraçlar #GeleceğinKlasikleri #SürdürülebilirMobilite #Coupé #Bespoke #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuğra ve Borsa Restoran’dan Ramazan’a Özel İftar Deneyimi

Ramazan ayı boyunca Çırağan Palace Kempinski İstanbul, iftar sofralarında geleneksel tatlardan rafine sunumlara uzanan ayrıcalıklı lezzetler sunuyor. Sarayın ihtişamlı atmosferinde Osmanlı ve Türk mutfağının mirasını modern dokunuşlarla harmanlayan Tuğra Restoran, Michelin Guide Tavsiye Listesi’nde yer alan menüsüyle misafirlerini Ramazan boyunca ağırlıyor. İftariyeliklerden ara sıcaklara, hünkâr beğendi ve kuzu incik gibi klasiklerden Gaziantepli ustaların el açması baklavalarına uzanan menü, Ramazan’ın paylaşma ruhunu sofralara taşıyor.

Çırağan Sarayı’nda Boğaz’a nazır konumlanan Rüya İstanbul, Borsa Restaurant’ın imzasını taşıyan geleneksel iftar sofralarına ev sahipliği yapıyor. Anadolu mutfağını çağdaş bir bakış açısıyla yorumlayan menü, Ramazan’ın ikinci yılında da misafirlerine zarif bir gastronomi deneyimi sunuyor.

Ayrıca Çırağan Palace Shop, Ramazan boyunca Saray mutfağının seçkin tatlarını online sipariş imkânıyla sofralara taşıyor. Kurumsal iftar davetleri ve konaklayan misafirlere özel sahur menüsüyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ramazan ayını eşsiz bir deneyime dönüştürüyor.

 

#ÇırağanPalace #RamazanLezzetleri #TuğraRestoran #BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #GurmeDeneyim #İftarSofrası #GaziantepBaklavası #Ramazan2026 #İstanbulGastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Boyun ağrısı mı? Boyun fıtığı mı?

Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. İsmail Yüce

Doç. Dr. İsmail Yüce

  • Uzun süre hareketsiz kalmak

Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar.

  • Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları

Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.

  • Telefon ve tabletin aşırı kullanımı

Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Zayıf boyun ve sırt kasları

Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor.

  • Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma

Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”

Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”

Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor

Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”

#TeknolojiBoynu #BoyunSağlığı #BoyunFıtığı #DuruşBozukluğu #OmurgaSağlığı #FizikTedavi #MinimalİnvazivCerrahi #SağlıkYaşam #KasEgzersizi #HareketsizYaşamRiskleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Nipah Virüsü (Niv) ile İlgili Merak Edilenler

Tüm dünyada yeni bir pandemi mi geliyor sorularına neden olan Nipah virüsü (NiV) kaygıyla izleniyor. Meyve yarasaları ve domuz gibi hayvanlar tarafından taşınan virüs, ateş ve beyin iltihabına neden olabiliyor. İstinye Üniversitesi Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü (NiV) ile ilgili merak edilenleri yanıtladı. Fışgın’ın verdiği bilgilere göre, virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler yer alıyor. Vaka ölüm oranı ise yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değişiyor.

Hayvanlardan insanlara bulaşan ve ciddi halk sağlığı riski taşıyan bir virüs olan Nipah virüsü (NiV), dünyada kaygı yaratmaya devam ediyor. Hindistan’da tespit edilen yeni Nipah virüsü vakaları, Asya’da da yakından izleniyor. Virüsün yayılım riskine karşı Tayland, Malezya ve Singapur gibi ülkeler, havalimanları ve sınır kapılarında tarama ve test uygulamalarını sıkılaştırdı. Bu durum yeni bir pandemi yaşanır mı sorularını akıllara getirdi. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın, Nipah virüsü ile ilgili merak edilenleri yanıtladı.

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın

 “200’e yakın temaslının izlendiği bildirildi”

 “Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan, hayvanlarda ve insanlarda asemptomatik enfeksiyondan akut solunum yolu enfeksiyonuna ve ölümcül ensefalite kadar çeşitli klinik tablolara neden olan Paramyxoviridae ailesine ait bir RNA virüsüdür” diyen Prof. Dr. Nuriye Taşdelen Fışgın,

“Nipah virüsü ilk olarak 1999 yılında Malezya’daki domuz çiftçileri arasında bir salgın olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonra hastalık 2001 yılında Bangladeş’te de tespit edilmiş olup halen her yıl belli sayıda olgu saptanmaktadır. Hastalık ayrıca Doğu Hindistan’da da periyodik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yıl da Hindistan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre iki vakanın doğrulandığı ve yaklaşık 200’e yakın temaslının izlendiği bildirilmiştir. Pteropodidae familyasına ait meyve yarasaları (uçan tilki) özellikle de Pteropus cinsine ait türler Nipah virüsünün doğal konakçılarıdır. Meyve yarasalarında belirgin bir hastalık belirtisi yoktur. Virüslerin Afrika’daki Pteropodidae yarasalarının coğrafi dağılım alanında mevcut olabileceği biliniyor.”

“Hasta insanlar salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabilir”

Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceğini belirten Fışgın, şunları söyledi:

“Nipah virusunun domuzlarda ve at, keçi, koyun, kedi ve köpek gibi diğer evcil hayvanlarda görülen salgınları ilk olarak 1999’daki Malezya salgını sırasında bildirilmiştir. Malezya’da ve Singapur’da da görülen ilk salgında, insan enfeksiyonlarının çoğu hasta domuzlarla veya onların kontamine olmuş dokularıyla doğrudan temas sonucu meydana geldiği görülmüştür.  Daha sonra Bangladeş ve Hindistan’da meydana gelen salgınlarda, enfekte meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kirlenmiş meyvelerin veya meyve ürünlerinin, örneğin çiğ hurma suyu tüketimi, enfeksiyonun en olası kaynağı olarak saptanmıştır. Ayrıca virüsün insandan insana bulaştığı özellikle de enfekte hastaların aile üyeleri ve bakıcıları arasında saptandığı bildirilmiştir. Hasta insanların salgıları ve dışkıları ile virüsü yayabileceği ve insandan insana bulaşta bunun önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle de sağlık çalışanları da hasta takibi açısından risk altındadır.”

“Semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişiyor”

Nipah virüsünün ilk belirtileriyle ilgili de bilgi veren Fışgın, şöyle konuştu:

“İnsanlarda görülen hastalık; asemptomatik enfeksiyonlardan, hafif veya şiddetli seyreden akut solunum yolu enfeksiyonlarına ve ölümcül olabilen ensefalite kadar değişmektedir. Virüs vücuda girdikten sonra semptomların ortaya çıkması yaklaşık 4 ila 14 gün arasında değişmektedir. Bazı hastalarda bu sürenin 45 güne kadar uzadığı bildirilmiştir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi spesifik olmayan belirtiler sayılabilir. Daha sonra hastalarda baş dönmesi, uyuşukluk, bilinç değişikliği ve nörolojik bulgular saptanabilmektedir. Hastaların bazılarında solunum yolu enfeksiyonu gelişmekte ve bu pnömoni bulguları ilerleyerek ciddi solunum yetmezliğine neden olabilmektedir. Şiddetli vakalarda ölümcül olarak tanımlanan ensefalit ve durdurulamayan nöbetler görülmekte ve hastada 24-48 saat içinde koma ortaya çıkmaktadır. Vaka ölüm oranı yüzde 40 ile yüzde 75 arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Nipah virus enfeksiyonunun ilk belirti ve bulguları spesifik olmadığı için genellikle başlangıçta bu hastalıktan şüphe edilmez. Burada özellikle hastalığın bulunduğu bölgeye seyahat etmek önemli bir epidemiyolojik veridir.  Tanıda kullanılan başlıca testler, vücut sıvılarından gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ve enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) yoluyla antikor tespitidir. Ayrıca hücre kültürü yoluyla virüs izolasyonu da tanıda kullanılmaktadır.”

Virüse karşı alınması gereken önlemler

 Şu anda Nipah virusuna karşı herhangi bir ilaç veya aşının bulunmadığını belirten Prof. Dr. Fışgın, “Şiddetli solunum ve nörolojik komplikasyonların tedavisi için yoğun destekleyici tedavi önerilmektedir” dedi. Nipah virusuna karşı herhangi bir aşı bulunmadığı için koruyucu önlemlerin ön plana çıktığını belirten Fışgın, bu virüse karşı alınması gereken önlemlerle ilgili ise şunları sıraladı:

  • Bu kapsamda, 1999 yılında domuz çiftliklerinde yaşanan Nipah virus salgını sırasında edinilen deneyime dayanarak, domuz çiftliklerinin uygun deterjanlarla düzenli ve kapsamlı bir şekilde temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi enfeksiyonu önlemede etkili olabilir.
  • Ayrıca bir salgın şüphesi varsa, hayvan barınağı derhal karantinaya alınmalıdır. İnsanlara bulaşma riskini azaltmak için enfekte hayvanların itlaf edilmesi ve cesetlerin gömülmesi veya yakılması yakından denetlenmelidir. Enfekte çiftliklerden diğer bölgelere hayvan hareketinin kısıtlanması veya yasaklanması, hastalığın yayılmasını azaltabilir.
  • İnsanlardaki bulaş ve enfeksiyonu azaltmak için toplumu bu konuda bilgilendirmek gerekmektedir. Risk faktörlerinin, bulaş yollarının ve hasta ile temasta alınması gereken önlemlerin anlatılması önem arz etmektedir. Hasta kişilerle yakın ve korunmasız fiziksel temastan kaçınılmalıdır. Hasta kişilere bakım verdikten veya onları ziyaret ettikten sonra düzenli olarak eller yıkanmalıdır.
  • Seyahat edilecek bölgelerdeki riskli durumlar tanımlanmalıdır. Özellikle bulaşmada önemli olan ve engellenmesi gereken durum yarasaların hurma özsuyuna ve diğer taze gıda ürünlerine erişimini azaltmaya odaklanmalıdır. Yeni toplanan hurma suyu kaynatılmalı ve meyveler tüketilmeden önce iyice yıkanmalı ve mümkünse soyularak tüketilmelidir.
  • Şüpheli veya doğrulanmış enfeksiyonu olan hastalara bakım veren sağlık çalışanları, her zaman standart enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulamalıdır. Özellikle sağlık kuruluşlarında insandan insana bulaşma vakaları bildirildiğinden, standart önlemlere ek olarak temas ve damlacık önlemleri de alınmalıdır.
  • Son olarak ülkemizde bulunan yarasa türleri, virüsü taşıyan “Pteropus” (meyve yarasası) türünden farklıdır. Bu nedenle, virüsün ülkemizdeki yaban hayatında doğal bir döngü oluşturma ihtimali düşüktür. Şu ana kadar ülkemizde doğrulanmış bir Nipah virüsü vakası bulunmamaktadır. Ancak küresel seyahat hareketliliği nedeniyle “ithal vakalara” karşı hazırlıklı olunması önemlidir.

#NipahVirüsü #HalkSağlığı #PandemiEndişesi #EnfeksiyonHastalıkları #AsyaVakaları #SağlıkGündemi #Virüs #KüreselSağlık #NiV #Epidemiyoloji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ocakbaşı Kültürüne Mevsimsel Dokunuş: Tere’nin Yeni Lezzetleri

İstanbul’un en etkileyici manzaralarından birine karşı konumlanan Tere Ocakbaşı, Şubat ayında Gaziantep mutfağının kışa özgü iki özel lezzetini menüsüne taşıyor. Ocak ateşinin başrolünde olduğu mutfakta, mevsiminde öne çıkan ürünler ve zamana duyarlı pişirme teknikleriyle hazırlanan bu seçki, ocakbaşı kültürünü modern bir yorumla sunuyor.

Şubat’ın Öne Çıkan Tatları

Menüde öne çıkan Soğan Kebabı, kontrollü ve yavaş pişirme tekniğiyle hazırlanarak et ve soğanın derin aromalarını buluşturuyor. Ayvalı Nar Ekşili Lahmacun ise taş fırında pişirilerek ayvanın hafif tatlı dokusunu nar ekşisinin canlı asiditesiyle dengeliyor, klasik lahmacuna mevsimsel bir yorum kazandırıyor.

Mevsimsellik ve Ocakbaşı Kültürü

Tere, yıl boyunca farklı dönemlerde menüsüne ekleyeceği Keme Kebabı, Fındık Uykuluk, Sarımsaklı Kebap, Yenidünya Kebabı ve Birecik Patlıcan Kebabı gibi lezzetlerle ocakbaşı kültürünü mevsimsellik ve ürün odağında yeniden yorumlamayı sürdürecek.

 

#TereOcakbaşı #ŞubatLezzetleri #SoğanKebabı #AyvalıLahmacun #GaziantepMutfağı #GurmeDeneyim #İstanbulYemeİçme #OcakbaşıKültürü #MevsimselLezzet #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity