Yazılar

Sadece tükettiğiniz miktar değil, pişirme yöntemi de çok önemli!

Kanser günümüzde dünya çapında ve ülkemizde halk sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardan biri olarak öne çıkıyor. Kalp ve damar hastalıklarından sonra 2’inci en yaygın ölüm nedeni olan kanser, her yıl milyonlarca insanın yaşamını olumsuz etkiliyor. Kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseri olurken, erkeklerde akciğer kanseri ilk sırada yer alıyor. Bununla birlikte kolorektal, prostat, mide ve rahim kanserlerinde de belirgin bir artış yaşandığı belirtiliyor. GLOBOCAN (Global Cancer Observatory) raporunun verilerine göre; kanser tanısı alma oranında 2040 yılında yüzde 48 artış görülecek ve yaklaşık 30 milyon kişiye yeni kanser tanısı konulacak. Acıbadem Altunizade Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, aslında kanser riskinin sağlıklı beslenme ve doğru yaşam tarzıyla yüzde 30-40 oranında azaltılabileceğine dikkat çekerek, “Sağlıklı ve dengeli beslenmek, ideal vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, kanser riskini azaltmanın en etkili yollarındandır. Doğru besin tercihleri yapmak, pişirme yöntemlerine dikkat etmek, işlenmiş ve zararlı gıdalardan uzak durmak; kanser riskini azaltmada oldukça önemlidir” diyor.   Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 önemi kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar

Yemeklerde aşırıya kaçmayın
Obezite, sadece kronik hastalıklarla değil, aynı zamanda; meme, kolorektal, özofageal, böbrek, safra kesesi, rahim, pankreas ve karaciğer dahil olmak üzere, birçok kanser türüyle de doğrudan ilişkili oluyor. Yağ dokusunun fazlalığı; vücutta östrojen, insülin, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) gibi hormonların seviyelerini yükselterek kanser oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca obeziteye bağlı kronik inflamasyon vücuttaki hücre hasarını artırarak kanser riskinde artışa sebep oluyor. Bu nedenle, yemeklerde aşırıya kaçmayarak ideal vücut ağırlığını korumak; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından büyük önem taşıyor.

Sebze ve meyveyi sofranızdan eksik etmeyin

Antioksidanlar, vitaminler, lif ve fitokimyasallar açısından zengin olan sebze ve meyveler hücre hasarını önlemeye yardımcı oluyorlar. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, renkli ve çeşitli sebze-meyve tüketiminin vücudun doğal savunma mekanizmalarını güçlendirdiğini vurgulayarak, “Bu etkileri sayesinde kanserin oluşma riskini azaltmada oldukça önem taşımaktadırlar. Günde 5 porsiyon (yaklaşık 400 gram) sebze ve meyve tüketiminin kanserden korunmada etkili olabileceği bilinmektedir. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler, kükürtlü sebzeler, kırmızı-mor meyveler, turuncu renkli sebze ve meyveler önerilmektedir” diyor.

Tam tahıllar ve lifli besinlerle bağırsak sağlığınızı destekleyin

Tam buğday, yulaf ve bulgur gibi tam tahıllar, sebze ile meyveler, bağırsak sağlığını destekleyen lif açısından zengin besin kaynaklarını oluşturuyorlar. Günde yaklaşık 25-30 gram lif alımı sindirim sistemini düzenleyerek toksinlerin vücuttan atılmasını kolaylaştırıyor. Önerilen miktarlarda lif alımı sindirim sistemini desteklerken, kolon kanseri başta olmak üzere, bazı kanser türlerine karşı koruyucu etki gösteriyor. Beyaz unlu ürünler yerine tam tahıl içeren besinlerin tercih edilmesi lif alımını artırmayı sağlıyor.

En riskli besinlerden uzak durun

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC) tarafından; sosis, salam ve sucuk gibi işlenmiş etler, “Grup 1 Kanserojen”, yani en riskli besinler olarak sınıflandırıldı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Özellikle bu gıdaların içerdikleri nitrit, nitrat ve yüksek sıcaklıkta işleme sırasında oluşan zararlı bileşikler, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserleriyle ilişkilendirilmektedir Araştırmalara göre, her gün 50 gram işlenmiş et tüketen bireylerde kolorektal kanser riski yaklaşık yüzde 18 oranında artmaktadır” diyor.

Kırmızı et tüketimini sınırlayın

Kırmızı etin yüksek miktarda ve hatalı pişirme yöntemleriyle tüketilmesi bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle haftada 500 gramdan fazla kırmızı et tüketiminin, başta kolorektal kanser olmak üzere, sindirim sistemi kanserlerinin oluşma riskini artırabileceği gösterilmiş. Yüksek ısıda, özellikle közde veya mangalda pişirilen etlerde oluşan heterosiklik aminler (HCA) ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi zararlı bileşikler, kanserojen etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, “Dolayısıyla kansere karşı kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalıdır. Haftada 1-2 kez, haşlama ya da fırınlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleriyle tüketmek daha güvenlidir” diyor.

Şeker ve rafine karbonhidratlardan kaçının

Aşırı şeker tüketimi obezite riskini artırarak dolaylı yoldan bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca yüksek glisemik indeksli gıdaların vücutta kronik inflamasyonu tetikleyebildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar,  “Bu nedenle şekerli içecekler, tatlılar ve beyaz un içeren ürünler gibi rafine karbonhidratlardan uzak durulmalı; yerine tam tahıllar, meyve, sebze ve doğal karbonhidrat kaynakları tercih edilmelidir” diye konuşuyor. 

Doymuş ve trans yağ kullanmayın

Doymuş yağlar (tereyağı, kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar) ve trans yağlar (margarin, paketli atıştırmalıklar, kızartılmış fast food ürünleri) aşırı tüketildiklerinde vücutta iltihaplanmayı artırarak bazı kanser türlerine zemin hazırlayabiliyor. Bunun aksine, Omega-3 yağ asitlerinin inflamasyonu azaltarak özellikle meme ve prostat kanserine karşı koruyucu etkileri olduğu saptanmış. Ayrıca araştırmalar, Akdeniz tipi beslenmede yaygın olarak kullanılan zeytinyağı, ceviz ve avokado gibi sağlıklı yağ kaynaklarının kanser riskini azaltmada destekleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Yüksek miktarda tuz ve tuzlu gıdalar tüketmeyin

Turşu, hazır çorbalar, işlenmiş atıştırmalıklar ve salamura gıdalar aşırı sodyum içeriyorlar. Aşırı tuz tüketimi de özellikle mide kanseri riskini artırabiliyor. Etiket okuma alışkanlığı kazanmak, işlenmiş gıdaları azaltmak, yemekleri tuz yerine limon, baharat ve sarımsak gibi doğal aromalar ile lezzetlendirmek; hem genel sağlık hem de kanserden korunma açısından önem taşıyor. Dünya Sağlık Örgütü; günlük tuz tüketimini, yaklaşık bir çay kaşığına denk gelen 5 gramla sınırlandırmayı öneriyor.

Besinlerin pişirme yöntemine dikkat edin
Kızartma, közleme ve yüksek ısıda pişirme yöntemleri kansere neden olabilecek zararlı bileşiklerin oluşmalarına yol açabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Zeynep Acar, özellikle etlerde kömürleşmenin kanser riskini artırdığı uyarısında bulunarak, “Bu nedenle haşlama, buğulama, fırınlama ya da ızgarada yanmadan pişirme gibi daha sağlıklı yöntemler tercih edilmelidir. Aynı zamanda yiyecekleri aşırı karartmamak, kömürleşmiş bölümleri tüketmemek ve pişirme süresine dikkat etmek, kanser riskini azaltmak açısından önemlidir” diyor.

Alkolü tamamen bırakın

Alkol,  başta karaciğer, meme, yemek borusu ve kolon kanseri olmak üzere, birçok kanserle ilişkili oluyor. Her düzeyde alkol tüketimi kanser riskini artırıyor; güvenli bir alt sınır belirtilmiyor.  Uluslararası Sağlık Otoriteleri, kanserden korunmak için alkolün tamamen bırakılmasını öneriyor.

Obezite yaşam süresini kısaltıyor!

Modern çağın salgın hastalığı olarak tanımlanan obezite son yıllarda dünya genelinde hızla yaygınlaşıyor. Araştırmalara göre Türkiye, yüzde 30’un üzerinde obezite oranıyla Avrupa’nın en kilolu ülkesi haline geldi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, obezitenin sadece kozmetik bir sorun olmadığını, birçok ciddi hastalığa yol açarak yaşam süresini kısalttığını belirtiyor. Buna karşın günümüzde teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde obezitede kişiye özel tedavi seçenekleri ortaya çıktığını, son yıllarda kolay uygulanabilir ve etkili yöntemlerle bu ciddi hastalıktan kurtulmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, Türkiye’de alarm veren obezitede en yeni tedavi yöntemlerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı gibi etkenlerle görülme sıklığı hızla artan obezite, vücutta tüm sistemleri olumsuz etkileyerek yaşam süresini kısaltan çok önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde obezitenin 7’den 70’e dünya genelinde yaygınlaştığını belirten Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Normalin üzerinde yağ dokusu birikimi yaşam kalitesini bozmanın yanı sıra tüm sistemleri olumsuz etkileyerek tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, kanser ve eklem sorunları gibi hastalıklara yakalanma riskini artırır ve beklenen yaşam süresini kısaltır. Araştırmalar; obezite sıklığının ülkemizde yüzde 30’un üzerine çıktığını ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi göstermektedir. Kadınlarda obezite, erkeklerden çok daha fazla görülmektedir” diyor. Obezitenin bir yaşam tercihi değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunun çok net bilinmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gönen şöyle konuşuyor: “Ne yazık ki toplumun birçok kesiminde obezitenin kişinin kendi tercihi, öz bakım eksikliği veya umursamazlığından kaynaklandığı yönünde yaygın bir ön yargı vardır. Obeziteli bireyler bu nedenle okul, iş ve sosyal yaşamlarında çeşitli ayrımcılıklara maruz kalmakta ve çeşitli engellerle karşılaşmaktadırlar. Söz konusu ayrımcılık, hastalığının ifade edilişinde bile kendini göstermektedir. “Obez” ifadesi bir hastalık adı olarak değil, bir sıfat olarak kullanılmakta ve bu nedenle yargılayıcı, aşağılayıcı bir dil ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda obezite hastalığının doğru şekilde ifade edilmesi ve obeziteli bireylerin ötekileştirilmemesi konusunda bir hassasiyet başlamıştır. “Önce insanım” sloganıyla başlayan bu girişimde “obeziteli birey”, “obeziteyle yaşayan birey”, “obezite hastası” gibi ifadelerin kullanılmasına özen gösterilmesi önemle vurgulanmaktadır.”

Prof. Dr. Can Gönen

Prof. Dr. Can Gönen

Beden kitle indeksiniz 30 ve üzeri ise!

Obezitenin tespitinde en yaygın olarak beden kitle indeksi (BKİ) hesaplaması kullanılıyor. Yetişkinlerde beden kitle indeksinin 30 ve üzeri olmasının obeziteye işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Can Gönen “BKİ, bir kişinin kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyunun karesine (kg/m2) bölünmesiyle hesaplanır. Yetişkinlerde normal kabul edilen BKİ değeri 18,5-24,9 kg/m2 arasıdır. 25-29,9 olması kilo fazlalığına, 30 ve üzeri olması ise obeziteye işaret eder. Obezite derecesi de evre 1, evre 2 ve evre 3 olarak sınıflandırılır. Beden kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması obezitenin evre 3 yani çok ciddi düzeyde olduğunu gösterir. Obezitesi etkin yöntemlerle tedavi edilerek istenen hedef kiloya yaklaşan kişiler ve obezitesi tedavi edilmemiş bireylerin uzun yıllar takip edildiği karşılaştırmalı çalışmalar bize kanser sıklığının ve yaşam süresinin obezite ile olan ilişkisini açıkça ortaya koymuştur. Obezite ile yaşayan kişilerde kanser sıklığı artmakta ve yaşam süresi kısalmaktadır” diyor.

Obezite tedavisi kişiye göre değişiyor!

Bütün kronik hastalıklarda olduğu gibi obezitenin tedavisinde de hasta ve hekim işbirliğinin çok büyük önem taşıdığını belirten Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Can Gönen, “Tedavide amaç sadece kilo vermek değil, verilen kiloyu korumak, kilo artışına neden olan etkenlerden uzaklaşmak ve yaşam biçimini kalıcı olarak değiştirmek olmalıdır. Bir obezite hastasının bu hedefe ulaşabilmesini sağlamak için istekli, bilgili ve motivasyonu yüksek bir ekiple çalışılması çok önemlidir” diyor. Obezite tedavisinde diyet ve egzersizin uzun dönemde yüzde 5 düzeyinin üstünde istikrarlı bir başarıya ulaşamadığını, diyet ve egzersize eşlik eden etkin ilaç tedavilerinin ise başarı oranını yüzde 15-17’ye çıkardığını belirten Prof. Dr. Gönen “Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz gibi yaşam şekli değişiklikleri uygulamasına, ilaç uyumuna, ilacın kullanım süresine göre farklılık göstermektedir” diye konuşuyor.

Kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler öne çıkıyor!

En az altı ay süreyle diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi ile yeterli kilo veremeyen veya daha önce verdiği kiloyu muhafaza edemeyen hastalarda cerrahinin düşünülebileceğini ancak son yıllarda teknoloji ve tıptaki hızlı gelişmeler sayesinde endoskopik tedavilerin kolay uygulanabilir ve etkin yöntemler olarak öne çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Can Gönen şu açıklamalarda bulunuyor: Obezite tedavisinde başlıca 2 endoskopik yöntem uygulamaktayız. Bunlar; endoskopik balon yerleştirilmesi ve endoskopik tüp mide oluşturulmasıdır (endoskopik sleeve gastroplasti). Endoskopik balon tedavisinde, endoskopik olarak mide içerisine balon yerleştirilmekte ve uygun hacime kadar şişirilmektedir. Konulan balon 6-12 ay sonra endoskopik olarak söndürülüp çıkartılmaktadır. İşlemler hasta uyurken yapılmaktadır. Bu yöntem ile yüzde 10-11 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır. Ancak kilo kaybı kişinin diyet, egzersiz ve yaşam şekli değişikliklerine göre farklılık göstermektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması ise daha yeni bir yöntemdir. Hasta uyutulup, endoskopik olarak mide içerisine dikişler konularak mide hacmi yüzde 70 küçültülmektedir. Bu yöntem ile yüzde 17-18 düzeyinde kilo kaybı sağlanmaktadır.”

Hasta aynı gün taburcu edilebiliyor

Endoskopik tüp mide yönteminin cerrahiye göre hastaya bir çok avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Gönen “Kesi olmaması, olumsuz sonuçların (komplikasyon) az olması, ileride gerekirse diğer yöntemlerin (cerrahi dahil) yapılabilir olmaya devam etmesi, düzenli ilaç kullanım gerekliliğinin olmaması üstün tarafları olarak göze çarpmaktadır. Bu avantajları nedeni ile hem Avrupa hem Avrupa sağlık otoriteleri tarafından onaylanmış bir yöntemdir. Dünyada; diyet, egzersiz, yaşam tarzı değişikliklerine rağmen istenilen kilo kaybı sağlanamayan, BKİ 30 ve üzeri ya da 27 ve üzeri olup obezite ile ilişkili bir hastalığı olan (örneğin tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi vb) hastalar için önerilmektedir. Endoskopik tüp mide oluşturulması, daha önce cerrahi tedavi uygulanan ancak tekrar kilo alımı olan hastalarda kurtarıcı bir tedavi olarak uygulanabilmektedir” diyor.

“Düetle Gelmeyin Artık!”

Sanatçı Mehmet Çevik, başarılı şarkıcı ve sunucu Aslı Hünel ile beraber yeni çıkardığı “Ben Ordayım” isimli şarkısının perde arkasını anlattı. Kanal D ekranlarında yayınlanan Gelinim Mutfakta programının sunucusu Aslı Hünel ile birlikte klip çekmeye hazırlanan Çevik, yaşadığı talihsizlikleri ve duygusal anları ilk kez paylaştı.

“Aslı abla bana geldiğinde, ‘Sana çok güzel bir şarkı hediye edeceğim, birlikte düet yapacağız’ dedi. Ama ne zaman bir proje yapsam başımıza bir şey geliyor. Serdar Ortaç’la ‘Bilsem Ki’ şarkısını yaptık, kardeşi vefat etti. Bu yüzden artık projeler yapmak istemiyorum” diyerek sözlerine başlayan Çevik, yeni şarkısı için her şeyin hazır olduğunu ancak son anda yaşanan gelişmenin projeyi etkilediğini söyledi.

Klipten bir gün önce Aslı Hünel’in kendisini ağlayarak aradığını söyleyen sanatçı, “Mehmet’cim, bu klibi çekeceksin ama ben gelemeyeceğim. Annemi yoğun bakıma kaldırdılar, entübe ettiler” sözleriyle yaşadığı şoku dile getirdi.

“Her şey hazırdı. Klip yönetmenleri Bursa’ya gelecekti, plato hazırdı. Hepimiz büyük bir heyecan içindeydik. Bu talihsiz olay hepimizi derinden etkiledi” diyen Çevik’e eşi Gizem Çevik destek oldu. Klipte Aslı Hünel’in yerine Gizem Çevik kamera karşısına geçti.

“Aslı ablanın oynamasını çok isterdik ama kısmet eşim Gizem Çevik’eymiş. Bu da benim talihsizliğim oldu. Ama Aslı Hünel’in başka desteklerle yanımda olacağını hissediyorum. O çok kıymetli” diyerek duygularını ifade etti.

Haftanın dört günü Bursa’da sahne aldığını söyleyen Çevik, kıyafetlerini ise yurt dışındaki styling’leri takip ederek oluşturduğunu belirtti.

Sanat dünyasına da bir mesaj gönderen başarılı sanatçı, “Kimseyle düet yapmak istemiyorum. Bütün sanatçı dostlarıma duyurulur: Düetle gelmeyin artık, tek başıma yoluma devam etmek istiyorum” sözleriyle dikkat çekti.

Oyuncu Goncagül Sunar yeni şarkı “İnan”

Bu şarkı defalarca umutsuzluğa kapılıp, bitti dediği yerden yeniden başlayabilen, kendini sadece kendi çabasıyla emeğiyle var etmeye çalışan, Bojack Horseman çizgi dizisini referans alarak aslında daha çok oyunculara yazıldı. İnancımızı kaybetmemek üzerine küçük sessiz bir isyan şarkısı bu dediği “İnan”, ünlü oyuncu Goncagül Sunar’ın Garaj Müzik etiketli yayınlandı.

Birleşik Krallık otonom sürüşe hazırlıyor

Nissan’ın öncülük ettiği ve beş ortaktan oluşan konsorsiyum, Birleşik Krallık’ın en son otonom sürüş (AD) araştırma projesi olan “evolvAD’i” başarıyla tamamladı.

Ülkenin otoyollarında, şehir merkezlerinde, yerleşim yerlerinde ve kırsal kesimlerinde sıfır kaza ile 16.000’den fazla otonom sürüş gerçekleştirildi.

Nissan AMIEO (Afrika, Orta Doğu, Hindistan, Avrupa ve Okyanusya) Bölgesi Araştırma ve Geliştirme Kıdemli Başkan Yardımcısı David Moss şunları söyledi: “Her üç araştırma projesi de AD teknolojisinin zorlu sürüş ortamlarında nasıl performans gösterdiğine dair bilgi ve anlayışımızı artırma konusunda son derece başarılı oldu.

“AD mobiliteyi geliştirmek için özel ortaklarımızla birlikte çalışmak bir ayrıcalıktı. Bu teknoloji, insan hatalarını azaltarak sürüşü daha güvenli ve verimliliği artırarak daha temiz hale getirmenin yanı sıra, konum, yaş veya engellilik nedeniyle bugün buna sahip olamayan çok daha fazla insana mobiliteye erişim sağlayabilir. Cranfield’daki Nissan Avrupa Teknik Merkezi’ndeki(NTCE) Birleşik Krallık ekibimiz bu teknolojiyi geliştirmeye devam edecek ve önümüzdeki yıllarda müşterilerimize AD mobilite hizmetlerini sunacak olmaktan heyecan duyuyoruz.”

Bakım zamanı

Enbe Orkestrası’nın kurucusu ve müzik dünyasının sevilen ismi Behzat Gerçeker, yoğun sahne temposuna kısa bir ara vererek Esteworld Altunizade Cerrahi Kompleksi’nde cilt bakımı ve kişisel bakım uygulamalarıyla yenilendi. Klinikte kişisel bakım yaptıran Gerçeker, Şirket CEO’su Burak Tuncer’i de ziyaret etti.

Görünümüne her zaman özen gösteren usta müzisyen, sahnedeki enerjisini sağlıklı bir cildin de desteklediğini belirterek, “Müzik kadar kendimize de özen göstermek önemli” dedi.

Sağlıklı beslenme takıntısı!

Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın arttığını belirten uzmanlar, ancak bazı kişilerin bu durumu takıntı haline getirebildiğini söylüyor.

Ortoreksiya Nervoza olarak adlandırılan bu bozukluğun, kişinin gününün büyük bir kısmını en saf ve doğal yiyecekleri araştırmaya ve hazırlamaya ayırmasına neden olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişiler katı ve kısıtlayıcı diyetler uygularlar. Dışarıda yemek yeme konusunda yoğun bir kaygı duyarlar.” dedi. Bu durumun sosyal izolasyona neden olabildiğini de aktaran Aytop, özellikle mükemmeliyetçi ve obsesyonel düşünce yapısına sahip bireylerde sık görüldüğünü vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, Ortoreksiya Nervoza olarak adlandırılan sağlıklı beslenme takıntısı hakkında açıklama yaptı.

Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop

Sağlıklı beslenmeye çalışmak iyi ama…

Son yıllarda sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın arttığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Sosyal medyada ve televizyon kanallarında veya bir araya gelen kişiler arasında sık sık sağlıklı beslenmenin ne kadar değerli olduğu konuşuluyor.” dedi.

Bir açıdan sağlıklı beslenmeye çalışmanın, bunun hakkında sohbet etmenin ve içerikler izlemenin iyi bir şey olduğunu ifade eden Aytop, “Bir taraftan da bazı bireyler bu sağlıklı beslenme durumuna karşı aşırı bir takıntı geliştirebiliyor. Kişi sürekli sağlıklı beslenme konusunda araştırma yapıyor. ‘Nasıl en sağlıklı, en saf, en doğal yiyeceği bulabilirim’ diye sürekli kafa yoruyor. Gününün belirli bir kısmını hatta belki çok uzun bir kısmını bu konuya ayırabiliyor. Bu noktada takıntılı boyuta varan bir ‘sağlıklı beslenmeye çalışma’ mücadelesi ortaya çıkıyor. Buna da ‘Ortoreksiya Nervoza’ diyoruz.” açıklamasını yaptı.

İkili ilişkiler bozulabiliyor, sosyal izolasyona neden olabiliyor

Ortoreksiya Nervoza’nın en belirgin semptomunun, kişinin gününün önemli bir kısmını saf ve doğal beslenmeye yönelik araştırmalar gerçekleştirmesi ve bu yiyecekleri hazırlamaya ayırması olduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişiler katı ve kısıtlayıcı diyetler uygularlar. Dışarıda yemek yeme konusunda yoğun bir kaygı duyarlar. Çünkü dışarıda yemek yerlerse, daha sonrasında suçlu hissedebilecekleri yiyecekleri yiyebilirler. Onlara göre sağlıksız olan yiyecekleri yemek durumunda kalabilirler.” dedi.

Bu durumda olan kişilerin sosyal hayatlarında bazı zorluklar yaşayabildiklerini aktaran Aytop, şunları söyledi:

“Kişi herhangi bir restorana veya kafeye gidiyor, orada bir şeyler yiyip içmiyor. Yerse suçluluk duyuyor ya da kendi yiyeceğini içeceğini götürüyor. Bu durumda ‘en iyisi gitmeyeyim’ diye düşünebiliyor. Bu da bir noktadan sonra sosyal izolasyona yol açabiliyor. Bu durumdan mustarip olan kişiler bir taraftan da çevrelerinin de o şekilde beslenmesi için baskıda bulunabiliyorlar. Tabii ki bu da onların kişiler arası ilişkilerine zarar verebiliyor.”

Tedavi, multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalı

Ortoreksiya Nervoza’nın tedavisine multidisipliner bir şekilde yaklaşılmasının çok değerli olduğuna dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bir taraftan beslenme ve diyetetik alanında bir uzmandan ve psikoterapi tarafından destek almak; bir taraftan da gerekli görülmesi halinde bir psikiyatrist desteği almak sürece olumlu bir şekilde tesir edecektir. Elbette aile ve sosyal destek de bu süreçte çok değerli olacaktır.” şeklinde konuştu.

Mükemmeliyetçi bireylerde sıklıkla görülebiliyor…

Ortoreksiya Nevroza ve sosyal medya ilişkisine de değinen Uzman Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu konu hakkında sosyal medyada çok fazla içerik var. Sağlıklı beslenmeye yönelik hangi gıdaların daha sağlıklı, hangilerinin sağlıksız olduğuna yönelik paylaşım bombardımanına maruz kalıyoruz. Dolayısıyla sosyal medyanın tabii ki bir etkisi var ama buradaki tek faktörün sosyal medya olduğunu söyleyemeyiz.” dedi.

Psikolojik ve biyolojik yatkınlıkların, sosyal faktörlerin birçok mekanizmanın bu bozukluğun oluşmasında devreye girdiğinin altını çizen Aytop, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ortoreksiya Nervoza mükemmeliyetçi bireylerde ve obsesyonel düşünmeye yatkın kaygılı bireylerde sık görülen bir durum. Ayrıca dansçılar, sporcular ya da modeller gibi belirli vücut formunu korumak durumunda olan bireylerde yaygın bir şekilde görülebilir.”

İyilikte buluştular

Brands and More, geçtiğimiz gün Swissotel The Bosphorus İstanbul’da unutulmaz bir etkinliğe imza attı. Fashion Wonderland temalı bu eşsiz alışveriş festivali, çok sayıda ünlü ismin katılımı, renkli sahneler ve keyifli sohbetlerle dolu dolu geçti.

Aslı Özdemir’in organizasyonuyla ve Romu Ristorante’nin katkılarıyla TOÇEV yararına gerçekleşen bu anlamlı etkinlik, çocukların eğitimine de katkı sağladı. Gaok Events’in özenle hazırladığı; misafirlere Harikalar Diyarı konseptiyle alışverişin kapılarını açan Fashion Wonderland, alışverişi sosyal sorumlulukla birleştiren özgün yapısıyla yoğun ilgi gördü.

Demet Şener: “Ben Şov Yapmam”

Demet Şener, Fashion Wonderland etkinliğinde yine dikkatleri üzerine çekti. Basın mensuplarının sorularını içtenlikle yanıtlayan Şener, oğlunun babası İbrahim Kutluay’ı geçip geçmeyeceğiyle ilgili soruya net bir cevap verdi: “Geçecek değil, oğlu babasını geçti bile.” dedi.

Geçtiğimiz hafta eski eşi İbrahim Kutluay’ın -5 derecede denize girdiği anları sosyal medyada paylaşması büyük yankı uyandırmıştı. Bu konuyla ilgili soruları da yanıtlayan Şener:” “Görmemek mümkün değil, sosyal medyada her yerde yayılmıştı.” dedi.  Muhabirlerin “Siz o soğukta denize girer miydiniz?” sorusuna ise çarpıcı bir yanıt verdi: “Ben yeri ve şartları uygunsa girerim. Yani o anki ruh halime bağlı. Şov yapmam.”

Gün Boyu Süren Söyleşiler Yoğun İlgi Gördü

Etkinlikte; Ayşe Tolga,  Adil Yıldırım, Mehmet Yıldırım, Nefise Karatay,  Derin Mermerci,  Feyza Civelek gibi birçok ünlü isim söyleşiler gerçekleştirdi. Keyifli sohbetleri ve ilham veren paylaşımlarıyla etkinliğe renk katan konuklar, pek çok konuda hayatlara dokundu.

Brands and More’un kurucusu Aslı Özdemir’in, Derin Mermerci ile birlikte kestiği pasta, günün en eğlenceli anlarından birini oluşturdu. Ayrıca Aslı Özdemir sanatçı Tuğba Özerk ile yakın bir zamanda yeni bir projeye başlayacaklarının müjdesini de verdi.

Etkinliğe katılan isimler, Harikalar Diyarı’nda benzersiz bir alışveriş ve sosyalleşme deneyimi yaşarken, bu anlamlı organizasyonun bir parçası olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdiler. Bu özel etkinlik, sosyal sorumluluk ve alışverişin büyülü bir atmosferde buluştuğu, ilham veren bir deneyim olarak hafızalarda yerini aldı.

Mustafa Erol’dan dört akustik birden

Başarılı şarkıcı Mustafa Erol, önceki gün Akmerkez’de görüntülendi. Gazeteciler ile bir araya gelen genç şarkıcı kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Erol, “Uzun zamandır hobi olarak sürdürdüğümüz müzik çalışmalarımızı artık profesyonel olarak yapmaya karar verdik. İlk şarkımız, Gülşen’in 90’lı yıllarda seslendirdiği “Gel Çağrem” ile başlayacak. Şu anda dördüncü şarkı çekimimizi tamamladık. Sırayla yayınlamayı planlıyoruz.

Kendi yazdığımız şarkılarımız da var ve bunları da bu yıl içerisinde dinleyiciyle buluşturmayı düşünüyoruz. İlk başta akustik bir giriş yapacağız, ilerleyen zamanlarda ise daha fazla projeyle devam edeceğiz”

Şarkıcı “Hemen sonrasında ise Yıldız Tilbe’nin  delikanlım şarkısı var onu yapacağız ardından Kayahan’dan “Allah’ım Neydi Günahım” şarkısı var dedi.

TEMA kadınları iftarda buluştu

TEMA-K Gönüllüleri, TEMA Vakfı yararına iftar yemeği düzenledi. Yemekten elde edilen gelir ile TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek verildi.

TEMA Vakfı Doğa Eğitim Programlarına destek sağlamak üzere cemiyet hayatının ünlü isimlerinin oluşturduğu Kaynak Çalışma Grubu (TEMA-K), Mandarin Oriental Bosphorus’da iftar yemeği düzenledi. Şef Ömür Akkor’un lezzetli sunumları eşliğinde gerçekleşen ve cemiyet hayatından birçok ismin katıldığı gecenin geliri, TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına aktarıldı.

TEMA-K Gönüllüleri adına konuşan Esra Öztürk, “Siz değerli dostlarımızla bu anlamlı gecede bir araya gelebilmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Kurulduğu günden bu yana, ülkemizde başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıklarımızın korunması için çalışan TEMA Vakfı yararına düzenlediğimiz bu geceye katılımınız, iftar yemeğimizi daha da anlamlı kıldı. TEMA Vakfı, çevre konularını temel alarak oluşturduğu eğitim programlarıyla çocuklara ekolojik okuryazarlık konusunda farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Böylece doğayı seven ve koruyan nesillerin yetişmesine katkı sağlanıyor. TEMA-K Gönüllü grubu olarak bizler de 27 yıldır TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarını desteklemek için çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Bugüne kadar verdiğimiz desteklerle on binlerce çocuğun doğa eğitim programlarına katılmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Desteğimizi yıl boyunca düzenleyeceğimiz etkinliklerle sürdüreceğiz.” dedi.