Yazılar

Orçun Çadırcı “Ödünç İmgeler III”

Sanatçı Orçun Çadırcı’nın “Ödünç İmgeler III” sergisi; Renkler, Yerler ve Kişiler temaları etrafında şekilleniyor.

Trump Alışveriş Merkezi’nde yer alan Trump Art Gallery, sanatçı Orçun Çadırcı’nın “Ödünç İmgeler III” adlı sergisine Eylül ayı boyunca ev sahipliği yapıyor.

Sanatçı, “ödünç” imgelerini gündelik hayattan, okuduğu romanlardan ve izlediği filmlerden esinlenerek yaratıyor. Figürlerini diğer sanatçılardan, telif haklarına uygun şekilde, bilerek ve isteyerek ödünç alıyor. Bu figürler, bazen önceden yontulmuş heykellerden seçilirken, bazen bir fotoğrafçının ya da sanatçının kendi çektiği fotoğraflar arasından çıkıyor. Sanatçının çalışmaları, bu figürlerin referansıyla şekilleniyor.

Resimlerinde en önemli unsur ve en çok emek harcadığı aşama, arka plan renkleridir. Bu renkler, sanatçının kimliğini keşfetme aracıdır.

Küratörlüğünü Kenan Bahadır Derre’nin üstlendiği sergi, 30 Eylül tarihine kadar Trump Alışveriş Merkezi’nin B2 katında bulunan Trump Art Gallery’de ziyaret edilebilir.

“İçgüdü ve Yazılım Dilbilgisi”

“İçgüdü ve Yazılım Dilbilgisi”

Macaristan Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’nda yer alan ve genç Macar sanatçıların eserlerinden oluşan “İçgüdü ve Yazılım Dilbilgisi” Sergisi 10 Kasım’a kadar CerModern’de sanatseverleri ağırlayacak…

CerModern, yine önemli bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Macaristan Merkez Bankası (Magyar Nemzeti Bank, MNB )’nın “Kültürel Köprüler Kuruyoruz” sloganıyla Macaristan’da sergilediği sanat koleksiyonundan bir seçki sunan “İçgüdü ve Yazılım Dilbilgisi” (Gut Feeling & Software Grammar) Sergisi 21 Eylül itibarıyla Cer Modern’de sanatseverlerle buluşuyor.

Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, Macaristan Büyükelçiliği, Macaristan Merkez Bankası ve CerModern işbirliği ile gerçekleştirilen, kürasyonunu Macar Küratör ve Sanat Tarihçisi Gabôr Rieder’in üstlendiği sergi, çağdaş sanat eserlerinde biçimlerin konfigürasyonunun iç mantığını araştırarak içgüdü ve yazılım dilbilgisini yan yana getiriyor.

“İçgüdü ve Yazılım Dilbilgisi” sergisi, 21 Eylül – 10 Kasım tarihleri arasında Pazartesi hariç her gün saat 10.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.

Sergide eserleri yer alan sanatçılar:

Róbert Batykó, Dániel Bernáth, József Csató, Ádám Dóra, Erika Fábián, István Felsmann, Márk Fridvalszki, György Gáspár, Martin Góth, Csaba Kis Róka, Zsuzsanna Kóródi, Rita Koszorús, Judit Horváth Lóczi, Tamás Melkovics, Márton Nemes, Nikolett Balázs, Menyhért Szabó, Gergő Szinyova, Gáspár Szőke, Ádám Varga, Anthony Vasquez

Bryan Adams iki yeni şarkı ile geliyor

Bryan Adams ‘So Happy It Hurts’ dünya turnesi kapsamında 18 Ekim Cuma akşamı Ülker Spor ve Etkinlik Salonu’nda sahne alacak.

Kanadalı şarkıcı ve söz yazarı Bryan Adams, yeni bağımsız plak şirketi Bad Records aracılığıyla KISS grubunun 1982 tarihli “Creatures of the Night” albümü için Jim Vallance ve Gene Simmons ile  yazdıkları “War Machine” ve “Rock And Roll Hell” adlı iki parçayı sevenleriyle buluşturdu.

Kariyeri boyunca 40’tan fazla ülkede listelerde birinci olan, 18 Juno Ödülü ve bir Grammy başta olmak üzere pek çok prestijli ödülle kariyerini taçlandıran Adams’ın yeni şarkılarına da yer vereceği İstanbul konserinin son kalan biletlerine Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.

Hakan Mustafa Çelik “Barikat”

Evrim Sanat Galerisi, ressam Hakan Mustafa Çelik’in “Barikat” isimli kişisel sergisi ile 2024 kış sezonuna merhaba dedi. “Barikat” sergisi 25 Eylül 2024 tarihine kadar sanat tutkunlarının ziyaretine açık olacak.

Sergide Çelik’in 49 adet akrilik tekniğiyle hazırlanmış eserleri yer alıyor. Ressam Çelik eserleri ile ilgili düşüncelerini şu sözleriyle ifade ediyor.

“Barikat: Yolun başlangıç ve bitiş noktaları olur. Yolun şartları ve yapısı, insanlara ve coğrafyaya göre değişir. Yol varsa, her zaman engeller de olur. Bu engellerin çoğu plansızlıktan meydana gelir. Yolun güzergahı ya da malzemesi hatalı olabilir. Bazı zamanlar ulaşıma açık yolun kapatılması gerekir. Bunun için barikatlar kullanırız.”

Evrim Sanat Galerisi

Adres: Göztepe Mahallesi, Bağdat Caddesi Handan Palas Apartmanı No:233 Daire: 1 Kadıköy-İstanbul

Tel.: (0533) 237 59 06

Ziyaret Saatleri: Pzt-Çrş-Perş-Cuma-Cmt 11:00-19:00

Pazar 12:00-18:00, Salı günleri ziyarete kapalıdır.

Sanat, sokaktan kapalı mekana taşınıyor

Urban Tales, sokak sanatının izlerini iç mekâna taşıyarak, geçicilikten kalıcılığa doğru uzanan bir dönüşümün altını çiziyor. Sokağın birleştirici ruhuyla, modern zamanın görsel hikaye anlatıcıları bir araya geliyor.

Chek Sparow, Cins, Mr. Hure, Mre, Murys, Rash, Reach Geblo ve Somon mahlaslarıyla bilinen sekiz özgün sokak sanatçısı, izleyiciyi kendi yaratıcı oyun alanlarına davet ederken yakın zamanda kaybettiğimiz Rakun’un sokağa bıraktığı izler arşivlerden çıkıyor.

Sergi süresince, hafta sonları düzenlenecek sokak sanatı turları ve alana uzun yıllardır katkı sağlayan isimlerin dahil olduğu panel ve söyleşilerle ziyaretçilere, sanatçılarla doğrudan etkileşim kurma ve sokak sanatının arka planındaki süreçleri keşfetme imkanı sunuluyor.

Küratörlüğünü İrem Güler (suckmywalls) ve Koray Arman’ın birlikte gerçekleştirdiği serginin açılışı 7 Eylül 2024 Cumartesi günü saat 18.00’da gerçekleşecek.

Urban Tales, 22 Eylül 2024 tarihine kadar Pazartesi günleri hariç her gün 12.00-19.00 saatleri arasında 8artı1 Galeri’de görülebilir.

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı Bayburt’ta

Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nın üçüncüsü; Kenan Yavuz Etnografya Müzesi iş birliği ile Bayburt’ta düzenlendi. Farklı disiplinlerden 11 sanatçının katıldığı ve “Doğduğu toprağa akan sanat” mottosuyla gerçekleştirilen çalıştayda üretilen eserler Kasım ayında Mersin’de, Aralık ayında ise İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

Sanatın büyük kentlere sıkışmasını önleyerek ülke geneline yayılmasını sağlamak amacıyla üçüncüsü Fırat Neziroğlu küratörlüğünde hayata geçirilen Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nın bu yılki durağı Bayburt oldu. Bayburt Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde farklı disiplinlerden 11 sanatçıyı buluşturan Arnica Art Land Sanat Çalıştayı’nda sanatçılar, eserleriyle geçmişi bugüne ve geleceğe bağladılar. Doğayla iç içe, farklı teknikleri kullanarak renklerin tuvale ve kumaşa aktarıldığı çalıştayda ortaya çıkan eserler, Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nde sergilendi. Eserler Kasım ayında Mersin’de Aralık ayında ise İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

İtalyan Heykeltraş Lorenzo Quinn, büyük bir sergi ile sanatseverlerle buluşacak!

İtalyan heykeltıraş Lorenzo Quinn, Ekim ayında Türkiye’de gerçekleştireceği büyük sergisi ile sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Heykellerinde evrensel temaları ve insan duygularını benzersiz bir şekilde işleyen Quinn, İstanbul’un zengin kültürel mirasına olan hayranlığını sergisinde sergileyeceği özel eserlerle dile getiriyor. Sanatçının röportajında Türkiye’ye duyduğu sevgiyi, ilham kaynaklarını ve gelecek projelerini anlatan çarpıcı detaylar yer alıyor. Lorenzo Quinn ile yaptığımız özel röportajı okuyarak, sanatçının sanat anlayışı ve Ekim ayında sergileyeceği eserler hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Sanatçının Türkiye’deki hayranları, bu eşsiz sergiyi ve röportajda paylaştığı özel detayları kaçırmamalı!

Röportaj: Melis Bayraktar

Lorenzo Quinn

Heykelleriniz genellikle derin bir hareket ve duygu hissi barındırıyor. Çalışmalarınızda gereken teknik hassasiyeti, iletmeyi amaçladığınız duygusal derinlikle nasıl dengeliyorsunuz?

Hayat, sürekli bir hareket ve dönüşümün içinde. Heykellerimde derin hareket ve duygu hissi yaratmak için teknik hassasiyeti ve duygusal derinliği dengelemeye çalışıyorum. Her heykelin kendine ait bir hikayesi var. Öncelikle sanat eseri aracılığıyla iletmek istediğim mesajı belirliyorum. Sürecin kilit noktası buradan geçiyor. Eserlerimde yerçekimiyle oynayarak, hem fiziksel hem de sembolik anlamda sınırların ötesine geçmek istiyorum. Fakat maalesef henüz nesneleri havada asamıyoruz, ama gelecekte yeni malzemelerle bu mümkün olabilir.

Lorenzo Quinn

Eserlerinizde genellikle evrensel temalara yer veriyorsunuz. Thailand, Güney Amerika gibi birçok yerde meydana gelen doğal afetlere dikkat çekmek için tasarladığınız; Dünyayı bir kayış ile tutan Doğa Ana Heykelleriniz büyük kitlelerin sevgisini ve ilgisini toplamıştı.  Bize biraz bu serinizden bahseder misiniz?

Sanat, insanları bir araya getiren ve ortak duygularımızı paylaşmamızı sağlayan güçlü bir araç. Eserlerimde evrensel temalara yer vererek, izleyicilerimin kendi yaşam deneyimleriyle bağlantı kurmalarını istiyorum. İnsan doğası, ilişkiler ve duygular gibi konular hepimizi birleştirir ve bu konular üzerinde düşünmek ve konuşmak bizi daha empatik bireyler yapar. Sanatımın bu tür bir diyalog başlatmasını umarak tasarımlarımı yapıyorum.

Tabiat ana konulu eserlerimde, doğal afetlerin hepimize bir adım uzakta olabileceğini ve gerekli önlemleri almak gerektiğini yansıtmak istedim. Thailand’ta yaşanan hortum felaketinin anısına yaptığım 2.5 metrelik Doğa Ana Heykeli ile Doğa Ana’nın dünyayı nasıl savunduğunu, insan merkeziyetçiliğin sonuçlarıyla nasıl başa çıktığını sergilemek istedim ve tüm eserlerimi doğaya ithaf ettim. Heykellerin ayrı ayrı versiyonları Amerika, İngiltere, Avusturya, Monaco ve Singapur’da dikili…

Lorenzo Quinn

Heykellerinizde sıklıkla insan ellerini kullanıyorsunuz. 57. Venedik Bienalinde de iklim değişikliğine dikkat çekmek amacıyla Grand Canal’dan çıkan ve binanın dağılmasını bir an için durdurmuş izlenimi veren iki beyaz el tasarlamıştınız. Bu simge sizin için ne ifade ediyor ve sanatınızda neden bu kadar merkezi bir yer tutuyor?

Bedenin en meşakkatli ve teknik açıdan en meydan okuyan parçası olarak görülen eller, benim için çok güçlü sembollerden biri. Ellerdeki her hareket, her jest bir hikâye anlatıyor. Sevme gücü, nefret etme gücü, yaratma ve yok etme gücü gibi. Elleri sanatımda kullanmak, insanların birbirleriyle olan bağlantısını, iletişimlerini ve empati duygusunu temsil ediyor. Her bir heykelimde eller aracılığıyla insan doğasının farklı bir yönünü keşfetmeye çalışıyorum.

Venedik’deki Ca’Sagredo Hotel’in iki cephesini bir arada tutmaya çalışan “Support” (Destek) heykelimi Halcyon Art International ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği adına tasarladım. İklim değişiklikleri ve zamanın yıpratıcı etkisi altındaki bu ilham veren Venedik şehri, bizim ve gelecek jenerasyonların desteğine ihtiyaç duyuyor. Nitekim kanaldan çıkan ellere verdiğim isim de “Support” (destek) bu fikirle birebir örtüşüyor. Eller, ince bir jestle tarihi binayı tutuyorlar.

Lorenzo Quinn

Son projenizde, insan bağlantısı ve birlik temalarını keşfetmeye devam ettiniz. Bu temaların çalışmalarınızda nasıl evrildiğini ve hangi yeni boyutları keşfettiğinizi paylaşabilir misiniz?

Başkalarıyla iletişim kurmak benim için çok önemli. Eserlerim aracılığıyla insanlar arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum. Bu her zaman kolay olmuyor. Anlaşılabilir bir şekilde yazmam gerekiyor, adeta bir kitap yazar gibi. Özellikle kamusal alanlarda çalışırken, eserlerimi geniş bir izleyici kitlesi tarafından anlaşılabilir hale getirmek için basitleştirilmiş bir dil kullanıyorum. Herkesin sanat uzmanı olmadığını ve hatta bazı insanların sanattan hoşlanmadığını göz önünde bulundurarak çalışıyorum. Sanatın gücü, farklı insanları bir araya getirerek ortak bir anlayış oluşturmasında yatıyor. Kamusal alanlarda sergilenen heykellerim, herkesle bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Sanatın, toplumun bir parçası olması gerektiğine inanıyorum. Eserlerimle insanları düşünmeye, hissetmeye ve belki de kendileri ve çevreleri hakkında yeni perspektifler kazanmaya teşvik etmeyi umuyorum. Bu nedenle evrensel el jestleri veya diğer yöntemlerle mesajlarımı ifade etmeye çalışıyorum, böylece herkes ne anlatmaya çalıştığımı anlayabiliyor. Kamusal sanat, herkes için erişilebilir ve anlamlı olmalı.

Lorenzo Quinn

Sanat eserleriniz genellikle dönüştürücü bir şekilde kamusal alanlarla etkileşime giriyor. Çevreye ve halka bu kadar büyük ölçekte etkileşimde bulunması amaçlanan eserler oluştururken hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Kamusal sanat eserleri, kentsel alanlarda yaşamı daha zengin ve anlamlı hale getiriyor. Bu eserler, insanları bir araya getiriyor, diyalogu teşvik ediyor ve paylaşılan kimliği destekliyor. Özellikle bu dijital çağda, enstalasyonlar otantik deneyimler sunuyor ve kamusal alanları daha çekici hale getiriyor. Aynı zamanda sosyal medya aracılığıyla daha geniş bir kitleye ulaşıyor ve şehrin cazibesini artırıyor.

Sanat, sınırları zorlayan ve hayal gücünün özgürce dolaştığı bir alan. Ancak gerçek dünyada da bazı sınırlar ve pratik faktörler var. Örneğin, anıtsal eserlerin tasarımında çeşitli kısıtlamalar olabilir. Bu, şehir belediyesinin onayı, izinler, mühendislik gereksinimleri ve diğer faktörleri içerebilir. Ayrıca, her mekânın kendine özgü bir karakteri vardır ve bu, eserin karmaşıklığını etkiler. Yerel kültürü de göz önünde bulundurmak çok önemli: Ne yapabileceğiniz, ne gösteremeyeceğiniz ve nasıl göstereceğiniz. Bu faktörler, kamusal eserlerin tasarımını büyük ölçüde etkiliyor. Ancak bu süreç, sanatçılar için heyecan verici bir deneyim. Yeni zorlukları üstlenmek, yaratıcılığı canlı tutar ve umarım yakın zamanda engelleri aşıp Türkiye’de güzel projelere imza atarız!

Lorenzo Quinn

Sürprizi bozmak istemezdim ama önümüzdeki Ekim ayında İstanbul’a geleceğinizi duydum. Bu şehir sizin sanatsal yolculuğunuzla nasıl bir uyum içinde ve yaklaşan ziyaretinizde neler hedefliyorsunuz?

İstanbul’a gelmek için çok heyecanlıyım. Bu şehri daha önce de ziyaret ettim ve her gelişimde büyüleniyorum. İstanbul’un zengin kültürel mirası ve tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış olması beni çok etkiliyor. İnsanları da çok seviyorum. İstanbul’da olduğu kadar ülkenin diğer bölgelerinde de birçok Türk arkadaşım var. Türkiye’nin dört bir yanından takipçilerim var. Bu sergi için çok heyecanlıyım. Uzun zamandır Türkiye’de büyük bir sergi yapmak istiyordum, bu hayalimin sonunda gerçekleşiyor olması beni oldukça heyecanlandırıyor. Sergimde, İstanbul’un bu eşsiz karakterini ve tarihini yansıtan eserlerimi paylaşmayı umuyorum. Türkiye’de bazı kamusal çalışmalar yapma fırsatım olmuştu, ancak son anlarda işler yolunda gitmedi. Bu sergiyle, sahip olduğum projelerin hayata geçmesini umuyorum ve bu gerçekten heyecan verici ve muhteşem olacak. Umarım bu gerçekleşir. Heyecanlıyım ve umarım çok olumlu geri dönüşler alırım, bekleyip göreceğiz.

Lorenzo Quinn

Çoğu eserinizde ahlaki veya felsefi bir mesaj olduğu görülüyor. Sadece güncel olaylara tepki veren ve idealleri olan bir sanatçı değil, aynı zamanda yardımsever kişiliğiyle de birçok gence umut olmuş bir sanatçıssınız. “Empowerment” adlı serinizin satışından elde ettiğiniz geliri, gençleri desteklemek ve maddi imkan sağlamak amacıyla kurulmuş olan bir vakıfa bağışlayarak; geleceğin dünyasında gençler için bir destek de oldunuz. İzleyicilerin bu mesajları nasıl yorumlamasını bekliyorsunuz?

Teşekkür ediyorum. Her izleyici, sanat eserini kendi bakış açısına ve deneyimlerine göre yorumlayacaktır. Eserlerimin her birey için farklı anlamlar taşımasını ve farklı duygular uyandırmasını istiyorum. Eserlerimdeki ahlaki veya felsefi mesajlarla, genellikle izleyiciyi düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmeye çalışıyorum. 2018 Uluslararası Edinburgh Dükü Ödülleri için gelecek nesillere umut olacak şekilde dünyayı ellerinde tutan genç bir kadın ve erkeği tasvir eden bir heykel yarattım. Ayrıca Steve ve Alexandra Cohen Vakfı’nın ‘Give from the Heart’ heykelini tasarladım. Bu eser hayırseverliği teşvik etmek amacıyla onların ‘farkındalık yaratma, rehberlik etme ve örnek liderlikle topluma katkıda bulunma’ konusundaki kararlılığını simgeliyor. İzleyicilerimin sanatımı anlamasını, imkanı olanların da gençlerin temel eğitim ihtiyaçlarının ötesinde sosyal alanda gelişimlerini desteklemelerini ve vizyonlarını genişletmelerini umuyorum. Ayrıca, çözüm sunmak yerine gençlere çözüm üretme becerisini geliştirmeleri için katkıda bulunmalarını istiyorum. Dayanışma güzeldir.

Lorenzo Quinn

Bir takı koleksiyonunuz olduğunu biliyoruz. Bu projeye nasıl başladınız ve koleksiyonlarınızı tasarlarken nelerden ilham alıyorsunuz?

Takı tasarımına olan ilgim, heykeltraş olarak yaptığım işlerden doğdu. Heykellerimde kullandığım formları ve kavramları daha küçük boyutlarda, takı olarak insanlarla buluşturmak istedim. Takılarım da heykellerim gibi insan ilişkileri ve duygular üzerine odaklanıyor. Bu koleksiyonları tasarlarken, insanların günlük hayatlarında taşımaktan keyif alacakları, anlamlı ve zarif parçalar yaratmaya çalışıyorum. Her bir takı, kişisel bir hikaye ve duyguyu yansıtıyor.

Mücevher koleksiyonlarım, sanatımın daha taşınabilir bir biçimde ifade edilmesi için bir yol. Her parça, büyük heykellerim gibi bir hikaye anlatıyor ve insanlar bu hikayeleri yanlarında taşıyabiliyorlar. Bu koleksiyonlar, sanatımı daha geniş bir kitleye ulaştırma amacı taşıyor.Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi tasarlarken hangi kitleyi hedefliyorsunuz? 

Mücevherlerimi, sanatı seven ve taşınabilir sanat eserlerine ilgi duyan herkes için tasarlıyorum. Her yaştan ve her tarzdan insana hitap etmeyi amaçlıyorum.

Lorenzo Quinn

Mücevherlerinizi nereden temin edebiliriz? Satın alma süreci hakkında bilgi verebilir misiniz? 

Mücevher koleksiyonlarımı online mağazamız üzerinden veya bazı seçkin sanat galerilerinden temin edebilirsiniz. Her parça, titizlikle el yapımı olarak üretiliyor ve sipariş üzerine hazırlanan bazı özel tasarımlarımız da mevcut. Web sitemizdeki koleksiyonumuzu inceleyebilir ve beğendiğiniz parçaları kolayca sipariş verebilirsiniz. Ayrıca, galerilerimizde düzenlenen özel etkinliklerde de mücevherlerimizi yakından görme ve satın alma fırsatınız olabilir.

Prada Paradoxe parfümleri

Prada Beauty, yeni kadın kokusu Paradoxe Virtual Flower’ı tanıtıyor.

Prada Paradoxe Virtual Flower, feminenliğin en ünlü sembollerinden ve parfümerinin kodlarından biri olan çiçeksiliği yeniden ele alıyor. Taze ve çiçeksi imzasıyla duyusal algının sınırlarını genişleten ve gerçeklik anlayışına meydan okuyan bir koku sunuyor.

Çiçeksi notaların klasik özelliklerini yeniden ele alan Paradoxe Virtual Flower, teknolojik hassasiyeti insan sezileriyle birleştiren inovasyonun bir metaforu haline geliyor. Modern dişiliğin olasılıkları hakkında yeni bir bakış açısı sunarak çarpıcı bir diyalog başlatıyor.

Doğada mevcut haliyle yaseminin hafif ve ışıltılı kokusunu yakalayan çiçeksi ve misk kokulu parfüm, İtalya’nın Vert de Bergamot’unun taze ve enerjik üst notalarıyla açılıyor. Bu yağ, soğuk presleme ve moleküler damıtma yöntemleriyle elde edilerek Bergamot’un en yeşil yönlerini ortaya çıkarıyor.

Doug Aitken “İçimdeki Şehir”

Borusan Contemporary, kültür sanat sezonunun açılışında Amerikalı multidisipliner sanatçı ağırlıyor.

Kariyerinde pek çok ödül, uluslararası sergi ve yayın bulunan Aitken’in, kültür dünyasının çok yönlü sanat yönetmeni Jérôme Sans küratörlüğünde gerçekleştireceği monografisi “İçimdeki Şehir”, 2007-2024 yıllarını kapsayan yapıtları ile ziyaretçileri mekâna özgü bir yolculuğa çıkarırken, modern yaşamın olağanüstü bir izdüşümünü sunuyor. Sanatçının, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu siparişiyle ürettiği son heykelini de içeren sergi, 14 Eylül 2024 – 17 Ağustos 2025 tarihleri arasında Perili Köşk’te ziyaret edilebilecek.

Perili Köşk, sergiyle eşzamanlı olarak Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan bir seçki sunan Ebedi Prelüt sergisine de ev sahipliği yapacak. Müzenin yeni alımlarının da sanatseverlerle buluşacağı seçki, uluslararası çağdaş sanatın önde gelen isimlerinin güncel yapıtlarını Dr. Necmi Sönmez küratörlüğünde bir araya getiriyor.

Ziyaret saatleri ve önemli bilgiler:
Borusan Contemporary yalnızca hafta sonları 10.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Ayrıca, 11.00-13.00-15:00-17:00’de düzenlenen ücretsiz rehberli sergi turları için info@borusancontemporary.com  adresi üzerinden rezervasyon yapılmalıdır. Son ziyaretçi kabulü 18:00’da yapılmakta olup giriş ücretleri ve ziyaret bilgileri ile ilgili detaylara Borusan Contemporary’nin internet sitesi üzerinden erişilebilmektedir.

Altınyıldız Classics ile yalın ve çok yönlü stili keşfet!

Altınyıldız Classics ile yalın ve çok yönlü stili keşfet!

Altınyıldız Classics, Sonbahar Kış 24/25 sezonunda, dünya trendlerinin nabzını tutarak minimalist ve yalın bir koleksiyonla karşımıza çıkıyor. Dört ana renk grubuyla şekillenen ve ton sür ton uyumunun ön planda olduğu koleksiyonda, doğallık ve rahatlık vurgusu dikkat çekiyor. Doğal kumaşlar, rahat kesim ve sürdürülebilir üretim ilkeleriyle tasarlanan parçalar, bu sezon her erkeğin gardırobuna değer katmaya hazırlanıyor. Doğadan, sadelikten, çabasızlıktan ve sürdürülebilirlikten ilham alan koleksiyonda, farklı tarzlara hitap eden zengin bir seçenek sunuluyor.

Kışın sıcaklığını yansıtan bej ve kahverengi tonlarla hazırlanan kalın dokulu dış giyimler ve puffer montlar, sezonun öne çıkan parçaları arasında yer alıyor. Gri ve ekru renklerdeki parçalarda şıklık ve rahatlık bir araya geliyor. Tamamlayıcı özelliğe sahip ekru bisiklet yaka trikolar tamamen pamuklu yapısıyla gün boyu konfor sunuyor. Açık kahve blazer ve gri pantolonlarla kolaylıkla kombinlenebiliyor. Lacivert ve ekru renkler de koleksiyondaki yerini alıyor. Kaşe kabanlar ve modern yorumlu klasik parçalar, bu temanın vazgeçilmezleri. Siyah ve beyaz renklerin hakim olduğu tema, keskin çizgileri ve kontrastlarıyla dikkat çekerken, rayon ipliklerden üretilen şık trikolar ve 3D baskılı detaylar modern bir dokunuş katıyor. Kadife gömleklerin lüks dokunuşu ve flanel gömleklerin sıcaklığı, kış aylarının vazgeçilmezleri arasında yer alıyor. İçi boş ve astarsız ceketler, rahat bir alternatif sunarken, dikişsiz trikolar ise modern ve minimalist bir görünüm arayanlara hitap ediyor.