Yazılar

Boyunda Şişlik ve Boğaz Ağrısına Dikkat!

Boğazda şişlik ve ağrı, genellikle boğaz enfeksiyonu sanılarak hafife alınabiliyor ancak bu belirtiler tek taraflı ve uzun süreliyse; bademcik kanseri olasılığını göz ardı etmemek gerekiyor. Bademcik dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan bademcik tümörünün tedavisinde erken tanının büyük önem taşıdığını, bu nedenle özellikle bazı uyarıcı işaretlere dikkat etmek gerektiğini belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır, “Tümörlerin tamamı kanser değildir ancak erişkin bir kişide geçmeyen boyun şişliği, tek taraflı boğaz ağrısı, yutma güçlüğü veya kulağa vuran ağrı mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemelidir. Erken başvuru, daha sınırlı tedaviyle daha başarılı sonuç alınmasını ve yaşam kalitesinin korunmasını sağlayabilir” diyor. Prof. Dr. Bayır, erkeklerde görülme olasılığı yaklaşık 4 kat daha fazla olan bademcik kanserinde mutlaka dikkate alınması gereken belirtileri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Genellikle orta ve ileri yaşlarda rastlanılan bademcik kanseri, dil köküyle birlikte boğaz kanserlerinin en sık görüldüğü alanlardan biri. Uzun süre tütün ürünü kullananlar, yoğun alkol tüketenler ve bu iki alışkanlığa birlikte sahip olanlar bademcik kanseri açısından risk altında bulunuyor.

Son yıllarda Human Papilloma Virüs (HPV) ile ilişkili vakaların artması nedeniyle bademcik kanserinin önemli bir baş-boyun kanseri türü olarak karşımıza çıktığını belirten Acıbadem Maslak Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır şöyle konuşuyor: “Bademcik kanserinin başlıca iki gelişim yolu vardır: Uzun süreli tütün ve yoğun alkol kullanımına bağlı kanserleşme ile yüksek riskli HPV enfeksiyonuna bağlı kanserleşme. Tütün ve alkol birlikte kullanıldığında risk daha da yükselir. HPV, özellikle bademcik ve dil kökü kanserlerinde son yılların en önemli konularından biridir. HPV ile ilişkili hastalığın yaygın olduğu ABD gibi ülkelerde orofarenks kanserlerinin yüzde 60–70’inin HPV’ye bağlı olduğu bildirilmektedir; ancak bu oran ülkeler arasında önemli ölçüde değişmektedir. HPV-16, bu tümörlerle en güçlü ilişkisi bulunan yüksek riskli tiptir. HPV enfeksiyonlarının büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından temizlenebilir. Ancak yüksek riskli enfeksiyon yıllarca kalıcı olduğunda hücrelerde kontrolsüz çoğalma ve zaman içinde kanserleşme gelişebilir.”

Prof. Dr. Ömer Bayır

Prof. Dr. Ömer Bayır

Bademcik kanserinde ihmale gelmez sinyaller!

Bademcik kanserinin başlangıçta hiçbir yakınmaya yol açmayabileceği gibi boğaz enfeksiyonuna benzeyen şikayetlerle de kendini gösterebildiğini belirten Prof. Dr. Bayır “Bademcik kanserinde genellikle ilk bulgulardan biri, boynun tek tarafında ortaya çıkan ve geçmeyen ağrısız bir şişlik olabilir. Bunun nedeni kanserin boyun lenf bezlerine yayılması olabilir. Tek taraflı ve kalıcı boğaz ağrısı, yutarken ağrı veya takılma hissi, bademciklerde belirgin büyüklük farkı, ağızda ya da bademcik üzerinde iyileşmeyen yara, kulak muayenesi normal olduğu halde tek taraflı kulak ağrısı, ses değişikliği, kanlı tükürük ve açıklanamayan kilo kaybı diğer uyarıcı belirtilerdir. Bu belirtilerin iki-üç haftayı aşması halinde ‘nasıl olsa enfeksiyondur’ düşüncesiyle beklenmemesi, ayrıntılı bir KBB muayenesiyle nedeninin belirlenmesi gerekir” diyor.

Erişkin bir kişide büyüyen veya enfeksiyon bulgusu olmadan devam eden boyun kitlesinde iki haftayı beklemeden değerlendirme yapılmasının daha doğru olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Bayır, nefes darlığı, ciddi yutma güçlüğü veya kanama varsa acil başvuru yapılması gerektiğini vurguluyor.

Erken tanı kritik önem taşıyor!

Bademcik kanserinde erken tanının tedavi sürecini doğrudan etkilediğini vurgulayan Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ömer Bayır sözlerine şöyle devam ediyor: “Erken tanı, tümörün daha küçükken ve çevre dokulara ya da uzak organlara yayılmadan tedavi edilmesini sağlar. Erken evrede cerrahi veya radyoterapi tek başına yeterli olabilir. Uygun hastalarda tümör, ağız içinden uygulanan transoral lazer ya da robotik cerrahiyle dışarıdan büyük bir kesi yapılmadan çıkarılabilir. Gerektiğinde boyundaki lenf bezleri de temizlenir. Patoloji sonucunda riskli özellikler saptanırsa ameliyatın ardından radyoterapi veya kemoradyoterapi uygulanabilir. İleri evrede kemoterapi ve radyoterapi birlikte uygulanırken, tekrarlayan veya yayılmış hastalıkta immünoterapi ve diğer sistemik tedavilerden yararlanılabilir. Özellikle erken evrede ve HPV ilişkili hastalarda oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir.”

Erkeklerde yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor!

Bademcik kanseri erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 4 kat daha fazla görülüyor. Bu oran ülkeye ve tümörün HPV (Human Papilloma Virüs) ile ilişkisine göre değişebilse de özellikle HPV ilişkili boğaz kanserlerinin yaygın olduğu toplumlarda fark daha belirgin hale geliyor. Erkeklerde oral HPV enfeksiyonunun daha sık görülmesi bu farkın önemli nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Prof. Dr. Ömer Bayır, “Erkeklerde tarihsel olarak tütün ve yoğun alkol kullanımının daha yüksek olması da aradaki risk farkını artırıyor. Tütün ürünlerinin tamamından uzak durmak, tütün kullanımını bırakmak ve alkol tüketimini sınırlandırmak riski azaltmak açısından önem taşıyor. Ancak bademcik kanserinin yalnızca sigara kullanan kişilerde görüldüğü düşünülmemeli. HPV, sigara kullanmayan ve görece genç bireylerde de hastalığın gelişmesine yol açabiliyor. Dolayısıyla risk değerlendirmesi yapılırken hastanın yaşı, alışkanlıkları ve HPV ile ilişkili faktörler birlikte ele alınmalıdır” diyor.

 

 

 

#BademcikKanseri #BoğazAğrısı #BoyundaŞişlik #ErkenTanı #KBBHastalıkları #HPV #BaşBoyunCerrahisi #SağlıkHaberleri #KanserFarkındalığı #AcıbademMaslakHastanesi #ProfDrÖmerBayır #ErkekSağlığı #TütünVeAlkol #YutmaGüçlüğü #BoğazEnfeksiyonu #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kol altı botoksuyla terlemeye etkili önlem!

Yurt genelinde etkisini artıran kavurucu sıcaklar, yaz aylarının en sık karşılaşılan sorunlarından biri olan aşırı terlemeyi yeniden gündeme getirdi. Özellikle koltuk altı bölgesinde yaşanan yoğun terleme; kıyafetlerde oluşan izler, kötü koku endişesi ve sürekli ıslaklık hissi nedeniyle birçok kişinin günlük yaşantısını olumsuz etkileyebiliyor. Ancak çözüm mümkün! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral “Aşırı terleme, sanıldığının aksine yalnızca kozmetik bir problem değil, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Birçok kişi aşırı terlemenin çözümü olmadığını düşünerek yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Oysa son yıllarda teknolojide ve tıpta yaşanan gelişmeler sayesinde aşırı terleme artık tedavi edilebiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, yazın kabusu aşırı terlemenin tedavisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte aşırı terleme şikayetleri de daha görünür hale geliyor. Tıpta “hiperhidroz” olarak adlandırılan aşırı terleme; koltuk altı, avuç içi, ayak tabanı ve yüz bölgesinde normalden fazla ter üretilmesiyle ortaya çıkarken, özellikle yaz aylarında koltuk altı bölgesinde meydana gelen yoğun terleme nedeniyle dermatoloji kliniklerine başvuranların sayısı artıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Burçak Bozdemir Aral, günlük yaşamı zorlaştıran bu sorunun, yalnızca fiziksel rahatsızlığa değil, sosyal ve psikolojik problemlere de yol açabildiğini belirtirken, “Yaz aylarında çok daha belirgin hale gelen aşırı terleme, kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilen ve özgüven kaybına neden olabilen bir sorun. Kıyafetlerde oluşan ter izleri, ıslaklık, kötü koku endişesi ve sürekli rahatsızlık hissi nedeniyle birçok kişi sosyal ortamlardan uzaklaşıp, yıllarca bu sorunla yaşamaya çalışıyor. Ancak aşırı terleme sorununa yönelik günümüzde artık etkili ve konforlu tedavi seçenekleri bulunuyor” diyor.

Dr. Burçak Bozdemir Aral

Dr. Burçak Bozdemir Aral

Kol altı botoksu büyük konfor sağlıyor

Aşırı koltuk altı terlemesinde etkili yöntemlerin başında, son yıllarda hızla yaygınlaşan botoks uygulamasının geldiğini vurgulayan Dr. Aral, bu uygulama sayesinde ter bezlerini uyaran sinir iletilerinin geçici olarak bloke edilebildiğini ve böylece ter bezlerinin aşırı çalışmasının önüne geçilebildiğini söylüyor. Kol altı botoksunun 10-15 dakika gibi kısa bir sürede uygulanabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “İşlem sırasında çok ince uçlu iğneler kullanılıyor ve kişi aynı gün günlük yaşamına dönebiliyor. Cerrahi bir girişim olmaması, iyileşme süreci gerektirmemesi ve etkili sonuçlar sağlaması nedeniyle özellikle yaz aylarında sık tercih edilen uygulamalar arasında yer alıyor” diyor.

Etkisi birkaç gün içinde başlıyor

Kol altı botoksunun etkisinin genellikle uygulamadan sonraki birkaç gün içinde görülmeye başladığını, tam etkinin ise yaklaşık iki hafta içinde ortaya çıktığını belirten Dr. Aral sözlerine şöyle devam ediyor: “Uygulamanın etkisi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 6 ila 9 ay boyunca devam edebiliyor. Amaç terlemeyi tamamen ortadan kaldırmak değil, kişinin yaşam kalitesini bozan aşırı terlemeyi kontrol altına almak oluyor. Hastalarımızın önemli bir kısmı işlem sonrasında kıyafet seçiminde daha özgür hissettiğini, sosyal ortamlarda daha rahat davrandığını ve özgüvenlerinin arttığını ifade ediyor.”

Terleme sadece sıcak havadan kaynaklanmıyor

Aşırı terlemenin her zaman sıcak hava koşullarıyla ilişkili olmadığını vurgulayan Dr. Burçak Bozdemir Aral, genetik yatkınlığın yanı sıra bazı hormonal değişikliklerin, stresin ve çeşitli sağlık sorunlarının da terleme şikayetlerini artırabildiğine dikkat çekiyor. Bu nedenle özellikle günlük yaşamı etkileyecek düzeyde terleme sorunu yaşayan kişilerin uzman değerlendirmesinden geçmeleri gerektiğini belirten Dr. Aral, “Aşırı terleme kader değil. Öncelikle altta yatan nedenin araştırılması ve kişiye uygun tedavinin planlanması gerekiyor.” diyor.

Bakteriler nedeniyle kötü kokuya yol açabiliyor!

 Aşırı terlemenin beraberinde kötü koku problemini de artırabildiğini belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, koltuk altı bölgesindeki nemin bakterilerin çoğalması için uygun ortam oluşturduğunu söylüyor. Terleme miktarının azalmasıyla birlikte kötü koku şikayetlerinde de belirgin düzelme görülebildiğini ifade eden Dr. Aral şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz aylarında kişiler sadece terlemeden değil, ter kokusundan dolayı da sosyal kaygı yaşayabiliyor. Terleme kontrol altına alındığında bu şikayetlerde de önemli ölçüde rahatlama sağlanabiliyor.”

Vücudun doğal terleme mekanizmasını bozmuyor

Kol altı botoksu yaptırmayı düşünen kişilerin en sık merak ettiği konulardan birini; vücudun doğal terleme mekanizmasına zarar verip vermediği oluşturuyor. Bu konuda toplumda bazı yanlış inanışlar bulunduğunu belirten Dr. Burçak Bozdemir Aral, “Kol altı botoksu yalnızca uygulama yapılan bölgedeki aşırı terlemeyi azaltıyor, diğer bölgeleri ekilemiyor. Vücut sadece koltuk altından terlemediği için sıcaklık düzenleme mekanizması ve doğal terleme fonksiyonları devam ediyor. Terlemenin vücudun toksinlerden arınmasındaki rolü değişmiyor” diye konuşuyor. Kol altı bölgesindeki aşırı terlemenin kontrol altına alınmasının vücudun genel işleyişini olumsuz etkilemediğini vurgulayan Dr. Aral, uygun hastalarda uygulanan botoks tedavisinin güvenli ve etkili bir yöntem olduğunu belirtiyor.

 

#AşırıTerleme #Botoks #KolAltıBotoksu #Dermatoloji #Sağlık #YazSorunları #TerlemeTedavisi #Özgüven #YaşamKalitesi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

Yoga: Modern Hayatın Gürültüsünde Sessiz Bir Çağrı

Fransız yazar Emmanuel Carrère, mayıs ayında Can Yayınları etiketiyle yayımlanacak yeni romanı Yoga ile okurları modern hayatın huzursuzluğu ve bireysel kırılganlık üzerine derin bir yolculuğa davet ediyor.

Meditasyon inzivasıyla başlayan bu içsel arayış, depresyon, toplumsal krizler ve dünyanın sert gerçekleriyle kesişiyor. Carrère, ruhsal dinginlik arayışı ile zihinsel çöküşün eşiği arasında gidip gelen deneyimlerini dürüst ve çarpıcı bir dille aktarırken, okura şu soruyu yöneltiyor: “Kendinle yüzleşmeye ne kadar hazırsın?”

Yoga, bir rehber kitap değil; insan olmanın ağırlığına, zihnin karmaşasına ve iyileşmenin kırılgan doğasına dair samimi bir anlatı. Carrère, kendi kırılganlığını saklamadan paylaşarak okurları hem kendileriyle hem de çağın huzursuzluğuyla yüzleşmeye çağırıyor.

 

#EmmanuelCarrère #YogaRomanı #CanYayınları #ModernEdebiyat #KitapHaberleri #RomanTanıtımı #fransızedebiyatı #inziva #yolculuk #ruh #zihin #insanolmak #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

El Hijyeninde Dengeyi Korumak Hayati

Uzmanlar, el hijyeninin, enfeksiyonların yayılmasını önlemede en etkili ve en basit yöntemlerden biri olarak öne çıktığını söylüyor.

Ellerin doğru zamanda ve en az 20 saniye süresince uygun teknikle yıkanması gerektiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” dedi. Özellikle 3–5 saniyelik yıkamaların yeterli olmadığı ve hijyen sağlamadığı ifade eden Dr. Mamçu, el hijyeninde dengenin korunması gerektiğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, 5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü kapsamında el hijyeninin enfeksiyonları önlemedeki önemi ile yanlış teknik kullanımı ve aşırıya kaçmanın cilt sağlığına zararları hakkında bilgi verdi.

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Dr. Dilek Leyla Mamçu

Yetersiz hijyen, özellikle çocuklarda ölümlerin en önemli nedenlerinden biri!

El hijyeninin kritik bir halk sağlığı konusu olduğunu aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Tüm dünyada, temiz olmayan su ve gıda kaynakları ile yetersiz hijyen şartları özellikle çocuklar arasındaki ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir.” dedi.

Dr. Mamçu, grip, soğuk algınlığı, zatürre, ishal, Hepatit A gibi halk sağlığını tehdit eden birçok hastalığın doğru yıkanmayan eller aracılığı ile bulaştığı vurgusunu yaptı.

El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yolu!

Ellerimizin çevreyle temas eden en aktif organ olduğunu hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Patojenlerin (mikropların) vücuda giriş yolu olan ağız, burun ve gözlere taşınmasında ana köprü görevi görürler. El hijyeni, enfeksiyon zincirini kırmanın en ucuz ve en etkili yoludur.” dedi.

Gün içinde el yıkama sıklığı için ‘sağlıklı sınır’ın sayısal bir rakamdan ziyade ihtiyaca dayalı olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Ancak ellerinizi görünür bir kirlenme, riskli temas veya tuvalet sonrası, yemek öncesi gibi durumlar olmadığı halde, sırf bir ritüel olarak saatte birçok kez yıkıyorsanız sınır aşılmış demektir.  Ciltteki doğal bariyer (yağ tabakası) yok olduğunda, cilt kurumaya ve gerilmeye başladığında fayda yerini zarara bırakır.” şeklinde konuştu.

Ellerin aşırı yıkanması cildi bozarak enfeksiyon riskini artırabiliyor!

Aşırı yıkama sonucu ciltte oluşan mikro çatlaklar ve egzamanın oldukça yaygın olduğunu ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, şunları söyledi:

“Tahriş olmuş, bütünlüğü bozulmuş bir cilt, mikroplar için açık bir kapı haline gelir. Yani ellerinizi aşırı yıkayarak cildinizi bozarsanız, enfeksiyon riskini azaltmak yerine artırırsınız. Sağlam bir deri, mikroplara karşı en güçlü kalkandır. Çok sık el yıkama, kolonya kullanma davranışı bulaş riskini ortadan kaldırıp anlık rahatlama sağlasa bile bakıldığında 5 dakikada bir el hijyeni, temizlik hastalığını beraberinde getirebilir. El yıkama bizi hastalıklardan korur bu doğru ancak bu el yıkama rutininin çok üzerine çıkıp takıntılı bir hale dönüşmemeli.”

Doğru zamanda, doğru teknikle…

‘Yeterli el hijyeni’nin nasıl tanımlanması gerektiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru zamanda, doğru teknikle (en az 20 saniye, tüm yüzeyleri kapsayacak şekilde) ve cildi kurutmadan yapılan temizliktir. Sadece suyla değil, sabunla veya sabun yoksa alkol bazlı dezenfektanla yapılmalıdır.” dedi.

Dr. Mamçu, yemek hazırlamadan önce ve yedikten sonra, tuvalet kullanımı sonrası, hapşırma, öksürme veya burun silme sonrası, çöplere dokunduktan sonra, dışarıdan eve girince, hasta birine temas etmeden önce ve sonra el yıkamanın gerçekten zorunlu olduğuna işaret etti.

Elleri 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz!

El hijyeni konusunda toplumda en sık yapılan yanlışlar hakkında da bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Elleri sadece 3-5 saniye suyun altına tutup çekmek, yıkamak sayılamaz. Islak eller mikropları kuru ellere göre çok daha kolay yayar. Ellerin iyice kurulanmaması büyük bir hatadır. Elleri dezenfekte etmek için çok sıcak su kullanmak mikropları öldürmez, sadece cildi tahriş eder.

El hijyeni konusunda toplumun bilmesi gereken en önemli 3 konu; her an değil, riskli temas sonrası el yıkanmalı, yıkama sonrası nemlendirici kullanarak cilt bütünlüğü (bariyeri) korunmalı, kısa süreli yıkamanın temizlik sağlamadığı unutulmamalı ve parmak araları ile tırnak dipleri ihmal edilmemeli.”

 

 

#ElHijyeni #SağlıkHaberi #DilekLeylaMamçu #EnfeksiyonÖnleme #CiltSağlığı #DünyaElHijyeniGünü #Hijyen #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Efe Tezyel’den Sert ve Samimi Bir Yüzleşme: “Düşünmedin mi?”

Pop-alternatif müziğin genç ve dikkat çeken isimlerinden Efe Tezyel, yeni single’ı “Düşünmedin mi?” ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Daha önce yayımladığı “İstesem Bile”, “Palavra” ve “Bir İhtimal” ile adından söz ettiren sanatçı, bu kez duygusal yoğunluğu yüksek bir anlatım sunuyor. Sözü ve müziği kendisine ait olan şarkı, sert ve samimi tavrıyla öne çıkarken dinleyiciyi doğrudan bir yüzleşmenin içine çekiyor. Düzenlemesi Tuna Leblebisatan imzası taşıyan “Düşünmedin mi?”, güçlü müzikal yapısıyla dikkat çekiyor.

Öfke ve kırılganlığın iç içe geçtiği parça, ihanet ve hayal kırıklığı duygularını merkezine alıyor. Bu yönüyle dinleyiciyi etkileyici bir atmosferin içine çeken Tezyel, yeni single’ı ile müzikal çizgisini daha da belirgin hale getiriyor. Sanatçı, önceki çalışmalarında olduğu gibi bu şarkısında da kendi söz ve müziğini ortaya koyarak bağımsız müzikal kimliğini güçlendiriyor.

#EfeTezyel #Düşünmedinmi #YeniSingle #PopAlternatif #TürkMüzik #Magazin #MüzikHaberleri #GrowMusic #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Conrad Istanbul Bosphorus’ta Meyhane Akşamları Başlıyor

Conrad Istanbul Bosphorus’un Boğaz’a nazır seçkin mekânı Manzara Restoran, Nisan ayından itibaren her ayın belirli günlerinde düzenlenecek Meyhane Akşamları ile misafirlerine yeni bir gastronomi ve müzik deneyimi sunuyor.

10 Nisan’da kanun sanatçısı Aytaç Doğan ve ekibi, 17 Nisan’da ise ud sanatçısı Ömer Gürsoy solistliğinde Özdemir Güz Orkestrası, fasıl severlerle buluşacak. Bu özel akşamlarda Manzara Restoran şefleri, geleneksel meyhane lezzetlerini özgün dokunuşlarla yeniden yorumluyor.

Zengin meze seçkisinde; zerdeçallı bakla fava, Arnavut biberiyle atom, Çengelköy bademli kuru cacık, Tokat yaprağıyla zeytinyağlı sarma, Kastamonu pastırmalı paçanga böreği gibi klasik tatların yanı sıra Girit ezmesi, Mezopotamya usulü humus, mutebbel, muammara ve Saroz torikli lakerda yer alıyor. Menüde ayrıca özel soslarla marine edilmiş levrek marin, özgün pişirme tekniğiyle hazırlanan ahtapot, Balıkesir’den gelen etler ve Çanakkale’den deniz ürünleri bulunuyor. Finalde ise Antakya usulü tahinli çıtır balkabağı misafirlere zarif bir tatlı deneyimi sunuyor.

Manzara Restoran’ın “Meyhane Akşamları”, Boğaz manzarası eşliğinde fasıl müziği ve gurme lezzetleri bir araya getirerek İstanbul’un gastronomi sahnesine yeni bir soluk katıyor.

Program Akışı:

19.00 Akşam Yemeği

21.00 – 23.00 Canlı Performans/ Fasıl

Rezervasyon: +90 537 973 80 14

 

#ConradIstanbul #ManzaraRestoran #MeyhaneAkşamları #BoğazdaLezzet #FasılKeyfi #GurmeDeneyim #İstanbulYemeİçme #Gastronomi #MezeKültürü #RestoranHaberi  #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya

Başkentte Sanatın Yavaş Ritmi

Sanat dünyasının kalbi 25–29 Mart tarihleri arasında ATO Congresium’da atıyor. ArtAnkara Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı, VIP açılışla kapılarını aralarken Fırça Sanat Galerisi standında Günsu Saraçoğlu’nun özel seçkisi sanatseverlerle buluşuyor.

Uluslararası sanat çevrelerinde dikkat çeken Saraçoğlu, küresel iklim krizine dair güçlü duruşunu bu kez Ankara’ya taşıyor. Sanatçının yeni koleksiyonu “Slow Down Life” (Hayatı Yavaşlat), önceki işlerinin yüksek sesli mesajını daha içsel ve derin bir anlatıma dönüştürüyor. Bu seçki, fuarın hareketli atmosferine bilinçli bir karşıtlık kurarak izleyiciyi dinginliğe ve yavaşlamanın gücünü keşfetmeye davet ediyor.

Sosyolog kimliğini disiplinli bir teknik altyapıyla birleştiren Saraçoğlu, kentsel dönüşümden çevre bilincine uzanan temaları işliyor. Doğanın organik akışını yansıtan tuvaller, modern hayatın hızına karşı iyileştirici bir mesafe sunuyor. Sanatçı, “Modern yaşamın baş döndürücü hızında hem kendimizi hem doğayı kaçırıyoruz. ‘Slow Down Life’ ile izleyiciyi sadece bakmaya değil, durup hissetmeye çağırıyorum” sözleriyle koleksiyonunun ruhunu özetliyor.

Saraçoğlu’nun eserleri yalnızca görsel bir deneyim değil; aynı zamanda daha dingin ve farkındalıklı bir yaşam anlayışı sunuyor. Yoğun hayat temposuna kısa bir ara vermek isteyenler için Fırça Sanat Galerisi standı, fuarın öne çıkan duraklarından biri olmaya aday.

Yer: ATO Congresium, Söğütözü – Ankara

Tarih: 25–29 Mart

#ArtAnkara #GünsuSaraçoğlu #SlowDownLife #ÇağdaşSanat #SanatFuarı #BaşkentteSanat #FırçaSanatGalerisi #HayatıYavaşlat #SanatVeDoğa #SanatHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #AhuÇağdaş

Scorpions’tan Türk Hayranlarına Özel Mesaj

Rock tarihinin 60 yıllık efsanesi Scorpions, 24 Haziran 2026’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda gerçekleşecek konser öncesi Türkiye’ye özel bir video mesaj gönderdi. Grubun unutulmaz vokalisti Klaus Meine, “24 Haziran’da İstanbul’u kasırga gibi sallayacağız!” diyerek hayranlarına seslendi.

Meine’nin “kasırga” vurgusu, grubun dünya çapında marşa dönüşen hit parçası “Rock You Like a Hurricane”a gönderme niteliği taşıyor ve İstanbul’da yaşanacak yüksek enerjili stadyum atmosferinin ipuçlarını veriyor.

1965’te Hannover’de kurulan ve 100 milyonun üzerinde albüm satışıyla rock tarihine damga vuran Scorpions; “Wind of Change”, “Still Loving You”, “No One Like You” ve “Rock You Like a Hurricane” gibi kuşakları aşan şarkılarıyla dünyanın en güçlü canlı performans gruplarından biri olarak kabul ediliyor.

Coming Home — 60 Years of Scorpions turnesi kapsamında gerçekleşecek İstanbul konseri, grubun altmış yıllık sahne mirasını dev stadyum prodüksiyonu ve yüksek enerjisiyle Türk hayranlarıyla buluşturacak.

24 Haziran 2026: İstanbul için Scorpions gecesi.

#Scorpions #İstanbulKonseri #RockYouLikeAHurricane #WindOfChange #StillLovingYou #RockEfsanesi #BKMOrganizasyon #BeşiktaşTüpraşStadyumu #60YearsOfScorpions #RockKonser #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Boğaz’da Ramazan Sofraları: Swissôtel’de Yedi Bölge, Yedi Tat

Ramazan ayının bereketini ve paylaşım ruhunu Boğaz’ın eşsiz manzarasıyla taçlandıran Swissôtel The Bosphorus, misafirlerini zengin iftar menüsü ve kültürel etkinliklerle ağırlıyor.

Sabrosa Restaurant, “Yedi Bölge, Yedi Tat” konseptiyle Türkiye’nin farklı yörelerinden seçkin lezzetleri iftar sofralarına taşıyor. Her akşam yedi sıcak yemek, yedi soğuk meze ve yedi tatlıyla hazırlanan menü; Ege’nin otlu mezelerinden Güneydoğu’nun kebaplarına, Karadeniz’in hamsili pilavından Doğu Anadolu’nun et yemeklerine kadar geniş bir yelpazede sunuluyor.

Tatlı büfesinde ise Ramazan’ın vazgeçilmezleri Güllaç, Fıstıklı baklava, Kaymaklı ekmek kadayıfı ve Osmanlı şerbetleri yer alıyor. Fasıl dinletileri ve semazen gösterileriyle zenginleşen iftar akşamları, misafirlere hem lezzet hem de maneviyat dolu bir deneyim yaşatıyor.

#RamazanLezzetleri #SwissotelIftar #BoğazdaRamazan #YediBölgeYediTat #Ramazan2026 #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hyundai Hidrojenli Kamyonlarıyla 20 Milyon Kilometreyi Aştı

Hyundai, hidrojen yakıt hücreli XCIENT Fuel Cell Class-8 ağır ticari kamyon filosunun Avrupa genelinde 20 milyon kilometrelik sürüş mesafesine ulaştığını duyurdu. İsviçre, Almanya, Fransa, Hollanda ve Avusturya’da faaliyet gösteren 165 araçlık filo, hidrojen mobilitesinde küresel ölçekte liderliği pekiştiriyor. Kuzey Amerika’da ise 2023’ten bu yana devreye alınan 63 kamyon yaklaşık 1,6 milyon kilometre yol kat etti.

Hyundai Küresel Ticari ve Hafif Ticari Araçlar İş Birimi Başkanı Chul Youn Park, konuyla ilgili şunları söyledi:

“Hyundai, lojistik, dağıtım ve kamu hizmetleri gibi alanlarda hidrojen yakıt hücreli kamyonları devreye alarak karbon emisyonlarını azaltıyor. Avrupa’da başladığımız operasyonları genişlettik, Kuzey Amerika’da da somut ilerleme kaydettik. Hidrojenli ticari araçlarımız, daha gelişmiş bir gelecek için mobilite çözümleri sunarak hidrojen ekosisteminin oluşmasına katkı sağlıyor.”

XCIENT Fuel Cell kamyonları; gıda ve içecek lojistiğinden süpermarket dağıtımına, çöp kamyonu ve vinçli araç uygulamalarına kadar farklı kullanım alanlarında dizel kamyonlara alternatif olarak öne çıkıyor. Hyundai, 2025’te geliştirilmiş hidrojen yakıt hücresi sistemine sahip yeni modelini tanıtarak sürdürülebilir taşımacılıkta iddiasını güçlendirdi.

 

#Hyundai #XCIENTFuelCell #HidrojenMobilite #SıfırEmisyon #TicariTaşımacılık #OtomotivTeknolojisi #YeşilLojistik #TemizEnerji #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity