Yazılar

“Müzik yapmak için yapay zekâya ihtiyaç duyanlar müzik yapmasın.”

Türk pop müziğinin güçlü sesi Rober Hatemo, 29 yıllık kariyerinde samimiyetini ve sahne performansındaki canlılığını hiç kaybetmedi. Pause Dergi için gerçekleştirdiğimiz özel röportajda Hatemo, dijital çağda müziğin dönüşümünü, “Full Live Project” fikrinin doğuşunu ve sahneye olan tutkusunu içtenlikle anlattı.

Röportaj: Ahu Çağdaş

Rober Hatemo

“Full Live Project” fikri nasıl doğdu? 

Herşeyin dijital ve gürültülü olmasından ve ben gibi insanların biraz kafa dinleyeceklerini düşündüğümden dolayı böyle bir sound yapıp, enstrümnları ve sesimi en organik şekilde duyurmak istedim. Bütün bunlar bir araya geldiğinde “Full live” adını verdiğim proje doğdu. Piyasada yapay zeka ile yapılan şarkılarında listelere girmesinde bunun bir katkısı var şüphesiz. Müzik yapmak için de yapay zekaya ihtiyaç duyanlarda müzik yapmasın diye düşünüyorum. İyi beste, doğru yazılmış sözler, iyi ve temiz bir vokal, üstat müzisyenlerle bir araya geldiğinde yapılan şarkıların dinleyicide çok çabuk karşılığı olduğunu da bu ilk şarkım olan “Umudum Kalmadı”dan görebiliyorum.

Eminönü meydanında halkın arasında çekilen klip, sizin için ne ifade ediyor? 

Aslında benim için çok önemli bir konu bu. Benim 29 senelik sanat hayatımda çıkardığımşarkılar halk tarafından hep beğeniyle karşılanmış ve beni bu günlere taşımıştır. Ancak ben bazı nedenlerden dolayı bu şarkıları halka söyleyecek konser organizasyonlarında pek bulunamadım. Bu şarkıyı Eminönü meydanında halkın içinde söylememin sebebi de bir yerde onlara olan minnettarlığımın bir göstergesi, bir teşekkür olarak yorumlayabiliriz.

 90’lardan bugüne müzikteki değişimi nasıl gözlemlediniz? 

Benim çıkışım 1997 yılında “Esmer” ile oldu, bakarsanız o şarkıda bile perküsyonlar, bağlamalar hep canlı enstrümanlar kullanılmıştır. Bende bir değişiklik olmadı aslında, zaman zaman trende uyup yaptığım şarkıların dışında. Kendimde bir Rober Hatemo tarzı oturttum. Bunda en büyük etkenlerden biri de çok sahne almam ve sahne de enstrümanlar eşliğinde canlı performans sergilemem. Hiç playback yapmadım. Hep samimi ve hep gerçek oldum. 29 yılda o kadar çok çıkış yapan kaybolan solist gördüm ki saysam liste uzar gider. İşte 90’lardan bu yana hep değişen bir müzik akımı olmasına rağmen hala kalıcı olmamın en büyük nedenlerinden biri bu. Şimdi de çok revaçta olan milyon milyon dinlenen yeni isimleri görüyoruz. Ama çoğu beş sene sonra olmayacaklar. Çünkü hepsi akıyorken küpü doldurmak peşinde, onlarda biliyorlar yirmi sene sonra hatırlanmayacaklarını o yüzden kalıcı bir eser bırakmak peşinde değiller maalesef.

Rober Hatemo

“Damar şarkılar” sizin için neden bu kadar özel? 

Damar şarkılar herkes için çok özeldir çünkü onlarda yaşanmışlık vardır. Ben gerçek hayatımda bu duyguları çok sık yaşayan ama belli etmeyen bir insanım. Bu şarkıları icra ederken adeta bende aynı duyguları yaşıyorum ve bu yüzden dinleyiciye geçirebiliyorum diye düşünüyorum. O şarkılar yazan, besteleyen kadar beni anlatıyor. Çünkü o şarkıyı dinlediğimde “evet bu beni anlatıyor ve ben bunu çek güzel okurum” diyorum.

Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şey ne: şehir, insanlar, yalnızlık, yoksa sahne? 

İlk sıraya sahneyi koyabilirim, orası takdir edildiğiniz ve tanıdığınız tanımadığınız insanların size sevgisini gösterdiği yer. Sahnedeyken ben benim, ikinci sıraya tabii ki insanları koyacağız, çünkü o sizi takdir eden, alkışlayan insanlar olmazsa yaptığınız işin sadece para kazandırmasının hiçbir değeri yok. Ve üç “Yalnızlık”, yalnız kalmayı seviyorum. Günün sonunda insan kafa dinlemeyi arzuluyor ama Şehir hayatı çok yorucu, kalabalık, trafik işte bunlar beni çok yoruyor. Sık sık İstanbul dışına kaçmam da bu yüzden.

“Full Live Project” sonrası hayalinizdeki işbirliği veya sahne neresi? 

Bu projenin devamına Riyad’da Mohammed Abdo Arena’da dev bir orkestra ile kendi şarkılarımı seslendirmek en büyük hayalim.

Dijital çağda müzikle dinleyici arasındaki bağ sizce nasıl değişti? 

Televizyon gitti, müzik kanalları gitti, müzik & eğlence programları gitti, vj’ler gitti. Aracısız kendi öngörüleri ile insanlar kendi beğendiği müzikleri kendi arayıp bulmak zorunda kaldılar. En büyük yararı dünya’da neler olup bitiyor, müzik adına neler yaşanıyor daha çabuk ulaşabiliyoruz.

Rober Hatemo

Eğer müzik yapmasaydınız, hangi mesleği seçerdiniz? 

Çok da düşünmeden cevap vereceğim, zaten baba mesleğim olan kuyumcu zanaatlkarlığını yapardım. Uzun yıllar babamın yanında yaptığım bir işti zaten ama müzik sevdam çok ağır bastığı için o mesleğe yıllar önce veda etmiştim.

Sahneye çıkmadan önce uğurlu bir ritüeliniz var mı? 

Genelde nefes eksersizleri yaparım ama hazırlanıp sahneye çıkmadan önce mutlaka dua ederim. Yakınımda sevdiğim birisi varsa da onu öperim genelde.

Dinleyicilerinizin sizi en çok hangi yönünüzle hatırlamasını istersiniz? 

İyi bir şarkıcı olarak hatırlasınlar yeter çünkü şarkı söylemeyi çok seviyorum ve son nefesime kadar da şarkı söyleyeceğim.

#PauseDergi #RoberHatemo #FullLiveProject #UmudumKalmadı #TürkPopMüziği #CanlıPerformans #Samimiyet #DamarŞarkılar #MüzikVeDuygu #EminönüKlip #29YıllıkKariyer #SahneTutkusu #MüzikVeHayat #MüzikRöportajı #KalıcıEserler #TürkMüzikSahnesi #Ahu Çağdaş

Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 kritik kural!

Toplumda sıkça karşılaşılan diz ağrılarının en yaygın nedenlerinden birini menisküs yırtıkları oluşturuyor. Gençlerde genellikle spor aktiviteleri sırasında meydana gelen bu durum, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, menisküs yırtığı sadece “profesyonel sporcu hastalığı” değil. Haftada bir halı saha maçı yapan veya hafta sonları doğa yürüyüşüne çıkan ofis çalışanlarında ya da fitness salonuna giden herhangi bir bireyde de sıkça görülüyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatolojij Uzmanı Doç. Dr.  Burak Özturan, menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürebildiğini belirterek, “Menisküs yırtığı; sürekli veya hareketle tetiklenen diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi basit günlük aktivitelerde bile güçlük yaşanmasına neden olabilir. Uzun dönemde ise dizde kıkırdak aşınmasına ve buna bağlı olarak kireçlenme (osteoartrit) gibi ciddi tablolara yol açabilir. Bu nedenle, erken teşhis için özellikle spor yapan kişiler diz ağrılarını  asla ihmal etmemelidir” diyor.

Doç. Dr.  Burak Özturan

Doç. Dr.  Burak Özturan

Bu sorunlardan biri bile varsa, dikkat!

Menisküs yırtığının genellikle en sık görülen belirtileri; ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı oluyor.  Bazı hastalar yaralanma anında dizin içinden “çıt” sesi geldiğini veya kopma hissi yaşadıklarını belirtirken, ardından özellikle ilk gün belirginleşen dizde ağrı ve şişlikten yakınıyorlar. Bazen de bu belirtiler hiç olmadan; dizde başlayan ağrıyla birlikte dizi tam olarak bükmede veya düzleştirmede zorluk, merdiven inip çıkarken veya çömelirken ağrının artması gibi sorunlar yaşadıklarını ifade ediyorlar.  Doç. Dr. Burak Özturan, erken tanı için dizinizde aşağıda yer alan sorunlardan biri bile varsa, zaman kaybetmeden hekime başvurmanız gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • Ani bir hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa
  • Dizinizde takılma, kilitlenme gibi mekanik belirtiler varsa
  • Bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen diz ağrınız varsa
  • Merdiven inip çıkarken batma oluyorsa

Erkeklerde yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor!

Her iki dizimizde, uyluk ve kaval kemikleri arasında “C” şeklinde yer alan iki adet kıkırdak yapı “menisküs” olarak adlandırılıyor. Menisküs; vücut ağırlığını dengeli bir şekilde dağıtarak, ekleme binen baskıyı azaltıyor ve eklem stabilitesini artırarak ani hareketlerde dizin korunmasına yardımcı oluyor. Ancak çeşitli etkenler, bu önemli yapının yırtılmasına neden olabiliyor. Doç. Dr. Burak Özturan, menisküsün erkeklerde kadınlara göre yaklaşık 3 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayarak, “Bunun temel nedeni, erkeklerin ani dönme ve zıplama hareketleri içeren futbol ve basketbol gibi yüksek riskli sporları kadınlara oranla daha yoğun bir şekilde yapma eğiliminde olmalarıdır” diyor.

En önemli nedeni bilinçsizce yapılan spor!

Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının son yıllarda daha fazla görüldüğünü ifade ederek, bu artışın en önemli nedenini şöyle anlatıyor: “İnsanlar artık daha aktif bir yaşam sürüyor, düzenli spor yapıyorlar. Bu durum genel sağlık için oldukça önemlidir.  Ancak, bilinçsizce ya da hazırlıksız yapılan sporlar diz yaralanması riskini artırır. Bunun dışında, halı saha maçları, kayak ile basketbol gibi ani yön değiştirme ve dönme hareketleri içeren sporların popülerliği, özellikle gençlerde travmatik menisküs yırtıklarının daha sık görülmesine sebep olmaktadır.”

Yırtığın büyüklüğü, yeri ve tipi çok önemli!

Menisküsün kan damarlarından zengin olan dış (periferik) kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle kendiliğinden iyileşebiliyor. Ancak, menisküsün kanlanması zayıf olan iç kısımlarındaki yırtıkların veya büyük ve karmaşık yırtıkların kendi kendine iyileşme olasılığı çok düşük oluyor. Doç. Dr. Burak Özturan, bu nedenle tedavi planlanırken yırtığın büyüklüğünün, yerinin ve tipinin dikkate alındığını  ifade ederek, “Bununla birlikte, hastanın yaşı ve aktivite seviyesi de dikkate alınır.  Tedavide en önemli hedefimiz ise ağrıyı gidererek hayat kalitesini arttırmak ve beraberinde oluşabilecek kıkırdak yaralanmalarının önüne geçmektir” diye konuşuyor.

İlk tercih ameliyat dışı tedaviler

Her menisküs yırtığı ameliyat gerektirmiyor. Doç. Dr. Burak Özturan, kanlanması iyi olan bölgedeki küçük yırtıklarda ve stabil yırtıklarda ilk tercihin ameliyat dışı tedaviler olduğunu söyleyerek,  “Ödemi ve ağrıyı dindirmek için dinlenme, buz tedavisi ve ağrı kesici ilaçlar kullanılır. Sonrasında, diz çevresindeki kasları güçlendirerek ekleme binen yükü azaltmak ve hareket açıklığını geri kazanmak için fizik tedavi uygulanır” bilgisini veriyor.

Cerrahide artroskopik yöntem tercih ediliyor

Konservatif tedavinin yetersiz kaldığı, dizde kilitlenme gibi mekanik belirtilerin olduğu veya büyük yırtıkların görüldüğü durumlarda ise ameliyat kararı alınıyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, günümüzde artroskopik olarak kapalı yöntemle bu ameliyatların rahatlıkla yapılabildiğini belirterek, “Bu yöntem, dizin önünden açılan yaklaşık 0.5 cm’lik birkaç küçük delikten iletilen bir kamera ve özel cerrahi aletlerle gerçekleştirilir. Ekrana yansıyan görüntü eşliğinde ya yırtık kısım özel dikişlerle tamir edilir  ya da tamiri mümkün değilse sadece yırtık olan küçük parça temizlenerek vücuttan çıkarılır” diyor. Yırtık parçanın temizlendiği ameliyatlarda hastaların 1-2 hafta içinde günlük yaşamlarına dönebildiğini ifade eden Doç. Dr. Burak Özturan, “Ancak, menisküs onarımının yapıldığı, yani cerrahi dikiş gerçekleştirilen hastalarda ise yırtığın tipine göre özel önlemler ve rehabilitasyon süreçleri gerekir” diyor.

Menisküs yırtıklarını önlemek için 7 önemli kural!

Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıralıyor:

  • Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin.
  • Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın.
  • Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.
  • Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.
  • Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.
  • Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.
  • Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının.

#MenisküsYırtığı #DizSağlığı #SporYaralanmaları #Ortopedi #DizAğrısı #ErkenTeşhis #SağlıklıYaşam #Kireçlenme #SporVeSağlık #Acıbadem #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hacı ve Nazlı Sabancı İkinci Kez Anne-Baba Oluyor Popüler Çift Bu Kez Erkek Bebek Bekliyor

Hacı ve Nazlı Sabancı İkinci Kez Anne-Baba Oluyor Popüler Çift Bu Kez Erkek Bebek Bekliyor

Hürriyet yazarı Mehmet Üstündağ Tv8’de yayınlanan ‘Gel Konuşalım’  programında sosyetenin popüler çifti Hacı ve Nazlı Sabancı ikinci kez anne-baba olmaya hazırlanıyor. Bu kez erkek bebek bekliyorlar.
Cemiyet hayatının en popüler çiftlerinden Hacı ve Nazlı Sabancı cephesinde güzel bir gelişme var. Bildiğiniz gibi çiftin ikinci kez anne-baba olacağı haberi daha önce gündeme gelmişti. Benim edindiğim bilgilere göre Sabancı çifti bu kez bir erkek bebek bekliyor.
Çiftin 2023’te bir kızları olmuştu; adını da Hacı Sabancı’nın annesi Arzu Hanım’ın ismini de koyarak, Arzu Alara adını vermişlerdi.
Henüz isimle ilgili netleşmiş bir bilgi yok tabii ama benim tahminin bu kez babası Ömer Bey’i onurlandırmak isteyecektir Hacı Sabancı… Tabii bu benim tahminim sadece.
Şimdiden Sabancı ailesine hayırlı olsun diyelim, gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim.

#HacıNazlıSabancı #SabancıAilesi #MagazinHaberi #AnneBabaOluyorlar #ErkekBebek #CemiyetHayatı #GelKonuşalım #MutluHaber #HacıNazlıSabancı #SabancıAilesi #AnneBabaOluyor #ErkekBebek #MutluHaber #CemiyetHayatı #Magazin #GelKonuşalım #Tv8 #MehmetÜstündağ #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Hemoroid Sandığınız Şikayetler Ciddi Hastalıkların Habercisi Olabilir

Kadınların ve erkeklerin büyük bir bölümünde yaygın bir sorun olan ve halk arasında basur olarak bilinen hemoroid, farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Hemoroid belirtileri, kolon ve rektum kanseri gibi ciddi sorunların belirtilerine benzediği için uzman hekimler tarafından fiziki muayene ve bazı tetkiklerin yapılması hayatı önem taşıyor. Vakaların % 80’inde hastaların kanser ile hemoroidi karıştırdığı biliniyor. Hafif dereceli hemoroidler için ameliyat seçeneğinden önce yaşam tarzı değişiklikleri şikayetlerin hafiflemesini sağlayabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ile ilgili önemli bilgiler verdi.

Op. Dr. Ali Can Yalı

Op. Dr. Ali Can Yalı

Hemoroid toplumda bir tabu gibi görülüyor

Hemoroidler, anal kanalda doğal bulunan damarlı yapılardır. Vücutta dışkı kontrolüne yardımcı olan yastıkçıklardır. Bu damarlı yapılar şiştiğinde veya iltihaplandığında, ortaya çıkan duruma hemoroid ya da basur denilmektedir. Basur toplumda bir tabudur. Utanma duygusu nedeniyle vakaların büyük bir bölümünde erken teşhis mümkün olmamaktadır. Kaşıntı ve rektal kanama belirtileriyle başlayan hemoroidi hastalar çoğu zaman tuvalette fark etmektedir. Rahatsızlığa neden olan şişmiş damarlar ağrıya de neden olmaktadır.

Hemoroidin iki çeşidi bulanmaktadır;

  • Dış hemoroidler. Anüs çevresindeki derinin altında oluşan dış kistler, dışarı doğru çıkıntı yapmaktadır. Dış hemoroidler genellikle şişmiş kan damarları veya sert yumrular şeklinde görüldüğü için daha belirgindir
  • İç hemoroidler. Adından da anlaşılacağı gibi rektumun içindedir. Rektumun içinde oluşan iç hücrelerdir. Hastalar genellikle dışkıda kan gördüklerinde veya hemoroidler anüsün dışına doğru şişecek kadar büyüdüğünde iç hemoroidleri olduğunu fark eder.

7 yaygın belirtisi

Hemoroidin birçok farklı nedeni vardır, en yaygın olanları şunlardır:

  1. Kronik kabızlık veya ishal.
  2. Dışkılama sırasında zorlanma.
  3. Aşırı derecede kilolu olmak.
  4. Tuvalette uzun süre oturma.
  5. Gebelik hali.
  6. Lif oranı düşük beslenme alışkanlığı.
  7. Düzenli olarak ağır kaldırmak.

Bu nedenler anüs çevresindeki damarların basınç altında gerilmesine neden olmakta hatta damarların şişmesine ve kabarmasına yol açmaktadır. Alt rektumdaki bu artan basınç, hemoroid oluşumundan sorumlu tutulmaktadır.

Hemoroidle karıştırılan 4 sorun

Hemoroid ile benzer semptomlara sahip diğer sorunları ayırt etmek önemlidir.

  • Anüs, rektum ve kolon kanserleri: Bu kanserler rektum yakınlarında ortaya çıkabilmekte ve belirtileri hemoroide benzemektedir. 40 yaş sonrasında çok yaygın olarak görülen rektum ve kolon kanseri erken evrede tespit edilmesi hayati önem taşımaktadır. Düzenli olarak yapılan taramalarla kolorektal kanserlerle mücadelede edilebilmektedir. Bazen bu tümörler iyi huylu olurken, bazen de kötü huylu olabilirler. Bu nedenle, doğru teşhis çok önemlidir.
  • Anal fissürler: Anal kanalın iç yüzeyinde oluşan yırtıklar, dışkılama sırasındaki travma nedeniyle oluşur. Ağrının eşlik ettiği yırtıklarda hemoroid belirtisi olan kanama görülebilir. Anal fissürdeki doku yırtılmasıyken, hemoroidlerin ise alt rektumdaki doku yastıklarının zayıflamasından kaynaklandığını söylemek gerekir. Fissürler için yeterli su alımı ve lif açısından zengin besinlerin tüketilmesi gerekir.
  • Kolon polipleri: Bu polipler kanserli olmayan, çoğunlukla yaş ilerledikçe kolon veya rektumun iç yüzeyinde oluşan büyümelerdir. Bunlar ailesel ya da kalıtsal faktörlere bağlı olabilmektedir. Kolon polipleri olan hastalar, hemoroid semptomlarına benzer ağrı veya rektal kanamayla yüzleşebilirler.
  • Divertiküloz ve divertikülit: Gastrointestinal sistemin iç yüzeyinin küçük bölgelerinin zayıflaması ve bağırsakta dışa doğru bir kese oluşmasına neden olan bir durumdur. Bu dışa doğru küçük bir kese gibi görünür. Divertiküller en sık kolonda görülmektedir. Gastrointestinal sistemin herhangi bir yerinde de ortaya çıkabilmektedir. Bağırsak perforasyonu, kanama, apse veya darlık gibi bir komplikasyon olmadığı sürece herhangi bir belirti vermez. Bu nedenle hemoroidle karıştırılmaktadır.

Makat bölgesinde herhangi bir problem yaşandığında öncelikle bir cerraha muayene olmak önemlidir. Muayene olmak daha sonrasında çıkabilecek sorunların ve gecikmiş teşhisin önüne geçecektir.

#Hemoroid #Basur #KolonKanseri #RektumKanseri #AnalFissür #KolonPolipleri #SağlıkHaberi #ErkenTeşhis #GenelCerrahi #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İyiliği Paylaşan Sofra Çocukların Doğa Eğitimine Destek Oldu

TEMA Vakfı’nın doğa eğitim programlarına destek sağlamak amacıyla bir araya gelen TEMA-K Kaynak Çalışma Grubu gönüllüleri, Mandarin Oriental Bosphorus’ta düzenlenen iftar yemeğinde buluştu. Cemiyet hayatından birçok ismin katıldığı gecenin geliri, çocukların doğayla bağ kurmasını sağlayan eğitim programlarına aktarıldı.

Etkinlikte gönüllüler, yalnızca bir iftar sofrasını değil, doğaya duyulan ortak sorumluluğu da paylaştı. Yapılan konuşmalarda, ekolojik okuryazarlık bilincine sahip nesiller yetiştirmenin önemine dikkat çekildi. Bugüne kadar verilen destekle on binlerce çocuğun doğa eğitimiyle buluştuğu vurgulandı.

Milli Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen doğa eğitim programları kapsamında gönüllü öğretmenler, okul öncesinden lise kademesine kadar doğa temelli etkinlikler uygulamaya devam ediyor. Bu anlamlı buluşma, bir sofrada paylaşılan iyiliğin doğaya ve geleceğe uzanan etkisini bir kez daha hatırlattı.

#TEMA #DoğaEğitimi #İftarDaveti #Çocuklarİçin #EkolojikOkuryazarlık #Gönüllülük #MandarinOrientalBosphorus #Doğaİçin #CemiyetHayatı #İyiliğiPaylaş

Sigara menopoz takvimini ortalama 2 yıl öne alıyor!

Menopoz, kadınlarda bir yıl boyunca kanama ve lekelenme olmadan adet görmeme durumu olarak tanımlanıyor. Dünya genelinde ortalama menopoz yaşı 50–51 iken Türkiye’de kadınlar genellikle 47–49 yaş arasında menopoza giriyor. Ancak, bazı etkenler menopoz yaşını birkaç yıl önce çekebiliyor! Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, menopoz yaşının en çok aile öyküsünden ve genetik faktörlerden etkilendiğine dikkat çekerek, “Ayrıca, kanser öyküsü ve tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, bazı cerrahi müdahaleler ile otoimmün hastalıklar da menopozun erken görülmesine neden olabiliyor. Bu etkenler menopozun değiştirilemez risk faktörlerini oluşturuyor” diyor. Bunların yanı sıra menopoz yaşını öne çeken bazı etkenlerin ise önlenebileceğini vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, “Sigara ve nikotin kullanımı, yoğun stres ile uykusuzluk menopozu hızlandıran en önemli üç etkendir. Özellikle sigara alışkanlığı menopozun görülme yaşını ortalama 2 yıl öne çekiyor” uyarısında bulunuyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, menopoz sürecini hızlandıran değiştirilebilir risk faktörlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Dr. Cavide Ali

Dr. Cavide Ali

Sigara alışkanlığı

Sigara, yumurtalıklardaki foliküllerin daha hızlı tükenmelerine yol açabiliyor. Bunun nedeni ise nikotin ve toksik maddelerin yumurtalık dokusunda hasar oluşturmaları.  2018’de yayımlanan geniş bir meta-analiz, sigara içen kadınların menopoza ortalama 2 yıl daha erken girdiğini gösteriyor. Benzer şekilde Amerikan Üreme Tıbbı Derneği de sigaranın yumurta rezervini azalttığını vurguluyor.

Düşük vücut kitle indeksi (aşırı zayıflık)

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, yağ dokusunun sadece enerji deposu değil, aynı zamanda östrojen üretimine katkı sağlayan aktif bir doku olduğunu belirterek, şu bilgileri paylaşıyor: “Çok merkezli çalışmalardaki veriler incelendiğinde, çok zayıf kadınların menopoz yaşının anlamlı şekilde daha erken olduğu görülüyor. Özellikle uzun süreli kalori kısıtlaması yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebiliyor.”

Kronik stres ve yoğun yaşam temposu

American Journal of Epidemiology Dergisi’nde yayımlanan bir çalışma, yüksek algılanan stres düzeyinin menopozun daha erken yaşta görülme riskini artırabileceğini gösteriyor. Modern çağın önemli bir sorunu olan kronik stres durumunda vücut sürekli “alarm halinde” kalıyor ve stres hormonu olan kortizol yükseliyor. Sürekli yüksek stres, üreme hormonlarının düzenlendiği hipotalamo-hipofizer-ovaryan aksını etkileyebiliyor. Dr. Cavide Ali, “Bu durum, hormon dengesini bozarak, yumurta rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun daha erken başlamasına zemin hazırlayabiliyor” diyor.

Uykusuzluk

Düzenli ve kaliteli uyku, over (yumurtalık) sağlığının korunmasında önemli bir faktörü oluşturuyor.  Dr. Cavide Ali, vücudun hormon dengesini düzenleyen biyolojik saatin uyku bozukluğundan çok ciddi etkilendiğini belirterek, “Özellikle gece salgılanan melatonin, üreme hormonlarının dengelenmesinde önemli rol oynuyor. Uykusuz kalındığında melatonin hormonu yeterince salgılanamadığı için hipotalamo-hipofizer-ovaryan aks üzerindeki düzenleyici etkisini ve yumurtalıklardaki güçlü antioksidan koruyucu rolünü tam olarak yerine getiremiyor; bu durum artmış oksidatif stres ve bozulmuş GnRH ritmi üzerinden folikül kaybını hızlandırarak menopoz sürecini öne çekebilecek bir zemin oluşturabiliyor. Ayrıca, kronik uykusuzlukta stres hormonu kortizol yükseliyor ve bu da  yumurtalıkları yöneten hormonal sistemi baskılayabiliyor” diye konuşuyor.  2018 yılında yayımlanan bir çalışma, uzun süreli uyku sorunları yaşayan kadınlarda menopozun daha erken görülebileceğini bildiriyor.  2023’te yayımlanan başka birçok merkezli çalışmada da düşük kaliteli uyku ile erken menopoz geçişi arasında anlamlı bir ilişki olduğu vurgulanıyor.

Hatalı beslenme alışkanlıkları

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Cavide Ali, beslenme alışkanlıklarının da menopoz yaşını etkileyebilen değiştirilebilir risk faktörlerden biri olduğunu vurguluyor. Dr. Cavide Ali, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yapılan geniş kapsamlı bir çalışmada, yağlı balık ve baklagil tüketiminin menopoz yaşını geciktirebildiği; buna karşılık rafine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise bu süreci önce çekebildiği gösterilmiş. Nurses’ Health Study adlı çalışmanın verileri de bitkisel protein ve yeterli D vitamini alımının erken menopoz riskini azalttığını ortaya koyuyor.  Antioksidanlardan zengin sebze ve meyveler, yumurtalık yaşlanmasında rol oynayan oksidatif stresi azaltarak, koruyucu etki gösterebiliyor. Buna karşılık, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdalar ise hormonal dengeyi olumsuz etkileyebiliyor.”

Endokrin bozucu kimyasallar (BPA, ftalatlar)

Plastiklerde bulunan bazı kimyasallar vücutta östrojen benzeri etki gösterebiliyor ve bunun sonucunda östrojen reseptörlerine bağlanarak fizyolojik geri bildirim mekanizmasını bozabiliyor. Bu yalancı östrojenik uyarı hipotalamo-hipofizer aksı baskılayıp, folikül gelişimini düzensizleştirerek, uzun vadede over rezervinin daha hızlı tükenmesine ve menopozun erkene kaymasına zemin hazırlayabiliyor. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmada, kanda yüksek düzeyde bazı çevresel toksinler bulunan kadınlarda, menopozun daha erken görülebildiği ortaya konmuş. Bu nedenle, günlük hayatta plastik kullanımını azaltmak, cam ürünlerini tercih etmek ve kimyasal maruziyeti sınırlamak büyük önem taşıyor.

#PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity #Menopoz #KadınSağlığı #Sigara #Stres #Uykusuzluk #SağlıkHaberi #HormonalDenge #YaşamTarzı #SağlıklıYaşam #Kadınlarİçin

 

Aydilge’den yenilikçi ve cesur bir single

Popüler müziğin özgün isimlerinden Aydilge, söz ve bestesi kendisine ait olan yeni teklisi “Zombi”yi Avrupa Müzik etiketiyle yayımladı. Şarkı, modern hayatın birey üzerindeki baskılarını ve “başkaları ne der” korkusuyla benliğini kaybeden insanın hikâyesini anlatıyor.

“Zombi”, sadece bir ayrılığı değil, aynı zamanda kendini feda eden modern insanın içsel yolculuğunu konu alıyor. Şarkının dizeleri, toksik ilişkiler ve toplumsal zorbalık üzerine düşündürürken, pes etmeyenlerin sesi olmayı hedefliyor.

Yenilikçi sound ve güçlü yorum 

Dorukhan Yaldız ve Cem Sarıoğlu’nun düzenlemesini üstlendiği şarkı, yenilikçi altyapısı ve Aydilge’nin özgün vokaliyle dikkat çekiyor. Mix ve mastering süreci Dorukhan Yaldız imzası taşıyor. “Zombi”, tüm dijital platformlarda dinleyicilerle buluştu.

#Aydilge #Zombi #YeniTekli #MagazinHaber #MüzikHaber #AvrupaMüzik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Minik karınlarda büyük sorun!

Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre,  her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada,  gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan bu durum, ebeveynler için uykusuz gecelere ve endişeye yol açabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, bu süreçte bazı kurallara dikkat ederek gaz sancısının önlenebileceğini veya hafifletilebileceğini belirterek, “Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli şey ise hekim tavsiyesi olmadan, bebeğe gaz sorununa karşı bitkisel içerikli takviyeler veya ilaçlar vermemek olmalı. Bunlar bebeğin sindirim sistemine zarar verebilir ve altta yatan bir hastalık varsa, tanısını geciktirebilir. Bitki çayları, şekerli su ve zeytinyağı da sindirim sisteminde sorun oluşturabilecekleri için verilmemelidir. Bunların yanı sıra emziren annelerin rezene çayı içmelerini de artık önermiyoruz. Çünkü, fazla tüketildiğinde,  içerisinde bulunan fitoöstrojenler anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir” diyor.

Dr. Ece Birincioğlu Çetin

Dr. Ece Birincioğlu Çetin

En yaygın neden: Sindirim sisteminin henüz tam gelişmemiş olması!

Bebeklik döneminde, özellikle 0-6 ay arasında, sindirim sisteminin henüz tam olarak olgunlaşmamış olması, gaz sancısının en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, bebeğin hızlı emmesi ve emme sırasında hava yutması, yanlış emzirme teknikleri ve bağırsak hareketlerinin düzensizliği de gaz oluşumuna yol açabiliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz çıkarma mekanizmasının yeterince gelişmemiş ve karın kaslarının henüz zayıf olmasının da bebeğin gazı rahatlıkla atamamasına neden olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve bağırsak florasının yapısı gibi bireysel faktörler de süreci etkileyebilir. Bazı durumlarda ise besin alerjisi veya laktoz intoleransı şeklinde altta tıbbi bir problem yatabilir.”

 Bu belirtiler gaz sancısına işaret edebilir! 

Gaz sancısı genellikle beslenme sonrasında veya akşam saatlerinde daha belirgin hale geliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısı olan bebeklerde en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:

  • Mırıldanmak ve devamlı ıkınma sesleri çıkarmak
  • Uykusunda sesler çıkarmak
  • Kıvranmak ve  ‘S’ şeklinde kasılma hareketleri yapmak
  • Karında şişkinlik ve sertlik
  • Bacakları karnına çekmek
  • Huzursuzluk, ağlama nöbetleri
  • Gaz çıkardıktan sonra belirgin şekilde rahatlamak
  • Emme sırasında sık sık memeyi bırakmak
  • Uykudan sık sık uyanmak

Gaz sancısını önlemek için 10 etkili öneri! 

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısını hafifletmek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor:

Her beslenme sonrasında gazını mutlaka çıkarın: Meme değişiminde de gazını çıkarmayı alışkanlık edinin. Omuza yaslama veya oturur pozisyonda hafif sırt sıvazlama, gazın daha kolay çıkmasına yardımcı olacaktır. Bacaklarını bisiklet çevirir gibi nazikçe hareket ettirmek de gazın bağırsaklarda ilerlemesine katkı sağlayacaktır.

Kısa süreli emzirmelerden kaçının: İlk süt laktozdan, son süt ise yağdan zengin oluyor. Bebeğinizin hem doyması hem de devamlı gaz yapan ilk süte maruz kalmaması için ilk 3 ayda en az 10-15 dakika emzirmeye özen gösterin.

Acele etmeyin: Acele etmeden, sakin ve hafif dik pozisyonda beslemeyi alışkanlık edinin. Beslenme sonrasında hemen düz yatırmayın. En az 30-45 derece açıyla yatırmaya dikkat edin.

Nazikçe karın masajı yapın: Tercihen ılıtılmış özel bebek masaj yağlarıyla, günde 1-2 kez ve özellikle akşam saatlerinde, saat yönünde nazikçe karın masajı yapın. Kusma riskine karşı masajı tok karnına yapmaktan kaçının.

Beslenmenize dikkat edin: Kendinizi gözlemleyin;  sizde hazımsızlık ve şişkinlik yapan besinlerden uzak durun.

Hava yutmasını önleyin: Beslenme sırasında hava yutmasını önlemek için memeyi veya biberonun emziğini tam kavradığından emin olun. Antikolik biberon tercih edin

Dümdüz pozisyonda beslemeyin: Beslenirken dümdüz pozisyonda olmasın. Kendi kendine beslenmesin. Biberonun emzik kısmına hava girmesine izin vermeden dik bir şekilde beslemeniz hava yutmasını engellemek için önemli.

Mamasını sürekli değiştirmeyin: Sürekli mama değişimi sindirim sistemini daha hassas hale getirebiliyor.

Mamayı hazırlarken, dikkat! Mama ile besleniyorsa, hazırlama şekline dikkat edin. Mama ölçüsünü doğru ayarlayın ve köpük oluşumunu azaltmak için biberonu fazla çalkalamayın.

Ilık banyo rahatlatır: Özellikle akşam saatlerinde ılık banyo da kaslarının gevşemesine yardımcı olabilir.

Çoğunlukla masum olsa da dikkat! 

Gaz sancısı genellikle önemsiz nedenlerden kaynaklansa da bazı belirtilere karşı dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü, nadiren de olsa gaz sancısının altında yatan etken enfeksiyon, bağırsak tıkanıklığı, alerji veya laktoz intoleransı gibi sindirim sistemi sorunları olabiliyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı  Dr.  Ece Birincioğlu Çetin, mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri, “Özellikle şiddetli ve sakinleştirilemeyen ağlama, kusma (özellikle yeşil renkli ya da fışkırır tarzda olması), ateş, kilo alamama veya kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi, uzun süre gaz ve gaita çıkışının olmaması, karında belirgin hassasiyet veya sertlik ile genel durum bozukluğu” olarak sıralıyor.

#BebekSağlığı #GazSancısı #ÇocukSağlığı #AnneBabaBilgilendirme #SağlıkUyarısı #DrEceBirincioğluÇetin #GazSorunu #BebekBakımı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Kadın Bilgeliği ve Şifa Geleneği Kitaplaştırıldı

Bitki Bilimci Suna Dumankaya’nın yaşam öyküsü, Anadolu’nun kuşaklar boyunca aktarılan kadın şifacılığı geleneğini konu alan yeni bir romana dönüştü. Buket Müftüoğlu’nun kaleme aldığı “Suna – Şifaya Adanmış Bir Ömür”, Mona Kitap etiketiyle yayımlandı.

Kitap, Dumankaya’nın hayatını merkeze alarak kadın bilgeliğini, cesareti ve direnci öne çıkarıyor. Hadra’dan Fatma’ya, Suna’dan Handan’a uzanan kadim şifacılık geleneği, Anadolu’nun belleğinde saklı kalan kadın hikâyeleri eşliğinde aktarılıyor. Roman, gençlere umut ve cesaret mesajı verirken, edebiyat ile müziği bir araya getiren çok katmanlı bir anlatı sunuyor.

#SunaDumankaya #ŞifayaAdanmışBirÖmür #BuketMüftüoğlu #MonaKitap #KadimŞifacılık #AnadoluGeleneği #KadınBilgeliği #Edebiyat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

İleri yaşta anne olmak isteyenlere ileri teknoloji desteği…

Son yıllarda anne olma yaşı eğitim, kariyere odaklanma ya da ekonomik sıkıntılar gibi gerekçelerle ertelenerek çoğunlukla 35’in üzerine çıkarken, yaş ilerledikçe doğurganlık kapasitesi ise azalıyor. İşte bu nedenle, ileride annelik hayaline kavuşabilmek amacıyla pek çok kadın yumurta dondurma konusunda araştırmalar yapıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Belgin Selam, “Doğurganlığı koruma yöntemlerinde yumurta dondurmanın yeri önemlidir. Kadın yaşlandıkça, doğurganlığı azalmaktadır. Günümüzde yumurta dondurma düşüncesi, isteği ve uygulamasının arttığını görüyoruz. Bu işlemin 35 yaşından önce yaptırılması yumurta sayısı ve kalitesi açısından önem taşıyor çünkü yaş ilerledikçe elde edilen yumurta sayısı azalıyor ve hamilelik şansı düşüyor” diyor. Prof. Dr. Belgin Selam yumurta dondurma hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Belgin Selam

Prof. Dr. Belgin Selam

  • Teknolojideki gelişmeler kaliteyi artırıyor

Son yıllarda teknoloji ve tıptaki gelişmeler; yumurta dondurmada yeni bilgileri ve uygulamaları gündeme getirdi. 1986 yılında dondurulmuş yumurtalarla ilk kez canlı doğum gerçekleşti. İlk yıllarda işlem için yavaş dondurma tekniği kullanılırken, günümüzde ise yumurtaların vitrifikasyon adı verilen yüksek hızlı dondurma tekniği ile -196 °C derecede sıvı azot tanklarında saklandığını belirten Prof. Dr. Belgin Selam “Vitrifikasyon tekniği ile ilk canlı doğum 1999 yılında gerçekleşti. Teknoloji ve tıptaki gelişmeler ile tüp bebek tedavisinde çözülen vitrifiye embriyoların gebelik oranlarının taze embriyolar ile aynı olduğu izlenmektedir” diyor.

  • 36 yaş ve üzerinde başarı oranı azalıyor!

Kadınlarda yaşla birlikte, yumurtalıklarda, üreme hücresi olan yumurta sayısında ve kalitesinde azalma izlenirken anomali oranları da artıyor. 36 yaş ve üzerinde başarı oranlarının anlamlı bir şekilde düşüş gösterdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Selam, sözlerine şöyle devam ediyor: “ESHRE Etik ve Hukuk Birimi planlanmış yumurta dondurma işleminin 35 yaş öncesinde yapılmasını, 38 yaş sonrasında uygulanmamasını önermektedir. 38 yaş, klinik gebelik için eşik değeri olarak izlenmektedir. Türkiye’de yumurta dondurma için yaş olarak üst veya alt sınır bulunmamaktadır.”

  • 40’lı yaşla birlikte şans iyice azalıyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Belgin Selam, yumurta dondurma işlemi için kaç yumurta dondurulması gerektiğine yönelik şu bilgileri veriyor: “Mümkün olduğu kadar çok sayıda olgun yumurta dondurulması tercih edilir. 1 canlı doğum yapma olasılığının yüzde 70 olması için 35 yaşında bir bireyde en az 10 olgun yumurta gerekirken, 40 yaşta ise yaklaşık 35 olgun yumurta gerekmektedir. Yaş arttıkça canlı doğum oranı azalmaktadır. Dondurulmuş ve çözülmüş bir yumurtadan canlı doğum oranı 30–34 yaşta yüzde 8.2, 35–37 yaşta yüzde 7.3, 38–40 yaşta yüzde 4.5, 41–42 yaşta ise yüzde 2.5 olarak rapor edilmektedir.”

  • Yumurtalar 5 yıl saklanabiliyor ama…

Ülkemizde yönetmeliğe göre; kanser hastalarında kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalık hücrelerine zarar veren tedaviler ile üreme fonksiyonlarının kaybedilmesine yol açacak yumurtalıkların alınması gibi operasyonlar öncesinde yumurta dondurma işlemi yapılabiliyor. Ayrıca düşük yumurtalık rezervi olup henüz doğurmamış veya aile öyküsünde erken menopoz hikayesi olan kadınlar da yumurta dondurabiliyor. Dondurulan yumurtalar merkezlerde  5 yıl süreyle saklanırken, daha uzun süre saklanması Sağlık Bakanlığı’nın iznine tabi tutuluyor. Başvuruda bulunarak talebin devam ettiğini ifade eden imzalı dilekçe veriliyor.

  • Ortalama 2 haftada tamamlanabiliyor

Yumurta dondurma sürecinin yaklaşık 2 haftada tamamlanabildiğini belirten Prof. Dr. Selam, işlemin aşamalarını şöyle özetliyor: “Yumurtaların gelişmesi için adetin ilk günlerinde hormon tedavisi başlanıp, yumurtalıkların cevabına göre hormon iğnelerine 10-12 gün devam edilir. İğneden 34-36 saat sonra, anesteziyle, yumurtalar ultrasonografi eşliğinde toplanır. Uygun gelişim gösteren, olgun yumurtalar hızlı soğutmanın uygulandığı vitrifikasyon yöntemi ile dondurulur ve sıvı nitrojen tanklarında saklanır. Gebelik planlandığında bu yumurtalar çözülerek uygun spermle birleştirilip embriyo elde edilebilir ve kadın rahmine transfer edilebilir.”

#AnnelikHayali #YumurtaDondurma #Doğurganlık #KadınSağlığı #AnneOlmak #İleriYaşGebelik #Ramazan2026 #SağlıklıGelecek #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity