Yazılar

Neden kalp krizi geçiririz?

Neden kalp krizi geçiririz?

Etrafımızda çok sık duyduğumuz ani ölümlerin başında kalp krizleri geliyor. Bunun birçok nedeni olsa da basit kontrollerle, yaşam tarzınızı iyileştirerek riski kendinizden uzaklaştırabilirsiniz. Peki nedir bu öneriler? Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meryem Aktoz, 9 maddede kalp krizi riskini en aza indirmenin ipuçlarını anlattı.

Prof. Dr. Meryem Aktoz

Prof. Dr. Meryem Aktoz

1-Yaşam tarzınızı değiştirmeyi seçin
Kalp damar hastalıkları en çok görülen kalp hastalığı türüdür. Kalbin atardamarlarında oluşan ve lipid içeriği yüksek olan plaklar damarınızı daraltır. Kalp ihtiyaç duyduğu oksijeni alamaz. Bu durum özellikle egzersiz yaptığınızda anjina dediğimiz göğüs ağrısına neden olur. Eğer plak kırılır ve atardamarı tamamen tıkarsa kalp krizi geçirirsiniz. Bu durum tüm dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de en sık mortalite nedenidir. Ülkemizde her 100.000 popülasyon için 663 tane yeni kalp damar hastası olduğunu ve bu yükün giderek arttığını biliyoruz. Hem epidemiyolojik ve halk sağlığı açısından hem de ekonomik perspektifden baktığımızda toplumumuza ciddi bir yük oluşturmaktadır. Ancak kalp damar hastalıkları için risk oluşturan birçok klinik tablo ile yalnızca yaşam tarzımızı değiştirerek mücadele edebiliriz.

2-Yüksek tansiyonunuzu yönetmeyi öğrenin
Yüksek tansiyon ve diyabet gibi durumlar, herhangi bir belirti olmadan kalbinizi etkileyebilir. Kilonuz ve kolesterol değeriniz zamanla yavaş yavaş artabilir. Bunlar kalbinizi de etkiler. Yüksek tansiyonunuz varsa ve bunu iyi yönetemezseniz kalp krizi ve felç geçirme olasılığınız artar. İdeal kan basıncınız 120/80 mmHg’nın altında olmalıdır. Eğer kan basıncınız yüksekse diyetinizi değiştirmelisiniz ve egzersiz yapmalısınız. Eğer bunlarla kontrol edemiyorsanız doktorunuz size ilaç başlayabilir.

3-Kan şekerinizi dikkatle izleyin
Diyabetinizi yönetin, kan şekerinizi dikkatle izlemeniz ve doktorunuzun talimatlarına uymanız önemlidir.

4-Kolesterolünüzü kontrol edin
Yüksek LDL “kötü” kolesterol ve düşük düzeyde HDL “iyi” kolesterol, damarlarınızda kan akışını sınırlayan ve felce yol açabilen plak dediğimiz darlıkların oluşumunu arttırabilir. Diyetinizde doymuş ve trans yağları “hayvansal yağlar” azaltmak LDL’nizi düşürmenize yardımcı olabilir ve egzersiz HDL’nizi arttırabilir. Hayvansal yağlar yerine sıvı bitkisel yağları, az yağlı süt ürünlerini, kırmızı et yerine sağlıklı beyaz et veya baklagilleri ve sebze-meyveyi tercih etmek gibi birkaç küçük değişiklik fark yaratabilir. Eğer bunlar ile hedef değerlere ulaşılamazsa doktorunuz sizin 10 yıllık kalp damar hastalığı riskinize göre ilaç başlayabilir.

5-Yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyün
Egzersiz, sağlıklı bir kiloya ulaşmanıza, kan basıncınızı, diyabetinizi ve kolesterol değerlerinizi kontrol altına almanıza yardımcı olur. Haftanın 5 günü yaklaşık 30 dakika boyunca tempolu yürüyüşler kalp krizi ve felç geçirme olasılığınızı azaltacaktır. Günde 30 dakika kadar az bir aktivite bile büyük bir fark yaratabilir.

6-Kilo kontrolü yaparak, ideal kiloda kalın
Sağlıklı kiloda kalmak, yaş aldıkça fazla kilo almanız aslında alışılmadık bir durum değil. Ancak bu, kalbinizin daha çok çalışmasına neden olacaktır. Aldığınız kaloriye dikkat etmek, doğru beslenmek, düzenli egzersiz yapmak fazla kilolarınızdan kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

sağlık

7-Kötü alışkanlıklardan uzak durun
Sigara, kötü kolesterolünüzü yükseltebilir, iyi kolesterolünüzü düşürebilir, atardamarlarınızı ve kanınızı kalınlaştırabilir ve kan akışınızı yavaşlatabilir. Bunlar kalp krizi ve felç riskinizi arttırır. Sigara içiyorsanız bırakmak için harekete geçin, gerektiğinde doktorunuzdan yardım alın.

8-Zararlı içecekleri tüketmeyin
Alkol, aşırı miktarda tüketmek, kalbinize zarar verecek sonuçlara neden olabilir. Kan basıncınızı yükseltebilir, bazı kan yağlarını arttırabilir ve kilo almanıza neden olabilir. Kadınlar için günde bir, erkekler için günde iki içki ile sınırlandırmak hatta içilmiyorsa hiç başlamamak en iyisi gibi duruyor.

9-Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin
Sağlıklı beslenin, çünkü kalbiniz daha iyi olacaktır. Günlük almanız gereken kalorinizi oluştururken daha fazla sebze meyve, tam tahıl, balık, fındık ve az yağlı süt ürünlerini tüketin. Doymuş yağ (hayvansal yağlar), tuz ve ilave şekeri azaltın.

Sağlıklı bir yaşam tarzı kalp damar hastalığı ve kalp krizi olasılığını azaltır. Birkaç önemli karar ile kalbinize sorun yaratabilecek durumların üstesinden gelebilirsiniz.  Özellikle sorunların erken belirtilerini yakalamak için düzenli doktor kontrollerinizi yaptırın, doktorunuzun tedavi planını takip edin ve ilaçları düzenli alın.

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Cildinizi nemsiz bırakmayın

Kış mevsimi sadece hastalıkların en çok yaşandığı dönem değil, cilt problemlerinin de yine benzer artışta olduğu bir dönemdir. Bunun da sebeplerinin başında; kuru hava ve ısıtma sistemlerinden kaynaklı ortamdaki nemli havanın azalması gelmektedir. Cildin kendini korumasız bıraktığı bu dönemde güç kalkanı oluşturmak adına nemlendirmek çok önemli. Bununla birlikte kış güneşinin de ciltte yanma ve lekelenmelere de sebep olabileceği ihtimalini de unutmamak gerekir. Bu yüzden güneş koruma kremlerinizi de her daim çantanızda taşımanızda fayda var. Dermakozmetik işlemler için de yine uygun zaman olan kış döneminde dikkat edilmesi gerekenleri Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Doçent Dr. Anıl Gülsel Bahalı anlattı.

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Doç. Dr. Anıl Gülsel Bahalı

Azalan nem cilt problemlerine sebep oluyor

  • Kış aylarında görülen soğuk ve kuru hava,
  • Kapalı ortamlardaki ısıtma sistemleri sonucunda nemin azalması ve
  • Artan çevre kirliliği, cilt problemlerinin sıklığında yükselişe sebep olabiliyor.

Kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetler artışta

  • Yapılan araştırmalar; düşük nem ve düşük sıcaklıkların cilt bariyer fonksiyonunun azalmasına,
  • Ciltteki nem kaybının artmasına ve cilt kuruluğunun daha fazla görülmesine sebep verdiğini ortaya koymuştur.
  • Artan kuruluk nedeni ile cildin dış etkenlere daha duyarlı hale gelmesi beraberinde; kızarıklık, kaşıntı, egzama gibi şikayetlerin daha sık görülebilmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle cilt kuruluğunu azaltmaya yönelik önlemler bu aylarda daha önemlidir.
  • Kış döneminde cilt kuruluğunu ve egzamayı arttırabilecek sık ve sıcak su ile banyo yapmak yine cilt bariyerinde hasarlanmaya neden olarak kuruluk ve egzama sıklığında artışa sebep olabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar ılık su ile ve yaz dönemine göre daha az sıklıkta duş almanız cilt bariyerimizi koruma adına önemli bir basamaktır.

Uygun nemlendirici kullanımı önemli
Ciltteki kuruluğu önlemek için düzenli ve yeterli bir şekilde cildimize uygun nemlendirici kullanmak kış aylarında çok önem arz etmektedir. Özellikle dudak ve el gibi soğuğa karşı hassasiyeti daha fazla olan bölgelerin nemlendirilmesine daha fazla özen gösterilmelidir.

Kış güneşi de leke yapıyor
Kış güneşi de ciltte lekelenmeye sebep olabilir. Bu nedenle kış döneminde de UVB koruma faktörü en az SPF30 olan ve aynı zamanda UVA’ya karşı da koruyucu olan bir güneş kreminin düzenli olarak kullanılması önemlidir.

Dermakozmetik işlem için en uygun zaman

Aslında kış mevsimi cilt bakımı için uygulanabilecek birçok dermakozmetik işlem için en uygun zaman dilimidir. Bu nedenle yaz döneminde yapılması uygun olmayan işlemleri bu dönem dermatoloji uzmanı ile görüşüp yaptırabilirsiniz.

Dünyada kanserli çocukların sayısı artıyor!

Dünyada kanserli çocukların sayısı artıyor!

“Dünyada yılda 300 bin çocuğa (0-19 yaş arası) kanser tanısı konuluyor. Ülkemizde ise her yıl 3 bin 500 çocuk ve genç kanser tanısı alıyor. Tüm dünyada bu mücadeleye dikkat çeken bir gün var: 15 Şubat Çocukluk Çağı Kanser Günü. Bugün özellikle çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve çocukluk çağı kanseriyle ilgili gerçekleri paylaşmak için oldukça önemli.” diyen Liv Hospital Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı; tek bir kişinin yaratabileceği etkiyi asla küçümsememek gerektiğinin de altını çiziyor.

Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir

Prof. Dr. Gül Nihal Özdemir

Kanserin çeşitli tipleri vardır ve kaynaklandığı organ veya dokuya göre değişebilir
Çocuklarda kanser erişkinlere göre çok daha nadir görülür. Bazı kanser tipleri sadece çocuklarda ortaya çıkar ve yine erişkinin bazı kanserleri ise çocuklarda neredeyse hiç görülmez. Kanserin çeşitli tipleri vardır ve kaynaklandığı organ veya dokuya göre değişir. Pek çok hastalık gibi kanserin de çeşitli türleri vardır. Örneğin gözün retinasında oluşan tümörlere retinoblastoma, karaciğerden kaynaklanan tümörlere hepatoblastoma ve hepatokarsinom denir. Kan hücrelerinin çoğaldığı kanser türüne lösemi (kan kanseri) denilir. Çocuklarda en sık lösemi görülür.

En sık 1 ile 5 yaş arasında ortaya çıkabilir
Çocukluk çağı kanserleri her yaşta görülebilir ancak en sık 1 ile 5 yaş arasında ortaya çıkar. Belli yaşlarda bazı kanserler daha sık görülür.

Çocuklarda kanser gelişiminde genetik ve çevresel faktörlerin bir arada rol oynadığı düşünülüyor. Radyasyon, sigara dumanına maruziyet, kimyasal maddeler ve bazı virüsler hücre düzeyinde değişiklikler yaparak kanser oluşumuna etki edebilir. Bu faktörlere maruziyet özellikle hamilelik döneminde önemlidir.

Bazı önlenebilir kanserler beslenmeyle ilişkili olabilir
Bazı önlenebilir kanserlerin de beslenmeyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Örneğin; dengesiz beslenme, özellikle de aşırı kırmızı et tüketimi, yaşlılarda barsak kanseri ile ilişkilidir. Ancak kırmızı et, protein ve demir kaynağı olarak çocuklar için çok önemli bir besindir ve onu diyetten çıkarmak düşünülemez; bu nedenle kırmızı etin yanı sıra balık ve yeşil sebzeler de tüketilmelidir. Dışarıdan vitamin takviyesi almak yerine doğal yoldan yani taze sebze ve meyvelerden vitamin almanın vücudumuzun ihtiyaç duyduğu maddeleri sağladığı düşünülmektedir. Bu nedenle beslenme alışkanlıklarımızda mümkün olduğunca hormonsuz, doğal bitki ve meyvelere ağırlık vermek doğru olacaktır.

Katkı maddelerinin kanserojen etkilerine ilişkin araştırmalar devam etmekte olup, bazı katkı maddelerinin kanserojen etkiye sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yapılacak en doğru şey mümkün olduğunca doğal gıdalar tüketmek ve katkı maddelerinden kaçınmaktır. Sağlıklı bir yaşam için herhangi bir gıda ürününü satın almadan önce ambalajını dikkatlice okumanız tavsiye edilir.

Bazı kanser tipleri ailesel olabilir. Ailede başka bireylerde de özellikle erken yaşta kanser gelişmiş olması genetik yatkınlık düşündürür.

Çocuklarda ne zaman kanserden şüphe edilir?

Çocuklarda kanseri erken fark etmek zordur. Bazen ilk şikayet veya bulgular hafif olabilir ve pek önemsenmeyebilir. Bu nedenle ailelerin kanserin ilk bulguları açısından dikkatli olmaları ve şüphe halinde doktora başvurmaları önemlidir.

; tek bir kişinin yaratabileceği etkiyi asla küçümsememek gerektiğinin de altını çiziyor.

Özellikle bazı tümörlerde geç tanı tedaviyi zorlaştırır.

Ateş, halsizlik, nefes alma sorunları, öksürük, şişlikler, kilo kaybı, boyunda veya koltuk altında şişlikler, vücutta morluklar, bacak ağrısı, baş ağrısı, kusma, ani dengesizlik veya şaşılık ve idrarda kanama kanser belirtisi olabilir. Bu bulgular özellikle enfeksiyon veya başka bir nedenle açıklanamıyor ve ısrar ediyor ise şüpheci olmak gerekir.

Çocukluk çağı kanserleri nasıl tedavi edilir?

Kanser hücreleri insan bağışıklık sistemini yanıltırlar bu nedenle vücut bu hastalığı kendi başına yenemez.

Kanser tedavisi genellikle kemoterapi, cerrahi ve radyoterapiden oluşur. Her kanser tipinin farklı bir tedavisi vardır.

Çocuk hematoloji onkoloji uzmanı dışında çocuk cerrahı, beyin cerrahı, ortopedi ve radyasyon onkoloğu doktorlarından oluşan bir tedavi ekibi gereklidir.

Tedavinin ilk hedefi kanserin tamamen ortadan yok edilmesi yani hastanın tamamen iyileştirilmesidir.

Çocukluk çağı kanserlerinde günümüzde tedavisi oldukça başarılıdır.

Duygusal stresi yabana atmayın

Duygusal stresi yabana atmayın
Herkesin zaman zaman kullandığı “kalbim kırıldı” teriminin bilimsel taraftaki karşılığını merak ettiniz mi hiç? Aşırı üzüntü ve keder sonucu ortaya çıkan ve genellikle kadınlarda görülen Kırık Kalp Sendromu, yani bilimsel adıyla Takotsubo Kardiyomiyopati bazen gerçekten kalbimizi etkileyebilir! Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu duygusal stresin kalp üzerindeki etkilerini ve kalbinizi nasıl koruyabileceğinizi anlattı.

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Prof. Dr. Mehmet Vefik Yazıcıoğlu

Duygusal ya da fiziksel stres sonrası ortaya çıkar
Kırık Kalp Sendromu, adından da anlaşılacağı üzere, genellikle ciddi duygusal ya da fiziksel stres sonrası ortaya çıkar.

Sevgililer Günü’nde çoğumuz, sevdiğimiz kişiyle romantik bir gün geçirmeyi hayal ederiz. Ancak, bu gün herkes için pembe balonlar ve kırmızı gül demetleriyle dolu olmayabilir. Bazıları için, bu özel gün beklenmedik bir stres kaynağına dönüşebilir. Belki de beklenen o büyük aşk itirafı gelmez ya da daha da kötüsü, bir ayrılık haberi alınır. İşte tam da bu noktada, Kırık Kalp Sendromu’nun perde arkası devreye girer.

Ama endişelenmeyin, bu sendrom genellikle geçicidir ve uygun tedavi ile çoğu insan tamamen iyileşir. Eğer Sevgililer Günü sizi biraz fazla stres altında bırakırsa, unutmayın ki kalbiniz kırılsa bile, zamanla ve doğru bakımla iyileşecektir.

Uygun tedavi genellikle semptomları hafifletmeye yöneliktir

Kırık kalp sendromu, tıbbi adıyla takotsubo kardiyomiyopati, genellikle şiddetli duygusal ya da fiziksel stresin ardından ortaya çıkan geçici bir kalp durumudur. Uygun tedavi genellikle semptomları hafifletmeye ve kalbin normal işlevini desteklemeye yöneliktir.

Tedavi yaklaşımları

İlaç tedavisi: Beta blokerler, anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri (ACE inhibitörleri) ve diüretikler gibi ilaçlar, kalbin iş yükünü azaltabilir ve semptomları hafifletebilir.

Stres yönetimi: Psikolojik destek ve stres yönetimi teknikleri, duygusal stresin neden olduğu zararı azaltmaya yardımcı olabilir.

Dinlenme ve izleme: Akut fazda hastalar genellikle hastanede izlenir. Kalp fonksiyonlarının düzelmesini sağlamak için yeterli dinlenme önemlidir.

Yaşam tarzı değişiklikleri: Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve sigara gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınma, kalbin iyileşmesine yardımcı olabilir.

Düzenli takip: Kırık kalp sendromu geçiren hastaların, kalp fonksiyonlarının tam olarak iyileşip iyileşmediğini değerlendirmek için düzenli kardiyolojik kontrollere ihtiyacı vardır.

Kırık kalp sendromu, kalp sağlığımızı ciddiye almanın önemini hatırlatır. Sevgi dolu ilişkiler, sağlıklı bir kalp için elbette önemlidir, ancak kendi sağlığımıza da dikkat etmeliyiz. Duygusal stresin kalp üzerindeki etkilerini hafife almayın ve eğer kendinizi aşırı üzgün veya stresli hissederseniz, bir uzmana danışmaktan çekinmeyin.

Doğumsal kalp rahatsızlıklarına dikkat

Doğumsal kalp rahatsızlıklarına dikkat

Dünyada her yıl 7-14 Şubat haftası doğumsal kalp hastalıklarına dikkat çekiliyor. Doğumsal kalp hastalıklarında bulguları olan veya risk faktörleri olan hastaların erkenden teşhisle tedavi edilerek sağlıklı bir hayata kavuşmalarının amaçlandığını belirten Liv Hospital Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Doç. Dr. Meki Bilici: “Tanı ve tedavide gecikme olması ise bazı hastalarda tedavi şansının kaçırılmasına neden olabilmektedir. Çocuğunuzun kalbine iyi bakın ki kalbiniz de size iyi bakabilsin.” diyerek konu hakkında önemli bilgiler aktardı.

Ülkemizde her yıl yaklaşık 1.2 milyon bebek dünyaya gelirken, bunların da yaklaşık 12 bin tanesi doğumsal kalp hastalığı ile doğmaktadır. Doğumsal kalp hastalıkları her 100 canlı doğumun yaklaşık 1’inde görülmektedir. Yenidoğan döneminin en sık görülen anomalileri olan doğumsal kalp hastalığı bu dönemdeki en ölümcül doğumsal anomalilerdir.

 

Doç. Dr. Meki Bilici

Doç. Dr. Meki Bilici

Doğumsal kalp hastalıklarından korunmak için yapılması gerekenler

  • Gebeliğiniz süresince yeterli beslenmeli,
  • Özellikle ilk üç ay başta olmak üzere gebeliğiniz boyunca doktor kontrolü dışında ilaç kullanmamalı,
  • Enfeksiyonu olan kişilerle yakın temastan kaçınmalı,
  • Risk faktörleriniz varsa ayrıntılı olarak incelenmeli ve
  • Gebelik takibinizi düzenli bir şekilde yaptırmalısınız.

Kimlere ayrıntılı gebelik kontrolü ve fetal ekokardiyografi yapılmalı?

  • Ailede doğumsal kalp hastalığı varsa,
  • Annede diyabet, romatizmal hastalıklar varsa ve
  • Gebelik esnasında bebekte herhangi bir sitem anomalisi olması durumunda gebelik esnasında çocuk kardiyolojisi uzmanı tarafından ekokardiyografi yapılmalı, gebelik süreci doğuma kadar yakından takip edilerek yönetilmelidir.

Kalp hastalığı olan çocuklar hangi bulguları gösterir?
Doğumsal kalp hastalığı olan yenidoğan bebekler özellikle yenidoğan döneminde morarma veya kalp yetersizliğinin neden olduğu şok tablosuyla hekime başvururken, sonraki dönemde tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma, göğüs ağrısı, efor esnasında bayılma gibi bulgularla doktora başvurmaktadırlar.

Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisi var mı?
Özellikle de erken tanı koyulan doğumsal kalp hastalığı olan bebekler başta olmak üzere tüm doğumsal kalp hastalıkları ülkemizde gerek anjiyografik olarak gerekse de çocuk kalp cerrahları

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Epilepsi sırasında sarsmayın ve bir şeyler koklatmayın

Nörolojik bir hastalık olan epilepside en önemli bulgunun nöbet geçirme şeklinin olduğunu belirten
Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Öztürk: “Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç olmayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı, aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.” diyerek epileptik nöbetlerde en sık görülen bulguları ve ilk yardım için takip edilecek adımları anlattı.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Nörolojik bir hastalık
Epilepsi beyindeki sinir hücrelerinin artmış uyarılabilirliğindeki problemden kaynaklanan tekrarlayıcı ve geçici anormal elektriksel deşarjlar sonucu görülen nörolojik bir hastalıktır.

Nöbet geçirme şekli bulgu için önemli
Bir epilepsi hastasının nöbetinde düşme, vücutta kasılma titreme, bilinç kaybı gibi bulgular görülebilirken özellikle çocukluk çağında sık karşılaşılan bazı epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir ve hasta donuk bakmaya başlar.

Her şey görülebilir
Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte 20’li yaşlar öncesi ve 60’lı yaşlar sonrasında görülmesi daha sıktır.  Epilepsi hastalığı, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Kişi hayatının herhangi bir döneminde, bir defaya mahsus olmak üzere epileptik nöbet geçirebilir ancak bu nöbet bir daha hiç tekrarlamayabilir veya değişen sıklıkla tekrarlayabilir. Bu nedenle epilepsi hastalığı aslında “tekrarlayan” nöbetleri tanımlamak için kullanılır.

Herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir
Epilepsi hastalığı tanısı almış bireylerin yaklaşık olarak yarısında herhangi bir sebep tespit edilemeyebilir. Belli grup hastada ise gebelikte olan beyin gelişim problemleri, doğum sırasındaki nedenler, beyin enfeksiyonları, beyin tümörleri, beyin damar hastalıkları, bazı ilaçlar, zehirlenmeler, aşırı alkol alımı gibi nedenler nöbetlere neden olabilmektedir.

Epilepsi başlıca iki ana gruba ayrılır
Generalize epilepsiler, beynin tüm bölgelerini etkileyen nöbetlerdir. En yaygın görülen alt tipi absans epilepsilerdir. Çocukluk çağında sık karşılaşılan absans epilepsilerde, farkındalık birkaç saniye kadar kapanabilir.

Diğer bir alt tip olan atonik nöbetlerdeyse tüm kaslarda ani bir gevşeme olurken tonik nöbetlerde atonik nöbetlerin aksine tüm kaslar kasılır ve hasta kesilen bir ağacın devrilmesi gibi aniden yere düşer. Fokal epilepsiler ise beynin bir kısmını etkileyen nöbetlerdir.

Epilepsi bölgesi beynin hangi fonksiyonuyla ilgiliyse nöbet sırasında o bölgeye ait belirti ve bulgular gözleniyor.

Prof. Dr. Ayhan Öztürk

Epileptik nöbetlerde en sık görülen bulgular

  • Vücutta meydana gelen ani kasılmalar
  • Şuur kaybı
  • Çok seri bir biçimde baş sallama hareketi
  • Kol ve bacaklarda bir türlü kontrol edilemeyen sallantılar
  • Hızlı bir şekilde göz kırpmak
  • Sabit bir noktaya bakmak
  • Kısa bir süre seslere ya da konuşmalara tepki verememek
  • Korku, anksiyete veya dejavu gibi psikolojik belirtiler

Nöbet öncesi bazı bulgular görülebilir
Bazı alt gruplarda öncü belirtiler görülür. Bunlara “aura” adı verilir. Beynin hangi alanının anormal elektriksel aktiviteyle ilgili olduğunu gösteren bu belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Uyuşma
  • Hoş olmayan kokular alma
  • Görme veya duyma değişiklikleri
  • Ani korku hissi
  • Mide bulantısı veya midede baskı hissi

Epilepsi nöbetleri genellikle birkaç dakika sürer
Bu süre zarfında nöbet geçiren kişiyi güvende tutmak öncelikli hedef olmalıdır.

İlk yardım için takip edilecek adımlar

  • Nöbet bitene ve kişi tamamen uyanana kadar kişiyle birlikte kalmalı ve solunum yollarının açık olduğundan emin olmalısınız.
  • Nöbetten sonra kişinin güvenli bir yerde oturmasına yardım etmelisiniz.
  • Uyanan ve iletişim kurabilen kişiye basitçe ne olduğunu anlatmalısınız.
  • Nöbeti geçiren kişinin rahatlaması için onunla sakince konuşmayı denemelisiniz.
  • İlk yardımı yapan kişi olarak çevrenizdeki diğer insanları da sakinleştirmelisiniz ve
  • Kişinin eve veya güvenli bir ortama dönmesi sağlamalısınız.

Nöbet sırasında bunları yapmayın

  • Paniğe kapılmayın, bağırıp çağırıp korku içinde sağa sola koşturmayın.
  • Hasta dilini ısırmadıysa ağzını, çenesini açmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına parmak sokmaya çalışmayın.
  • Dişlerinin arasına kaşık ve benzeri nesneler koymaya çalışmayın.
  • Kasılan kol ve bacağı durdurmaya çalışmayın.
  • Hastayı sarsmayın ve bir şeyler koklatmaya çalışmayın.

Nöbetler genellikle acil tıbbi müdahale gerektirmez ancak aşağıdaki durumlarda acil yardım istenebilir:

  • Hasta daha önce hiç nöbet geçirmemişse,
  • Hasta, nöbetten sonra uyanmakta veya nefes almakta güçlük çekiyorsa,
  • Nöbet 5 dakikadan uzun sürdüyse,
  • Hasta, ilkinden kısa bir süre sonra ikinci bir nöbet geçiriyorsa,
  • Nöbet sırasında yaralanırsa,
  • Nöbet suda olursa ve
  • Hastanın diyabet, kalp hastalığı gibi bir sağlık problemi varsa ya da hamileyse acil yardım istenmelidir.

Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilir
Kontrolsüz nöbetler hayatı olumsuz etkileyebilmekle birlikte hatta hayatı tehdit edebilmektedir. Nöbetler anksiyete ya da depresyona da sebebiyet verebilir. Bu süreçte hastaların moralini yüksek tutması ve stresten uzak durması özellikle önemlidir.

Değişen yaşam koşulları tedavi sürecine olumlu yansıyabilir
Epilepsi hastalarının yaşam tarzında yapacakları değişiklikler tedavi sürecine olumlu yansıyabilmektedir. Bu doğrultuda yapılması gereken yaşam tarzı değişikliklerini şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Aşırı alkol tüketiminden kaçınmak.
  • İlaçları doğru ve doktorunuzun söylediği şekilde almak.
  • Nikotin kullanımından uzak durup, sigarayı bırakmak.
  • Uykuyu yeterli düzeyde almak. Zira uyku eksikliği ve yetersiz uyku nöbeti tetikleyebilir.
  • Egzersiz yapmak.

Tanı koymada nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi önemli
Epilepsi hastalığı tanısını tek başına koyduran bir test yoktur. Tanı koymada en önemli nokta hastanın nöbeti hakkında etrafındakilerin verdiği bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin ayrıntılı ve dikkatli olarak dinlenmesi gereklidir. Sonrasında yapılan ayrıntılı genel ve nörolojik muayene ardından bazı kan tetkikleri ve EEG (elektroensefalografisi) istenir. Tanı konulmasında en önemli tetkiklerden birisi EEG’dir. Beyin Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Beyin Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ya da yapısal bozuklukların ortaya konmasında yardımcı olur.

Epilepsi tedavi edilebilen bir hastalıktır
Tedavinin en önemli amacı nöbetlerin durdurulmasıdır. Tedavide çeşitli ilaçlar kullanılır ve ilaç seçimine karar verirken nöbetin tipi, atakların sıklığı, hastanın yaşı, eşlik eden diğer hastalıkların varlığı önem taşımaktadır. Hastaların çok büyük kısmında ilaç tedavisi ile nöbetler kontrol altına alınır. Belli bir grup ilaç tedavisine dirençli uygun hastada cerrahi tedavi ile de başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

E-SİGARALAR BİR HALK SAĞLIĞI SORUNU

E-SİGARALAR BİR HALK SAĞLIĞI SORUNU

Aktif ya da pasif olarak sigara içmek hem fiziksel sağlık hem de genel yaşam kalitesi açısından oldukça zararlıdır. Sigara kullanımı üst solunum yolu enfeksiyonlarından akciğer enfeksiyonlarına kadar genel yaşam kalitesini etkiliyor. Cilt sağlığını da bozan sigaranın zararları saymakla bitmez. Zararlı alışkanlıklar konusunda masum gibi gözüken tadı tatlı ama kendisi acı olacak sonuçlara sebep olan e-sigaralarda yine son derece zararlı ve bırakılması gereken alışkanlıklardan. 9 Şubat Dünya Sigara Bırakma Günü’nde zararlı alışkanlıklarınızdan kurtulabileceğiniz 5 önemli yöntemi Liv Hospital Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Adnan Sayar anlattı.

Prof. Adnan Sayar

Prof. Adnan Sayar

Sigara genel yaşam kalitenizi bozar

  • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), amfizem gibi ciddi solunum problemlerine neden olabilir.
  • Kalp damarlarının daralmasına ve kalp hastalıklarının gelişme riskinin artmasına neden olabilir. Sigara içenlerde kalp krizi geçirme riski, içmeyenlere göre daha yüksektir.
  • Sigara içmek, üst solunum yolu enfeksiyonlarına ve akciğer enfeksiyonlarına (örneğin, zatürre) yakalanma riskini artırabilir. Bağışıklık sistemini de zayıflatarak daha sık hastalanmaya sebep olur.
  • Sigara içmek başta akciğer kanseri olmak üzere, ağız, boğaz, yemek borusu, pankreas, böbrek ve mesane kanseri gibi bir dizi kanser türünün gelişme riskini artırır.
  • Sigara içmek, mide ülseri ve reflü gibi sindirim sistemi sorunlarına yol açabilir.
  • Ciltte kırışıklıklara, erken yaşlanmaya ve cilt kanseri riskinde artışa neden olabilir.
  • Sigara içmek, kısırlık riskini artırabilir ve kadınlarda düşük yapma riskini artırabilir.
  • Sigara içenlerde nikotine bağımlılık gelişir ve bırakmak zorlaşabilir.

E-sigarayı en çok gençler kullanıyor
Elektronik sigara, sigara bırakmak isteyenlere önerilen, tam bırakana kadar ara geçiş döneminde kullanılabilen bir alternatif. Zararları hakkında yeterli bilgi olmaması, solunum fonksiyonlarında anlamlı bir bozulmaya sebep olmadığının gösterilmesi, sigara bırakmak isteyenler için, nikotin ihtiyacını karşılayan ve sigaradaki diğer zararlı maddeleri içermeyen bir alternatif olarak görülmesini sağlamıştı. Bu şekilde tütün piyasasında kendine yer bulan elektronik sigaralara, üretici firmalar aroma ve şeker ekleyerek tadını da cazip hale getirdiler. Tatlı, kötü kokmayan, yanmayan nikotin içeriği bu ürünü gençler için cazip hale getirdi.
Günümüzde özellikle lise ve üniversite öğrencileri arasında çok sayıda hiç “yanıcı” sigara kullanmadığını ancak e-sigara kullandığını söyleyen genç nüfus mevcut. ABD’de yapılan çalışmada lise öğrencileri arasında kullanımın %30’a yaklaştığı bildirildi. Son on yılda e-sigara kullanımı tüm dünyada hızla artış göstermekte. Bu artış incelendiğinde; sigarayı bırakmak için e-sigaraya başlayanların çoğunluğunun yanıcı sigaraya geri döndüğü buna rağmen yıllar önce sigarayı bırakmış olanların ise genç nüfus gibi e-sigaraya rağbet gösterdiği görüldü. Bu kadar yaygın kullanım, e-sigarayı halk sağlığı problemi olarak değerlendirilip pazarlama öncesi ayrıntılı analizlerin yapılmasını gerektirmekte. Ancak tüm e-sigaraların tütün ürünü olarak düzenlemeye tabi olması, insan sağlığı üzerine potansiyel zararlarını ölçmek için yapılması gereken araştırılmaların yapılmasını engellemekte. Kullanıcıların sonradan değerlendirilmesi ile yapılan analizler doğrultusunda elektronik sigaraların etkileri tahmin edilmeye çalışılmakta.
E sigaralarda nikotin, propilen glikol, gliserol, metaller, tatlandırıcı ve aroma katkı maddeleri içermektedir. Bu maddeler; bağımlılık, boğaz tahrişi, kuru öksürük, akciğer hasarı, böbrek yetmezliği, kardiyopulmoner toksisite, demans gibi çok çeşitli hastalıklara yatkınlık yaratabilmektedir. E-sigara kullanan kadın nüfusta vücut kitle indeksinin daha yüksek olduğu yani vücut ağırlığının olması gerekenden daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Bütün bunlarla birlikte değerlendirdiğimizde yine bağımlılığa sebep olan e-sigaraların da tamamen masum olduğunu söylemek mümkün değildir.Liv Hospital

Zararlı alışkanlıklarınızdan kurtulabileceğiniz 5 önemli yöntem
1- Bırakmayı gerçekten istemelisiniz

Sigarayı bırakmanın birçok farklı yöntemi vardır ve her birey için farklı yöntemler etkili olabilir. En önemli faktör ise kişinin sigarayı bırakmayı gerçekten istemesidir.

2- Kademeli bırakmayı da deneyebilirsiniz
Birdenbire bırakma bazı kişilerin sigarayla bağını tek seferde koparmasını sağlarken, yoksunluk belirtileri nedeniyle bir kesimin sigaraya geri dönmesine ve başarısızlık hissine kapılmasına neden olabilir. Bazıları içinse kademeli azaltma yöntemi ile sigaradan kurtulmak mümkündür.

3- Bantları tercih edebilirsiniz
Bunun yanı sıra sigaradaki bağımlılık yapıcı madde olan nikotini içeren, nikotin sakızları ve nikotin bantları bu sürecin daha kolay geçmesine yardımcı olur.

4- Birlikte tükettiğiniz içecekleri azaltabilirsiniz
Sigarayı bırakırken, sigarayla birlikte tüketilen içecekleri azaltmak ya da sigarayla özdeşleştirilen ortamlardan uzaklaşmak bu süreci kolaylaştıracaktır.

5- Akupunktur gibi alternatif yöntemleri tercih edebilirsiniz
Bazı hastalar hipnoz, akupunktur, meditasyon gibi alternatif yöntemlerden fayda görmektedirler. Sağlıklı yaşam modeline geçmek, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sağlıklı beslenme, davranışsal terapiler de kişinin motivasyonunu yüksek tutarak sigaradan kurtulmasını sağlayabilir.

Sigara bırakma yöntemleri çok çeşitlidir. Sigara bırakmayı düşünen kişiler kendi yöntemlerini belirlemekte güçlük çekiyorsa ya da daha önceden bırakmayı denemiş başarısız olmuşsa sigara bırakma polikliniklerine başvurabilirler. Gerek davranışsal modeller, destek tedavileri, gerek ilaçlar, terapiler ile sigaradan tamamen kurtulmak mümkün.

Kanser riskini nasıl azaltabiliriz?

Kanser riskini nasıl azaltabiliriz?

Dünya genelinde her yıl milyonlarca insan kanserle mücadele etmek zorunda kalıyor. Kanser, hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıyla karakterize edilen bir hastalıktır. Bu önemli gün, kanserle savaşta farkındalık yaratmayı ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemini vurgulamayı amaçlamaktadır. Kanserde en önemli nokta kansere yakalanmamaktır ki bu tamamıyla elimizde olan bir durum değildir. Fakat kansere neden olan riskleri azaltmak ve her yaşa özel sağlık kontrolü yaptırmak çok önemlidir. Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Koçoğlu 4 Şubat Dünya Kanser Günü özelinde Kanser riskini azaltmak için önerilerde bulundu.

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Kanser riskini azaltmak için öneriler

  1. Doğru ve dengeli beslenme: Sağlıklı bir yaşam için dengeli ve çeşitli besinleri içeren bir diyet önemlidir. Meyve, sebze, tam tahıllar ve protein kaynaklarına odaklanarak vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri almalıyız. Tükettiğimiz gıdaların organik olmasına olabildiğince özen göstermeli ve hazır ve fazla katkı maddesi içeren gıdalardan da uzak durmaya çalışmalıyız.
  2. Düzenli egzersiz: Fiziksel aktivitenin, genel sağlığın yanı sıra birçok kanserin riskini azalttığı kanıtlanmıştır. Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz yapmak, vücut ağırlığını kontrol altında tutmak ve kas kütlesini korumak önemlidir.
  3. Sigara ve alkolün sınırlı kullanımı: Sigara içmek ve aşırı alkol tüketimi, birçok kanser türü ile ilişkilidir. Bu maddelerden uzak durmak veya kullanımını sınırlamak kanser riskinizi azaltabilir.
  4. Güneş koruyucu kullanımı: Cilt kanseri riskini azaltmak için güneş koruyucu kullanımı önemlidir. Güneşe çıkarken koruyucu giysiler ve şapka da kullanılmalıdır.
  5. Stresten kaçınma: Kronik stres, vücuttaki iltihaplanmayı artırabileceği için kanser riskini de artırabilir. Rahatlatıcı aktiviteler, meditasyon ve yoga gibi stresle başa çıkma yöntemlerini benimsemek önemlidir.
  6. Mesleki durumlar: Bazı meslekleri yapan kişilerde belirli kanserlerin görülme ihtimalinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bu nedenle de kişilerin işyerlerinde yapılan sağlık kontrollerini düzenli yaptırmalarını ve eğer böyle bir sağlık kontrolü yapılmıyorsa bir hekime danışarak kendi kontrollerini düzenli yaptırmalarını öneririz. Eğer mesleğinizin herhangi bir kanser riskini artırıp artırmadığını bilmiyorsanız bir hekime danışmanızda fayda var.

Kanser sürecinde sağlık kontrolleri neden önemli?
Kanser, erken evrelerde genellikle belirti göstermeyen bir hastalıktır. Bu nedenle, kanserin erken teşhisi ve tedavisi, hastalığın yayılmasını önlemek açısından kritik öneme sahiptir. Sağlık kontrolleri bireylerin potansiyel risklerini belirlemek ve erken teşhis için uygun yöntemleri uygulamak amacıyla düzenli olarak yapılan test ve muayeneleri içerir. Her yaşa ve herkesin kendi farklı risk faktörlerine göre kanser döneminde istenecek tetkikler değişmektedir. Örneğin ailede belirli bir kanser türünün sık görülmesi veya ailede yaygın kanser görülmesi durumunda sağlık kontrolleri yaşı daha erken başlanarak daha detaylı işlemler yapılmaktadır.

Hangi sağlık kontrolleri

  • MEME KANSERİ
    Mamografi:
    Meme dokusunu inceleyen röntgen yöntemidir. Özellikle 40 yaş üstü kadınların yılda bir kez mamografi yaptırmaları önerilir.
    Kendi kendine muayene: Kadınlar, düzenli aralıklarla kendi memelerini muayene ederek anormal değişiklikleri fark edebilirler.
  • RAHİM AĞZI KANSERİ
    Pap Smear (Smear Testi):
    Rahim ağzındaki anormal hücreleri tespit etmek için yapılan bir testtir. Cinsel yaşam başladığında veya 21 yaşına gelindiğinde düzenli olarak yapılmalıdır.
  • PROSTAT KANSERİ
    PSA
    Testi: Prostat özgü antijen (PSA) seviyelerini ölçen bir kan testidir. Belirli yaş gruplarındaki erkeklerde düzenli olarak yapılabilir.
  • KALIN BAĞIRSAK KANSERİ
    Kolonoskopi:
    Kolonoskopi, kalın bağırsaktaki polipleri ve kanser öncesi lezyonları tespit etmek için kullanılan bir endoskopik inceleme yöntemidir. 50 yaş ve üzerindeki bireyler için önerilir.
  • AKCİĞER KANSERİ
    Tomografi (BT):
    Yüksek risk altındaki bireyler, özellikle uzun süreli sigara içiciler, düzenli olarak akciğer tomografisi kontrolü yaptırmalıdır.

Bunların dışında genetik ve kan testleriyle birlikte diğer görüntüleme yöntemleri ile kanser kontrolleri yapılmaktadır.

Sağlık kontrollerinin önemi
Sağlık kontrolleri hastalığın erken evrelerinde teşhis edilmesini sağlar. Erken teşhis, tedavi şansını artırır ve hastalığın yayılmasını engeller. Ayrıca testler,  bireylerin kanser risk faktörlerini belirlemelerine yardımcı olur. Bu, sağlıklı yaşam alışkanlıkları benimsemek veya riski azaltmak için önlemler almak açısından önemlidir.

 

Sigara rahim ağzı kanserine davetiye çıkarıyor

Sigara rahim ağzı kanserine davetiye çıkarıyor

Sağlık alanında yapılan farkındalık günlerinin en önemli amacı hastalık hakkında toplumu bilinçlendirmek ve önleyici yöntemler konusunda cesaretlendirmektir. Toplum olarak rutin kontrollere gitme konusunda iyi bir noktada değiliz. Oysaki belli aralıklarla yapılan rutin kontroller sayesinde olası sorunları başında öğrenerek tedavi sürecinde çok daha iyi ve hızlı ilerleme kaydedilebilir. Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karalök rahim ağzı kanseri hakkında önemli noktalara değindi.

Doç. Dr. Alper Karalök

Doç. Dr. Alper Karalök

Rahim ağzındaki hücrelerin anormal büyümesi sonucu oluşur
Rahim ağzı kanseri, rahim ağzındaki hücrelerin anormal büyümesi sonucu oluşan bir tür kanserdir. Genellikle Human Papillomavirus (HPV) adı verilen bir virüsün neden olduğu enfeksiyonla ilişkilidir. Ancak, tüm HPV enfeksiyonları rahim ağzı kanserine yol açmaz; çoğu kadın enfeksiyonu bağışıklık sistemleri tarafından temizleyebilir.

Rahim ağzı kanserine yakalanma riski bir dizi faktöre bağlıdır

  • HPV enfeksiyonu: HPV, rahim ağzı kanserinin yaygın bir nedenidir. Cinsel temasla bulaşabilir ve genellikle bağışıklık sistemi tarafından temizlenir, ancak bazı durumlarda kalıcı olabilir.
  • Sigara içme: Sigara içmek, rahim ağzı kanseri riskini artırabilir. Sigara içen kadınların enfekte olmaları durumunda kansere yakalanma olasılıkları daha yüksektir.
  • Dengesiz beslenme: Düzensiz ve sağlıksız beslenme, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatarak rahim ağzı kanseri riskini artırabilir.
  • Erken yaşta cinsel aktivite: Erken yaşta cinsel aktivite, HPV enfeksiyonu riskini artırabilir ve dolayısıyla rahim ağzı kanseri riskini yükseltebilir.

Rahim ağzı kanseri genellikle erken evrelerde belirti göstermez

  • Vajinal kanama, özellikle cinsel ilişki sonrası,
  • Ağrılı cinsel ilişki,
  • Pelvik ağrı ve
  • İdrar veya bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler evre ilerledikçe ortaya çıkabilir.

Doç. Dr. Alper Karalök

Smear testleri önemli
Erken teşhis, başarılı bir tedavi için kritik önem taşır. Bu nedenle, düzenli sağlık kontrolleri ve Pap smear testleri önemlidir. Pap smear testi, anormal hücreleri erken tespit etmeye yardımcı olabilir, böylece tedaviye başlamak için zaman kazanılır.

Rahim ağzı kanserinden korunmak için neler yapabilirsiniz?

  • HPV Aşısı: HPV aşısı, rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir. Genç kızlar ve genç kadınlar için önerilen bu aşı, cinsel aktivite öncesi yapılmalıdır.
  • Düzenli sağlık kontrolleri: Düzenli Pap smear testleri ve HPV testleri, anormal hücreleri erken evrede tespit etmede yardımcı olabilir. Bu testler, kanseri önlemek veya erken teşhis etmek için hayati öneme sahiptir.
  • Sağlıklı yaşam tarzı: Dengeli beslenme, sigara içmemek ve düzenli egzersiz yapmak bağışıklık sistemini güçlendirir, böylece rahim ağzı kanseri riskini azaltabilir.
  • Sağlıklı cinsel ilişki: Güvenilir korunma yöntemleri kullanmak ve cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan kaçınmak önemlidir.

Önleyebilir ve tedavi edebilirsiniz
Rahim ağzı kanseri farkındalık ayı, kadınları bu önemli konuda bilinçlendirmek ve sağlıklarını korumak için bir fırsattır. Sağlığınızı önemseyin, düzenli sağlık kontrolüne gidin ve bilinçli kararlar alarak rahim ağzı kanseri riskinizi azaltın. Unutmayın, rahim ağzı kanseri önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Okul çocukları tehlikede

Okul çocukları tehlikede

Son dönemlerde hem yetişkinlerde hem de çocuklarda hastalık oranlarında artış var. Bunların başında da kış mevsiminde çok sık tekrarlayan influenza gelmekte. Özellikle temas ve solunum yolu ile bulaşma riskinden dolayı okul çağı çocuklarında daha fazla görülen ve okuldan eve taşınan influenza hakkında merak edilenleri Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Güvener anlattı.

Dr. Gizem Güvener

Dr. Gizem Güvener

Mevsimsel girip: Influenza
Mevsimsel grip olarak da bilinen influenza, damlacık yolu ve yakın temas ile bulaşan üst solunum yolu enfeksiyonudur. A, B ve C olmak üzere 3 tipi bulunmaktadır. Influenza A daha ağır klinik bulgulara neden olur; insan, domuz, kuş, atlarda hastalık oluşturur ve mutasyona uğrama özelliğinden dolayı kuş gribi ve domuz gribi gibi mevsimsel salgınlara neden olabilir. Influenza B sadece insanlarda hastalık oluşturur, influenza A’ya göre daha hafif hastalıktan sorumludur. Influenza C insan ve domuzlarda hastalık oluşturabilir ve hafif üst solunum yolu enfeksiyonuna neden olur.

Çocuklarda son derece yaygın
Influenza enfeksiyonu dünya genelindeki çocuklarda son derece yaygındır. Hafif enfeksiyon, hastaneye yatışı gerektiren ciddi hastalık ve ölüm oranlarıyla dünyada çocuklar üzerinde önemli bir hastalık yükü oluşturmaktadır.

Influenza teşhisi konan okul çağındaki çocukların neredeyse tamamı en az bir gün okula gidemiyor, respiratuar sinsityal virüs (rsv), parainfluenza virüsü ve koronavirüs gibi diğer solunum yolu hastalıklarıyla karşılaştırıldığında, influenza enfeksiyonuna bağlı okula devamsızlığın daha fazla olduğu görülmüş.

Influenzanın semptomları nelerdir?

  • Kuluçka dönemi olan 1-2 günün ardından başlayan 38 dereceyi bulan ve ani başlayan ateş, kas ağrısı ve yorgunluğun ön planda olduğu, baş ağrısı öksürük burun akıntısı boğaz ağrısının da eşlik ettiği, bulantı, kusma ve ishalin de görülebildiği influenzada; ateş yaklaşık 3-5 günde, diğer semptomlar 1 haftada düzelir.
  • Kuru öksürük bazı durumlarda daha uzun sürebilir.
  • Orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre ve bronşit sık görülen komplikasyonlardır. Bu komplikasyonlardan influenzanın üzerine geçirilen bakteriyel enfeksiyonlar sorumludur.
  • Altta yatan astım, kistik fibrozis, kalp hastalığı ve nöromüsküler hastalıkları olan çocuklar, ciddi hastalık ve komplikasyon açısından daha yüksek risk altındadır.

Nasıl bulaşır?

  • İnfluenza hapşırma öksürme ile açığa çıkan damlacıkların havada asılı kalması ve solunum yolu ile bu virüslerin alınması ile bulaşır.
  • Hasta kimselerin enfekte ettiği, virüsün bulaştığı kapı kolları, masa, ortak kullanılan eşyalar ile temas olması sonrası elleri, burun ve ağıza temas ettirmek bir diğer bulaş yoludur.
  • Yenidoğan bebekleri anneden geçen antikorlar yaşamın ilk birkaç ayında koruyabilir. Ancak sonrasında bu antikorların miktarı azalmaktadır.
  • Virüsü bulaştırma oranı çocuklarda erişkinlere oranla daha fazladır ve daha uzun süre bulaştırıcıdır.
  • Virüsün bulaşma sıklığı hastalığın ilk gününde pik yapar ve küçük çocuklarda bulaştırıcılık 7-10 güne kadar devam edebilir.

 

Okul çocukları tehlikede Son dönemlerde hem yetişkinlerde hem de çocuklarda hastalık oranlarında artış var. Bunların başında da kış mevsiminde çok sık tekrarlayan influenza gelmekte. Özellikle temas ve solunum yolu ile bulaşma riskinden dolayı okul çağı çocuklarında daha fazla görülen ve okuldan eve taşınan influenza hakkında merak edilenleri Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gizem Güvener anlattı.

Tanısı nasıl konulur?
Klinik bulgulara göre, boğaz sürüntüsü ile virüsün gösterilmesi ve gereklilik halinde laboratuvar değerlerine göre konur.

Laboratuvar tetkikleri her zaman gerekli olmayabilir, fakat komplikasyon riski yüksek ve hastaneye yatacak kadar ilerlemiş tüm hastalarda kan tetkikleri ve görüntüleme yöntemlerine başvurmak gerekir.

Tedavisi nasıl yapılır?
Destek tedaviler ve antiviral tedavi bulunmaktadır. Yeterli sıvı alımı, dengeli beslenme, yatak istirahati, gereklilik halinde medikal-antiviral ilaçlar kullanılabilir.

Genel durumda bozulma, uzun süreli ateş veya ateşin tekrarlaması halinde sekonder bakteriyel enfeksiyondan şüphelenilmelidir. Gereklilik halinde uygun antibiyotik kullanılabilir.

Aşısı var mı?
Influenza için aşı bulunmaktadır. Çocukları yıllık aşılama, influenzaya karşı korumanın en iyi yoludur. Her yıl, bir önceki yıl en çok görülen suşları içine alarak hazırlanan aşı 6 aydan büyük çocuklarda uygulanabilir.

Aşı 6 ay ile 8 yaş arasında ilk kez uygulayacaksa 1 ay ara ile 2 doz, daha önce 2 doz aşı uygulandıysa artık senede 1 kez yapılır. 9 yaş ve üzerinde çocuklar için yılda 1 kez aşı uygulanır.

Amerikan Pediatri Akademisi, 6 aydan büyük tüm çocuklara yıllık influenza aşısı yapılmasını önermektedir. Aşının öncelikli olarak yapılması gereken kişiler; astım ve diğer kronik solunum yolu hastalıkları, diyabet, bağışıklık sistemi baskılanması, ciddi kalp hastalığı veya ilerleyici nörolojik hastalıklar gibi ciddi grip hastalığı veya komplikasyonları açısından daha yüksek risk altında olan çocuklardır. Influenzaya karşı koruyucu antikor düzeylerinin gelişmesi aşılamadan sonra yaklaşık iki hafta sürer.

Ne gibi önlemler alınmalı?

  • El hijyeni enfeksiyonun kişiden kişiye bulaşma riskini azaltmak için en önemli önlemdir. Solunum sekresyonları veya kontamine yüzeylerle temas sonrasında eller su ve sabun ile yıkanmalıdır.
  • Hastalık belirtileri gösteren kişilerin maske kullanması gerekir.
  • Öksüren veya hapşıran kişiden en az bir metre uzakta durulmalıdır.
  • Kapalı ve havalandırılmayan ortamlarda geçirilen süre kısaltılmalıdır.
  • Sağlıklı beslenme sağlanmalıdır.
  • Düzenli uyku oluşturulmalıdır.
  • Aşılama, influenzadan korunmak için en iyi yoldur ve olası bulaş durumunda hastalığın en hafif şekilde geçirilmesini sağlar.