Yazılar

Kalça ve diz protezinde robot dönemi

Kalça ve diz protezinde robot dönemi

Diz ve kalça cerrahisinde kullanılan robotik cerrahi, artroz hastalarına daha kolay, daha ağrısız, daha başarılı ve daha güvenilir çözümler sunuyor. Robotik cerrahi sayesinde dize ve kalçaya en uygun ve en anatomik yerleşimli protez uygulanarak, hastaya çok önemli bir avantaj sağlanıyor. İdeal planlama ile ideal sonuca ulaşıldığının altını çizen Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer; kısa sürede aktif hayata geri dönülmesini sağlayan bilgisayar destekli cerrahi ve günümüzde kullandığımız robotik ortopedik girişimlerin özellikleri ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Prof. Dr. Erden Ertürer

Prof. Dr. Erden Ertürer

İdeal planlama ile ideal sonuca ulaşabilirsiniz
Bilgisayar destekli cerrahi, günümüzde kullandığımız robotik ortopedik girişimlerinin temelini oluşturuyor. Temel amaç, hastanın bilgisayarlı tomografi ile 3 boyutlu modelini oluşturmak, girişimin planlamasını ve hatta sanal olarak uygulamasını bu model üzerinden yapmaktır. Böylece girişim öncesi yapılacak ideal planlama ile hastaya ideal sonucu sunmak mümkün oluyor.

Günlük yaşamınıza daha kısa sürede dönebilirsiniz
Eklem protezi ameliyatları için geliştirilmiş cerrahi robot sistemi bilgisayara bağlı çalışan robotik bir koldan oluşur. Robotik teknoloji, cerrahların hastalara kendi özel tanı ve anatomilerine dayanarak, kişiselleştirilmiş bir cerrahi deneyim sunmalarına yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Robotik protez ameliyatlarının çok önemli bir avantajı da ameliyat sırasında canlı olarak alınan denge ve uzunluk verileridir. Ameliyat sırasında cerrah robotik olarak yapılan ölçümlerle, diz protezinde bağ dengesini ve kalça protezinde de bacak boyu eşitlenmesini hatasız olarak gerçekleştirebilir.

Operasyon öncesi sanal olarak ameliyatınız tamamlanmış olur
İlk adım hastaya özel cerrahi planlamadır. Ameliyattan önce, diz veya kalça ekleminizin üç boyutlu sanal modelini geliştirmek için bilgisayarlı tomografi taraması yapılır. Doktorunuz sonuçları kemik yapınızı, hastalığın ciddiyetini, eklem hizasını ve çevresindeki kemik ve yumuşak dokuyu değerlendirmek için kullanır. Tomografi kesitleri üzerinden size özel yapılan planlama ile protezinizin en uygun boyutunu, yerleşimini ve hizasını belirleyerek cerrahi planı hazırlar. Yapılan simülasyon sayesinde hareket esnasında protez uyumu test edilebilir. Yani operasyon öncesi sanal olarak ameliyatınız tamamlanmış olur.

Liv Hospital

Robotik diz ve kalça protezi için en iyi adaylar kimlerdir?

  • Eklem kıkırdaklarında aşınma, dizde şekil bozukluğu oluşumu, sıklıkla bacakların içe yönelerek ‘O’ şeklini alması,
  • Kalça veya diz ekleminin içinde ve diz kapağının altında veya dışında özellikle aktivite ile oluşan ağrı, gece ağrısı ve uyku kalitesinde bozulma,
  • Eklem hareketlerinde sertlik ve kısıtlılık, dizin tam olarak açılamaması ve kapanamaması,
  • Yürüme bozukluğu, sağlıklı ve ağrısız yürüme mesafesinin kısalması, denge kaybı
  • Şikâyetlerin dinlenme, kilo kaybı, fizik tedavi ve antienflamatuar ilaçlar gibi cerrahi olmayan tedavilere cevap vermemesi.

Robotik yönteminin avantajları nelerdir?

  • Ameliyat öncesi planlama ile en uygun protez boyutunun ve yerleşim yerlerinin tespit edilmesi,
  • Ameliyat esnasında geleneksel kesi bloklarını kullanmadan kemik kesimlerinin hatasız olarak tamamlanması,
  • Ameliyat sırasında canlı verilerle diz protezi ameliyatı için çok önemli olan eklem dengesinin mükemmel olarak sağlanması,
  • Elde edilen kusursuz uyum sayesinde daha iyi ve daha uzun performans gösteren eklem yapısı oluşturulması
  • Dizdeki ve kalçadaki doğal hareket aralığının tam olarak onarılması,
  • Sağlıklı kemik ve dokuların maksimum korunması,
  • Ameliyat sonrası daha kısa hastanede kalma süresi ve daha hızlı rehabilitasyon imkanı
  • Daha hızlı iyileşme ve aktif hayata dönüş.

Ortak kulak enfeksiyon burun ve geniz kaynaklıdır

Ortak kulak enfeksiyon burun ve geniz kaynaklıdır

Kulağını tutarak ağlayan çocuk sayısı bir hayli fazla olmakla birlikte en yaygın olan ve ebeveynlerin ilk aklına gelen soruların başında “Acaba orta kulak iltihabı mı var?” oluyor. Çünkü herhangi bir kulak ağrısı akla ilk bu soruyu beraberinde getiriyor. Peki her kulak ağrısı orta kulak ağrısına mı işaret ediyor? Enfeksiyonlar, işitme konusunda hangi boyutta sıkıntı yaratır ve bulaşıcı bir hastalık mıdır? Kış aylarında nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonların daha fazla görülmesinden kaynaklı orta kulak iltihabının da sıklığının artış gösterdiğinin altını çizen Liv Hospital KBB Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Irmak Uçak çocuklarda kulak ağrısının dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Dr. Irmak Uçak

Dr. Irmak Uçak

Kulak iltihaplarının en sık nedeni enfeksiyonlar mıdır?
Kulak ağrısı çocuklarda sık rastlanan bir problemdir. Kulak ağrısının en sık nedeni enfeksiyonlardır. Enfeksiyon kulak deliğinden kulak zarına kadar olan kanaldaysa dış kulak yolu enfeksiyonu, kulak zarının arkasında daha iç kısımdaysa orta kulak iltihabı (akut otitis media) teşhisi konulur.

Çocuklar orta kulak enfeksiyonuna daha mı yatkındır?
Orta kulak enfeksiyonu, burun ve genizdeki mikroorganizmaların östaki tüpü aracılığıyla orta kulak boşluğuna geçmesi nedeniyle oluşur. Çocuklarda, yetişkinlere göre, östaki tüpü daha yatay ve daha kısadır, bu nedenle orta kulak enfeksiyonuna daha yatkındırlar. Daha önceden kulak zarında delik olmayan, kulak zarı sağlam olan çocuklarda dış kulak kanalında kaçan su orta kulak enfeksiyonuna sebep olmaz, enfeksiyon zarın daha iç kısmında orta kulak boşluğunda oluşmaktadır ve hemen her zaman burun ve geniz kaynaklıdır.
Orta kulak enfeksiyonu bulaşıcı mıdır?
Orta kulak enfeksiyonu başka birine yine orta kulak enfeksiyonu olarak bulaşmaz; çocuğun aynı zamanda burun akıntısı, öksürük, hapşırma gibi üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları varsa, yine üst solunum yolu enfeksiyonu olarak başka bireye bulaştırabilir. Kış aylarında nezle, grip, sinüzit gibi enfeksiyonlar daha sık görüldüğü için orta kulak iltihabının da sıklığı artmaktadır.

Dış kulak enfeksiyonu ağrılıdır mıdır?

  • Dış kulak yolu enfeksiyonu genellikle yaz aylarında denize ve havuza girilmesine bağlı oluşur.
  • Dış kulak kanalında oluşan tahrişe bağlı veya kulak enfeksiyonu olan başka bir bireyin enfekte salgılarının çocuğun kulağına temas etmesi ile bulaşır.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonu bulaşıcı olabilir, çocuğun enfekte kulağına temas eden pamuk, kulaklık, damlalık ucu veya kendi eli dahi, sonrasında diğer kulağa da temas ederse enfeksiyonu taşıyabilir.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonu oldukça ağrılıdır ve kulak kanalı girişindeki kıkırdaklara dokunmakla ağrının şiddeti çok artar, çocuk kulağına dokundurmaz, o kulağın üzerine yatamaz.

Çocuklarda kulak ağrısı nasıl geçer?

  • Kulak enfeksiyonları, enfeksiyonun yerine göre, antibiyotik içeren şuruplar veya damlalar ile tedavi edilir. Antibiyotik enfeksiyonu tedavi etmeye başladıkça ağrı azalır, ancak bunun için birkaç gün geçmesi gerekir. Bu nedenle kulak ağrısı olan bir çocukta ağrı kesici şuruplar verilerek erken dönemde çocuğun ağrısı azaltılmaya çalışılır.
  • Dış kulak yolu enfeksiyonuna bağlı şiddetli ağrılarda ek olarak lokal anestezik kulak damlaları kullanılabilir.
  • Orta kulak enfeksiyonunda bazen basıncın artmasına ve kulak zarını dışarıya doğru bombeleştirmesi bağlı ağrı daha da şiddetlenebilir. Basıncın daha da artığı durumlarda kulak zarında yırtılmalar oluşur ve orta kulaktaki iltihaplı sıvı dışarıya akar, zarın yırtılması ve basıncın ortadan kalkması ile çocuğun ağrısı birden geçebilir.
  • Kulak ağrısı olan ve sonrasında dış kulak kanalında akıntısı başlayan bir çocukta, hekime başvurup kulak muayenesi yapılana kadar çocuğun kulağı sudan korunmalıdır.

Dr. Irmak Uçak

Çocuklarda kulak ağrısı hangi hastalık ya da problemlerin habercisidir?

  • Çocuklarda kulak enfeksiyonu dışında başka sebepler de kulak ağrısı yapabilir.
  • Kulak kanalını tamamen tıkayan ve baskı oluşturan kulak kirleri (buşon) ağrıya sebep olabilir. Böyle bir durumda kulak kirleri temizlendikten sonra dış kulak kanalı ve orta kulak değerlendirilerek enfeksiyon bulguları olup olmadığı araştırılır.
  • Kulak ağrısıyla gelen bir çocuğun muayenesinde kulak kanalı ve kulak zarı normal gözüküyorsa, yansıyan ağrı düşünülmelidir. Tonsillit ve farenjit gibi boğaz enfeksiyonları, bademciklerin üzerinde veya damakta oluşan aftlar ve yaralar, diş ağrıları, çene eklem problemlerine bağlı ağrılar kulağa yansıyan ağrı yapabilir.

Kulak ağrısı için evde ne yapılabilir?
Kulak ağrısı olan çocuklarda ağrı kesici şuruplara ek olarak, burun tıkanıklığının azaltmaya ve östaki tüpünü rahatlatmaya yönelik burun spreyleri kullanılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonu bulguları olan ve kulak enfeksiyonu başlamamış çocuklarda tuzlu su spreyleriyle burun temizliği yapmak, orta kulak enfeksiyonu ve sinüzit gelişmesini önlemeye yardımcı olabilir. Ancak orta kulak enfeksiyonu başlamış olan çocuklarda basınçlı şekilde yapılan burun temizliği orta kulak basıncını arttırarak ağrıyı daha da şiddetlendirebilir. Sadece basınçlı burun yıkama veya çocuğun çok kuvvetli sümkürmesi bile burundaki mikroorganizmaların östaki tüpü aracılığıyla orta kulağa ulaşmasına sebep olabilir. Orta kulak enfeksiyonu geçiren çocuklarda kulak üzerine yapılan sıcak uygulama (çocuğun cildini tahriş etmeyecek şekilde) ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir.

Ailesinde miyom olanlarda iki kat daha sık görülüyor

Ailesinde miyom olanlarda iki kat daha sık görülüyor

İyi huylu tümörler olan ve üreme çağında ortaya çıkan miyomların genel belirtileri adet sancıları ile de karıştırılabildiğinden çoğu kadın doktora gitme konusunda geç kalmış olabiliyor. Belirtileri kişiden kişiye göre değişiklik gösterse de şiddetli ağrı ve yoğun adet kanamalarının dikkate alınması gerektiğinin altını çizen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kübra Karakolcu, yoğun adet kanamalarını sıradanlaştırmayın ve rutin doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin diyerek miyomlar hakkında merak edilen soruları yanıtladı.

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Miyomlar iyi huylu tümörler midir?
Miyom, rahimdeki düz kas hücrelerinden oluşan iyi huylu tümörlerdir. Kadınlarda çoğunlukla üreme çağında ortaya çıkar. Miyomların belirtileri kişiden kişiye değişebilir.
Miyomun genel belirtileri nelerdir?

  • Ağrılı ve şiddetli adet görme
  • Alt karında ağrı ve basınç hissi
  • Sık idrara çıkma
  • Cinsel ilişkide ağrı
  • Sırt ağrısı
  • Kabızlık
  • Kısırlık
  • Tekrarlayan gebelik kaybı
  • Erken doğum

Menopoz sonrası küçülmeye başlar mı?
En sık 30-40 yaşlarında görülür, menopoz sonrası küçülmeye başlar. Ailesinde miyom olanlarda 2 kat daha sık görülür. Ayrıca siyah ırkta ve obezlerde de görece daha sık görülür.

Tehlikeli mi?
Miyom hücreleri rahim çevresinde veya içinde gelişen kanser olmayan zararsız tümörlerdir. Miyomların rahim kanseri gelişimine sebep vermesi çok nadir görülen bir durumdur.

Nasıl teşhis edilir?
Miyomlar genelde rutin kadın doğum muayenesi sırasında tesadüfen saptanır. Pek çok miyom nüvesi ultrasonografi ile kolayca tespit edilir. Çok sayıda ve hızlı büyüyen miyomlarda MR görüntüleme istenebilir. Ayrıca karın muayenesinde sert ve ağrısız bir yumruya rastlanabilir.

Miyomlar alınmazsa ne olur?
Miyomlar alınmazsa büyümeye devam edebilir. Büyüdükçe daha fazla semptomlara yol açabileceği gibi rahmin şeklini ve boyutunu da etkileyebilir. Büyük miyomlar ayrıca idrar yolu ve barsakları etkileyerek sık idrara çıkma ve kabızlık gibi sorunlara neden olabilir. Miyomlar küçük ve birkaç taneyken daha basit bir miyom alma ameliyatı ile tedavi edilebilecekken müdahale edilmezse ilerleyen zamanlarda rahmin alınmasına ve buna bağlı olarak da erken menopoza kadar gidebilir. Ayrıca rahim duvarı içerisindeki miyomlar ameliyat edilmezse kısırlığa ve tekrarlayan düşüklere sebep olabilir.

Op. Dr. Kübra Karakolcu

Kaç santimetreye ulaşırsa ameliyat gereklidir?
Kesin bir sınır yoktur. Hastanın şikayetlerine göre ameliyat kararı alınır. Rahim iç duvarında bulunan miyom 1 cm bile olsa yoğun kanamaya neden olan miyoma ameliyat önerilebilir. Ameliyat kararında bir diğer önemli nokta miyomların hızlı büyüyüp büyümediğidir.

Miyomlar kansere çevirir mi?
Miyomlar iyi huylu tümörlerdir. Kansere dönüşme olasılığı çok düşüktür. Bu oran çalışmalarda binde iki olarak bulunmuştur. Miyomdan gelişen kanser türüne leiomyosarkom denir. Eğer hızlı büyüyorsa ve çoğalıyorsa ayrıca menopoz sonrasında küçülmek yerine büyümeye devam ediyorsa kanserden şüphelenilir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Genellikle tedavi verilmeksizin periyodik olarak takip edilir. Fakat hastada ciddi şikayetlere yol açıyorsa cerrahi olarak tedavi edilir. Çocuk istemi olan hastalarda rahimin korunması için miyom alma ameliyatı kameralı veya açık olarak gerçekleştirilir. Hasta çocuk doğurmak istemiyorsa ve kırklı yaşların üzerindeyse miyomlar büyük ve çok sayıdaysa rahim alma ameliyatı gerçekleştirilir. Eğer miyom rahim iç duvarındaysa histereskopi ile vajenden girilerek de alınabilir.

Her ağrı fibromiyalji mi?

Her ağrı fibromiyalji mi?

Yaşam kalitemizi etkileyen, sosyal hayatımızı bölen, iş yaşamımızdaki performansımızı sekteye uğratan ağrıların, tanımının konulabilmesi tedavi süreci için çok önemli. Hemen hemen herkesin bir kas ağrısı ile başlayan ve vücudunun farklı noktalarını etkileyen ağrısı var. Peki bu ağrı miyofasiyal mi yoksa fibromiyalji mi? Yaygın ağrı ile seyreden, benzer belirtileri olsa da arasında bazı temel farklar bulunan miyofasiyal ve fibromiyalji ile ilgili merak edilenleri Liv Hospital Algoloji Uzmanı Prof. Kader Keskinbora anlattı.

Prof. Kader Keskinbora

Prof. Kader Keskinbora

MİYOFASİYAL AĞRI

Yumuşak dokuda hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir

  • Miyofasiyal ağrı; kaslar ve bağ dokularında oluşan ağrı, sertlik ve hassasiyetle karakterize olan bir durumdur.
  • Yumuşak dokuda hassasiyet, kas sertliği ve hareket kısıtlılığı gibi belirtiler görülebilir.
  • Genellikle kaslarda önce gerginlik ve spazm olur ve bu durum aşırı kullanım, travma veya duruş bozuklukları gibi fiziksel nedenlerle daha da kötüleşerek uzun süreli ağrıya ve ağrı nedeniyle de hareket kısıtlılığına neden olur.
  • Kas içindeki gergin noktalara tetik nokta yani halk arasındaki tabiriyle kulunç denilmektedir. Bu noktalar küçük, sert nodül ve düğüm şeklindedir. Dokunulduğunda ve özellikle muayene sırasında daha fazla ağrıya neden olabilmektedir. Bu ağrıların uzun sürmesi kişinin ağrı sistemini de bozar ve daha fazla ağrıdan yakınmaya neden olur.
  • Özellikle boyun bölgesindeki kas spazmına bağlı baş ağrısı, çenede ağrı ve diş sıkma gibi bulgularda görülebilir

Miyofasiyal tedavi genellikle multidisipliner bir yaklaşım gerektirir

  • Miyofasiyal ağrı sendromunun yönetimi; semptomların hafifletilmesi ve yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.
  • Fizik tedavi, masaj terapisi, egzersiz ve ağrı kesiciler önerilmektedir. Kişiye özgü bir tedavi planı oluşturmak gereklidir. Eğer kişinin ağrısı şiddetli yani akut dönemde ise tetik noktalara uygulanacak enjeksiyon tedavileri ağrıyı belirgin bir şekilde azaltır.
  • Tetik nokta enjeksiyonlarının temel amacı, kaslardaki gerginliği ve ağrıyı azaltarak, hastanın yaşam kalitesini artırmak ve hareket kabiliyetini geliştirmektir.
  • Belirli bir tetik noktaya ince bir iğne aracılığıyla lokal anestezik (örneğin, lidokain) veya kortikosteroid (anti-enflamatuar etkisi olan bir ilaç) enjekte edilir. Ayrıca tetik noktalara ozon ve botoks da uygulanabilir. Bu enjeksiyonların etkisi kısa sürelidir. Son zamanlarda önerilen tetik noktalara radyofrekans akımı uygulamasıdır. Bu yöntemde 42 derecede ısıtılmış radyofrekans akımı özel bir iğne ve elektrod aracılığı ile tetik noktaların içine uygulanmaktadır. Bu yöntemin etkisi diğer tetik nokta enjeksiyonlarına göre ortalama 1 yıl gibi uzun sürmektedir.

Prof. Kader Keskinbora

FİBROMİYALJİ
Yorgunluk ve uyku bozuklukları ile gelen kronik ağrı sendromu

  • Yaygın vücut ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve hassas tetik noktaları gibi belirtilerle karakterize edilen kronik bir ağrı sendromudur. Ağrı genellikle vücudun çeşitli bölgelerinde yaygındır. Özellikle belirli noktalarda (tetik noktaları) ağrı ve hassasiyet hissedilir. Ayrıca, yorgunluk, uyku bozuklukları, baş ağrıları ve konsantrasyon zorlukları gibi genel belirtiler de görülebilir.
  • Fibromiyalji tam olarak anlaşılamamış bir durumdur, ancak genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimi rol oynayabilir.
  • Fibromiyalji genellikle bireyseldir ve her kişide farklı semptomlar ve şiddet düzeyleri gösterebilir.
  • Fibromiyalji genetik olarak heterojen bir hastalıktır, yani birçok genetik faktörün etkileşimi sonucu ortaya çıkar.
  • Genellikle fiziksel ve duygusal hassasiyeti olan kişilerde daha sık görülebilir. Stres ve kaygı, fibromiyalji semptomlarını tetikleyebilir veya kötüleştirebilir. Duygusal stres, vücuttaki kas gerginliğini artırabilir ve ağrıyı şiddetlendirebilir.
  • Fibromiyalji hastaları genellikle fiziksel aktiviteye karşı artan hassasiyet gösterirler. Aşırı egzersiz veya belirli hareketler fibromiyalji semptomlarını artırabilir.
  • Yapılan çalışmalar fibromiyaljiden yakınan kişilerde vücutta strese karşı ortaya çıkan serotonin ve noradrenalin gibi bazı hormonların daha az oranda olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak kişinin ruhunun hassasiyeti kasları oluşturan hücre düzeyinde de olduğu ve serotonin ve noradrenalin seviyelerinin yetersizliği, stres ve kaygılı durumlarda bu kişileri fibromiyaljiye daha yatkın kılmaktadır. Bu nedenledir ki fibromiyalji tedavisinde antidepresan ve antinöropatik ilaçlar, fibromiyalji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilir. Özellikle, serotonin ve norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI’lar) ve seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI’lar) ve antinöropatik (gabapentinoidler) sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, ağrıyı azaltabilir, uyku düzenini düzeltebilir ve genel ruh halini iyileştirebilir.

Bacaklarınızdaki şiddetli krampın sebebi varis olabilir

Bacaklarınızdaki şiddetli krampın sebebi varis olabilir

Şu sıralar şiddetli kramplarla güne merhaba diyor, bacaklarınızda ağrı veya şişlik hissediyorsanız ve küçük yaralarınız geç iyileşiyorsa bedeninizin sesine kulak verin, çünkü tüm bu belirtiler tehlike çanlarının sizin için çaldığı anlamına gelebilir. “Varis hastalığı, estetik sorunlar yanında günlük hayatı etkileyen ve hayat kalitesini düşüren ciddi şikayetlere de neden olabiliyor.” diyen Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Cem Arıtürk, Varis hastalığına işaret eden 5 bulgunun neler olduğunu anlattı.
Toplardamarlarda akım ve yapı bozukluğu olarak tarif edilen varis hastalığı toplumda daha çok neden olduğu estetik kaygılar ile ön planda. Ancak varis hastalığı, estetik sorunlar yanında günlük hayatı etkileyen ve hayat kalitesini düşüren ciddi şikayetlere de neden olabiliyor. Hatta ileri dönem hastalarında bacak kaybına kadar ilerleyebilen bazı klinik tablolar da görülebiliyor.

Doç. Dr. Cem Arıtürk

Doç. Dr. Cem Arıtürk

Varis hastalığına işaret eden 5 bulgu

  1. Varis hastalığının ilk bulguları olan ağrı, şişlik, dolgunluk gibi şikayetleri eskiye oranla daha sık, sadece yaz aylarında değil kış aylarında da ve günün daha erken saatlerinde yaşıyorsanız,
  2. Bacaklarınıza özellikle sabah saatlerine yakın, uykudan uyandıracak şiddette kramplar giriyorsa,
  3. Diz altı bölgenizde kızarıklık, cilt lezyonları gibi eşlik eden bulgular ve başka bildiğiniz hiçbir neden olmadan kaşıntı oluyorsa,
  4. Bacağınızın bilek üstü bölgesinde ve iç kısmının cilt kalitesinde bozulma, ciltte kalınlaşma ve renkte koyulaşma gibi belirtileriniz başladıysa,
  5. Bir travmaya maruz kalmadan veya çok küçük travmalarla yaralar açılıyor ve bu yaralar normalden geç iyileşiyor veya hiç iyileşmiyorsa çanlar sizin için de çalıyor demek olabilir.
  6. Eğer varis hastalığınız varsa ve yukarıda bahsettiğimiz durumlardan birini yaşıyorsanız mutlaka konusunda uzman bir damar cerrahına muayene olmalı ve tedaviye başlamalısınız. Bu sayede hem oluşabilecek daha ciddi sorunların (bacak kaybına kadar gidebilecek tıbbi süreçlerin) önüne geçmiş hem de şikayetsiz bir hayat yaşamanızı sağlamış olursunuz.

Sağlıksız beslenme kansere neden oluyor!

Sağlıksız beslenme kansere neden oluyor!

Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Peki besinlerin kanser riski üzerindeki etkileri nelerdir? Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı

Prof. Dr. Duygu Derin

Prof. Dr. Duygu Derin

Aşırı et tüketimi
Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.
Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür.
Posalı gıda ile beslenme
Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 – 40 oranında azaltır.
Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuvar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor.
İşlenmiş et ve konserve tüketimi
Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda (salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler.
Alkol ve sigara kullanımı
Son araştırmalar Batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10.8’inin, kadınlarda yüzde 4.5’inin alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor. Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır.
Haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksek aktivite
Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometriyum ve yemek borusu kanseri obezlerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığı vurgulanıyor, Akdeniz tarzı diyet öneriliyor.

Prostat biyopsisinde son yenilik; Cilt yüzeyi biyopsisi

Prostat biyopsisinde son yenilik; Cilt yüzeyi biyopsisi

Son yıllarda gelişen teknoloji ile sağlık alanında ciddi ilerlemeler kaydedildi. Bu gelişmeler, ürolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde de yenilikler sağladı. Yeni teknolojiler ve en güncel yöntemlerle tanıların daha doğru konulduğunun altını çizen Liv Hospital Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel Prostat kanseri hakkında bilgiler verdi.

Doç. Dr. Eymen Gazel

Doç. Dr. Eymen Gazel

Erkeklerde en sık görülen kanser: Prostat
Prostat kanseri erkekler arasında en sık görülen kanser türlerinden biridir. Fakat erken teşhis edildiğinde uygun şekilde tedavi edilebilir.

Kan tahlili ile bakılan Prostat Spesifik Antijen (PSA) gibi bilinen taramaların yanı sıra üç tesla prostat manyetik rezonans (MR) gibi gelişmiş görüntüleme yöntemlerinin de kullanılması, doğru ve erken tanı imkanını artırmaktadır. Tüm bu tarama testleri kanser açısından bize bir risk oranı vermekteyken asıl tanı biyopsi yardımıyla yapılan patolojik inceleme ile koyulur.

Prostat biyopsisinde şüpheli lezyondan örnek almak çok önemli

Prostat erkeklerde bulunan bir salgı bezidir. Şekil ve yapı itibariyle portakala benzetilmektedir. Prostat kanseri şüphesi ile çekilen MR görüntülerinde bu bezin bir ya da birkaç bölgesinde bazen 1cm den de küçük olabilen kanser odakları izlenmektedir. Hastaya doğru tanı koyulabilmesi de bu küçük lezyonlardan parça alınması (biyopsi) ile mümkündür.

Bu küçük şüpheli alanları yakalayabilmek amacıyla günümüzde artık prostat biyopsisinde MR-ultrason (USG) füzyon yöntemi kullanılır. Bu yöntemde hastanın daha önce çekilen multiparametrik MR görüntüleri, biyopsi yapılan ultrason (USG) cihazına aktarılarak tümörün tam yeri belirlenebilmekte, böylece klasik biyopsilerdeki gibi “körleme” parça almak yerine “hedef gözeterek” doğrudan şüpheli odaktan biyopsi yapılır. Bu şekilde hastalara daha erken ve daha doğru tanı konulmuş olur.

Doç. Dr. Eymen Gazel

Yeni nesil Mr-Ultrason füzyon biyopsi

Prostat biyopsisinde son yenilik ise biyopsi işlemin rektum (makat)’dan değil perineal bölgeden yani cilt yüzeyinden gerçekleştirilmesidir.
Bu sistemin fark ve avantajları ve avantajları

  • MR ve Usg görüntüleri birleştirilerek şüpheli lezyon hedefleniyor.
  • İşlem rektum (makat) içinden değil de perineal (cilt) bölgeden yapıldığından enfeksiyon riski minimalize edilmiş oluyor.
  • Hastanın biyopsi haritası bilgisayar sisteminde kayıt altına alınıyor. Bu sayede şayet alınan örnek kanser çıkarsa lezyonun tam koordinatları bilindiğinden ameliyatsız (fokal) tedavilere olanak sağlıyor.

Bu yöntem sayesinde hastaların prostat biyopsi işleminden en çok çekindikleri enfeksiyon riski ve gaytada kanama olması görülmemektedir. Bu sebeple perineal (ciltten) yapılan biyopsiler çok daha konforlu ve güvenli kabul edilmektedir.

Basit bir göz sorunu beyin tümörü habercisi olabilir!

Basit bir göz sorunu beyin tümörü habercisi olabilir!

Gözlerimiz, sadece dünyaya açılan pencerelerimiz mi? Bunu hiç düşündünüz mü? Ciddi hastalıkların işaretçisi olarak bizleri uyaran en önemli organlarımızın başında gelen gözlerimiz ve sağlığı son derece önemli. Çünkü gözlerimiz genel sağlığımız, özellikle de beyin sağlığımız hakkında bizlere önemli bilgiler de sunuyor. Örneğin; görme bozuklukları beyin tümörlerinin erken uyarı işaretlerinden biri. Ve belirtilerin farkında olmak, hastalığın zamanında teşhis ve tedavi edilmesi için büyük önem taşıyor. Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Abuzer Güngör, beyin ile görme arasındaki bağı, beyin tümörlerinin çeşitlerini ve etkilerini anlattı.

Doç. Dr. Abuzer Güngör

Doç. Dr. Abuzer Güngör

Beyin ile görme arasındaki bağ
Beynimiz, görme yeteneğimizi yönetir ve işler. Bir tümör, bulunduğu yere bağlı olarak bu karmaşık sistemi bozabilir. Görme sinirlerine baskı yapabilir, görsel korteksi etkileyebilir veya görsel bilgiyi taşıyan yolları engelleyebilir.

Erken tanı ve müdahale ile görme fonksiyonlarının iyileşmesi
Erken tanı ve müdahale, görme fonksiyonlarının kısmen veya tamamen geri kazanılmasını sağlayabilir. Beyin tümörlerinin zamanında tespit edilip tedavi edilmesi, görme sinirlerine verilen zararın azaltılmasına ve bazen de tersine çevrilmesine yardımcı olur. Bu, özellikle tümörün görme sinirlerine baskı yaparak görme kaybına neden olduğu durumlarda önemlidir.

Beyin tümörlerinin çeşitleri ve etkileri
Beyin tümörleri, türlerine ve yerleşim yerlerine göre farklılık gösterir, her biri görme yeteneğimizi farklı şekillerde etkileyebilir:

  • Gliomlar: Görme yollarına baskı yaparak görme bozukluklarına neden olabilir.
  • Meningiomlar: Genellikle iyi huylu olan bu tümörler, görme sinirinin yakınında büyüyerek görme değişikliklerine yol açabilir.
  • Hipofiz tümörleri: Beynin alt kısmında yer alır ve yakındaki görme sinirlerini etkileyerek özellikle periferik görüşü bozabilir.
  • Metastatik beyin tümörleri: Vücudun başka bölgelerinden beyine yayılan kanserler, görsel iletişim yollarını etkileyebilir.

Belirtiler
Beyin tümörlerine bağlı görme değişiklikleri, hafiften ağıra değişebilir:

  • Sürekli bulanık görme veya çift görme
  • Aniden veya yavaşça ortaya çıkan periferal görüş kaybı
  • Göz önünde beliren noktalar veya ışık çakmaları
  • Renk algılamada veya görme keskinliğinde zorlanma
  • Görme alanında veya derinlik algısında açıklanamayan değişiklikler

Liv Hospital

Düzenli göz muayenelerinin önemi
Düzenli göz muayeneleri, beyin tümörlerinin erken belirtilerini ortaya çıkarabilir. Göz doktorları, görme sinirindeki şişkinlik veya diğer anormallikleri fark edebilir. Bu nedenle, göz sağlığınıza dikkat etmek ve düzenli kontrollerinizi aksatmamak büyük önem taşır.

Doktora başvurma zamanı
Eğer gözle görülen sürekli bir değişiklik fark ederseniz, özellikle baş ağrısı, mide bulantısı veya denge problemleri gibi diğer belirtilerle birlikteyse, derhal bir sağlık uzmanına başvurmalısınız. Bu belirtiler, özellikle birkaçının bir arada yaşanması, acil tıbbi müdahale gerektirebilir.

Sonuç
Görme değişiklikleri göz ardı edilmemelidir; çünkü bunlar, örneğin bir beyin tümörü gibi ciddi bir sağlık sorununun ilk işaretleri olabilir. Farkındalık ve zamanında tıbbi müdahale, tedavi sonuçlarını büyük ölçüde iyileştirebilir ve bazen kaybedilen görme fonksiyonlarının geri kazanılmasına yardımcı olabilir.

Zayıflama iğneleri iştahı kontrol ediyor!

Zayıflama iğneleri iştahı kontrol ediyor!

Kilosundan memnun olmayan kişilerin sayısı artmış durumda. Değişen güzellik algısı bu memnuniyetsizliğin altını fazlasıyla çizerken bireyleri de farklı yöntemlere başvurmaya itti. Bunların başında da tartışma konusu olan ve çok konuşulan zayıflama iğneleri geliyor. Peki sağlıklı zayıflamak için nelere dikkat etmek gerekir? Zayıflama iğneleri ne işe yarar? Sağlıklı ve sağlıksız olanları neler? Kimler kullanamaz? Yan etkileri var mı? Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Emre Uzun yanıtladı.

Dr. Yusuf Emre Uzun

Dr. Yusuf Emre Uzun

Dengeli beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığı önemli

Zayıflamak ya da ideal vücut ağırlığında olmak için en doğru ve sağlıklı yöntem; dengeli beslenme ve düzenli egzersiz alışkanlığına sahip olmaktır. Bunun dışında kişinin kilo almasına sebep olan veya kilo kaybını zorlaştıran tiroid bozuklukları, bazı hormonal anormallikler gibi tıbbi durumlar varsa tedavi edilmeli.
Halk arasında en bilineni zayıflama iğnesi
Kilo kaybı amacıyla kullanılan bazı medikal ve cerrahi tedavi yöntemleri mevcut. Medikal tedavi yöntemleri arasında en güncel ve en sık kullanılan durumda olanı ise halk arasında “zayıflama iğnesi” olarak bilinen tıbbi terminolojide GLP-1 reseptör analogları olarak adlandırılan ilaçlar.
FDA onayına sahip
Aslında “zayıflama iğnesi” olarak ifade edilmeleri bir miktar güvensizlik oluşturabilir. Bu ilaçlar diyabet veya obezite tedavisi için FDA onayına sahip güvenli ilaçlardır. Ulusal ve uluslararası diyabet, obezite tedavi kılavuzlarınca önerilmekle birlikte, özellikle son yıllarda tedavi tercihleri arasında üst sıralarda yer almaktadırlar. Özelikle antidiyabetik ilaçlar kullanıma girmeden önce FDA tarafından sıkı denetime tabi tutulmakta, başta kalp ve damar sağlığı olmak üzere birçok konuda güvenli olduklarına emin olunduktan sonra kullanıma girebilmektedirler. Ülkemizde şu an için sadece enjeksiyon formları bulunurken aynen insülin tedavisinde olduğu gibi hasta tarafından kolayca uygulanabilmektedir.

Dr. Yusuf Emre Uzun

İştahı kontrol ediyor ve midenin boşalmasını yavaşlatıyor
Yemek yedikten sonra ince bağırsaklarımız tarafından üretilen bazı hormonlar mevcuttur. Bu hormonlardan bir tanesi de GLP-1 (Glucagon-like peptide-1) olup, görevleri arasında, insülin ve glukagon salınımını düzenlemek (kan şekeri dengesini sağlayan hormonlar), iştahı kontrol etmek ve midenin boşalmasını yavaşlatmak yer alır.

Midenin boşalma süresi uzatıyor
GLP-1 reseptör agonistleri ise bu hormonun analogu olarak görev yapan sentetik türevleridir. Yani bu hormonu ve etkilerini taklit ederler. Dolayısıyla bu ilaçlar uygulandığı zaman hastanın kan şekeri düzenlenir, midenin boşalma süresi uzar ve beyindeki iştah merkezi baskılanarak tokluk hissi oluşur. Bu mekanizmalar yolu ile hem kan şekeri kontrolü hem de kilo kaybı sağlanmış olur.

Dr. Yusuf Emre Uzun

Diyabet ve obezite tedavisinde kullanılıyor

Bu ilaçlar diyabet ve obezite tedavisinde kullanılırlar dolayısıyla tedavinin başarılı olması durumunda diyabet ve obezitenin yol açtığı sağlık sorunları engellenebilir. Obezitenin sebep olabileceği başlıca sağlık sorunları arasında insülin direnci, diyabet, kolesterol, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, inme (felç), kronik böbrek hastalığı, karaciğer yağlanması, safra kesesi taşları, uyku apnesi, ortopedik problemler, depresyon, artmış kanser sıklığı sayılabilir.

Herkes zayıflama iğnesi kullanabilir mi?

Bu tedavilerin kullanımı için farklı ülkelerde çok küçük farklılıklar gösteren kısıtlamalar olmakla beraber genel olarak; beden kitle indeksi 30’un üzerinde olan ya da 27’nin üzerinde olup eşlik eden metabolik problemleri (diyabet, hipertansiyon, kolesterol vs) bulunan hastalar uygun görülmektedir.

Bu ilaçları kimler kullanamaz?
Daha önce geçirilmiş pankreatit (pankreas iltihabı) veya pankreas kanseri öyküsü olan ya da ailesinde medüller tiroid kanseri (nadir bir tiroid kanseri türü) bulunan kişilerde ise bu tedavi yöntemi önerilmiyor. Safra kesesinde taş olan hastalarda ise dikkatli kullanılması gerekir. Ayrıca gebelik ve emzirme dönemleri için de uygun değildir.

Ne gibi yan etkiler görülebilir?

Bu ilaçlara bağlı görülebilecek en sık yan etkiler arasında ise; bulantı, kusma (genellikle zamanla hafifler), ishal, kabızlık, karın ağrısı sayılabilir. Yan etki olarak pankreatit görülmesi son derece nadirdir. Bu tedavi yöntemi mutlaka bir iç hastalıkları ya da endokrinoloji uzmanı kontrolü altında uygulanmalıdır.

Glutatyon ve C Vitaminin kolajen üretimini destekliyor

Glutatyon ve C Vitaminin kolajen üretimini destekliyor

Bağışıklık sistemimizin güçlü olmasını istediğimiz, bir sıcak bir soğuk geçen kış mevsiminde C vitaminine her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Sadece C vitaminine değil, bununla birlikte Glutatyon takviyenizi yapmanız da hem karaciğer problemleriniz hem kırışıklık veya lekeleriniz için hem de bağışıklık sisteminizi güçlendirebilmeniz için önemli. Konu hakkında merak edilenleri Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Koçoğlu anlattı.

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirir
C vitamini, vücutta bir dizi önemli fonksiyona sahiptir. Bunlar arasında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, demir emiliminin artırılması, kolajen üretiminin desteklenmesi, antioksidan etkisi ile hücreleri serbest radikallerin zararlarından koruma gibi görevler bulunur.
Günlük C vitamini ihtiyacı yaşa, cinsiyete, hamilelik durumuna ve kişisel sağlık koşullarına bağlı olarak değişebilir.
Genellikle yetişkinler için önerilen günlük alım miktarı ortalama 60-90 mg arasındadır.
C vitamini, kendi başına bir vitamin olarak alınabilir
Multi vitaminler de genellikle içerdikleri C vitamini ile bu ihtiyacı karşılamaya yardımcı olabilir.
C vitamini özellikle taze meyve ve sebzelerde bulunur. Portakal, mandalina, çilek, kivi, brokoli, biber, kuşburnu gibi besinler C vitamini kaynakları arasındadır.
C vitamini bağışıklık sistemini güçlendirir, antioksidan etkisi ile hücreleri korur, demir emilimini artırarak anemi riskini azaltır. Ayrıca kolajen üretimine katkıda bulunarak cilt sağlığını destekler.
C vitamini eksikliği genellikle skorbüt olarak bilinen hastalık ile ilişkilidir
Belirtiler arasında yorgunluk, halsizlik, ciltte morarma ve kanama eğilimi bulunabilir. C vitamini suda çözünen bir vitamin olduğu için fazlası idrar yoluyla atılır, ancak aşırı miktarda alımı bazı yan etkilere neden olabilir. Yüksek dozlarda C vitamini alımı ishal, karın ağrısı ve böbrek taşı oluşumu gibi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle önerilen günlük alım miktarına dikkat edilmelidir. Uzun dönem yüksek doz C vitamini kullanımı önerilmemektedir. Fakat enfeksiyon dönemlerinde enfeksiyonun ilk günlerinde C vitamini takviyesine başlanması enfeksiyon süresinde kısalmaya neden olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle C vitaminini gündelik hayatta daha çok gıdalar ile almaya özen göstermeli ve enfeksiyon dönemlerinde C vitamini takviyeleri almaya çalışmalıyız.
Glutatyon, hücre hasarına neden olabilirler
Glutatyon, vücutta doğal olarak bulunan bir antioksidandır. Antioksidanlar, hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasarlardan koruyan bileşiklerdir. Serbest radikaller, vücutta normal metabolik süreçlerin bir yan ürünü olarak ortaya çıkabilir ve hücre hasarına neden olabilirler.

Hücreleri oksidatif stresten koruyabilir
Glutatyonun “Antioksidan Etki” yani serbest radikaller denilen, hücreye ve DNA’ya zararlı bileşikleri etkisiz hale getirerek hücreleri oksidatif stresten korur. “Bağışıklık Sistemi Desteği” sağlayarak bağışıklık sistemi hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmelerine yardımcı olur. “Detoksifikasyon” denilen karaciğerde toksinlerin nötralize edilerek vücuttan atılmasına yardımcı olur.

pause sağlık
Glutatyon eksikliği, çeşitli faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir
Bu faktörler arasında yaşlanma, çevresel toksinlere maruz kalma, yetersiz beslenme, stres ve bazı sağlık durumları bulunabilir.

Glutatyon eksikliğinde hücreler hasara uğrayabilir
Glutatyon eksikliğinde hücrelerin hasara uğraması nedeniyle enerji üretiminde azalma nedeniyle yorgunluk ve halsizlik, bağışıklık sisteminde zayıflama, karaciğer problemleri ve ciltte matlaşma, kırışıklık veya lekeler gibi benzeri cilt sorunları belirtiler görülebilir.

Glutatyon seviyelerimizi artırmak için kükürt içeren yiyecekler yiyebiliriz
Glutatyon seviyelerimizi artırmak için özellikle kükürt içeren yiyecekler tüketmek glutatyon üretimine katkı sağlar. Sarımsak, soğan, lahana, brokoli gibi sebzeler bu gruba örnektir. Selenyum, glutatyon peroksidaz adı verilen bir enzimin yapı taşıdır. Selenyum içeren besinler arasında Brezilya fıstığı, ton balığı ve hindi eti bulunabilir. Ve yeterli selenyum tüketimi glutatyon seviyelerimizi yükseltebilir. Glutatyon takviyeleri, doğrudan alımını sağlayabilir. Ancak, bu takviyelerin etkinliği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.