Yazılar

Başar Başarır “Fukaranın Ahı”

Mizahı zekâyla, gündelik olanı edebi derinlikle harmanlayan Başar Başarır’ın yeni kitabı Fukaranın Ahı – Şahane Atasözleri Defterim okurlarla buluştu! Başarır’ın yıllar içinde biriktirdiği ve özenle damıttığı atasözlerini bir araya getirdiği bu kişisel derlemede ince bir mizah, yaratıcı yorumlar ve bolca hikâye yer alıyor. Her sözün ardında bir anı, her sayfada küçük bir sürpriz saklayan; bir başka sayfada koca bir klişeyi yerle bir eden Fukaranın Ahı’nda kimi söz güldürüyor, kimisi ise sorgulatıyor.

Gilbert Achcar “Gazze Felaketi”

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü Gilbert Achcar’ın Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak adlı güncel çalışması, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

Çalışma, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleşen İsrail’e yönelik saldırısının ardından Gazze’de yaşanan yıkımı, olayların tarihsel ve jeopolitik bağlamında derinlemesine inceliyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını, gelişmiş bir askeri-endüstriyel devletin, Batı’nın açık desteğiyle gerçekleştirdiği bir soykırım olarak nitelendiren Achcar, uzun vadeli bir stratejinin sonucu olduğunu da öne sürüyor.

Sporda ağırlık kaldırırken, dikkat!

Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… Tüm bunlar ve daha pek çok etken nedeniyle bel bölgesinin omurları arasında yer alan diskler kayma veya yırtılma sonucu, sinirler ile omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştiriyorlar. Bel fıtığı olarak adlandırılan bu tabloda disklerin sinire baskı yapmaları sebebiyle gelişen bel ağrısı, bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk ve kas zayıflığı gibi sorunlar, hastaların günlük aktivitelerini ciddi boyutlarda kısıtlayabiliyor. Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiği belirtiliyor.  Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, üstelik bel fıtığının son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre; 15 yaş ve üzeri kişilerde son 12 ay içinde bel bölgesi sorunlarının görülme oranı yüzde 29,7 olarak belirlenmiş.  Ülkemizde, 15-49 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada da; bel ağrısı nedeniyle tanı alanların yüzde 67,5’ine bel fıtığı teşhisi konulduğu bildirilmiş.  Bu veriler, Türkiye’de her yıl bel fıtığı tanısının ne kadar yüksek oranda olduğunu ve görülme yaşının ne kadar düştüğünü göstermektedir” diyor.

Prof. Dr. Ferda Özdemir

Prof. Dr. Ferda Özdemir

Az hareket etmekten hatalı teknikle ağırlık kaldırmaya…

Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor.  Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirterek, “Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunuyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret ederek, “Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” bilgisini veriyor.  Prof. Dr. Ferda Özdemir, çağımızın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu söylüyor.

Ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlıyorsa, dikkat!

Bel bölgesindeki omurlar arasında yer alan diskler, omurganın esnekliğine ve vücut dengesine yardımcı oluyorlar. Bu disklerin yaşlanma, aşırı zorlanma veya ani hareketler nedeniyle zarar görmeleri durumunda fıtık gelişebiliyor ve sinirlere baskı yapabiliyor. Bunun sonucunda, hastada yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyuta ulaşabilen çeşitli yakınmalar gelişebiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturmaktadır” diye konuşuyor.

Tedaviyle ağrı kontrol altına alınıyor

Bel fıtığının tedavisinde temel hedef; omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak oluyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm bel fıtığı hastalarının sadece yüzde 5-10’u ameliyat gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek,  şunları söylüyor: “Bel fıtığında erken teşhis, iyiliğin korunmasında ve hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle düzenli yapılan egzersizlerle kaslar güçlenmekte,  omurga daha iyi desteklenmekte ve sinir baskısı azalmaktadır.   Bu etkiler sayesinde ağrı uzun süreli olarak önemli ölçüde hafiflemekte hatta bazı hastalarda geçmektedir.”  Ancak hasta hatalı duruş, hareketsizlik ve ağır kaldırma gibi istenmeyen hataları yapmaya devam ederse ağrının tekrar başlayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat etmek, omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörlerdir” diyor.

AYE “Yasak Elma” adlı yeni single’ını müzikseverlerle buluşturdu!

R&B sahnesinin genç ve özgün ismi AYE, daha önce yayımladığı “Reenkarnasyon” adlı şarkısının ardından, “Yasak Elma” ile kendine özgü bir ses yaratıyor. Sözleri AYE ve Erdem Fırat’a ait olan bu şarkı, enerjik yapısı ve özgür ruhuyla dikkat çekiyor. Mix&Mastering’i ise Özgür Özzeytin üstleniyor.

Aydilge yeni akustik single “Parmak İzlerin”

Türk popunun farklı ve özgün sesi Aydilge, son dönemde gittikçe dijitalleşen ve duygusunu yitiren ilişkilere dair “Parmak İzlerin” adlı şarkısını bu kez solo ve akustik bir düzenlemeyle yeniden yorumluyor.

Daha önce Birol Namoğlu ile düet olarak yayımlanan ve geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan şarkı, bu yeni versiyonunda sadeleşmiş yapısıyla dinleyiciyle daha doğrudan bir bağ kurmayı hedefliyor. Aydilge şarkısını, anlaşılmadığını, görülmediğini, duyulmadığını hisseden insanlara ithaf ediyor.

Sözü ve müziği Aydilge’ye ait olan şarkıda, sanatçıya kemanda eşi Utku Barış Andaç eşlik ediyor. Düzenlemesi Samuray Gökçe’ye ait olan “Parmak İzlerin (Akustik)”, Avrupa Müzik etiketiyle şimdi tüm dijital platformlarda yayında!

Tove Jansson “Heykeltıraşın Kızı”

Kuzey edebiyatının güçlü temsilcisi Tove Jansson’dan, yaratıcı bir evde büyüyen küçük bir kızın çocukluk portresi: Otobiyografik öğeler taşıyan Heykeltıraşın Kızı, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı!

Heykeltıraşın Kızı, sanatçı bir ailede büyümenin sıradışı atmosferini, çocuksu bir merak ve ince bir mizahla anlatıyor. Annesi çizer, babası ise heykeltıraş olan Tove Jansson çocukluğuna dair sade, samimi ve etkileyici anılardan oluşan kısa hikâyelerinde, büyümenin karmaşık duygularını, korkuları, hayalleri ve merakları da zarif bir dille işliyor.

Elif Soykan “Ben Ne Zaman İnsan Olacağım?”

Elif Soykan, ilk kitabı Ben Ne Zaman İnsan Olacağım? ile edebiyat dünyasına mizahi ve felsefi bir giriş yapıyor. Yaşamda sonsuz bir yolculukta olduğumuz fikrini temel alan Soykan, hem eğlendiren hem de düşündüren kitabında tek amacı “insan olmak” olan bir ruhun varoluş yolculuğunu anlatıyor. Elmadan başlayıp yıllarca farklı bedenlerde yeniden ve yeniden hayat bulan ruh, trajikomik olaylarla dolu bu uzun yolculuğun sonunda insan olduğunda, asıl arayışın yeni başladığını fark eder. Absürt öğelerle bezeli kurgusu ve akıcı diliyle Ben Ne Zaman İnsan Olacağım?, “İnsan olmak ne demek?” sorusunu mizah yoluyla sorguluyor. Elif Soykan ilk kitabından elde edeceği gelirin tamamını, kendisinin de bir dönem gönüllüsü olduğu Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı’na bağışlayacak.

Gilbert Achcar “Yeni Soğuk Savaş”

Ayrıntı Yayınları, önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanı Gilbert Achcar’ın Yeni Soğuk Savaş: Birleşik Devletler, Rusya ve Çin Kosova’dan Ukrayna’ya adlı kitabını Türkiye’deki okurlarla buluşturdu.

Soğuk Savaş’ın bitişinden Ukrayna’daki savaşa kadar uzanan kilit aşamaları gün ışığına çıkaran çalışma, ABD, Çin ve Rusya üçgeninde şekillenen yeni jeopolitik denklem üzerine çarpıcı bir analiz sunuyor. Achcar’ın derin tarihsel kavrayışı ve keskin öngörüleriyle Yeni Soğuk Savaş, çağımızın çalkantılı uluslararası ilişkilerini de mercek altına alıyor.

Tuvaletinizi geciktirmeyin

Dışkı ve idrar ihtiyacının zamanında karşılanması gerektiğini belirten uzmanlar, aksi halde farklı sağlık sorunlarının görülebileceğini söylüyor.

Çeşitli nedenlerde tuvalete çıkmamanın özellikle kabızlık sorununun sık görülmesine neden olduğunu vurgulayan Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Büyük abdestini uzun süre tutan kişilerde bağırsaklarda düzensizlikler oluşabilir. Uzun vadede dışkının sıvı emilimi artar, dışkı kuru ve sert hale gelir ve bu da hemoroid gibi hastalıklara yol açabilir.” dedi. Uzun süre idrarı tutmanın, mesane kaslarının zayıflamasına ve çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini dile getiren Atamer, bu konuda bilinçli davranılarak sağlıklı bir yaşamın desteklenmesi gerektiğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, tuvalet ihtiyacının zamanında ve düzenli olarak karşılanmamasının sağlık üzerindeki etkilerinden bahsetti.

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Prof. Dr. Aytaç Atamer

Bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesi için zamanında tuvalete çıkmak önemli!

Vücudumuzun normal fonksiyonlarından biri olan idrar ve büyük abdest yapma ihtiyacının, sağlıklı bir yaşam için düzenli olarak yerine getirilmesi gereken temel gereksinimler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Özellikle dışkının sosyal nedenler, kirlilik korkusu ve çekinme gibi etkenlerle tutulması, ülkemizde sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu durum, kabızlık sorununun sık görülmesine neden olur.” dedi.

Atamer, dışkılama ihtiyacı geldiğinde zamanında tuvalete gitmenin, bağırsak alışkanlıklarının düzenlenmesini sağladığını ve dolayısıyla normal ve sağlıklı bir yaşam sürdürülmesine yardımcı olduğunu kaydetti.

Uzun süre tuvalete çıkmamak kabızlığı artırarak hemoroide neden olabilir!

Büyük abdestini uzun süre tutan kişilerde bağırsaklarda düzensizlikler oluşabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bu durumda bağırsaklardan beyne giden sinirlerde işleme problemleri ortaya çıkabilir. Uzun vadede dışkının sıvı emilimi artar, dışkı kuru ve sert hale gelir ve bu da hemoroid gibi hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, anal fissür gibi çatlaklar oluşabilir ve kabızlığı artırabilir. Dolayısıyla, gereksiz yere dışkı ve idrar tutmak sağlık açısından sakıncalıdır ve bu ihtiyaçlar zamanında karşılanmalıdır.” uyarısını yaptı.

Dışkı ve idrar ihtiyaçlarının düzenli karşılanması, genel sağlık açısından önemli!

Uzun süre idrarı tutmanın, mesane kaslarının zayıflamasına ve çocuklarda ise idrar yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini dile getiren Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Mesanenin normalde 500 mililitre kapasitesi vardır ve idrar ihtiyacı hissedildiğinde boşaltılması gerekir.” dedi.

Toplumumuzda bu iki sistemde sık görülen kabızlık ve idrar tutma problemlerinin, ileride sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabileceğini aktaran Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Dışkı ve idrar ihtiyaçlarının zamanında ve düzenli olarak karşılanması, genel sağlık ve yaşam kalitesi açısından önemlidir. Bu ihtiyaçların ertelenmesi veya tutulması, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir ve dolayısıyla bu konuda bilinçli davranmak gerekir.”

Anıl Çetinelli Örselli “Bizi Yalan Bil”

Düşbaz Kitaplar’ın yerli ve yabancı kısa metinleri Türkçeye kazandırmak amacıyla yola çıkan Düşbaz Kısa dizisi, ödüllü yazar Anıl Çetinelli Örselli’nin yeni öykü kitabı Bizi Yalan Bil’i okurlarla buluşturdu!

Örselli’nin öyküleri farklı yazar ve eserlere göndermeleri, metinlerarası güçlü referansları, kurmacadaki özgün buluşları ve yaratıcı üslubuyla dikkat çekiyor. Yalana, suskunluğa ve direnişe dair sarsıcı sorularla örülü öykülerden oluşan Bizi Yalan Bil, gerçekle yalanın kırılgan sınırında gezinen karakterler aracılığıyla hem bireysel yüzleşmeleri hem toplumsal baskıları incelikli ve özgün bir dille sorguluyor.