Yazılar

Buray’dan yeni albüm müjdesi

Buray’dan yeni albüm müjdesi

Besteleri ve şarkılarıyla gönüllerde taht kuran Buray, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu BtcTurk 10. Yıl Konserleri’de kendisini izlemeye gelenlere müzik şöleni yaşattı.

KerkiSolfej’in düzenlediği sonbahar konserleri kapsamında İstanbullu hayranlarıyla buluşan Buray, en güzel şarkılarını bitmek bilmeyen enerjisi ve muhteşem dans şovlarıyla izleyicilerine sundu. Sahneye Esra Gürses imzalı kıyafetiyle çıkan sanatçı, tarzıyla da beğeni topladı. Biletleri günler öncesinden tükenen konsere hayranları yoğun talep gösterdi

‘Olmuşum Leyla’ Rekora Koşuyor

Konser öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Buray, son şarkısı ‘Olmuşum Leyla’ hakkındaki mutluluğunu: “Yeni şarkımız çok beğenildi. Dinlemeleri beklentimizden çok yukarıda. Spotify’da top 50de yükseliyor. Radyolarda bin bire vurduk. Yaz çıkışı dinleyicilerimize güzel bir hediye verdik.” sözleriyle paylaşarak herkese teşekkürlerini iletti.

Yeni Albüm Kasım Ayında Geliyor

Sahnede sevenlerine 17 Kasım’da piyasaya çıkacak olan albüm müjdesini veren Buray, alkış yağmuruna tutuldu. 14 parçalık keyifli bir albüm çıkaracağını ve albümde sürpriz isimlerin olacağını belirtti.

Akşam boyunca keyifli anlar yaşatan sanatçı, konserini İstersen ve Aşk Mı Lazım şarkılarına yaptığı bisle son verdi.

İmparator İstanbul’da

İmparator İstanbul’da
Muhteşem bir yaz sezonun ardından İstanbul Günay Restaurant’ta sahne alan İbrahim Tatlıses, sevenlerine unutulmaz bir gece yaşattı.
Usta sanatçı konserini ‘Yanlızım’ şarkısıyla başlatırken gece boyunca ‘Bir Kulunu Çok Sevdim’, ‘Haydi Söyle’, ‘Yalan’ ‘Bebeğim’ ve
‘Kara Üzüm Habbesi’ gibi imparator klasikleri hep bir ağızdan söylendi. ‘Bebeğim’ parçasını vallahi billahi tillahi kime yazdığımı hatırlamıyorum ama iyiki de yazmışım bu parça yüzyıllarca dillerden düşmeyecek.
Sahneden alkışlarla ayrılan İbrahim Tatlıses, hayranlarının tezahüratlarına sessiz kalamadı. 2,5 saat süren canlı performansıyla Günay Sahnesi’nde yerli ve yabancı misafirlerin yoğun ilgi ve alakasından dolayı 7 Ekim’de bir kez daha sahne alacak.

Adana’da 100. Yıl Marşı

Adana’da 100. Yıl Marşı

Türk pop müziğinin duayeni Erol Evgin, Kerki Solfej’in düzenlediği yaz konserleri kapsamında Adana Çukurova Üniversitesi Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verdi.

 Dört Nesil Adana Korosu

Adanalı müzikseverlerin coşkulu alkışları eşliğinde sahneye “Söyle Canım” isimli şarkısını söyleyerek çıkan Evgin, gece boyunca Türk pop müziğine damga vurmuş şarkılarını dört nesilden oluşan Adana korosu eşliğinde söyledi.

Sanatçı, konserini Cumhuriyet’in 100. yılına özel bestelediği “100 Yılda Yüz Akıyla” isimli 100. Yıl Marşı ile sonlandırdı. İzleyenler Erol Evgin’e, ayakta ve hep bir ağızdan eşlik ettiler.

“Vatikan’ın Şifresi Bir Temel Macerası” Kasım ayında vizyonda

“Vatikan’ın Şifresi Bir Temel Macerası” Kasım ayında vizyonda

Eser Yapım imzalı, yönetmenliğini Okan Ege Ergüven’in üstlendiği, senaryosu Erol Hızarcı’ya ait yeni Temel komedisi ‘Vatikan’ın Şifresi: Bir Temel Macerası’ 10 Kasım’da sinemalarda izleyici ile buluşacak.

Ünlü Trabzon’lu internet fenomeni Reşat Hacıahmetoğlu’nun ilk kez kamera karşısına geçerek ‘Temel’ karakterine hayat verdiği renkli komedi filminin kadrosunda; Edanur Hancı, Ömür Arpacı, Osman Kot, Tuna Orhan, Asuman Dabak, Zeynep Eronat, Altan Erkekli, Salih Kalyon, Alp Öyken, Naşit Özcan, Abidin Yerebakan bulunuyor.

Filmde; sevdiği kıza kavuşabilmek için arkadaşlarıyla birlikte imkânsız bir görevin üstesinden gelmeye çalışan Temel’in heyecanlı ve komik macerasını anlatılıyor. İzleyicisine yepyeni bir ‘Temel Macerası’ sunacak olan, “Vatikan’ın Şifresi: Bir Temel Macerası”; samimi anlatımı, zengin oyuncu kadrosu ve kahkaha tufanı yaratacak espirileri ile 10 Kasım’da sinemalarda izleyici ile buluşmaya gün sayıyor…

TİYATROKARE AYŞE KULİN’İN ‘VEDA’SINI SAHNEYE TAŞIDI

TİYATROKARE AYŞE KULİN’İN ‘VEDA’SINI SAHNEYE TAŞIDI

Tiyatrokare, 32. sezonunda Nedim Saban’ın, Ayşe Kulin’in romanından uyarladığı ve sahneye koyduğu “Veda”yı sahneliyor. Oyunda, usta tiyatro sanatçısı Nevra Serezli, alışılmamış bir “Deli Saraylı” kompozisyonuyla öne çıkıyor. Otobiyografik roman, yazarın Osmanlı’nın son maliye nazırı olan dedesinin öyküsünü, Kurtuluş Savaşı yılları ve Cumhuriyet’in kuruluşunu sımsıcak bir konak ve aşk hikayesi olarak anlatıyor. Nedim Saban, Ayşe Kulin ve Nevra Serezli ile bir araya gelerek, “Veda”yı konuştuk.

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden biri olan Nedim Saban, “Veda”yla yine büyük ses getirmeye hazırlanıyor. Projenin temelinde Türk edebiyatının derinliklerinde saklı kalmış bir hikâye yatıyor ve bu hikâye, seyircilere unutulmaz bir deneyim sunuyor. Ayşe Kulin’in desteğiyle hayata geçen oyun, Cumhuriyet’in 100. yılını anlamlandırırken, karakterlerin içsel yolculuklarını ve dönemin zorluklarını işliyor. Saban, projenin arkasındaki düşünceleri ve oyunun seyircide bırakacağı etkiyi paylaştı.

Nedim Saban

Projenizin temelinde Ayşe Kulin’in dedesinin otobiyografik öyküsüne dayalı olarak oluşturulan bir oyun bulunuyor. Bu hikâyeden esinlenme sürecinizi anlatır mısınız?

Nedim Saban: Türk edebiyatının gizli bir hazine barındırdığına inanıyorum, ne yazık ki sinema ve tiyatroda bu kaynak yeterince önemsenmiyor. Biz Tiyatrokare’de, Zülfü Livaneli’nin “Leyla’nın Evi”nden bu yana, edebiyat uyarlamalarına ağırlık veriyoruz! Uzun süredir zaten Ayşe Kulin’in eserlerini düşünüyordum. Gerçek hayattan alınan bu öykü beni çok etkiledi. Çok tarafsız, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşmış çağın değişimine. “Veda” biliyorsunuz bir seri romanın ilki! Devam öyküleri de var. Ancak, Ayşe Hanım provalarda romanın kahramanlarının yaşam öykülerini anlattı, fotoğraflarını gösterdi. Bu bizi çok etkiledi yorumda, daha derinlikli çalıştık!

Oyununuzun başlıca teması, Cumhuriyetin 100. yılı vesilesiyle bir çağın değişimini, acılarını ve umutlarını işliyor. Bu tema sizin için neden önemli ve nasıl bir etki yaratmayı hedefliyorsunuz?

Nedim Saban: Her çağ değişimi sancılıdır, yeniye her zaman iyi demek çok yüzeysel bir bakış açısı olur, yeninin eskinin üzerine kurulduğu bir çağcıl yorumla yaklaştım oyuna. Her kahraman kendince haklı, iyi ve kötü yok. Zaten böylesi, melodram olurdu, biz duygu yüklü bir iş yapıyoruz, tiyatro sanatı bu yüzden özel! Yorumda iyi ve kötü yüzeyselliğine düşmedim, bir de Cumhuriyetin ne denli zor kurulduğunu, esir düşmüş bir şehrin insanlarının umutları, umutsuzluğu, yaşama tutunma çabalarına bazen şiirsel, bazen dramatik, bazen neşeli, bazen buruk bir biçimde yaklaştım.

Eserinizdeki karakterler, değişen zamanın ve koşulların etkisi altında çatışan duyguları deneyimliyorlar. Bu karakterlerin içsel yolculuklarına ve gelişimlerine nasıl odaklandınız?

Nedim Saban: Bir yıl sürdü dramaturji, uyarlama ve prova süreci. Yedi versiyon çıktı ortaya. Sadece karakterler değil, piyanonun, gramofonun, daktilonun da derin bir öyküsü var! Ve tabii ki esir düşmüş İstanbul’un….

Tiyatrokare, VEDA

Oyununuzda aşk hikayeleri de önemli bir yer tutuyor. Bu aşk hikayeleri, karakterlerin ve toplumun dönemsel zorluklarla başa çıkma çabalarını nasıl yansıtıyor?

Nedim Saban: Ölüm ile doğum teması iç içe! Erkekler cephede, kadınlar doğumda ölür düşüncesi var ama dört farklı aşk hikayesi var. Bir tanesi, aşkına karşılık bulamamış bir aktivist kadını anlatıyor. Zeynep Sevi Yılmaz çok derin bir yerden yaklaştı role. İkinci aşk, oyunun ana direği olan Mehpare ve Kerim aşkı! Sosyal konumları nedeniyle yasak belki ama çok duyarlı. Üçüncüsü, Reşat Bey’in kendi karısıyla olan aşkı. Vatan meseleleri nedeniyle, vedaya kadar çıkmıyor ortaya ama Meral Asiltürk ve Aziz Sarvan finalde müthiş bir yere tırmandırıyorlar. Bir de genç kuşağın aşkı var, düğünle, neşeyle!

Ayşe Kulin’in bu projede destekleyici bir rolü olduğunu belirttiniz. Kulin’in katkıları ve desteği proje sürecinde nasıl bir fark yarattı?

Nedim Saban: Ayşe Hanım inanılmaz titiz. Her sözcüğün üzerinde konuştuk. Ancak, dramatik kurgu ve sahneleme konusunda bize özgürlük tanıdı, bu güven ilişkisi de daha çok sorumluluk yükledi sırtımıza! İlk oyunda o kadar heyecanlıydık ve oyunun yoğun tekniği konusunda bir aksama olabileceğinden yana öyle endişeliydik ki, düşünün yazara, “siz daha seyretmeyin” diyebildik! Oyunun başarısının ardından, ertesi sabah arayıp, “keşke gelseydiniz” dedik bu sefer! Bu kadar sıcak bir ilişki kurduk güvene dayalı. İkinci versiyonu bir sabah erken gönderdim, nasılsa bir iki günde okur düşüncesiyle. İki saat sonra telefon çaldı, Sarıkamış’ta kayak pistindeydim, hemen bir kafeye sığınıp, notları dinledim.

Eserinizdeki karakterlerden bazıları gerçek tarihsel figürlere dayanıyor. Bu tür tarihsel gerçeklerle kurgusal öğeleri dengelemek ve bir bütünlük sağlamak için nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Nedim Saban: Yüksek lisans tezim Halide Edib üzerineydi. Bu yüzden çok iyi biliyorum tarihi! Hatta mesela oyunda olmayan ama ziyaretçi olarak sözü edilen kadınların bile neler söylemiş olabileceklerini ön görüyorum! Ancak, en zoru, dönemin gestuslarını (bedensel hareket) yakalamak! Gülnihal şarkısını nasıl söylerler, masada nasıl otururlar? Bol bol film izledim, ama en çok da eski fotoğraflar üzerinden düşler kurdum.

Tiyatrokare, VEDA

Oyununuzun tasarım ve prodüksiyon ekibi ödüllü isimlerden oluşuyor. Bu ekiple birlikte çalışmanın size ve projeye katkısı nedir?

Nedim Saban: Eylül Gürcan’ın kırka yakın mükemmel kostümü var. Bir özel tiyatro için çok büyük bir prodüksiyon! Biraz önce söylediğim gibi, o kostümleri giyene kadar oyuncunun rolü giymesi gerekiyor. Bunu başardık. Ayşe Ayter’in ışığı da yardım etti çok, sanki bir tablodan canlanan karakterleri izliyorsunuz. Dekor da bu etkiyi güçlendirdi.

Projede kadınların önemli bir rol üstlendiğini belirttiniz. Bu yaklaşımı tercih etmenizin sebepleri neler?

Nedim Saban: Oyuncularımızın büyük bölümü kadın. Koreograf, dramaturg, yönetmen yardımcıları kadın! Cumhuriyetin 100. Yılının başarı öyküleri… Onların ince dokunuşlarıyla tarihi kaba çizgileriyle, sakallı, at üzerindeki erkeklerden başka bir biçimde anlattık!

Hem genç oyuncular hem de tiyatronun duayen isimleri de kadroda yer alıyor; bu konuda neler söylemek istersiniz?

Nedim Saban: Her prova bir öğrenme süreci oluyor böyle olunca. Ayrıca kuşaktan kuşağa harika bir aktarıma tanıklık ediyoruz.

Oyununuzun amacı İstanbul’a bir ağıt sunmak gibi görünüyor. İzleyicilere bu duygusal deneyimi yaşatmayı nasıl hedefliyorsunuz?

Nedim Saban: Son tiradı dinlemeye bekliyoruz sizi. Ahmet Reşat Bey’in İstanbul’a veda tiradını! Çok çok minik bir detay, benim de İstanbul sevdamı anlatabilir. “Leyla’nın Evi”nde, Zülfü Bey’i aradım, son işlenen cinayetin nedenini tam çözemediğimi söyledim. İstanbul’un lodosu dedi! Ben bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirim, yüzlerce yıllık bir İstanbul ailesinden geldiğim için! Aynı lodos, veda tiradımızda da var.

Oyununuzun başarısı ve izleyiciye sağlayacağı etki hakkında nasıl bir vizyonunuz var?

Nedim Saban: Sıcak bir öykü, edebi, felsefi ama kitabi değil! İnsanın olduğu her yerdeki duyguları kapsıyor. Ben çok etkisindeyim! Bu etkinin seyirciye de geçeceğini düşünüyorum. 26 farklı şehirde oynanacak oyun, farklı yaşlara nasıl hitap edecek, nereden gönül çelecek, bakacağız.

Eserin devam romanlarının olduğunu konuşmuştuk. Oyunun devamı gelecek mi?

Bunu bir yerden duymuş olmalısınız (gülüyor)… Amerika’da staj yaptığım bir tiyatroda, bütün “Richard”lar vardı repertuarda! Farklı dönemleri, aynı günde matine ve suarede izliyordu seyirci. Bu eser için de bunu hayal ediyorum.

Ayşe Kulin

AYŞE KULİN

Provaları izlemedim, sürpriz olsun istedim

Türk edebiyatının usta yazarı Ayşe Kulin, “Veda” romanının sahne uyarlamasını ve tiyatroya dönüşümünü heyecanla bekliyor. Bu özel röportajda, Kulin sahne sanatlarına eserini nasıl devrettiğini ve oyunun seyirciye ileteceği güçlü mesajları paylaşıyor.

“Veda” romanınızın sahneye uyarlanması nasıl bir duygu? Oyunun seyirci karşısına çıkmasını nasıl bekliyorsunuz?

Ayşe Kulin: “Veda” romanımın sahneye uyarlanmasını seyredeceğim günü, heyecan içinde sabırsızlıkla bekliyorum. Eserimi benim yazmış olduğun şekliyle bulmayacağımın bilincindeyim. “Veda”, benim kucağında büyüdüğüm dedemle nenemin konağını anlatan bir kitap, evet benim ailemin öyküsü ama roman haline gelerek satışa sunulduğundan itibaren artık o belirli bir dönemin sosyal tarihi anlatan bir belge kimliği kazanmış durumda. Dolayısıyla ben “Veda”ya kendi ailemin öyküsü değil, Kurtuluş Savaşımızın ilk adımlarını da içeren bir sosyal tarih yazımı olarak bakıyorum.

Eseriniz tiyatroya uyarlandığında, eseri başkalarına devretmek ve yeni bir bakış açısının işin içine girmesini nasıl karşıladınız?

Ayşe Kulin: Herhangi bir eser tiyatroya, sinemaya veya diziye uygulanmak üzere bir ikinci şahıs veya kuruma devredildiğinde, o eseri yazanla ilişkisi kısıtlanmış oluyor. Kızını kocaya veren ana-babalar gibi elbette titizlikle izliyorsunuz eserinizin başına gelebilecekleri ama karışma hakkınız kalmıyor. Eser, artık bir başka görüşün, bakış açısının elinde şekillenecek. Kızınız kocaya gitti, yeni bir yuva kuruldu ve o evin kuralları sizinkinden değişik olacaktır haliyle. Biz yazarlar bu gerçeği kabullenemezsek, eserlerimizi asla kimselere devretmemeliyiz. Ben, çok güvendiğim oyuncu arkadaşım Nevra’nın ve genç dostum, tiyatro sevdalısı Nedim’in adını duyunca, bu riski göze aldım. “Veda” öyle bir dönemin romanı ki, bırakın İstanbul’un, Anadolu’muzun işgalini dahi bilmeyen gençliğe de bir sesleniş olur diye düşündüm.

Oyunun sahneye konuşuna karışmak konusundaki görüşünüz nedir? Dilin ve tarihsel ayrıntıların doğru aktarılması sizin için önemli mi?

Ayşe Kulin: Oyunun sahneye konuşuna karışmak bana düşmez. Bu, yönetmenin işi. Ben sadece oyunu ilk okuduğumda bazı sözcüklerin o zamanın ağızıyla söylenişlerine işaret etmiştim, örneğin uçağa tayyare, okula mektep denmesine dikkat edilmesi gibi. Bizden önceki kuşakların sözcüklerini kullanmasak bile, bilmemiz gerektiğine inananlardanım. Diller de insanlar gibi yaşar ve değişir ama unutulmamalıdır. Çünkü diller bizim kültür pınarımızdır.

Oyunun sesli okumalarına katıldınız mı? Provaları izlediniz mi?

Ayşe Kulin: Ben yaz başında bir kere olmak üzere sesli okumalara katıldım. Fakat o günden bugüne sanırım oyuncularda değişiklikler oldu. Şu aşamada provaları izlemek istemiyorum, oyun bana da sürpriz olsun. Seyircilere, düşman işgali altında bir şehrin öyküsünün mesajı olarak iletileceğinden eminim çünkü tiyatro yapanlar gerçek tarihlerinin değerini iyi bilecek kişilerdir, tarih hakkında uydurulmuş siyasi palavraları yutmazlar. Yoksa bunca emek isteyen bir dalı seçip, sanatçı olmazlardı.

“Veda”yı seyredecek olanlardan beklentiniz nedir? Oyunun seyirciye ileteceği mesaj hakkında neler düşünüyorsunuz?

Ayşe Kulin: “Veda”yı seyredecek olanlardan ricam, oyunu seyrederken “Veda” romanının ayrıntılarını unutmaları. Karşılarında bu romandan esinlenerek ve elbette kısaltılıp iki saate uygun hale getirilmiş bir oyun var, sadece oyunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Oyuncuların isimlerinden çok başarılı olacaklarına ben şimdiden eminim.

Nevra Serezli

NEVRA SEREZLİ

“Deli Saraylı” karakteri kafamda hazırdı

Aziz Savran, Leyla Feray, Fatih Gülnar, Meral Asiltürk, Zeynep Sevi Yılmaz, Alişan Özkan, Gizemnur Topaloğlu ve Gizem Çayhanoğlu’dan oluşan oyuncu kadrosunda usta isim Nevra Serezli de “Deli Saraylı” rolünde… Usta oyuncuyla rolünü konuştuk…

“Veda” oyunundaki “Deli Saraylı” karakterini canlandırırken Ayşe Kulin’in romanından ilham almak nasıl bir deneyim oldu?

Nevra Serezli: Romanı okurken zaten “Deli Saraylı” karakterini çok beğenmiştim ve hayalimde bir gün dizi yapılırsa ya da tiyatro olursa oynarım, tam benim yaşıma uygun diye düşünmüştüm. Sonra böyle bir fikir doğunca, otomatik olarak rol benimdi zaten. Çok dikkatli okumuştum romanı, çok keyifli bir romandı, o yüzden piyes tekstini bile çalışmama gerek kalmadı, zaten kafamda hazır olmuştu rol.

Ayşe Kulin ile Robert Kolej’den okul arkadaşı olduğunuzu biliyoruz. Bu ilişkinin, “Veda” oyunundaki rolünüzü nasıl etkilediğini anlatır mısınız?

Nevra Serezli: Arkadaş olmamız rolü hiçbir şekilde etkilemez tabii. Ama bir empati kurmak, aramızdaki sevgi bağlarının olması, tabii ki pozitif bir yaklaşım oldu. Aslında Ayşe Kulin’in romanlarının hemen hemen hepsini okuduğum için kendisini de çok yakından tanıdığımı hissederdim. Şimdi de “Dürbünümde 40 Sene”yi özellikle tekrar okuyorum; onun hayat hikayesini. Daha çok canlanıyor karşımda Ayşe Kulin. Yaşadıklarını o kadar güzel romanına aksediyor ki; siz de onunla birlikte yaşıyorsunuz, aynı koridorlarda yürümüş olmak, aynı hocalardan ders almak çok ayrı bir duygu. Ama bu piyeste oynadığım rolü ya da canlandıracağım karakteri çok fazla etkilemez. Yazarla arkadaş olman, karı-koca olman, dost olman o rolü çok etkilemez (gülüyor).

VEDA

Türkiye turnesine çıkacak

Eylül ayında başlayan oyun, Türkiye’nin 26 farklı kentinde seyirciyle buluşacak.

11 Ekim Balıkesir Avlu Kültür Merkezi,

13 Ekim Aydın Şükran Güngör Merkezi,

14 Ekim Manisa Yunus Emre Kültür Merkezi,

15 Ekim İzmir Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu,

16 Ekim Denizli Merkez Efendi Kültür Merkezi,

17 Ekim Muğla Gazi M.Kemal Atatürk Kültür Merkezi,

19 Ekim Antalya Nazım hikmet Kültür Merkezi,

20 Ekim Antalya Türkan Şoray Merkezi,

21 Ekim Bursa BAOB Sahne,

30 Ekim Artvin Nihat Gökyiğit Kültür Merkezi,

31 Ekim Trabzon KTÜ Kültür Merkezi,

1 Kasım Ordu Devlet Tiyatrosu,

2 Kasım Samsun Bel Sanat Merkezi,

3 Kasım Sinop Kültür Merkezi,

16 Kasım Ankara MEB Şura Salonu,

17 Kasım Ankara MEB Şura Salonu,

20 Kasım Eskişehir Belediyesi Kültür ve Sanat Sarayında turnede olacak.

Ayrıca İstanbul oyunları;

5 Ekim Caddebostan,

8 Ekim Trump Kültür,

5 Kasım Kozyatağı Kültür Merkezi,

25 Kasım TİM Gösteri Merkezi Maslak’ta olacak.

Ayşe Çebi “Başarmak için çok çalışmak, her seferinde yeni şeyler denemek ve limitleri zorlamak gerekiyor”

Ayşe Çebi “Başarmak için çok çalışmak, her seferinde yeni şeyler denemek ve limitleri zorlamak gerekiyor”

Otomobil sporları ile 2021 yılında tanışan 14 yaşındaki ilk ve tek milli kadın karting sporcusu Ayşe Çebi, otomobil sporları serüvenini, başarılarını ve hedeflerini paylaştı.

Ayşe Çebi

Ayşe merhaba. İlk olarak seni tanıyabilir miyiz?

2018 doğumluyum. Eğitim hayatıma Florida Orlando şehrinde Bright Horizon’da ana okulu ile başladım, daha sonra ilk, orta ve lise eğitimimi Kültür 2000 okullarında tamamladım. Öğrenim hayatıma, Uluslararası Bakalorya (IB) programı kapsamında 10. sınıftan devam edeceğim.

Ayşe Çebi

Otomobil sporlarıyla nasıl tanıştın?

Karting öncesinde okçuluk, yüzme, dans, tenis, futbol, kayak, snowboard, wakeboard gibi birçok spor ile ilgilendim. Karting öncesinde de iki yıl motokros yaptım. Bir yandan da sürekli karting yarışlarını takip ediyordum ve bir gün Tuzla pistinde ilk kez karting yaptım. İlk denememde karting bana motokrosa göre çok daha eğlenceli ve hızlı geldi. Pandemi sürecinde Tuzla ve Körfez pistlerinde özel eğitimler ile bu spora başlamış oldum. O dönemde okullar uzaktan eğitime geçtiği için antrenmanlara daha çok vakit ayırabildim ve bu da kısa sürede gelişmemi sağladı.

Ayşe Çebi

Karting çok fazla vaktini alıyor mu? Eğitim hayatına olumsuz bir etkisi oluyor mu?

Kartinge ilk başta, fiziksel ve mental gelişimime katkıda bulunması amacıyla hobi olarak başlamıştım. Ancak antrenman ve eğitimlerde her geçen gün daha da hızlanınca eğitmenim Bestanbey Yüzbaşıoğulları ailemi yarışlara katılarak başarılı olabileceğime ikna etti. Türkiye Şampiyonası’nı takip etme kararı aldıktan sonra da daha fazla zaman ayırmaya başladım. Bu durum bazen derslerimi aksatmama neden olsa da, bütün sınavlarda yüksek notlar aldım ve eğitim hayatım başarıyla devam etti.

Ayşe Çebi

Hobi olarak başlayan bu tutkun, nasıl profesyonel bir hal aldı?

Ailem ilk başta bu ilgime kayıtsız kalmadı, ama sadece hobi olarak yapmama izin vereceklerini söylemişti. Onlar da bendeki gelişimi yakından görünce 2021 sezonunda Türkiye Karting Şampiyonası’nı takip etmeye karar verdik. Bu arada, benden iki yaş büyük olan ağabeyim Mehmet Ali de benim ile birlikte yarışlara katıldı. Sezon boyunca her yarış daha da hızlanarak, sezonu Türkiye Karting Şampiyonası Junior klasmanında üçüncü ve junior kadınlar kategorisi birincisi olarak tamamladım. İlk sezonumda böyle iki önemli başarıyı elde etmiş olmam beni bu spora karşı daha da motive etti.

Ayşe Çebi

Türkiye Şampiyonası 4. yarışında kadınlar klasmanı haricinde, bütün erkek rakiplerini geride bırakıp kendi kategorini de birinci olarak bitirdin. Neler hissettin?

Başarmak için çok çalışmak, her seferinde yeni şeyler denemek ve limitleri zorlamak gerekiyor. Bundan önceki yarışlarda da junior genel klasmanında ikinci ve üçüncü olarak podyuma çıkmıştım. Uşak pistindeki sezonun 4. yarışında hem antrenmanlardaki hem de sıralama turlarındaki zamanlarım zaten çok hızlıydı ve bu sefer kazanacağımı hissetmiştim. Türkiye Karting Şampiyonası’nda yaklaşık 20 yıl sonra ilk kez bir kadın sporcu genel klasman birincisi oldu. Bunu başarmış olmak çok iyi hissettiriyor,

Ayşe Çebi

Yarışırken kaza yapmaktan korkmuyorsun?

Yarış sırasında zaman zaman çok yüksek hızlara ulaşıyoruz. O yüksek hızlarda da bazen rakiplerle tehlikeli temaslar olabiliyor. Go-Kart normal otomobil gibi ama, yere daha yakın olduğu için hızı çok daha fazla hissediyorsunuz. Saatte 130 kilometre hızlara çıktığım oldu. Kullandığımız ekipmanların hepsi bana özel. Koltuk benim vücut yapıma göre, direksiyonun ve pedalların uzaklığı boyuma göre. Ayrıca tulum, kask, eldiven ve göğüs koruma gibi özel ekipmanlar kullanıyoruz. Kaza da yaptım ama, koruma ekipmanlarımız sayesinde bir hasar almadan atlattım.

Ayşe Çebi

En keyif aldığın yarış hangisi oldu?

Bu sezon İtalya’da çok yarış yaptım ve hepsi farklı pistlerdeydi. En hoşuma giden yarış da La Concha pistteydi. Bu pistteki ilk yarışımdı ve yarış öncesi antrenman günleri hep yağmur altında geçti. Ben yağmurda yarışmayı çok seviyorum benim için çok iyi tecrübe oldu benim için o üç gün. Çok hızlıydım ve pisti de öğrenmiştim. Sonra yarış sabahı hava açtı ve bir anda pist kurudu. Kuruda yarışında çok garip gelse de en zevk aldığım pist ve yarıştı.

Ayşe Çebi

Kadınların bu spora ilgisi nasıl?

Türkiye, otomobil sporlarında dünya ortalamasının 5 katı kadın sporcuya sahip. Sadece karting değil, offroad, drift, ralli, pist, klasik otomobil gibi diğer bütün branşlarda da çok sayıda kadın sporcu var. Ayrıca görevli ve yönetici kadın sayısı da çok fazla bizim sporumuzda. Kadın sporcu sayısının artmasıyla birlikte, 2021 sezonundan itibaren Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu kadınlar için her branşta ayrı klasmanlar açtı. Hatta 2021 sezonunda 12-15 yaş arası sporcuların yer aldığı junior kategoride ilk kadınlar birinciliği kazanan da ben oldum. Bu spora başlamak isteyenler, Tuzla Karting Pisti’nde eğitim programlarına katılarak kendilerini deneyebilir, bu şekilde spora ilk adımı atabilirler.

Ayşe Çebi

Bu sezon Türkiye haricinde, yurt dışında da yarışmaya başladın. Bu sana neler kazandırdı, neler değişti?

Bu sezon Türkiye Karting Şampiyonası haricinde İtalya Karting Şampiyonası, IAME İtalya Serisi ve WSK serisi olmak üzere 3 ayrı şampiyonayı da takip ediyorum. Yurt dışında çok daha yüksek katılımlı, çok daha rekabetçi ortamlarda, farklı atmosferlerde yarışmak bana çok büyük tecrübe kazandırıyor. Hatta Türkiye Şampiyonası ile denk gelen yarışlar olduğu zaman tercihimizi Avrupa’dan yana kullanıyoruz. Önümüzdeki dönemde yurt dışı serilerine ağırlık vermeyi hedefliyoruz.

Ayşe Çebi

Spor kariyerindeki hedeflerin neler?

Kartingden sonra yine pist branşında otomobille yarışmayı istiyorum. Bugüne kadar Avrupa’da ralli ve kartingte yarışan Türk kadın sporcular olsa da, henüz pist branşında yarışan Türk kadın pilot olmadı. En büyük hedefim Avrupa pistlerinde yarışan ilk Türk kadın pilot olmak ve ülkemi temsil etmek.

“DİJİTAL NARSİSİZM” SANAL DÜNYANIN YENİ TUZAĞI

“DİJİTAL NARSİSİZM” SANAL DÜNYANIN YENİ TUZAĞI

Kl. Psk. Şehnaz Tuna

Modern çağda teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital dünya hayatımızın her alanında var olmaya başladı ve üstelik bu dünya her geçen gün son hızla gelişmeye devam ediyor. Dijitalleşme süreciyle beraber ortaya çıkan, başta sosyal medya platformları olmak üzere diğer çevrimiçi etkileşimler ve dijital içerik oluşturma araçları kişilerin duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri, yaratıcılıklarını sergilemeleri ve birbirleriyle iletişim kurmaları için oldukça önemli fırsatlar sunuyor. Ancak, bu süreç o kadar da masum değil… Sanal dünya birçok avantajın yanısıra bazı olumsuz yan etkileri de beraberinde getiriyor. Bu etkilerden biri de son dönemde sıkça telaffuz edilmeye başlanan “dijital narsisizm” olgusudur.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “özseverlik” olarak tanımlanan narsisizm, bireyin yükseltilmiş özgüven ile kendisini diğer insanlardan üstün görme, kendini sürekli öne çıkararak varlığına aşırı bir ilgi gösterme ve diğer insanlarla empati kurmada zorluk çekme eğilimidir. Dijital narsisizmi de bu narsisistik özelliklerin sanal dünyayı oluşturan dijital platformlarda daha belirgin bir şekilde sergilenmesi olarak tanımlayabiliriz.  Dijital narsisizmin temsilcisi bireyler sosyal medya ya da video platformları gibi dijital kanallarda sürekli olarak kendilerini diğerlerinden daha farklı ve üstün gösterecek bir şekilde tanıtma ve dikkat çekme amacıyla içerik üretme eğilimindedirler.

Dijital narsisistler kendi fotoğraflarını (selfie), videolarını ve düşüncelerini sürekli olarak paylaşma arzusu duyarlar. Bir dijital narsisist için sadece paylaşım yeterli değildir, onlar aynı zamanda beğeni ve takipçi sayılarına aşırı bir şekilde odaklanabilirler. Bu durum, bireylerin kendi değerlerini bu metrikler üzerinden ölçmelerine ve bu sayıları artırmak için devamlı bir çaba sergilemelerine neden olabilir. Dijital narsisistler tıpkı narsisistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin yaptığı gibi çevrimiçi etkileşimlerde de diğer insanların duygusal ihtiyaçlarını ve düşüncelerini göz ardı edebilirler.

Sürekli olarak kendini sergileme, onay ve beğeni arayışı, diğerlerini gölgede bırakma ve sanal dünyada kendi benliğini abartılı bir şekilde yüceltme gibi davranışlar bazı olumsuz durumlara yol açar:

Dijital Bağımlılık: Sürekli olarak sosyal medyada veya diğer dijital platformlarda vakit geçiren dijital narsisistler adeta bağımlı gibidirler ve bu tür dijital aktiviteler için çok fazla zaman harcadıklarından dolayı iş, eğitim veya kişisel gelişim gibi daha önemli görevleri ihmal edebilirler.

Konsantrasyon Sorunları: Sürekli olarak beğeni ve onay arayışı, kişinin gerçek dünyadaki aktivitelere odaklanmasını zorlaştırabilir. Bu da dikkat eksikliğine yol açar.

Gerçeklikten Uzaklaşma: Dijital narsisistler, sanal dünyada yarattıkları mükemmelliğe o kadar odaklanırlar ki çoğu zaman gerçek dünyanın sorunlarından veya zorluklarından kaçarlar.

Olumsuz Benlik Algısı: Dijital narsisistler kendilerini sürekli olarak diğer insanlarla karşılaştırır ve daha iyi görünmeye çalışırlar. Bu da çoğunlukla olumsuz bir benlik algısı edinmelerine yol açar.

İlişki Sorunları: Dijital narsisizm empatiyi körelttiğinden kişilerin gerçek hayatta sağlıklı ilişkiler kurmalarını zorlaştırabilir.

Duygusal Dengesizlik: Sürekli olarak beğeni ve onay arayışı kişinin duygusal dengesini bozabilir. Dijital narsisizm anksiyete ve depresyon gibi bozuklukların oluşma riskini artırabilir.

Dijital dünya, bireylere kendilerini ifade etme ve yaratıcılıklarını sergileme imkânı sunsa da olumsuz etkilerini en aza indirmek için dijital platformlarda paylaşım yaparken, dikkat çekme amacıyla değil, gerçek anlamda bir iletişim kurmaya yönelik içerik oluşturmak daha sağlıklı olacaktır. Dijital narsisizmin zararları kişinin dijital yaşamını dengelemesi ve sağlıklı sınırlar koyması gerektiğini göstermektedir. Dijital narsisizmin etkilerine karşı bilinçli olmak ve çevrimiçi dünyada gerçek bağlantıları sürdürmeye özen göstermek, sağlıklı bir dijital deneyim yaşamanın anahtarı olabilir.

Şu anda ve Burada!

Şu anda ve Burada!

“Nerede olursanız olun, tam olarak orada olun.” Eckhart Tolle

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist

Bir şeyle meşgulken aklınızın veya dikkatinizin çelindiğini muhakkak tecrübe ediyorsunuzdur. Kendinizi şöyle buluyor musunuz: Bir sonraki adımı düşünürken, bir önceki veya çok önceki bir anda takılıp kalmış, başkalarına odaklanmış, sosyal medyaya kaptırmış… Geçmiş, gelecek, üstüne vazife olmayan şeyler, başkaları, dertler, tasalar, olumsuz ihtimaller, umutsuzluk, isteksizlik ve buna benzer duygular ve dürtüler sizi ele geçiriyor mu?

Çıkışta nasıl gideyim, akşama ne pişireyim, ona ne söylemeliyim, ne giyeyim, ne yiyeyim, ne içeyim! Belki her şeyi veya herkesi kontrol etmek istiyorsunuz. Ve içinde bulunduğunuz an’a veya an’daki ihtiyaca dikkatinizi veremiyorsunuz. Belki olumsuz duygular beslemeye ve senaryolar geliştirmeye o kadar alışmışsınız ki, bunlar anda kalmanıza izin vermiyor. Belki biteviye bir kıyas veya rekabet içindesiniz. Dikkatiniz şu andan ve buradan, başkalarının şu an ve burada’sına kayıyor. Sosyal medya sizi dipsiz kuyusuna doğru çekiyor belki: Başkaları, başkalarının hayatları, önünüzdeki işten veya kendinizden kaçmak için harcadığınız onca zaman. Veya kendi deneyiminizi sosyal medyada paylaşmak için çaba harcarken kaçırıyorsunuz an’ı.

Peki ya geçmişten getirdikleriniz ve takılıp kaldıklarınız: şöyle olmuştu, neden öyle olmuştu, şunu demişti, neden şöyle söylemedim, haksızlık edildi, kötü davranıldı gibi gibi.

İletişimde ve gündelik hayatta da an’ı ıskalıyoruz. -Benim zannettiğimden farklı olarak- karşımdaki kişi şu an ne söylüyor/ne hissediyor, tasarladığımdan farklı bir durumla karşılaştım nasıl karşılıyorum, planlar değişti hangi hızda uyum sağlayabiliyorum, yeni duruma göre yeni çözüm üretebiliyor muyum… Yediğim yemeğin, içtiğim çayın, yaptığım işin, sohbetin, boşluğun, sessizliğin, dinlenmenin, çevremle iletişimin tadını çıkarabiliyor muyum, hakkını veriyor muyum, zevk alabiliyor muyum? Çocuklarım büyüyor, büyüklerim yaşlanıyor, ben yaşlanıyorum, çevremdeki kişiler şu an ve burada varlar, farkında mıyım?

Sadık kaldığımız düzen ve yaptığımız planlar kafamızı rahatlattığı ölçüde işimize yarıyor. Ancak aynı düzen takıntıya dönüşüp gözümüzü kör ettiğinde bize engel oluyor. Gelişen durumlar karşısında planları revize edebilme becerisi, esneyebilme derecesi -düşünsel, duygusal- yükleri hafifletebilir ancak.

“Hayatım” dediğimiz şey şu andan başka ne? İçinde olmaktan hoşlandığınız, zevk aldığınız, tüm dertleri unuttuğunuz, kendinizi, gardınızı bırakabildiğiniz o anlar, işte o anlar çok kıymetli. Amacımız farkındalıkla bunları çoğaltmak.

Şu anda saklı hangi hazineler var, şu anda neler mümkün, şu an ile bütünleştiğimde nasıl hissediyorum, kendim veya çevremle ilgili neleri fark ediyorum? Geçmiş tamamıyla bir tarafa -kim olmak istiyorsam- şu an yeni bir başlangıç! Dur, tecrübe et, anda ve burada, bakalım neler olacakJ

“10 soruda” Kemal Üşenmez

“10 soruda” Kemal Üşenmez

Pause Dergi ile “10 Soru da”nın konuğu eğlence hayatına yön veren Small Akaretler ve Aias Yalıkavak’ın başarılı işletmeci Kemal Üşenmez oldu.

1- İşletmede olmazsa olmaz kural nedir?

Başarılı bir işletmenin temel ilkesi, müşteri memnuniyetine odaklanmaktır. İşletmenin başarısı, müşteri memnuniyeti, çalışanların işbirliği ve hatasız hizmet sunumu gibi bir dizi faktörün bir araya gelmesiyle sağlanır. Memnuniyet prensibini destekleyen kuralların uygulanması, işletme başarısının belirleyici unsurudur. Bu kurallar, hatalardan kaçınmayı, çalışanların işbirliğini geliştirmeyi, müşteri memnuniyetini artırmayı ve daha fazlasını içerir. Kuralsız bir işletme genellikle karmaşıklığa, müşteri kaybına, düşük kaliteli hizmete, yüksek personel değişim oranına ve etkili problem çözme sistemlerinin eksikliğine yol açar.

2- İyi işletmeciyi tarif eder misin?

İyi bir işletmeci, yeniliklere açık bir kişiliktir. İşletme yönetiminde liderlik yapabilen, ekip içinde uyumu sağlayabilen ve çalışanlarına rehberlik edebilen bir kişidir. İyi bir işletmeci, işletmenin vizyonunu belirler ve bu vizyonu ekibiyle paylaşır. Ayrıca eğitici bir rol üstlenir ve her zaman büyük resmi görmek yeteneğine sahiptir. İyi bir işletmeci, işletmenin başarısını artırmak için sürekli olarak kendisini geliştirme konusunda çaba gösterir.

3- Eğlence veya yemek sektöründe şimdiki trendi nedir?

Eğlence sektöründe, son zamanlarda imza kokteyl sunan mekanlar oldukça popüler hale geldi. Canlı müzik etkinlikleri de yükselişte ve bu trendin bir süre daha devam etmesi öngörülüyor. Özellikle Z kuşağı, elektronik müzik etkinliklerine büyük ilgi gösteriyor.

Gastronomi alanında ise gurme İtalyan lezzetleri öne çıkıyor. Ayrıca şefler tarafından hazırlanan özel pizzaların ve vegan yemeklerin talebi artıyor. Sürdürülebilirlik ve sıfır atık konseptleri de yavaş yavaş önem kazanmaya başlıyor.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

4- En iyi yemek en iyi eğlence hangi ülkede?

Bu soruya tek bir cevap vermek zor, ancak İstanbul gibi farklı kültürlerin buluştuğu bir şehirde hem en iyi yemekleri hem de en iyi eğlenceyi bulabilirsiniz. İstanbul, renkli ve çeşitli bir gastronomi ve eğlence sahnesine sahiptir, hem yerel hem de uluslararası misafirler için cazip bir destinasyondur.

5- En popüler mutfak

Son yıllarda, dünya genelinde büyük bir popülerlik kazanan iki harika mutfak türü var: Yunan mutfağı ve İtalyan mutfağı. Yunan mutfağı, kendine özgü tatları ve sağlıklı malzemeleriyle gerçekten göz kamaştırıyor. Özellikle taze ve doğal malzemelerle hazırlanan yemekleriyle tanınır. İtalyan mutfağı ise geleneksel lezzetleri ve elbette çeşitli pizza ve makarna çeşitleriyle ünlüdür. Bu iki mutfağın benzersizliği ve lezzetleri, dünya genelinde birçok insanın kalbini kazanmış durumda.

6- En popüler içki

Kokteyl, son birkaç yıldır büyük rağbet gören bir içki türüdür. Yaratıcı kokteyl karışımları ve farklı sunumları, birçok işletmenin menüsünde yer almaktadır. Kokteyller, lezzet ve sunum açısından geniş bir çeşitlilik sunar ve uzun bir süre daha popüler olmaya devam edeceğe benziyor.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

7- Trendleri kim belirliyor?

Yeme içme sektöründeki trendler, genellikle sosyal medya etkisiyle şekillenir. Restoranlar ve işletmeler, özellikle Instagram gibi platformlarda yaratıcı sunumlar ve lezzetli yemeklerle dikkat çekerek bu trendlere öncülük ederler. Aynı zamanda şeflerin yeni tarifler ve pişirme teknikleri geliştirmesi de sektörel trendlerin belirlenmesine katkı sağlar.

8- Hayalindeki mekandan bahseder misin?

Hayalimdeki mekan, sıradanın ötesinde bir deneyim sunmayı hedefleyen özel bir işletme olacaktır. Bu mekan, her misafiri benzersiz hissettirecek kişiselleştirilmiş hizmetler sunacak ve unutulmaz anlar yaratmayı amaçlayacaktır.

Misafirlerin ilgi alanlarına ve tercihlerine duyarlı bir şekilde tasarlanacak. Her müşteri için özel olarak hazırlanan menüler, damak tadına uygun seçenekler sunacak ve lezzet yolculuğunu kişiselleştirecek. Ayrıca, özel günler ve kutlamalar için tasarlanmış etkinlikler ve tema geceleri düzenleyerek misafirlerine benzersiz bir deneyim sunmayı amaçlamalı.

Hayal ettiğim mekan, sadece bir yemek ya da eğlence mekanı olmanın ötesine geçmek; her misafiri özel hissettiren, duyularına hitap eden ve anılarına değer katan bir yer olmaktır. İster romantik bir akşam yemeği isteyin, ister arkadaşlarınızla eğlenceli bir gece geçirmek isteyin, her zevke ve talebe uygun deneyimler sunmalı.

Hayalim, her müşteriye unutulmaz bir deneyim yaşatmak ve sadece bir işletme değil, aynı zamanda anılarla dolu bir mekan olmak.

“10 soruda” Kemal Üşenmez

9- Müşteriyi bir görüşte analiz edebilir misin?

Yılların deneyimine sahip bir işletmeci olarak, misafirlerin ilk iletişim anları genellikle onların işletme deneyimleri hakkında önemli bilgiler sunar. Bu ilk karşılaşma, işletme ile misafir arasındaki ilk temas noktasıdır ve birçok açıdan işletme deneyimini öngörmeye yardımcı olabilir.

Misafirlerin ilk tutumları, işletmeye geliş amaçları ve genel davranışları, işletme deneyimleri hakkında ipuçları sunar. Örneğin, misafirlerin girişteki tepkileri ve yüz ifadeleri, ne tür bir deneyim beklediklerini gösterir. Eğer misafirler gülümseyerek ve heyecanlı bir şekilde karşılanıyorlarsa, genellikle olumlu bir deneyim yaşamayı bekliyorlardır.

Ayrıca, misafirlerin ilk talepleri ve istekleri de önemlidir. Örneğin, bir restorana gelen bir müşteri, özel bir yemek isteğinde bulunuyorsa, bu işletmenin özelleştirilmiş hizmetlere olan yeteneğini ve esnekliğini gösterir. İşletme, bu tür taleplere nasıl cevap verdiğini göstererek misafir memnuniyetini artırabilir.

Misafirlerin davranışları da önemli bir göstergedir. Örneğin, rahat ve keyifli bir şekilde oturup sohbet ediyorlarsa, işletme genellikle rahatlatıcı bir atmosfer sunuyor demektir. Ancak, misafirler rahatsız veya gergin görünüyorsa, bu işletme tarafından hızlı ve etkili bir şekilde sorunların çözülmesi gerektiğini gösterir.

Sonuç olarak, misafirlerin ilk iletişimleri, işletmecilere müşteri deneyimini iyileştirme ve kişiselleştirme fırsatı sunar. İyi bir işletmeci, bu ilk sinyalleri dikkatle takip eder ve misafirlerin beklentilerini karşılamak için çaba sarf eder.

10- Kariyerinden bahseder misin?

Sektöre ilk adımımı 2005-2006 yıllarında attım ve o günden beri yeme içme sektöründe önemli deneyimler edindim. Bu süreç boyunca birçok önde gelen işletmede çalışma fırsatım oldu ve uluslararası markalarla işbirlikleri yapma şansı yakaladım. Bu deneyimler sayesinde sektördeki gelişmeleri ve müşteri beklentilerini daha iyi anlama fırsatım oldu.

Her zaman öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye büyük bir önem verdim. Sektörün hızla değişen dinamikleri ve müşteri talepleri, sürekli olarak yeni beceriler kazanmayı ve mevcut bilgileri güncellemeyi gerektiriyor. Bu nedenle kariyerim boyunca eğitimlere ve seminerlere katılmaya devam ettim.

Son birkaç yıldır ise iletişim ve sosyal medya alanında uzmanlaşmış bir ajans kurarak bu alandaki bilgi birikimimi başka bir sektörde de değerlendirme fırsatı buldum. İletişim ve dijital pazarlama, günümüz iş dünyasında çok önemli bir rol oynuyor ve bu alandaki deneyimlerim işletmelerin çevrimiçi varlıklarını güçlendirmelerine yardımcı oluyor.

Ayrıca sektörel danışmanlık faaliyetlerime de devam ediyorum. Bu, sektördeki yenilikleri takip etme, işletmelere stratejik tavsiyelerde bulunma ve yeni girişimcilere rehberlik etme fırsatı sunuyor. Sektörel danışmanlık kariyerimde önemli bir yer tutuyor ve sektöre katkıda bulunma amacımı sürdürmeme yardımcı oluyor.

Ekim 2023 burç yorumları

Ekim 2023 burç yorumları
Koç Burcu

KOÇ BURCU 21 MART-20 NİSAN

Ruhsal güç, içten gelen enerji, öz güven

Zor zamanlarda en yakın tanıdıklar birbirine destek olmalıdır. Ekim ayında bu söz, sizin için vazgeçilmezdir. Önceki olaylardan ötürü, işyerinde olduğu kadar özel hayatınızda da zaman baskısı yaşayacaksınız. Neyse ki Koçlar’ın çevresinde bunları anlayacak olan anlayışlı insan olacak.

Boğa Burcu

BOĞA BURCU 21 NİSAN-21 MAYIS

Güçlü ve inatçı ama becerikli ve azimli

Tamamen güvendiğiniz yakın bir kişi, Ekim ayında ikilemi çözmenize yardımcı olabilir. Bu kişi eşiniz, en yakın aile üyelerinden biri veya en iyi arkadaşınız olabilir. Çözümü birlikte bulacaksınız ve rahatlayacaksınız Şu anda Boğaları tutan hiçbir şey yok. Kariyer alanında başka bir kader silsilesi sizi bekliyor.

İkizler Burcu

İKİZLER BURCU 22 MAYIS – 21 HAZİRAN

Mizah ve yaratıcılık anlayışına sahip konuşkan ve kibar bir karakter

Ekim ile birlikte kariyer alanınıza pozitif enerji gelir. Birkaç ay çok büyük çaba harcadıktan sonra sonunda hedeflerinize ulaşabileceksiniz. İkizler çevrelerinin farkında ve düşünceli olmalı, patronlarına veya iş arkadaşlarına acil bir sorunu çözmede yardım etmelidir. Bu iyilik kesinlikle unutulmayacak.

Yengeç burcu

YENGEÇ BURCU 22 HAZİRAN – 21 TEMMUZ

Duygusal ama aynı zamanda duyarlı, karamsar ve çekingen bir karakter

Doğru kişilerle en büyük tanışma şansı tam şimdi geliyor. İyi şansınızdan yararlanın. Tüm Yengeçler Ekim’de gözlerini iyice açmalıdır. İlk izlenimlere çok fazla takılmayın. Bazen bir kişi mükemmel görünebilir, ancak daha sonra kötü tarafı yüzeye çıkıp kendini açığa vurabilir. Diğer yandan, görünüşte içe kapalı ve utangaç olan bir şahıs, ikinci bakışa değecek olan doğru kişi olabilir.

Aslan burcu

ASLAN BURCU 24 TEMMUZ – 23 AĞUSTOS

Cesaret, öz güven, iddialı ve dürüst

Aslan burcu için bir başka başarılı ay Ekim’dir. Yıldızlar nihayet istikrarlı bir konuma gelecekler, böylece sorunlar sizden uzak olacak. Yeni bir ilişkide yeni ilginç deneyimler ortaya çıktıkça henüz aşık olmaktan keyif alabilirsiniz. Daha önceki anlaşmazlıklara rağmen, uzun vadeli bir ilişkide uyum yüze çıkacaktır.

Başak burcu

BAŞAK BURCU 24 AĞUSTOS – 23 EYLÜL

Dikkatli, özenli ama aynı zamanda zeki ve titiz

Ekim’de uzun vadeli ilişkiler içindeki Başaklar bir kriz yaşayabilirler. Bu, olgunlaşmamış, pervasız davranış için kesinlikle bir mazeret değildir. Partneriniz bu durumla ilgili kendini kötü hissedecektir. Her ikiniz de yeterince gayret gösteriyorsanız, bir şeyleri yakında düzeltecek, barış yapabileceksiniz, ilişkiniz güzelleşecek ve tekrar uyumlu hale geleceksiniz. Tek yapmanız gereken düşünceli olmak ve bir uzlaşmada anlaşmaktır.

Terazi Burcu

TERAZİ BURCU 24 EYLÜL – 22 EKİM

Adalet, sempati, uyum ve akıl

Ekim ayında özellikle aileniz ve yakın arkadaşlarınızdan destek bekleyebilirsiniz. Burada da size aynı zamanda yardım edecek olan anlayışı ve şefkat sözlerini bulabilirsiniz. Zor zamanların üstesinden geldikten sonra önceliklerinizi gözden geçireceksiniz ve kariyerinizde çok yararlı olan kişiliğiniz daha da güçlü olacak.

Akrep burcu

AKREP BURCU 23 EKİM – 22 KASIM

İtaatkar savaşçı, ileri görüşlü ve diğerlerine karşı anlayışlı

Ekim’de inat etmeyin ve yardım teklifini reddetmeyin. Ancak eğer diğerini küçümsemeyecekseniz, Akrep gibi normale dönebilecek ve sosyal hayata yeniden girebileceksiniz. Korkunuzun üstesinden gelin ve çevrenizdeki herkesi genellemeyin. Belki kurtulmanız gereken gereksiz önyargınız vardır.

YAY BURCU

YAY BURCU 23 KASIM – 21 ARALIK

Gayeli, enerjik ve istek ve çabayla dolu

Ekim’de kırılma noktası gelecek. Yay burcu işyerinde şimdiki yerini korumak için savaşacak. Bu, kolay olmayacak. Daha önceki ihmaliniz nedeniyle şimdi başkaları tarafından düzeltilmesi gereken bazı hatalar yaptınız ve artık kimse açıklamanızı önemsemiyor. Belki adaletsizlik hissedeceksiniz. Kendiniz için her türlü haince sözleri tutun.

OĞLAK BURCU

OĞLAK BURCU 22 ARALIK – 20 OCAK

Muhafazakar, temkinli, ısrarcı ve ciddi

Ekim ayında bekar Oğlaklar doğru kişiyle karşılaşmak için büyük bir şansa sahiptirler. Sadece şansınızla senkronize olmanız gerekir. Evde oturursanız, biriyle tanışma şansını kaçıracaksınız. Zaten şanslarını bulmuş olanlar mutlu bir ilişki içinde karşılıklı etkileşimin ve ahengin tadını çıkaracaktır.

KOVA BURCU

KOVA BURCU 21 OCAK – 19 ŞUBAT

Deneme anlayışıyla romantik ve duygulu

Ekim’in sizi düşürmesine izin vermeyin. Zorluklarla mücadele etmeniz gerekecek. Kova, geçmiş olayları inceledikten sonra, eğer bunlardan öğrenmeyi başarırsa, bu olumsuz deneyimlerin onu daha çok olgunlaştırabileceğini ve daha güçlü hale getirebileceğini fark edecektir. Bu ay sizi gerçekten zenginleştirecek

BALIK BURCU

BALIK BURCU 20 ŞUBAT – 20 MART

Mütevazı ve hassas, güçlü bir iç algı ve ilhama sahipler

Ekim ayında Balıklar bazı küçük tartışmalara ya da kavgalara karışabilirler. Bu meseleler önemsizdir ve bunların çok kolay üstesinden gelebilirsiniz. Tek yapmanız gereken önceliklerinizi belirlemek ve asla eski anlaşmazlıkları tekrar açmamaktır. Bu şekilde, ilişkilerinizde kaybolan uyumu bulabileceksiniz. Ne fiziksel durumunuzu unutun ne de spor yapmayı.