Yazılar

Küresel ısınma bahar alerjisini hızla artırdı!

Küresel ısınma bahar alerjisini hızla artırdı!

Toplumda saman nezlesi veya polen alerjisi olarak da adlandırılan bahar alerjisinin görülme sıklığı dünyada ve ülkemizde hızla artış gösteriyor. Türkiye’de bahar alerjisinin son 10 yılda yüzde 20 oranında arttığı ve her 10 kişiden 2’sinde tespit edildiği belirtiliyor. Bahar alerjisinin görülme sıklığında yaşanan artışta kentsel yaşam, küresel ısınma ve hava kirliliğinin etkili olduğu belirtiliyor.  Bahar alerjisi selim bir hastalık olmakla birlikte önemsenmediği ve tedavi uygulanmadığı durumlarda kronik burun tıkanıklığı nedeniyle uyku kalitesini bozuyor ve buna bağlı olarak yetişkinlerde yorgunluk, iş başarısında azalma, sinirlilik ile anksiyete gibi sorunlar oluşturarak yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Dahası alerjik şikayetler kontrol altına alınamadığında en önemli sebebi alerji olduğu için astıma çevirebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bu nedenle bahar alerjisinin asla ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Burun tıkanıklığı, burun kaşıntısı, damak kaşıntısı, geniz akıntısı ve göz yaşarması gibi belirtilerden biri bile varsa hekim başvurmak çok önemlidir. Hekim muayenesinin ardından yapılan alerji testleri ile bahar alerjisine kesin tanı konulmaktadır” diyor.

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Küresel ısınma polen mevsimini uzatıyor!

Alerjik nezlenin bir çeşidi olan bahar alerjisi, ağaç ve çimenlerden yayılan polenler nedeniyle oluşuyor. Bahar dönemlerinde ortaya çıkan, havada bulunan ve temelde zararsız olan polenleri vücut tehlikeli madde olarak algılıyor ve bunlara karşı tepki gösteriyor. ‘Alerjen’ olarak adlandırılan bu polenler burun iç yüzeyine yapışıp iltihabı olmayan bir reaksiyon başlatıyor. Ailede alerji hikayesinin olması bahar alerjisi için önemli bir faktör olsa da özellikle iklim değişikliği gibi çevresel faktörler bahar alerjisinin günümüzde daha yaygın görülmesine neden oluyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisinin kentsel yaşam, küresel ısınma ve hava kirliliği nedeniyle artış gösterdiğine işaret ederek, “Kentsel yaşamda betonlaşmayla birlikte yeşil alanların az olması nedeniyle polenler havada daha fazla kalmakta ve alerjik reaksiyonlar artmaktadır. Küresel sıcaklıklar da birçok bölgede bitkinin büyümesini artırmakta ve bu durum polen üretimine yansımaktadır. Ayrıca küresel ısınmayla birlikte polen dönemi uzamakta, dolayısıyla daha fazla kişi alerjik reaksiyon yaşamaktadır. Araçlar ve enerji santrallerinden yayılan karbondioksit emisyonları da fotosentezi artırarak daha fazla polen üretimine yol açmaktadır” diye konuşuyor.

Bu mevsiminde özellikle 4 sinyale dikkat!  

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, burun kaşıntısı, sulu burun akıntısı, hapşırık ve burun tıkanıklığının bahar alerjisinin en temel şikayetlerini oluşturduğuna işaret ediyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, diğer belirtileri şöyle sıralıyor: “Ayrıca bu yakınmalara boğaz ve damakta kaşıntı, kulaklarda kaşıntı, ağız solunumu yapma ve sık uyanma, göz kaşıntısı ile kızarıklığı, göz altındaki ciltte şişme gibi şikayetler de eşlik edebilmektedir. Son zamanlarda temelde gördüğümüz bu şikayetlere boğaz ağrısı da eklenmiş durumdadır.”

pause journal

‘Şikayetim geçti’ diyerek ilacınızı bırakmayın!

Kronik bir hastalık olduğu için bahar alerjisinin kesin bir tedavisi yok. Ancak tamamen tedavi edilemese bile hastada şikayet oluşturmayacak şekilde kontrol altında tutulabiliyor. Polen gibi alerjiye sebep olan maddelerden mümkün olduğunca kaçınmak tedavinin ilk basamağını oluşturuyor. Ayrıca, bol su içmek mukusu incelterek geniz akıntısı gibi yakınmaları hafifletmeye yardımcı oluyor. Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisinde ilaç tedavisinin son derece önemli olduğunu belirterek, “Tedavide amaç hastalığı yok etmek değil, hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Hekimin önerdiği antihistaminikler ve burun spreyleri gibi ilaçları polen mevsimi boyunca düzenli kullanmak yakınmaları önemli ölçüde baskılayacaktır. İlaç tedavisinden yeterince fayda görmeyen hastalarda immünoterapi olarak adlandırdığımız alerji aşıları ise bir diğer tedavi seçeneğidir” diyor. Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, tedaviden başarılı bir sonuç elde edilebilmesi için ilaçların alerji mevsimi boyunca mutlaka kullanılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Şikayetler geçse bile ilaçlar asla bırakılmamalıdır, aksi halde astıma çevirebilir” diyor.

Bahar alerjisine karşı 10 etkili öneri!

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay, bahar alerjisine karşı almanız gereken önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Özellikle sabahları ev veya iş yerlerinizin kapı ve pencerelerini açık tutmayın.
  • Polen miktarının en fazla olduğu sabah saatlerinde açık havada yapılacak olan aktivitelerden kaçının.
  • Eğer açık havada olacaksanız teması en aza indirmek için güneş gözlüğü ve maske kullanın.
  • Spor için kapalı mekanları tercih edin.
  • Dışarıdan geldiğinizde üzerinde polenler olacağı için kıyafetlerinizi mutlaka çıkarın ve oturduğunuz odada tutmayın.
  • Elinizi ve yüzünüzü mutlaka yıkayın ve polenler saça da yapışacağı için mümkünse duş alın.
  • Çimlerin biçildiği alanlara ve çiçekli ortamlara yaklaşmamaya çalışın.
  • Arabadayken camları kapalı tutun.
  • Klima filtrelerini her ay değiştirin. Alerjenleri tutan özel filtreler de kullanabilirsiniz.
  • Dışarıdaki havayı kullanmayan ve hava değişimini içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen özel klimaları tercih edin.

Ülkemizde her 2 kişiden 1’inin D vitamini eksik!

Ülkemizde her 2 kişiden 1’inin D vitamini eksik!

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar D vitamininin vücutta kemik sağlığından enfeksiyon hastalıklarını önlemeye, zihinsel gelişimden kanserde kontrolsüz hücre çoğalmasının azaltılmasına dek sağlığımız üzerinde son derece önemli işlevlere sahip olduğunu gösteriyor. Ancak yaşamsal öneme sahip olmasına rağmen özellikle büyük kentlerde çoğu kişide D vitamini olması gereken seviyeden düşük seyrediyor. Dünyada yaklaşık bir milyar insanda D vitamini eksikliği olduğu düşünülüyor. Bölgelere göre değişmekle birlikte, ülkemizde de her 2 kişiden 1’inde D vitamini eksikliği tespit ediliyor. D vitamini eksikliği pek çok ciddi soruna yol açsa da fazla olması da bir o kadar tehlikeli! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, bu nedenle D vitamini eksikliğini karşılamak için hekime danışmadan gelişigüzel takviye kullanımından mutlaka kaçınılması gerektiğine dikkat çekerek, “Günlük D vitamini ihtiyacı yaş, cinsiyet, yaşanan coğrafya, eşlik eden hastalıklar, hamilelik durumu, hatta ten rengine göre değişir. Dolayısıyla günlük doz miktarını mutlaka hekim belirlemelidir, aksi takdirde D vitamini fayda yerine ciddi zararlar verebilir.  Zira, vücutta D vitaminin fazla olması toksik etki oluşturarak zehirlenmeye yol açabilir. D vitamini fazlalığında ayrıca kanda kalsiyum ve fosfor düzeyi yükselir, kilo kaybı, düzensiz kalp atımı, kemiklerde kırık riskinde artış, damarlarda ve dokularda kireçlenme, kalp ve böbrek hasarı görülebilir. Bu nedenle önce vücuttaki düzeyi saptanmalı ve sonrasında hekimin önerdiği uygun doz ve sürede takviye edilmelidir” diyor.

Dr. Meltem Batmacı

Dr. Meltem Batmacı

Pek çok yaşamsal işleve sahip!

Güneş ışığından yeterince ve doğru şekilde faydalanmamak, çocukluk döneminde dışarıda oynamak yerine evde tabletle zaman geçirmek, kapalı alanlarda saatlerce güneşten yoksun kalmak gibi pek çok faktör nedeniyle  oluşan D vitamini eksikliği günümüzün önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul ediliyor. Oysa D vitamini sağılığımız üzerinde kritik bir öneme sahip. En önemli etkilerinden biri ise kemik kırıklarını azaltarak ve kas gücünü artırarak düşmelerden koruması. Yapılan bilimsel araştırmalar; D vitamininin yeni tümör gelişimini (meme, yumurtalık, kolon, prostat ve diğer kanserler) ve var olan tümör büyümesini yavaşlattığını, kalp ve damar hastalıkları ile solunum sistemi hastalıkları riskini azalttığını gösteriyor. Damar sertliği ve yüksek tansiyon hastalığında düzenleyici olan D vitamini diyabet ve insülin direncine karşı da önemli rol oynuyor. Enfeksiyonların ve bağışıklık sistemi hastalıklarının tedavisinde etkili oluyor. Bir araştırmaya göre, herhangi bir nedenle olan prematüre ölüm riskinde D vitamini sayesinde yüzde 25 oranında azalma saptanmış. Bunların yanı sıra bunama riskinin de azaldığı görülmüş.

Dışarıdan takviye edilmesi gerekir

Somon balığı ve sardalya gibi yağlı balıklar, balık yağı, yumurta sarısı, sığır karaciğeri, mandıra ürünleri ve tahıllarda daha fazla düzeyde D3 vitamini olurken; bazı mantarlarda ve bitkisel kaynaklarda ise (bitkisel kaynaklı sütler, maydanoz, ısırgan otu vb) D2 vitamini  bulunuyor.  Ancak gıdaların günlük D vitamini gereksinimin sadece yüzde 10-20’sini karşıladığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, “Gıdalar ile yeterince D vitamini almak mümkün değildir. 51-71 yaşları arasında gıda ve takviye ile D vitamini alımı 308 IU/gün olarak saptanmıştır.  Sadece gıda ile alınan D vitamini ise 140 IU / gün olarak tespit edilmiştir ki günlük doz gereksinimi düşünüldüğünde birçok insanın günlük minimum gereken dozu bile alamadığı aşikardır. Bu nedenle dengeli diyetin yanı sıra D vitamini takviyesine de ihtiyaç vardır” diye konuşuyor.

Hızla depolamaktan kaçının! 

Hekime  danışmadan, D vitamini ihtiyacını bir anda karşılayabilmek için ampul kırıp içmek gibi bir hataya asla düşülmemesi gerektiği uyarısında bulunan Dr. Meltem Batmacı, “Zira yapılan çalışmalarda; yüksek dozda, uzun aralıklarla alınan D vitamini (ampul kırıp içmek, damlalıklı şişenin tamamını içmek gibi) ve düşük dozda, günlük alınan D vitamini (günlük ya da haftalık kullanılan damla, tablet, kapsül formunda D vitamini) kıyaslanmış. Çalışmanın sonunda; ikinci grupta yer alan kişilerin sağlıklı oldukları ve D vitamini düzeylerinin de daha yüksek olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Güneşlenmek çok önemli, ancak!

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini bazı gıdalarda bulunmakla birlikte çoğunlukla deride güneşin etkisiyle ortaya çıkıyor. D vitamini sentezi güneşin UVB ışını etkisiyle ciltte başlıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı, güneşe çıkılması gereken süre ve saat diliminin yaşanılan bölgeye göre değiştiğini belirterek, “D vitamini sentezi için ülkemizde 10:00-15:00 saatleri arasında kolları ve bacakları 15-20 dakika güneş ışınlarına maruz bırakmak önerilir. Ancak UV ışığına maruziyet cilt kanserine neden olabilir, dolayısıyla aşırı güneşlenmekten mutlaka kaçınılmalıdır” diye konuşuyor.

D vitamini sentezini azaltan 8 neden!

UVB ışınını, dolayısıyla D vitamin sentezini azaltan pek çok faktör mevcut. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bu etkenleri şöyle sıralıyor:

  • İleri yaş
  • Kış mevsimi nedeniyle UVB ışınlarına daha az maruz kalmak
  • Güneş koruyucu kullanımı (faktör düzeyi 15 ve üzeri olan güneş koruyucu krem D vitamini emilimini yüzde 90’dan fazla azaltıyor)
  • Tüm cildi kapatacak şekilde giyinmek
  • Açık havada kısıtlı zaman geçirmek
  • Koyu renk cilt (melanin pigmenti doğal güneş koruyucu gibi davranıyor)
  • Kapalı alanlarda daha fazla zaman geçirmek
  • D Vitamini sentezine katkıda bulunan organlarda fonksiyon bozukluğu

Bayramda tatlı tüketirken dikkat!

Bayramda tatlı tüketirken dikkat!

Sütlüsünden şerbetlisine bayram ikramlarının baş tacı olan tatlılara çoğu kez karşı koymak mümkün olamıyor ancak ölçüyü kaçırmamak şart! Zira “Bayramda tatlı yemeyecek miyim!” diyerek gerek ikramlarda gerekse evde sık sık ‘tatlı kaçamaklar’ yapmak bayramınızı zehir edebileceği gibi, kısa ve uzun vadede sağlık sorunlarına da zemin hazırlayabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman tatlı ve şekerli besinlere yüklenilmesinin kan şekerinde artış ve yağlanmadan sindirim sorunları ve bağırsak hastalıklarına, diyabetten obezite ve kalp damar hastalıklarına dek birçok soruna yol açabildiğini belirterek “Tatlıların her zaman kontrollü tüketilmesi gerektiği gibi bayramda da bu konuda ekstra dikkatli olmak gerekiyor. Bayramda ikramlara hayır diyebilmek zor olsa da ikramları tatlı bir dille sınırlandırmak mümkün. İkram edilmek üzere hazırlanan tatlıları ise hafif ve sağlıklı olanlardan seçmek hem misafiriniz hem de kişisel sağlığınız için önem taşıyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayramda sağlıklı tatlı tüketmenin 7 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu, bir de sağlıklı bayram tatlısı tarifi verdi…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

  • Şerbetli tatlılardan kaçının!

Şerbetli tatlılaryoğun şeker içeriği ile en yoğun kalorili ve sağlıksız sayabileceğimiz tatlılardandır. Hem şerbet kısmı hem de unlu ya da yağlı içeriği ile karbonhidratı ve kalorisinin çok yüksek olmasının yanı sıra besin değeri oldukça düşüktür. Bu nedenle şerbetli tatlılar yerine besin değeri olan ve şeker oranı düşük seçenekleri seçmekte fayda var.

  • Meyve ile tatlandırılmış tatlıları seçin

Meyve şekeri olarak bildiğimiz fruktozun da fazlasının karaciğer yağlanması ya da obeziteye neden olabileceği bilinmektedir. Ancak kontrollü şekilde tükettiğinizde içeriğindeki posa ve vitamin gibi besleyici ögeler sayesinde sağlıklı bir tatlı seçeneği oluşturabilirler. Meyveli muhallebiler,meyve topları gibi tatlılar ağzınızı tatlandırırken sağlığınızdan olmanızı engelleyebilir.

  • Yemeğin hemen sonrasında tüketeceksiniz dikkat!

Tatlıları yemeğin hemen üzerine tüketecekseniz o öğünde tükettiğiniz diğer karbonhidratları azalttığınızdan ve salata, sebze gibi posalı bir yemek yediğinizden emin olun. Böylece şekerin kana karışma hızı düşer ve kan şekerinizi çok daha yavaş yükseltir. Ancak o öğünde pirinç, ekmek, patates gibi karbonhidratların yoğun olduğu besinlerin üzerine tatlı tüketmek kan şekerini oldukça yükseltir ve yağlanmaya neden olur. Ayrıca kan şeker regülasyonu olmayan kişilerde bu durum ciddi şeker yükselmeleri ile kendini gösterebilir.

  • Sütlü tatlıları tercih edin

Sütlü tatlılar sütün doğasında bulunan protein ve yağ sayesinde tatlıda kullanılan şekerin kana çok daha yavaş karışmasını sağlayarak kan şekerinin ani yükselmesini engeller. Sütlü tatlı tükettiğinizde şerbetli tatlı tüketimine göre kan şekerinizdeki ani dalgalanmalar önlenir, iştahınız çok daha dengede kalır ve kilo kontrolüne de yardımcı olur.

  • Aç karna tatlı tercih etmeyin

Aç karna kan şekeri düşük olduğu için daha fazla tatlı tüketilebilir. Bu da kan şekerinde ani yükseliş ve akabinde hızlı bir düşüşe  neden olurken vücudun yağlanmasına yol açar. Ayrıca iştah kontrolünü bozarak hızlı acıkmalara veya tekrar tatlı isteklerine neden olabilir. Bu nedenle tatlı tüketimini hafif tok karna veya posalı öğünlerle birlikte tercih etmekte fayda var.

pausejournal

  • Sık ‘kaçamak’ yapmayın!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Her ne kadar sağlıklı veya hafif bir tatlı tercih edilmiş de olsa tatlıları sık tüketmek içeriğindeki şekere sık maruz kalınmasından ötürü kan şeker regülasyonunu bozabilir, yağlanmaya ve uzun vadede diyabet, kalp damar hastalıkları gibi istenmeyen sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tatlı tüketim sıklığı haftada bir-iki defayı aşmayacak şekilde organize edilmeli. Bayramdada ikram edilen tatlıları  ‘tatlı bir dille’ kısıtlayarak miktar ve sıklığına dikkat etmelisiniz” diyor.

  • Ev yapımı tatlıları tercih edin

Hazır tatlılar lezzeti üst düzeyde tutabilmek amacıyla çok daha fazla şeker veya yağ içerebilmekte. Bu nedenle tatlılar evde yapıldığında içeriğinde kullanılan şeker, yağ gibi malzemeler çok daha kontrollü kullanılabileceğinden daha hafif bir tatlı elde etmek mümkün. Evde yapılan tatlıları süt, ceviz, meyve gibi besinlerden oluşturmak ve şeker eklemeden ya da çok az şeker ilave ederek yapmak tatlı tüketimi ile ilgili riskleri minimize edecektir.

Sağlıklı Bayram Tatlısı Tarifi

Kuru incir dolması

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bayramda misafirlerinize ikram edebileceğiniz ve aşırıya kaçmamak şartıyla tüketerek tatlı ihtiyacınızı sağlıklı bir şekilde karşılayabileceğiniz Kuru İncir Dolması tarifi verdi;

15 adet kuru inciri sıcak suda bekletin. Sonrasında uçlarını kesin ve içlerine ceviz doldurun. Ayrı bir yerde 1 su bardağı süte yarım çay bardağı elma suyu konsantresi  karıştırın ve incirlerin üzerine ilave edin. Fırında sütü çekene kadar pişirin ve sonrasında üzerine toz tarçın ekleyerek servis edin. Kişi başı 1-2 tane tüketmek uygun olacaktır.

Güçlü bir bağışıklığın anahtarı: Sağlıklı beslenmek!

Güçlü bir bağışıklığın anahtarı: Sağlıklı beslenmek!

Kış mevsiminde havaların soğuk olması ve kapalı ortamlarda uzun süre kalınması nedeniyle çocuklar soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına daha kolay yakalanabiliyorlar. Mikroplardan korunmaları veya hastalığı kolay atlatabilmeleri için çocukların bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmaları ayrı bir öneme sahip. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı beslenmenin çocukların bağışıklık sistemini güçlü tutan en önemli etkenlerden biri olduğuna dikkat çekerek, “Güçlü bir bağışıklık sistemi için dengeli, yeterli ve çeşitli vitamin ile minerallerden oluşan bir menü planı oluşturmak gerekir. Karbonhidrat ve protein kaynaklarının yanı sıra sağlıklı yağ kaynaklarına da yer vermek çocuğun hem bağışıklığının korunmasında hem de hastalıklarla baş edebilmesinde kilit rol oynar.  Besin değeri oldukça düşük olan paketli ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak, bunların yerine besin değeri yüksek yoğurt, kefir, ceviz, fındık, badem gibi ürünlere yer vermek önem taşır.  Yine ana ve ara öğünlerde mevsime uygun taze sebze ve meyveleri bulundurmak da güçlü bir bağışıklık sistemine önemli katkı sağlar” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirmek için ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken beslenme kurallarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Her öğün taze sebze ve meyve şart!

Mevsimine uygun taze meyve ve sebzeler, içerdikleri C vitamini ile A vitamini gibi bağışıklığı güçlendiren vitamin içerikleri nedeniyle çocukların her öğününde bulunmaları gerekiyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Öğünlerde mevsime uygun sebzelerden salata ve ara öğünlerde meyve tüketmelerini sağlamak, çocukların günlük vitamin ihtiyaçlarını karşılamalarına katkı sağlar. Meyvelerin iyi yıkanmış olmaları ve taze tüketilmeleri ise enfeksiyonlardan korunmanın yanı sıra besin içeriğini korumak için de önemlidir” diyor.

C vitamini içeren meyve çok önemli

Yeteri kadar C vitamini almak güçlü bir bağışıklık sistemi sağlayabilmede önemli bir rol üstleniyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde özellikle kivi, portakal ve mandalina gibi C vitamininden zengin meyveleri çocukların beslenme listesine mutlaka eklemek gerektiğine işaret ederek, “Bir yumruk kadar meyve bir porsiyon olarak baz alınmalı. Çocukların günlük beslenmelerine 1-2 porsiyon meyve, öğünlerine 5-6 yemek kaşığı sebze yemeği veya bir büyük kase salata ekleyerek, günlük C vitamini ve diğer vitamin ile mineral gereksinimlerini sağlamak mümkün” bilgisini veriyor.

Demir eksikliğine karşı koruyun

Dünyada en sık görülen mikro besin öğesi eksikliği, genellikle yetersiz beslenmeden kaynaklanan demir eksikliği oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bağışıklık sisteminin korunmasında demirin önemli bir rol oynadığını belirterek, “Demir eksikliği anemisi mental ve fiziksel gelişimi etkiler. Demir,  bağışıklık hücrelerinin çoğalmasında rol alır ve eksikliğinde yeterli bir bağışıklık cevabı oluşturulamaz. Bu nedenle demir eksikliği oluşmaması için kırmızı et, yumurta ve hindi eti gibi besin kaynaklarının çocukların öğünlerinde mutlaka yer alması gerekir” diye konuşuyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Sağlıklı yağları ihmal etmeyin

Sağlıklı yağlar, hem çocukların sağlıklı bir gelişim sürmeleri hem de bağışıklık sistemlerinin korunması için yeterli ve dengeli olarak alınması gereken bir besin grubu. Kızartma ya da hazır gıdalardan gelen kontrolsüz yağlar yerine zeytinyağı, tahin, ceviz ve badem gibi sağlıklı yağ kaynaklarını çocukların günlük beslenmelerine eklemek gerekiyor. Çocukların her gün 2 adet ceviz veya 8-10 adet çiğ fındık, badem gibi kuru yemişler tüketmeleri, yemeklerinde zeytinyağı kullanılması, günlük sağlıklı yağ alımlarına katkı sağlıyor.

Öğün atlamalarını engelleyin

Çocukların günlük besin öğesi ve enerji alımlarını dengeli bir şekilde sağlayabilmeleri için öğün düzeni oluşturulması şart. Zira kahvaltı ya da herhangi bir öğünü atlamaları yetersiz beslenmeye neden olmasının yanı sıra paketli veya sağlıksız olarak adlandırabileceğimiz besinlere yönelimlerini arttırabiliyor. Bu nedenle evde veya okulda besin alımlarını takip ederek her öğünde yeterli beslendiklerinden emin olmak gerekiyor.

Çinko eksikliğine dikkat!

Çinko bağışıklık sisteminin devamlılığı için gerekli bir mineral. Eksikliğinde büyüme geriliği ve bağışıklık sisteminde bozulmalar görülebiliyor. Bu nedenle çocukların öğünlerine bu besinleri eklemek önem taşıyor. Kırmızı et, kuru baklagiller, balık ve tam tahıllar çinko bakımından zengin besinler arasında yer alıyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Hazır gıdalar değil ‘ev yapımı’ yemekler

Çocuklar lezzetiyle ön plana çıkan fast food tipi hazır yemekleri çoğunlukla ev yemeklerine tercih ediyorlar. “Ancak ne yazık ki bu ürünler çoğunlukla besin değeri düşük, işlenmiş ürünlerden oluşurlar ve çocukların büyümelerine ya da bağışıklık   sistemlerinin gelişmesine katkı sağlamazlar” uyarısında bulunan Nur Ecem Baydı Ozman, sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuklar besin değeri olmayan bu ürünleri tükettiklerinde besin değeri yüksek sebze, meyve ile balık gibi ürünlerden mahrum kalırlar. Dolayısıyla çocukların mümkün olduğunca evde hazırlanmış besin değeri yüksek olan besinleri tüketmeleri çok önemlidir”

Kefiri ihmal etmeyin

Sağlıklı bir bağışıklık için sağlıklı bir bağırsak olması şart! Kefir içeriğindeki yararlı bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını desteklerken içeriğindeki protein ve kalsiyum gibi besin ögeleriyle aynı zaman da büyümeyi de destekliyor. Çocuklara haftada 3-4 gün süt, yoğurt ve ayran yerine bir su bardağı kefir içirmek bağışıklığı güçlendirebiliyor.

Ateşli havaleyi tetikleyebilir!

Ateşli havaleyi tetikleyebilir!

Çocuklarda görülen solunum yolu enfeksiyonları kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte artış gösteriyor. Enfeksiyonların en yaygın belirtilerinden biri olan ‘yüksek ateş’ ise ebeveynlerin yoğun kaygı duymalarına neden olabiliyor. Oysa yüksek ateş çocuklar için genellikle tehlikeli bir durum oluşturmuyor, tam aksine bağışıklık sisteminin enfeksiyonla savaşmasına katkı sağlıyor. Paniğe kapılan ebeveynlerin yüksek ateşi düşürmek için yaptıkları bazı hatalı uygulamalar ise yarar sağlamadığı gibi çocuğun sağlığını da tehdit ediyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, yüksek ateşin hastalık değil, vücudun savunma sisteminin yeterli çalıştığını gösteren bir yanıt olduğunu belirterek,  “Ancak özellikle üç yaş altındaki çocuklarda gelişen yüksek ateşte, bazı belirtilerde zaman kaybetmemek gerekir. Örneğin, ateş üç gündür devam ediyorsa, dirençli ise ve ateşin yanı sıra  halsizlik,  genel durum bozukluğu, kusma, baş ağrısı, ishal, öksürük, nefes darlığı, döküntü veya bilinç kaybı gibi bulgular  varsa, mutlaka  doktora  başvurulmalıdır” diyor.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin kaçınmaları gereken 7 hatayı anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu!

Dr. Mehtap Acar

Dr. Mehtap Acar

Soğuk suyla duş aldırmak

Çocuğa soğuk suyla duş aldırmak ateşi birden düşürerek hipotermiye neden olabiliyor. Dolayısıyla ateşli durumlarda soğuk değil, ılık duş aldırmanız çok önemli.

Buz ve buz torbalarıyla kompres yapmak

Yüksek ateşte buz ve buz torbalarıyla çocuğun eklem yerlerine kompres yapmaktan kaçınmanız gerekiyor. Zira, tıpkı soğuk duş gibi, buz ile yapılan uygulamalar da ateşi aniden düşürüp hipotermiye yol açabiliyor.

Sirke,  alkol,  kolonya kullanmak

Eklem yerlerine ıslak bez kompresini sadece normal ısıdaki bir suyla yapmalısınız. “Toplumdaki yaygın inanışın  aksine, sirke, alkol veya kolonya ile yapılan kompres ateşi düşürmediği gibi çocuğun sağlığını da tehdit eder” uyarısında bulunan Dr. Mehtap Acar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Tümüyle yanlış olan bu geleneksel yöntem damarların büzülmesine neden olarak kan dolaşımını bozar. Bunun sonucunda ateşin daha da yükselmesine, hatta havaleye bile yol açabilir. Ayrıca alkol veya kolonya, bebeklerin ince olan ciltleri tarafından kolayca emildiği için alkol zehirlenmesi de gelişebilir”

Üşüdüğü için üstünü örtmek

Dr. Mehtap Acar, ateşli çocuğun üzerinin asla örtülmemesi gerektiğine işaret ederek, “Zira çocuğun ateşi daha da yükselebilir, çok daha önemlisi havale gelişebilir. Yüksek ateşte çocuğun üzerini örtmek yerine bulunduğu ortamın ısısı düşürülmelidir” diyor.

Yeterince su takviyesi yapmamak

Ateş yükseldiği zaman vücuttan sıvı kaybı arttığı için ateş daha da yükseliyor. Dolayısıyla çocuğunuz ateşlendiğinde bolca sıvı takviyesi yapmanız çok önem taşıyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Hemen ateş düşürücü vermek

Çocuk ateşlendiğinde (38,5- 39 dereceye kadar) ortamın serinletilmesi, ılık duş yaptırılması, üzerine ince kıyafetler giydirilmesi ve bol sıvı verilmesi çoğu zaman yeterli oluyor. Dr. Mehtap Acar, “Eğer ateş 38,5-39 dereceye çıkmışsa parasetamol ya da ibuprofen içeren ateş düşürücüleri mutlaka doktorunuzun önerdiği zaman vermeniz gerekir. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar  doğru kullanılmazlarsa, karaciğer enzimlerinin yükselmesi ya da toksisite gibi bazı yan etkileri ortaya çıkabilir. ” bilgisini veriyor. Ayrıca çocuklarda  ateş düşürmeye yönelik olarak kullanılan asetilsalisilik asit etken maddeli ilaç da Reye Sendromu’na neden olabildiği için ateş durumlarında asla kullanılmamalıdır” diye konuşuyor.

Ateş düşmüyorsa antibiyotiğe başlamak  

Çocuklarda özellikle kış aylarında görülen solunum yolu enfeksiyonlarının sebebi çoğunlukla virüsler oluyor, dolayısıyla genellikle antibiyotik kullanımına ihtiyaç duyulmuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Acar, çocuğun her ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin gelişigüzel antibiyotik vermekten kaçınmaları gerektiğini vurgulayarak, “Antibiyotik tedavisine mutlaka çocuk doktorunun önerisi doğrultusunda başlanmalı. Gelişigüzel kullanıldıklarında yarar sağlamadıkları gibi antibiyotik direnci de gelişebilir. Bazı antibiyotikler alerjik reaksiyon, mantar enfeksiyonları, midede rahatsızlık, çok daha kötüsü mide kanamasıyla sonuçlanabilir. Ayrıca ibuprofen içeriğine sahip olan ve soğuk algınlığı ile gribe yönelik kullanılan ilaçlar karaciğerde hasara yol açmak gibi yan etkiler oluşturabildikleri için dikkatli olmak gerekir” bilgisini veriyor.

Gebelik diyabeti erken doğum riskini artırıyor!

Gebelik diyabeti erken doğum riskini artırıyor!

Anne ile baba adayları, hamilelik sürecinin sağlıklı ve huzurlu geçmesi için tüm önlemleri alsalar da hesapta olmayan sorunlar gelişebiliyor. Bu sorunların başında gelen ‘gebelik diyabeti’ hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit ediyor. Öyle ki erken doğum riskini artırıyor, anne adayında yüksek tansiyonu ve gebelik zehirlenmesini tetikleyebiliyor, bebekte gelişim geriliğine yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, özellikle endişeli anne baba adaylarını, tanı ve tedavi konusunda “Toplumdaki yaygın inanışın aksine, şeker yükleme testi son derece güvenli ve faydalıdır. Şeker yükleme testinden değil diyabetten endişe edilmeli” sözleriyle uyarıyor. Hamilelik sürecinin oluşturduğu hormon dengesindeki değişimlerin tetiklediği bir durum olarak görülen gebelik diyabeti doğumla birlikte ortadan kalktığı için ‘geçici diyabet’ olarak da tanımlanıyor. Ancak, hamilelik boyunca anne adayının ve bebeğin sağlığını tehdit etmesi nedeniyle düzenli takiplerle kontrol altında tutulması gerekiyor. Saptanması ise oldukça kolay; hamileliğin 24 ila 28. haftaları arasında yapılan şeker yükleme testi, gebelik diyabeti olup olmadığını gösteriyor.

Dr. Esra Boyar,

Dr. Esra Boyar

En önemli risk hatalı beslenme alışkanlığı

Dünyada gebelik diyabeti riski yüzde 1 ila 14 arasında görülürken ülkemizde bu oranlar yüzde 2.6 ila 27.9 arasında değişkenlik gösteriyor. Bu nedenle özellikle ülkemizde hamilelik sürecinde ve sonrasında kan şekeri takibine dikkat edilmesi gerekiyor. Gebelik diyabetine yol açan en önemli sorunun sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı olduğuna dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, “Hareketsizlik ve düzenli egzersiz alışkanlığının olmaması diyabetin ortaya çıkma ihtimalini arttırıyor. Bunun yanında tabi ki en önemli faktör beslenme alışkanlığının doğru olmaması. Beslenme doğru şekilde planlanmalı, kişiye özel yapılmalı. Hazır yemek alışkanlığı, paketli gıda tüketmek, fazla karbonhidrat, gluten ve rafine şeker tüketmek, organik gıdaya ulaşmakta zorluk büyük risk oluşturuyor” diyor. Ayrıca kilolu hamile kalmış olmak, ailede diyabet hastalığı öyküsü, bir önceki hamilelikte iri bebek doğurmuş olmak ya da diyabet gibi etkenler gebelik diyabeti riskini daha da artırıyor.

Gelişim geriliğine bile neden olabiliyor

Uzmanlar tarafından tıbbi önlem alınabilen en önemli multisistem hastalığı olarak kabul gören gebelik diyabeti hem annenin hem bebeğin sağlığını tehdit ediyor. Örneğin anne adayında yüksek tansiyonu ve gebelik zehirlenmesini (preeklampsi) tetikleyebiliyor. Bebeğin iri bebek olmasına ya da gelişim geriliğine neden olabiliyor. Bunların yanı sıra bebekte normalden yüzde 1 ila 3 oranında daha fazla sinir sistemi hastalıklarına; yüzde 3 ila 5 oranında daha fazla sindirim sistemi ve metabolik sorunlara yol açabiliyor.

Pause

Şeker yükleme testi gereklidir

Risk grubunda olan anne adaylarına hamileliğin erken dönemlerinde; risk taşımayanlara ise 24-28 haftalar arasında Oral Glukoz Tolerans Testi (OGTT) ya da diğer adıyla şeker yükleme testiyle ‘gebelik diyabeti’ testi yapılması öneriliyor. Şeker yükleme testinin tüm anne adayları için oldukça güvenli ve faydalı olduğunun altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, şunları söylüyor: “Şeker yükleme testi, anne ve bebek sağlığı için en önemli testler arasındadır ve kesinlikle zarar vermez. Bu yüzden anne ile baba adaylarının endişeli sorularına cevaben ‘şeker yükleme testinden değil diyabetten korkun’ diyoruz. Testin sonucuna göre, anne adayı ya bu konuda eğitimli diyetisyen tarafından verilen diyetle takip ediliyor ya da yeterli gelmezse dahiliye ile endokrin hekimlerinin önerisiyle insülin tedavisine başlanıyor ve yakından takip ediliyor. Gebelik diyabeti olan anne adayının diyet ve /veya  medikal tedavinin  yanında kendisi de evde açlık tokluk şeker takiplerini yapması ve hekimini bilgilendirmesi önem taşıyor”

Gebelikte ortaya çıkan diyabetin doğum sonrasında devam etme ihtimali ilk yıl ortalama yüzde 2 iken bu ihtimal 10 yıl içinde yüzde 5 ila 10’a kadar çıkabiliyor. Bunu tespit etmek için ek risk faktörü varsa 6. haftada, yoksa 12. haftada, ilk yıl bitince ve 3. yılda şeker yükleme testinin tekrar edilmesi isteniyor.

Sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı beslenin

Gebelik diyabeti saptanan anne adaylarının her şeyden önce beslenme alışkanlıklarını düzenlemeleri ve mutlaka egzersiz yapmaları gerekiyor. Glutenli, genetiği değiştirilmiş, paketli, hazır gıdalardan özellikle kaçınmaları; temiz ve kaliteli su tüketmeleri; tercihen sebze, meyve ve tahıl ağırlıklı olsa da öğün sayısı, miktarı ve niteliği kişiye özel olarak hazırlanan bir diyet uygulamaları tavsiye ediliyor. Ayrıca kan şekeri seviyelerini aç /tok olarak takip ederek hekimlerini bilgilendirmeleri büyük öneme sahip. Dr. Esra Boyar, gebelik diyabeti tanısı konulan anne adaylarının, doktor onayını alarak, haftada 3  gün ortalama 150 dakika olmak koşuluyla, en az bir spor dalına ya da egzersiz programına yönlenebileceklerini belirtiyor.

Karbonhidrat kısıtlamasında bu hatalara düşmeyin!

Karbonhidrat kısıtlamasında bu hatalara düşmeyin!

Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte gerek fiziksel aktivitelerde azalma gerekse bol kalorili yiyecekler tüketilmesi derken kilo artışı kaçınılmaz oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyet uygulanmadığında, alınan kiloların zamanla bazı ciddi kronik hastalıklara yol açabildiğini belirterek, yaşam kalitesinin de her anlamda olumsuz etkileneceğini söylüyor. Kış aylarında diyeti zorlaştıran, kilo vermeyi engelleyebilen ya da yavaşlatabilen mevsime özgü bazı handikaplar olduğunu belirten Ozman, bu hatalardan kaçınılarak ideal kiloya ulaşılabileceğini vurguluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış diyetinde kaçınılması gereken 8 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

  • Su tüketimini azaltmak

Kış aylarında havaların soğumasıyla birlikte terleme ile kaybedilen su miktarı azalmakta bu da susama hissini önleyebilmektedir. Ancak hiçbir zaman su içmek için susamanın beklenmemesi gerektiği unutulmamalıdır. Su tüketimi azaldığında kilo vermek zorlaşır. Yine susuzluk sinyalleri zaman zaman açlık hissiyle karışabildiğinden kişileri atıştırmaya yöneltebilir ve bu da kilo verme sürecini güçleştirebilir.

  • Taze meyve-sebze tüketimini azaltmak

Kış aylarında taze sebze-meyve tüketimi yaz aylarına göre daha düşük olabilmektedir. Oysa öğünlerde salata ve sebze tüketmek tokluk süresini uzatır ve iştah kontrolünü sağlar. Bu sayede kilo verme sürecinde kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engeller ve öğünlerde porsiyon kontrolüne yardımcı olur. Yine ara öğünlerde 1-2 porsiyon meyve tüketmek şekerli yiyeceklere ve kalorili atıştırmalıklara yönelmeyi engelleyebilir. 1 porsiyon meyve yaklaşık 1 yumruk büyüklüğünde meyveye eş değerdir.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

  • Hareketi azaltmak

Havaların soğuması ile birlikte açık hava aktiviteleri azalabilmekte ve kişiler kapalı ortamlarda hareketsiz kalabilmektedir. Hareketin azalması nedeni ile kilo vermede zorluk ya da kiloda artış görülebilmektedir. Kış aylarında da rahatlıkla kilo verebilmek için egzersizlere ara vermemek mümkün olduğunca hareketli olmak gerekmektedir.

  • Geç saatlerde yemek yemek, atıştırma yapmak

Kış mevsiminde evde hareketsiz geçen zaman artabilmektedir. Bu da kişileri keyifli, oyalayıcı ve yüksek kalorili atıştırmalıklara yönlendirebilmektedir. Özellikle akşam saatlerinde alınan yüksek kaloriler kilo verme sürecini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle akşam geç olmayan saatlerde doyurucu ve dengeli bir akşam yemeği yedikten sonra geç saatlerde meyve ve kuruyemiş gibi keyifli atıştırmalıklardan uzak durmak, bu atıştırmalıkları gün içindeki saatlerde tüketmek önemlidir.

  • Meyve suyu tüketmek

Kış aylarında hastalıklardan korunmak için taze sıkılmış meyve suyu tüketimi sıklaşabilmektedir. Ancak taze sıkılmış dahi olsa meyve suları yoğun kalori içermektedir ve tok tutma süresi kısadır. Meyve suyu yerine meyvenin kendisini tüketmek lifli yapısı sayesinde tok tutar, bağırsakları çalıştırır ve meyve suyuna göre daha az kalorilidir.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

  • Sıklıkla dışarıda yemek yemek

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Kış aylarında havaların soğuması ile birlikte sosyal aktiviteler kısıtlanabilmekte, dışarıda yemek yemek bir sosyal aktivite halini alabilmektedir. Ancak şu unutulmamalıdır; dışarıda yenen yemekler çoğunlukla yüksek kalorili olabilmektedir. Dışarıda yemek yeme sıklığı arttıkça alınan yoğun kaloriler nedeni ile kilo verme süreci yavaş ilerleyebilmektedir” diyor.

  • Şok diyetlere başvurmak

Kış aylarında kilo vermenin zorlaşması ile birlikte kişiler zaman zaman şok diyetlere başvurabilmektedir. Kısa sürede hızlı kilo vermeyi vaad eden bu diyetler uzun vadede metabolizma hızını yavaşlatarak kilo verme sürecini zorlaştırabilmektedir. Bunun yerine kişinin yaşam tarzına uygun ve uzun vadede sürdürebileceği bir diyet modelini benimsemesi önemlidir.

  • Karbonhidratı tümden terk etmek

Nur Ecem Baydı Ozman kilo vermek istediğimizde beslenmemizden ilk çıkardığımız besin grubunun karbonhidratlar olduğunu belirtirken şu uyarıda bulunuyor: “Oysa karbonhidratlar primer enerji kaynağımız yani vücudumuz bu besin grubunu hızlı bir şekilde harcayarak enerjiye dönüştürebiliyor. Bu nedenle beslenmemizde mutlaka tahıllı ekmek, bulgur, bakliyat gibi kompleks karbonhidratlara yer vermemiz gerekmekte. Beslenmemizde karbonhidratı kısıtladığımızda diğer karbonhidratlara özellikle şekerli yiyeceklere eğilimimiz artabilmekte ve bu da kilo verme sürecimizi zorlaştırabilmektedir.”

Yılbaşı eğlencesi Acil Servis’de sonuçlanmaması için!

Yılbaşı eğlencesi Acil Servis’de sonuçlanmaması için!

Yeni yıla sayılı saatler kala yılbaşı gecesine yönelik planlar da şekilleniyor. Kimileri yeni yılı dışarıda karşılamaya hazırlanırken kimileri ise sevdiklerini kendi kuracakları yılbaşı sofrasında ağırlayacak olmanın heyecanını yaşıyor. Ancak dikkat! Gerek sofrada geçirilecek sürenin uzunluğu gerekse sofradaki yemeklerin lezzetli olması adına katkı maddeleri, yağ, şeker, tuz ve kalori oranlarında aşırıya kaçılabilmesi sağlık açısından bazı tehlikeleri beraberinde getirebiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Yılbaşı sofralarında ölçüyü fazla kaçırmak mide ve bağırsak sorunlarına yol açarak gecenin hastanede acil serviste sonuçlanmasına neden olabildiği gibi, özellikle kalp damar hastaları ve diyabet hastalarında hayati risk oluşturabiliyor. Bu nedenle gerek tüketim miktarı gerekse yiyeceklerin içerikleri açısından dikkatli olmak gerekiyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, sağlıklı bir yılbaşı sofrası için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Sebze çeşitliliğini artırın

Yılbaşı sofralarınız için yapacağınız meze ya da salatalarda çok çeşitli sebzeler kullanın. Bu sayede kalori yoğunluğu düşük, besin değeri yüksek ve uzun süre tok tutan bu besinler tüketerek, yüksek kalori içeren, besin değeri düşük ürünlerden korunmuş olacaksınız. Yemeğe salata, sebze gibi seçeneklerle başlangıç yaparak iştahınızı kontrol altında tutabilirsiniz.

Proteine mutlaka yer verin

Yılbaşı sofranızda proteinlere mutlaka yer verin. Proteinlerin sindirim süresi uzundur ve sizi daha uzun süre tok tutar. Ana yemekte kırmızı et yerine hindi-balık gibi protein türevlerine ve yine meze olarak bakliyat salatası gibi bitkisel proteinlere yer vererek hem tok tutucu hem de sağlıklı proteinleri öğününüze eklemiş olursunuz.

Hafif mezeler seçin

Kızartarak yaptığınız ya da yoğun soslu, mayonezli mezeler hazım problemlerine yol açabileceğinden fırınlama yöntemini tercih edin. Böylece yılbaşı akşamını hem daha konforlu hem de daha az kalori alarak geçirebilirsiniz. Yine gıda zehirlenmelerinden korunmak için mezeleri taze olarak tüketmek, beklemiş olanları tercih etmemek büyük önem taşıyor.

Şeker ilavesiz, doğal içecekler tercih edin

Lezzetli sofraların eşlikçisi lezzetli içecekler yılbaşında da sofralarınıza renk katar. Ancak yoğun kalorili, şeker ilaveli hazır içecekler hem kalorisi hem de doğal olmayan içeriği ile sağlığınızı tehdit edebilir. Evde çeşitli meyveleri kaynatarak yapacağınız bir içecek hem sofranıza renk katar hem de sağlığınızı korumanıza yardımcı olur. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Kuru üzüm ve ayvayı kaynatarak biraz da tarçın kabuğu ve karanfil ekleyerek güzel bir içecek elde edebilirsiniz. Ayrıca en değerli içeceğimiz olan su tüketimine de yer verebilmek için sularınızı frenk üzümü,  taze nane gibi renkli meyvelerle ve sebzelerle aromalandırabilirsiniz” diyor.

Meyveli ya da sütlü tatlıları tercih edin

Yılbaşı sofraları tatlılarla taçlandırılsa da alınan yoğun kaloriler üzerine bir de yoğun şerbetli, hamurlu bir tatlı tercih etmek mide bağırsak sorunları, hatta uyku problemlerine dahi yol açabilir. Bu nedenle meyve tatlıları, sütlü tatlılar çok daha hafif seçenekler olacaktır.

pause sağlık

Kompleks karbonhidratları seçin

Pirinç ve beyaz un gibi basit karbonhidratlar kan şekerinizde dalgalanmalara neden olarak tok hissetmenizi engelleyebilir. Yılbaşı sofrasında yardımcı yemek olarak pirinç, beyaz unlu yiyecekler ve börek yerine bulgur, kara buğday, esmer pirinç gibi kompleks karbonhidratları sofranıza ekleyerek daha tok hissetmeyi ve dolayısıyla daha az kalori alımını hedefleyebilirsiniz.

Kuruyemişleri kontrollü tüketin

Kuruyemişlerin her zaman olduğu gibi yılbaşı sofrasında da kontrollü tüketilmesi gereken besinler arasında olduğunu vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Ozman “Sağlıklı olduğu kadar yoğun yağ içeriği ve kaloriye sahip bu besinlerin de fazlası hazım ya da gaz problemlerine yol açabilir. Bu nedenle yaklaşık 1 avuç kuruyemişi tabağınıza alarak tüketmeye çalışın, paketten ya da kontrolsüz tüketimi engelleyin” diyor.

Sofraya aç oturmayın, yavaş yavaş yiyin

‘Nasıl olsa güzel bir sofraya oturacağım’ düşüncesiyle yılbaşı yemeğine çok aç halde başlamayın. Mümkünse 2-3 saat kadar önce 1 su bardağı kefir ya da 8-10 çiğ badem yanında sütlü bir kahve ile ara öğün yapın. Bu sayede yılbaşı sofrasında yediğiniz miktarları kontrol altında tutabilirisiniz. Sofrada yemeklerinizi yavaş tüketin ve iyi çiğneyin, bu sayede hem hazım problemlerinden kurtulmuş hem de çok daha az kalori almış olursunuz.

Antibiyotik direnci hızla yaygınlaşıyor!

Antibiyotik direnci hızla yaygınlaşıyor!
Çocuklarda özellikle yüksek ateş, öksürük ve boğaz ağrısı gibi sorunlarda anne babalar hemen antibiyotiğe sarılabiliyor. Ancak dikkat! Ülkemizin antibiyotik kullanımında Avrupa ülkeleri arasında en ön sırada yer aldığını oysa gereksiz antibiyotik kullanımının fayda yerine sağlığa zarar verdiğini belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Oya Duran “Örneğin; ateşin yükselmesi bakteriyel değil viral ya da başka bir nedenden kaynaklanıyorsa kesinlikle işe yaramayacak, aksine gereksiz yere vücuda çok ciddi zararlar verebilecektir. Yine boğaz ağrısı ve öksürüğün de çok farklı sebepleri olabildiğinden doktor gerekli görmedikçe kesinlikle kullanılmamalıdır. Biliyoruz ki viral enfeksiyonlar ve hatta sadece burun tıkanıklığı bile boğaz ağrısı yapabilmektedir ve tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur” diyor. Gereksiz antibiyotik kullanımı kadar, antibiyotiğin saatlerine ve kullanım sürelerine de özen gösterilmesi gerektiğini belirten Dr. Oya Duran, doktorun önerilerine uyulmasının şart olduğunu söylüyor. Dr. Oya Duran 18-24 Kasım Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, gereksiz antibiyotik kullanımının bilimsel araştırmalarla kanıtlanan 5 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Dr. Oya Duran

Yararlı bakterileri öldürüyor!
Gereksiz antibiyotik kullanımı; besinlerin sindirilmesinden bağışıklık sisteminin düzenlenmesine, beyin sağlığından inflamasyonun önlenmesine dek önemli işlevler üstlenen vücudumuzdaki yararlı bakterilerin ölmesine, zararlı bakterilerin artmasına yol açıyor. Zararlı bakterilerin artması ishal, karın ağrısı ve kusmadan çok ciddi hastalıklara dek birçok zarara neden olabiliyor.
Obeziteye yol açabiliyor!
Yapılan bilimsel çalışmalar; gereksiz antibiyotik kullanımı ile obezitenin yaygınlaşması arasındaki ilişkiyi ortaya koyarken, astım, gıda alerjileri, diyabet, bağışıklık sisteminin bozulması ve çölyak gibi birçok hastalığın artışıyla ilişkisi de araştırılıyor.
Karaciğer ve böbreklerde hasara yol açabiliyor!
Hayati öneme sahip organlarımız olan karaciğer ve böbreklerimiz de gelişigüzel antibiyotik kullanımından büyük zarar görüyor. Dr. Oya Duran gereksiz ve rastgele antibiyotik kullanımının karaciğerde ve böbreklerde çok ciddi hasarlara yol açabildiğini vurgulayarak, karaciğerinde ya da böbreklerinde sorun olanların da mutlaka hekime bildirmesi, ilaç ve dozun ona göre ayarlanması gerektiğini söylüyor.

Dr. Oya Duran

Antibiyotik direnci hızla artıyor!
Antibiyotik direnci; ilacın bakterileri öldürme ve yayılmasını önleme etkisini kaybetmesi anlamına geliyor. Araştırmalara göre; antibiyotik direnci nedeniyle enfeksiyon ölümleri dünya genelinde katlanarak artıyor. 2050’li yıllarda dirençli enfeksiyonlar yüzünden ölümlerin milyonlarla ifade edileceği öngörülüyor.
Ciddi alerjik reaksiyonlara yol açıyor!
Gereksiz antibiyotik kullanımı alerjik hastalıkların da yaygınlaşmasına neden oluyor. Dr. Oya Duran bilinçsizce kullanılan antibiyotiklerin, basit cilt döküntüsünden kalp atışlarında hızlanmaya, anaflatik şok denilen, solunumu etkileyen ve şuur kaybına neden olan, hayati risk yaratan çok ciddi sorunlara yol açabildiğini söylüyor.

Prematüre bebeklerde enfeksiyon riskleri çok yüksek!

Prematüre bebeklerde enfeksiyon riskleri çok yüksek!

Enfeksiyonlardan kronik hastalıklara, aşırı stresten alkol ve sigaraya… Ülkemizde her yıl 150 bini aşkın bebek çeşitli nedenlerle hatta bazen hiç nedensiz yere vaktinden çok önce dünyaya geliyor. Hal böyle olunca neredeyse bir avuç içi kadarlık vücutlarıyla tutunmaya çalışıyorlar hayata. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, 37 haftadan önce doğan ve ‘prematüre bebek’ olarak tanımlanan bu bebeklerin; anne karnında gelişimlerini tamamlamamış olup, doğduktan sonra tamamlamaya çalıştıklarından dolayı ciddi risk altında olduklarını belirterek “Bu nedenle karşılarına çıkabilecek zorlu sağlık sorunlarına karşı mücadele edebilmek için diğer yenidoğanlara göre çok daha ciddi bakım tedbirleri gerekmektedir” diyor. Peki prematüre bebeği hayati risk faktörlerinden korumak için anne babalar ne yapmalı? Dr. Mehmet Malçok, 17 Kasım Dünya Prematüre Günü kapsamında yaptığı açıklamada; prematüre bebek bakımında dikkat edilmesi gereken 5 kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Mehmet Malçok

Dr. Mehmet Malçok

Bol bol emzirin veya anne sütü verin

Erken doğmuş bebekler için anne sütünün; enfeksiyonlardan korunmadan ağızdan beslenmeye, hastanede kalış süresini kısaltmaktan fiziksel, zihinsel ve ruhsal gelişiminin iyileşmesine dek çok önemli faydaları vardır. Prematüre bebek sahibi annelerin sütü, yavrusunun ihtiyacını karşılayacak tüm unsurları barındırmaktadır. Bu nedenle annenin sütünün yeterince gelmesi için aşırı stres ve yorgunluktan uzak durması, bu konuda çevresindekilerin de anneye azami destek vermesi gerekir.

Ev ziyaretlerinden kaçının

Sonbahar ve kış aylarında sık rastlanılan enfeksiyonlar, rinovirüs, nezle, grip ve koronavirüs prematüre bebekler için ciddi ağır tablolar oluşturabiliyor. Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en önemli yolu bebeği hasta kişilerden uzak tutmak olduğu için ev ziyaretlerine gitmemek, ziyaretçi kabul etmekten kaçınmak ve hatta öpmek ve sevmek için bebeğe tedbirsizce yaklaşan kişileri uyarmaktan çekinmemek gerekiyor.

Odalarını havalandırın

Akciğer gelişimini henüz tamamlamayan prematüre bebekler için temiz hava oldukça önemli. Temiz hava hem enfeksiyonun azalmasını hem de bebeklerin daha rahat uyumalarını sağladığı için bebeklerin kaldığı odaların gün içerisinde en az 2 kez havalandırılması gerekir. Toplumda bebek için ‘sıcak hava iyidir’ bakış açısı hakim olsa da oda ısısı çok soğuk veya çok sıcak olmayacak şekilde ayarlanmalı, mümkünse 24-25 dereceye sabitlenmelidir. Ayrıca bebeklerin ısı dengesini korumak için çok kalın giydirmekten kaçınmak pamuklu kıyafetleri tercih etmek önemlidir.

Dr. Mehmet Malçok

Hijyen kurallarına dikkat edin

Bağışıklık sistemi henüz güçlenmemiş olan prematüre bebeklerin sağlığı için el hijyenine dikkat edilmesi gerekir. Ellerimizde çok sayıda bulunan bakteriler bebekler için hem yoğun bakım yatışları sırasında hem de taburculuk sonrası dönem için risk oluşturur. Bebeği emzirmeden ve altını değiştirmeden önce mutlaka ellerin yıkanması, el dezenfektanı kullanımı ve hatta maske kullanımı da prematüre bebeklerin kış hastalıklarından korunmasında büyük önem taşır.

Bebeklerinizin takiplerini aksatmayın

Bebeğinizin sağlıklı bir şekilde büyümesi ve gelişmesi için takiplerini aksatmayın. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Mehmet Malçok, “Prematüre bebekler için yenidoğan uzmanı ve gelişimsel pediatri uzmanı ile birlikte ekip izlemi gerekir. Bu bebeklerimiz en az 3 yıl boyunca pediatrik nöroloji, genetik, pediatrik konuşma terapisti, pediatrik endokrinoloji, çocuk cerrahı, beyin cerrahı, ortopedist, pediatrik kardiyoloji; fizyoterapi, yüksek riskli bebeklerde deneyimli beslenme uzmanı ve özel eğitim branş uzmanlarınca periyodik olarak takip edilmelidir” diyor.