Yazılar

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Kış mevsiminin yerini bahara bıraktığı bugünlerde doğadaki canlılığın aksine kendinizi yorgun ve halsiz hissediyor, dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız bahar yorgunluğunun etkisinde olabilirsiniz. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bugünlerde havaların da değişimi ile birlikte polikliniklere yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlerle gelenlerin sayısında artış olduğunu belirterek “Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuruların yaklaşık üçte biri halsizlik nedeniyle yapılıyor. Toplum tarafından “bahar yorgunluğu” diye nitelendirilen bu durum geçici olabildiği gibi, altında ciddi nedenler de yatabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğu ile karışabilen hastalıkları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meltem Batmacı

Soğuk ve yıpratıcı kış günleri geride kalıp bahar mevsimine girerken hem ısının hem de nem oranının değişmesi birçok kişide ‘bahar yorgunluğu’ olarak adlandırılan halsizlik, yorgunluk, depresif ruh hali, sürekli uyuma isteği ve dikkatini toplayamama gibi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğunun kısa süreli olduğunu, birkaç haftadan uzun süren yorgunluğun ise altında başka nedenlerin yatabildiğini belirterek “Yorgunluğun süresi önemlidir. Kısa süreli yorgunluklar genellikle daha iyi huyludur. Akut tıbbi durum değişiklikleri ve yeni karşılaşılan bir stres faktörü ya da önceki akşam fazlaca eğlenmek, susuz kalmak, soğuk algınlığı başlangıcı, vitamin ve mineral eksikliği, açlık gibi geçici etkenlerle ortaya çıkar. Bazen de yorgunluğun nedeni sadece fazla çalışmaktır. Bu tür akut yorgunluk herkeste görülebilir. Ancak yorgunluğun bir aydan fazla sürmesi olağanın ötesine geçilip, altta yatan nedenlerin mutlaka araştırılmasını gerektirir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uyku apnesinden kansere…

Bir aydan uzun süren yorgunluğun altında ciddi bir hastalık yatıp yatmadığının anlaşılabilmesinde hastanın hekime başvurarak ayrıntılı hikayesini anlatmasının, detaylı fiziki muayenenin ve semptomlara uygun tetkikler yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Kan tahlili, görüntüleme ya da bazı daha özellikli diğer tetkik yöntemleri kullanılması gerekebilir. Örneğin; hastanın uyku problemi olması, gündüz uyku hali, horlama tariflemesi uyku apne sendromunu; hayattan zevk alamama depresyonu, ateş olması enfeksiyon hastalığını, kilo kaybı fazla çalışan tiroit bezini, depresyonu ya da kanseri düşündürebilir. Bu nedenle yorgunluğu bir aydan uzun sürenlerin mutlaka hekime danışmaları gerekir.” Hekim tarafından saptanan nedenin tedavisinin de; hastaya ve eşlik eden olası hastalıklarına göre değiştiğini belirten Dr. Meltem Batmacı “İlaç tedavisi, cerrahi tedavi, radyoaktif tedaviler, bilişsel davranış terapileri, psikoterapiler, destekleyici ilişkiler, egzersiz, bir işte çalışma gibi sayısız, kişiye ve nedene özel tedavi yöntemleri vardır” diyor.

 Bu hastalıklar ‘bahar yorgunluğundan’ sanılabiliyor!

  • Anemi (kansızlık)
  • Tiroit hastalıkları
  • Fibromiyalji
  • Karaciğer ve böbrek hastalıkları
  • Akciğer ve kalp hastalıkları
  • Kanser
  • Kan hastalıkları
  • Depresyon ve anksiyete bozuklukları,
  • İş, aile ve sosyal yaşantıyı etkileyen psikolojik bozukluklar
  • Kronik tükenmişlik sendromu

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Aşırı tuz içeren besinlere dikkat!

Günümüzde giderek yaygınlaşan ve genç yaşlarda da görülme sıklığı artan kalp ve damar hastalıklarından inmeye, böbrek yetmezliğinden obeziteye… Uzmanların tüm uyarılarına karşın bir türlü önü alınamayan aşırı tuz tüketimi sağlığı ciddi şekilde tehdit ediyor! Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gram (bir çay kaşığı) olması kalması gerektiğini belirtirken, ülkemizde tuz tüketimi birkaç kata çıkabiliyor! Üstelik pek çok kişi yemeğin lezzetini artırmak için tabağa da ayrıca eklemekten kaçınmazken; işlenmiş besinlerden atıştırmalıklara dek yüksek tuz içeren yiyeceklerin tüketimi de riski artırıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya, içerdiği minerallerle dozunda yani günlük ortalama 5 gram tüketildiğinde önemli faydaları bulunan tuzun, aşırı tüketildiğinde ise yaşamsal tehlikelere yol açabildiğini vurguluyor. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya 14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, aşırı tuzun 6 zararını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Tevfik Rıfkı Evrenkaya

Hipertansiyon

Günümüzde giderek yaygınlaşan hipertansiyon (yüksek kan basıncı) aşırı tuz tüketimi ile doğrudan ilişkili olan tehlikeli bir hastalıktır. Fazla tuz tüketimi kan basıncını artırarak kalp yetmezliği, kalp büyümesi ve kalp krizine neden olabilir. Alınması önerilen günlük tuz miktarı yaklaşık 5 gramdır ve bu da yaklaşık bir çay kaşığı tuzdur. Kökeni ve adı ne olursa olsun (deniz, kaya vs) sofra tuzu sodyum klorürdür ve fazlası kalp hastalıkları riskini artırır. Yapılan çalışmalar; diyetle alınan tuzun 10 gramdan 5 grama düşürülmesiyle kalp ve damar hastalıklarının riskinin yüzde 17 oranında azalabildiğini göstermektedir.

Böbrek hastalıkları

Fazla tuz kullanımı, böbreklerde hasara yol açan etkenlerden biridir. Tuz alımı idrar yoluyla kalsiyumun vücuttan atılımının artmasına yol açar. Vücutta kalsiyum eksilince, bağırsaktan kalsiyum emilimi artar. Bu da böbrek taşlarına zemin hazırlar. Ayrıca aşırı tuz tüketimi protein kaçağına neden olur ki, protein kaçağı böbrek hastalığının en önemli bulgularından birisidir. Tuz alımı yüksek olduğunda böbreklerin aşırı tuzu atmak için daha fazla çalışması gerekir. Bu da böbreğin ömrünü kısaltır. Böbrek hastalıklarının tedavisi için tuzun azaltılması şarttır.

İnme

24 saatlik idrardaki sodyum miktarı ne kadar yüksek ise, inme görülme riski o kadar artar. Yapılan bilimsel çalışmalar; tuz tüketiminin azaltılmasının inme riskini azalttığını, örneğin diyetle alınan 10 gram tuzun 5 grama düşürülmesiyle inme riskinin yüzde 23 oranında azalabildiğini gösteriyor.

 Obezite

Fazla tuz tüketimi dolaylı bir obezite nedeni olarak kabul edilir. Yapılan çalışmalarda; marketlerde tuzlu yiyecekler ile asitli ve şekerli içeceklerin satışlarındaki artış hızının benzer olduğu saptanmıştır. Asitli ve şekerli içecek tüketiminin en önemli belirleyicisi tuzdur. Günlük tuz alımı 10 gramdan 5 grama inince, günlük sıvı alımında 350 ml azalma olur ki bu sıvılar genellikle meşrubat şeklindedir.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Osteoporoz

Aşırı tuz tüketimi kemiklerden kalsiyum kaçışına yol açarak kemik yapısının zayıflamasına, kırılganlığının artmasına ve basit düşmelerin bile kırıkla sonuçlanmasına neden olur. Günümüzde hareketsiz yaşam ve yüksek tuz içeren fast-food tüketimin de artmasıyla giderek yaygınlaşan, toplumda kemik erimesi olarak bilinen osteoporozdan korunmak için önemli kurallardan biri de aşırı tuz tüketiminden kaçınmaktır.

 Ödem

Tuz alımı artınca idrarda basınç natriürezi olur yani tuzun fazlasını böbrekler atar. Ancak, aşırı tuz alımı devam ederse, vücutta tuz birikir. Her tuz molekülü, 4 molekül su bağlar ve kalp yetmezliği, ödem, akciğer ödemi gibi sorunlar oluşur. Ödem birçok tıbbi sorundan meydana gelebildiği gibi, hareketsizlik, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve fazla tuz tüketiminden de kaynaklanabilir. Dokularda fazla sıvı birikimi anlamına gelen ödeme karşı tuzu kısıtlamak da etkili olur.

Pandemide turşu tüketimi arttı ama aşırısı bu hastalıklara neden olabilir!

Pandemide turşu tüketimi arttı ama aşırısı bu hastalıklara neden olabilir!

Lahana, karnabahar, kornişon, pancar ve daha niceleri… Lezzetli olmasının yanı sıra önemli bir sağlık kaynağı olan turşu, tüm mevsim, sofralarımızda sıkça yer alıyor. Turşunun en dikkat çeken faydası ise bağırsak sağlığına destek olması. İçeriğinde yer alan ve yararlı bakteriler olan probiyotikler ile prebiyotik lifler bağırsak florasının zenginleşmesini sağlıyor ki bu da güçlü bir bağışıklık sistemi anlamına geliyor. İşte bu önemli etkisi nedeniyle turşu tüketimi pandemi sürecinde artış gösterdi. Ancak dikkat! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, içeriğinde bolca bulunan sodyumun fazla miktarda yenildiğinde turşunun tam aksine ciddi sağlık problemlerine yol açabileceğini belirterek, “Her besinde olduğu gibi turşuda da aşırıya kaçmamak çok önemli. Çünkü gereğinden fazla tüketmek; ödeme, mide kanserine, hipertansiyona ve uzun vadede kalp damar hastalıklarına neden olabiliyor. Dolayısıyla turşuyu haftada bir – iki günle sınırlandırmalı ve az miktarda yemeliyiz” diyor. Turşu yaparken çürük olmayan sebze ve meyvelerin kullanılmasına da mutlaka özen gösterilmesi gerektiğini hatırlatan Nur Ecem Baydı Ozman, “Turşuda fermantasyon sırasında iyi bakteriler ürerken, sebze veya meyvelerin çürük kısımlarından yayılan zararlı bakteriler de çoğalarak bağırsak sağlığını, dolayısıyla bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyorlar” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, turşunun bazı faydalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Vücut direncini artırıyor

Bağışıklık sistemimiz bağırsak sağlığımızla yakından ilişkili. Öyle ki sağlıklı bağırsaklar bağışıklık sistemi hücrelerini destekleyerek vücudumuzu güçlendiriyor. Turşu içeriğindeki prebiyotik etki gösteren lifler ve probiyotik dost bakteriler sayesinde bağırsak sağlığını koruyarak dolaylı olarak nezle ve grip gibi mevsimsel hastalıkları daha hafif atlatmamızda etkili olabiliyor.

Kabızlığı önleyebiliyor

Turşu yapımında kullanılan sebze ve meyveler yüksek oranda lif içerdikleri için prebiyotik etki gösteriyorlar. Prebiyotik besinler bağırsakta yer alan dost bakterilerin sayısının artmasına yardımcı oluyorlar. Ayrıca turşunun fermantasyon aşamasında bağırsak sağlığını olumlu etkileyebilen laktik asit bakterileri oluşuyor. Bu sayede bağırsak hareketleri optimize edilerek kabızlığın önüne geçilebiliyor. Kabızlığı önlemek için salatalarınıza tuz yerine az miktarda turşu ekleyin. Böylelikle hem yüksek lif alımıyla kabızlığı önleyebilir, hem de turşuyu az miktarda tüketmiş olursunuz.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kansere karşı koruyabiliyor

Turşuda kullanılan meyve ve sebzeler çoğunlukla yüksek miktarda vitamin, mineral ve antioksidan içeriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, turşu formunda tüketildiklerinde bazı vitamin kayıpları olsa da, bu besinlerin mineral ve antioksidan içerikleriyle sağlığa olumlu katkı sağladığını belirterek, “Turşudaki antioksidanlar serbest radikalleri yok ederek kanserden koruyabiliyor. Tek bir turşu yerine pancar, lahana ve havuç gibi çok farklı sebzeleri tüketerek antioksidan çeşitliliğini arttırmak mümkün olabiliyor” diyor.

Kemik sağlığına destek oluyor

K2 vitamini bağırsaktaki bakteriler tarafından sentezleniyor. Bağırsak florası bozulmuşsa K2 vitamininin sentezi azalıyor. Turşu içerdiği iyi bakteriler sayesinde floranın iyileşmesine katkı sağlayarak K2 vitamini sentezini arttırabiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Özellikle lahana turşusu K2 vitamini bakımından oldukça zengindir. K2 vitamini kalsiyumun kemik ve dişlerde birikimini arttırıyor, dolayısıyla bu dokuların güçlenmesini sağlıyor. Aynı zamanda kalsiyumun damar çeperinde birikerek damarlarda kireçlenmeye yol açmasını önlüyor ve bu sayede dolaylı olarak kalp damar sağlığını da koruyor” diyor.

Anksiyete ve depresyona karşı etkili

Bağırsak florasının bozulması anksiyete ve depresyon gibi mental hastalıklarla ilişkilendiriliyor. Probiyotikler bağırsağın normal mikrobiyal dengesinin korunmasına katkı sağlıyor; bu etkileri sayesinde anksiyete ile depresyonun önlenmesinde rol oynuyor. Turşu tüketmek hem prebiyotik içeriği hem de muhtemel probiyotik içeriği sayesinde bağırsaktaki dost bakterilerin sayısını arttırarak ruh halini olumlu etkiliyor.

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamileyken şu gıdalardan kaçının!

Hamilelik döneminde anne adayının doğru beslenme alışkanlığı edinmesi, bu sürecin sağlıklı atlatılmasında kilit role sahip. Öyle ki anne karnındaki bebeğin gelişimini sağlıklı tamamlaması, annenin hamilelik dönemini sorunsuz geçirmesi, doğumun sağlıklı geçmesi ancak yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmeyle sağlanabiliyor. Aslında sağlıklı beslenme programına hamilelik öncesinde başlanması çok daha doğru bir yaklaşım oluyor. Doğru beslenme alışkanlığı sayesinde; erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve bebekte oluşabilecek pek çok önemli sağlık problemine karşı önlem alınabildiği gibi, anne adayında da diyabet, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, kemik erimesi, obezite ve lohusalık depresyonu gibi ciddi komplikasyonlar engellenebiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, genel sağlıklı beslenme kurallarının hamilelik sürecinde de geçerli olduğuna dikkat çekerek, “İdeal kilo alımını sağlayacak, makro ve mikrobesin ihtiyaçlarını karşılayacak, bağışıklık sistemini destekleyecek ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun modifikasyonları sağlayacak şekilde bir beslenme programı uygulamalısınız. Bunun için tabağınızın yarısı bol renkli mevsim sebzeleri, 1/4’ü protein, 1/4’ü kompleks karbonhidrat içermeli. Ayrıca gün içerisinde 2-2,5litre su tüketmeyi de asla ihmal etmeyin” diyor. Ancak hamilelik sürecinde yapılan bazı beslenme hataları anne ve bebeğin sağlığını ciddi boyutlarda tehdit edebiliyor, çok daha kötüsü ölümcül sonuçlara yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, sağlıklı hamilelik için kaçınmanız gereken beslenme hatalarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Elif Meşeci

Tek tip beslenmek

Hamilelik döneminde yetersiz ve kötü beslenmek hem bebekte hem anne adayında ciddi sağlık problemlerinin gelişmesine adeta davetiye çıkartıyor. Örneğin demir eksikliği kansızlık yapabiliyor, bu durum bebeğin yetersiz büyümesine yol açmasının yanı sıra annede halsizlik, çarpıntı ve kalp yetersizliği gibi tablolar oluşturabiliyor. Yetersiz kalsiyum alımı da bebekte kemik-iskelet sisteminin sağlıklı gelişmesini önlerken, annede gebelik zehirlenmesi ve kemik erimesiyle sonuçlanabiliyor. Doç. Dr. Elif Meşeci, “Hamilelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin aslında hiç bilinmeyen en önemli yönü ise bebeğin yetişkinlikteki obezite, diyabet, yüksek tansiyon veya koroner kalp hastalıkları gibi kardiyo-metabolik hastalık riskinin ve entelektüel kapasitesinin anne adayının ne kadar sağlıklı beslendiğiyle yakından ilintili olmasıdır” diyor. Dolayısıyla hamilelik sürecinde sizin ve bebeğinizin; demir, kalsiyum, D vitamini, A ve B vitaminleri, omega-3 yağ asitleri(EPA+DHA), protein ile enerji ihtiyacını karşılayacak olan dengeli–yeterli beslenme programı oluşturmalısınız. Sebze ve meyveleri mevsimine göre tüketmeniz de dikkat etmeniz gereken bir başka önemli noktayı oluşturuyor.

Kafeini abartmak

Kafein hamilelik döneminde vücuttan daha yavaş atılıyor ve plasentayı geçerek bebeğin kan dolaşımına karışabiliyor. Yapılan bazı çalışmalarda, hamilelikte yüksek dozlarda kafein tüketiminin düşük, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabileceği ortaya konmuş. Ayrıca annede çarpıntı, tansiyon yükselmesi, anksiyete, karın ağrısı ve ishal yapabiliyor. Amerikan Obstetrik ve Jinekoloji Derneği, hamilelikte kafein tüketiminin günde 200 mg’dan az olması gerektiğini belirtiyor. Kahve, siyah çay, yeşil çay, enerji içecekleri, kola ve çikolata kafein içeren içecek ve besinlerden. Bir fincan Türk kahvesinde 50-60mg, 1 kupa filtre kahvede 150-200mg, 1 fincan siyah çayda 20-40mg kafein yer alıyor.

Kahvaltı etmemek

“Gece boyunca harcanan glikozun yenilenmesi ve kan şekerinin dengelenmesi için kahvaltı etmek şart” uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, şöyle devam ediyor: “Kahvaltının atlanmaması hamilelik döneminde ayrı bir önem taşıyor. Bu öğün atlandığı takdirde anne adayında gün içinde halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı ve tansiyon düşmesi gibi sorunlar gelişebiliyor. Kahvaltıda yulaf ezmesi, süt veya yoğurt, meyve, fındık-ceviz gibi yağlı tohumlardan oluşan gevrek kasesi hazırlayabileceğiniz gibi; sebzeli bir omlet, peynir, tam tahıllı ekmek, bal ve rengarenk bir mevsim salatasıyla da güne başlayabilirsiniz”

İki kişilik beslenmek

Anne adayı bebeğinin daha sağlıklı olacağını düşünüp, hamilelik döneminde ‘iki kişilik’ beslenmek gibi önemli bir hataya düşebiliyor. Gereksiz kilo alımına neden olabilen bu yanlış inanış anne adayına ve bebeğe yarardan çok zarar veriyor. Öyle ki hamilelikte aşırı kilo alımı; erken doğum, gebelik şekeri, yüksek tansiyon, gebelik zehirlenmesi, bebekte büyüme-gelişme anormalliği, doğumda omuz takılması; doğum sonrası dönemde ise tromboemboli, anemi, yara yeri enfeksiyonları, yenidoğanda kan şekerinde düşme ve polistemi (kırmızı kan hücrelerinde artış) gibi pek çok sağlık sorununa neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik sürecinde ideal kilo artışının hamile kalındığı andaki vücut kitle endeksine göre belirlendiğini vurgulayarak, şöyle konuşuyor: “Eğer anne adayı kilolu ise 5-11 kilo, normal kiloda ise 11.5-16 kilo, zayıf ise 12.5-18 kilo tüm hamilelik süresince alması gereken ortalama kilo artışı oluyor. Anne adayının kilosuna göre değişmekle birlikte, genellikle ilk trimesterde ek kalori ihtiyacı olmuyor, 2-3. trimesterde ise ek olarak günde 300-450 kalori artışı yeterli geliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Hatalı besinler tüketmek

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Elif Meşeci, hamilelik döneminde kaçınmanız gereken besinleri şöyle anlatıyor:

Pastörize edilmemiş çiğ süt ile süt ürünleri, pastörize edilmemiş peynir: Listeria gibi bakteriler içerebilen bu besinler anne ve bebekte enfeksiyona neden olabiliyorlar.

Çiğ yumurta: Çiğ yumurtayla yapılan mayonez, salata sosu, tiramisu ve mus gibi yiyecekler salmonella enfeksiyonuna yol açabiliyorlar.

Pişmemiş-az pişmiş kırmızı et, tavuk, balık: Düşük ve erken doğum gibi ciddi sorunlar oluşturabilen toksoplazma başta olmak üzere, çeşitli bakteri ve parazitler bu yiyeceklerde bulunabiliyor.

Civa gibi ağır metal içeriği yüksek olan dip balıkları-kabuklu deniz ürünleri: Ağır metaller bebeğin beyin ve sinir sistemine zarar verebiliyor, zeka ve motor gelişimini bozabiliyorlar. Bu nedenle yüzey balıkları, yani sardalya, hamsi, uskumru ve istavriti tercih etmeli, mümkünse hamsi gibi küçük balıkları iskeletiyle tüketmelisiniz. Böylelikle omega-3 ihtiyacının yanı sıra kalsiyum ve D vitamini ihtiyacı da balıkla karşılanıyor.

İşlenmiş, yanmış, trans yağ içeren gıdalar(fast food) / konserve besinler: Başta şarküteri ürünleri-tütsülenmiş etler olmak üzere listeria gibi pek çok bakteriyi taşıyabilecekleri ve toksik katkı maddeleri içerdikleri için bu gruptaki besinlerin hamilelikte tüketilmeleri önerilmiyor.

Yataktan aniden kalkmayın!

Yataktan aniden kalkmayın!

Bazen nedeni ani gelen bir ölüm haberinde yaşanan şok oluyor… Bazen de herhangi bir olayda duyulan aşırı korku veya geçirilen sinir krizleri… Nadiren de olsa öksürük, idrar yapma, hatta ardı ardına atılan kahkahalar bile sorumlu olabiliyor… Gözler aniden kararıyor ve kişi şaşkın bakışlar arasında yere yığılıyor! Hemen her yaşta ve her ortamda gelişebilen bu sorunun adı; ‘senkop’, toplumdaki bilinen adıyla bayılma!

Bayılma; beynin kan akımının veya oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen geçici bilinç kaybı olarak tanımlanıyor. Yapılan çalışmalara göre; beyin kan akımının 6-8 saniye durması ya da sistolik (büyük tansiyon) kan basıncının 66 mmhg’nin altına düşmesi bilinç kaybına yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, genellikle basit ve önlenebilir nedenlerden kaynaklansa da, bayılmanın bazen kalpte ritim problemleri ve beyinde damar tıkanıklıkları gibi ciddi hastalıkların işareti de olabileceğine dikkat çekerek, “Bu nedenle özellikle herhangi bir tetikleyici faktörü olmayan, öncesinde baş dönmesi ile bulantı gibi bir belirti vermeyen ve tekrarlayan bayılmalarda mutlaka hekime başvurulmalıdır” diyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmanın nedenlerini anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Elvan Cevizci

Kalp damar hastalıkları

Damar tıkanıklığı, sertliği ve yırtılması gibi kalp damar hastalıkları bayılmanın nedenleri arasında ilk sırada yer alıyor. Örneğin, kalp damarı tıkandığında kalbin pompalama fonksiyonu bozuluyor ve bunun sonucunda beyindeki kan akımı azalıyor. Bu tablo da bilinç kaybına yol açıyor.  Eğer bayılmanın altında yatan etkenin kalp kaynaklı olduğu tespit edilemezse hastalık ilerliyor ve kalp krizi gibi hayatı tehdit eden sonuçlar gelişebiliyor.

Aritmi, bir başka deyişle kalp ritminin düzensiz olması, bayılmanın en tehlikeli sebeplerinden birini oluşturuyor. İleri yaşta en sık görülen bayılma nedeni ise “ortostatik” denilen ve aniden ayağa kalkmakla ya da yatılan yerde doğrulmakla oluşan tansiyon düşüklüğüne bağlı bilinç kaybı oluyor. Bunun nedeni ise ileri yaşla birlikte damar sertliği riskinin artması ve çoklu ilaç kullanımına bağlı olarak (özellikle idrar söktürücü ilaçlar) ani hareketlerle tansiyonun hızlıca düşmesi. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç bu nedenle ani hareketlerden, özellikle yataktan aniden kalkmaktan kaçınılması gerektiği uyarısında bulunarak, “Ayrıca idrara sıkışmamalı, bol bol su içilmeli, hekim kullanılan ilaçlar hakkında mutlaka bilgilendirilmeli” diyor.

Refleksler

Bazen hiç ummadığımız reflekslerimiz nadiren de olsa bayılmayla sonuçlanabiliyor. Hapşırma, öksürme, ağlama, idrar yapma, aşırı korku veya ardı ardına atılan kahkahalar gibi uyaranlar beyne giden oksijen miktarını azaltarak bayılmaya neden olabiliyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, refleks kaynaklı bayılmaların en sık idrar yapma esnasında oluştuğunu belirterek, “Örneğin uzun süre ihtiyacı gidermeyip tuvaleti tutmak, ardından dolu bir mesaneyle hızla idrara çıkmak, özellikle kan basıncı düşük olan kişilerde beyine giden oksijen miktarını azaltıyor. Bunun sonucunda bayılma gerçekleşiyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beyin ve damar tıkanıklıkları

Beyin ve damar tıkanıklıkları bayılmanın ciddi nedenlerinden birini oluşturuyor. Özellikle de büyük damar tıkanıklıklarında gelişiyor bayılmalar. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, bayılmaya yüzde asimetri ya da bir taraf kol ve/veya bacakta güçsüzlük eşlik ediyorsa; pıhtı atması, tıkanıklık, anevrizma ya da kanama gibi beyin damar hastalıklarının düşünülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Kan şekerinin düşmesi

Hipoglisemi; kan şekerinin, bir başka deyişle glikoz seviyesinin ideal değerinden daha düşük olması durumu olarak tanımlanıyor. Hipoglisemi sorunu yaşayan diyabet hastalarında bayılma sık görülen bir sorun. Bilinç kaybına ayrıca terleme ve ağız kuruluğu da eşlik ediyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, özellikle kan şekeri düşüklüğünde bayılma ataklarına sık rastlandığına dikkat çekerek, “Bazen kan şekeri düşüklüğü çok ciddi boyutlarda olup, epileptik nöbete yol açarak bilinç kaybı sebebi olabiliyor” diyor.

Zehirlenmeler

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, solunum yoluyla gelişen zehirlenmelerin de sıklıkla bayılmaya neden olabildiğine dikkat çekerek, “Bunlar zehirli kimyasal gazlar, evde kullanılan temizlik ürünleri ve boya maddeleri olabiliyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Epilepsi

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, epilepsinin bayılmanın nispeten sık görülen ve ciddi nedenlerinden biri olduğuna işaret ederek, şöyle devam ediyor: “Bilinç kaybı beyindeki elektriksel deşarj nedeniyle yaşanıyor. Bayılmaya genellikle kollarda ve bacaklarda kasılma ya da atma, dil ısırma, hırıltılı bir solunum ve idrar kaçırma eşlik ediyor. Bilinç kaybı kalıcı olmasa da, nöbet esnasında fiziksel kazalardan dolayı yaralanmalar ve uzun süreli nöbetlerde; solunum sıkıntısı, hipoksi ve kalpte ritim düzensizliği ile kalp fonksiyon bozukluğu gibi kalıcı sorunlar gelişebiliyor”

İlaçların yan etkileri

Bazı ilaçların yan etkileri de bayılmaya yol açabiliyor. Bu nedenle bayılma sorunu yaşayan kişilerin kullandıkları ilaçların mutlaka kontrol edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsü ve muayene, tanıda en önemli basamakları oluşturuyor. Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılma ataklarından korunmak için ilaç etkileşimleri iyi sorgulanmalı ve başka bir nedenle ilaç kullanılacaksa bu ilaçlar hekime mutlaka gösterilmeli” diyor.

Duygusal (emosyonel) stres

Emosyonel, bir başka deyişle duygusal stres kendiliğinden düzelebilecek bir tablo iken bayılma esnasında ciddi bir fiziksel travmaya yol açıp, kötü sonuçlara yol açabiliyor. Bir yakının ani kaybı nedeniyle oluşan şok veya herhangi bir durumda gelişen aşırı kaygı ile korku gibi etkenlerin tansiyonu düşürmeleri sonucunda beyindeki kan akımı azalınca, bayılma gerçekleşiyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Bayılmalarda mutlaka altta yatan başka bir problemin varlığı sorgulanıyor. Herhangi bir sorun tespit edilmezse ‘duygusal stres kaynaklı bayılma’ tanısı konuyor” diyor.