Yazılar

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamileler evden çıkarken bu önlemleri mutlaka almalı

Hamilelik döneminde vücut ısısı normalden daha yüksek oluyor ve bu durum anne adaylarını sıcaklık artışına karşı çok daha duyarlı hale getiriyor. Bu nedenle sıcak ve nem artışının yaşandığı yaz mevsiminde hamilelik sıkıntılı bir sürece dönüşebiliyor. Örneğin anne adaylarında baş ağrısı, kas krampları, mide bağırsak problemleri, nefes almada güçlük, ödem, endişe, gerginlik ve huzursuzluk gibi ruh hali değişiklikleri daha sık görülüyor. Dahası, anne adayının vücut ısısı 39 derecenin üzerine çıkarsa dehidrasyon ve sıcak çarpması gibi ciddi sorunlar gelişebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  yaz aylarında gelişebilecek sağlık sorunlarını önlemek için bolca su içmenin ve güneşin zararlı ışınlarından kaçınmanın son derece önemli olduğuna dikkat  çekerek, “Sıcak havalarda yetersiz su içmek baş dönmesi ve bayılmanın yanı sıra organlarda hasar ve erken doğumla sonuçlanabilen dehidrasyona yol açabiliyor. Bunun yanı sıra, yapılan çalışmalar hamileliğin 6-8. haftalarında hipertermi, yani vücut ısısının yükselmesi sorunu yaşayan annelerde bebeklerin daha yüksek oranda spina bifida gibi nöral tüp defekti riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca,  anne adaylarının yaz mevsiminde sağlıklı ve rahat bir hamilelik geçirebilmeleri için almaları gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca

Dr. Jale Dal Ağca

Kıyafetiniz pamuklu olsun

Vücut ısınızın yükselmemesi için yaz aylarında rahat, havadar, pamuklu ve hafif kıyafetleri tercih etmeniz önem taşıyor.

Güneş ışığından uzak durun

Hamilelik döneminde güneş yanığına ve cilt lekelerine daha yatkın olduğunuz için öğle saatlerinde asla dışarı çakmayın. Eğer mecbursanız, en az SPF 30 güneş koruyucusu krem, güneş gözlüğü, geniş kenarlıklı şapka veya güneş şemsiyesi kullanarak kendinizi sert UV ışınlarından koruyun. Kreminizi gün içinde terlediğinizde ya da yüzdükten sonra tekrar uygulayın ve özellikle yüzünüzü koruduğunuzdan emin olun.

Bol su içmeyi alışkanlık edinin

Metabolizma hızının yükselmesi nedeniyle hamilelikte sıvı ihtiyacı artıyor. Yeterli sıvı kan dolaşımını iyileştiriyor, vücut ısısını düzenliyor. Böbreğe giden kan hacmi arttığı için idrar yolu enfeksiyonlarına karşı da koruyuculuk sağlıyor. Su tüketimi aynı zamanda mide problemleri ve kabızlık sorununun giderilmesinde de çok etkili oluyor. Besinler bebeğe daha iyi ulaşıyor, toksinler vücuttan daha iyi temizleniyor ve ödem oluşumu azalıyor. Yetersiz su içildiğinde aynı zamanda bebeğin de suyu azalabiliyor. Son aylardaki sıvı kaybı yalancı doğum kasılmalarını da tetikliyor ve sıvı kaybı düzeltilmezse kan hacminde ve kan basıncındaki azalma erken doğum eylemine neden olabiliyor. Dolayısıyla günde en az 8-10 bardak su içmeyi alışkanlık edinin, eğer egzersiz yapıyorsanız bu miktarı arttırın.

Vücudunuza su püskürtün

Yanınızda su dolu sprey şişesi bulundurun ve vücut ısınızı düşürmek için kendinize periyodik olarak su püskürtün.

Bol bol yüzün

Yüzmek yaz aylarında serinlemeniz için yapılabileceğiniz en güzel aktivite. Yüzmenin serinlemenizi sağlayabilmesi dışında, suyun kaldırma gücü sayesinde rahat hareket etmenizi sağlayacak düşük dirençli, bacak ve bel-sırt kaslarınızı güçlendirme açısından da en etkili egzersiz olduğunu unutmayın. Bu sayede kalp damar sistemine yük bindirmeden kan dolaşımını düzenliyor, uyku kalitesini arttırıyor, kilo kontrolü sağlıyor. Günde 30 dakika çok rahat yüzebilirsiniz. Ancak yüzerken birkaç noktaya dikkat etmenizde fayda var; aşırı efor harcamamaya çalışın, yavaş ve emin yüzün. Kramp ihtimalini göz ardı etmeyip, kıyıdan çok uzaklaşmayın. Güneşin daha az etkili saatleri tercih edin.

Havuz yerine denizi tercih edin

Eğer mümkünse denizde yüzmeyi tercih edin. Denizde yüzme şansınız yoksa, temizliğinden emin olduğunuz, havalandırması iyi olan havuzlardan yararlanabilirsiniz. Enfeksiyon riskine karşı ıslak mayo veya bikiniyle oturmayın. Havuzdan çıktıktan sonra hemen duş alıp, mayonuzu değiştirin. Denizden sonra bir süre tuzlu suyun cildinizde kalmasına izin verebilirsiniz, ancak yine ıslak mayonuzu değiştirmeniz gerektiğini unutmayın. Eğer düzenli yüzme şansınız yoksa güneşin etkisini yitirdiği saatlerde 45 dakika- bir saat yürüyüş yapmanız, bir diğer güvenilir egzersiz seçeneğinizdir.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Egzersiz saatlerine dikkat edin

Yaz aylarında egzersizlerinizi sıcak basması riski nedeniyle sabahın erken saatleri veya güneş battıktan sonra yapmaya özen gösterin. Zira, sıcak hava terlemeyi arttırdığı için su ve mineral kaybınız daha fazla oluyor. Hamilelikte akciğer hacminin azalması, sıcak ve nemli havalarda nefes almanızı da iyice zorlaştırıyor.  Dışarıdaki hava herhangi antrenman için elverişli değilse klimanın olduğu iç mekanları tercih edin.

Uzun süre ayakta kalmayın

Yaz aylarında sık görülen diğer bir sorun ise bacaklarda şişme, bir başka deyişle ödem oluyor. Ödemi hafifletmek için her gün ayaklarınızı kalp seviyenizin üzerine kaldırarak biraz zaman geçirin. Çok uzun süre ayakta kalmamak, rahat ayakkabılar giyinmek, düzenli egzersiz yapmak ve bol su içmek, ödem için uygulamanız gereken diğer önlemleri oluşturuyor.

Kafein ve baharatlardan uzak durun

Yaz aylarında iştahınız azalsa da sizin ve bebeğinizin sağlığı için protein açısından zengin yiyecekler ve sağlıklı yağlarla beslenmeye özen gösterin. Kavun, karpuz, çilek ve salatalık gibi bol miktarda su içeren meyve ile sebzeleri keyifle tüketebilir, sağlıklı soğuk içecekler hazırlayabilirsiniz. Kahvede bulunan kafein idrar sökücü etkisiyle sıvı kaybına, baharatlı besinler de vücudumuzda ısı üretimine neden oluyorlar. Kışın ısınmak için özellikle içeceklerde tükettiğimiz tarçın, zencefil ve zerdeçalın yanı sıra yemeklere eklediğimiz pul biber, karabiber ile kekik gibi baharatlar da vücut ısısını artırıyor. Dolayısıyla kafein alımını azaltmak, yatmadan önce sıcak içeceklerden ve baharatlı yiyeceklerden uzak kalmak serin kalmanızda fayda sağlayacaktır. Ayrıca yemeklerde pul biber ve karabiber yerine taze yeşilbiber kullanmanız da daha iyi bir seçenek olacaktır. Besin zehirlenmesine karşı, yaz sıcağında çabuk bozulabilecek olan gıdaları tüketmemeye de dikkat edin.

Ayaklarınızı soğuk suya batırın

Yorgunluk, baş dönmesi, halsizlik veya aşırı susama sorunları yaşarsanız, hemen iç mekana sığının. Vücudunuzun sıcaklığını düşürmek için uzanın ve soğuk bir içecek tüketin. Ayak tabanlarınıza, avuç içlerinize ve yanaklarınıza soğuk kompresler uygulamanız, ayaklarınızı soğuk suya batırmanız, vücut sıcaklığını düşürmenizi kolaylaştıracaktır. Durumunuz düzelmezse mutlaka doktorunuzla konuşun.

Yediğimiz pek çok besin ‘şeker’ içeriyor!

Yediğimiz pek çok besin ‘şeker’ içeriyor!

Şeker günlük beslenme alışkanlığımızın vazgeçilmezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Şekeri cazip kılan şey ise ‘mutluluk hormonu’ olarak bilinen serotoninin salgılanmasını tetikleyerek bize keyif veren bir işlev görmesi. Bu nedenle şeker veya şekerli besinlere karşı gelmek kuşkusuz çoğumuz için hiç kolay olmuyor. Ancak vücudumuzun enerji kaynağı olan şekeri doğru besinlerden almamak ve tüketimini abartmak ciddi sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor. Öyle ki fazla şeker tüketimi; obeziteden diyabete, kalp hastalıklarından kansere, karaciğer yağlanmasından bunamaya kadar pek çok hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Ayrıca heyecanla beklediğimiz yaz mevsimine fit bir vücutla girmek için şeker tüketimini bırakmak kilit role sahip. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, bu nedenle şekerin mutlaka sınırlı miktarda tüketilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; günlük alınan enerjinin yüzde 5’inden daha azı şekerden gelmelidir. Paketli gıdalardan da farkında olmadan şeker aldığımızı unutmamalıyız. Zira şeker; hazır soslar, ketçaplar, kahvaltılık gevrekler gibi pek çok paketli gıdalarda bulunuyor. Günlük beslenmemizde şekerden tümüyle kaçınmak neredeyse imkansız olsa da paketli gıdaları satın alırken şeker oranı en düşük olan yiyecekleri tercih etmeye özen gösterebiliriz. Bu noktada etiket okuryazarlığı oldukça önem kazanıyor. Paketlerde yer alan besin etiketlerini inceleyerek şeker içermeyen veya düşük oranda içerenleri seçebiliriz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker alışkanlığını bırakmanın yollarını anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Öğün saatlerinizi kendinize göre belirleyin

Günde kaç ana öğün ya da ara öğün yapmanız gerektiğine; vücudunuzdan gelen açlık, tokluk veya tatlı isteği gibi sinyalleri dikkate alarak karar verin. Örneğin, hergün ikindide tatlı krizi yaşıyorsanız, öğle yemeğini atlamanın ya da öğle yemeğinden sonra uzun açlığın dezavantajını yaşıyor olabilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Bu durumda öğle yemeğini ihmal etmeyin ya da yediyseniz öğleden sonra meyve veya ceviz gibi bir atıştırma yapmayı deneyin. Bu şekilde kan şekerinizi dengede tuttuktan sonra tatlı istekleriniz devam ediyorsa kendinize alışana kadar biraz zaman tanıyabilir ya da tatlı isteğinizin altında yatabilecek diğer sebepleri araştırabilirsiniz” diyor.

Günde 2-3 porsiyon meyve tüketin

Düzenli meyve tüketmek, ihtiyaç duyulan şeker tadını meyvelerden alarak, zamanla diğer şekerli besinlerin tüketilmesinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Diyabet hastası değilseniz, günde 2-3 porsiyon meyve tüketmeyi alışkanlık edinin. Burada önemli olan, bir porsiyon meyvenin bir yumruk büyüklüğü meyve olduğunu unutmamanız ve meyve yemeyi akşama bırakmıyor olmanız.

Yeterli karbonhidrat aldığınızdan emin olun

Yeterli miktarda karbonhidrat alınmadığında bu durum tatlı atağıyla sonuçlanabiliyor. Tam tahıllı ekmek, bulgur, meyve gibi besinler doğal olarak karbonhidrat ve diğer birçok besin ögesi içeriyor. Bu besin grubu yeterli miktarda tüketilmediğinde kan şekeri düşebiliyor ve ani bir tatlı isteği belirebiliyor. Dolayısıyla öğünlerinizde karbonhidrat içeren bu besinlerden bir ya da birkaçına yer vermeniz gerekiyor.

Tarçının tadından faydalanın

Tatlı tada sahip bir baharat olması nedeniyle meyvelere veya süte eklediğinizde tarçının sağlayacağı tat, şeker isteğinizi baskılayabiliyor. Dilimlediğiniz meyvelerin üzerine tarçın serperek veya gece geç saatte tatlı isteğiniz oluyorsa bir su bardağı süte tarçın ekleyerek tatlı isteğini bastırabilirsiniz.

Su içmeyi unutmayın

Susama ve açlık sinyalleri bazen birbiriyle karıştırılabiliyor. Susuzluğun açlık veya tatlı isteğiyle karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. Kilonuzu 35 ml ile çarparak günlük su ihtiyacınızı bulabilirsiniz.

Doğru karbonhidratları seçin

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tükettiğiniz karbonhidrat türünün de tatlı isteğinizi tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Örneğin pirinç ve patates gibi karbonhidratlar kan şekerinizin hızlıca yükselip sonrasında hızlıca düşmesine neden olabiliyor. Bu durum kan şekerini dengelemek için tatlı atağına yol açabiliyor. Bunun aksine, tam tahıl ekmek ve bulgur gibi karbonhidratlar kan şekerinizde dalgalanmalara yol açmıyor ve tatlı isteğini tetikleme olasılıkları daha düşük oluyor.”

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi

Süt ürünlerini ihmal etmeyin

Süt ürünleri hem içeriğindeki protein hem de laktoz sayesinde kan şekerini dengede tutmaya yardımcı oluyor. Gün içerisinde uzun süre aç kaldığınızda süt, yoğurt veya kefir gibi bir süt ürünü tüketerek tatlı isteğinizin önüne geçebilir, aynı zamanda kalsiyum ve protein gereksiniminizi karşılayabilirsiniz.

Kahvaltı ve öğünlerde proteini unutmayın

Yeteri kadar protein tüketmek kan şekerinizin dengede kalmasına ve tok hissetmenize yardımcı oluyor. Dolayısıyla eğer karbonhidrat ağırlıklı besleniyor, ancak yeteri kadar protein almıyorsanız tatlı isteği yaşamanız çok daha muhtemel. Kahvaltıda yumurta, peynir ve ceviz tüketmek, öğünlerde et/tavuk/balık/yoğurt gibi protein içeren besinlere yer vermek tatlı isteğinize iyi gelebiliyor.

Sebzeleriniz çeşitli olsun!

Vücuttaki bazı vitamin veya minerallerin eksikliği de tatlı isteği ya da benzer eğilimleri tetikleyebiliyor. Bu nedenle mevsime uygun çeşitli sebzeleri düzenli olarak tüketmeniz hem besin içeriğiyle hem de kan şekerinizi dengede tutmaya yardımcı olarak tatlı isteğinizi azaltabiliyor.

Düzenli egzersiz yapın!

Fiziksel aktivite ya da egzersiz serotonin salgılanmasına yardımcı olarak duygu durumunuzun dengede olmasına katkı sağlayabiliyor. Eğer tatlı isteğinizin altında stres, anksiyete veya mutsuzluk gibi sebepler yatıyorsa, egzersiz yapmanız tatlı isteğinizi baskılayabiliyor.

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

İftarda yedikleriniz uykunuzu doğrudan etkiliyor!

Ramazan ayında birçok kişi ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ ya da ‘uykum bölünmesin’ diye düşünerek bu önemli öğünü atlarken, uzmanlar ise sahura kalkarak da sağlıklı uykunun mümkün olabildiğini belirtiyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da uyku sorununun başlıca nedeninin ‘sahura kalkmak’ tan değil, iftar sofrasında yediklerinizden geçtiğini belirterek “İftarda bazı kurallara dikkat etmemenin sonucunda, sağlık için olmazsa olmaz önem taşıyan kaliteli ve yeterli uyku olumsuz etkileniyor. Bu da kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına ve trafik kazalarında artışa da yol açabiliyor. Zira her 5 trafik kazasından birinin uyku ilişkili olduğu unutulmamalıdır” diyor. Ramazan ayında özellikle iftar sofrası başta olmak üzere bazı kurallara dikkat ederek hem sahura kalkıp hem de sağlıklı ve kaliteli bir uyku alışkanlığı oluşturabileceğinizi vurgulayan Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da sağlıklı uykunun 6 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

İftarda midenize yüklenmeyin!

İftarda yapılan bazı yanlışlar hem uykuya dalmayı zorlaştırıyor hem de kaliteli bir uykuyu engelliyor. Uykuyu olumsuz etkileyen davranışların başında iftar sırasında ağır yemeklerin tüketilmesi ve midenin tıka basa doldurulması geliyor. Bu nedenle kızartma ve aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durulması, karbonhidratlı, şekerli gıda tüketiminin sınırlandırılması ve hazmı zor gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Çay ve kahvede aşırıya kaçmayın!

Ramazan’da sağlıklı ve kaliteli bir uyku için çay ve kahve tüketimine dikkat etmek çok önemli. Öncelikle çay ve kahvenin su yerine geçmediğinin bilinmesi gerekiyor. Çay ve kahve toplumda bilinenin aksine vücuttan sıvı kaybına yol açıyor. Çay ve kahve tüketiminde aşırıya kaçmayın. Ayrıca kafeinli içecekler uykuya dalmayı güçleştirdiğinden dolayı yatma saatine yakın tüketmemeye özen gösterin.

Başınız yüksekte uyuyun!

İftar ve sahurda tüketilen bazı yiyecek ve içecekler reflüyü tetiklerken, reflü ve hazımsızlık uykuya dalmayı güçleştiriyor, kaliteli uykuyu engelliyor. Bu nedenle özellikle baharatlı, yağlı ve tuzlu ağır gıdalar ile kafein ve gazlı içeceklerin tüketiminden kaçınmak, yemeğin hemen ardından yatmamak, mümkünke iftardan sonra kısa bir yürüyüş yapmak ve yatarken başın biraz yüksekte olmasına dikkat etmek sağlıklı bir uyku için çok önemli.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

14:00’ten sonra şekerleme yapmayın!

Sağlıklı bir erişkinin ortalama 7-8 saat uykuya gereksinimi olduğunu beliten Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, Ramazan’da şekerleme yaparken dikkat edilmesi gereken noktayı da şöyle açıklıyor: “Gün içerisinde yapılan şekerleme kişiye canlılık ve enerji verebiliyor, dikkat dağınıklığını azaltarak işyerinde verimliliği artırabiliyor. Ancak şekerleme uykusunun 14:00’den önce ve 20 dakikayı aşmayacak şekilde yapılmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü 14:00’ten sonra yapılacak bir şekerleme, vücudun asıl kendini yenilemeye başlayacağı 23:00 ve sonraki saatleri uyanık geçirmenize yol açabilir.”

Sahurda hafif ve tok tutacak besinler tüketin!

Sahur öğününün atlanması durumunda kişide gün boyu sinirlilik, dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve uyku isteğinden diyabet hastalığı gibi ciddi sağlık sorunlarına hatta trafik kazalarında artışa dek birçok sorun yaşanabiliyor. Bu nedenle ‘uykum bölünmesin’ ya da ‘ben sahura kalkmadan da oruç tutabiliyorum’ diyerek sahura kalkmayı ihmal etmeyin. Sahurda ise beyaz ekmek, pide, pirinç pilavı ve hamur işi gibi kan şekerini hızlı yükseltip hızlı düşüren ve çabuk acıktıran basit karbonhidratlar içeren besinler yerine haşlanmış yumurta, ceviz, tam tahıllı ekmek gibi gün içinde enerjiyi sağlayacak ama aynı zamanda tok tutacak besinler tüketin.

Uyku hijyenine dikkat edin!

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı, Uyku Bozuklukları Tedavisi Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, uyku hijyeninin sağlanması için gerekli önlemleri ise şöyle sıralıyor: Aynı saatte yatağa yatın ve aynı saatte uyanın. Yatağa yatmadan önce odayı havalandırın ve serin bir ortamda uyuyun. Yatmadan bir saat önce akıllı telefon, tablet ve televizyon gibi mavi ışık kaynaklarını kapatın. Uykuya dalmada zorluk çekmeniz durumunda nefes egzersizleri ile sakinleşmeye çalışın.

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Tatlı isteğini önlemek elinizde!

Ramazanda tatlı tüketme isteğinin altında çoğunlukla iftar ve sahurda doğru besinler tüketilmemesinin yattığını biliyor muydunuz? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Uzun süren açlık sonrası doğru besinlerle iftar yapılmadığında ya da sahurda kan şekerini dengede tutacak besinler tüketilmediğinde tatlı isteği kaçınılmaz oluyor. Üstelik iftarda tercih edilen tatlıların çoğunu da şerbetli ve hamurlu tatlılar gibi boş kalori içerenler yani hiçbir besin değeri bulunmayanlar oluşturuyor. Oysa Ramazanda sıklıkla şerbetli tatlılara yönelmek çok ciddi bir tehlike; çünkü bunlar çok daha yoğun şeker ve kalori içeriyor” diyor. Araştırmalara göre fazla şeker tüketiminin obeziteden diyabete, kalpten kansere dek birçok hastalığa zemin hazırladığını belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, Ramazanda tatlı tüketmenin 8 kuralını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tüketim miktarı ve sıklığına dikkat edin

İftar yemeğinde hali hazırda yükselen kan şekerinizi tüketeceğiniz bir tatlıyla daha da yükseltebilirsiniz. Bu da hem Ramazan ayında kilo almanıza hem de şekerinizin hızlıca yükselmesine veya sonrasında hızlıca düşmesine neden olabilir. İftar saatinin geç bir saatte olması nedeni ile iftardan sonra bir süre beklense bile tatlı tüketimi çok geç bir saate kalabildiğinden metabolizmayı yorucu bir etki yaratır. Bu nedenle tatlı tüketim miktarına ve sıklığının haftada bir-iki porsiyondan fazla olmamasına dikkat edin.

Tatlıyı proteinle tüketin

Tatlılara ekleyeceğiniz veya birlikte tüketeceğiniz ceviz, fındık, süt gibi protein içerikli besinler tatlıdaki şekerin kanınıza çok daha yavaş karışmasına ve dolayısıyla kan şekerinizin dengede kalmasına yardımcı olur. Kan şekerinizi dengede tutmak da Ramazanda hem kilo alımının hem de şeker sorunlarının önüne geçmeye katkı sağlar.

Şerbetli tatlılar yerine sütlü ya da meyveli tatlıları tercih edin

Şerbetli tatlılar kan şekerinizi çok daha hızlı yükseltir ve bu da gerek o gün gerekse ertesi gün kan şekerinizde dengesizliklere ve çabuk acıkmanıza yol açabilir. Sütlü tatlılar ise içeriğindeki protein sayesinde kan şekerinizi olumsuz etkilemez. Sütlü tatlılarınızı ceviz veya nar gibi posalı besinlerle tüketmeniz durumunda da tatlının kana karışma hızı azalır ve kan şekerinizi dengede tutar.

Tatlıyı farkındalıkla tüketin

“Bir tatlı ya da yiyeceği hızla tükettiğinizde belli bir haz noktasına ulaşmak için daha fazla miktarda o tatlıdan ya da besinden tüketirsiniz” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, tatlıyı  yavaşça ve farkında olarak tükettiğinizde ise tüketeceğiniz miktarların azalacağını söylüyor.

En az iki litre su için

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman “Tatlı tüketme isteğinizin altında; stresli olmanız, iftarda ve sahurda sağlıklı beslenmemeniz, bu nedenle kan şekerinizdeki dengenin bozulması gibi yetersiz su tüketimi de yatıyor olabilir. Zaman zaman susama ve açlık hissi birbirine karışmaktadır. Bu nedenle susuzluğun açlık veya tatlı isteği ile karışmaması için yeterli miktarda su içtiğinizden emin olun. İftar ile sahur arasında mutlaka en az iki litre su tüketmeye özen gösterin” diyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Tatlı tüketeceğinizde bu besinlere dikkat!

Tatlı tükettiğiniz gün diğer kaynaklardan gelen şeker veya unlu besinler ve şeker içeren komposto vb içecekler gibi basit karbonhidratları tüketmemek gerektiğini belirten Nur Ecem Baydı Ozman “Şekeri sadece tatlıdan değil hazır soslar, hazır gıdalardan da sıklıkla farkında olmadan aldığınızı unutmayın. Nur Ecem Baydı Ozman, sebzeli yemekler ve salataların ise posa içeriği sayesinde, beraberinde yenilen besinlerin kana daha yavaşça karışmasına yardımcı olabildiğinden, iftarda tatlı tüketmek istiyorsanız mutlaka sebze tüketmeniz gerektiğini vurguluyor.

Diyabetiniz varsa!

Eğer hekim kontrolünde ilaç ya da insülin kullanan, genel olarak beslenmesine dikkat eden biri iseniz siz de sağlıklı bireyler gibi tatlı tüketebilirsiniz. Hem diyabetli hem de sağlıklı kişiler şeker oranı düşük tatlıları küçük miktarda ve sık olmayan örüntülerde tükettiklerinde bir sorun olmayacaktır. Diyabet olduğunu bilmeyen kişiler için ya da kontrolsüz diyabet hastaları için kontrolsüz tatlı tüketimi daha yıkıcı etkiler yapabilir, hiperglisemi koması ile sonuçlanabilir.

Tat eşiğinizi düşürün

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, şeker içeren tatlıların verdikleri haz sayesinde o tada bir bağımlılık oluşturabildiğini belirterek “Tatlı isteği olduğunda bir-iki porsiyon meyve tüketerek daha düşük yoğunlukta bir tattan keyif almaya başlayabilirsiniz. Düzenli ama ölçülü meyve tüketmek zamanla tatlı isteğinizi azaltabilir” diyor.

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Bağışlık sistemini nasıl güçlendiririz?

Soğukların kendini iyiden iyiye hissettirdiği kış mevsiminde, üst solunum yolu hastalıklarının görülme oranı artıyor. Dolayısıyla güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmamız çok daha fazla önem kazanıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, yeterli ve dengeli beslenmenin bağışıklık sisteminin güçlenmesinde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Çünkü vücutta mikro veya makro besin ögeleri bir sinerji içerisinde çalışıyorlar. Herhangi birinin eksikliği bağışıklık sisteminin optimal şekilde çalışmasını önleyebiliyor. Faydalı olduğunu düşündüğümüz herhangi bir besin ya da besin grubunu fazlaca tüketmek yerine; karbonhidrat, protein ve yağ gibi makro besin grupları ile vitamin ve mineraller gibi mikro besin öğelerini alabilmek için çeşitli meyve ile sebzeleri tüketmek çok daha faydalı olacaktır” diyor. Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlü tutmak için doğru besin seçimleri yapmak da büyük önem taşıyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, kış mevsiminde sofranızda düzenli bulundurmanız gereken 8 besini anlattı; önemli önerilerde bulundu!

Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman

Nar

Nar içeriğindeki antosiyanin ile en güçlü antioksidan özelliğe sahip meyvelerden. Zengin C, E, K vitaminlerinin yanı sıra kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi minerallar sayesinde bağışıklık sistemini destekleyerek hastalıklara karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, narın meyvesi kadar kabuğunun da güçlü antioksidan özellik gösterdiğini belirterek, “Bu nedenle nar kabuklarını da iyice temizlendikten sonra çay formunda demleyerek arada 1-2 fincan tüketebilirsiniz” diyor.

Balkabağı

Kış mevsiminin en güzel renkli besinlerinden biri olan balkabağının içeriğinde yer alan A vitamini, bağışıklık sistemi hücrelerinin fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol alıyor. Böylece bağışıklığımızın güçlenmesine önemli bir katkı sağlıyor. A vitaminin ayrıca çeşitli enfeksiyon hastalıklarında tedavi edici etkisi de bulunuyor. Yemeklerin yanında garnitür olarak ya da çorbasını yaparak balkabağını beslenme planınıza ekleyebilirsiniz.

Balık

Balığın içeriğinde bolca omega 3 yağ asitleri, melatonin, triptofan ve taurin gibi bağışıklık sistemini düzenleyici bileşenler bulunuyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman,  düzenli balık tüketiminin ayrıca bağırsaktaki yararlı bakterilerin sayısının artışına da katkı sağladığını belirterek, “Bağırsaklarda yararlı bakteri sayısının yüksek olması güçlü bir bağışıklık sistemi için elzemdir. Kış ayları balık çeşitliliğinin fazla olduğu, dolayısıyla besinsel anlamdaki zenginliğinden faydalanmak için uygun aylardır. Güçlü bir bağışıklık sistemi için haftada iki gün balık tüketmeye özen gösterin.” diyor.

Ayva

Ayva güçlü antioksidan içeriğe sahip bir meyve. İçeriğindeki C vitamini ve fitokimyasallar ile bağışıklık sistemimizin güçlenmesine destek veriyor. Gün içinde tüketeceğiniz meyvenin 1’ini bir porsiyon ayvadan yana kullanabilirsiniz. 1/3 orta boy ayva bir porsiyon meyveye denk geliyor. Ayrıca öksürük ya da boğaz ağrısı yakınmasında ayvayı ıhlamurun içine dilimleyerek de tüketebilirsiniz.

Kuşburnu

Kuşburnu C vitamini açısından oldukça zengin bir içeriğe sahip. İçeriğindeki C vitamininin bağışıklık sistemindeki birçok hücresel fonksiyonda rol oynaması sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ayrıca içeriğindeki zengin polifenollerin etkisiyle soğuk algınlığına karşı koruyucu etki gösteriyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, “Buradaki önemli nokta C vitaminin ısıya dayanıksız bir vitamin olmasıdır. Yani, uzun süre kaynatılarak ya da işlem görerek elde edilen marmelat gibi yiyeceklerde C vitamini içeriği oldukça azalıyor” uyarısında bulunarak, şöyle devam ediyor: “Kaynar suda 10-15 dakika demlediğiniz kuşburnu çayını çok fazla bekletmeden tüketerek C vitamininden en etkin şekilde faydalanabilirsiniz.”

Pause Dergi

Kefir

Güçlü bağışıklık sistemi için sağlıklı bir bağırsağa sahip olmak oldukça önemli. Kefir içeriğinde faydalı bakteriler sayesinde bağırsak florasının düzenlenmesinde ve güçlü bir bağışıklık sisteminde son derece önemli işleve sahip olan bağırsaktaki yararlı bakteri sayısının artmasına yardımcı oluyor. Ayrıca içeriğinde barındırdığı karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besin ögeleri; kalsiyum, magnezyum ile B2 vitamini gibi mikrobesin öğeleriyle de sağlıklı beslenme,  dolayısıyla sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşmasında rol oynuyor.

Havuç

Havucun içeriğinde bulunan beta karoten bağışıklık sistemiyle ilgili fonksiyonların düzenlenmesinde yardımcı oluyor. İçeriğindeki C vitamininin yanı sıra potasyum ile çinko gibi mineraller ve fenolik bileşikler, kış mevsiminde bağışıklığı desteklemek için havucu çok kıymetli bir besin haline getiriyor. Havuç ayrıca iyi bir lif kaynağı olmasıyla da bağırsak sağlığını destekliyor. Salatalara ekleyerek veya çiğ tüketerek havucun zengin besin içeriğinden faydalanabilirsiniz.

Kivi

Kivi, polifenoller ve C vitamini açısından oldukça zengin bir meyve. Öyle ki 100 gramlık bir kivi yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını neredeyse tek başına karşılıyor. Ara öğünde bir orta boy kivi tüketmek, zengin lif ve C vitamini içeriği sayesinde bağırsak sağlığına katkı sağlayarak güçlü bir bağışıklık sistemine kavuşmamıza destek veriyor.

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Ortopedik hastalıklar hızla yaygınlaştı!

Yaklaşık üç yıldır günlük yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyen Covid-19 pandemisi elimizden belimize, boynumuzdan sırtımıza, dizimizden dirseğimize kas ve iskelet sistemimize yönelik rahatsızlıkları hızla artırdı. Fiziksel aktivitelerin kısıtlanması, bilgisayar karşısında uzun süreli duruş bozuklukları ve kilo alımı gibi faktörlerle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde omurga hastalıklarının son dönemde çok sık görüldüğünü belirten Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren bu hastalıklara karşı önlem almak, olası şikayetleri ise ertelemeden hekime başvurmak gerektiğini belirtiyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar pandemide en sık görülen şikayetleri anlattı, kas ve eklem ağrılarına karşı etkili öneriler ve uyarılarda bulundu.

Son dönemde pek çok kişi boynunda, belinde ya da dizlerinde hatta parmaklarında ağrı sorunu yaşıyor, hareketlerini de kısıtlayarak günlük yaşantısını olumsuz etkileyen bu ağrılardan kurtulmanın yollarını arıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar özellikle masa başı çalışanlarda uzun süre bilgisayar karşısında duruş bozuklukları, spor aktivitelerinin rafa kaldırılması, hareketin büyük ölçüde kısıtlanması, aşırı stres ve üstüne üstlük kilo alımları derken kas ve iskelet sistemi hastalıklarının ülkemizde ve dünyada son yıllarda çok sık görülür hale geldiğini belirterek “Büyük Britanya İş güvenliği ve Çalışan Sağlığı Kurulu’nun (HSE) 2022 yılında yayınladığı raporunda; 2021-22’de 477 bin çalışanın işle ilgili kas-iskelet sistemi (KİS) hastalıkları olduğu bildirildi. Bu hastaların yüzde 42’sinde bel, yüzde 37’sinde üst ekstremite (el, bilek, dirsek ve parmak kemikleri vb) ve yüzde 21’inde alt ekstremite (uyluk, diz, bacak, ayak bileği kemikleri vb) tutulumu mevcuttu. Raporda işle ilgili kas-iskelet sistemi hastalıklarının oluşmasına sebep olan ana faktörlerin, uygun olmayan pozisyonda klavye ile çalışma veya tekrarlayan zorlamalar olduğu belirtildi. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları halen artma eğiliminde. İşle ilgili kas ve iskelet sistemi hastalıkları olan 477 bin çalışanın 72 bin tanesi şikayetlerinin Covid-19 pandemisi nedeniyle oluştuğunu veya bu nedenle kötüleştiğini bildirmiştir” diyor.

Pause Dergi

Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar

Dikkat! Çalışma ortamınız uygun şartlarda olmazsa!     

Günümüzde hala düzenli egzersizlere başlamayan, çalışma ortamını, bilgisayar karşısında duruşunu düzenlemeyen, spordan, fiziksel hareketlilikten uzak sedanter (hareketsiz) bir yaşam süren kişilerin sağlıkları açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları uyarısında bulunan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar şöyle konuşuyor: “Son yıllarda uygun çalışma ortamının sağlanamaması postür bozukluklarını yaygınlaştırdı. Pek çok kişide; boyunda düzleşme, sırt ağrısı ve fibromiyalji, omuzda, dirsekte ve elde tendinit (iltihaplanma), el ve bilekte sinir sıkışması, bel ağrısı ve disk hastalıkları, dizlerde kıkırdaktaki yıpranmaya bağlı olarak ağrı sorunuyla karşılaşıyoruz. Günlük yaşam tarzımızı yeniden düzenleyip rutin alışkanlıklarımız arasına sporu, düzenli ve tempolu yürüyüşü katmadan kas ve iskelet sistemimizi korumamız mümkün değildir. Covid 19 pandemisi sürecinde hızla yaygınlaşan bu hastalıkların tedavisi ileride çok daha zor bir hale gelebilir.” Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar, bununla birlikte spor aktivitelerine dönüşte de çok dikkat etmek gerektiğini, olması gerekenden hızlı ve yoğun bir tempoda spor aktivitelerine başlamanın da fayda yerine zarar verebileceğini, kas-tendon yaralanmaları ile sonuçlanabileceğini söylüyor.

Pause Dergi

Omurga sağlığı için bu önlemlere dikkat!

Gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda kas ve iskelet sisteminin sağlıklı olabilmesi için bazı önlemlere mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Uğur Özbaydar bu kuralları şöyle sıralıyor;

  1. Bilgisayar monitörünün yüksekliği göz seviyesinde olmalı,
  2. Sandalyeniz belinizi desteklemeli,
  3. Önkol, uyluk ve ayaklar yere paralel olmalı, gerekirse ayak altına destek konulmalı,
  4. Dizler 90 dereceden az bükülü durmalı,
  5. Çalışırken sık ve kısa aralar verilmesi unutulmamalı,
  6. Mutlaka düzenli egzersiz yapılmalı,
  7. Egzersiz vücudu aşırı zorlamamalı, egzersiz yoğunluğunu artırırken acele edilmemeli,
  8. İdeal kiloda olunmalı,
  9. Kış aylarında eve kapanmayıp, çeşitli enfeksiyonlara karşı gerekli korunma tedbirleri alınarak sosyal hayata dönülmeli,
  10. Vücudu dinlendirmeye zaman ayırılmalı,
  11. Sağlıklı beslenmeli, hekime danışarak olası vitamin eksiklikleri takviyesi yapılmalı, kemik ve eklemlerde iltihaplanmaya yol açabilecek şekerli ve karbonhidratlı yiyeceklerden ve gazlı, şekerli içeceklerden uzak durulmalı, kışın da yeterli su içmeye dikkat edilmeli,
  12. Kas ve iskelet sistemine yönelik olası bir şikayet ihmal edilmeden hekime başvurulmalı.

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel fıtığı artık gençlerin de sorunu!

Bel ağrıları toplumumuzda her 10 kişiden 8’inin hayatında en az bir kez yaşadığı ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Her ağrı ‘fıtık’ anlamına gelmiyor, ancak bel ağrılarının sık nedenlerinden biri, omurlar arasındaki disklerde fıtıklaşma oluyor. Yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığı genellikle 30-50 yaş aralığında görülse de, günümüzde gelişen teknoloji nedeniyle daha durağan bir yaşam sürülmesi ve obezite sorununun giderek yaygınlaşması, bu hastalığın artık 20’li yaşlardaki gençlerin de sorunu haline gelmesine neden oluyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığında erken tanı ile tedavinin çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu doğrultuda hareket edilmesi zaman kaybına neden oluyor, bunun sonucunda tedaviden etkin sonuç alınmasını önleyebiliyor. Daha kötüsü kas gücünde azalma, ilerleyen zamanda ise felç gibi ciddi sorunlara bile neden olabiliyor. Dolayısıyla bel fıtığıyla  ilgili doğru bilgi sahibi olmak ve bu doğrultuda korunma yöntemlerini uygulamak, fıtık sorunu başlamışsa gerekli tedavi planı için hekime ulaşmak büyük önem taşıyor” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, bel fıtığı hakkında toplumda doğru sanılan 9 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Dergi

Dr. Murat Hamit Aytar

Yerde yatmak bel ağrısına iyi gelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, belimizi korumak, destek almak ve dinlendirmek için yerde yatmak doğru değil. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Omurganın hafif şeklini alan ama çökmeyen orta sertlikteki yataklar, yani tam ortopedik veya yoğun içerikli visco grubu yataklar en ideal yatak olarak görülüyor” diyerek şöyle devam ediyor: “Çok sert veya çok yumuşak yataklar uygun olmayıp, yerde yatmak kötü bir tecrübedir. Sizi belde tutukluk ve daha çok ağrı ile kalkar hale getirecektir.”

Sürekli korse-kuşak takmak bele faydalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sert veya yumuşak korsenin akut ağrıların olduğu erken dönemde, 1-2 hafta gibi kısa süreyle kullanımı fayda sağlıyor. “Korse beli destekliyor, ters hareketlerden kısmen de olsa koruyor, sıcak tutuyor, soruna karşı farkındalık da yaratıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ancak uzun süre düzenli kullanımın merkez bölge kaslarında tembelliğe ve güçten düşüşe yol açarak asıl istenen amacın tam tersine etki yapacağı uyarısında bulunuyor.

Bel fıtığının tek tedavisi ameliyattır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tedavi planlamasında ilk seçenek konservatif, yani ameliyat dışı tedaviler oluyor. Sorunlu disk konservatif tedavi yöntemleriyle tamamen eski sağlıklı haline dönmese de hasta bu tedavilerle ömür boyu ağrısız bir yaşam sürebiliyor. İstirahat, korse, ilaç tedavisi ile başlanıp gereğinde fizik tedavi programları, bele lokal enjeksiyon tedavileri de uygulanıyor. Bel fıtığı sorunlarının yüzde 90’ında konservatif tedaviden oldukça başarılı sonuçlar alındığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, ”Ameliyat diğer tedavilerden fayda görmeyen ve artan şikayetleri olan hastaların son ama en etkin tedavi seçeneği olmakla birlikte çok şiddetli, tedaviye cevap vermeyen ve bacaklara yayılan ağrılar, nörolojik muayenede kayıplar ile idrar tutamama veya kaçırma gibi durumlarda ise ilk tedavi seçeneği haline geliyor” diye konuşuyor.

Ameliyat dışı yöntemler fıtığı kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel kemikleri arasındaki disklerde, eklemlerde ve kemik yüzeylerinde oluşan yıpranmalar uzun zamana yayılabilen ciddi süreçler olup, tamamen eski hallerine dönmüyorlar. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “İstirahat, ilaç ve korse gibi ameliyat dışındaki tedavilerle bu bölgeler daha iyi, yük kaldırır, sorun yaratmaz ve şikâyete neden olmaz hale geliyorlar. Özellikle sinir dokulara olan basılar azalıyor veya kayboluyor, bu sayede ciddi rahatlama sağlanıyor” bilgisini veren Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Ancak ameliyat sorun yaratan dokuları ortadan net olarak kaldıran yöntem iken konservatif tedaviler ılımlı, kısmi fayda ile kesin çözüm sunmayıp omurganın iyileşmesine katkı sağlıyorlar” diyor.

Sülük, hacamat, kupa çekme gibi yöntemler etkili tedavi yöntemleridir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sülük, hacamat ve kupa çekme gibi yöntemler ciddi bir tedavi seçeneği olmayıp belin kendi kendini iyileştirme mekanizmalarına kısmen hizmet eden, bir nevi basit konservatif teknikler arasında yer alıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Bel fıtığı deriden çok derinde, birçok anatomik koruyucu yapıyla örtülü ve omurlar arasındaki disklerde gelişiyor. Dolayısıyla bu tür cilt ve cilt atını etkileyebilecek yöntemlerin o derinliğe ulaşıp tedavi sağlaması beklenmemelidir” diyor.

Ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yine yaygın inanışın aksine ameliyat bel fıtığını kalıcı olarak iyileştirmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar,  ameliyatın en etkili, en hızlı ve faydanın en net sağlandığı tedavi yöntemi olsa da bel fıtığında kalıcı iyileşme sağlamadığına işaret ederek,  “Ameliyat yırtılmış, patlamış ve sinir dokuları ezip bası yaratan disk parçalarının ortadan kalkmasına, sinirleri daraltan kanal yapılarının genişletilerek rahatlatılmasına net fayda sağlıyor. Ancak dejenere bozuk disk eklem yapı yine yerinde kalıyor ve bu nedenle koruma, kilo kontrolü, egzersiz gerekirse fizik tedavi – rehabilitasyon yöntemleri kalıcı, uzun dönem fayda için elzemdir. Dolayısıyla ameliyat fıtık sorunuyla mücadelede ilk raundu bize hızla kazandırıyor ama net kalıcı fayda için tüm koruma ve tedavilerin de yapılması büyük önem taşıyor” diye konuşuyor.

Pause Dergi

 Bel fıtığı ameliyat sonrası hep nüks eder. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı ameliyatlarında başarı oranı yüzde 90’lar gibi çok yüksek oranda görülüyor. Tekrarlama ihtimali ise ameliyatın yeterliliğine (örneğin; bel kayması da var ise sadece fıtık temizlemekle ilgili ameliyat yeterli olmayabiliyor), omurga yapısına ve disk, eklem, bağ ile kas dokularının yeterliliğine ve kişinin kendini koruma kapasitesine göre değişmekle birlikte, bu risk yüzde 5-10 gibi düşük bir oranda seyrediyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki doğru hastada doğru seçilmiş ameliyat yöntemi çok önemlidir. Mikroskop eşliğinde yapılan mikrodiskektomi ameliyatı ya da endoskopik diskektomi, yani kapalı kamera sistemiyle girilerek gerçekleştirilen ameliyatlarda işlemler çok küçük bir alanda gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla eklem, kemik, kas dokuları ve disk kapsülü gibi sağlıklı yapılarda minimum hasar oluşturup, güvenle uygulanıyor” diyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, belimize yapılan ameliyat ne kadar minimal invaziv, bir başka deyişle sağlıklı dokulara en az zarar verecek, en kontrollü yöntem ise toparlama ve iyileşme süresinin de o kadar kısa sürede gerçekleşeceğini belirterek, “Hastaların fazla kiloları varsa bu yükten kurtulmaları ve zamanı geldiğinde uygun egzersizlerle güçlü bir omurga sağlamaları bel fıtığı nüksünü minimum seviyelere indiriyor, hatta hastaların büyük çoğunluğunda hiç tekrarlamıyor” diyor.

 Bel fıtığı genetiktir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bel fıtığı genetik bir hastalık değildir. Ancak omurganızın yapısı, disk kalitesi, eklem yapılarınızın gücü, bağ doku çatınız ve vücut kitle indeksiniz genetik olabilir. “Bunlar bele ait sorunları kolaylaştıran faktörler olarak genetik yatkınlık nedeni olabilirler” diyen Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bel fıtığı sorunu ise multifaktöriyeldir, yani genetik ve sonradan çevresel birçok etkenden neden alır. Ailenizde bel ile omurga sorunları sık görülüyorsa bu daha dikkatli olmanız ve koruma önerilere uymanızın daha da önemli olduğu anlamına gelir.”

Bel fıtığı ameliyatları cinsel fonksiyon kaybı yapar. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sanılanın aksine ameliyat değil, asıl omurilik kanalına ciddi bası etkisi yapan fıtık sorunları cinsel fonksiyon kusurları ve idrar kaçırma gibi sorunlara yol açıyor. Dr. Öğretim Üyesi Murat Hamit Aytar, “Tabi ki hatalı ameliyat sinir yapılarına zarar verirse böyle bir risk oluşur ama bu cerrahi tedavinin normal seyri değil, olması asla istenmeyen ve beklenmeyen bir komplikasyon olarak karşımıza çıkabilir” diyor.

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Tüp bebek tedavisi ile her yaşta hamile kalınabilir mi?

Günümüzde tüp bebek tedavisi infertilite sorunu yaşayan çiftlerde başvurulan en etkin tedavi yöntemi olarak yerini korumaya devam ediyor. Tüm dünyada yaygın olarak başvurulan tüp bebek tedavisi, kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin birleştirilerek kadına tekrar transfer edilmesi olarak özetleniyor. Tüp bebek tedavisi sayesinde infertilite sorunu yaşayan her 10 kadından 7-8’inde hamilelik gerçekleşiyor. Üstelik tıp dünyasında yaşanan önemli gelişmeler sayesinde hamilelik oranları da her geçen gün artıyor. Ancak toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler, tedaviden başarılı sonuç alınmasını önleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, anne ve baba adaylarının bilimsel doğruluğu olmayan bilgilerle hareket etmelerinin son derece yanlış bir yaklaşım olduğuna dikkat çekerek, “Zira hatalı bilgiler nedeniyle çiftler hekime geç başvurabiliyor, bunun sonucunda tedaviden olumsuz sonuçlar alınabiliyor. Dolayısıyla infertilite sorununda sanal ortamdan edinilen veya eş dosttan duyulan bilgilerin doğruluğu mutlaka sorgulanmalı ve hekime geç kalmadan başvurulmalıdır.” diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, toplumda tüp bebek tedavisi hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu

İlk tüp bebek denemesinde başarı şansı düşüktür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hastaya özel uygulanacak ve titiz bir takiple yapılacak olan bir uygulamayla en yüksek başarıyı ilk denemede de yakalamak mümkün oluyor.

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka ikiz veya üçüz doğum olur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın 35 yaşından genç ise ilk iki denemede tek embriyo transfer hakkı vardır. 35 yaş üstünde ve 2 deneme sonrasındaki denemelerde sadece 2 embriyo transfer edilebiliyor. Tüp bebek uygulamalarında bu kurallar nedeniyle çoğul gebelik görülme sıklığı düştü. Bazı nadir uygulamalarda tek yumurta ikizi oluşumu tek embriyo transferinden sonra da olabiliyor.

Tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadının yaşı çok önemli! Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüp bebek tedavisiyle her yaşta hamile kalmak mümkün olmuyor. Öyle ki 35 yaşın üzerinde olan kadınlarda yumurta kalitesinde, dolayısıyla hamile kalma başarısında anlamlı derecede azalmalar görülüyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, özellikle 40 yaş üzerindeki kadınlarda hamilelik oranlarının oldukça düşük düzeyde görüldüğünü vurgulayarak, “Ayrıca hamile kalınsa dahi düşük oranlarında ve down sendromu riskinde önemli artışlar oluyor. Bu nedenle 25 – 30 yaş aralıklarında hamile kalınması çok önemlidir.” diyor.

Tüp bebek tedavisi oldukça ağrılı bir tedavi yöntemidir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisinde kullanılan ilaçlar yumurtalıklarda biraz büyüme yapabiliyor ve buna bağlı olarak hafif hassasiyet ile ağrı gelişebiliyor. Ancak yumurta toplama işlemleri anestezi altında gerçekleştiriliyor, dolayısıyla ağrı hissedilmiyor. İşlem sonrasında kısa süre devam eden baskı ve dolgunluk hissi gelişebiliyor. Ayrıca embriyo transferi de doğru uygulandığında ağrıya neden olmuyor.

Tüp bebek tedavisi sonrasında 9 ay boyunca yatmak gerekir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Embriyo transferinden itibaren istirahat etmenin bir faydası gösterilmemiştir” diyerek, şöyle devam ediyor: “Sadece transfer işleminin yapıldığı gün istirahat edilmesi yeterli gelecektir. Hamile kalınması durumunda normal hamileliklerden farklı bir şey yapmak gerekmiyor. Dolayısıyla 9 ay yatılması söz konusu olmuyor.”

Tüp bebek tedavisiyle mutlaka hamile kalınır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp  bebek tedavisinin başarısı hastadan hastaya oldukça değişkenlik gösteren bir durum. Genellikle her 10 hastadan 7 – 8’inde hamilelik oluşabiliyor. “Her anne adayı yüzde 100 hamile kalacak diye bir durum maalesef mümkün değildir.” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Kadının yaşı ve yumurta rezervleri ile erkekteki sperm değerlendirmeleri tedavinin başarısındaki en önemli faktörlerdir. Tüm değerlendirmeler yapıldıktan sonra başarı ihtimali konusunda çift özelinde daha anlamlı rakamlar verebilmek mümkün olabilir.” bilgisini veriyor.

Tüp bebek tedavisi ile doğan bebeklerde sakatlık riski yüksektir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tüp bebek tedavisi hamileliğe yardımcı olan bir üreme yöntemidir. Dolayısıyla bebekler doğal yolla oluşan hamileliklerde görülen oranda anomali riski taşıyorlar. Ayrıca uygun vakalarda embriyo genetik taraması da yapılabiliyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

İnfertilite sorunu kadından kaynaklanıyordur. Dolayısıyla tüp bebek tedavisinden önce sadece kadınlar tedavi görür. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan çalışmalarda; infertilite sorunu yaşayan çiftlerin yüzde 40’ında kadın, yüzde 40’ında erkek ve yüzde 20’sinde ise hem kadın hem erkekte problem olduğu tespit edilmiş. Yani, kadın ve erkeğe bağlı nedenler eşit oranda görülüyor. Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, bu nedenle yapılan değerlendirmelerde sadece kadın üzerine odaklanılmadığını ve çiftin aynı anda değerlendirildiğini vurguluyor.

Sperm değerlerinde problem olan erkek asla çocuk sahibi olamaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: İleri yaş, sigara kullanımı, obezite, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar erkeklerde sperm değerinin düşmesine neden olabiliyor. Normal yollarla hamilelik elde edilemezse spermin sayısını ve kalitesini arttırmak amacıyla erkeğe bazı ilaç tedavileri önerilebiliyor. Eğer menide hiç sperm yoksa ya yollar tıkalı oluyor ya da üretim az veya hiç olmayabiliyor. Bu durumda testislerden iğnelerle veya mikroskop altında yapılan ufak bir kesiyle kanallardan sperm bulunabiliyor ve hamilelik elde edilebiliyor.

Hormon değerleri normal aralıklarda ise kolaylıkla hamile kalınabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, “Yumurtalık rezervlerine yönelik testlerin normal değerlerde çıkması olumlu bir sonuç olsa da anne adayının yaşı daha önemlidir” diyerek, şunları söylüyor: “Keza yumurtalık rezerv testlerinin düşük olması da anne adayının hamile kalamayacağını göstermez. Sadece kısıtlı zaman nedeniyle sürecin doğru yönetilmesi gerektiğini gösterir.”

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın cilt sorunları yaygınlaştı!

Yazın aşırı sıcaklarıyla bunaldığımız bugünlerde, bir yandan da güneşin yakıcı ve zararlı ışınları ciddi tehlike oluşturuyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, önlem alınmadığı taktirde güneşin zararlı ışınlarının, kısa ve uzun vadede pek çok cilt hastalığına yol açtığını belirterek “Yaz aylarında güneş ışınlarına maruziyetin artması nedeniyle güneş yanığı, güneş alerjisi ve melazma (güneş lekesi) gibi cilt hastalıklarını daha sık görüyoruz. Cilt kanseri ve damarlarda genişleme gibi bazı cilt hastalıkları da güneş ışınlarının birikici etkisi ile yıllar sonra karşımıza çıkabiliyor” diyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu, güneşin ciltte en sık yol açtığı 5 hastalığı ve alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Gizem Yağcıoğlu

Cilt kanserleri

Son yıllarda giderek yaygınlaşan cilt kanserlerinin gelişiminde, güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmak en önemli risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle cilt kanserlerine; güneşin daha yoğun olduğu bölgelerde yaşayanlarda, açık havada çalışanlarda, açık tenli ve mavi gözlü olanlarda ve güneşin zararlı ışınlarına karşı önlem almayanlarda daha fazla rastlanıldığını belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneş ışınlarının uzun dönemde biriken etkileri sonucu karşımıza çıkan aktinik keratoz denen deri değişiklikleri de, kötü huylu olmamakla beraber ilerleyen dönemlerde cilt kanserine dönüşme riskleri olması nedeniyle önemlidir.” diyor.

Güneş yanığı

Özellikle açık tenli kişiler ve çocuklar için büyük risk oluşturan güneş yanığı, derinin güneş ışınlarına yoğun şekilde maruz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Güneş yanığının, hafif kızarıklık şeklinde olabildiği gibi, su dolu kabarcık, ağrı ve şişliğin eşlik ettiği daha şiddetli şekilde de karşımıza çıkabildiğini belirten Dr. Gizem Yağcıoğlu şöyle konuşuyor: “Şiddetli güneş yanıklarında ve ateş, bulantı, kusma gibi semptomların eşlik ettiği durumlarda mutlaka Dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde su dolu kabarcıkların eşlik ettiği şiddetli güneş yanığı geçiren kişilerde melanom denen cilt kanserlerinin görülme sıklığı artmaktadır.” diyor.

Melazma (Güneş Lekesi)

Ciltte kahverengi lekeler şeklinde karşımıza çıkan, özellikle yanaklar, alın, dudak üstü ve burunda görülen melazmanın (güneş lekesi) görülme sıklığı giderek artıyor. Cilt rengi koyu olan kişilerde daha sık rastlanan bu cilt hastalığının nedenleri arasında ilk sırayı güneş ışınları alıyor. Yaz aylarında yeni gelişen melazma ve mevcut melazmanın koyulaşması nedeniyle hastaneye başvurular da artıyor. Bu nedenle melazmada güneşten korunma tedavinin temelini oluşturuyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Fotoyaşlanma

Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Yağcıoğlu “Güneşin etkisi ile oluşan cilt yaşlanmasına fotoyaşlanma denilmektedir. Fotoyaşlanma, uzun süreli güneşe maruziyetin birikici etkisi ile özellikle yüz, boyun, dekolte bölgesi ve ellerde karşımıza çıkmaktadır. Fotoyaşlanmanın belirtileri; kırışıklıklar, damarlarda belirginleşme, deri elastikiyetinin kaybına bağlı deride sarkma, kahverengi koyu lekeler, ciltte renk eşitsizliği, cildin kuruması ve kabalaşmasıdır. Fotoyaşlanmayı önlemek için yaz-kış güneşten korunma alışkanlığını edinmek oldukça önemlidir” diyor.

Güneş alerjisi

Güneş alerjisi özellikle bahar ve yaz aylarında duyarlılığı olan kişilerde güneş maruziyetine bağlı ciltte kaşıntı, kızarıklık, kabarıklık, yanma, batma hissi gibi bulgularla karşımıza çıkıyor. Buna yatkınlığı olan kişilerin güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçınmaları ve güneş kremlerini düzenli kullanmalarını öneren Dr. Gizem Yağcıoğlu, duyarlanmayı artıran bir bitki, parfüm, deodorant ya da kolonya gibi kimyasal maddelerden de uzak durulmasını, olası bir şikayette Dermatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini vurguluyor.

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Serinleyeyim derken sağlığınızdan olmayın!

Yazın aşırı sıcaklarından bunaldığımız bugünlerde, vücudun serin tutulması sanıldığından çok daha fazla önem taşıyor. Öyle ki, serinleyeyim diye yapılan bazı hatalı davranışlar hayati tehlikeye yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı “Aşırı sıcaklar; sıvı ve mineral dengesinde istenmeyen değişimler yaparak,  konsantrasyon bozukluğundan baş ağrısı ve baş dönmesine, çarpıntıdan yorgunluk ve nefes almakta zorlanmaya dek bir çok şikayete neden olabilir. Bu nedenle aşırı sıcaktan ve güneş ışınlarından korunmaya çok özen göstermek, sağlıklı korunmaya ve vücudu serin tutmaya yönelik bazı önlemleri almak çok önemlidir.” diyor. Dr. Meltem Batmacı, yazın sağlıklı bir şekilde vücudu serinletmenin 9 yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Meltem Batmacı

Bu saatlerde dışarı çıkmaktan kaçının!

Aşırı sıcaklar hemen herkesi etkilese de, özellikle yaşlılar, kronik hastalığı olanlar, hamileler, çocuklar ve bebekler daha fazla risk altında bulunuyor. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin özellikle güneşin çok yoğun olduğu ve dik geldiği 11:00-16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmaması büyük önem taşıyor. Ortamın mümkünse taze hava ile sürekli havalandırılması, güneşten korunmak için güneşlik, perde ve jaluzilerin kapalı tutulması gerekiyor.

Klima kullanırken bu kurallara dikkat edin!

Yaz aylarının bunaltıcı sıcaklarında imdada yetişen ve adeta kurtarıcı olarak görülen klimanın doğru kullanımı çok önemli. Klimaya doğrudan maruz kalmamak, ortamı aşırı soğutmamak, vücut ısısı yüksekken bir anda soğuğu açmamak, klima temizliğini düzenli olarak yaptırmak olası enfeksiyonlardan korunmak için kritik role sahip. Aksi takdirde bilinçsiz klima kullanımının yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonları başta olmak üzere bazı yaz hastalıklarına çok sık rastlanıyor.

Bol sıvı tüketin!

Yazın terleme ve buharlaşma ile birlikte sıvı kayıpları artacağından bol sıvı alımına özen göstermek, kaybedilen sıvıyı çoğunlukla su içerek yerine koymak gerekiyor. Yaz ayında, her gün mutlaka yaklaşık 2.5-3 litre su için. Alkollü içecekler, çay- kahve vb sıvılar suyun yerini tutmayacağı gibi, aksine sıvı kaybını artıracağından böyle bir hataya düşmeyin. Çok soğuk ve buzlu içeceklerden özellikle kaçının. Tuz kaybı da terleme ile birlikte artacağı için bir bardak maden suyu tüketmekte de fayda var.

Vücut ısısını artıran yiyeceklerden uzak durun!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı beslenmenin de aşırı sıcaklarda kritik rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Özellikle yaz sıcaklarında hafif ve sulu yemekler tüketilmelidir. Yağlı, bol baharatlı/ şekerli yiyeceklerden yaz döneminde çoğunlukla uzak durulmalıdır. Öğünlerde porsiyon kontrolü önemlidir. Aldığımız her bir kaloriyi yakmak için vücut, suya ihtiyaç duyar. Fazla alınan her bir kalori, vücut sıvı dengesini bozar ve kilo artışına da sebep olur. Özellikle bol yağlı, baharatlı, şekerli gıdaların sindiriminde vücut zorlanmaktadır.”

Dışarı çıkarken güneşten korunun!

Dışarı çıkarken ince, açık renkli ve bol giysiler giymeye özen gösterin. Giysinin cazibesine kanarak; sizi terletebilecek kumaştan yapılmış ya da güneş ışınlarını emen siyah gibi koyu renk giysiler giymeyin. Sizi terletmeyecek ve güneş ışınlarından koruyabilecek kumaşlar tercih edin. Isıyı vücutta muhafaza edeceğinden dolayı kat kat giyinmekten kaçının. Geniş kenarlı şapka, UV ışınlarından koruyacak güneş gözlüğü ve güneş koruyucu krem kullanın. Özellikle benleri ya da cilt hastalığı olanların ve açık tenli kişilerin güneşten korunması çok daha kritik rol oynuyor.

Ağır spordan kaçının!

Sıcak yaz aylarında yüksek efor gerektirecek spor ve aktivitelerden uzak durmak gerekiyor. Hafif egzersizler yaparak, yüzerek ya da güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde yürüyüş yaparak hareketsiz kalmaktan kaçının. Spor veya yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için akşam saatlerini tercih edin. Fiziksel aktivitelerin ve sporun ardından vücudunuzu susuz ve mineralsiz bırakmamaya, su içmeye özen gösterin.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Soğuk suyla vücudunuzu serinletin!

Sık sık ve ılık su ile duş alın. Eğer mümkün olamıyorsa gün içerisinde sık sık ellerinizi, ayaklarınızı, yüz ve ensenizi soğuk su ile yıkayın.

Araç içinde dikkat edin!

Dr. Meltem Batmacı “Kapalı, açık, park etmiş araçlarda hiçbir canlıyı bırakmamaya çok dikkat edilmelidir. Araç içi ısı, park edildikten kısa bir süre sonra çok ciddi yükselir ve hayati riske yol açar” diyor.

Güneş çarpmasında bu hataya düşmeyin!

Aşırı sıcaklar ve kavurucu güneş nedeniyle güneş çarpması çok sık yaşanıyor. Güneş çarpması; halsizlik, bulantı, görme değişiklikleri, baş ağrısı, baş dönmesi, kendini kötü hissetme vb. belirtilerle kendini gösteriyor. Güneş çarpması durumunda kişinin hemen serin, hava akımı olan ve gölgeli bir ortama alınması, giysilerinin gevşetilmesi, soğutulmaya çalışılması, bilinç kapalı ise, şuur dalgalı ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesi şart. Bilincin kapalı olması durumunda kesinlikle su içirmeye çalışmamak gerekiyor.