Yazılar

Sağlıklı yaş almaya genç yaşta başlanmalı!

Modern yaşamda hareketsiz (sedanter) yaşam tarzı, bilgisayar başında geçirilen uzun saatler, elektromanyetik alanlar, fast- food tüketim, düzensiz uyku ve stres gibi etkenler gençlerde de erken tükenmişlik, bağışıklık çökmesi ve hücresel yaşlanmayı artırıyor. Bu nedenle günümüzde artık genç yaştan itibaren sağlıklı yaş alma yaklaşımının benimsenmesi gerekiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Sağlıklı yaş almak, artık yalnızca ileri yaşların değil, gençlerin hatta ergenlerin de sorumluluğudur. Artık hasta olmamak için değil, sağlıklı kalmak için çaba sarf etmeliyiz. Bugüne dek bilinen doğrular son dönemde tamamen değişti; çağımızda kişiye özgü, bütüncül bir yaklaşım gerektiği anlaşıldı. Yani sağlıklı yaş almak bir orkestra gibidir; gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsi uyum içinde çalışmalıdır” diyor. Sağlıklı yaş almak için bazı bildiklerimizi unutmamız gerektiğini vurgulayan Dr. Küçükkaya, sağlıklı yaş almada doğru bilinen yanlışları ve yeni yaklaşımları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Belgin Küçükkaya

Dr. Belgin Küçükkaya

  • SU TÜKETİMİ

Günde 2 litre su içmelisiniz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya “Su ihtiyacı kişiye ve güne göre değişir. Günlük su tüketimi; kilo, cinsiyet, yaşam tarzı ve kronik hastalığa göre kişiye özgüdür. Sabit bir şekilde günde 2 litre (8 bardak) su içmek herkese uygun değildir. Sağlıklı bir yetişkin için günlük su ihtiyacı ortalama 2-3 litre arasında değişebilir ancak böbrek hastalığı, kalp yetmezliği gibi diğer durumlarda bu miktar tehlikeli olabilir. Bu nedenle kişinin su tüketim planı da doktor tarafından belirlenmelidir. İdrar rengi yeterli su tüketiminde çok önemli bir göstergedir. İdrar açık renk olmalıdır, koyu ise yeterli su içilmemiş demektir” diyor.

  • UYKU

Günde 7-8 saat uyumak şarttır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Uyku ihtiyacı kişiye, yaşa ve yaşam tarzına göre değişir. Kimileri 5 saat uyuyarak dinç uyanırken, kimileri 9 saate ihtiyaç duyar. Önemli olan erken yatmak ve 7-8 saat uyumak değil, uykuda olunan saatler ve uykunun kalitesidir. 22:00- 06:00 saatleri arasında vücut kendini yeniler, metabolizma, hücre onarımı, yağ yakımı ve bağışıklık bu süreçte güçlenir. O nedenle bu saatlerde mutlaka uykuda olmak gerekir. Dr. Küçükkaya “Ayrıca horlama, uyku apnesi gibi sorunlar sağlıklı uyku döngüsünü bozduğu için mutlaka tedavi edilmelidir. Doğru saatte, doğru oksijenle kesintisiz uyumak, kronik hastalıkların riskini de azaltır” diyor.

  • EGZERSİZ

Günde 10 bin adım atmak idealdir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yapılan araştırmalar; 10 bin adımın herkese uygun olmadığını gösteriyor. Hedef; yaşa, cinsiyete, kiloya, sağlık durumuna ve kapasiteye göre kişiselleştirilmiş, sürdürülebilir hareket hedefleri koymaktır. Dr. Küçükkaya “Protezi olan birine 10 bin adım önerilemez, düşme riski olan yaşlıya yoğun tempo koşu yaptırılamaz. Kimine günde 5 bin-7 bin adım gibi daha düşük ama düzenli aktivite, kimine 5-6 km koşu uygundur. Açık havada, bol oksijenli alanlarda yürüyüş beden ve ruh sağlığını birlikte destekler. Derin nefes egzersizleri, esneme hareketleri ve kültür-fizik çalışmaları da çok önemlidir” diyor.

  • BESLENME

Sağlıklı beslenmek kalori kısmak demektir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı beslenme doğru besinleri, doğru zamanda ve dengede tüketmektir. Sürekli kalori kısıtlamak metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybı ve hücresel yıpranmaya yol açar. Dr. Küçükkaya “25 yaşındaki bir genç ile 45 yaşındaki bir kadının beslenme gereksinimleri farklıdır. Diyabeti olanla olmayan, erkek ile kadın, aktif yaşam süren ile masa başı çalışan aynı beslenme planını uygulayamaz. Bilimsel çalışmalarda en sağlıklı model olarak öne çıkan Akdeniz tipi beslenmeye geçilmelidir. Paketli gıda, işlenmiş ürünler, asitli ve şekerli içecekler ile fast food tüketimden kaçınılmalı, mevsim sebze ve meyveleri tüketilmelidir” diyor.

  • VİTAMİN TAKVİYESİ

Her gün vitamin takviyesi almak gençleştirir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Vücutta eksik olan vitamin tamamlandığında işe yarar, fazlası ise zarar verir. Dr. Küçükkaya şöyle konuşuyor: “Hücresel gençliği artıran şey dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıdır. Omega, magnezyum, çinko vb vitamin ve mineral takviyelerinin vücutta yeterli düzeyde olması önemlidir ancak bu takviyeler kandaki değerlere göre doktor tarafından tahliller yapıldıktan sonra belirlenmelidir. Ayrıca ‘doğal’ veya reçetesiz satılıyor diye tüm takviyeler güvenli demek değildir. Gelişigüzel vitamin kullanmak karaciğer/böbrek hasarı, ilaç etkileşimleri veya yanlış test sonuçlarına hatta organ yetmezliğine yol açabilir.”

Düzenli doktor takibi çok önemli

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Belgin Küçükkaya, sağlıklı yaş almanın bir orkestra gibi olduğunu, gastroenteroloji, kardiyoloji, fizik tedavi, ruh sağlığımız vb bunların hepsinin uyum içinde çalışması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Tüm sürecin koordinasyonu için düzenli tahlil, tarama ve kontrol şarttır. Genetik altyapıdan kaynaklanabilecek hastalıklar (Alzheimer, kanser, kalp ve damar hastalıkları vb) artık çok genç yaşta tespit edilebiliyor. Kontroller aksatılmamalı, kullanılan ilaçlar doktor önerisi olmadan kendi kendine bırakılmamalıdır.”

Özellikle, püf noktası, olmazsa olmazlar

  1. Kaliteli ve doğru saatlerde uyumak

Gece 10-sabah 6 arası. Bu uyku saatlerine çok dikkat etmeli çünkü vücudumuzun rejenerasyon dediğimiz saatleridir tamir ettiği. Yapılan çalışmlaar; bu saatlerde rejenerasyon hormonlarımızın, metabolizma hormonlarımızın ve yağ yakmanın bu saatlerde olduğunu göstermektedir. Ve kronik hastalıkları engelleyici yoyllardan bir tanesi gece sağlıklı bir uykuya sahip olmaktır. Hem saaatler hem de horlama olmadan doğru saat doğru uyku ve doğru oksijen. Horlama, uyku apnesi şikayetlerimizi doğru saatlerde olsa bu durumlar doğru bir uykuya

  1. Doğru beslenme; yaşımız, 15 erken ile 45 kadın aynı değil, sahip olduğumuz hastalıklar, cinsimiz, diyabetle olmayan kişi aynı beslenmez, uyumlu olacak dengeli ve düzenli beslenme. En büyük şansımız akdeniz diyeti tüm çalışmalarda akdeniz diyeti . seçtiğimiz gıdalar kesinlikle paket ve işlenmiş gıda olmamalı. Ne yediğimiz değil, nerden, yapılan çalışmalar fast food paket gıdaların tehlikesini çok gösteriyor. Olabildiğince doğal kaynaklardan elde edilen gıdalara ulaşmak. Ve sıvılara ulaşmak. Kolalı içecekler ıce tealer . evinizde posasıyla lifiyle tüketelim.
  2. Doğru egzersiz; saatine göre, yaşına göre, cinsine göre, herkesin egzersiz zamanı saati tipleri farklıdır. En çok doktorla ilerlemeli. Çünkü protezi vardır onbin adım at diyemezsin ya da yaşlıdır düşmeye meyillidir, farklı kronik hastalıkları vardır koşturamazsınız yüzün plates yapın dersiniz. Mutlaka doktor takibiyle ve öneriyle. Gençler protein tozu, bazılarına al diyoruz bazılarına alma probleme neden , doğru doktor: iç hastalıklar fonksiyonel tıp yeterli. Hepsini kapsıyor. Gerçk iç hastalıkları hekimi. Özellikle doğal ortamda bol oksijenli, yürüme bandında değil, sahil kenarında ruhen de mutlu edecek yürüyüş en güzel sporlardan biridir. Ama kişinin yaşı, kilosu, altta yatan farklı hastalıklarına göre adım sayısı da değişiyor, yürüme sıklığı da değişiyor. 10 bin adım demode. Bazılarına 5 bin adım diyoruz, ama bazılarına göre 5-6 km koşabiliyorsun diyoruz. Kişiselleştirilmiş. Daha da yeni durumlar, sadece yürümek de değil kültür fizik hareketleri (derin nefes alma egzersizleri, esneme egzersizleri, yürümek kadar değerli, kaslarımızı esnetmezsek yürüdüğümüz zaman kas krampları ve kas ağrılarına gidiyor) bir de destekleyici takviyeler. Çünkü artık ortamlarda birçok gıdalar besleyiciliğini kaybettiği için omega magnezyum çinko gibi hem bağışıklık sistemini artırmak hem de egzersizleri yapabilmek için doktor kontrolü ve önerisiyle, çok takviye var çok kafa karıştırıcı biyo yararlanımları aynı değil, yapılan tetkiklerle karar veriyoruz.piyasada gelişigüzel organ yetmezliğine . takviye ve vitamin.
  3. Düzenli doktor takibi: bütün bunları koordine edebilmek için verilere ihtiyacımız var. verilere takiplerimizde tahlillerimizle yapabiliyoruz. Kronik hastalığı da tedavisini aksatmamalı. İlacını bırakmamalı.

#HücreselGençleşme #SağlıklıYaşAlma #HücreselYaş #GençYaştaSağlık #YaşamTarzı #BütüncülSağlık #SağlıktaYeniDoğrular #İçHastalıkları #SağlıklıGelecek #Wellbeing

Tedavi edilmediğinde uyku apnesine yol açabiliyor!

Çocuklarda nefes almayı zorlaştıran, ağzının açık uyumasına neden olan, okul başarısını düşüren ve yüz gelişimini bozan geniz eti büyümesi, tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi tehlikeli bir hastalığa da yol açabiliyor! Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti büyümesi son yıllarda viral enfeksiyonlarda ve alerjideki artış nedeniyle, çocuklarda hızla yaygınlaşıyor. En sık 2-5 yaş aralığında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi yaşam kaybına neden olabilen hastalığa da yol açabiliyor” diyor. Anne-babalara, çocuklarını dikkatli gözlemlemeleri önerisinde bulunan KBB Uzmanı Prof. Dr. Ertugay, hastalığın belirtilerini ve tehlikelerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Son yıllarda çocuklarda geniz eti büyümesi hızla yaygınlaşıyor. Özellikle 2-5 yaşları arasında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden hastalık, yalnızca burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmayıp, uyku kalitesinden yüz gelişimine dek pek çok soruna yol açıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti, burun boşluğunun arkasında yer alan ve üzüm salkımına benzeyen bir lenfoid dokudur. Sağlığımız açısından önemli görevler üstlenen geniz eti; vücuda giren bakterileri, virüsleri ve alerjenleri tanır ve onlarla savaşmaya yardımcı olan antikorları üretir. Buna karşın geniz eti büyüdüğünde birçok ciddi soruna yol açabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedaviyle çocukların hem solunum hem de genel yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştirmek mümkündür. Bu nedenle toplumsal farkındalık büyük önem taşımaktadır” diyor.

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay

Bu belirtilerle kendini gösteriyor

Çocuklarda geniz eti böyümesinin çoğu zaman sinsi şekilde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Ertugay şöyle konuşuyor: “Geniz eti büyümesi olan çocuklar genellikle burundan nefes almakta zorlanır. Bu nedenle ağızdan nefes alma alışkanlığı geliştirirler. Özellikle gece uykularında horlama, huzursuz uyuma, terleme ve sabah yorgun uyanma gibi belirtiler sıkça görülür. Aileler çoğu zaman bu durumu ‘çocuk uykuda çok hareketli’ diyerek geçiştiriyor ancak bu tablo aslında geniz etinin nefes yolunu daraltmasının bir sonucudur.”

Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına yol açıyor

Geniz etinin burnun arkasındaki bölgeye yerleştiği için, östaki borusunu tıkayabildiğini, bunun da sık sık orta kulak enfeksiyonuna ve işitme problemlerine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğun televizyonu yakından izlemesi, sık sık ‘ne dedin?’ diye sorması veya derslerde dalgın görünmesi, öğrenme sorunları yaşaması ve okul başarısının düşmesi aslında işitme azlığının bir göstergesi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yapılmalıdır.”

Yüz gelişimleri olumsuz etkileniyor

Burundan nefes alamayan çocukların yüz gelişiminin de zamanla etkilenebildiğini, sürekli ağızdan nefes almanın, yüz kemiklerinde uzun ve dar bir görünüm oluşturabildiğini belirten Prof. Dr. Ertugay “Bu da hem estetik hem de fonksiyonel sorunlara yol açabilir. Yüz şekli bozulur (adenoid yüz) ve çocuğun psikolojinin de olumsuz etkilenmesine neden olur. Üstelik hipertansiyondan kalp problemlerine, insülin direncinden gelişme geriliğine ve uyku apnesi gibi bir başka tehlikeli hastalığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle en büyük görev öncelikle anne-babalara düşmektedir. Çocuklarını dikkatle gözlemleyerek, erken tanı ve uygun tedavi sayesinde sağlıklı gelişimlerini sağlayabilirler” diyor.

#GenizEti #ÇocukSağlığı #UykuApnesi #KBB #AcıbademHastanesi #SağlıkHaber #ÇiğdemKalaycıkErtugay #ÇocuklardaGenizEti #SolunumSağlığı #AilelereUyarı

Dikkat! Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağışıklığı baskılıyor!

Sonbaharla birlikte okulların açılması, havaların bir soğuyup bir ısınması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması derken, çocuklarda enfeksiyonların ve alerjik hastalıkların sıklığında artış yaşanıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı “Zayıflayan bağışıklık sistemi ateş, öksürük, hapşırık, burun akıntısı, bulantı, kusma ve ishal gibi viral ve bakteriyel enfeksiyonlara kolaylıkla davetiye çıkarıyor. Ancak bağışıklık sistemini; günlük yaşantıda alınacak bazı basit önlemlerle güçlendirmek mümkün olabilmektedir” diyor. Dr. Şanlı, çocuklarda bağışıklığı güçlendirmenin 9 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Manolya Hüma Şanlı

Dr. Manolya Hüma Şanlı

  • Özellikle toplu taşıma araçlarında maske takmak

Son dönemde influenza ve covid gibi kış enfeksiyonlarının bulaşma ihtimalinin fazla olduğu toplu taşıma koşullarında öncelikli olacak şekilde düzgün maske kullanımı çok önemlidir. Hijyenik maske kullanımının, üst solunum yolu enfeksiyonlarının bulaş riskini ciddi oranda azalttığı su götürmez bir gerçektir.

  • Yeterli ve kaliteli uyumak

Yapılan çalışmalar; saat 22.00-02.00 arasında derin uykuda olmanın, çocuklarda büyüme, gelişme ve bağışıklık sistemi için büyük önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Yaşa göre değişmekle birlikte çocuklarda 9-12 saat uyku gerekir. Özellikle karanlıkta, gece uykularında oluşan melatonin, antioksidan özelliği ile vücuttaki bakteri ve toksinlerle savaşır, vücutta doku iyileşme hızını artırır.

  • Bol su içmek

Yeterli su tüketimi; zararlı toksinleri vücuttan atarken, cilt, solunum sistemi, mide, bağırsaklar, böbrekler ve kalp-damar sağlığı başta olmak üzere vücudumuzun tüm fonksiyonları için büyük önem taşır. Yetersiz su tüketimi; eklem ağrıları, öksürük, kabızlık, idrar yolu enfeksiyonu, tansiyon düşüklüğü, baş ağrısı ve halsizlik gibi bir çok soruna yol açabilmektedir.

  • Hijyene dikkat etmek

El ve yüz yıkamak, diş fırçalamak, duş almak, ayak hijyenine dikkat etmek çok önemlidir. Özellikle yemek öncesi ve tuvalet sonrası elleri iyice yıkamak enfeksiyonlardan korunmada temel kuraldır. Temiz hava almak ve özellikle sigara dumanından kaçınmak da çocukların bağışıklık sistemi için büyük önem taşımaktadır.

  • Stresi yönetmeyi öğrenmek

Dr. Şanlı “Günümüzde çocuklarda yaygınlaşan aşırı stres, bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyonlara kolay yakalanmaya ve iyileşmenin gecikmesine neden olur. Aynı zamanda alerjik hastalıkları artırır, mide ve bağırsak sistemini bozar. Uyku bozukluğu yaparak büyüme hormonu ile tiroid hormonunun çalışma dengesini bozar. Kalp hızını artırarak hipertansiyona zemin hazırlar. Çocuklarla etkinlikler, aile içi pozitif iletişim, arkadaş ilişkileri vb iyileştirilmesi, stresi yönetmeyi öğrenmesi bağışıklık sistemini güçlendirir” diyor.

  • Düzenli egzersiz yapmak

Düzenli egzersiz, kan dolaşımını artırarak solunum ve dolaşım sisteminin daha etkin çalışmasını, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Çocuklar için günlük 1 saat fiziksel aktivite önerilir. Yürüyüş, koşu, bisiklete binme, yüzme veya açık havada oyun gibi aktiviteler çok faydalıdır. Egzersiz alışkanlığı kazanmak, çocukların zihinsel sağlığını da destekler.

  • Aşılarını düzenli yaptırmak

Dr. Şanlı “Çocukları sadece hastalandığında değil, sağlıklı oldukları dönemde de çocuk doktoru kontrollerine götürmeliyiz. Rutin aşılarını ihmal etmemeli, doktorumuzun önerdiği özel aşı dediğimiz diğer aşılarla beraber; özellikle her yıl yenilenen grip aşısını geciktirmeden yaptırıp sağlıklı bir bağışıklık sisteminin oluşması için ilk adımı atmalıyız. Aşılar, bağışıklık sistemini mikroplara karşı önceden “hazırlayarak” en güçlü korumayı sağlar” diyor.

  • Gereksiz antibiyotikten kaçınmak

Gereksiz antibiyotik kullanımı düzgün bağışıklık sistemini çökertir, yararlı hücre rezervini yok edip zararlı bakterilerin çoğalmasına, vücut direncinin düşmesine neden olur ve ek hastalıklara davetiye çıkarır. Grip ve nezle gibi virüs enfeksiyonlarının tedavisinde antibiyotik fayda sağlamaz. Bu nedenle doktorunuz gerekli görmedikçe antibiyotik kullanmayın.

  • Dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlamak

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Hüma Şanlı “Dengeli ve sağlıklı beslenme bağışıklık hücrelerinin gelişimini destekler; besinlerden sağlanabilecek protein, demir, çinko, A, C, D ve E vitaminleri ve mineraller bağışıklık hücrelerinin üretimi ve işlevi için gereklidir. Büyüme ve bağışıklık için son derece kıymetli olan balı gibi omega-3’den zengin gıdalar ve fermente ürünler de sofrada mutlaka yerini almalıdır. Şekerli ve işlenmiş gıdalar bağışıklığı baskılar, aşırı şeker ve trans yağ içeren besinler iltihaplanmayı artırır, normal bağışıklık yanıtını bozar bu da hastalıklara yatkınlığı artırır. Tek tip beslenen (örneğin sadece makarna, fast food yiyen) çocuklarda vitamin eksiklikleri görülür ve bu da soğuk algınlığı, grip, zatürre gibi enfeksiyonlara karşı direnci azaltır” diyor.

Genellikle boğaz yapısı nedeniyle gelişiyor, ancak!

Genellikle boğaz yapısına bağlı sebeplerden dolayı gelişen horlama her 4 erişkinden 1’inde görülen yaygın bir sorun. Çoğu zaman sadece çevredekileri rahatsız eden bir durum gibi görülüyor. Ancak, horlamaya Uyku Apne Sendromu eşlik ediyorsa; gündüz uyuklama ve dikkat dağınıklığı, kalp damarlarında tıkanıklık, inme, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kanser gibi pek çok önemli sağlık sorunları gelişebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, bu nedenle, özellikle solunum sisteminde hava akımının en az 10 saniye kesilmesi olarak tanımlanan Uyku Apne Sendromu’nun eşlik ettiği horlamaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiği uyarısında bulunarak,  “Horlama haftada üç geceden  sık gelişiyorsa, nefes durmaları eşlik ediyorsa, gündüz aşırı uyku hali veya yorgun uyanma sorunu varsa, bir uyku merkezine başvurmak gerekmektedir” diyor. Horlamanın altta yatan sebebe göre tedavi edildiğini belirten Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, “Cerrahi tedavi ve alerjik nezle eşlik ediyorsa, uygun hastada ilaç tedavisine başvurulmaktadır. Uyku Apne Sendromu mevcutsa basınçlı hava uygulayan cihazların kullanımı gereklidir. Bunların yanı sıra kilo vermek, alkol ile tütün ürünü kullanımını bırakmak önem taşımaktadır” bilgisini veriyor.

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu

Hava yolunun dar olması

Boğazımızın arkasında bulunan yumuşak damağın sarkık olması, küçük dilin uzayıp büyümesi, alt çenenin küçük ve geride olması, dilin büyük olması, büyük bademcikler, burun kıkırdağında eğrilik ve burun etlerinin büyük olması hava yolunun daralmasına neden olabiliyor. Özellikle alerjik nezle burun etlerinin şişmesine yol açabiliyor. Uygun hastalar cerrahi tedavi açısından değerlendiriliyor. Bademcik, geniz eti, yumuşak damak veya burun operasyonları uygulanabiliyor. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu,  “Alerjik nezlesi olan hastalarda ilaç tedavisi, burun etlerine yönelik küçültme işlemleri ve alerjenlere karşı önlemlerin alınması gerekmektedir” diyor.

Obezite 

Fazla kilo nedeniyle boyun çevresinin kalınlaşması, kadınlarda 38 cm, erkeklerde 40 cm üzerinde olması, horlama ve Uyku Apne Sendromu için risk taşıyor. Bunun nedeni ise kalınlaşan boynun havayolunu daraltması. Fazla kilolarda hekim ve diyetisyen eşliğinde kilo kaybı öneriliyor. Ayrıca, eşlik eden insülin direnci veya tip 2 diyabet varsa tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri gerekiyor. 

Alkol ve tütün tüketimi

Alkol ve tütün ürünleri havayolundaki kasların gevşemesine neden olarak horlamayı artırıyor.

Hava yolunu genişleten ilaçlar

Hava yolunu genişleten ilaçlar da kasları gevşeterek horlamaya sebep olabiliyor. Bu ilaçlar arasında uyku ilaçları, antidepresanlar, anestezi ilaçları ve ağrı kesiciler yer alıyor.

Çeşitli hastalıklar

Soğuk algınlığı, alerjik nezle, reflü ve hipotiroidi gibi bazı hastalıklar ödem oluşturdukları havayolunun daralmasına neden oluyor.  Bazı nörolojik hastalıklar da kasları gevşeterek horlamaya yol açabiliyor.

Uyku yoksunluğu

Yorgun olduğumuzda ve uyku borcu biriktirdiğimizde horlama artabiliyor.

Bu sendromda her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor

Uyku Apne Sendromu tespit edilen her 10 hastadan 9’unda horlama görülüyor. Göğüs Hastalıkları / Uyku Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, bu nedenle horlama yakınmasıyla başvuran hastalarda mutlaka Obstrüktif Uyku Apne Sendromu’nun araştırıldığını belirterek, “Sabah yorgun uyanma, gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes durması, sabah ağız kuruluğu, dikkat eksikliği ve konsantrasyon güçlüğü, Uyku Apne Sendromu’nun tipik bulgularını oluşturmaktadır” diyor.

Baş ağrısı özellikle rüzgarlı ve yağışlı günlerde artıyor!

Sonbahar mevsiminde, hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişimler ve sıcaklık düşüşlerinin yanı sıra yaşam tarzının farklılaşması nedeniyle baş ağrısının görülme sıklığı belirgin şekilde artıyor. Geçen yılın verilerine göre, ülkemizde sonbaharda baş ağrısı şikayetiyle nöroloji kliniklerine başvuran hastaların sayısında yaz aylarına nazaran yüzde 20 oranında artış yaşanmış. Ani hava değişimlerinde, özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlerde nem oranının yükselmesi nedeniyle gerilim tipi baş ağrısı ile migren atakları sıklığının yüzde 15-25 oranında arttığı belirtiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,  sonbahar aylarında baş ağrısını en sık hava değişiminin tetiklediğini belirterek, “Sonbaharda hava sıcaklıkları hızla değişebilmekte, özellikle ani sıcaklık düşüşü, rüzgar veya yağışlı hava baş ağrısını tetikleyebilmektedir. Bu yüzden, dışarı çıkarken hava durumunu kontrol edip, uygun kıyafetler giymek ve başı koruyacak şapka ya da bere kullanmak faydalı olur. Ayrıca, sonbaharla birlikte yaşam alışkanlıklarındaki değişimlere dikkat etmek önem taşımaktadır” uyarısında bulunuyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, sonbaharda baş ağrısını tetikleyen etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılara bulundu.

Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç

Dr. Elvan Cevizci Akkılıç

Değişen hava koşulları

Sonbaharda hava basıncı dalgalanmaları, nem oranındaki değişiklikler ve aniden soğuyan hava beyin ile boyundaki damar ve sinirleri etkiliyor. Bunun sonucunda gerilim tipi baş ağrısı ile migreni tetikleyebiliyor. Beyin damarlarını daha fazla etkilediği için özellikle rüzgârlı ve yağışlı günlere dikkat etmek gerektiğini belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, “Ayrıca sonbahar aylarında günlerin kısalması ve güneş ışığına maruz kalma süresinin azalması, melatonin ile serotonin hormonlarının dengelerinin bozulması da baş ağrısını tetikleyebilmektedir” diye konuşuyor.

Artan stres yükü

Sonbahar okul ve iş temposunun yoğunlaştığı bir dönem. Buna bağlı olarak artan stres kortizol seviyesini yüzde 30-40 oranında yükselterek migren ve gerilim tipi baş ağrılarını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, meditasyon, yoga ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi teknikleriyle stresi kontrol altına almaya çalışın.

Alerjik reaksiyon ve sinüzit

Sonbaharda artan polen ve tozlar alerjik reaksiyonları tetikleyebiliyor. Alerjik rinit ve alerjik rinit nedeniyle gelişen sinüzit, baş ağrısının (özellikle frontal bölgede) sıklığını yüzde 30-40 oranında artırıyor. Alerjik rinite bağlı baş ağrısını önlemek için hava durumunu ve polen raporlarını takip ederek alerjenlerin yoğun olduğu zamanlarda dışarı çıkmamaya çalışın.

Uyku kalitesinin bozulması

Sonbaharda günlerin kısalması ve hava değişiklikleri, melatonin (uyku hormonu) üretimini etkileyerek uyku kalitesinin bozulmasına, yani uyku sürecinin kesintiye uğramasına veya uyku derinliğinin azalmasına neden olabiliyor.  Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,  kalitesiz uykunun da beyin fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek baş ağrısını tetikleyebildiğini söylüyor.  Dr. Elvan Cevizci Akkılıç,   “Uyku eksikliği aynı zamanda kasların gevşemesini engellemekte ve boyun-omuz bölgesinde gerilime yol açmaktadır. Bu durum, gerilim tipi baş ağrılarının ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.  Baş ağrısını önlemek için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışılmalı. Vücut buna alışınca uyku döngüsü yeniden düzenlenecektir” bilgisini veriyor.

Yetersiz su tüketimi

Sonbahar mevsiminde hava sıcaklığının düşmesiyle birlikte su tüketiminin azalması  dehidratasyona, yani vücudun susuz kalmasına neden olabiliyor. Dehidratasyon baş ağrılarının  yüzde 20’sinde tetikleyici oluyor. Bunun sebebi  ise vücut susuz kaldığında beyin çevresindeki dokularda ve kan dolaşımında sıvının azalması. Bu durum, beyin zarlarının gerilmesine ve sinirlerin hassaslaşmasına yol açarak baş ağrısını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla, dehidratasyona bağlı baş ağrısı riskini azaltmak için günde 2-3 litre su içmeye özen gösterin.

Çay ve kahvenin fazla tüketilmesi

Sonbaharda genellikle havaların soğuması ve günlerin kısalması yorgunluğa neden olabiliyor. Dolayısıyla, enerjiyi artırmak ve uyanıklığı sağlamak için kahve ile çay gibi kafein içeren içecekler daha fazla tüketiliyor. Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı olduğu için hassas kişilerde sinir sistemini gereğinden fazla uyararak baş ağrısı riskini  yüzde 10-15 oranında artırıyor. Günlük kafein alım miktarınız ortalama 300 miligram olmalı. Bu miktar 3-4 fincan kahveye denk geliyor.

 Beslenme düzeninin değişmesi

Yoğun iş ve okul temposuyla birlikte öğün atlama, yetersiz beslenme ve hazır paket gıdayla beslenme oranları artıyor. Açlık ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmek kan şekeri düzensizliğine ve bunun sonucunda baş ağrılarına yol açabiliyor. Bu nedenle, öğün atlamamaya ve mümkün olduğunca protein ağırlıklı tencere yemeği tüketmeye özen gösterin, hazır paket gıdalardan ise uzak durmaya dikkat edin.

Baş ağrısına bu yakınmalar eşlik ediyorsa, dikkat!  

Baş ağrılarının büyük çoğunluğu zararsız olsa da bazı durumlar tümör, anevrizma ve menenjit gibi ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabiliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Elvan Cevizci Akkılıç, erken müdahale ve tedavinin hayat kurtarabildiğine dikkat çekerek, mutlaka hekime başvurulması gereken baş ağrısının özelliklerini şöyle özetliyor:

Ani ve şiddetli başlangıçlı olması veya dakikalar içinde zirveye ulaşması, “Hayatımın en kötü baş ağrısı” olarak tarif edilmesi.

Görme kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, güçsüzlük, uyuşma, denge kaybı ve bilinç bulanıklığı gibi nörolojik sorunların eşlik etmesi.

50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı veya mevcut ağrının sıklık ile şiddetini değiştirmesi (Daha önce sıkıştırıcı tarzda olan ağrının bıçak saplanır tarzda veya şimşek çakar tarzda olması gibi)

Ateş, kilo kaybı ve  gece terlemesi gibi sistemik sorunların yaşanması.

Kafa travması sonrasında ortaya çıkması.

Hangi belirti hangi beyin hastalıklarının sinyali olabiliyor?

Gözlerde ani gelişen şaşılık, çift görme, görme alanında daralma, ani görme kaybı… Gözlerde gelişen bu tür sorunlar sadece göz rahatsızlıkları olarak düşünülse de aslında beyin kaynaklı bir problemin habercisi olabiliyor. Zira, beyinle ilgili birçok hastalık doğrudan görme yollarını veya göz hareketleri ile görsel fonksiyonları kontrol eden merkezleri etkileyerek çeşitli göz şikayetlerine yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, görme işlevinin büyük bir kısmı beyinde gerçekleştiği için bu bölgede oluşan problemlerin doğrudan görmeyi de etkileyebildiğini belirterek, “Beyinden kaynaklanan göz şikayetleri genellikle beyin ve sinir sistemini etkileyen Multiple Skleroz, beyin tümörü, damar tıkanıklığı, travma veya iltihabi bir durum sonucunda ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, gözlerde oluşan sorunlarda bazen nörolojik değerlendirmenin de yapılması gerekmektedir. Bazen beyinle ilgili hastalıklar bu sayede erken dönemde teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle, yıllık göz muayenelerinin düzenli olarak yaptırılması ve ani gelişen sorunlarda zaman kaybedilmeden göz hekimine başvurulması son derece önemlidir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, gözlerde oluşan şikayetlerin hangi beyin kaynaklı hastalıklara işaret edebileceğini anlattı; önemli bilgiler verdi.

Dr. Sevim Kuyumcu

Dr. Sevim Kuyumcu

Gözlerde ani gelişen şaşılık ve çift görme

Normal şartlarda ve her şey yolundayken, düz bakışta gözlerimiz aynı seviyede duracak şekilde beyinden dengeli elektrik sinyalleri geliyor. Ancak bu denge kas ya da sinirden kaynaklı olarak bozulursa, şaşılık ortaya çıkabiliyor. Bu tablonun sebebi çeşitli kafa travmaları, beyin kanamaları, menenjit, beyin iltihabı ve beyin tümörleri olabiliyor.

Görme kaybı (Tam veya kısmi)

Ani görme kaybı, görmenin 5-10 saniye boyunca kısa süreli veya kalıcı şekilde kaybedilmesi olarak tanımlanıyor. Pek çok nedeni olan ani görme kaybının önemli bir kısmı da görme yolları ve beyinle ilgili oluyor. Göz siniri iltihabı (optik nörit) en sık rastlanan ve zaman zaman tekrarlayabilen etkenlerden birini oluşturuyor. Ayrıca, göz sinirine zarar veren toksik bazı ilaçlar ve maddeler de kalıcı veya tam görme kaybı yapabiliyor. Bunların yanı sıra MS (Multiple Skleroz) gibi bazı beyin hastalıkları da görme sinirini etkileyerek ani görme kaybına neden olabiliyor.

Göz bebeklerinde büyüklük farkı

Normal şartlarda göz bebeklerimiz güneşli ortamlarda küçülüyor  ve  retinaya düşen ışık miktarını azaltıyor. Loş ve karanlıkta ise göz bebeklerimiz büyüyerek daha fazla ışıkla iyi görmemizi sağlıyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, ancak beyne giden yollarda bir bozukluk oluştuğunda iki göz bebeği arasında belirgin bir fark geliştiğini belirterek, “Buna yol açabilecek durumlar arasında en önemlisi ve acil olanı, büyük damarlarda yırtılma ya da balonlaşma olup, göz bebeklerinde büyüklük farkıyla beraber ani ve şiddetli boyuna vuran ağrı veya baş ağrısı gelişmektedir” diyor.

Tek veya iki taraflı göz kapağı düşüklüğü

Üst göz kapağının göz bebeğini 2 milimetreden fazla örtecek kadar sarkması göz kapağı düşüklüğü olarak adlandırılıyor. Genellikle estetik bir sorun olarak görülse de aslında ciddi sağlık problemlerinden kaynaklanabiliyor. Örneğin, çocuklarda ve yetişkinlerde sonradan oluşan göz kapağı düşüklüğü kas-sinir iletim bozukluklarından beyin tümörlerine kadar değişen hastalıklara işaret edebiliyor. Bu nedenle, göz öncelikli olmak üzere,  gerekirse nöroloji muayenesinin de yapılması öneriliyor.

Görme alanında daralma

Normalde karşıya baktığımızda ellerimizi yanlarda oynatırsak o bölgeye bakmasak bile parmaklarımızın oynadığını görürüz Bu bizim görme alanımızın genişliğini gösteriyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevim Kuyumcu, özellikle optik nörit gibi optik sinir hastalıkları ile yavaş ilerleyen beyin tümörlerinde görme alanında sinsi bir kayıp oluştuğunu vurgulayarak, “Hasta bunu ‘gözümün bir tarafına perde inmiş’ gibi diye tarif edebilir veya ‘baktığım yerde bir bulanıklık var, bir kısmını göremiyorum’ diye  anlatabilir” bilgisini veriyor.

Fıtık boğulmaya neden olabilir!

Karın içindeki doku ve organların, kasık kanalındaki doğumsal bir açıklık yoluyla dışarı çıkması olarak tanımlanan kasık fıtığı, bebeklerde ve çocuklarda en sık rastlanan doğumsal sorunlardan birini oluşturuyor. Öyle ki her 100 çocuktan 1 ile 4 arasında kasık fıtığı görülüyor. Kasık fıtıklarının üçte birinin tanısı genellikle ilk altı ay içerisinde konulurken, sonraki yaşlarda da tespit edilebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda görülebildiğini belirterek, “Kasık kanalındaki açıklık testisin inişiyle ilişkili olduğu için kasık fıtıkları erkeklerde kızlara oranla 4 ila 20 kat daha sık görülmektedir” diyor. Çocuklarda kasık fıtığının kendiliğinden iyileşmediğine ve tedavide gecikildiğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğine dikkat çeken Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Bu nedenle, kasık fıtığı ameliyatı tanı konulduktan sonra en kısa zamanda yapılmalıdır. Çünkü, zamanında ameliyat ile tedavi edilmezse acil müdahale gerektiren bir tablo olan fıtık boğulmasına neden olabilir. Fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalında sıkışan organlarda kangren (çürüme) meydana gelmesine yol açabilir. Ayrıca erkek çocuklarında kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak testis gelişimini bozabilir. Zamanında ve deneyimli çocuk cerrahları tarafından gerçekleştirilen ameliyat ise çocukların kısa sürede sağlıklarına kavuşabilmelerini sağlar” diyor.

Dr. Kaan Maşrabacı

Dr. Kaan Maşrabacı

Pek çok etken zemin hazırlıyor

Çocuklarda kasık fıtığı doğumsal nedene bağlı olarak gelişiyor. Normalde doğumdan sonra kapanması gereken kasık kanalının açık kalması sonucu meydana geliyor. Öne sürülen zemin hazırlayıcı etkenlerin başlıcaları;  prematürite (erken) doğum, düşük doğum ağırlığı, ailenin diğer bireylerinde de kasık fıtığı varlığı, hidrops fetalis, mekonyum peritoniti, assit, cinsiyet gelişim bozuklukları, karın duvarı anomalileri, inmemiş testis, kistik fibroz, bağ dokusu hastalıkları, ventriküloperitoneal (beyin ile karın arasındaki) şantlar ve sürekli periton (karın boşluğu) diyalizi şeklinde sıralanıyor.

Kasık bölgesinde ağrısız şişliğe dikkat!

Bebeklik döneminde oluşan kasık fıtığını anneler çoğu zaman bebeğinin altını değiştirirken fark ediyorlar. Daha büyük çocuklarda ise fıtığın varlığı çocuk giydirilirken veya banyo sırasında görülüyor. Kasık bölgesinde (erkeklerde ayrıca torbasında) beliren ve kendiliğinden veya üzerine bastırılınca kaybolan ağrısız şişlik, tipik belirtisini oluşturuyor. Ikınma, ağlama ve öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda şişlik daha belirgin hale geliyor. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, bu şişliklerin sıklıkla ilk muayenede görüldüğünü belirterek, “Görülmediği durumlarda valsalva manevrası, balon şişirtme, çocuğu ayakta gözlemleme veya karın alt kısmına baskı uygulayacak şekilde elle sıvazlama gibi yöntemlerle şişliğin belirmesi sağlanabilir. Kimi zaman inceleme sırasında fıtık saptanmayabilir. Bu durumlarda annenin verdiği öykü tanı için önemlidir” diye konuşuyor.

Organ kaybına neden olabiliyor!

Çocuklarda kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez, ameliyat tek tedavi yöntemini oluşturur. Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, kasık fıtığının mümkün olan en kısa zamanda, yani belli bir ay veya yaşa kadar beklemeden ameliyatla tedavi edilmesi gerektiğini anlatarak, “Cerrahi tedavinin gecikmeden yapılması çok önemlidir. Çünkü, erken dönemde ameliyat ile müdahale edilmezse fıtık boğulmasına sebebiyet verebilir. Fıtık boğulmasında, fıtık kesesine girerek sıkışan organların kanlanmaları ve beslenmeleri birkaç saat içinde bozulur ve kangren (çürüme) meydana gelir. Bu da hayati tehlikeyi artırır ve kanlanması bozulan organların çıkarılması gerekir. Acil müdahale gerektiren bu durum genelde bağırsak, nadiren kızlarda over (yumurtalık) kaybına neden olabilir” diyor.

Testislere de zarar verebiliyor!

Kasık fıtığı tedavisinde gecikmenin testislere de zarar verebildiğine işaret eden eden Dr. Kaan Maşrabacı, “Öncelikle, fıtığın sıkışıp boğulması kasık kanalından geçen testise ait damarlara baskı yaparak yumurtanın olumsuz etkilenmesine yol açar. Bunun sonucunda, yumurtanın normal gelişimini bozabilir veya kanlanmasını önleyerek kangrene (çürüme) sebebiyet verip, testis kaybına neden olabilir. Ayrıca çocuğun yetişkin fıtık ameliyatındaki gibi yöntemlerle ameliyat edilmesiyle testise zarar verebilir.  Dolayısıyla, bu ameliyatların mutlaka deneyimli çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir” bilgisini veriyor.

Günübirlik cerrahi uygulanıyor

Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, çocuklarda kasık fıtığı ameliyatının günübirlik cerrahi olarak uygulandığını vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor:  “Kasıktan yapılan 1- 1,5 cm’lik bir kesi ile girilerek fıtık kesesi bağlanır ve açık kalan kasık kanalı kapatılır. Çocuklarda karın kasları dikilmez veya yama konulmaz. Çocukların önemli bir kısmı ameliyattan dört ile beş saat kadar sonra evlerine gidebilir. Dikiş yerlerinde hafif şişlikler olabilir, bu görüntü bir ay içinde kaybolur. Çocuklar ameliyat sonrası genellikle birkaç gün içinde ayağa kalkıp normal aktivitelerine dönebilirler. Ancak ağır aktivitelerden ve oyunlardan bir süre uzak durmaları önem taşır.”

Fıtığın tekrarlama riski çok düşük

Ameliyat sonrasında fıtığın tekrarlama riskinin çok düşük olduğunu vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Kaan Maşrabacı, “Yapılan çalışmalarda, ameliyat sonrasında hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun gelişmediği ortaya konmuştur” diyor. Dr. Kaan Maşrabacı, ancak sağ ve solda yer alan iki kasık kanalının birbirinden bağımsız olarak fıtık oluşturabileceğini belirterek, “Dolayısıyla, tek taraflı ameliyatlardan sonra öbür kasıkta fıtık gelişme ihtimali vardır. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa, sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Ancak bu bir tekrarlama değil, diğer kasıkta yeni bir fıtık oluşumudur. Bu ihtimal erkek çocuklarda daha az, kızlarda ise çok daha fazladır” diyor.

Çocuklarda demir eksikliğine karşı etkili önlemler!

Ülkemizde her 3 çocuktan birinde görülen demir eksikliği, fiziksel gelişimin yanı sıra zihinsel performansı da olumsuz etkiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Yapılan araştırmalara göre özellikle 6 ay-2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde çok daha fazla görülen demir eksikliği erken dönemde fark edilmezse, kalıcı öğrenme ve davranış problemlerine yol açabilir” diyor. Dr. Ceren çocuklarda demir eksikliğinin 10 belirtisini sıraladı, alınabilecek etkili önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ülkemizde gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde en yaygın sağlık sorunlarından biri olan demir eksikliği, kanın vücuda oksijen taşıma yeteneğini azaltıyor. Uzun süre fark edilmediğinde ise hem fiziksel hem de nörolojik sistemde olumsuz etkilere yol açıyor.  Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda yetersiz demir alımının, gelişim geriliğinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu belirterek “Yapılan çalışmalarda; yaşamın ilk yıllarında gelişen demir eksikliğinin, ömür boyu bilişsel gerilemeye neden olduğu raporlanmıştır. Süt çocuklarında gelişim basamaklarında gerileme görülür, yürüyebilen bir çocuk yürüyemez olur. Bağışıklık sisteminde zayıflamaya, yutma güçlüğüne, konsantrasyon bozukluğuna, kalıcı öğrenme ve davranış problemleri ile okul başarısında düşmeye yol açar. Yapılan son çalışmalarda; demir eksikliğinin astımlı çocuklarda atak sıklığını artırdığı görülmüştür” diyor.

Dr. Ceren Ulusoy

Dr. Ceren Ulusoy

Demir eksikliğine yol açan hatalar!

Demir eksikliğine; erken doğum, düşük doğum ağırlığı, özellikle ergenlik döneminde rejim yapma, akut ve kronik kan kayıpları, kronik enfeksiyonlar, ishal, çölyak, laktoz intoleransı gibi emilim bozukluğu ile giden hastalıklar ve bağırsak parazitleri neden olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceren Ulusoy “Toplumda bazı yanlış davranışlar da demir eksikliğine yol açabiliyor. Örneğin; 6. aydan sonra hızlı büyüme ile birlikte diyete demir içeren gıdaların yeterince eklenmemesi ve yemeklerden hemen sonra çay tüketilmesi toplumumuzda sık yapılan yanlışlardan” diyor.

Pekmez yetmez, süt içirmeyi abartmayın!

Demir eksikliği tanısı alıp ilaç başlanmış çocuklarda pekmez ile tedavi sağlanacağını düşünüp ilacı kesmenin de sık yapılan yanlışlardan olduğunu vurgulayan Dr. Ulusoy “Pekmez güzel bir destek ancak içeriğindeki demirin biyoyararlanımı azdır, tedavi yerine kullanılması uygun değildir” uyarısında bulunuyor. Dr. Ceren Ulusoy, pekmezin yanında süt içilmesi ya da demir içeren besinlerin ardından çay içilmesinin de demirin emilimini önemli ölçüde azalttığını belirtirken “Sık yapılan yanlışlardan biri de; çocuğa kemikleri gelişsin diye günde 2 su bardağından fazla inek sütü içirilmesidir. Aşırı süt tüketimi hem demir emilimini hem de tokluk hissi yaratarak çocuğun diğer gıdaları tüketmesini engeller” diyor.

Çocuğunuzda bu belirtiler varsa!

Ülkemizde her 3 çocuktan birinde demir eksikliği bulunduğunu, bu sorunun özellikle 6 ay – 2 yaş arası bebeklerde ve ergenlik döneminde daha da fazla görüldüğünü belirten Dr. Ceren Ulusoy, çocuklarda demir eksikliğinin önemli belirtilerini şöyle sıralıyor;

  • Soluk cilt rengi
  • Halsizlik ve çabuk yorulma
  • Ağız içinde yaralar
  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • İştahsızlık,
  • Toprak, buz, kireç yeme
  • Algılama güçlüğü
  • Sinirlilik, hırçınlık
  • Tırnaklarda kırılma

Demir yapan besinler yedirin

Çocukların her gün demirden zengin iki-üç farklı besin tüketmeleri gerektiğini belirten Dr. Ulusoy “Ebeveynlerin en büyük yanılgılarından biri sadece fazla miktarda et yedirerek demir eksikliğinin engelleneceğinin düşünülmesi. Oysa önemli olan; sebze, bakliyat ve etten zengin, çeşitli ve emilimi destekleyen bir beslenme modelinin oluşturulmasıdır” diyor. Kırmızı et, dana ciğeri, tavuk, balık, yumurta sarısı ve aşırıya kaçmamak şartıyla sakatat ürünleri ile ıspanak ve pazı gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler, bakliyat, badem ve antep fıstığının zengin demir kaynakları olduğunu söyleyen Dr. Ceren Ulusoy, bu besinlerin C vitamini (portakal, mandalina, domates vb) ile tüketilmesinin demir emilimini artıracağına dikkat çekiyor.

Gelişigüzel demir takviyesi karaciğeri vuruyor!

Demir eksikliği tanısı konulduktan sonra doktor önerisiyle demir şurubuna başlanacağını ve tedavinin genellikle 3-6 ay süreceğini belirten Dr. Ulusoy “Tedavinin birinci ayında kan testi alarak hemoglobin değerinin yükseldiğini görmek gerekir. Tedavi sürecinde ailelerin önerilen doza sadık kalması çok önemlidir. Aşırı demir yüklenmesi ve rastgele demir takviyesi karaciğer hasarı gibi çok ciddi sorunlara yol açabilir” uyarısında bulunuyor.

Fibromiyalji çocuklarda da sık görülüyor!

Her sabah yorgun uyanıyor, özellikle boynunuzda, belinizde ve sırtınızda bazen de tüm vücudunuzda ağrılar hissediyor, gün içerisinde aktivitelerinizi gerçekleştirirken zorlanıyor musunuz? Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, tüm dünyada yaygın görülen bu hastalığın fibromiyalji olduğunu belirterek “Kadınlarda erkeklerden çok daha fazla görülen bu hastalıkla son yıllarda çocuklarda da sık karşılaşılıyor. Günlük yaşam kalitesini son derece olumsuz etkileyen, depresyona neden olarak sosyal ilişkilerin bozulmasına, okul ve iş hayatında başarının düşmesine yol açabilen bu hastalığın tedavisini ilaçla ve ilaç dışı yöntemler olarak sınıflandırabiliriz. Ancak ilaç kullanılsa dahi tek başına yetersiz kalacağından mutlaka ilaç dışı tedavi yöntemlerini de beraberinde uygulamak gerekir” diyor.

Fibromiyaljinin tek tip tedavisi olmadığını, her bireyin ihtiyaçlarına göre tedavi uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ “Fibromiyalji tedavisi zor bir hastalıktır. Hastalığın nedeni hakkında sınırlı bilgiye sahip olmamız ve geleneksel ağrı kesicilere yanıtın olmaması tedaviyi güçleştirmektedir. Öncelikli olarak fibromiyalji gerçek bir hastalık olarak kabul edilmeli, hasta hastalık hakkında bilgilendirilmeli ve bu hastalığı yönetmesi öğretilmelidir” diye konuşuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, ilaçsız tedavide öne çıkan, ilaç kullananların da mutlaka uygulaması gereken 7 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Ece Aydoğ

Prof. Dr. Ece Aydoğ

  • Hafif tempolu, düzenli egzersiz yapın

Fibromiyalji tedavisinde en etkili yöntemlerden biri olan düzenli egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler vb), kasları güçlendiriyor, ağrıyı azaltıyor, beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenliyor ve uyku kalitesini artırıyor. Ağır egzersiz değil, hafif tempolu bir yürüyüş, yüzme, bisiklet, yoga ya da pilates yapılmasında fayda var.

  • Kafeini sınırlayın

Prof. Dr. Ece Aydoğ “Fibromiyalji tedavisinde uyku düzeni çok önemlidir. Fibromiyalji hastalarının büyük çoğunluğu gece boyunca derin uykuya dalamadıkları için, bu durum da ağrı eşiğinin düşmesine ve ağrının daha yoğun hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle, gün içinde aşırı kafein tüketiminden kaçının, özellikle akşamları kafein içeren içeceklerden uzak durun, gün içinde şekerleme yapmayın, kendi yatağınızda ve karanlık bir ortamda yatın. Ayrıca mutlaka yatağa her gün aynı saatte girip, aynı saatte uyanmaya özen gösterin” diyor.

  • Beslenmenize dikkat edin

Özellikle D vitamini, B12 vitamini ve magnezyum başta olmak üzere bazı vitamin ve mineral eksiklikleri fibromiyalji ağrılarını artırabildiğinden dolayı, beslenmenize dikkat edin, gerekirse tetkiklerinizi yaptırarak eksik vitaminlerinizi doktor önerisiyle takviye olarak alın. Rafine şekerden ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

  • Stresinizi yönetmeyi öğrenin

Günlük yaşamın vazgeçilmezi olan stres, belirli düzeyde olduğunda fayda sağlıyor ancak aşırı, yönetilemeyen stres fibromiyalji ağrılarını artırıyor. Bu nedenle stresinizi yönetmeyi öğrenin, gerekirse bu konuda uzman desteği alın. Nefes terapileri ve meditasyon da fayda sağlayacaktır.

  • Fizik tedaviden destek alın

Prof. Dr. Ece Aydoğ “Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir. Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olurken, maddi ve manevi kayıplarla sonuçlanır” diyor. Fizik tedavi yöntemlerinin, kas ve iskelet sistemi üzerindeki yükleri azaltarak fibromiyalji ağrılarını kontrol etmede büyük rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, ihtiyaca göre belirlenecek seanslarda, fizyoterapist eşliğinde uygulanacak yöntemlerin, kişinin günlük yaşam kalitesini artırdığını söylüyor.

  • Gün ışığından mutlaka faydalanın

Özellikle yaz güneşi vücutta D vitamini sentezini destekleyerek kas ve kemik sağlığını koruyor, fibromiyalji kaynaklı ağrıların hafifletilmesine yardımcı olabiliyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında, öğle saatlerinde sadece kollar ve bacakları 15-20 dakika güneşe maruz bırakarak vücutta D vitamini üretimi sağlanabilir.

  • Oturuş pozisyonunuza dikkat edin

Özellikle bilgisayar karşısında uzun süre yanlış pozisyonda oturmak fibromiyalji ağrılarının tetiklenmesine neden oluyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ “Masa başında çalışırken omuzları öne düşürmek ya da kambur durmak kasları gerer ve ağrıyı artırır. Bu nedenle bilgisayar karşısında otururken ve ayaktayken dik durmaya ve omuzlarınızı geride tutmaya, belinizi yastıkla desteklemeye özen gösterin” diyor.

Kadınları tehdit eden yaz hastalıkları

Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve yüksek nem, özellikle tatil döneminde kadınlarda bazı sağlık sorunlarını tetikleyerek, uzun süredir beklenen dinlenme ve eğlenme planlarını gölgeleyebiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, mantar ve bakterilerin bu dönemde çok kolay üreyerek enfeksiyonlara yol açabildiğini, alınacak bazı basit önlemlerin ise yazın sık görülen hastalıklardan korunmada büyük faydalar sağlayacağını vurguluyor. Tatil sürecinin baltalanmaması ya da ‘bir iki güne geçer’ düşüncesiyle doktora başvurulmamasının, bu enfeksiyonların tedavisini daha zor hale getirdiği uyarısında bulunan Dr. Esra Boyar, kadınlarda yaz aylarında görülme sıklığı artan hastalıkları ve korunma yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Esra Boyar

Dr. Esra Boyar

  • Vajinal mantar enfeksiyonları

Özellikle havuz ve deniz sonrası ıslak mayo ya da bikini ile uzun süre kalmak vajinal mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlayan etkenlerin başında geliyor. Aşırı sıcaklar ve yüksek nem mantar oluşumu için kolaylıkla zemin hazırlarken, belirtileri kendini koyu kıvamlı akıntı, yanma ve acıma ile gösteriyor. Islak mayo ve bikininin hemen değiştirilmesi bazen zor gibi görünse de, yaşam kalitesini büyük ölçüde düşüren enfeksiyonlardan korunmada kritik önem taşıyor.

  • Bakteriyel vajinozis

Yaz aylarında kadınlarda en sık karşılaşılan hastalıklardan biri olan bakteriyel vajinozis, genital bölgedeki doğal bakteri dengesinin bozulmasıyla oluşuyor. Yazın sık duş alma, havuzda uzun süre kalma ve sabunlu temizlik bu doğal dengeyi bozabilirken, gri beyaz akıntı, kötü koku ve yanma hissi ile belirti veriyor. Hastalığın mantar enfeksiyonu ile çok sık karıştırıldığını belirten Dr. Esra Boyar “Hastalar genelde ilişki sırasında rahatsız edici kötü koku şikayeti ile gelirler. Mutlaka tedavi edilmelidir, aksi taktirde kronik ve inatçı enfeksiyonlar gelişebilir” diyor.

  • İdrar yolu enfeksiyonları

Sıcak havalarda, terleme ve sıvı kaybına bağlı olarak idrarın yoğunlaşması, havuzdan bulaş ve tuvalet hijyeni eksikliği idrar yolu enfeksiyonlarına, en çok da sistite neden olabiliyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken acıma, yanma hissi ve kasık ağrısı gibi şikayetlere yol açıyor. İdrar yolu enfeksiyonunun sık tekrarlanmaya meyilli olduğunu belirten Dr. Esra Boyar “Hastalık mutlaka tedavi edilmelidir aksi halde kronik hale gelerek aylar hatta yıllar süren tedaviler ve takviyeler gerektirir. Dış ortam hijyenine, ilişki sırasında kondom kullanmaya, genital bölgenin florasını korumaya ve bol su içmeye dikkat edilmelidir” diye konuşuyor.

  • Alerjik dermatit ve egzama

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Esra Boyar, aşırı sıcaklarda sık terleme, ıslak bikini ya da mayo ile uzun süre kalma, sentetik iç çamaşırı gibi etkenlerin ciltte tahriş, egzama ve alerjik dermatit benzeri bulgulara yol açabildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yaz aylarında kadınlarda sık görülen bu sorundan korunmak için; ıslak mayo ve bikini ile kalmamak, pamuklu iç çamaşırı tercih etmek ve genital bölgeyi sabunla yıkamaktan kaçınılmalıdır. Doktora başvurmak yerine gelişigüzel kremler ya da takviyeler kullanmak daha fazla tahrişe ve sorunun büyümesine neden olabilir” diyor.

  • Düzensiz adet görme

Yaz döneminde bir yandan sıcak hava ve yüksek nem, diğer yandan tatil hareketliliği derken uyku düzeni, stres ve hareketlilik oranı değişebiliyor. Bu nedenle düzensiz adet görme, aşırı ya da normalden az kanama vb sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu durumlar genellikle geçici olmakla birlikte tekrar etmesi, uzun sürmesi ya da günlük yaşamda herhangi bir rahatsızlığa yol açması durumunda muayene olunması gerekiyor.

  • Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar

Dr. Esra Boyar “Yaz aylarında artan tatil hareketliliği, floranın kolay bozulabilmesi, yeni partner ve korunmasız ilişki nedeniyle cinsel yolla bulaşabilen ve yazın sık görülen bakteriyel enfeksiyonların bulaş riski artabilir. Bu nedenle genital bölge hijyenine, ilişki sırasında kondom kullanmaya, belirli aralıklarla doktora kontrole gitmeye ve yeni partnerle ilişkide muayene olarak önlem almaya özen göstermek önemlidir. Çünkü tüm bunlar genelde tedavi gerektirir, kronikleşip uzun sürmemesi için doktora başvurmanız gerekir” diyor.