yemek, içme, restoran, mutfak, otel, bar

TİMBOO CAFE ŞİMDİ DE İSTANBUL’DA!

 

 

Alışkanlık yaratan lezzetleriyle Ankara’nın en büyük, en eğlenceli, en keyifli markası olan

Timboo Cafe,  Ankara’da bulunan 5 şubesinin ardından, 10. Yılında 6. Şubesi ile Vadistanbul’da!

 

Timboo Cafe, Crew Restaurant Grubun ilk markası olarak 2008 yılında Ankara’da doğdu.  Rahat, renkli, cıvıl cıvıl bir atmosferi olan Timboo Cafe, farklı ve lezzetli menüsü ile kısa zamanda Ankara’da şimdi ise İstanbul’da büyümeye devam ediyor.

 

Misafirlerinin sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar olan sürede günün tüm saatlerine uygun yeme içme beklentilerine cevap verecek bir menüye sahip olan Timboo Cafe’de tazecik salata çeşitleri,  doyurucu makarnalar, ekmeğini ve köftesini günlük olarak  kendi hazırladığı kocaman burgerler, beyaz ve kırmızı et çeşitlerinin özel soslarla ve garnitürler ile sunulduğu pek çok ürün bulunuyor.

 

Taze limon ve portakal ile günlük olarak yapılan limonata çeşitleri, gerçek dondurma ile hazırlanan efsane milkshakeler, taze meyve suyu karışımları ve kahveler de içecek menünün olmazsa olmazları arasında.

Tatlı menüsünde Çikolatalı lezzetlerin tamamı ve özellikle de çok ünlü olan sufle ise ünlü bir Belçika çikolatası ile yapılıyor. Bisküvili muhallebisi ise satış rekorları kırıyor.

 

Menü çeşitliliği, porsiyonlarının büyük ve lezzetli oluşu, samimi, dinamik ve eğlenceli atmosferi ile 7’den 70’e tüm yaş grubunun severek geldiği ve rahat ettiği,  çocukları seven ve çocuk dostu bir marka olan Timboo Cafe,  Uzun uzun yapılan sabah kahvaltılarının, keyifle yenen öğle yemeklerinin, akşamüzeri bir kahve içimi buluşmalarının, dostları bir araya getiren akşam yemeklerinde artık İstanbulluların da  vazgeçilmez adresi olacak.

Dardenia yeni şubesini Çanakkale’ye açıyor

 

Denizin lezzeti Dardenia, yeni şube açılışları ile büyümeye devam ediyor. İstanbul’da Nişantaşı, Caddebostan, Göktürk, Maslak gibi merkezi lokasyonlarda 12 şubesi bulunan Dardenia, ilk defa İstanbul dışına çıkarak Çanakkale’de şube açacak.

Birbirinden lezzetli deniz mahsullerini modern ve yenilikçi bir yorumla sunan Dardenia, yeni bir yatırımla balık severler ile buluşmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin ilk balık ekmek zinciri olan Dardenia Çanakkale’de ilk şubesini açacak.
Dardenia’nın İstanbul dışındaki ilk şubesi olma özelliğine sahip Çanakkale şubesi, Saat Meydanı’nda hizmet verecek. Fish& Bread konseptine sahip şube, taze deniz ürünlerinin yanı sıra Fish&Cips, dinamit karides, levrek çorba gibi ürünlerle misafirlerine zengin bir menü sunacak.
2018’de daha fazla şube açarak büyümeyi ve herkese balık yeme alışkanlığı kazandırmayı hedeflediklerini belirten Dardenia Genel Koordinatörü Selin Daniyel, Dardenia Çanakkale şubesi ile ilk adımı attıklarını ifade etti. Daniyel şube açılışına ilişkin şunları söyledi: ‘’Başlangıç noktamız olan Çanakkale’de hizmet verecek olmaktan dolayı çok mutluyuz. Deniz ürünlerimiz ve sürekli geliştirdiğimiz yeni menülerimizle tüm Türkiye’ye ulaşmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde Kadıköy Moda’da yeni bir şube açacağız. Her yeni yatırım ülke ekonomisine biraz daha katkı sağlıyor. Biz de üzerimize düşen görevi yerine getirerek ekonomiye ve istihdama katkı sağlamaya devam edeceğiz.‘’

30 yıllık lezzet durağı Kocadon Restoran

Kocadon ailesine ait yüz yılı aşkınlık bina 1987 yılında restore edilerek Kocdon Restaurant olarak hizmete girmiş. Bodrum merkez’de bulunan restoran taş yapısı ile hemen dikkatleri üzerine çekiyor. Palmiye ve muz ağaçları ile süsllenmiş geniş avlusu ile, size bir havaya girdiğiniz hissini veriyor.  Farklı bir atmosferi olan Kocadon restoranın diğer Bodrum meknalarından farklı olduğu hemen anlaşılıyor.  Et ve deniz mahsulleri ağırlıklı restoranın favorileri arasında, Enginar Salata Sızma Zeytinyağı Sosunda,  Ahtapot Soteli Domates Dolma, Karidesli Tavuk, Peynir ve Krema Soslu, Gemici Usulü Balık Buğulama bulunuyor.

 

TREN Bostanlı

2012 yılında, İzmir’in Alsancak semtinde bulunan Gazi Kadınlar Sokağında açılışını yapan “TREN” kısa zamanda Türkiye çapında bir marka haline geldi. Açılışından itibaren ziyaretçilerine sunduğu kaliteli hizmet sayesinde başarılı bir ivme sergileyen TREN; Muğla, Denizli, Didim, Kuşadası, Alaçatı Port, Ayayorgi, Port Mersin, Ankara, Yalıkavak, Adana ve İstanbul şubelerini açtıktan sonra 16 Aralık 2016 tarihinde Bostanlı vapur iskelesi üzerinde Karşıyaka’ya yakışır bir yatırım yaparak Bostanlı şubesini açtı.

TREN Bostanlı, kulüp saatlerinde 800 kişilik kapasitesiyle, kaliteli müzik ve hizmetiyle İzmir’in eğlence merkezini Karşıyaka’ya taşımış, haftanın her günü akşam bar, gece kulüp olarak hizmet vermektedir. Özel konsepti ve profesyonel ekibiyle misafirlerinin düğün, nişan, doğum günü gibi özel davet ve organizasyonlarını düzenlemektedir.

Cemiyet hayatının önemli kişilerinin uğrak yeri olan TREN Bostanlı, tüm misafirlerine en kaliteli hizmeti sunmayı prensip edinmiş, bu doğrultuda sürekli kendini geliştirmektedir.

Yaz sezonunda yine Çeşme’nin vazgeçilmezi Alaçatı Port ve Ayayorgi Beach Club ile sezonun en kalitelisi olmaya devam eden TREN, güleryüzlü ekibi ve işletmecileri ile her geçen gün yeni şubeler açmaya devam ederek, TREN markasını her zaman daha yukarıya taşıyacaktır.

Japonlar çok abartmış

 

 

Japonlar çok abartmış

Mekan konsepti ve içeriği konusunda Japonlar sınır tanımıyor. Farklı olma çabası her konuda olduğu gibi yeme içme sektöründe de sınır tanımıyor. Kafe, bar ve restoranlarda yapılan ilginç dekorasyonlarla, farklı menülerle hem ilgi çekmek hem de müşteri çekmek için çaba gösteriyor. Ama bunlar bile Japon restoranları karşısında sıradan kalıyor. O kadar ilginç restoran, kafe ve barlar var ki, bu işinde çok abartıldığını düşündürüyor.  Bu abartılı mekanlar o kadar popüler hale gelmiş ki, diğer Uzak Doğu ülkelerinde de kopyaları açılmaya başlamış.  Biz bu yazıyı tamamlarken, muhtemelen, Japonya’da daha ilginç kafeler açılmış olabilir.

 

Maid Cafe (Hizmetçi Kafesi)

Fransız hizmetçileri gibi giyinmiş birbirinden tatlı ve güzel garson kızlar sizi kapıda karşılıyor. Kızlar o kadar içten davranıyor ki, şirazeniz bozulabilir.  Bu kafenin erkek okurların dikkatini çektiğini düşünüyorum.  Ama bu kadar ilgi yanlış anlamayın. Bu kafede yapabileceğiniz en ekstrem şey garsonunuzla fotoğraf çektirmek ya da yiyeceğinizin üzerine ketçapla adınızı yazmasını istemek olabilir.

Manga Kafe

Bura çok değişik konseptte yapılmış bir kütüphane. Kütüphaneden istediğiniz kitabı seçiyorsunuz ve bu kitabı satılmak zorunda değilsiniz. Orda bölgede yatarak yada oturarak kitap okumak istemezseniz özel odalarda kitabınızı okuyabilirsiniz. 24 saat açık Manga kafe kitap kurtları için ilginç bir kafe.

Kedi Kafesi

Bunun neresi ilginç dediğinizi duyar gibiyim. Japonya’da yaşasaydınız sizin içinde çok ilginç bir deneyim olduğunu anlardınız.  Ülkemizde her köşe başında onlarca kedi görme şansımız var, Japonya sokaklarında kedi gördüyseniz nedeni evden kaçmış bir kedidir.  Sokalar da ne kedi nede köpek sevmeyi bırakın görme imkanınız yok. Hayvanlarla temas kurmak için kurulan kedi kafeler bu nedenle büyük ilgi görüyor. Kedi sevmek için bu mekana giden Japon sayı hatırı sayılır rakamlar da.

Butler Cafe (Kahya Kafesi)

Erkekler için Maid kafeler varsa kadınlar için de Butler kafeler var. Yine Fransız hizmetçi ekolünden esinlenen bu kafe aynı Maid kafe gibi ama tam tersi. Burada ilgiyi erkekler yerine kızla ilgi görüyor. Yakışıklı kahyalar sanki sizin özel hizmetçiniz gibi size hizmet verirken, kendinizi bir prenses gibi hissetmeniz için çaba sarf ediyor.

Köpek Kafesi

Çok temasımız olmasa da Türklerin en sevdiği halklar arasında Japonlar ilk sırada yer alır. Teknolojide o kadar ileri seviyede olan bu ülke yaşam standartları konusunda ülkemizin hayli gerisinde. Şehirde yaşamın gittikçe zorlaştığı Japonya’da kutu gibi çoğunlukla tek odalı evlerde yaşamlarını sürüyorlar. Buda sosyal yaşamda sorunlar yaşamalarına neden oluyor. Bu konuda da Japonlar kendince çözümler üretiyor. Evde köpek besleyemeyen Japonlar, köpek kafelerinde soluğu alıyor. Köpekleri severek oynayarak geçirdikleri mutlu bir günün ardından evlerinin yolunu tutuyorlar.

Baykuş Kafesi

Batıl inanca göre ötmesi uğursuzluk getirdiği düşünülen Baykuş’un, son dönemde moda ve aksesuar dünyasında çok popüler hale gelmesi hayli ilginç. Zaman içinde inançlarda değişim gösterebiliyor demek ki… Baykuş’un popülerliğini fark eden Japon girişimci, kedi, köpek kafesinden sonra Baykuş kafe açarak, yeme içme sektörüne farklı bir renk getirmiş. Baykuş kafelerde çok sakin bir şekilde tüneklerinde duran bu sevimli hayvanları sevebilirsiniz.

Keçi kafesi

Japonlar sade yaşamları ile tanınırlar. Abartılı bir yaşamları olmadığı için zevkleri de çok abartılı olmadığını düşünürdüm. Kafe konusunda sınır tanımayan Japonlar keçileri kaçırmış.  Kafenin bir bölümüne kafese yerleştirilen keçileri ellerinizle besliyor ve sevme imkanı buluyorsunuz.  Keçi sevme olayı bizim için çok çekici gelmedi.

Tavşan Kafesi

Kentleşme nedeniyle doğal hayattan uzaklaşan Japon halkı hayvanlarla teması bu kafelerle sınırlanınca, kafeler konusunda yaratıcılıkta sınır tanımıyorlar. Yine sevimli bir hayvan konsepti ile bir kafe daha açmışlar. Dünyanın en sevimli hayvanları arasında bulunan tavşan ile birlikte gün geçirmek isteyenler için ideal bir kafe.

Sürüngen Kafesi

Japonlar kafe konusunda sınır tanımadığı bu kafe ile ortaya çıktı. İmkanları olsa tüm hayvanlar için özel kafeler yapacak garip ruh hali içindeler. Bir çoğumuz fotoğrafını gördüğünde iğrendiğimiz ya da korktuğumuz bu hayvanlarla dolu bir mekanda bırakın yemek yemeği, yan yana gelmek bile istemeyiz.  Semenderler, yılanlar, iguanalarla birlikte gün geçirmek isteyenler buyurun bu kafeye.

Vampir Kafesi

Vampir Kafe Japonya’da konsept kafelerden biri…  Mekan içi kırmızı ve siyah renklerle yapılmış tüyleriniz ürpertecek objelerle süslü. Tabutlar,  kan akan bir şelale, yemek masası üresinde vampir öldürmeye yarayan kazıklar, kesik eller gibi iç gıcıklayıcı, hatta korkutucu objelerle dolu. Ama farklı bir deneyim olabilir diyelim.

 

 

 

 

 

Tolga Atalay Chef&Chef  bu ay ki konuğu CİHAN KIPÇAK

Chef&Chef  Tolga Atalay

CİHAN KIPÇAK

 

Oscar törenlerinde bir Türk şefi

Sevgili Pause citys okurları bu ayki konuğum mutfakta büyük başarı sağlamış Cihan Kıpçak.  Executive Chef Cihan Kıpçak’ın Marmaris’te başlayan ve Oscar ödül törenine uzanan başarı hikayesi…

 

—Cihan Şef kendinden bahseder misin? Sanırım meslek aileden geliyor?

Marmarisliyim. Ailem hala Marmaris’te yaşıyor. Bende fırsat buldukça Türkiye’nin en güzel beldelerinden biri olan Marmaris’e gidiyorum.   Evet, turizm kökenli bir aileden geliyorum. Annem otel, Babam ise restoran işletiyor. Hala bu sektörde hizmet vermeye devam ediyorlar. Açıkçası şef olmaya karar vermemde ailemize ait olan işletmelerin büyük bir katkısı oldu. Annemin etnik mutfaklara karşı büyük bir ilgisi vardı. Özellikle Hint, Çin ve benzeri mutfakları keşfetmeyi sever, bu yüzden bizi lokal restoranların işlettiği mekanlara götürürdü ve farklı kültürlerin mutfaklarında deneyim kazanmamızı isterdi.

 

—Kariyerin ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Bilkent Üniversitesi, Turizm işletmeciliği bölümünündün mezun olduktan sonra, İsviçre’ye gittim. Joel Robuchon, Guy Savoy ve Alain Ducasse’ın Restoranlarını yönetmiş olan Stephane Montmayeur ve Laval Alain ile çalıştım. Türkiye’ye döndükten sonra, bir süre Ankara’da çalıştıktan sonra sırasıyla Argos in Cappadocia, Mimolette’de yönetici pozisyonlarında çalıştım. Ardından Tomtom Suitesin F&B direktörlüğünü üslenip Üryan Doğmuş ile  La Mouette projesini hayata geçirdikten sonra 2012 sonunda Gile Restaurant’ı açtık. 2014 yılında, Çağlar Kıpçak ile  Maçka’da Akali ile mahalle kahvesine yeni bir yorum getirirken ve hemen ardından Nupera binasının içinde sokak yemeklerini yorumlayan Tabla Restoran’ı açtık. 2015 yazında ise Üryan Doğmuş ile Tablayı Alaçatı, Hacımemiş Mahallesine taşıdık. 2017 Nisan’dan beri Spago’da Executive Chef görevindeyim.

 

—İsviçre kalemi değil de, kevgiri yaladın diyelim? İsviçre sana ne kattı?

Bilkent Üniversitesi Turizm Otelcilik mezunuyum aslında… O zamanlarda gastronomi eğitimi kısıtlı ve bilgiye ulaşmak çok zordu. Tabii ki bu işe daha çok yönelmemde üniversitedeki öğretmenlerimin payı büyük. Üniversite hocam Oğuz Benice beni İsviçre’ye yönlendirmemiş olsa belki şuan bulunduğum konumda olmayabilirdim. Ordaki Chef-Patron Stephane Montmayeur yürüyen bir okul gibiydi cevabı olmayan hiç bir soru yoktu. Orada bulunduğum dönem bana katı bir disiplin anlayışını, stres yönetimini ve Fransızların Haute Cuisine akımını empoze etti. Bu öğretileri Anadolu Coğrafyası ile buluşturunca ortaya şuanki adam çıktı.

 

—Türkiye risotto ve soslu bonfilenin peşindeyken, özgün ve yaratıcı reçetelerle sen ve Üryan, Türk füzyon mutfağını en belirgin başlatan şeflerdensiniz. Bu nasıl oldu?

 

Üryan, ABD’den döndüğünde beni Kapadokya’da çalışmaya ikna etmeye çalışıyordu gidip Argosin Cappadocia’yı görünce, buna çok fazla gerek kalmadı. Biz anadolu mutfağının modern yorumuna çalışmaya başladığımızda şuanda bu konu üzerine çalışan restaurantlar fikir aşamasında bile değildi. Hatta öncüsü sayılan restaurantlar, o zaman risotto, parmesan ve proscuitto gibi ithal ürünler servis eden yerlerdi. O zaman da biz Kapadokya’da, 24 Saat 58 c’de pişmiş Kapadokya üzüm pekmezli kuzu incik,  ayran pana cotta ve serin Rize çayı şerbeti gibi bir çok ürünü servis ediyorduk. Bunları tamamen bölgeyi gezerek o coğrafyanın bize en iyi sağladığı ürünleri ve bölgenin kültürel hafızasındaki notaları keşfederek ortaya çıkardık.

 

—Wolfgang Puck gibi bir şefin Spago gibi bir lezzet vahasına neler kattın? Neler öğreniyorsun ve iki şef tek mutfak nasıl işliyor?

Spago Beverly Hills’de olduğum dönemde Wolfgang Puck’a modern Türk Mutfağından oluşan bir tadım menüsü hazırlamıştım, bu tarzdaki ürünleri Spago İstanbul’da görmek istediğini ifade etmişti. İstanbul gelmeden önce telefon görüşmemizde modern Türk dokunuşları ve Spago klasiklerinden oluşan bir menü hazırlamamı rica etti, bende bu anlamda kendisinin talebine göre bir menü oluşturdum.

 

Şef Wolfgang Puck gibi 23 senedir Oscar yemeklerini yapan ve 2 Michelin yıldızlı bir şef ile çalışmak her aşçının hayalidir. Şöyle düşünün Spago yaklaşık 70 restaurantı bulunan bir grubun en üst segment restaurantı ve 35 senedir sürekli kalitesini yukarıya taşıyan bir restaurant.  Bunlar yetmezmiş gibi Şef İnanılmaz kibar ve mütevazı biri, restauranta geldiğinde mutlaka bütün çalışanlar ile birebir iletişime geçer. Bunun yanı sıra inanılmaz bir deneyim ve bilgi birikimini sizinle paylaşan bir şef bu özellikler çoğu zaman bir arada olmaz.

 

—Genç şeflere yaratıcı şef olma hakkında bir methodoloji verirmisin? Aslında  artık sende orta yaşa doğru adım atıyorsun?

Azim, kararlılık ve süreklilik

 

—Bana Spago’da unik ve tekel olan bir lezzeti anlatırmısın?

Wolfgang Puck’ın dediği gibi Spago, tarladan lokantaya konseptinin dünyadaki öncülerinden biri… Kaliforniya’da başlayan serüveni haklı olarak Kaliforniya mutfağı olarak adlandırıyorlar, çok uluslu bir bölge olduğu için menüde farklı kültürlerden izler taşıyor. Spago İstanbul’da bu coğrafyadan çok fazla lezzet var ki Chef Wolfgang’da restoranın bulunduğu bölgeden izler taşımasını istiyor. 2 ayda bir menümüzü yeniliyoruz. Tabii ki Spago’nun klasik lezzetlerine ilgi büyük…. Misafirlerimiz Spagonun konik lezzetleri olan Hong-Kong usulü levrek,  kestaneli Agnolotti, ve Spago’nun milföyünü çok tercih ediyor.

 

—Sen bir menü veya tabağın hikayesinde yola çıkarken bu süreç nasıl oluyor? İlham nereden hangi an çıkıyor?

Aslında İlham heryerde, yediniz yemekte, çocukluğunuzda, anılarınızda. Yeterki siz onu yakalayın. Benim genelde başlangıç noktam anılarım oluyor. Aklımda kalan lezzetlerle başlıyorum.

 

Bu yıl Puck’a, Oscar töreninde eşlik edeceksin. Nasıl seçildiniz? Neler hissediyorsun?

Aslında bahsettiğim gibi, Spago Beverly Hills’de Şef Wolfgang’a Türk lezzetlerinden oluşan bir tadım menüsü hazırladım o gün yemekte El Pais’den bir yemek yazarı misafiri ile tadım yapmıştı. İkiside çok etkilediğini söyledi yemeği Ayrandan yaptığım Pana Cotta ile bitirdim bunun üzerine masaya çağırıp alkışladılar. İstanbul’a döndüğümde, ortağı Alex Resnik buradaydı ve bana yaptığım yemeklerin fotoğrafını gösterdi ve Wolfgang Puck seni  ve Türk yemeklerini Oscar töreninde görmek istiyor dedi ve ilk defa kendisinin bir şefi bu törene davet ettiğini ekledi. Tabii ki Çok şaşırdım ve çok mutlu oldum, sizin başınıza gelse siz ne hissederdiniz?

 

 

 

Sheraton İstanbul Ataköy Hotel’de“Bİ KASA KAHVALTI” BAŞLADI

“Bİ KASA KAHVALTI” BAŞLADI

Marmara Denizi’nin büyülü atmosferiyle çevrelenmiş Sheraton İstanbul Ataköy Hotel, ihtişamlı deniz manzarası bulunan Trendy Lounge &Bar’da her Cumartesi-Pazar günü ‘’Bi Kasa Kahvaltı’’ adı altında geniş kapsamlı kahvaltı servisi vermeye başladı.

Yeşil ve mavinin buluştuğu Sheraton İstanbul Ataköy Hotel’in Trendy Lounge& Bar’ı, sizleri Bi Kasa Kahvaltı ile Cumartesi-Pazar günleri, 11.30 – 15.30 saatleri arasında zengin içerikli kahvaltı menüsüyle lezzet şöleni yaşamaya davet ediyor. Her Cumartesi-Pazar 2 kişilik kahvaltı  140 TL

Rezervasyon ve bilgi için: (212) 413 06 43

Galata Meyhanesinde sizde fasıla katılın

Galata Meyhanesinde sizde fasıla katılın

Beyoğlu’nun en köklü meyhaneleri arasında yer alan Galata Meyhanesi 20 yılı aşkındır eğlendirmeye devam ediyor. Tarihi bina  içinde özenle dekore edilmiş meyhane ambiyansı sıcaklığı ile sizi kendisine çekiyor. Meze ve fasıl arayanların durağı haline gelen Galata Meyhanesi’nin diğer meyhanelerden ayıran özelliği birazda mottosunda saklı. “Eğlen, Eğlendir”

Pazar günü hariç haftanın altı günü mikrofonsuz canlı müzik yapan müzik gurubu, keman, kanun, ud ve darbukadan oluşan 4 kişilik saz ekibi her akşam farklı makamlarla müşterilerini hem eğlendirip hem de eğleniyor.

Meyhane, yoğun iş temposu ve büyük şehirin stresli ortamından bir an olsun uzaklaşmak, şarkılara eşilik ederk stres atmak isteyen müdavimlerin uğrak yeri.  Ben çekingenim, şarkılara eşilik edemem mi diyorsunuz? O ambiyans sizi o kadar etkiliyor, sanki hipnoz olmuşcasına şarkıların ritmine ayak uydurup farkına varmadan o eğlencenin içine dahil oluyorsunuz.

Pazar günleri hariç her akşam mikrofonsuz canlı fasıl’da Suz-i dil’den sultaniyegah’a, hicaz’dan yegah’a tüm makamlar topluca icra ediliyor. Gece boyu lezzete ve fasıla doyuyorsunuz.

 

Gelenlerin birbirlerine tavsiyesi ile ünlenen bu mekanın müzik gibi lezzetler konsunda da iddialı. Yoğurtlu pazı sarmasının ve irmik helvasının en popüler olduğu meyhanede 20 yakın meze ve arasıcaklarda hayli iddialı.  Ana yemek olarak et yada balık  tercih etmeyenlere vejeteryan menüde mevcut.

Not: Fix menü uygulamamız; 9-10 çeşit serpme meze, 2 ara sıcak, ana yemek olarak da balık, kırmızı et veyâ vejeteryen tabağı seçeneklerinden biri, meyve tabağı ve tatlıdan oluşur. İçki olarak kişi başı bir küçük rakının yarısı, bir küçük şarap veya 3 bira fiyata dahildir. Meyve suyu, su ve soda limitsizdir. İçki içmeyenlerin içki payları da masaya servis edilmektedir.

 

İstiklal Caddesi, Orhan Apaydın Sokak No:5/A Beyoğlu – İstanbul

TEL:  0 (212) 293 11 39-TEL: 0 (212) 245 67 05

The Galliard Brasserie yenilendi.

The Galliard Brasserie yenilendi.

Etiler’de açıldığı günden bu yana iddialı bir lezzet durağı olan The Galliard Brasserie, yenilen yeni yüzü ile hizmet vermeye devam ediyor.

Mekan şık atmosferi, ayrıcalıklı servis anlayışı, özgün konsepti ve rafine lezzetlerden oluşan seçkin menüsü ile misafirlerini ağırlıyor. Kısa sürede popüler adreslerden biri olan The Galliard Brasserie, ikinci şubesini de Vadistanbul’da açmıştı.

Yenilenen tarzı ile tam bir brasserie konseptini benimseyen The Galliard Brasserie, menüsüyle de hayli iddialı. Özel toplantı ve organizasyonlar için, hem konum hem de menü konusunda tercih konusunda ilk sıralarda

Yenilenen menüsü ile TOI İSTANBUL

 

Yenilenen menüsü ile TOI İSTANBUL

TOI İstanbul, yenilenen lezzetleriyle misafirlerine tadının damaklarda kalacağı yepyeni lezzetler sunuyor. Kendine has lezzetini dünya lezzetleriyle harmanlayan; modern dekorasyonu ve kaliteli müzik performanslarıyla, TOI İstanbul; misafirlerini ağırlamaya devam ediyor.

TOI İstanbul, yenilenen ‘Casual Dining’ menüsüyle yemek tutkunlarını şaşırtmaya devam ederken, her damak tadına hitap etmeyi de ihmal etmiyor.

Yeni menüde neler var;

‘Kök Kereviz Çorbası’, ‘Lokal Mavi Yengeç Köfte Mürekkepli Ekmek’ gibi lezzetli başlangıçlardan, taze el yapımı ‘Tagliatelle Kabuklu Istakoz’, iştahınızın kabarması adına tüm sınırları zorlarken ‘Kokoreç ve Uykuluk’, yine menünün iddialı yemeklerinden olan ‘Yavaş Pişmiş Sığır Kuyruğu’ gibi özel lezzetler…

Şef İsmet Saz spesiyalleri olan ‘Dana Wellington’, ‘Izgara Ege Ahtapot Salatası’, ‘Ördek Prosciutto’ hala en çok ilgi görenler arasında.

 

Her Cuma saat 21:30’da, Nardis Jazz Vokal Yarışması ödüllü Melisa Karakurt’un özel caz performansı ve Cumartesi günleri DJ Mehmet Karaca’nın özel performansı ile müziğe de doyacaksınız.