Yazılar

“Ustaların İzinde: Minas Avramidis”

Pera Müzesi, Kahve Molası sergisi kapsamında Mart ayında başladığı “Ustaların İzinde” temalı rehberli tur serisinin ikincisini sanatseverlerle buluşturuyor. 6 Eylül’de düzenlenecek sergi turunda katılımcılar, Kütahya’da dönemin seramik sanatına yön veren ustalardan Minas Avramidis’in üretimlerini yakından tanıma fırsatı bulacak.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yola çıkarak hazırlanan Kahve Molası sergisini farklı bir pencereden keşfe çağırdığı “Ustaların İzinde” sergi turu serisine, ikinci etkinlikle devam ediyor.

Kütahyalı seramik ustalarının eserlerine mercek tutan serinin ikincisinde Minas Avramidis’in (1877-1954) mitolojiyi seramik sanatının incelikleriyle harmanladığı, sadakat ve erdem kavramlarını vurgulayan “Hikaye-i Jönöviev” tasvirli tabakları inceleniyor. Koleksiyon sorumlusu Yavuz Selim Güler rehberliğinde gerçekleşecek ve katılımcılara sergide bulunmayan eserleri görme fırsatı da sunan tur, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı İmpartorluğu’ndaki toplumsal değişimlere ışık tutuyor.

30 dk sürecek rehberli tur ücretsiz ve dili Türkçedir. Kontenjanımız sınırlıdır. Tura katılmak için resepsiyon@peramuzesi.org.tr e-posta adresinden rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Doug Aitken “İçimdeki Şehir”

Borusan Contemporary, kültür sanat sezonunun açılışında Amerikalı multidisipliner sanatçı ağırlıyor.

Kariyerinde pek çok ödül, uluslararası sergi ve yayın bulunan Aitken’in, kültür dünyasının çok yönlü sanat yönetmeni Jérôme Sans küratörlüğünde gerçekleştireceği monografisi “İçimdeki Şehir”, 2007-2024 yıllarını kapsayan yapıtları ile ziyaretçileri mekâna özgü bir yolculuğa çıkarırken, modern yaşamın olağanüstü bir izdüşümünü sunuyor. Sanatçının, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu siparişiyle ürettiği son heykelini de içeren sergi, 14 Eylül 2024 – 17 Ağustos 2025 tarihleri arasında Perili Köşk’te ziyaret edilebilecek.

Perili Köşk, sergiyle eşzamanlı olarak Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan bir seçki sunan Ebedi Prelüt sergisine de ev sahipliği yapacak. Müzenin yeni alımlarının da sanatseverlerle buluşacağı seçki, uluslararası çağdaş sanatın önde gelen isimlerinin güncel yapıtlarını Dr. Necmi Sönmez küratörlüğünde bir araya getiriyor.

Ziyaret saatleri ve önemli bilgiler:
Borusan Contemporary yalnızca hafta sonları 10.00–19.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Ayrıca, 11.00-13.00-15:00-17:00’de düzenlenen ücretsiz rehberli sergi turları için info@borusancontemporary.com  adresi üzerinden rezervasyon yapılmalıdır. Son ziyaretçi kabulü 18:00’da yapılmakta olup giriş ücretleri ve ziyaret bilgileri ile ilgili detaylara Borusan Contemporary’nin internet sitesi üzerinden erişilebilmektedir.

Sanatta “Diyalog” sergisi

Küratörlüğünü Zeynep Öztürk’ün üstlendiği, farklı disiplinlerde sanatçıların eserleriyle yer aldığı, “Diyalog” adlı karma sergi; DG Art Project ve MGallery Bodrum Yalıkavak Hotel’in iş birliği ile sanatseverlerle buluştu.

DG Art Project sanatçılarından Devrim Erbil, Ozan Oganer, Şahin Demir ve Yasin Uysallar’ın izleyicilere görsel ve duygusal bir deneyim yaşattıkları karma sergi, sanat severlerle buluştu.

“İki ya da daha çok kişinin karşılıklı konuşması” anlamına gelen “Diyalog” kelimesinden adını alan sergi, dört değerli sanatçının eserleriyle davetliler arasında bir diyalog kuruyor. Sergi ortamında kendi içinde diyalog olan eserler, sanatın birleştirici gücü ile “ben” olmaktan çıkıyor “biz” oluyor.

Türk resim sanatının en önemli isimlerinden biri olan Devrim Erbil, tablolarındaki benzersiz çizgileri ve doğa betimlemeleriyle dikkat çekerken Şahin Demir’in heykelleri, soyut formlarıyla izleyicilere yepyeni bir perspektif sunuyor. Ozan Oganer’in çağdaş sanat eserleri ise günümüz toplumuna dair derinlikli bir bakış açısı sunarken Yasin Uysallar’ın eserleri ise modern dünyanın karmaşasını ve güzelliklerini bir arada yansıtıyor.

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak

Richard Mas, modern heykel alanının önde gelen sanatçılarından biriydi ve eserleri fantasmagoriques bir tarza dayanıyordu. Mas’ın yapıtları, bugünün kaotik hayatına karşı pozitif varoluş biçimlerini karşılayabilecek sürreal, post-fütürist yeni bir estetik önermekteydi. 2021 yılında hayatını kaybettikten sonra geride 450’den fazla heykelden oluşan büyük bir sanatsal miras bıraktı. Richard Mas’ın vefatından sonra, eşi ANNA MAS, onun sanat mirasını yaşatma ve tanıtma konusunda önemli bir rol oynuyor. “Mas Sculpture” adlı bir sanat kuruluşu kuran Anna Mas, Richard Mas’ın eserlerini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Anna Mas ile Fransa’nın Cote D’Azur bölgesine bağlı Villeneuve-Loubet (Alpes Maritimes) ‘de ki Richard Mas’ın atölyesinde buluştuk. Adeta Alice Harikalar Diyarını andıran atölyenin içinde bizi güzel yüzü ile karşıladı.

Röportaj: Melis Bayraktar

Fransız Riviera’sının kalbi “Mas Sculpture” da atacak Röportaj: Melis Bayraktar

Richard Mas’ın vefatından sonra sanatsal süreci sürdürmek zor bir süreç olabilir. Bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Sanatsal süreci sürdürmek, elbette zorluklarla dolu bir süreç. Richard Mas’ın özgün yaklaşımını devam ettirmek ve onun eserlerini canlı tutmak için çocuklarımla beraber elimizden geleni yapıyoruz. Eserlerin tanıtımı ve pazarlaması, sanat eserlerinin korunması, sergilenmesi ve satılması gibi önemli sorumlukları üstlendik. Bizim için zorlu bir sorumluluk bu. Vizyonunu sürdürebilmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Mesela Richard’ın eserleri Londra, Gstaad, Hong Kong, Miami, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sergilendi. Monaco Botanik Bahçesi’nde ve Cannes Film Festivali’nde Croisette’de yer alıyor.

Ayrıca, Richard’ın heykelleri, Fransa’da Saint Laurent du Var’da Nice’e yakın bir alışveriş merkezi olan Cap 3000’de sergileniyor. Bu büyük sergi 11 eserini içeriyor. Richard Mas, sanat eserlerinin sadece galerilerde ve müzelerde değil, herkesin erişebileceği alanlarda bulunması gerektiğini savunurdu. Bu sergi sayesinde 2022’den bu yana geniş bir kitleye ulaştık bile. Güney Fransa’da “El Şeklinde Kanatlı Horoz” heykelinin önünde fotoğraf çekilmeyen kimse kalmadı herhalde.

Richard Mas

Kadınlar Gerektiğinde baş kaldırıyor!

Cannes Film Festivali zamanı Armani’de ilk sergilendiği günü hatırlıyorum. Ben de önünde fotoğraf çekilmiştim. ‘Horoz/Tavuk’ heykelini tasarlama fikri Richard Mas’a nereden geldi biliyor musunuz?

Richard’ın her projesinin kendine has zihinsel süreci vardı. Tasarım sürecini zihinsel sürecinden geçirerek tamamlardı. “Horoz ve Tavuk” heykelinin tasarlanma bahsedecek olursam; ilhamını kültürlerden ve kadınlardan almıştı. Dünyanın o an içinde bulunduğu ekonomik krize karşı doğmasını hayal ettiği güneşten, kadınların daha güçlü bir şekilde seslerini çıkartmasından… Bakın, son yıllarda artık kadın, erkekle eşit olmaktan çok kendi varlığını ortaya koyuyor. Gerektiğinde baş kaldırıyor! Gücünü gösteriyor. Geçtiğimiz senelerde 71. Cannes Film Festivali’nde 82 kadın cinsiyet eşitsizliğini protesto etti. Eski Hollywood film yapımcısı Harvey Weinstein artık Cannes Film Festivaline gelemiyor. Bunların hepsi kadınların seslerini çıkartması sayesinde.

Neden horoz/tavuk sembolünü seçtiğine gelince de biliyorsunuz kültür ve sanatta, oldukça zengin ve derin anlamlar taşıyan sembol grupları bulunmaktadır. Söz konusu sembol gruplarından en popüleri ise, şüphesiz hayvan üslubu ismiyle de üsluplaşmış olan hayvan sembol grubudur.

Sembollerle anlatım, en eski devirlerden beri her türlü coğrafyada ve birçok kültürde en ileri seviyede kullanılagelmiştir.

Dünya kültür ve sanat arenasına baktığımızda horoz, inanç ve ışık anlamına gelen büyük bir sembolik değer. Ve horozun her sabahki ötüşü, karanlığın üzerine doğan güneş veya kötülüğün üzerine doğan iyilik anlamına geliyor. Ayrıca Fransa’nın da inatçı ruhunu temsil ediyor.

Horoz heykelinin kanatlarındaki ve başının üzerindeki (ibikleri) kadın elleri de Neolitik ve Kalkolitik çağlarda, “Ana Tanrıça” olarak taçlandırılan “Kybele” ‘yi bolluğu ve bereketi simgeliyor.Richard Mas

Osmanlı sanatında da çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır

Daha önce duydunuz mu bilmiyorum fakat İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da horoz özellikle de beyaz horoz önemli bir sembol olarak kullanılmıştır.

Evet zaten sadece Fransa’da değil birçok kültürde horoz, güneşin ve gururun sembolü olarak algılanmış, onun ötüşüyle güneşin doğuşu arasında ilişki kurulmuştur.

İslam ve Türk geleneklerine baktığımızda da bunu görürüz.

Hun devrine ait Pazırık kurganlarından çıkarılan eserler arasında horoz/tavuk figürleri çok fazladır. Selçuklu ve Osmanlı dönemi minyatür, hat, fresk, maden, ahşap, taş ve halı sanatında, özellikle Selçuklu sanatının en gözde eserlerinden olan Varka ve Gülşah minyatürleri ile Osmanlı sanatına ait Hümayunname ve Zübdetü’t Tevarih minyatürlerinde çok sayıda horoz/tavuk figürüne rastlanmıştır.

Richard Mas

Richard Mas’ın sanat mirasını yaşatmak için Mas Sculpture’ı kurdunuz. Ne zaman ve nerede açılacak? Açılışı heyecanla bekliyorum.

Richard Mas’ın vefatından sonra çocuklarımızla birlikte Mas Sculpture’ı kurarak onun sanat mirasını yaşatmaya karar verdik. “Mas Sculpture” yakın zamanda kendi atölyesinde açılacak. 450’den fazla eserini geniş bir kitleyle buluşturmayı hedefliyoruz. Müşterilerimizi randevu ile kabul edeceğiz.

Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı.

Fransa ile kıyasladığınızda Türkiye’de sanatın durumu nedir?

Türk sanatı egemen sanat piyasasında yer bulmaya başladı. Çok bilinçli sanatçılarınız, galericileriniz var. Richard’ın sergilerinde birçok Türk sanatseverle tanıştım.

2014 yılında Cannes Film Festivali sırasında İstanbul Mercure Otel’in sanat danışmanı, Richard’ın Festival için tasarladığı “Mr and Mrs Smile” heykelini satın aldı. Mr and Mrs Smile eserinin hikayesi aslında hepimizin içinde bulunduğu bir hikaye… Kabus ve umut… 2000 yılından bu yana 150 bin kişiden fazlası hayatını terör saldırılarında kaybetti. İstanbul, Ankara, Nice, Paris ve diğer saldırılarda hepimizin canı fazlasıyla acıdı. Çok korktuk… Bu heykel, saldırılara inat umutla gülebilen, gülmemiz gerektiğini hatırlatan bir heykel. Heykeller İstanbul Taksim’deki Mercure Hotel’in lobisinde. Merak edenler orada görebilirler.

Richard Mas

Bunun yanı sıra, Sanatın özellikle heykelin insan yaşamında yer alabilmesi, insanın bunu kendine katabilmesi ve sanatla sunulan yeni dünyaların insan tarafından algılanabilmesi her çağda ve her coğrafyada zor olmuştur. Dünya Sanat Tarihi incelendiğinde genelde sanatın, özelde heykelin bu zorlu yürüyüşü kimi zaman toplumsal yapıya, kimi zaman toplumsal inançlara, kimi zaman toplumun siyasal duruşuna bağlanarak açıklanmıştır.

Bu nedenle heykel kimi zaman kilisenin, kimi zaman sarayın, kimi zaman politikanın yollarında zorluklarla yürürken, kimi zaman özgürlüğüne susamış, ancak bunu elde ettiği zamanlar da bile zorluklardan kendini kurtaramamıştır. Maalesef heykel sanatı bugün bile aynı olmasa bile benzer zorluklarla karşı karşıya. Kendimden örnek vereyim; Fransa’da bile Richard’ın heykellerini çok açık buldukları için galerilerinde sergilemek istemeyen galericiler vardı bir dönem.

Alphan Eşeli̇’ni̇n yapay zeka odaklı çalışmaları

Misela’nın 15 yıllık serüvenine bir övgü niteliği taşıyan ve zanaatkarlığı yaratıcılıkla buluşturan “Crafting Realms” sergisi İstanbul’da Galata Rum Okulu’ndaki ilgi gören ilk edisyonu ve New York’taki ikinci edisyonunun ardından Londra’nın Regent’s Park bölgesinde gerçekleşti.

Serginin kürasyonu New York – İstanbul merkezli multidisipliner kültürel platform ISTANBUL’74 tarafından üstlenildi. Ödüllü yönetmen Alphan Eşeli’nin Misela tasarımlarını yapay zekayla birleştirerek yarattığı 15 eserden oluşan sergi, sanat ve moda arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayarak, gelenek ve yeniliği bir araya getiriyor. Yapay zeka kullanımıyla şekillendirilen 15 eser, Misela’nın ikonik tasarımlarından hareketle gelenek ve yenilik arasında bir ilişki kurarak yaratıcı ifadenin sınırlarını zorlamayı amaçlıyor.

Beş duyuya hitap eden sergi

Beş duyuya hitap eden sergi

Magnum, her yıl haz peşinden koşanları, farklı disiplinlerden etkinliklerle haz dünyasında keşfe çıkartıyor.

“MAGNUM 5 SENSES OF PLEASURE” ile yeni lezzetlere, inovasyonlara ve 5 duyuya hitap eden duyusal bir deneyim için kapılarını açtı. Magnum hazzıyla “MAGNUM 5 SENSES OF PLEASURE” deneyim alanı Galataport İstanbul, M1 Blok teras katında 31 Temmuz tarihine kadar haz tutkunlarını bekliyor.

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

‘Persona’ sergisi Bodrum’a geliyor

Bodrum Loft, Avrupa’nın önde gelen galerilerinden Thaddaeus Ropac işbirliğiyle “Persona” sergisine ev sahipliği yapacak.

Küratörlüğünü Artsa Danışmanlık’ın üstleneceği ve 4 Temmuz – 1 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleşecek olan “Persona” sergisi, vizyoner sanatçılar Erwin Wurm, Tony Cragg, Tom Sachs ve Sylvie Fleury’nin eserlerini sanatseverlerle buluşturacak. Bu prestijli etkinlik, doğanın içinde sanatla buluşmanın eşsiz deneyimini sunacak.

Geçtiğimiz yıllarda Almanya merkezli KÖNİG Galerie ve Fransa merkezli Perrotin galerisi ile düzenlediği sanat etkinlikleriyle dikkat çeken Bodrum Loft, bu yıl ise Avrupa’nın önde gelen bir başka galerisi Thaddaeus Ropac ile işbirliği yaparak “Persona” sergisini sanatsevereler ile buluşturuyor.

Primeclass, yolcu salonlarında sanata yer veriyor

Primeclass, yolcu salonlarında sanata yer veriyor

TAV İşletme Hizmetleri, globalde Primeclass yolcu salonlarında sanata yer vererek Türk sanatçıların ve ayrıca lokal sanatçıların dünya çapında tanıtımına da katkı sağlamayı hedefliyor.

Bu vizyon doğrultusunda geçtiğimiz yıl Türkiye’nin önde gelen sanat galerilerinden PİLEVNELİ ile Milas-Bodrum Havalimanı’ndaki Primeclass Lounge’da hayata geçirilen özel iş birliği, bu yıl da devam ediyor. İş birliği kapsamında, PİLEVNELİ sanatçılarından Mehmet & Kazım Akal’ın Bodrum Primeclass Lounge için özel olarak hazırladıkları enstalasyonun yanı sıra, TAV Passport sponsorluğunda sanatçıların PİLEVNELİ Yalıkavak’taki orijinal duvar resmi de yaz boyunca sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Dünyanın 19 ülkesinde 90’a yakın yolcu salonu bulunan TAV İşletme Hizmetleri, deneyim kürasyonu odaklı hizmet yaklaşımını; sanat, gastronomi, eğlence ve sürdürülebilirlik temaları ile zenginleştirerek misafirlerinin seyahat deneyimini bir üst seviyeye taşıyor.

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

Röportaj: Melis BAYRAKTAR

Cesare Catania: Sanatın Metaverse Yolculuğu

İtalyan sanatçı Cesare Catania, geleneksel sanatın digital dünyayla kucaklaştığı bir evrende sınırları zorluyor. Eserleri, renk, form ve kompozisyonun bir araya geldiği bir dünyada izleyiciyi büyülüyor. Sanatçının soyut eserleri, figüratif detayları soyutlamak suretiyle duygusal bir deneyim sunuyor. Renklerin dansı, şekillerin ritmi ve soyut formların anlamı, izleyiciyi içine çeken bir yolculuğa çıkartıyor. Metaverse ile bu soyut dünyaların sınırları daha da genişliyor. Sanatçının eserleri, sanal dünyanın içinde de yeni bir boyut kazanıyor.

Cesare Catania ile sanatın sınırlarını keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.

Sanat hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Sanat hayatım aslında benden habersiz çocukluk yıllarımda başlamıştı. Dedem keman sanatçısıydı. Klasik müziğin yaratıcılığına ve titizliğine karşı tutkum onun sayesinde başladı. 9 yaşımdayken piyano dersleri almaya başladım. Hem müzikal hem de figüratif sanata karşı her zaman bir tutkum oldu. Benim için ikisi birbirinden uzak ya da ayrı şeyler değildi o yıllarda bile. Hayatı algılayışım, kendimi eğlendirme arayışım genellikle kendi yarattığım küçük dünyaların içinde hikayecikler halinde belirdi önümde. Gördüğüm en küçük beni etkileyen şey günlerce hayalimde yaşattığım dünyaları mümkün kılıyordu. Anılarıma dâhil olan herkesin psikolojisi, karakterleri, düşünceleri, görünüşleri vb. birçok şey benim etkilenme ve beslenme alanlarım oldu.  Hayatımın dönüm noktasının bu süreçle başladığına inanıyorum. İlk kayda değer resmim 1995 yılına kadar uzansa da bu tutkumu 10 yılı aşkın bir süre önce mesleğe dönüştürmeye başladım. “Metaphysical Composition” – 2016, in “Artistic Composition” – 2016 , “The Dynamics of Movement” – 2016) , the “Vanity” ve diğer soyut ve sembolik olanlarda – 2014, “Flamingos in the Mirror” – 2015 – the “Tear” – 2012 gibi eserlerim ortaya çıktı.

Eserleriniz oldukça etkileyici bir dile sahip. Bize çalışmalarınızı ve tarzınızın oluşum sürecini anlatır mısınız?

1998 yılında mühendislik fakültesinde okumaya başladım. Ve burada perspektif ve aksonometri alanında uzmanlaştım. Bu bana tüm şekilleri basit üç boyutlu çokgenlere bölerek kendisini çevreleyen sorunları ve gerçekliği gözlemlemeyi öğretti. 144: Jazz Trio” – 2014, “Nice (A Tribute to Matisse and Chagall)” – 2015) ve katı ve eğrisel figürlerin zarif ve uyumlu bir şekilde yan yana gelmesiyle “Summer Readings (Tribute to Pierluigi Nervi)” – 2016 adlı eserlerim bu sayede çıktı ortaya. Yıllar içinde fotoğrafçılığa karşı da özel bir tutkum gelişti. Fotoğraf teknikleri ile oluşturulan yumuşak tonlamalar, ışık oyunları, çekim sırasında ve sonrasında elde edilen duygusal, dramatik ve şiirsel çalışmalara yoğunlaştım. Renk ve biçimsel bozulma gibi çeşitli teknikleri kullanarak soyut sanat örnekleri çıkartmaya başladım.

Bu süreçteki çalışmalarımda hiçbir sınırlamaya yer vermedim. Sanat sonsuzdur ve ifade biçimleri de sonsuzdur. O sebeple, ben sadece üretiyorum ve üretilen her eser kendi içinde kendi varlığını inşa ediyor.  İlhamımı yaşamın acı ve tatlı olan kendisinden ve evrenin bütünlüğünden, renklere olan aşkımdan alıyorum. Yaşam benim ilhamım.

Cesare Catania

Çalışmanız güçlü renklerden ve renk kontrastlarından oluşuyor. Belirli bir eserde hangi rengi kullanacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Her düşüncenin, arzunun, bilginin, hislenmenin yani her şeyin bir rengi ve tonları var.  Ben, rengin algılanamaz olduğunu kabul edip, yine de ulaşmaya çalışma durumunun gerekliliğini estetik açıdan değerlendiriyor ve iki gerçeklik (renk – nesne) arasındaki en kısa mesafeyi arayarak, yeni bir gerçekliği gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. Rengi yaşıyorum, arzuluyorum, hayal ediyorum, hissediyorum ve eserlerimle gün yüzüne çıkartıyorum. Dolayısı ile her eser kendi rengine kendisi karar veriyor diyebilirim.

Dijitalleşme ve teknolojiyle birlikte sanat dünyasının dinamiklerinde çok ciddi değişimlerle karşılaştık. Bu değişim rüzgârı eser üretimlerini de etkiledi. Kripto sanat, NFT eserler ve blockchain teknolojisi de bu değişimlerin en önemli örneklerinden oldu. Siz de “Artistic Metaverse” olarak adlandırdığınız bir metaverse sergi düzenlediniz? Nasıl oldu bu süreç?

Hepimizin Covid19 salgını nedeniyle evlere kapandığı Pandemi döneminde “Artistic Metaverse” adını verdiğim ilk Metaverse sergimi gerçekleştirdim. Davetlilerim herhangi bir çaba göstermeden, yalnızca kullandıkları sanal gerçeklik cihazları sayesinde, sergime katılıp, diledikleri tablomu kolayca satın alabildiler. Kendi aramızda bir söyleşi bile gerçekleştirdik. Mikrofon ve sohbet kutusu aracılığıyla eserlerim hakkında sohbet ettik. Bir sanatçı olarak en büyük arzularımdan biri sanat tarihinde ileride yazılacak bir değişime şahit olma arzusuydu. Bu arzumun karşılık bulduğunu gördüm. Ayrıca bu sergimin yeni nesil koleksiyoner ortaya çıkarmak konusunda farklı bir işlevi de oldu.

Harika! Benim de en merak ettiğim konuların başında NFT’lerin yükselişe geçmesi koleksiyonerlik kavramını nasıl etkilediğiydi.

Şöyle ki hayatını tamamen ekranda yaşayan, internetin var olduğu bir dünyada doğan, dijital madencilik yaparak zengin olan, alışverişini kripto parayla yapan, oyun evrenlerinde avatarına tasarım kıyafetler, silahlar, ayakkabılar alan ve bunlara ciddi paralar harcayan insanlarla; nerdeyse tamamen fiziksel dünyada yaşayan insanların yaşamı ele alış biçimleri, estetik zevkleri ve paraya bakışı haliyle birbirinden çok farklı. Tamamen fiziksel dünyada yaşayanların “fiziksel olmayan bir eseri ne yapacağım?” sorusunu yeni nesil “fiziksel bir eseri ne yapacağım?” olarak soruyor. Zira onların evleri, duvarları sosyal medya hesaplarında, ekranlarında. Bu yüzden belki de hiçbir zaman bir sanat eseri almayacaklardı. NFT ise onlar için bu ortamlarda sergileyebilecekleri, varlıklarını, kültürel birikimlerini gösterebilecekleri bir alan yarattı. Fiziksel koleksiyonerlikte de olan sahip olma, bunu paylaşma, kültürel statüsünü sergileme, sanatçının macerasına eşlik etme zevklerini NFT koleksiyonları üzerinde onlar da yaşamaya başladı. Böylece NFT hem sanatçının, sanat piyasasının hem de koleksiyonerlik kavramının gelişmesine, bir alan daha kazanmasına sebep oldu. Tanınmış, fiziksel sanat piyasasında önemli yerlerde olan sanatçıların bu piyasaya ilgi göstermesiyle de hibrit bir ortam oluşmaya başladı.

Cesare Catania

Peki sanatın gerçek değerinin NFT’ler ile belirlenip belirlenemeyeceği konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital sanatın kripto paralar ile değerinin ölçülmesini doğru anlamak ve detaylandırmak için NFT teknolojisini doğru anlamak gerekiyor. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de göreceli bir değere sahip sanat, NFT ile en azından sanatçının hak ettiği gerçek değeri elde etmesine olanak tanıyor. Gelecekte özgün bir sanat eserini NFT ortamında elinde tutmak ciddi bir kazanç sağlamada bir araç olarak değerlendirilebilir.

Gelecek için başka iş birlikleriniz ve projeleriniz var mı? Son dönem sergilerinden bahsedelim, şu an sanat tutkunlarını burada neler bekliyor?

Şu anda Venedik Bienali’nde, aynı anda hem fiziksel hem de dijital bir heykel olan son sanat eserimin açılışını yapıyorum. Bu Phygital Embrace Versiyonu.

Venedik Bienali ziyaretçileri heykelimi fiziksel bir versiyonda gözlemlemeye ya da artırılmış gerçeklikte onunla “oynamaya” karar verebilirler. Bu vesileyle, yine yapay zeka sayesinde, herkese benzersiz bir dijital kucaklaşma heykeli yapma ve bunu dijital sanat eserleri olarak benimle birlikte imzalama imkanı veren bir yazılım da geliştirdim. İnsanların sanatla oynarken nasıl eğlendiklerini ve sanatın demokratikleşmesinin, sanatsever olsun ya da olmasın, genel halk tarafından nasıl takdir edilen bir süreç olduğunu görmek harika.

Peki Türkiye’deki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye çok özel bir yer. Yakın zamanda Türkiye’de de sanatsal bir proje geliştirebilmeyi çok istiyorum.

Nihan Çakır “Kutsal Dişi’nin Peşinde”

Nihan Çakır “Kutsal Dişi’nin Peşinde”

Grand Hyatt İstanbul, Grand Art kapsamında gerçekleştirdiği 18. sergisinde günümüz çağdaş sanatının en dışa vurumcu ressamlarından Nihan Çakır’ın “Kutsal Dişi’nin Peşinde” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sanatçının katmanlı boyama teknikleri, soyut anlatımı ve derinlikli dokularıyla oluşturduğu eserler, 5 Haziran – 1 Ağustos tarihleri arasında Mezzanine Lounge’da sanatseverlerle buluşacak.Nihan Çakır, kadının rahmi, gökyüzü ve yeryüzü ile ilişkilendirdiği eserlerinde, varoluşun derin izlerini keşfederken sanatçının kendine özgü katmanlı boyama tekniği ve sembollerle bezeli dili, izleyiciye illüzyonla halüsinasyon arasında gidip gelen dinamik bir anlatım sunmakta.