Yazılar

 Yağ bezesidir diyerek ihmal etmeyin!

 Yağ bezesidir diyerek ihmal etmeyin!

Yüzümüzün sağ ve sol tarafında 3’er tane olmak üzere 6 büyük tükürük bezinin yanı sıra mukoza içerisine serpiştirilmiş yüzlerce küçük mikroskobik tükürük bezi yer alıyor. Bu bezlerin oluşturduğu tükürük salgısı, sindirime yardımcı olmak ve enfeksiyona yol açan mikroorganizmalara karşı savunma mekanizması oluşturmak gibi önemli işlevler üstleniyor. Tüm organların yanı sıra böylesine önemli görevleri olan tükürük salgısını oluşturan tükürük bezinde de iyi ya da kötü huylu pek çok farklı türde tümör gelişebiliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, çocuklar dahil her yaş grubunda görülse de, tükürük bezi tümörlerinde hastaların büyük çoğunluğunu 40-70 yaş grubunun oluşturduğunu belirterek, “Neyse ki bu tümörlerinin yüzde 70-80 gibi yüksek bir oranı iyi huylu oluyor. Ancak iyi huylu tümörlerin bazıları zamanla karakter değiştirerek kötü huylu tümöre dönüşebildikleri için ihmal edilmemeleri gerekiyor” diyor.

Dünya istatistikleri, 100 bin kişilik bir toplulukta, bir yıl içinde bir yeni kötü huylu ve 3-4 iyi huylu tükürük bezi tümörü ortaya çıkacağına işaret ediyor. Ülkemiz nüfusunu 85 milyon kabul edersek, her yıl 850-1000 tükürük bezi kanseri ve 4 bin kadar iyi huylu tükürük bezi tümörü oluşacağı tahmin ediliyor. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, her tümörde olduğu gibi tükürük bezi tümörlerinde de erken tanının tedaviyi kolaylaştırdığına dikkat çekerek, “Günümüzde tıbbi teknoloji ve cerrahi tekniklerdeki gelişmeler sayesinde, geç kalmadan uygulanmış ve doğru planlanmış iyi huylu tükürük bezi tümörlerinin tamamına yakını, kötü huylu tükürük bezi tümörlerinin de önemli bir kısmı, bir daha geri gelmemek üzere hastanın hayatından çıkıyor. Çoğu hastada geriye kalan tek şey, dikkatli bir gözün bile zor fark edeceği ince bir iz oluyor” diyor

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Çetin Vural

 Ağrısız şişliğe dikkat!
Tükürük bezi tümörleri; yüz, boyun, ağız içi (damak, dil) ve yutak gibi bölgelerde çoğu kez ‘ağrısız şişlik’ şeklinde ortaya çıkıyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, tükürük bezi tümörlerinin en sık kulak önündeki tükürük bezinde geliştiklerini belirterek, “Dolayısıyla hastaların büyük çoğunluğu kulağının önünde veya hemen altında şişlik ya da kitle yakınmasıyla hekime başvuruyorlar. Tümör çene altı tükürük bezinde oluştuğunda ise çene altında şişlik/kitle ya da ağız içinde, damakta geliştiyse o bölgede kitle yakınması söz konusu oluyor” diye konuşuyor. Bazı hastalarda tümör dışarıdan fark edilmeyecek şekilde derinlerde yerleşiyor. Bu tümörler çoğu kez baş boyun bölgesinin başka sorunları için istenilen BT, MR veya ultrason gibi görüntüleme yöntemlerinde tesadüfen tespit ediliyor.

‘Yağ bezesidir’ diye düşünmeyin!

İyi huylu tükürük bezi tümörlerinin genellikle yavaş büyüdüklerine dikkat çeken Prof. Dr. Çetin Vural, “Hastalar başlangıç aşamasında tümörün yağ veya lenf bezesi olduğunu düşünüp, doktora başvurmakta gecikebiliyor. Ancak kötü huylu tümörler ilerleyen zamanda çevre dokuları işgal ederek ve yüz sinirini kemirerek yüz felci gibi ciddi sorunlara yol açabiliyor, uzak organlara metastaz yaparak hayatı tehdit edebiliyor. Bu nedenle şişliklerin asla ihmal edilmemeleri gerekiyor” diyor.

Tütün ciddi bir risk faktörü

İyi veya kötü huylu tükürük bezi tümörlerinin sebebi çoğu kez tam anlamıyla bilinmiyor. Ancak çoğu tümör gibi sigara, tütün ve radyasyona maruz kalmak bu tümörlerin oluşumunda risk faktörü olarak suçlanıyor. Warthin tümörü adı verilen tümör ise hemen her zaman uzun süredir tütün kullanan hastalarda görülüyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

En etkili yöntem cerrahi tedavi

Tükürük bezi tümörlerinde en etkili tedavi yöntemi, hemen her zaman, ameliyat oluyor. Cerrahi yöntemle tümör, çoğu kez çevresindeki bir miktar sağlıklı dokuyla birlikte ve bölgede bulunan yüz siniri gibi hayati yapılar korunarak, çıkartılıyor. İyi huylu veya düşük dereceli (az saldırgan) kötü huylu tümörlerde, başarıyla yapılmış cerrahi yöntemle, tümörün hastanın hayatından tamamen çıkması çoğu kez mümkün oluyor. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çetin Vural, ancak yüksek derece (daha saldırgan) kötü huylu tümör varlığında cerrahi işlem sonrasında radyoterapi yönteminin  (ışın tedavisi) de tedavi planına eklenebildiğini belirtiyor.

Sinir monitörüyle minimum risk!

Tükürük bezi tümörlerinin ameliyatlarında yüz sinirinin zarar görmesi riski hastaların en çok kaygılandıkları sorunların başında geliyor. Son yıllarda, özellikle yüz sinirinin içinden geçtiği parotis tükürük bezinde yerleşmiş olan tümörlerin ameliyatla çıkartılmasında ‘sinir monitörü’ adı verilen bir yöntem yaygın olarak kullanılıyor. Prof. Dr. Çetin Vural, “Bu yöntem ameliyat sırasında yüz siniri ve dallarının korunmasını kolaylaştırıyor, ameliyatın daha güvenli bir şekilde tamamlanmasına katkıda bulunuyor” diyor.

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastaları nasıl beslenmeli

Kanser hastalarının nasıl besleneceği günümüzde en çok tartışılan konular arasında yer alıyor. Diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıkta olduğu gibi, kanserde de beslenme büyük önem taşıyor.  Kanser hastalığında kilo kaybının önlenmesi, enfeksiyona yatkınlığın azalması ve hastanede yatış süresinin kısalmasına da katkı sağlayan yeterli ve dengeli beslenme programları hastanın yaşam kalitesini artırırken, iyileşme sürecinin de daha konforlu olmasını sağlıyor. Özellikle Akdeniz tipi diyetin kanser hastaları için olumlu sonuçları olabileceğini belirten Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın, kanser haftasında hastaların nasıl beslenmesi gerektiği ile ilgili bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Nur Çakın

Beslenme ile kanser hastalığı yakın ilişki içindedir

Beslenme; büyüme, gelişme, sağlığın korunması ve geliştirilmesi ve yaşam kalitesinin arttırılması için besin öğelerinin vücuda alınmasıdır. Aynı zamanda diyabet, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi pek çok kronik hastalıktan korunmada ve tedavisinde beslenme şekli büyük önem taşır. Kanser; gerek hastalığın yarattığı fizyolojik değişikliklere bağlı besin öğesi ihtiyaçlarının değişimi, gerekse tedaviye bağlı yan etkilerden kaynaklı besin alımının etkilenmesi nedeni ile beslenme ile yakından ilişkili bir hastalıktır.

Doğru beslenme kanser hastalarının yaşam kalitesini artırır

Kanser hastalarında yeterli enerji ve protein alımının sağlanması; istemsiz vücut ağırlığı kaybının önüne geçerek, kişinin yaşam kalitesini artırır. Yeterli besin öğesi alan hastalarda enfeksiyonlara yatkınlık azalır ve hastanede yatış süresi kısalır. Tanıya, tedavinin yan etkilerine ve kişinin günlük ihtiyaçlarına uygun dengeli bir beslenme programı kanser tedavisinin önemli bir parçası olup, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler. Bu nedenle alınan tedavinin türüne göre oluşabilecek ağız içi yaralar, yutma güçlüğü, iştahsızlık, ishal ve kabızlık gibi yan etkilere bağlı beslenme yetersizlikleri erken dönemde uygun beslenme programı ile düzeltilmelidir.

Akdeniz tipi diyet önemli

Kanser hastaları için olumlu etkileri gösterilen en ideal beslenme şekillerinden birisi de Akdeniz tipi diyettir. Akdeniz tipi beslenen hastaların tedavinin yan etkilerini daha iyi tolere ettiği görülmüştür. Akdeniz tipi diyet; tam tahıllı ürünler gibi kaliteli karbonhidratlar, farklı renklerdeki sebze ve meyveler ile zeytinyağı ve çiğ kuruyemişler gibi sağlıklı yağ kaynaklarını içeren bir beslenme şeklidir. Aynı zamanda bu beslenme şekli kırmızı et başta olmak üzere hayvansal kaynaklı protein kaynaklarının sınırlandırılarak nohut, mercimek gibi bitkisel protein kaynaklarına yer verilmesini tavsiye eder. Bunun yanı sıra süt ürünlerinin yağsız tüketilmesi önerilmektedir.

Bazı gıdalar sindirim zorluğuna neden olabilir

Akdeniz tipi diyet hücre yenilenmesi ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için gerekli olan antioksidanlardan ve bağırsak sağlığını destekleyen diyet lifinden zengin olması nedeniyle kanser hastaları için uygun bir beslenme şeklidir. Ancak bu beslenme şeklindeki bazı gıdalar; belirli kanser türlerine sahip hastalarda sindirim zorluğu yaratabilmektedir.  Bu nedenle tanı aldıktan sonra uygulanacak beslenme şekli ve bireysel planlama için beslenme uzmanından destek almak yararlı olacaktır.

Kanser hastaları için genel öneriler:

  1. Taze sebze ve meyveler, tahıllar, baklagiller, kabuklu yemişler, balık ve zeytinyağı tüketiminin ağırlıkta olduğu, tam tahıllı ekmeklerin tercih edildiği; trans yağlar, hayvansal yağlar, kırmızı et, kümes hayvanları, süt ve süt ürünleri tüketiminin düşük tutulduğu bir beslenme şekli benimseyin.
  2. Öğünlerinizi küçük porsiyonlara bölerek tüketin, erken doyma hissini önlemek için sıvı tüketimini öğün aralarında yapın.
  3. İşlenmiş, paketli ve tatlandırıcı içeren ürünlerden uzak durun.
  4. Sıvı tüketimini atlamayın. Su içmekte zorlanıyorsanız şekersiz komposto, süt/kefir/ayran ve çorba gibi sıvılardan destek alın.
  5. Tabaklarınızda farklı renklerdeki sebze ve meyvelere yer verin. Renkli beslenmek farklı vitamin-minerallerin yeterli alımını destekler.
  6. Ağız içinde yara mevcut ile sert, baharatlı, salçalı yiyecekler ve gazlı içeceklerden uzak durun. Çok sıcak veya çok soğuk besinleri tüketmeyin.
  7. Yutma güçlüğünüz varsa püre kıvamındaki gıdaları tüketmek daha kolay olacaktır. Su, meyve suyu gibi çok akışkan sıvılar solunum yoluna kaçarak öksürük ve enfeksiyona yol açabileceğinden kıvam artırıcı takviyelerin kullanımı fayda sağlayabilir.
  8. Greyfurt, kivi ve narı kemoterapi ilaçlarının etkinliğini değiştirebileceği için tedavi döneminde tüketmeyin.
  9. Haftanın bir gününü tartılma günü olarak belirleyin. Belirgin kilo kayıplarında hekiminize ve beslenme uzmanınıza danışmayı ertelemeyin.
  10. Tüm bunlarla birlikte fiziksel olarak aktif kalmaya çalışın. Hafif yürüyüşler kas kütlenizi korumaya ve iştahınızın açılmasına yardımcı olur.

Göz sağlığına dikkat! Gözler yalan söylemez!

Göz sağlığına dikkat! Gözler yalan söylemez!

İki yılı aşkın süredir yaşam alışkanlıklarımızda radikal değişikliklere neden olan Covid-19 pandemi sürecinde bir çok hastalık gibi göz hastalıkları da yaygınlaştı. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, bu süreçte hiç olmadığı kadar ekran karşısında geçirilen uzun saatlerin ve Covid-19 endişesiyle hastaneye gitmeye çekinip göz şikayetlerinin ertelenmesinin göz sağlığını olumsuz etkilediğini söylüyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, iki yıllık pandemi sürecinde artan göz hastalıklarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Yüzyılın salgın hastalığı Covid-19’un etkisini hala devam ettirdiği günümüzde, pandeminin sağlığımıza en olumsuz etkilerinden biri de gözlerimizde oldu. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Covid sürecinde evden çalışma ve online derslerle öğrencilerin derslerini bilgisayar ekranından takip etmeleri dijital ekran kullanım süresini çok artırdı. Ayrıca yine dijital ekranlar karşısında göz kırpma refleksinin azalması nedeniyle gerek çocuklarda gerekse yetişkinlerde kuru göz ve göz yorgunluğu şikayetleri başta olmak üzere göz kızarıklığı, gözde kanlanma, konjonktüvit ve miyopi derecelerinde artış yaşanıyor” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Neslihan Sinim Kahraman

Dikkat! Covid-19 bulgusu olabilir!

Gözlerde kızarıklık, sulanma ve çapaklanma ile seyreden konjonktivitin (göz yüzeyinin enfeksiyonu) Covid-19 enfeksiyonunun bulgusu olabildiğine dikkat çeken Dr. Neslihan Sinim Kahraman, özellikle bu şikayetlerin yanında halsizlik, kas ağrısı, ateş ve öksürük gibi bulgular da varsa çok dikkatli olunması ve mutlaka hekime başvurulması gerektiğini söylüyor. Dr. Neslihan Sinim Kahraman şöyle konuşuyor: “Covid-19 enfeksiyonunun pıhtılaşma bozukluklarına yol açması ve gözde damar tıkanıklığı yapabileceği akılda tutulmalıdır. Covid-19 enfeksiyonu sürecinde görmede ani zayıflama gelişen bir durumda vakit kaybetmeden göz doktoruna başvurulmalıdır.” Göz yüzeyinin enfeksiyon için bir bulaş yolu olması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir nokta olduğunu, özellikle kuru göz ve alerjik konjonktivit gibi olguların gözde yanma, kaşıntı ve batma hissine yol açtıklarından, ellerin gözlere sık temas etmesine yol açtığını belirten Dr. Neslihan Sinim Kahraman, bunun da Covid-19 enfeksiyonunun gözden bulaş riskini artırdığına dikkat çekiyor.

Görme kaybına yol açabilir!

Pandemi sürecinde kronik rahatsızlığı olan ve ileri yaş hastaların hastaneye başvuruda çekincelerinin olmasının da, bu hastalıkların takibinde sıkıntılara yol açtığına dikkat çeken Dr. Neslihan Sinim Kahraman “Özellikle glokom (göz tansiyonu), üveit (gözün uvea denilen orta tabakasının iltihaplanması), diyabetik retinopati (retinadaki kan damarlarında gelişen hasarlanma) ve yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (merkezi görmenin kaybı) gibi yakın takip ve tedavi gerektiren hastalarımızın pandemi sürecinde hastaneye gitme endişesiyle tedavilerinde aksaklıklar yaşandı. Ancak ertelenen göz sorunları tedavinin daha güç bir hal almasına, kalıcı hasarlara ve görme kaybına yol açabilir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Pandemide göz sağlığı için 9  etkili önlem!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Sinim Kahraman, pandemide göz sağlığı için gerekli önlemleri şöyle anlatıyor;

  • Ekran karşısında uzun süre kalmayın. 20 dakikada bir mola vererek gözlerinizi dinlendirin.
  • Ekrana çok yakın bakmayın ve mutlaka gözlerinizi sık sık kırparak kurumasını engelleyin.
  • Bu süreçte mümkünse lens kullanımına ara vererek gözlük kullanın. Böylece gözlüğün koruyucu bir bariyer oluşturması ve ellerin göze temasının azaltılması sağlanabilir.
  • Maskenin gözlükte buharlanmaya yol açmaması için gözlüğünüzü maskenin üzerine gelecek şekilde takın. Buna karşın maske takmak buhar oluşmasına yol açarak gözlük kullanmayı zorlaştırdı.
  • Gözlüğe sık dokunmak, çok sık çıkarıp takmak, enfekte olabilecek kirli yüzeylere bırakmak da risk oluşturduğundan bu konularda dikkatli olun.
  • Ellerinizi gün içerisinde gözlerinize ve yüzünüze götürmeyin. Ellerinizi sık yıkamanız olası riskleri azaltacaktır.
  • Kontakt lenslerin temizliğine her zamankinden fazla dikkat edin. Lenslerinizi takıp çıkarmadan önce mutlaka ellerinizi yıkayın.
  • Kronik göz hastalığınız (glokom, diyabetik retinopati, yaşa bağlı makula dejenerasyonu vb) varsa mutlaka tedavinize devam edin, tedavinizi aksatmayın.
  • Olası bir göz sorununuzda ‘geçer’ diye beklemeyip, daha büyük sıkıntılara yol açmaması için hekime başvurun. Özellikle ani gelişen görme azalması durumunda zaman kaybetmeyin.

Her 6 ölümden 1’inin sorumlusu…

Her 6 ölümden 1’inin sorumlusu…

Çağımızın en korkulan hastalığı şüphesiz ki kanser! Dünya genelinde her yıl yaklaşık 18 milyon kişiye kanser tanısı konulurken, ülkemizde de yaklaşık 150 bin kanser olgusu tespit ediliyor. Ölüm nedeni olarak kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanser dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kişinin ölümünden sorumlu tutuluyor. Diğer bir deyişle, her 6 ölümden biri kansere bağlı olarak gelişiyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, aslında tıp dünyasında çığır açan gelişmeler sayesinde kanserin birçok türünün günümüzde tedavi edilebildiğine veya yıllarca kontrol altında tutulabildiğine dikkat çekerek, “Kanser tedavisinden başarılı sonuç alınmasında erken teşhis ise son derece önem taşıyor. Ancak toplumda kanser hakkında doğru sanılan bazı hatalı bilgiler hastaların düzenli taramaları aksatmalarına ve hekime geç başvurmalarına neden olabiliyor. Teşhisin geç konulması da kanserin ilerlemesi, dolayısıyla tedaviden etkin sonuç alınamamasıyla sonuçlanabiliyor” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, kanser hakkında toplumda doğru sanılan 10 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Gökhan Demir

YANLIŞ: Kanser önlenemez bir hastalık. Dolayısıyla kanserden korunmak için yapabileceğim hiçbir şey yok!

DOĞRUSU: Sigara ile tütün kullanımı, obezite, düşük meyve ve sebze tüketimi, fiziksel aktivite azlığı ve alkol tüketimi kansere yol açan en önemli 5 değiştirilebilir risk faktörlerini oluşturuyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, bu etkenlerin ortadan kaldırılmasıyla her 3 kanser vakasından 1’inin önlenebildiğini belirterek, şöyle devam ediyor: “Kanser için en önemli risk faktörü ise sigara ve tütün kullanımıdır. Bu ürünlerinin tüketilmemesi sayesinde her 4 kansere bağlı ölümden 1’i engellenebiliyor. Ayrıca kanser nedeniyle oluşan ölümlerin yüzde 25’inden çeşitli enfeksiyon ajanları sorumlu oluyor. Human papilloma virüsü ve Hepatit B virüsüne karşı aşılama yapıldığında yeni gelişecek olan bazı kanser türlerinin önlenmesi mümkün olabiliyor”

YANLIŞ: Hiçbir sorunum yok. Neden kanser taraması yaptırayım ki?

DOĞRUSU: Kanser taraması herhangi bir semptomu olmayan sağlıklı bireylerde yapılıyor. Dünyada ve ülkemizde en sık görülen; meme, prostat, akciğer ve kolorektal ile rahim ağzı kanserlerinin tümü için tarama programları mevcut. Düzenli yapılan taramalar sayesinde bu kanserlerden bazıları önlenebilirken, bazıları da erken teşhis edilebiliyor.

YANLIŞ: Erkeklerde meme kanseri gelişmez!

DOĞRUSU: Batılı toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de her 8-10 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanseri teşhisi alıyor. Prof. Dr. Gökhan Demir, kadınlardan çok daha nadir de olsa meme kanserinin erkeklerde de görüldüğü uyarısında bulunarak, “Erkek meme kanseri tipik olarak kadın meme kanserinden daha ileri aşamalarda teşhis ediliyor. Bunun nedeni ise büyük olasılıkla erkeklerde meme kanseri oluşabileceğine dair farkındalık eksikliği ve rutin tarama muayenelerinin olmamasıdır” diyor.

YANLIŞ: Hamilelik veya emzirme dönemlerinde meme kanseri gelişmez!

DOĞRUSU: Nispeten nadir görülse de, 30 yaşın altındaki kadınlarda, her 5 meme kanserinden 1’i hamilelikle ilişkili oluyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, bu hastaların çoğunda BRCA1 veya BRCA2 genlerinde kalıtsal mutasyonlara rastlandığını belirterek, şöyle konuşuyor: “Ailesinde özellikle birinci dereceden birden fazla akrabasında, yine özellikle genç yaşta meme kanseri tanısı alan biri varsa, genetik geçişli meme ile jinekolojik kanser sendromların da düşünülmesi ve taramaların buna göre planlanması gerekiyor. Örneğin meme kanseri riskini artıran BRCA genleri gibi belirli genlere sahip, meme kanseri riski yüksek olan bazı kadınlar, tarama programlarına 40 yaşından önce başlamalıdırlar”

YANLIŞ: Sigarayı yıllar önce bıraktığım için şikayetlerimin nedeni kanser olamaz!

DOĞRUSU: Kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer alan akciğer kanserlerinin yüzde 85-90 gibi oldukça yüksek bir oranı sigaraya bağlı olarak gelişiyor. Prof. Dr. Gökhan Demir, “Sigara içmeyenlerde oluşan akciğer kanserlerinin büyük çoğunluğu da çevresel dumana maruz kalmakla ilişkili oluyor. Sigarayı bıraktıktan sonra uzun yıllar akciğer kanseri riski azalmıyor. Dolayısıyla sigara alışkanlığı bir süre önce bırakılmış olsa dahi başta yeni başlayan öksürük olmak üzere nefes darlığı ve kanlı balgam gibi  çeşitli yakınmalarda en kısa zamanda doktora başvurmalıdır” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

YANLIŞ: Sağlığım yerinde, kolonoskopi yaptırmama gerek yok!

DOĞRUSU: Kolon kanseri düzenli yapılan kolonoskopiyle önlenebilen bir hastalık. Üstelik kanser öncüsü olan polipler kolonoskopide tespit edildiği takdirde işlem sırasında hemen alınabiliyor ve böylece daha sonra gelişebilecek olan kolon kanseri büyük oranda önlenebiliyor. Ayrıca kanser gelişmiş ise erken evrede yakalanması sayesinde tamamen iyileşme sağlanabiliyor. Dolayısıyla hiçbir yakınması ve risk faktörü olmasa dahi 45 yaş üstü her erişkinin tarama amacıyla kolonoskopi yaptırması öneriliyor. Eğer ilk kolonoskopi normal olarak değerlendirilirse her 10 yılda bir tekrarlanması yeterli geliyor. Diğer kanserlerde olduğu gibi ortalama riskten daha yüksek riskli gruplarda ise kolonoskopiye başlama yaşı ve sıklığı değişebiliyor.

YANLIŞ: Hemoroidim kanıyordur!

DOĞRUSU: Bağırsak alışkanlığında değişiklik, tekrarlayan ishal veya kabızlık, dışkılama sırasında ağrı ile kanama, dışkı kalibrasyonunda incelme, şişkinlik, karın ağrısı ve kilo kaybı, demir eksikliği veya kansızlık gibi sorunların nedeni kolon ya da rektum kanseri olabiliyor. Dolayısıyla bu tür yakınmalarda hemoroit kaynaklıdır diye düşünmeyip, zaman kaybetmeden doktora başvurmak yaşamsal önem taşıyor. YANLIŞ: Kanser tedavi edilemez bir hastalık!

DOĞRUSU: Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tıp dünyasında atılan dev adımlar sayesinde kanserin birçok türü tedavi edilebiliyor. Tedavinin tam olarak sağlanamadığı bazı türlerinde veya ileri evrelerde bile kanser artık kronik bir hastalık haline getirilerek yıllarca kontrol altında tutulabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Demir, akıllı molekülller, biyolojik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde onkolojide yeni bir çığırın açıldığını vurgulayarak, “Günümüzde her tümörün birbirinden farklı genetik özelliklere sahip olduğunu biliyoruz. Kanser hücresinin genetik sırrı çözüldükçe kanser tedavisindeki şansımız da artıyor. Kişiye ve tümöre özel yaklaşımlar sayesinde kanser gelecekte çok daha etkin olarak kontrol altına alınabilecek bir hastalık olacaktır” diyor.

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Oruç tutarken şunlara dikkat edin

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte hem öğün saatleri hem de sofraya konulan gıdaların içerikleri değişiyor. Normal günlerde daha hafif beslenilmeye dikkat edilirken, Ramazan’da 15 saatlik açlığın sonunda tercihler daha ağır ve daha fazla yemekten yana kullanılıyor. Uzun süren açlığın sonunda oruç tutan bireylerde oluşan kan şekeri düşüklüğü ise fiziksel ve ruhsal olarak birçok değişikliğe yol açıyor. Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşıyor. Ramazan’da nasıl beslenilmesi gerektiği, en çok hangi gıdaların tok tuttuğu, sahura kalkmanın gerekli olup olmadığı, yemekten sonra oluşan ağırlık hissinin nasıl giderilebileceği ise en çok sorulan sorular arasında yer alıyor. Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Hüban Ercan, iftar ve sahurda nasıl beslenilmesi gerektiği ile ilgili önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uz. Dyt. Hüban Ercan

Ramazan ayında iftar ve sahur menülerini belirlerken beden ve ruh sağlığının korunması amacıyla sağlıklı ve uzun süre tok tutan gıdaların tüketilmesi büyük önem taşımaktadır. 15 saatlik açlık sürecinde insan vücudunda metabolizmal anlamda birçok değişiklik meydana gelmektedir. Bu değişiklikler arasında su kaybı ile birlikte vücudumuzda mineral kaybının ortaya çıkması, uzayan açlıkla birlikte kan şekerinin düşmesine bağlı olarak meydana gelen baş ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, göz kararması, el titremesi ve halsizlik gibi bulgular yer almaktadır. Zaman içerisinde vücut bu yeni düzene adapte olur ancak özellikle Ramazan ayının ilk haftalarında iftar ve sahur sofralarında doğru besin tercihlerinin yapılması ve bu besinlerin doğru pişirme yöntemi ile hazırlanması adaptasyon sürecinin hızlanmasına destek sağlar. İftar ve sahurda tüketilebilecek besinler şu şekilde olabilir:

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ: Sahurda tüketilen kefir, yoğurt, ayran ve süt gibi ürünler içeriğinde barındırdığı kalsiyum ve protein içeriği ile hem tokluk süresini uzatır hem de günlük alınması gereken kalsiyum miktarının karşılanmasına katkı sağlar.

YUMURTA VE PEYNİR: Yumurta beslenmede referans protein kaynağını oluşturur. Yapısında elzem olan tüm aminoasitleri içerir. Beslenmede yumurtaya yer verilmesi tokluk açısından büyük önem taşır. Besin değerleri oldukça yüksek olan yumurtanın daha çok suda pişirme yöntemi ile tüketilmesi tercih edilmelidir.

Sütten elde edildiği için süt grubunda gibi görünen peynir aslında besin değerleri açısından et grubu ürünlerle benzerlik gösterir. Sahur sofralarında tüketilen yaklaşık 30 gram kadar peynir ve bir porsiyon kadar süt ürünü, bir yetişkinin günlük alması gereken kalsiyum miktarının yüzde 60’ına yakınını karşılar.

ET ÜRÜNLERİ: İftar sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan et ürünlerinin fazla tüketimi sağlık açısından risk oluşturabilir. Özellikle kırmızı et tüketimi haftanın 3 gününü geçmemeli, beyaz et haftanın iki günü tüketilmelidir. Etlerle birlikte posa alımını artırmak için yanında mutlaka sebze eşlik etmeli, haftanın iki gününde de bitkisel protein kaynağı olan kurubaklagillere  ( fasulye, mercimek, nohut, barbunya v.b)  yer verilmelidir.  Hayvansal kaynaklı proteinin gereğinden fazla alınmasının kalp ve damar hastalıkları riskini artırabileceği unutulmamalıdır.

TAHILLAR: Karbonhidrat kaynağı olan tahıllar günlük enerjimizin yüzde 50-55’ini karşılar. Tüketilecek tahılın çeşidi uzun süre tok kalabilmek açısından önemlidir. Tam tahıl, buğday, çavdar, yulaf, bulgur ve bakliyatlar içeriğinde lif barındıran, tok tutan ve kan şekerini dengelemeye yardımcı olan tahıl gruplarıdır. İftar ve sahur sofralarında doğru karbonhidrat seçiminin yapılması günü enerjik geçirmemize yardımcı olur.

SEBZE VE MEYVELER: Sahur ve iftar sofralarında vitamin ve mineral alınımı sağlayabilmek ve yeterli posa tüketimini artırabilmek için çiğ veya pişmiş sebzelere yer vermeliyiz. Meyveler ise günlük şeker ihtiyacının karşılanması için en doğru kaynaktır. Kuru ve yaş olarak tüketilebilecek olan meyveler günlük enerjimize katkıda bulunurken, çeşitli vitamin ve mineralleri sağlayarak antioksidan içerikleri ile de yorgunluğun giderilmesine katkıda bulunur, stresin azalmasını sağlar. İftar sofralarında şeker ilavesi yapılmadan meyve kompostolarına da yer verilebilir.

KURUYEMİŞLER: Antioksidan özellik gösteren E vitamininden zengin olan yağlı tohumlar sağlık açısından günlük beslenmede yer verilmesi gereken gıdalardandır. Badem, fındık, ceviz, kabak çekirdeği gibi yağlı tohumların çiğ tüketilmesi sağlık açısından faydalıdır. Yağlı tohumlar birlikte alındığı öğünün, mide geçiş süresini uzatacağı için tokluk süresinin artırılmasına yardımcı olur. En çok dikkat edilmesi gereken konu ise bu ürünün tüketim miktarıdır.

TATLILAR: iftar sofralarının vazgeçilmesi olan tatlılar şeker içeriğinden dolayı sınırlı tüketilmelidir. Sütlü tatlıların karbonhidrat ve yağ içeriği, şerbetli ve hamurlu tatlılara oranla daha azdır. Bu sebeple sütlü tatlıların sofrada yer alması hamur ve şerbetli tatlılara göre daha dengeli olur. Tüketim sıklığı oldukça önemli olan tatlının haftanın iki gününden fazla tüketilmemesine dikkat edilmelidir.

RAMAZAN SOFRALARI İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ

*Oruç tutacak kişiler sahura mutlaka kalkmalıdır

*İftar ile sahur arasındaki süre su tüketimi açısından iyi değerlendirilmeli ve günlük ihtiyaç duyulan su miktarı tüketilmelidir.

*Çay ve kahve vücutta su atıcı özelliğe sahiptir. Kahve ve çay suyun yerine geçmediği gibi, içilen her bir bardak çay ve kahve için ekstra bir bardak su içilmelidir.

*İftar yemeğine mutlaka bir çorba ile başlanmalı ve ana yemeğe geçmek için çorbadan sonra 15-20 dakika ara verilmelidir.

*Yemeklerin daha kolay hazmedilebilmesi için hangi pişirme yönteminin kullanıldığı da önemlidir. Bir kilogram kadar sebze yemeği için iki yemek kaşığı sıvı yağ, tercihen zeytinyağı kullanılmalıdır.

*Et yemeklerinin pişirilme yöntemi yağsız tavada ızgara, fırın ya da haşlama olarak tercih edilmelidir. Etler yağ ilavesi yapılmadan kendi yağı ile pişirilmelidir.

*Sahur ve iftarda aşırı tuz tüketiminden kaçınılmalıdır. Tuzlu olduğu düşünülen ürünler suya konularak tuzu çıkarılmalıdır. Çünkü tuz hem ödem hem de susuzluğa neden olur.

*İftar yemeğinden bir iki saat sonra meyve ve doğru miktarda kuruyemiş içeren bir ara öğün yapılabilir. Haftanın iki günün de de bu öğünün yerine sütlü tatlı tercih edilebilir.

*iftar ve sahur sofralarında geçirilen süre uzatılmalı, hızlı bir şekilde yiyip kalkılmamalıdır. Bununla birlikte her bir lokma çok çiğnenmelidir. Bu durum mide sindirimini rahatlatmaya yardımcı olur.

*Mineral kayıplarının yerine konulması için tansiyon hastaları hariç günlük bir maden suyu tüketilebilir.

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Bahar yorgunluğu deyip geçmeyin

Kış mevsiminin yerini bahara bıraktığı bugünlerde doğadaki canlılığın aksine kendinizi yorgun ve halsiz hissediyor, dikkatinizi toplamakta zorlanıyorsanız bahar yorgunluğunun etkisinde olabilirsiniz. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bugünlerde havaların da değişimi ile birlikte polikliniklere yorgunluk ve halsizlik gibi şikayetlerle gelenlerin sayısında artış olduğunu belirterek “Birinci basamak sağlık hizmetlerine başvuruların yaklaşık üçte biri halsizlik nedeniyle yapılıyor. Toplum tarafından “bahar yorgunluğu” diye nitelendirilen bu durum geçici olabildiği gibi, altında ciddi nedenler de yatabiliyor. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşıyor” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğu ile karışabilen hastalıkları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Meltem Batmacı

Soğuk ve yıpratıcı kış günleri geride kalıp bahar mevsimine girerken hem ısının hem de nem oranının değişmesi birçok kişide ‘bahar yorgunluğu’ olarak adlandırılan halsizlik, yorgunluk, depresif ruh hali, sürekli uyuma isteği ve dikkatini toplayamama gibi sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Batmacı bahar yorgunluğunun kısa süreli olduğunu, birkaç haftadan uzun süren yorgunluğun ise altında başka nedenlerin yatabildiğini belirterek “Yorgunluğun süresi önemlidir. Kısa süreli yorgunluklar genellikle daha iyi huyludur. Akut tıbbi durum değişiklikleri ve yeni karşılaşılan bir stres faktörü ya da önceki akşam fazlaca eğlenmek, susuz kalmak, soğuk algınlığı başlangıcı, vitamin ve mineral eksikliği, açlık gibi geçici etkenlerle ortaya çıkar. Bazen de yorgunluğun nedeni sadece fazla çalışmaktır. Bu tür akut yorgunluk herkeste görülebilir. Ancak yorgunluğun bir aydan fazla sürmesi olağanın ötesine geçilip, altta yatan nedenlerin mutlaka araştırılmasını gerektirir” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Uyku apnesinden kansere…

Bir aydan uzun süren yorgunluğun altında ciddi bir hastalık yatıp yatmadığının anlaşılabilmesinde hastanın hekime başvurarak ayrıntılı hikayesini anlatmasının, detaylı fiziki muayenenin ve semptomlara uygun tetkikler yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Dr. Meltem Batmacı şöyle konuşuyor: “Kan tahlili, görüntüleme ya da bazı daha özellikli diğer tetkik yöntemleri kullanılması gerekebilir. Örneğin; hastanın uyku problemi olması, gündüz uyku hali, horlama tariflemesi uyku apne sendromunu; hayattan zevk alamama depresyonu, ateş olması enfeksiyon hastalığını, kilo kaybı fazla çalışan tiroit bezini, depresyonu ya da kanseri düşündürebilir. Bu nedenle yorgunluğu bir aydan uzun sürenlerin mutlaka hekime danışmaları gerekir.” Hekim tarafından saptanan nedenin tedavisinin de; hastaya ve eşlik eden olası hastalıklarına göre değiştiğini belirten Dr. Meltem Batmacı “İlaç tedavisi, cerrahi tedavi, radyoaktif tedaviler, bilişsel davranış terapileri, psikoterapiler, destekleyici ilişkiler, egzersiz, bir işte çalışma gibi sayısız, kişiye ve nedene özel tedavi yöntemleri vardır” diyor.

 Bu hastalıklar ‘bahar yorgunluğundan’ sanılabiliyor!

  • Anemi (kansızlık)
  • Tiroit hastalıkları
  • Fibromiyalji
  • Karaciğer ve böbrek hastalıkları
  • Akciğer ve kalp hastalıkları
  • Kanser
  • Kan hastalıkları
  • Depresyon ve anksiyete bozuklukları,
  • İş, aile ve sosyal yaşantıyı etkileyen psikolojik bozukluklar
  • Kronik tükenmişlik sendromu

Prostatın belirtileri

Prostatın belirtileri

Erkeklerde genellikle 50’li yaşlardan sonra ortaya çıkan prostat sorunu, müdahale edilmediğinde yaşam konforunu bozarak, zamanla başka sağlık problemlerine neden olabiliyor. Pek çok hastada sık idrara çıkma belirtisiyle başlayan prostat büyümesi tedavide geç kalındığında kansere de dönüşebiliyor. Prostat sağlığını korumak için bilinçli olmak büyük önem taşırken, tanı ve tedavide modern yöntemler hasta konforunu artırıyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, prostat büyümesi ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Doç. Dr. Bülent Altunoluk

Prostat bir salgı bezidir

Bir salgı bezi olan prostat, mesanenin hemen alt kısmında yer alan, içerisinden idrar kanalının geçtiği ve ayrıca spermleri testislerden getiren tüplerin açıldığı bir organdır. 18-20 gram ağırlığındaki prostat, salgı yapan hücrelerden (tubuloalveolar bezler) oluşmaktadır. Prostat bezinin asıl fonksiyonu meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü salgılamaktır. Cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında çıkan meninin % 90’ı prostat bezinde üretilir. Ayrıca prostat, mesanenin ağzını sıkarak idrarın dışarı kaçmasını önlemektedir. Ters duran bir piramide benzeyen prostat, idrar kesesinin hemen üstünde bulunmaktadır.

Yaş ilerledikçe büyüme oranı artabiliyor

Prostat büyümesi, özellikle idrar yolunu daraltıp sıkıştıracak şekilde prostatın iç kısmındaki bezlerin büyümesiyle kendini gösterir. Bu bezler büyüyünce, idrar akımına karşı bir direnç oluşturur. Dolayısıyla hasta idrarını boşaltabilmek için mesanesini daha güçlü kasmak zorunda kalır. Prostat ergenlik döneminde 2 katına çıkar. 25-30 yaşından sonra ise büyümeye devam eder. Prostat büyümesinin testosteron (erkeklik hormonu) ve östrojen (kadınlık hormonu) ile ilgili olduğu düşünülmektedir. 50 yaşından sonra erkeklerin yarısında prostat büyümesi görülürken, 60 yaşından sonra erkeklerin % 65’inde prostat büyümeye devam eder. 80’li yaşlarda ise bu oran % 90’ın üzerindedir. Prostat bu dönemde elma büyüklüğüne kadar erişebilmektedir.

Prostatın büyüdüğünü gösteren belirtiler

Belirtiler genellikle 50 yaşından sonra başlamakta ve yaş ilerledikçe artarak devam etmektedir. Ancak ailede özellikle prostat kanseri öyküsü varsa 40 yaşından itibaren belirtiler konusunda dikkatli olunmalı ve düzenli kontroller ihmal edilmemelidir.

 

  1. İdrara başlarken bir süre bekleme yani idrar başladıktan sonra çıkışının geç başlaması
  2. Sık sık idrara çıkma hissinin oluşması
  3. Geceleri idrar için kalkmak ve gün boyunca sık sık idrara çıkmak
  4. Mesanenin geç boşalması, işemenin uzun sürmesi
  5. İdrar yaparken yanma hissi
  6. Mesanede sanki idrar kalmış hissinin oluşması
  7. İdrar bittikten sonra damla damla akışın devam etmesi
  8. Sık oluşan idrar yolu enfeksiyonu
  9. Mesanede taş oluşumu

İlaç tedavisi şikayetleri azaltıyor

Prostat büyümesinin ilaçla tedavisi mümkündür. İlaçla yapılan tedavinin amacı hastanın şikayetlerini azaltmaktır. Prostatın neden olduğu tıkanmaya müdahale etmek için “alfa bloker” ilaçları verilmektedir. Yan etkileri düşük olan bu ilaçlar, hastada belli bir süre rahatlama hissi verecektir. Ancak zamanla tıkanmanın derecesinin artması nedeniyle açık ve kapalı prostat ameliyatları gündeme gelecektir. Prostat ameliyatında; kapalı ameliyatlar penis uç kısmından idrar kanalına girilerek yapılmaktadır. Prostatın iç kısmı parça parça kesilerek çıkarılmaktadır. Lazerde ise prostatın iç dokusu buharlaştırılmaktadır.

Hamilelikte mide bulantısı ve sırt ağrısına dikkat

Hamilelikte mide bulantısı ve sırt ağrısına dikkat

Sırt ağrısı, bulantı ve kusma, mide ekşimesi, hazımsızlık, gaz sancıları, sık idrara çıkma…  Hamilelik anne adaylarında büyük bir heyecan yaratsa da bazı problemleri de beraberinde getiriyor. Ağırlık artışının yanı sıra vücut kimyasında ve işlevlerinde oluşan değişimler nedeniyle; kalp daha fazla çalışıyor, vücut ısısı yükseliyor ve salgılar artıyor, eklemler ile bağlar daha esnek hale geliyor. Anne adayı bir yandan bu ‘yeni normal’ sürece alışmaya çalışırken, diğer yandan hormonal etkiler sonucu artan yorgunluğun yanı sıra fiziksel değişimler ve ebeveynlik konusundaki kaygılarla da mücadele ediyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, anne adaylarının alacakları bazı önlemlerle hamilelik sürecinde yaşanan ve yaşam kalitesini düşürebilecek boyutlara ulaşabilen sorunlarla daha kolay baş edilebileceklerine dikkat  çekerek, “Ancak aldığınız önlemlere rağmen sorunlarınız hafiflemiyorsa, hem sizin hem bebeğinizin bu süreci daha rahat ve sağlıklı geçirmeniz için doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin” diyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Dr. Semavi Ulusoy

Bulantı ve kusma

Hormonal etkiler nedeniyle hamileliğin başlangıcında kokulara hassasiyet yüksek oluyor. “Sabah bulantısı” olarak bilinen bu tablo, hamileliğin ilerlemesiyle birlikte genellikle azalıyor. Bulantı ve kusma sorunu çoğunlukla zararsız olsa da, kilo kaybına yol açıyor ve sıvı alımında ciddi kısıtlanmaya sebep oluyorsa, sağlık kuruluşuna başvurmanızı gerektiriyor.

Ne yapmalı?

  • Susuz kalmamak için bol sıvı almaya çalışın. Soda ve maden suyu gibi içecekler elektrolit içerikleri nedeniyle kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacaklardır.
  • Az yağlı ve kolay sindirilebilir besinler tüketin. Midenizi boş tutmamak adına az ve sık yemek yemeye çalışın.
  • Uyandığınızda mideniz bulanıyorsa, kalkmadan önce atıştırmak için yatağınızın başucunda kraker bulundurun. Tansiyonunuzun dengelenmesi için yatakta 15 saniye oturun, sonra ayağa kalkın.
  • Temiz hava almak, bulantı ve kusma sorunlarında her zaman yardımcı oluyor.
  • Kısa yürüyüşler yapmanız veya pencere açıkken uyumanız da fayda sağlayabiliyor.

 Sırt ağrısı

Hamilelikte en sık yaşanan sorunlardan biri, sırt ağrısı oluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, alınan ekstra kiloların vücudun ağırlık merkezinin değişmesine ve alt sırt kaslarında gerginliğe neden olabildiğini belirterek, “Bu tablo da kasların sertleşmesi ve ağrımasıyla sonuçlanabiliyor” diyor.

 

  • Sırtınızı desteklemek için bacaklarınızın arasına bir yastık koyarak yan yatın.
  • Sert yatakta uyumak, yumuşak yatakta uyumaktan daha iyi gelecektir.
  • Yüksek topuklu ayakkabılar sırtınızda daha fazla yük oluşturduğu için alçak topuklu ayakkabıları tercih edin.
  • Bel seviyesinin altındaki nesneleri kaldırırken dizlerinizi bükün ve sırtınız yerine bacaklarınızı kullanın. Çevrenizden yardım istemekten de çekinmeyin.
  • Düzenli yapacağınız egzersizler, kasları güçlendirmeye ve doğru postürü sağlamaya destek olacaktır.

 Mide ekşimesi ve hazımsızlık

Hamilelik hormonlarının etkisiyle mide duvarında bulunan düz kasların gevşemesi sonucu mide içeriği bağırsaklara normalden daha uzun sürede iletiliyor. Midenin asitli içeriğe daha uzun süre maruz kalması nedeniyle de sıklıkla; midede yanma, kaynama, ekşime, şişkinlik, gaz oluşumu ve hazımsızlık gibi sorunlar gelişiyor.

  • Günde üç büyük öğün yemek yerine, daha küçük porsiyonlar halinde daha sık yiyin.
  • Yemeğinizi iyice çiğneyerek, acele etmeden yavaşça tüketin
  • Hamilelikten önce midenizi rahatsız eden besinlerin hamilelikte çok daha fazla rahatsız edeceğini aklınızdan çıkarmayın. Dolayısıyla hamile kalmadan önce bu sorununuzla ilgili mutlaka tedavi olun.
  • Aşırı yağlı yiyecekler ve kızartmalardan kaçının.
  • Tatlı, gazlı ve meyveli içeceklerden (portakal suyu, nar suyu gibi) uzak durun.
  • Hazmı kolaylaştıracağı için sodayı yemek sonrasında tüketebilirsiniz. Ancak dikkat! Yüksek oranda tuz içermeleri nedeniyle 20. haftadan sonra günde en fazla bir kez içebilirsiniz.
  • Yemek ile yatma vakti arasında en az 2 saat olmasına dikkat edin.
  • Yastığınızı yükseltmek, mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasını azaltacağı için hayatınızı oldukça kolaylaştıracaktır.

Pause Sağlık, Pause Dergi

 Kabızlık, gaz sancıları, hemoroit

Kabızlık, gaz sancıları ve hemoroit sorunları; hormonal değişimlere ve reçete edilen demir ile vitamin ilaçlarına bağlı olarak hamilelikte sıkça yaşanabiliyor. Hamileliğin ilerlemesiyle birlikte ağırlaşan ve büyüyen rahmin kalın bağırsak ile pelviste bulunan toplardamarlara baskı yapması da bu problemlerin oluşmasında önemli bir rol oynuyor.

 

  • Bol sıvı ve lifli besinler tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Mevsim sebzeleri, tam tahıllı ekmek ve kepekli tahıllar, bağırsak hareketlerinin azalmasına karşı koruyucu olacaktır.
  • Bağırsak hareketlerinin azalmasına, dolayısıyla kabızlık ve hemoroit oluşumuna yol açabilmesi nedeniyle fazla kilo almamaya dikkat edin.
  • Büyük tuvalet ihtiyacınızı gidermek için tuvalette kalış süreniz en fazla 3-4 dakika olmalı. Zira uzun süre ıkınmak ve zorlamak basur riskini artırıyor.
  • Sıcak suda oturma banyosu veya soğuk uygulama, basura bağlı ağrıyı hafifletiyor.
  • Kefir gibi probiyotikleri tüketmek şikayetlerinizi hafifletecektir.
  • Düzenli egzersiz yapmanız sindirim sisteminizin rahat çalışmasına yardımcı oluyor.

 Sık idrara çıkma, idrar kaçırma

Hamilelik sırasında sık idrara çıkma sorunu pek çok nedenden kaynaklanabiliyor. Rahim büyüdükçe mesaneye baskı yapmaya başlıyor, bunun sonucunda mesane boş olsa dahi tuvalete gitme ihtiyacı hissettiriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Semavi Ulusoy, sık idrara çıkma probleminin hamileliğin 2. trimesterinde bir miktar azalabildiğini vurgulayarak, “Çünkü bu süreçte rahim artık mesaneye dayanmıyor. Ancak hamileliğin sonlarında rahmin boyutunun artmasıyla birlikte sorun tekrar başlayabiliyor. Yine bu süreçte hapşırmak veya öksürmek mesaneye baskı yaratabileceği için idrar kaçırma problemi de yaşanabiliyor” diyor.

  • Kafein daha fazla idrara çıkmanıza neden olacağı için asitli içecekleri, kahve ve çayı diyetinizden çıkarın.
  • Sizin ve bebeğinizin hayati sıvılardan mahrum kalmamanız için her gün yeterince sıvı tüketmeyi asla ihmal etmeyin.
  • Pelvik tabanını güçlendirme etkisi nedeniyle Kegel egzersizlerini her gün, sabah yataktan çıkmadan önce, 5-10 dakika uygulamaya özen gösterin.
  • İdrar kaçırma probleminiz varsa mesane eğitimi almanızda fayda var. Zira, belirli periyotlarla düzenli idrara gitmek mesaneyi boş tutması sayesinde hayatınızı kolaylaştırıyor.

Göğüslerde büyüme ve hassasiyet

Emzirme dönemine hazırlık nedeniyle östrojen ve progesteron salınımındaki artışa bağlı olarak, hamilelik sürecinde göğüsler giderek büyüyor ve hassaslaşıyorlar. Bu süreçte alacağınız önlemler hassasiyet ve sarkma problemlerine karşı etkili olacaktır.

  • Vücudunuza iyi oturan ve iyi desteğe sahip sütyen kullanın.
  • Ekstra geniş omuz askılı hamile sütyenleri doğru seçim olacaktır.
  • Uyurken size destek olması için destekleyici uyku sütyeni tercih edin.

Bir lokmayı 20 kez çiğneyemiyorsanız…

Bir lokmayı 20 kez çiğneyemiyorsanız…  

Kilo almak günümüzün en önemli sorunlarından biri. Bazı hastalıklar, beslenme ve hareket etme alışkanlıklarımız gibi nedenler, kilo almamıza yol açıyor. Bu nedenlerin arasında çoğumuzun çok da farkında olmadığı ağız ve diş sağlığı ile ilgili sorunlar da bulunuyor. Çürük dişten ağız içindeki iltihaplara kadar farklı durumlar, kilo almamıza yol açabiliyor. Üstelik’ ‘tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan’ sorusu gibi ağız diş sağlığı fazla kilo alımına yol açarken, alınan fazla kilolar da ağız ve diş sağlığının bozulmasına neden olabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nden Diş Hekimi, Protez Uzmanı Hatice Ağan, fazla kilo almamızın ya da obezitenin ağız ve diş sağlığı ile yakından ilişkisi olduğunu belirterek, önemli bilgiler verdi.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diş Hekim Hatice Ağan

Diyabete ve ileri yaşlara dikkat! 

Sindirim ağızdan başlıyor. Diş eksikliği ya da çürüklüğü nedeniyle çiğnemenin yeterince yapılamadığı durumlarda, gıdalar ağızda yeterince parçalanamıyor. Bir besinin ağızda parçalanarak sağlıklı bir sindirim başlangıcı için bir lokmanın en az 20 kez çiğnenmesi gerekiyor. Özellikle yaşı ilerleyenlerin ve diyabet hastalarının çiğneme fonksiyonlarında bozulmalar oluşabiliyor. Yaşla beraber diş sayısında azalma ya da yapılan protezlerin yeterince uyumlu olmaması gibi nedenlerle çiğneme fonksiyonu yerine getirilemiyor. Bu durumda kişinin besin tercihi yumuşak, kolay çiğnenebilen karbonhidrat düzeyi yüksek gıdalar oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi’nden Diş Hekimi, Protez Uzmanı Ağan, “Çiğneme gerektiren, proteinden zengin et tavuk ya da lifli sebze ve meyvelerin yerini tükürükle yumuşatıp yutulabilen karbonhidratlar alıyor. İleri yaşta ya da diyabeti olan bir hastanın, çiğneme fonksiyonu yeterli değilse bir kase tavuklu yeşil salata tüketmesi, bir poğaça tüketmesinden çok daha zor” diyor.

Çocuğunuzda çürük diş varsa… 

Çürük oluşumuna neden olan etkenlerin başında aşırı karbonhidrat tüketimi geliyor. Yapışkan, şekerli, nişastalı ürünlerin tüketiminin yüksek olması, çürük artışına yol açıyor. Çürüyen dişler ağrı yapıyor ve sindirim işleminde aktif rol oynayamıyor. Sallanan süt dişleri ve/veya ağrılı çürük dişlerin varlığında çocuklar sert sağlıklı yiyecekleri tüketmektense daha çok kolay çiğnenen karbonhidratlı ve şekerli yiyeceklere yöneliyorlar. Obezite ile mücadelede çocukların dişlerinin çürümemesi için şekerli yiyeceklerden uzak tutulması, ağız hijyenine dikkat edilmesi, fırçalama alışkanlığı kazandırılması ve düzenli diş hekimi kontrolünün yapılması genel sağlığının korunması için de önemli hale geliyor.

Ağzınızda iltihap oluşursa…
Enflamasyon yani iltihap oluşumunun obezite, diyabet ve ağız sağlığı arasındaki etkileşimin büyük bir parçası olduğunu ifade eden Diş Hekimi Ağan “İnflamatuar proteinler vücudunuzun bağışıklık tepkisinde önemli sinyallerdir, bu nedenle diş eti hastalığı gibi kronik bir enfeksiyon olduğunda vücudunuz çok daha fazla inflamatuar bileşik salgılar. Bunlar, vücudumuzun enerji kullanımını ve kilo kaybını düzenlemesine yardımcı olan leptin gibi bazı önemli hormonların görev yapmasını engeller. Besin enerjiye dönüşmeden, yağ olarak depolanır” diyor. Ama bu, madalyonun yalnızca bir yüzü. Diğer yüzünde ise, oluşan yağ hücreleri de aynı zamanda inflamatuar proteinleri salgılıyor. Bu proteinler de kilo artışına neden olduğu gibi ağızdaki bakterilere karşı bağışıklık tepkisini de hızlandırarak ağız sağlığında bozulmaya yol açıyor. Dolayısıyla obezlerde yağ dokusunun fazla olmasına bağlı da ağız sağlığı olumsuz etkileniyor.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Diş eti hastalıkları egzersiz yapmanızı zorlaştırır
Diş eti hastalıkları, kişinin hareket için harcayacağı enerjiyi düşürüyor. “Diş eti hastalıklarını, hiç geçmeyen soğuk algınlığı veya grip gibi düşünebiliriz yani kronik bir enfeksiyondur. Grip ya da nezleyken egzersiz yapmaya çalıştığınızda çok çabuk yorulduğunuzu fark edersiniz. Diş eti hastalığının varlığında da durum aynıdır üstelik bunu her gün yaşarsınız. Diş etinde oluşan enflamasyon kronik yorgunluğa katkıda bulunarak egzersiz yapmayı veya sürdürmeyi zorlaştırabilir” diyen Diş Hekimi Hatice Ağan, özellikle diyabet hastalarında bu durumun daha etkili olduğunu belirtiyor. Zira, diyabet diş eti hastalığı riskini artıran bir faktör. Fakat yine, diş eti hastalığı da diyabeti daha kötü hale getiriyor. Diyabet, vücudunuza besin yoluyla alınan enerjinin işleme ve kullanma biçimini bozuyor. Dolayısıyla normal olarak beslenseniz bile, vücut onu enerjiye dönüştüremediği için kişi kendini halsiz, yorgun hissediyor. Bu durumda hareket kapasitesi düşüyor. Hareket edilemediği için de yine kilo alımı kolaylaşıyor. 

Obezite ağız ve diş sağlığını olumsuz etkiliyor

Obezitenin ağız ve diş sağlığı ile ilgili olumsuz etkileri olduğunu söyleyen Hatice Ağan “Yapılan çalışmalarda obez hastalarda diş çürükleri ve gingivitis dediğimiz diş eti hastalıklarında belirgin artış gözlenmiştir. Bunlara bağlı olarak bu kişilerde ağız kokusu da gelişebilir. Yine obezlerde görülen reflüye bağlı, ağız içi asiditesinin artması da dişlerdeki mine erozyonu ve aşınmalarını arttırıyor, diş hassasiyetleri oluşabiliyor. Bu kişilerde ağız kuruluğunda artış da görülüyor.”

Pandemide dijital teknoloji “ilaç” gibi geldi!

Pandemide dijital teknoloji “ilaç” gibi geldi!

Günümüzde artık birkaç yıl öncesine göre bambaşka bir yaşlı nüfus profili yükseliyor! Teknolojiyi günlük yaşantısından eksik etmeyen, akıllı telefonlarda sosyal medya aracılığıyla tanıdıklarıyla iletişimde bulunup, sanal ortamda klipler, çiçekler, pastalar gönderen, yeni  arkadaşlıklar kuran, kendilerini yaşları nedeniyle sosyal hayattan dışlanmış hissetmeyen, kısacası artık sohbet etmek için torunlarının, çocuklarının gözünün içine bakmayan! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ özellikle iki yıllık pandemi sürecinde teknolojinin içinde olmanın ruhsal ve fiziksel sağlık açısından da yaşlılara büyük faydalar sağladığını belirtiyor.

Birebir iletişimin yerini alamasa da, günümüzde teknolojinin, aktif yaşlanmanın bir parçası olarak yaşamdaki güçlü ve kalıcı yerini aldığını vurgulayan Prof. Dr. Berrin Karadağ şöyle konuşuyor: “Dijital teknolojinin yaşlı bireylerin sosyalleşmesinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Yaşlı bireyler, teknolojideki yeniliklere gün geçtikçe uyum sağlamaya çalışmakta ve her geçen gün teknoloji kullanım oranı artmaktadır. Her ne kadar teknoloji kullanımı konusunda endişe duysalar da dijital teknoloji, iletişimden sağlık sorunlarına kadar her alanda onların günlük yaşamlarını kolaylaştırmakta, bağımsız bir yaşam sürmelerine ve aktif bir yaşlanma dönemi geçirmelerine yardımcı olmaktadır. Bu sayede kendine güvenli, hayattan keyif almaya devam eden ve toplumdaki yerini kaybetmekten korkmayan sağlıklı ve güçlü yaş almaya devam eden bir mutlu yaşlılık hedeflenmelidir.”

Prof. Dr. Berrin Karadağ, 18-24 Mart Ulusal Yaşlılar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, teknolojinin yaşlılara sağladığı 4 önemli faydayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Prof. Dr. Berrin Karadağ

Mutluluk

Yaş ilerledikçe kişinin sosyal çevresi, iş çevresi, yaşıtları, arkadaşları vb yaşam paylaşımında bulundukları kişi sayısı azalıyor. Sosyal izolasyon nedeniyle oluşan ruhsal durum, sağlık sorunlarının kötüleşmesine ve hayat kalitesinin önemli ölçüde düşmesine neden oluyor. Ancak teknoloji sağlıklı olan veya sağlık sorunları olan yaşlıların mutluluğuna katkı sunabiliyor. Sevdikleri, ailesi ve torunları ile sosyal medya aracılığı ile görüşmeleri, günlük aktivitelerini paylaşabilmeleri özellikle son 2 yıllık pandemi döneminde büyük fayda sağlıyor. Görüntülü görüşme programları, mobil telefonlar ve internet kullanımının artmasının, özellikle yaşlı bireyin mutlu olmasını sağladığını, iletişimini artırdığını ve sosyal etkileşimini olumlu yönde etkilediğini görüyoruz.

Sağlık

Tıp teknolojisi bu konuda çok önemli adımlar atmaktadır. Sağlık çalışanları olarak doktorların, hemşirelerin ve diğer sağlık personelinin, hastası ile arasında oluşturulan elektronik iletişim sistemleri sayesinde, uzaktan da olsa önemli konularda, özellikle yaşlı hastaların yönlendirilmeleri yapılabilmekte ve bu durum da özellikle hareket kısıtlılığı olan bireylerde ayrıca fayda sağlamaktadır. Yaşlı bireyin kendi doğal ortamında teknoloji kullanılarak izlenmesi ve değerlendirilmesinin; sık hastane başvurularını azaltması ve hastanede sıra bekleme, ulaşım, hastane ortamı gibi nedenlerle oluşabilecek stresin kontrol altına alınmasında da yararlı olabileceği düşünülüyor.

Günlük yaşam

Özellikle internet ve sosyal medya yaşlılar için sosyalleşme aracı olarak önemli katkı sağlıyor. Bu sayede yaşlılar toplum ve çevre ile ilgili olaylar ve dünya haberlerini takip etmekte geri kalmazken, bir yandan da toplum içinde ve topluluklarda aktif olarak yer aldıklarını hissedebiliyorlar. Yine digital teknoloji sayesinde para transferleri, fatura ödemeleri ve kültürel faaliyetler gibi bir çok alanda pek çok işi kolayca yapabiliyorlar.

Pause Sağlık, Pause Dergi

Kendine güven

Yaşlanma ile birlikte sıklıkla içe kapanma, her işten elini eteğini çekme, işe yaramama, sosyal hayat ve yeniliklerden uzaklaşma ve bunların sonucunda da özgüven kaybı meydana gelebiliyor. Yaş ile fiziksel performans da azalınca, yaşlı birey işlerini daha genç çocuklarından veya tanıdıklarından rica yolu ile yaptırıyor. Teknolojideki hızlı gelişmeye uzak kalmayan yaşlılarda ise kendilerine duydukları güven artıyor. Yaşlılara yönelik çekici ve yararlı ürünlerin tasarlanması ve teknolojik seçeneklerin daha etkin kullanımı, yaşlıların yaşam kalitesini iyileştiriyor ve sosyal uyumlarının kolaylaşmasına katkı sağlıyor.

Teknolojide güvenlik çok önemli!

Prof. Dr. Berrin Karadağ, güvenliğin sadece teknoloji kullanımı ve üretiminde değil aynı zamanda sosyal hizmetlerin yürütülmesinde de kilit rol oynadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Yaşlı bakımında sağlık birinci derecede önemli faktör olduğundan, emniyet bu faktörün ayrılmaz bir parçasını oluşturuyor. Özellikle ilaç kullanımı, rutin kontroller, psikolojik destek, fiziksel koruma, fiziksel ihtiyaçların giderilmesi gibi konularda emniyeti sağlayıcı önlemler alınması gerekiyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar için, güvenlik amacı taşıyan izleme sistemleri, ivmeölçer tabanlı giyilebilir sensörler ile düşme durumunun tespit edilmesi, duman ve ısı sensörü ile anormal durumları tespit ve engelleme amacı taşıyan uygulamaların mevcut olduğunu görüyoruz. Teknolojideki bu ilerlemeleri özgür, rahat ve kendine güvenli bir yaşam için kullanmayı hedeflemek gerekiyor. Yalnız yaşayan ve unutkanlık veya hareket kısıtlılığı olan yaşlı bireylerin, sağlıklı ve güvenli yaşam devamı açısından desteklenmeleri, acil durumlarda kullanılabilecek veya haberdar edebilecek alarm sistemleri ile günlük yaşam aktiviteleri ve emniyeti oluşturulabilir.”