Yazılar

Love my body’den Cesur Bir Sezon: “The City is Our Runway”

Love my body, 2025–26 Sonbahar/Kış Koleksiyonu’nda şehir hayatının enerjisini güçlü tasarımlarla buluşturuyor. “The City is Our Runway” mottosuyla yola çıkan koleksiyon; gabardin takımlar, deri detaylar, sıcak trikolar ve zarif elbiselerle modern kadının stilini özgürce ifade etmesini sağlıyor.

Geniş formlu kabanlar, şal ve ekose desenlerle zenginleşen dış giyim seçenekleri, şehirli şıklığı tamamlıyor. 36–50 beden aralığındaki kapsayıcı tasarımlar, her kadına kendini iyi hissettirecek konfor ve estetiği bir araya getiriyor. Bu sezon sokaklar, Love my body kadınının özgüvenli adımlarıyla podyuma dönüşüyor.

KILIAN PARIS’ten Yeni Bir İkon: Angels’ Share on the Rocks

KILIAN PARIS, ikonik Angels’ Share serisine buz gibi taze bir dokunuş ekliyor: Angels’ Share on the Rocks. Kilian Hennessy’nin imzası olan On the Rocks Accord ile konyak esintili bu yeni parfüm, modern ve sofistike bir koku deneyimi sunuyor.

Buzlu cam bardaktan ilham alan şişesiyle dikkat çeken parfüm; acı portakal, greyfurt ve bergamotla açılıyor, amber ve tarçınla derinleşiyor, meşe absolüsüyle zarif bir kapanış yapıyor. Parfümör Benoist Lapouza’nın katkısıyla yaratılan bu koku, şehirli yaşamın cesur ve etkileyici ruhunu yansıtıyor.

TAG Heuer, Geneva Watch Days 2025’te saatçiliğin geleceğini tanıttı

TAG Heuer, Geneva Watch Days 2025’te saatçiliğin sınırlarını zorlayan yeniliklerini tanıttı. Fuarda öne çıkan TH-Carbonspring osilatörü, markanın 10 yıllık Ar-Ge süreciyle geliştirdiği devrim niteliğinde bir teknolojiyi temsil ediyor. Bu yeni nesil zemberek; manyetik alanlara karşı direnç, darbe koruması ve hafifliğiyle mekanik saatlerin hassasiyetini ve dayanıklılığını artırıyor.

Marka ayrıca ay fazı komplikasyonunu yeniden yorumlayan TAG Heuer Carrera Astronomer modelini de tanıttı. TAG Heuer LAB tarafından geliştirilen TH-Carbonspring, saatçilikte yeni bir dönemin kapısını aralarken, markanın avangart ve inovatif ruhunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Kasım 2025 burç yorumları

♈ Koç

Ayın başında Mars’ın etkisiyle seyahat arzunuz artıyor; 4 Kasım itibarıyla planlara başlayabilirsiniz. Ancak Merkür’ün 9–29 Kasım arasındaki geri hareketi gecikmelere neden olabilir, bu yüzden esnek planlar yapın. 5 Kasım’daki Dolunay bütçenizi netleştirmenize yardımcı olurken, Venüs’ün geçişiyle ortak gelirlerde artış yaşanabilir. 12’sinde öfkenizi kontrol etmek önemli; iletişimde gerginlikler olabilir. 20 Kasım’daki Yeni Ay romantik bir buluşma ya da akıllı bir finans hamlesi için ideal. Ay sonunda Güneş ve Venüs’ün seyahat alanınıza geçişiyle romantik kaçamaklar gündeme gelebilir.

♉ Boğa

Bu ay finansal fırsatlar ön planda. Mars’ın etkisiyle ortak gelirlerde artış olabilir. 5 Kasım’daki Dolunay, gardırobunuzu yenilemek için ideal. Venüs’ün Akrep’e geçişiyle ilişkilerde tutku artıyor. Merkür gerilemesi (9 Kasım) bütçenizi zorlayabilir, dikkatli olun. 20 Kasım’daki Yeni Ay, romantik bir buluşma veya flört için uygun. Ay sonunda Venüs’ün Yay’a geçişiyle gelir artışı ve stil değişimi gündeme gelebilir.

♊ İkizler

Kasım ayında iş hayatı yoğunlaşıyor. Mars ilişkilerde gerginlik yaratabilir, sakin kalmaya çalışın. 5 Kasım’daki Dolunay, kendinize zaman ayırmak için güzel bir fırsat. Merkür gerilemesi (9 Kasım) iletişimde aksaklıklar getirebilir. 20 Kasım’daki Yeni Ay, iş fırsatları ve terfi için umut verici. Ay sonunda ilişkilerde barış ve uyum sağlanabilir.

♋ Yengeç

Mars’ın etkisiyle liderlik sorumlulukları artıyor. Güneş ise romantizme yönelmenizi teşvik ediyor. 5 Kasım’daki Dolunay sosyal hayatı canlandırabilir. Merkür gerilemesi (9 Kasım) ruh halinizi etkileyebilir, iletişimde dikkatli olun. 20 Kasım’daki Yeni Ay, aşk hayatında veya yaratıcı projelerde yeni başlangıçlar için uygun. Ay sonunda işte ve ilişkilerde denge sağlanıyor.

♌ Aslan

Ev hayatı hareketli; aileyle vakit geçirmek ön planda. Mars çocuklarla ilgili konuları gündeme getiriyor. 5 Kasım’daki Dolunay, işte bir dönemin kapanışını işaret ediyor. Merkür gerilemesi (9 Kasım) romantik ilişkilerde gerginlik yaratabilir. 20 Kasım’daki Yeni Ay, sevdiklerinizle keyifli bir yemek için ideal. Ay sonunda ilişkilerde uyum ve romantizm yeniden doğuyor.

♍ Başak

Evde ve çevrenizde yoğunluk var. Mars’ın etkisiyle sorumluluklar artıyor. 5 Kasım’daki Dolunay seyahat için uygun. Merkür gerilemesi (9 Kasım) planlarda aksaklık yaratabilir. 20 Kasım’daki Yeni Ay, güzel haberler getirebilir. Ay sonunda aile içi uyum ve tatil hazırlıkları sizi mutlu edecek.

♎ Terazi

Ay başında Venüs’ün burcunuzdaki konumu cazibenizi artırıyor. Güneş’in para alanında olması finansal gelişmeleri destekliyor. Mars iş motivasyonunuzu yükseltiyor. 5 Kasım’daki Dolunay bütçe düzenlemesi için uygun. Merkür gerilemesi (9 Kasım) harcamalarda dikkat gerektiriyor. 20 Kasım’daki Yeni Ay yeni kazanç fırsatları sunabilir. Ay sonunda romantik bir kaçamak planlayabilirsiniz.

♏ Akrep

Kasım sizin ayınız! Güneş burcunuzda parlıyor, dikkatler üzerinizde. Mars’ın para alanınıza geçişiyle maddi kazançlar artabilir. 5 Kasım’daki Dolunay bir ilişkiyi sonlandırabilir; yeni başlangıçlara yer açın. Venüs’ün burcunuza gelişiyle çekiciliğiniz zirvede. Merkür gerilemesi (9–29 Kasım) harcamalarda dikkatli olmanızı gerektiriyor. 20 Kasım’daki Yeni Ay, görünümünüzü yenilemek için ideal. Ay sonunda finansal fırsatlar artıyor, tatil öncesi bütçeniz rahatlayabilir.

♐ Yay

Mars burcunuza giriyor ve enerjinizi yükseltiyor. 5 Kasım’da bir iş süreci sona erebilir, yeni projelere yer açılıyor. Venüs’ün Akrep’teki konumu gizli duyguları tetikleyebilir. Merkür ve Jüpiter’in gerilemeleri maddi konularda temkinli olmanızı öneriyor. 20 Kasım’daki Yeni Ay, içsel dönüşüm ve kişisel bakım için uygun. Güneş 21’inde burcunuza geçiyor; kendinizi yenilenmiş hissedeceksiniz. Ay sonunda Venüs’le birlikte çekiciliğiniz artıyor, eğlenceye hazırsınız.

♑ Oğlak

Kasım ayı sosyal açıdan hareketli başlıyor. Mars’ın etkisiyle perde arkasında yoğun işler sizi bekliyor. 5 Kasım’daki Dolunay romantik bir akşam için uygun. Venüs’ün desteğiyle yeni tanışmalar mümkün. Merkür gerilemesi iletişimde karışıklıklara neden olabilir, sabırlı olun. 20 Kasım’daki Yeni Ay, arkadaşlarla keyifli bir buluşma getirebilir. Güneş’in içe dönük alana geçişiyle dinlenme ihtiyacınız artabilir. Ay sonunda yalnız kalmak istemezseniz, çevreniz sizi bekliyor olacak.

♒ Kova

Kariyeriniz bu ay ön planda. Güneş başarılarınızı parlatıyor. Mars’ın sosyal çevrenize etkisiyle destek buluyorsunuz. 5 Kasım’daki Dolunay evde düzenlemeler için uygun. Venüs’ün etkisiyle itibarınız artıyor. Ancak Merkür gerilemesi sözlerinizi yanlış anlaşılır hale getirebilir, dikkatli olun. 20 Kasım’daki Yeni Ay yeni bir iş fırsatı getirebilir. Güneş’in Yay burcuna geçişiyle tatil planları gündeme gelebilir. Ay sonunda romantik kutlamalar için güzel fırsatlar doğuyor.

♓ Balık

Kasım ayı seyahat ve keşif arzunuzu artırıyor. Güneş’in 9. evdeki konumu uzak planları destekliyor. 5 ve 20 Kasım’daki Ay fazları yolculuklar için uygun. Ancak Merkür gerilemesi aksaklıklar yaratabilir, alternatif planlar yapın. Jüpiter’in gerilemesi yatırımlarda dikkatli olmanızı öneriyor. 21 Kasım’dan itibaren kariyerinizde parlamaya başlıyorsunuz. Ay sonunda Venüs’ün desteğiyle başarılarınız görünür hale geliyor, takdir toplamaya hazırsınız.

Jennifer Lopez, Zen Pırlanta’nın yeni yüzü oldu!

Dünyaca ünlü yıldız Jennifer Lopez, Zen Pırlanta’nın global marka elçisi oldu! 22 ülkede 175 mağazasıyla uluslararası büyümesini sürdüren Zen, bu iş birliğiyle dünya markası olma yolunda önemli bir adım daha attı.

Ağustos 2025’teki “Up All Night” dünya turnesi sırasında Zen Pırlanta ile tanışan Lopez, markanın cesur ve modern tasarımlarına hayran kaldı. Tesadüfi bir karşılaşmayla başlayan bu bağ, kısa sürede güçlü bir ortaklığa dönüştü.

Los Angeles’ta ünlü fotoğrafçı Norman Jean Roy’un objektifinden çıkan yeni reklam kampanyasında Jennifer Lopez, Zen’in ışıltısını kendi karizmasıyla buluşturuyor. Zen Pırlanta Yönetim Kurulu Başkanı Emil Güzeliş, “Jennifer Lopez’in enerjisi ve duruşu, markamızın ruhunu en iyi şekilde yansıtıyor” diyerek bu iş birliğinin uluslararası büyüme yolculuğunda bir dönüm noktası olduğunu vurguladı.

Jennifer Lopez ve Zen Pırlanta’dan daha fazla ışıltı ve sürpriz çok yakında!

Yener Özer “Sanatın her haliyle akıştayım”

Oyunculuk, resim ve dijital sanatla çok yönlü bir ifade dili kuran Yener Özer, “Sanatla temas ettiğim her alan, kendimi yeniden keşfetmemi sağlıyor,” diyor. Netflix’in “Platonik: Mavi Dolunay” dizisindeki “Akış” karakteriyle dikkat çeken başarılı oyuncu, kendini hayatın akışına teslim etmiş

NAZAN ORTAÇ

nazanortac@outlook.com.tr

Yener Özer

Sanatın farklı alanlarında üretim yapan biri olarak, oyunculuk sizde bir meslekten çok bir ifade biçimi diye düşünüyorum. Bu yolculuk sizin için nasıl başladı?

Sanat yolculuğum ben çok küçükken başladı aslında. Sadece beni heyecanlandıran etkinliklerin sanat olduğunu bilmiyordum. 3 yaşımdayken yaptığım çizimler hâlâ duruyor ve beni hâlâ etkiliyorlar. 7 yaşlarımda halamla mutfakta coşkuyla yaptığımız yemeklerin hâlâ tadı damağımda. Çocukluğum boyunca abimle oynadığım, televizyondan izleyip yeniden canlandırdığımız film senaryoları dün gibi aklımda. Bu anıların, duyguların bütünü sanatın cevheridir. Bu cevheri işlemeye başladığımda, kendimi ifade edebildiğimin idrakı üniversite yıllarında başlamış oldu.

ABD’de oyunculuk üzerine uzmanlaşırken sizi en çok zorlayan ya da dönüştüren deneyim neydi?

Beni en çok dönüştüren yegâne deneyim oyunculuk derslerinde oldu. İlk dersten itibaren kendimize, hislerimize, düşüncelerimize, neyi neden yaptığımızı fark etmek, bende eşsiz bir kişisel gelişim deneyimi yaşattı. Kendimle ilgili farkındalığımı kazandım. Daha iyi bir yönetmen olmak, oyuncularımı daha iyi yönetebilmek adına katıldığım oyunculuk eğitimi beni benden almıştı. Hedeflerim ve kendimi ifade ediş biçimim tamamen değişti.

Yener Özer

Sahne sanatlarının yanı sıra, resim ve dijital sanat alanlarında üretim yapıyorsunuz. Bu disiplinler sizin için aynı sanat yolculuğunun farklı durakları mı?

Kesinlikle öyle. İnsanlar bir şekilde kendini ifade edemezse hayattan kopabiliyorlar. Oyunculuk bildiğiniz gibi kolektif bir çabayla ortaya çıkan bir sanat dalı. Tabii ki karakterlerimizi bireysel olarak çalışıyoruz ancak bir projenin içinde olmadığı takdirde oyuncu kendini ifade edemez, sanatını yapamaz. Doğru projeyle buluşana kadar doğal olarak ortaya çıkan farklı duraklar filizlendi. Resim yapmaya bayılıyorum; duygular gark ettiğinde ve kendi bilinçaltımla buluşmak istediğimde bana her zaman sıcak bir yuva olmuştur.

Sizce bir oyuncu olarak çok yönlülük ne kadar önemli?

Her oyuncu onu heyecanlandıran her karakteri oynamak ister. Çok yönlülük bakımından hepimiz öyleyiz ve farklı/renkli karakterlere hevesliyiz. Bu çok önemli çünkü kendini farklı şekillerde ifade edebilme imkânı sunuyor. Ancak her insanın yaşadıklarıyla, hayata bakış açısıyla, tercihleriyle oluşan bir mizacı ve aurası vardır. Yönetmenler ve kast direktörleri bu doğal olarak gelişen kişiye özel olarak oluşan bu enerjilerin peşindeler. Bir sürü karakteri bir şekilde oynayabilirsin ancak ruhunla o karaktere nefes olabilir misin? Bu çok daha önemli.

Yener Özer

‘Platonik: Mavi Dolunay’ dizisinde canlandırdığınız karaktere bayıldım; müthişti… “Akış” ile nasıl bir bağ kurdunuz?

Akış harika biri. Her kişinin, olayın iyi tarafını görebilen biri. Hem vücuduna, ruhuna, benliğine hem de hayata karşı sevgiyle yaklaşan özel bir karakter. Onunla birçok konuda bağ kurdum. Kötü söz söylemekten çekinirim. Meditasyon ve nefes çalışmaları zaten günlük rutinimdedirler. Akış’tan en çok öğrendiğim ise, isminin de söylediği gibi akışta kalabilmek oldu. Her şeyi o anda bilmek ya da öğrenmek zorunda olmadığım. Bir şeylere tutunup hayatın akışına direnmektense, hayata güvenip kendimi akışına bırakmayı öğrendim.

Dizinin senaristi Gupse Özay ile çalışmak nasıldı? Hem de kamera karşısında birlikteydiniz…

Gupse’nin gerçekten özel bir aurası var. İlk tanıştığımız günden itibaren ışık saçan enerjisiyle hepimizi büyüledi. O sıcacık enerji hepimizi ele geçirdi. Çalışıyor muyduk yoksa aşırı bir şekilde eğleniyor muyduk emin değilim. Sanki geçmiş yaşamlardan birbirimizi tanıyormuşcasına bir bağ kurduk hepimiz. Gupse’nin öyle bir efekti var.

Yener Özer

Böylesine yetenekli bir ekip; Yönetmen Onur Bilgetay, Gupse Özay, Kerem Bürsin, Öykü Karayel, Ali İlpin, Uğur Demirpehlivan, Eda Akalın, Mehmet Özgür… Hepiniz aynı hikâyede buluşunca sette nasıl bir sinerji oluştu?

Setteki sinerji ele avuca sığmıyordu. O kadar keyifli bir ortamdı ki işimiz bitince odaya dönmektense sette takılıyorduk. O kurulan uzun yemek masasında paralel evrenleri, uzaylıları, Antarktika’daki piramitlerini, mistik ve paranormal deneyimleri konuşuyorduk. En ilginç yanı da hepimizin bu konularla ilgili anlatacaklarımızın olması oldu. Kayıt dışında sinerji böyleyken kayıt sırasında coştuk zaten.

Netflix projesi olması, uluslararası izleyiciyle buluşma açısından sizde nasıl bir heyecan yarattı?

Netflix olması benim için çok ayrı bir anlam ifade ediyor. Ben San Francisco’da yaşarken Netflix, evde izlemek için seçtiğimiz filmleri DVD olarak posta yoluyla atardı. Epeydir hem müşterisi olduğum hem de piyasadaki tırmanışını zevkle deneyimleyen birisiyim. Daha önce dijital platformlarda çalışmıştım ancak Netflix tahmin de ettiğim gibi muazzam bir fark yarattı. “Platonik”, 190 ülke ile aynı anda yayına girdi. Kesinlikle heyecan verici ve büyük bir ayrıcalık.

Yener Özer

Eşiniz Evrim Doğan ile hem sanatsal hem sosyal medyada uyumlu bir enerjiniz var. Bu ortak üretkenlik ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Eşimle hep oyun halindeyiz zaten. Beraber eğlendiğimiz anları bir şekilde paylaşıyoruz. O yüzden üretkenlik anı keyifle doluyor. Yaşadığımız uyum ilişkimizi her daim pekiştiriyor.

Yakın gelecekte yeni projeler neler? Belki yine kendi yazdığınız bir yapım?

Yakın gelecekte birçok potansiyel proje var. Hangisine en uygun olduğum konusunda ekibimle beraber çalışıyoruz.

Türk mutfağı sadece tariflerden oluşan bir gelenek değil; bir duygu, bir kimliktir

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef to Chef konuğu The Stay Hotels şefi Arzu Öztürk oldu. The Stay Hotels Nişantaşı ve The Stay Hotels Bosphorus’un Yiyecek & İçecek Direktörü/ Executive Chef Arzu Öztürk ile kariyeri ve lezzet üzerine sohbet ettik. Keyifle okumalar…

 Arzu Öztürk

 Şef Arzu Öztürk okurlarımıza kendinizden bahseder misin?

Karadenizli bir ailenin kızıyım. Denizle, yeşille iç içe geçen bir şehirde hayatın tadını erken fark ettim. Ailemde bu meslek profesyonel olarak yoktu, ama evimizde yemek, sohbet ve paylaşım her zaman merkezdeydi.

Yaklaşık yirmi yıldır profesyonel mutfakta çalışıyorum, ancak bu yolculuk bir diploma ile değil, içten gelen tutku ve yorulmak bilmez bir emek ile başladı. Alaylı bir şef olarak hem kadın biri olarak hem de geleneksel eğitim almadan bu alana adım atmış biri olarak — kendimi sürekli ispatlamak durumunda kaldım. Bu süreç bana sabrı, özveriyi ve yaratıcılığı öğretti.

Profesyonel kariyerim, The House Hotel’de mutfak şefi olarak başladı. Ardından grubun üç otele çıkmasında, tüm mutfakların koordinasyonunu üstlenerek on yıl boyunca grup koordinatörü olarak görev yaptım. Şu anda ise The Stay Hotels Nişantaşı ve The Stay Hotels Bosphorus’un Yiyecek & İçecek Direktörü/ Executive Chef olarak hizmet veriyorum.

Mutfak serüvenin nasıl başladı?

Mutfakla bağım çocukluk yıllarıma dayanıyor. Annemin işlettiği küçük bir meyhanede, sofraların etrafında paylaşılan hikâyeleri, mezelerin hazırlanışını ve mutfağın o özel enerjisini çok iyi hatırlıyorum. O dönem farkında değildim ama orada bir şey içime yerleşti.

Yemek yapmayı hep sevdim ama bunu mesleğe dönüştürmeyi hiç planlamamıştım. Annem, bu işin zorluklarını bildiği için aşçılığa yönelmemi de istemezdi. Fakat zamanla anladım ki bu benim yolumdu. Bir gün mutfakta kalmam gerektiğini hissettim ve o günden sonra da hiç çıkmadım.

 Arzu Öztürk

Kariyerini ve ilk iş tecrübeni doğru kronolojide paylaşır mısın?

Profesyonel mutfak yolculuğum Antre-G House Private Catering ile başladı. O dönemde özel davet ve butik organizasyonlarda görev alarak, farklı konseptlerde menüler hazırlama ve operasyon süreçlerinde aktif rol alma fırsatım oldu. Bu deneyim, mutfakta disiplin, planlama ve ekip uyumunun ne kadar önemli olduğunu erken yaşta anlamamı sağladı.

Ardından The House Hotel bünyesinde mutfak şefi olarak profesyonel otelcilik hayatına adım attım. Grubun üç otele büyümesiyle birlikte tüm operasyonun mutfak koordinatörlüğünü üstlendim ve bu görevi on yıl boyunca sürdürdüm. Bu dönemde menü geliştirme, ekip yönetimi ve sürdürülebilir mutfak kültürü üzerine önemli deneyimler kazandım.

Türk mutfağına düşünceleriniz nedir ve nasıl bakıyorsun?

Türk mutfağı, dünyanın en köklü ve en zengin gastronomi kültürlerinden biridir. Coğrafyanın bereketi, ürün çeşitliliği, tarih boyunca farklı medeniyetlerle kurduğu etkileşim bu mutfağı benzersiz kılar. Ancak tüm bu zenginliğe rağmen, Türk mutfağı hâlâ global ölçekte hak ettiği değeri tam olarak görmemektedir. Türk mutfağı sadece tariflerden oluşan bir gelenek değil; bir duygu, bir kimliktir. Bu sebepten yüzyıllardır biriken Anadolu mutfak hafızasının modern tekniklerle birleşmesi, bu kültürü geleceğe taşımanın en güzel yoludur. Klasik bir malzemenin çağdaş bir yorumla yeniden hayat bulması ya da unutulmuş bir reçetenin günümüz mutfak dilinde yeniden canlanması, bu dönüşümün en kıymetli tarafı olacaktır.

Bu mutfağa sahip çıkmak, geçmişe takılı kalmadan onun sesini bugüne taşımakla mümkün. Aslında mesele sadece yemek yapmak değil, bu toprakların hikâyesini doğru biçimde anlatabilmek.

 Arzu Öztürk

Dünyada mutfağında sıralamanız ve favorileriniz nedir?

Her mutfağın kendine ait bir karakteri, bir hikâyesi var. Bu yüzden mutfakları birbiriyle kıyaslamaktan çok, onları anlamayı ve keşfetmeyi seviyorum. Fransız mutfağının tekniğini, Japon mutfağının sadeliğini, Orta Doğu mutfağının baharat derinliğini çok kıymetli buluyorum.

Ancak Türk mutfağını bu listenin dışında tutmak gerekir; çünkü bana göre Anadolu mutfağı, tüm bu mutfakların sentezini içinde barındırıyor. Hem malzeme çeşitliliği hem kültürel birikimiyle inanılmaz bir zenginlik sunuyor.

Bir mutfağı sevmemin ölçüsü, sadece lezzet değil; o mutfağın felsefesine, dokusuna, malzemeye gösterdiği saygıya bağlı. Bu anlamda sade, gerçek ve doğaya yakın mutfakları her zaman bir adım önde görüyorum.

Hangi mutfakta iyisiniz?

En iyi olduğum mutfak, kendi kimliğimi kattığım mutfak diyebilirim. Türk mutfağının köklerinden beslenip onu modern tekniklerle yeniden yorumlamayı seviyorum. Geleneksel bir lezzeti günümüz sunum diliyle buluşturmak, bana her zaman daha yaratıcı geliyor.

Anadolu mutfağının doğallığını, Akdeniz mutfağının hafifliğini, Asya mutfağının denge anlayışını bir araya getirmeyi önemsiyorum. Yani belli bir ülkenin mutfağından çok, kendi bakış açımı ve kimliğimi yansıtan bir “harmoniyi” ön planda tutuyorum.

Benim için iyi mutfak; köklerine sadık, ama yeniliğe de cesurca açık olandır.

 Arzu Öztürk

Yeni bir lezzet yaratırken nelerden esinlenirsin yada bu lezzet nasıl ortaya çıkar?

Yeni bir lezzet yaratmak aslında bir fikir, bir duygu ya da bir an’dan doğuyor. Bazen bir kokudan, bazen bir renkten, bazen de çocukluktan kalan bir tat hafızasından… İlhamın tek bir kaynağı yok; önemli olan o fikri yakalayabilmek ve doğru malzemeyle buluşturabilmek.

Benim için her yeni tabak bir denge arayışı. Malzeme, teknik ve his aynı çizgide buluştuğunda ortaya gerçek bir lezzet çıkıyor. Yaratıcılık, çoğu zaman büyük sürprizlerden değil, sade ama anlamlı dokunuşlardan geliyor.

Bir lezzeti özel kılan şey, sadece tadı değil; taşıdığı ruh ve hikâyedir.

Michelin Yıldızı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Michelin Yıldızı elbette ki büyük bir prestij ve bu işe gönül veren her şef için önemli bir motivasyon. Ancak bana göre asıl değer, her gün mutfakta ürettiğin lezzetle misafirin kalbinde yer edebilmek. Bir tabak, sadece teknik olarak mükemmel değil; duygu olarak da doğru bir yere dokunabiliyorsa, işte o zaman anlam kazanıyor.

Bu ödül sistemi elbette sektöre disiplin, vizyon ve kalite standartları getiriyor. Ama mutfağın özü hâlâ aynı: samimiyet, emek ve hikâye.

Yani Michelin bir hedef olabilir ama asıl yolculuk, her gün aynı tutkuyla o ocağın başına geçebilmekte.

 Arzu Öztürk

Genç şeflere nasıl bir tavsiyede bulunursun?

Bu meslek sabır istiyor. Hızlı sonuç bekleyen biri için mutfak doğru yer değildir. Gerçek başarı zamanla, disiplinle ve çok çalışmayla gelir. Her gün yeniden öğrenmeye, değişmeye, gelişmeye açık olmak gerekir.

En önemlisi, işini gerçekten sevmek. Çünkü bu meslek sadece bilgiyle değil, duyguyla yapılır.

Hatalardan korkmamalarını da söylerim. Hata yapmayan gelişmez. Her başarısız tabak, bir sonraki başarının temelidir. Ve tabii ki ekip ruhu… İyi bir şef, sadece iyi yemek yapan değil, çevresindekileri büyüten kişidir.

Bir de şu var: ne yaparlarsa yapsınlar, tabaklarının içinde kalplerinden bir parça mutlaka olsun. Gerçek lezzet oradan gelir.

Yeni bir proje var mı? Yoksa ben yapacağım her şeyi yaptım mı diyorsun?

Bu meslekte “tamam” diye bir kelime olduğuna inanmıyorum. Mutfak sürekli değişiyor; ürünler, teknikler, bakış açıları… Her dönem yeni bir fikir, yeni bir heyecan mutlaka ortaya çıkıyor. Ben de bu değişimin içinde kalmayı, üretmeye devam etmeyi seviyorum.

Yeni projelerim arasında sürdürülebilirlik, yerel ürünleri çağdaş mutfak anlayışıyla birleştirmek ve genç şeflerle bilgi paylaşımına daha fazla zaman ayırmak var. Ayrıca yılların birikimini, deneyimlerimi ve hikâyelerimi bir kitap haline getirme fikri de beni çok heyecanlandırıyor. Belki o kitap hem bu mesleğe gönül verenler hem de mutfağın görünmeyen tarafına merak duyanlar için küçük bir rehber olur.

Kısacası; hâlâ öğreniyorum, hâlâ üretiyorum ve hâlâ ilk günkü heyecanla mutfakta olmaktan büyük keyif alıyorum.

Bu keyifli röportaj için teşekkür ederim.

 Arzu Öztürk

Candan Arıcı ile Formun ve Duygunun Yolculuğu

Pause Sanat ve Pause Dergi olarak sanat röportajlarımıza devam ediyoruz. Sanat denilince akla gelen ilk isimler arsasında yer alan ArtGalerim sahibi ve sanat menajeri Özlem Alıcı’nın bu ay ki konuğu sanatçı Candan Arıcı  oldu.  Sanata dair tüm sorularımızı tüm içtenliği ile cevaplarken yeni sergisi hakkında bilgi verdi. Keyifle okumalar…

Candan Arıcı

Heykel senin için nasıl bir ifade alanı? Seni ilk kez bu disipline çeken şey neydi?

Sanırım herkesin doğuştan, kendini bir biçimde ifade etme yönünde bir eğilimi var. Benimki üç boyutlu formları algılamak üzerine çocukluğumdan beri belirginleşmişti. Bu nedenle heykel benim için form üzerinden kendimi anlatabildiğim bir alan hâline geldi. Aslında çocukken oynadığım oyunlara, o plastik değerlerle kurduğum ilişkilere oldukça yakın bir ifade biçimi bu. Heykelle ifade etme isteğim çok içsel bir yönelim; adeta çocukluk oyunlarımın olgunlaşmış bir devamı gibi.

Eserlerinde biçim ve duygu arasında güçlü bir bağ hissediliyor. Bu dengeyi nasıl kuruyorsun?

Aslında bu sorunun cevabı biraz ilk soruda da gizli. Çünkü ben form üzerinden duygularımı ifade etmeye alışkınım. Bazen bir şeyi anlatmak yerine çizmeyi tercih ediyorum. Heykelde de temalarım çoğu zaman iç dünyamda olup bitenlerin biçime dönüşmesiyle ortaya çıkıyor. Benim için duygu, biçimin kaynağı ve heykel bunun dışavurumu.

Malzeme, heykelin kimliğini  belirleyen en önemli unsurlardan biri. Senin malzeme tercihlerinde sezgisel mi, yoksa düşünsel bir yön mü ağır basıyor?

Eskiden bronz ve sıcak cam gibi kalıcı malzemelerle çalışıyordum. Fakat son yıllarda ekonomik koşullar nedeniyle daha ulaşılabilir malzemelere yöneldim. Yine de gönlümde bronz ve sıcak camın yeri ayrı.

Candan Arıcı
Fiziksel olarak oldukça yoğun bir üretim sürecin var. Bu süreç senin için bir ritüel ya da meditasyon alanına dönüşüyor mu?

Evet, yaratım süreci benim için derin bir odak ve içsel bağ kurma alanı. Hem ruhsal hem zihinsel bir ritüel gibi. Eser bittiğinde bu bağı kesip bir sonraki sürece geçebiliyorum.

Günümüz çağdaş sanat ortamında heykelin konumu sence nasıl değişti? Dijitalleşme çağında heykel hâlâ dokunulabilir bir güç taşıyor mu?

Evet. İnsan dokunma duyusunu koruduğu sürece heykelin fiziksel varlığına olan ihtiyaç da sürecektir.

Son dönem çalışmalarında hangi temalar, duygular veya düşünceler seni en çok etkiliyor?

İnsanın kozmozla bağı, bedensel varlığı ve görülmeyen ‘tin’ tarafı işlediğim ana temalar. Dünya metaforları, balonlar, bulutlar bu nedenle işlerimde sıkça yer alıyor.

Genç heykeltıraşlara ya da bu alana ilgi duyan sanatçılara ne söylemek istersin?

Bu yol çok kişisel ve biricik bir yol. Herkes kendi rüyasının peşinde. Dilenen tek şey üretme şevkimizin hiç kaybolmaması.

Candan Arıcı

Biyografi

1980 yılında Almanya’nın Stuttgart kentinde doğan Arıcı, İstanbul’daki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Heykel eğitimi aldı. Sanatçı hâlen kentteki atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir. Arıcı’nın eserlerinde kompozisyonlar, figürün dramatik yapısından yararlanılarak oluşturulur. Malzeme seçimi bakımından sanatçı, heykellerinde bronz ve cam kullanarak formlarına hayat verir. Üç boyutlu çalışmalarına, yaşadığı coğrafyanın metaforik anlatımlarını da dahil eden Arıcı, üretimleri aracılığıyla içsel duygularının ifadesini sorgular.

Dünya Makarna Günü’nü İstanbul’da kutladık

Dünya Makarna Günü

Türkiye Makarna Sanayicileri Derneği (TMSD) bizi “Gelenekten Geleceğe” temalı, uluslararası bir zirve etkinliğinde bir araya getirdi. Kariyerinin DNA’sında makarna tutkusu olan, dünyanın en genç gurme ve yaşam yazarı olarak, bu “Dünya Makarna Günü Uluslararası” etkinliği benden tam not aldı. 25 Ekim’de Conrad Bosphorus’ta, Boğaz manzarası ve dünyanın en iyi makarnası kombosuyla unutulmaz oldu. Zirvenin kalbi tabii ki 25 Ekim Dünya Makarna Günü ruhuydu. Türkiye’nin durum buğdayından gelen o masum lezzetimiz, resmen yeniden doğdu. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve Diyetisyen Dilara Koçak’ın sunumunda makarnanın eksik bilinen besin değeri ve sağlık için yararı mercek altına alındı: Makarnanın düşük Gİ’li, lif zengini bir süper kahraman olduğunu bilimle kanıtladı ve dünya mutabakat bildirgesini imzaladılar. Panellerde makarnanın bilimini ve geleceğini konuşurken, Dünya Makarna Günü Elçisi Şef Maria Ekmekçioğlu’nun hazırladığı, hayal dünyasından zenginleştirerek sunduğu lezzetli tatlar harikaydı. Balkabaklı, limonlu ve aklımda kalan diğer lezzetlerle makarna, adeta mutfakta yıldızlaştı. Tam anlamıyla bir makarna şöleniydi bu etkinlik. Makarna konuşuldu, makarna yenildi. TMSD Başkanı Aykut Göymen ve Genel Sekreter Ayça Andıran’ın kusursuz organizasyonu İstanbul’a damgasını vurdu.

La Roche-Posay Saf C Vitamini Serumu

Sonbahar Dönüşümü: Işıltının Sırrı C Vitamini

Sonbahar rüzgarları esmeye başladığında, cilt bakım rutinimiz de hafiften bir ‘upgrade’ istemeye başlar. Yaz güneşiyle biriken yorgunluk, eşitsiz cilt tonu ve ışıltı kaybı, bu mevsimin en belirgin yükleridir. Tıpkı ağaçların yaprak dökmesi gibi, cildin de kendini yenileme dönemine girmesi şart. Bu noktada, antioksidan gücün zirvesi olan C Vitamini, kurtarıcı rolü üstleniyor. Cildin kolajen üretimini destekleyerek hem ince çizgilere karşı savunma oluşturur hem de yorgun cilde anında parlaklık katar. Bu sezonun ‘must-have’ ürünü ise, hassas ciltlerin bile bayıldığı La Roche-Posay Saf C Vitamini Serumu (Pure Vitamin C10) serisi. %10 Saf C Vitamini ve Salisilik Asit içeren bu yeni nesil formüller, cildi tahriş etmeden ölü derilerden arınmayı kolaylaştırıyor, cilt tonunu gözle görülür şekilde eşitliyor. Sabah rutininizin ilk adımı olarak bu ışıltı veren kahramanı rutininize ekleyerek, kışa girerken cildinizin sadece yenilenmiş değil, aynı zamanda içeriden aydınlanmış ve lekelere karşı güçlü bir bariyer kurmuş olmasını sağlayın. Unutmayın: Sonbahar, cildinizin yeni başlangıçlar yapması için en doğru zamandır!

Ahu Çağdaş

Uzun Saçın Gücü: Sessiz Lüks     

Uzun saçlar, geçici akımların ötesinde, her daim zirvedeki tahtını koruyan zamansız bir klasiktir. Onlar, sadece bir stil değil; zarafetin, özgüvenin ve güçlü bir kimliğin sembolüdür. Hollywood’un kırmızı halılarından günlük sokak stiline kadar, uzun saçın yarattığı o doğal şıklık, her dönemin modasına kolayca adapte olur. Ancak güncel trend, sadece uzunlukta değil, saçın kalitesinde gizli. Bu yılın mottosu: Lüks Doku ve Sağlıklı Parlaklık. Mat ve cansız bir uzunluk yerine, hareketli katmanlara sahip, sağlıklı yağlarla beslenmiş, adeta ipek gibi akan bir görünüme yatırım yapıyoruz. Saçın gücünü ve hacmini korumak, artık bir zorunluluk değil, bir sanattır. Doğal dalgalarla tamamlanan bu “silent luxury” görünümü, uzun saçı bir kez daha, en cool ve en güçlü aksesuarımız haline getiriyor.

“Dikkatim dağılıyor, yaptığım işe odaklanamıyorum” diyorsanız yalnız değilsiniz!

Genelde çocuklarda görülen “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” (DEHB) yetişkinlerde de odaklanmada zorluk, hiperaktivite ve dürtüsel davranışlar gibi kalıcı sorunların kombinasyonunu içeren bir zihinsel sağlık bozukluğu olarak tanımlanır. Yetişkinlerde DEHB istikrarsız ilişkilere, düşük iş veya okul performansına, düşük özgüvene ve diğer sorunlara yol açabilir.

Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığındaki azalma aslında rahatsızlık belirtilerinde azalma olduğuna işaret eder. Azalma eğilimine rağmen erişkin DEHB’si olan bireylerde bir işe başlayamama, iş yerinde verimsizlik, kötü zaman yönetimi, çok sayıda işe başlanmasına rağmen birçoğunu bitirememe, bir toplantı boyunca oturamama, stresle baş edememe, öfke atakları, aklına ilk geleni söyleme eğilimi, evlilik ve sorumluluklarının idaresi ile ilgili yoğun sorunlar sıklıkla ortaya çıkar. DEHB ister çocukluk ister erişkinlik döneminde olsun sadece kişiyi değil çevrelerini, ailelerini ve ebeveynlerini de etkiler.

Hemen hemen herkes hayatının bir noktasında DEHB’ye benzer bazı semptomlar deneyimlemiştir. Yaşadığınız zorluklar yakın zamanda ortaya çıktıysa veya geçmişte yalnızca ara sıra ortaya çıktıysa, muhtemelen DEHB’niz yoktur. DEHB tanısı belirtilerin hayatınızın birden fazla alanında devam eden sorunlara neden olacak kadar şiddetli olması durumunda konur. Bu kalıcı ve yıkıcı semptomların izi erken çocukluk dönemine kadar uzanabilir.

Bazı DEHB semptomları anksiyete veya duygudurum bozuklukları gibi diğer bozuklukların neden olduğu semptomlara benzer ve yetişkinlerde DEHB belirtileri, çocuklardaki DEHB belirtileri kadar net olmayabilir. Dolayısıyla DEHB’si olan birçok yetişkin çoğu zaman bu durumun farkında değildir ve uzun bir süre DEHB tanısı almayabilir. DEHB’li bir yetişkin odaklanma sorunu yaşadığı için iş yerinde toplantıları unutabilir, projelerin teslim tarihlerini kaçırabilir, dürtülerini kontrol edemediği gibi trafikte ya da sıra beklerken öfke patlamaları yaşayabilir.

Yetişkin DEHB semptomlarına genel olarak bir göz atarsak:

  • Dağınıklık
  • Dürtüsellik
  • Huzursuzluk
  • Önceliklendirme sorunları
  • Zayıf zaman yönetimi ve planlama
  • Odaklanma sorunları
  • Çoklu görevleri yürütememe
  • Aşırı aktivite
  • Sık ruh hali değişimleri
  • Görevleri takip etme ve tamamlama sorunları
  • Öfke patlamaları
  • Stresle başa çıkmada zorluk

DEHB’li birçok yetişkinde aynı zamanda depresyon, bipolar bozukluk veya başka bir duygudurum bozukluğu da olabilir. Duygudurum sorunları mutlaka doğrudan DEHB’den kaynaklanmasa da DEHB kaynaklı tekrarlanan başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları ruh halini daha da kötüleştirebilir. DEHB’li yetişkinlerde anksiyete bozukluğuna da oldukça sık rastlanır. Anksiyete bozuklukları aşırı endişeye, sinirliliğe ve diğer semptomlara neden olabilir. DEHB’nin neden olduğu zorluklar ve aksaklıklar kaygıyı daha da kötüleştirebilir. Bunların yanısıra DEHB’li yetişkinler kişilik bozuklukları ve madde kullanım bozuklukları gibi diğer ruhsal bozukluklar açısından da yüksek risk altındadır. Başka ruhsal bozuklukların eşlik etmesi bazen DEHB semptomlarının gizlenmesine, örtük kalmasına ya da ilaçlarla bir bozukluğu tedavi ederken diğerinde bozulmalar ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

DEHB ile ilgili güçlükleri çocukluklarından beri yaşayan kişiler hem erişkinlik döneminde benzer belirtiler sergilerler hem de bazen belirtiler gerilese bile çocukluk döneminde almış oldukları hasarların yansımalarını yaşam boyu taşırlar. Tedavi edilmediğinde süreklilik gösteren bu rahatsızlığın doğru bir şekilde tanısının konup uygun tedavilerin alınması önemlidir. Önlenebilir kayıplara engel olabilmek için rahatsızlık fark edildiğinde tüm imkânlar kullanılarak etkin bir tedavi hızlı ve dikkatli bir biçimde başlatılmalıdır.

Yetişkinlerde DEHB tedavisi çocukluk çağındaki DEHB tedavisine benzer. Nörobiyolojik zemini olan DEHB’nin tedavisi için yapılandırılmış bilişsel davranışçı psikoterapinin yanısıra ilaç tedavisi de uygulanabilir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri DEHB semptomlarını yönetmede yardımcı olabilir. Destek grupları, bu sorunu yaşayan diğer yetişkinlerle deneyimleri paylaşma ve stratejileri öğrenme fırsatı sunar.

Okuduğunuz bu semptomları yaşadığınızı düşünüyorsanız asla umudunuzu yitirmeyin ve bir ruh sağlığı uzmanından destek almak için hemen şimdi ilk adımı atın. Unutmayın, uygun tedavi ve stratejilerle bu bozukluk ile başa çıkabilir ve başarılı bir yaşam sürdürebilirsiniz.

Kl. Psk. Şehnaz Tuna

25 Ekim 2025