Yazılar

Sara Stanley “Neden Düşünmeliyiz?”

Çocukların dünyayı sorgulama biçimlerinden ilham alarak düşünmeyi bir oyun alanına dönüştüren Sara Stanley’nin Neden Düşünmeliyiz? 3 Yaştan 11 Yaşa Kadar Felsefi Oyun adlı kitabı Dinozor Çocuk’tan* çıktı! Çocuklarla felsefi düşünmenin hem mümkün hem de ne kadar gerekli ve eğlenceli olabileceğini gösteren Neden Düşünmeliyiz?, sınıf içinde uygulanabilecek yaratıcı etkinlikler, açık uçlu sorular ve düşünceyi harekete geçiren oyunlardan oluşuyor. Öğretmenler, eğitmenler ve ebeveynler için ilham verici ve pratik bir rehber sunan kitap, ezberci öğrenmenin ötesine geçmeyi, merak duygusunu canlı tutmayı ve çocuklarda eleştirel düşünmenin temellerini atmayı amaçlıyor.

Sinan Akçıl ve Mustafa Erol’un Esme’si Esti Geçti

4 Akustik çalışma ile müzik hayatına start veren  Mustafa Erol, ilk profesyonel çalışmasını geçtiğimiz günlerde yayınladığı “Esme” şarkısıyla gerçekleştirdi. Şarkıya eşlik eden, aynı zamanda söz ve müziğinde de imzası bulunan Sinan Akçıl ile “Esme” şarkısında buluşan Mustafa Erol, düet çalışmasıyla  tüm dijital platformlarda kısa sürede yakaladığı başarıyla adından söz ettirdi. Tüm platformlarda    aynı anda yayınlanan şarkı binlerce beğeni alırken YouTube’da ise 1 milyon barajını kısa sürede geçti.

Ahmet Vatan “Oğul”

Babasının ölüm haberini alan Barış, cenaze için İstanbul’dan Bodrum’a doğru yola çıkar. Yüzleşmekten kaçtığı geçmişinin peşine düşen Barış’ın durakları babası Kemal, annesi Zerrin ve kardeşi Ayşe’yle olan anıları olur.

Barış’ın yol hikâyesi Oğul, iletişimsizlikle birbirini yaralamış, birbirini aynı çatı altında tanımamış ve dört bir yana savrulmuş bir ailenin yıllara yayılan hikâyesidir.

Anıl Piyancı’dan yeni albüm “Paradigma”

Anıl Piyancı, uzun süredir teklilerle adım adım duyurduğu ve heyecanla beklenen yeni albümü “Paradigma” ile dinleyicilerinin karşısına çıkıyor.

Sony Music Türkiye etiketiyle dinleyicilere sunulan “Paradigma”, 14 şarkılık çarpıcı hikaye anlatısı ve müzikal tarzıyla dikkat çekiyor.

Sözlerinde çatışmaları, toplumsal gözlemleri ve bireysel dönüşüm hikayelerini işleyen Anıl Piyancı, dinleyicileri hem kendi hikayesine hem de onların hayatlarında gerçekleşen değişimlerin farkındalığına çağırıyor.

Albümdeki şarkıların sıralaması şöyle; Öfkemin Esiri, Şüpheleniyorum, Bi Rüya Gibi, İstemem İtiraz, Ne Saçma Dertlerimiz Var, Korkmadan, Çokta Gerçeğim, Flört, Yeniden Başlar, Uzayda Aşk, Bi Çare Yok Mu?, Yollar, İstanbul ve Sıkıcı Bahaneler.

 

Fatma Turgut’tan aşkın sessiz vedası: “Güzel Bir Son”

Türk rock müziğinin güçlü sesi Fatma Turgut, dinleyicilerini biten bir aşkın ardından gelen o derin sessizlikle buluşturuyor. “Güzel Bir Son”, hüzünle kabullenişin iç içe geçtiği bir hikâye anlatıyor.

Sözleri Fatma Turgut ve Umut Er’in ortak kaleminden çıkan şarkının bestesi ve aranjesi Umut Er imzası taşıyor. Fatma Turgut, güçlü yorumuyla bu defa vedanın en zarif halini kelimelere taşıyor.

Burcu Kısakürek’ten yeni şarkı ‘’Öyle Pişmanlıklar’’

Pop, caz, elektro pop gibi birden fazla müzik türünü harmanladığı başarılı projeleriyle tanınan Burcu Kısakürek, yeni şarkısı ‘’Öyle Pişmanlıklar’’ müzik severlerle buluştu.

Söz ve müziği Burcu Kısakürek’e ait olan şarkı, Ateş Berker Öngören’in modern ve cesur düzenlemesiyle bambaşka bir boyuta taşınıyor. Elektronik ve rap unsurlarla harmanlanan şarkı, dinleyiciyi kendi pişmanlıklarıyla yüzleşmeye davet ediyor.

Şarkının iddialı görsel dünyası da en az müziği kadar etkileyici. Klipte, Umut Yıldırım’ın bir sanat galerisini andıran kısa videoları ve güçlü portreleri kullanıldı. Bu görsellerin konsept tasarımı, styling ve post-production süreçleri U Studio tarafından, videolar Burak Özen tarafından ve saç tasarımı Engin Çakmak tarafından gerçekleştirildi.

Deniz Gök “Çıkma Teklifi Geri Gelsin”

Eyyy benim âşık olmaktan usanmayan, date’ten date’e koşan, her date’ini sevgilisi yapmak isteyen, umudu bitmek tükenmek bilmeyen ama takılmaktan da öteye gidemeyen güzel kardeşim, flörtler artık el ele gezecek, utanmadan, çekinmeden “O benim sevgilim,” diyecek, fotoğraf paylaşacak, sosyal medya biyografisine baş harfini yazacak. İsmini koluna dövme olarak yaptıracak. Sana andımız olsun: ÇIKMA TEKLİFİNİ GERİ GETİRECEĞİZ.

Doğal deyip rastgele alınan her şey riskli olabilir!

Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık sisteminin kendi beyin dokusuna saldırdığı kronik bir hastalık olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bu süreci ‘beyinde başlayan bir iç savaş’ olarak tanımlıyor.
Kadınlarda daha sık görülen MS’in seyrinin her hastada farklı olduğunu aktaran Tarlacı, “İki MS hastasını yan yana koysanız biri ayakta, diğeri tekerlekli sandalyededir. Bu fark, erken teşhis ve yönetimin önemini gösterir.” dedi. Tamamlayıcı tedavilerin, tıbbi tedaviyi desteklemek şartıyla faydalı olabileceğini, ancak alternatif tedavilerin ciddi riskler taşıdığına dikkat çeken Tarlacı, bitkisel takviyelerin masum olmadığını, ilaçlarla etkileşimlerinin tehlikeli olabileceğini hatırlattı. Tarlacı, MS hastalarına bilimsel temeli güçlü, güvenli yöntemleri tercih etmeleri çağrısında bulunuyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Multiple Skleroz’un (MS) nedenleri, belirtileri, hastalık süreci ve özellikle tamamlayıcı ile alternatif tedavi yöntemleri arasındaki farklar ile olası riskleri anlattı.
Bağışıklık sistemi düşmanı dışarıda değil, içeride arar…
Multiple Skleroz’un (MS), bağışıklık sisteminin beynin kendi yapılarına saldırarak hasar oluşturduğu bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu, beyinde başlayan bir iç savaş gibidir. Bağışıklık sistemi düşmanı dışarıda değil, içeride arar ve beynin en temel yapı taşlarına saldırır.” dedi.
MS’in genellikle 20-40 yaş arasındaki bireylerde ortaya çıktığını ve kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık görüldüğünü kaydeden Tarlacı, “Türkiye gibi güneşli ülkelerde bile D vitamini eksikliği, sigara kullanımı ve modern yaşam tarzı MS riskini artırıyor.” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Prof. Dr. Sultan Tarlacı

Elektrik kablosunun yalıtımı bozulursa kıvılcım çıkar, kısa devre olur; beyinde olan da budur!
Normalde bağışıklık sisteminin beyin dokusuna müdahale edemediğini, çünkü arada bir ‘kan-beyin bariyeri’ bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Ancak bu bariyer zedelendiğinde bağışıklık sisteminin saldırgan hücreleri beyin içine sızar ve miyelin kılıfına saldırır. Bu süreçte CD8+ ve CD4+ lenfositler, NK hücreleri, B hücreleri gibi birçok aktör adeta bir işgal gücü gibi davranır. Plak dediğimiz lezyonlar da işte bu savaşın izleridir.” dedi.
Sinir hücrelerinin iletiminin miyelin kılıfla sağlandığını dile getiren Tarlacı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yalıtım maddesi bozulduğunda elektriksel ileti kopar. MS’in fiziksel semptomları da bu iletim bozukluğunun sonucudur. Elektrik kablosunun yalıtımı bozulursa kıvılcım çıkar, kısa devre olur; beyinde olan da budur.”
Hastalık her bireyde farklı seyrediyor!
MS’in kadınlarda daha sık görülmesinin, hormonel ve genetik faktörlerle ilişkili olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Özellikle östrojenin bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri burada önemlidir. Kadın vücudu doğası gereği farklı bağışıklık reflekslerine sahiptir. Bu, MS gibi otoimmün hastalıklarda bazen dezavantaja dönüşebilir.” dedi.
Hastalığın seyrinin her bireyde farklı olduğunu vurgulayan Tarlacı, “Relapsing-Remitting, Secondary Progressive, Primary Progressive gibi türleri vardır. İki MS hastasını yan yana koysanız biri ayakta, diğeri tekerlekli sandalyededir. Bu fark, erken teşhis ve yönetimin önemini gösterir.” açıklamasını yaptı.
Bir MS hastasının hikâyesi, kişilik ve ruhsal dengeyle de ilgili!
“MS sadece genetik bir hastalık değildir.” diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, genetik bir eğilimin üzerine binen çevresel ve immünolojik etkileşimlerin bir ürünü olduğunu aktardı.
Epstein-Barr virüsü enfeksiyonları, çocuklukta geçirilen viral hastalıklar, 17 yaş öncesi sigara kullanımı, D vitamini eksikliği ve ekvatordan uzaklaştıkça artan coğrafi risk faktörlerinin bu hastalığın gelişiminde etkili olduğunu ifade eden Tarlacı, şunları söyledi:
“MS sadece sinirsel değil, nöropsikolojik ve sosyal boyutları olan bir hastalıktır. Beynin bilgiyi işlemesini, duyguları yönetmesini, hatta kimlik algısını bile değiştirebilir. Bu yüzden bir MS hastasının hikâyesi sadece kas değil, kişilik ve ruhsal dengeyle de ilgilidir.”
Tamamlayıcı tedavi tıbbi tedaviyi destekliyor, alternatif tedavi ise reddediyor!
MS genç yaşlarda başlayan, yıllar süren ve seyri belirsiz bir hastalık olduğu için hastaların genellikle klasik tıbbın yanında yeni çareler aradığına dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “MS hastalarının büyük kısmı genç, eğitimli, üretken ve sorgulayıcı kişilerdir. Bu da onları doğal olarak tamamlayıcı ve alternatif tedavilere yöneltir. Ama neyin doğru, neyin tehlikeli olduğuna dair bilgileri eksiktir.” dedi.
Tamamlayıcı tedavinin, tıbbi tedaviye ek olarak uygulanan destekleyici yöntemler; alternatif tedavinin ise bilimsel temelden uzak olup tıbbi tedavinin yerine konulmaya çalışılan, ciddi riskler taşıyabilen uygulamalar olduğunu söyleyen Tarlacı, şu ifadeleri kullandı:
“Birinin amacı desteklemek, diğerinin amacı tıbbi sistemin yerine geçmektir. Bu çok tehlikeli bir çizgidir. Bazı bitkisel destekler doğrudan MS ilaçlarıyla etkileşime girer ve tedaviyi sabote edebilir. Sarı kantaron, antidepresanlarla etkileşir, serotonin sendromu yapabilir. Greyfurt suyu karaciğer enzimlerini bloke eder, ilaçların toksik hale gelmesine neden olabilir. Ginkgo biloba kan sulandırıcı etki yapar, beyin kanaması riskini artırabilir. Zerdeçal bağışıklık sistemini uyarır, MS’in alevlenmesine yol açabilir. Kava Kava karaciğer hasarına neden olabilir, bağışıklık baskılayıcılarla birlikte alınırsa risk artar. Bitkisel bir şey doğal diye masum değildir, zehirli mantar da doğaldır ama öldürür.”

Umut tacirliği MS hastaları için büyük bir sorun!
Bilimsel olarak güvenli tamamlayıcı yöntemler olduğuna değinen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Meditasyon ve zikir, stresi azaltarak bağışıklık sistemini sakinleştirir. Egzersiz denge, dayanıklılık ve kas kontrolünü artırır. Müzik terapisi beynin duygusal bölgelerini uyarır, ağrı eşiğini yükseltebilir. Yoga ve nefes egzersizleri sinir sistemini regüle eder, gevşeme sağlar. Kegel egzersizleri pelvik kasları güçlendirir, idrar kontrolünü destekler.” dedi.
Tamamlayıcı tedavinin, ancak tıbbi tedaviyi inkâr etmeden, onun yanında bir yardımcı oyuncu gibi davranırsa faydalı olduğunu vurgulayan Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Umut tacirliği MS hastaları için büyük bir sorundur.Kök hücreden tutun da yılan zehri ve padma-28 gibi bilimsel temeli olmayan ürünlere kadar birçok yöntem sadece umudu sömürür. Bazıları pahalı, bazıları zararlı, bazıları ise sadece zaman kaybettirir. Kortizonlarla, interferonlarla ve antidepresanlarla etkileşebilecek bitkilere dikkat edilmeli. Spirulina aşırı bağışıklık uyarımı yapabilir. Koenzim Q10 kan sulandırıcılarla birlikte kullanılmamalıdır. Melatonin uyku bozukluğuna iyi gelse de diğer ilaçlarla doz kontrolü şarttır. Selenyum ve çinko eksiklikte faydalı olsa da fazlası toksik olabilir.

MS hastalarının bu maddeleri kullanmadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerekir. Doğal deyip rastgele alınan her şey riskli olabilir. Tüm bitkisel destekler hekime danışılmalı, ilaçlarla etkileşimleri gözden geçirilmelidir. Kullandığınız tüm ilaçları ve destekleri bir listeye yazın, çakışma riskini azaltın. Bilinmeyen ürünleri, özellikle internetten temin edilen takviyeleri kullanmayın. Meditasyon, müzik, egzersiz gibi bilimsel yönü güçlü tamamlayıcıları tercih edin. MS hastaları bilgili ve meraklı oldukları için bazen tuzağa düşerler. Alternatif tedaviye yönelmek yerine, akıllı tamamlayıcılar seçilmelidir.”

Ipsos “Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenlerinden Biri Olarak” tanındı

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, Forbes tarafından Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenleri 2025 listesinde yer aldı.

Forbes ve Statista tarafından gerçekleştirilen bağımsız araştırmanın sonucuna göre, Ipsos, tüm çalışanlarına kişisel ve profesyonel hedeflerine ulaşmaları için gerekli desteği sunan adil ve kapsayıcı bir iş yeri olarak tanımlandı. Forbes’un ABD listesinde art arda ikinci kez listede yer alan şirket, aynı zamanda global listede de yer alıyor.

Ipsos Kuzey Amerika CEO’su Mary Ann Packo görüşlerini şu şekilde ifade etti: “Ipsos’un en büyük gücü her zaman çalışanları olmuştur. Kadınlar başta olmak üzere, Ipsos’taki herkesin büyüme, liderlik etme ve etki yaratma konusunda kendini yetkin hissetmesi çok önemli. Kapsayıcı kültüre bağlılığımız, sektörün en parlak yeteneklerini çekmemizi ve uzun yıllar birlikte çalışmamızı sağlıyor. Bu özelliği Ipsos’u yenilikçi, kalıpları yıkan ve yüksek kariyer tatmini yaşatan harika bir yer yapıyor”.

Forbes ve Statista, değişime öncülük eden ve cinsiyet eşitliğini desteklemek için çalışan şirketleri belirlemek amacıyla ABD’de yüz elli binden fazla çalışan kadınla, işverenleri ve ücretler, ebeveynlik izni, eşitlik ve kapsayıcılık konularındaki uygulamaları hakkında görüşmeler yaptı. Ipsos’un bu çalışmadaki güçlü konumu, ücret eşitliği konusundaki kararlılığını ve sektöre örnek teşkil eden aile ve ebeveyn desteği politikalarının bir sonucu. Bu aynı zamanda, kadınların Ipsos’taki kariyerlerinde ilerlemelerine destek olan mentorluk programı “Gender Balance Network” (Cinsiyet Eşitliği Ağı) gibi girişimlerin başarısını da ortaya koyuyor.

Çalışanlara yönelik inisiyatiflerin yanında, Ipsos, pazarlama araştırmaları sektöründe etki yaratmak ve reklamlarda gerçek temsiliyetin gelişmesine katkı sunmak için de çalışıyor. Medya, pazarlama ve eğlence dünyasından liderleri toplumsal cinsiyet önyargısını ortadan kaldırmak amacıyla bir araya getiren SeeHer inisiyatifinin ilk araştırma üyesi olarak, müşterilerine daha adil bir medya ortamı şekillendirmelerine destek veriyor.

Pazardaki öncü yaratıcı optimizasyon çözümü Creative|Spark aracılığıyla Ipsos, kadınlar ve kız çocuklarını içeren tüm reklamları değerlendirmek için Gender Equality Measure® (GEM) çerçevesini uyguluyor. Bu veri odaklı yaklaşım, markalar ve ajansların önyargıları tespit edip azaltmalarını sağlayarak kadınların ve kız çocuklarının nasıl tasvir edildiği ve görüldüğü konusunda anlamlı bir değişim yaratıyor. Ipsos, bu hareketi ilerletmek amacıyla ANA ve SeeHer ile birlikte otantik reklamcılığın itici güçleri üzerine liderlik çalışmaları yayımlıyor.

Şirket aynı zamanda bu alanda ilerleme ve gelişmeyi hızlandırmak amacıyla çeşitli kuruluşlarla da iş birliği yapıyor. Amerika’da Reklam Araştırmaları Vakfı’nın (ARF) genç araştırmacılar için düzenlediği WIDE programına, ARF Genç Profesyoneller ve ARF Kadın Analitikçiler koalisyonuna aktif olarak katılıyor. Ayrıca The Female Quotient ile kurduğu ortaklıkla, bilgiyi güç haline getirmeyi amaçlayan çeşitli girişimlere yatırım yapıyor; sektörün sistematik değişim ve kalıcı etki yaratan içgörülerle güçlenmesini destekliyor.

Ipsos Türkiye CHRO’su Yaprak Kılıççı ise bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirdi: Forbes tarafından Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenleri 2025 listesinde yer almak, Ipsos’un kapsayıcı ve eşitlikçi yaklaşımının güçlü bir göstergesi. Bu vizyon, Ipsos’un faaliyet gösterdiği tüm ülkelere yayılıyor. Türkiye’de de bu kültürü en iyi şekilde yansıtacak adımları atıyoruz. Ipsos’un düzenli olarak takip ettiği Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde, Ipsos Türkiye olarak en yüksek skora sahip ülkeyiz. Bu endekste kadın oranı, hem toplamda hem de tüm seviyelerde; ücret artışları, bonus oranları ve terfi süreçlerindeki eşitlik gibi pek çok kriter değerlendiriliyor. Türkiye’de %70’i kadınlardan oluşan bir şirket olarak, eşitlik, temsil ve güçlenme kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Çalışanlarımızın, özellikle kadınların, büyüme, liderlik etme ve etki yaratma konusunda kendilerini güçlü hissetmeleri bizim için temel öncelik. 12 kişilik İcra Kurulumuzun 8’inin kadın olması da bu kararlılığın en somut göstergesi.

Destek verdiğimiz araştırma projelerimizle de eşitlikçi yaklaşım için çalışıyoruz. Çalışma hayatına ara veren kadınların yeniden çalışmaya dönmesine destek olmak için çalışan YenidenBiz ile bir çalışma gerçekleştirdik. İşe ara veren kadınların geri dönüş yolculuklarını araştırarak önemli içgörüler sağladık. KAGİDER ile yürüttüğümüz Kadınların İş Gücüne Katılım ve Girişimcilik Eğilimi Araştırması’nda Kahramanmaraş’taki girişimci kadınların ihtiyaçlarına göre eğitim içeriklerinin geliştirilmesine destek olduk. Payda Derneği ile ise iki yıldır kız çocuklarının eğitimde eşit fırsatlara sahip olması için projeler gerçekleştiriyoruz.

Hibrit çalışma modelimiz ve yılda iki ay tamamen uzaktan çalışma imkânımız, kadınların iş ve özel yaşam dengelerini korumalarına önemli ölçüde katkı sağlıyor. Esnek çalışma uygulamalarımız, çalışanlarımızın hem profesyonel hedeflerine odaklanabilmelerini hem de kişisel yaşamlarında ihtiyaç duydukları zamanı yaratabilmelerini mümkün kılıyor. Bu yaklaşım, özellikle ebeveynler ve bakım sorumluluğu olan çalışanlarımız için büyük bir destek sağlarken, iş hayatında uzun vadeli bağlılığı ve verimliliği de artırıyor. Ipsos Türkiye olarak, kapsayıcı ve destekleyici çalışma ortamımızla yetenekleri çekmeye, geliştirmeye ve güçlendirmeye; yarattığımız güven ortamı sayesinde uzun yıllar birlikte üretmeye devam edeceğiz.

Elizabeth Day “Saksağan”

Marisa ve Jake, kusursuz bir çifttir; yeni kiracıları Kate de kusursuz bir ev arkadaşıdır. İnanın sadece ödediği kira, bebek sahibi olma çalışmalarına başlamalarında ihtiyaçları olacak geliri sağlayacağı için de değil. Gerçi tamam, hiç kimse kusursuz değildir, yanlış ifade etmiş olmayalım. Görünüşe bakılırsa Kate, kişisel sınırları pek önemsemez, hatta Jake’le zaman zaman fazla samimi görünür. Yine de Marisa bunun moralini bozmasına izin vermez. Ne de olsa Kate kısa süre içinde gidecektir ve kendisi, Jake ve müstakbel bebekleriyle baş başa kalacaktır. Sorun şu ki hamile kalmak göründüğü kadar kolay değildir. Kısırlık tedavisi ve yanlış başlangıçlarla geçen aylar içinde Jake ile Marisa’nın kusursuz ilişkisi zorlu bir sınava tabi tutulur. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de Kate’in sınırları zorlayan tavrı işin tuzu biberi olur: Kate, bu çekirdek aileyi iyice takıntı haline getirir. Peki kimdir bu kadın? Marisa ve Jake ile ilgili her şeyi nasıl bilmektedir? Bu sorunun cevabının peşinden koşan Marisa, her şeyi kaybetmeyi göze alır: kusursuz aşkını, kusursuz ailesini ve kusursuz kendisini.