Yazılar

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

Türkiye’de elektrikli araç sayısının artması dönüşümün sinyalimi?

  • Elektrikli araçlar toplumun gündeminde yer alıyor mu, nasıl yer alıyor?
  • Bu konuda en çok konuşulan üç başlık nedir?
  • Erişim payı son iki yılda nasıl bir o paya sahip?
  • Yurtdışına kıyasla araçlara erişilebilirlik ile ilgili ilk sırada yer alan engel ne?
  • Tüketicilerin bu araçlarla ilgili endişeleri var mı, bunlar nelerdir?
  • Tüketici beklentilerinde ne var?
  • Toplumun tutumu yenilikçi deneyimlere karşı nasıl?
  • Tüketiciler için cazip unsurlar arasında öne çıkan nedir?
  • Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya neler teşvik ediyor? 
  • Süreçte hangi tutuma sahip markalar  sektör liderliğini arttırıyor olacak? 

 2023’TE ELEKTRİKLİ ARAÇ İLE İLGİLİ KONUŞMALAR İKİ KAT ARTTI… 

Elektrikli araçlarla ilgili toplumda yapılan konuşmaların hızla arttığı gözlemlenmektedir. Özellikle sosyal medya platformları, bu konuşmaların merkezi haline gelmiştir. Instagram, Twitter ve diğer sosyal medya kanallarında, bireyler elektrikli araçlarla ilgili son gelişmeleri, teknolojik yenilikleri ve çevresel faydalarını sıkça tartışmaktadır. Bu tartışmalar özellikle Togg ve Tesla lansmanlarının gerçekleştiği Mart ve Nisan aylarında izlnmiştir. Yılın ilk üç çeyreğinde  %101 Elektrikli araçların çevreye olan olumlu etkileri, düşük karbon ayak izi ve sıfır emisyon gibi kavramlar, bu konuşmaların odak noktasını oluşturmaktadır. Ayrıca, otomotiv endüstrisindeki büyük markaların elektrikli araç üretimine yönelik hamleleri ve hükümetlerin teşvik politikaları da, toplumdaki ilgiyi ve konuşmaları artıran etkenler arasında yer almaktadır. Bu tartışmalar, gelecekteki ulaşım dönüşümü ve çevresel sürdürülebilirlik konularında önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki bu konuşmalar sadece trend değil bir dönüşümün göstergesi olarak değerlendirilmelidir.

 LANSMANLAR KONUŞMALARIN ZİRVE NOKTALARINDA ETKİLİ OLDU… Sosyal medya trendlerine bakıldığında, marka lansmanlarının dönemsel zirvelerde büyük etkisi olduğu gözlemlenmektedir. Özellikle 2023 yılında, tüketicilerin otomotiv endüstrisinin genelindeki ilgisinin arttığı görülmektedir. Markaların yeni elektrikli araçlarını tanıttığı lansmanlar, sosyal medyada büyük yankı uyandırmaktadır. Bu trend, tüketicilerin çevre dostu ulaşım ve sürdürülebilirlik konularına olan ilgisinin giderek arttığını göstermektedir.

 

TWİTTER’IN PAYI DÜŞERKEN, YOUTUBE VE FORUMLAR YÜKSELİYOR.

Twitter’ın payının azalmasıyla birlikte, YouTube ve forumlar gibi video odaklı platformlar, elektrikli araçlar konusunda giderek artan bir ilgi ve etkileşim seviyesiyle parlıyor. Özellikle elektrikli araçlarla ilgili videolar ve bu videolara yapılan yorumlar, paralel bir şekilde büyüyerek dikkat çekiyor. YouTube ve Instagram gibi görsel medya mecraları, kullanıcıların interaktif ve görsel içerikler aracılığıyla elektrikli araçlar hakkında daha derinlemesine bilgi edinmelerini ve deneyimlerini paylaşmalarını sağlıyor. Bu platformlar, tüketicilerin elektrikli araçlarla ilgili tercihlerini şekillendirmede giderek daha etkili bir rol oynuyor.

Tüketici gündeminde ana konu Elektrikli araçlara erişim

Tüketici gündeminde elektrikli araçlara erişim, günümüzün en önemli konularından biri olarak öne çıkıyor. Elektrikli araçlarla ilgili konular arasında ise fiyat ve maliyetler, belirleyici bir rol oynuyor. Bu konu kapsamında, araç fiyatları, vergiler, sipariş süreçleri ve teslimat zamanlamaları gibi unsurlar yoğun bir şekilde tartışılıyor ve bu konu kümesi %31’lik bir paya sahip. Sektör konuları ise lansmanlar, teşvikler, fabrikaların durumu, sektöre yapılan yatırımlar ve geleceğe yönelik tahminlerle dolu. Bu alanın gündemdeki payı ise %22 olarak belirlenmiş durumda. Araçların menzili, şarj altyapısı gibi sektöre özel konular ise elektrikli araçların geleceğini belirlemede önemli bir role sahip ve üçüncü büyük ana konuyu oluşturuyor. Bu veriler, elektrikli araç endüstrisinin dinamiklerini ve tüketicilerin önceliklerini yansıtıyor, aynı zamanda da sektördeki gelişmeleri izleyenler için önemli bir yol gösterici niteliği taşıyor.

Ipsos Türkiye Sosyal Dinleme ve Analitik Hizmet Birimi Lideri ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN, verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu ;

Türkiye’de tüketicilerin elektrikli araçlara olan ilgisi ve merakı dikkate değer ölçüde artıyor. 2023’te dijital mecralarda, elektrikli araçlar hakkında yapılan paylaşımlar önceki seneye göre yaklaşık iki katına çıktı. Google arama verisinde de benzer bir artış var. Her iki veriye beraber bakıldığında artan ilgi, tüketicilerin sektörel gelişmelere ve lansmanlara son derece duyarlı olduğuna ve bunları yakından takip ettiğine işaret ediyor.

Değişen sadece elektrikli araçtan daha çok bahsedilmesi değil; nasıl bahsedildiği ve bahsedilen konular. Lansmanlara paralel olarak bir markadan bahsedenlerin oranı 2022’de %73 iken, 2023’te %80’e çıkıyor. Tüketiciler 2022 yılına kıyasla daha fazla sürüş deneyimine dair görüş ve yorum paylaşıyor. Konuşma tonunda nötr içerikler azalırken, olumlu ya da olumsuz olarak sınıflandırdığımız içerikler artıyor. Elektrikli araç gündemleri tüketiciye artık daha çok temas ediyor.

Elektrikli araç tüketicisi elektrikli araçlara bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Sadece satın alım süreci ya da kendi deneyimi değil, sisteme dair finansal, teknolojik ve sosyal boyutlar hem bugünü hem geleceğiyle tartışılıyor. Türkiye’de tüketici, elektrikli araç ekosisteminin ne derece gelişmiş olduğunu ve yakın zamanda ne derece gelişeceğini, dünyadaki elektrikli araç merkezli dönüşümün hızına Türkiye’nin nasıl ayak uyduracağını, geçişin zamanlamasını, başta Çin ve Avrupa pazarlarını, alternatif enerjileri konuşuyor.

Tüketiciler, elektrikli araç ekosisteminin, şarj altyapısından teknolojik gelişmelere kadar geniş bir yelpazede konuların gelişimini merak ediyor ve bu faktörler satın alma kararlarını etkiliyor. Çünkü tüketiciler, sadece satın almak istediği araçla ilgili değil, elektrikli araçlar ekosisteminin finansal, teknolojik, sosyal ve altyapısal yeterliliğine dair her faktörü, bugünü ve geleceğiyle gözden geçirmek durumunda. Bu karmaşık ve belirsizliklerin olduğu süreçte bilgiye, güvene, desteğe ve iyi partnerlere ihtiyaçları var. Burada da yine markalara görevler düşüyor. Tüketici kaynaklı dijital içeriklerin niceliksel ve niteliksel dönüşümü, yarattığı özgün gündem başlıkları ve yüksek etkileşim, sektöre eşsiz bir bilgi kaynağı sunuyor. Markaların tüketici gündemini ve içeriklerini takip etmesi ve desteklemesi şart. Analiz ettiğimiz yaklaşık 500 bin tüketici paylaşımında, en çok bahsedilen konular, fiyatlar, vergiler ve maliyetler. Araca erişim hem 2022’de hem de 2023’te en yüksek paya sahip konu. Yurtdışına kıyasla daha zayıf bulunan teşvikler ve yüksek vergiler, elektrikli araçların erişilebilirliği konusunda önemli bir engel olarak görülüyor. Enflasyon ve döviz kurlarındaki değişim, uzun sipariş süresi ile de birleşince erişim konusu tüketicinin gözünde olumsuz bir imaja sahip oluyor. Ayrıca tüketiciler güvenlik, tasarım ve sürdürülebilirlik konularında da endişelere sahip. Diğer yandan yatırımlar ile daha rekabetçi bir pazar ve aşağıya çekilecek fiyat beklentisindeler.

ÖZLEM BULUT SÖNMEZYALÇIN

Türk tüketicileri, elektrikli araçlara geçiş için birçok motivasyona sahip olduğunu belirtiyor. Yenilikçi teknolojileri deneyimleme arzusu ve çevreye olan duyarlılığın yanı sıra ekonomik faktörler de elektrikli araçlara olan ilgiyi körüklüyor. Akaryakıt fiyatlarındaki yükseliş ve elektrikli araçların uzun vadede sunduğu tasarruf potansiyeli, tüketiciler için cazip unsurlar arasında. Şehir içi kullanım kolaylığı ve evden şarj imkânı gibi pratik avantajlar, elektrikli araçları özellikle kentsel yaşam için uygun hale getiriyor. Ayrıca, pazardaki çeşitlilik artıyor ve yeni modeller, farklı ihtiyaç ve beklentilere hitap edecek şekilde tasarlanıyor. Tüm bu faktörler, Türk tüketicilerini elektrikli araç satın almaya teşvik ediyor.

2023’te daha fazla konuşulan kullanıcı deneyimi konusu, yeni modeller ve iyileştirmeler ile sektör ortalamasına göre yüksek oranda olumlu yorumları içeriyor.  Türkiye’de elektrikli araçların yükselişi, sadece bir trend değil, aynı zamanda bir dönüşümün sinyallerini veriyor. Önümüzdeki yıllarda, şarj altyapısının gelişimi, teknolojik yenilikler ve devlet tarafından sağlanacak olası teşviklerin artması, elektrikli araçların daha erişilebilir ve cazip hale gelmesini sağlayabilir. Tüketicilerin güvenlik ve sürdürülebilirlik konusundaki endişelerinin azalmasıyla birlikte, elektrikli araç pazarının olgunlaşmasını bekleyebiliriz. Bu gelişmeler, Türkiye’yi küresel sıfır emisyon hedeflerine uyum konusunda hızlandırabilir ve ülkeyi yeşil bir geleceğe taşıyabilir. Elektrikli araçların kısa vadede içten yanmalı motorlarla yan yana var olacağı bir dönemden sonra, mobilite çözümlerinde öncü rolü üstleneceği bir dönemi uzun vadede öngörebiliriz. Tüketicilerin bilinçlenmesi ve sektöre olan ilgisinin artması, bu dönüşümü destekleyen anahtar faktörler olarak öne çıkıyor. Bu süreçte, tüketicilere yakın duran, ihtiyaç ve beklentilerini destekleyen markalar sektörde liderliği ele alacaktır.

Bakliyat satışları neden düştü? Yerini  ne aldı?

Bakliyat satışları neden düştü? Yerini  ne aldı?

  • Hanelerin hızlı tüketim harcamalarında neler oldu?
  • Haneler her 100 TL’sini hangi ürünlere harcadı?
  • 2023’te hanelerin Hızlı Tüketim Ürünleri (HTÜ) harcamaları bir önceki yıla kıyasla ne yönde ilerledi?
  • Ortalama bir hane ortalama kaç günde bir harcama yaptı?
  • Ortalama olarak bir alışveriş sepetine kaç TL ödedi.
  • Ulusal zincirler dışındaki satış kanallarında alışveriş sıklığı nasıl?
  • Ana ürün gruplarında alışveriş sıklığı ne durumdaydı?
  • Payını en çok arttıran kana hangisi?
  • İndirim marketleri pay ne ?
  • Evlerin vazgeçilmezi bakliyatın yerini ne aldı?

İşte bu soruların yanıtı…

HANELERİN HIZLI TÜKETİM ÜRÜNLERİ (HTÜ) HARCAMALARI GEÇEN YILA KIYASLA %68 ARTTI. Ortalama bir hane yaklaşık olarak 2 günde bir kez HTÜ alışverişi yaptı ve bir alışveriş sepetine 152 TL ödedi. Geçen yıla kıyasla ulusal zincirler dışındaki tüm satış kanalları ve temizlik dışındaki ana ürün gruplarında alışveriş sıklığı azaldı.

 Ipsos Türkiye

HANELER  HER 100 TL’SİNİN NE KADARINI NEREYE HARCADI? Haneler her 100 TL’sinin 83’ünü gıda ve içeceğe, 9 TL’sini kişisel bakım ürünlerine, 7 TL’sini ise ev bakım ürünlerine harcadı. Tüm kategoriler arasında en yüksek ciro artışı ev temizlik ürünlerinde gerçekleşti. Gıda ve içecek kapsamında ciro olarak en çok büyüyen kategoriler et & et ürünleri ve atıştırmalıklar oldu.

 Ipsos Türkiye

2023 ÖNCEKİLERDEN FARKLI BİR SENE OLDU…  Artan fiyatlar karşısında promosyon, ürün çeşitliliği açısından rekabetçi olan ulusal zincirler bu sene en çok büyüyen ve payını artıran kanal oldu. Ulusal zincirlerin büyümesinde Migros ve Tarım Kredi Kooperatifleri etkili oldu. İndirim marketleri %35 pay ile hala en büyük kanal unvanını koruyor.

 Ipsos Türkiye

ORTALAMA BİR HANE, HER 100 TL’LİK HARCAMASINI NELERE AYIRDI?  Ortalama bir hane, her 100 TL’lik harcamasının yaklaşık 55 TL’sini markalı, 23 TL’sini açık, 22 TL’sini ise market markalı ürünlere ayırdı. Geçen yıl ile kıyasladığımızda markalı ürünlerin payı arttı. Markalı ürünler en çok ulusal zincirlerde ve kağıt ürünlerinde ciro payını artırdı. Market markalı ürünleri cirosunun %90’ı indirim marketlerinden geldi. Açık ürünler geçen yıla kıyasla HTÜ harcamalarından daha az pay aldı.

 Ipsos Türkiye

 EVLERİN VAZGEÇİLMEZİ BAKLİYATLAR 2023’TE DAHA AZ SATIN ALINDI. Evlerin vazgeçilmezi bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, gazlı meşrubatlar, sütler, yoğurtlar ve tereyağları 2023’te daha az satın alındı. Bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, hazlı meşrubatlar, sütler ve yoğurtlar daha az sıklıkta ve her alışverişte daha az miktarda alındı. Tereyağlar için ayrıca bu kategoriyi satın alan hane sayısı da azaldı.

 Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye Tüketici Panelleri bölüm Lideri Pelin HALAÇOĞLU ARNAU KURİ verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Tüketici Güven Endeksi, Ağustos’tan bu yana sınırlı artışlarla yılı 77 endeks ile kapadı. Hanelerin Hızlı Tüketim Ürünleri harcaması geçen yıla göre %68 arttı. Enflasyonun etkisiyle her bir alışverişte harcanan tutardaki artış ve buna karşılık alışveriş sıklığındaki düşüş bu konjonktürde beklenen bir tablo oluşturdu. Yüksek enflasyon sebebiyle, tüketiciler daha fazla promosyon, aktivite ve uygun fiyatlı ürün arayışına devam etti, bazı kategorilerde ise bu çabaların yeterli olmaması genel olarak ürünlerin daha az alınmasıyla sonuçlandı. Evlerin ve sofraların vazgeçilmezi bakliyatlar, toz ve kesme şekerler, gazlı meşrubatlar, sütler, yoğurtlar ile tereyağları 2023’te daha az miktarda satın alındı.

Pelin Halacoglu

Hanelerin ulusal zincirleri alışveriş için daha sık tercih etmesi bu kanaldan alınan ürün çeşitliliğini ve harcanan toplam parayı ortalamaların üzerinde arttırdı. Bu durum ulusal zincirlerdeki çeşitliliğin ve kampanyaların tüketici ihtiyacına daha iyi yanıt verdiğinin bir işareti olarak yorumlanabilir. İndirim marketleri hane harcamalarında en yüksek paya sahip kanal olmayı sürdürüyor ve payını koruyor. Kanal tercihlerindeki bu hareketlerle birlikte haneler harcamalarının geçen seneye göre daha büyük bir kısmını markalı ürünlere ayırıyor, açık ürünlere ayrılan pay düşerken, market markalı ürünler sabit kalıyor. “

Depremin ardından, bir yıl sonra nasıl hissediyoruz?

Depremin ardından, bir yıl sonra nasıl hissediyoruz?

DEPREMİN ARDINDAN NASIL HİSSEDİYORUZ? 6 Şubat depremlerinin birinci senesinde deprem bölgesinde yaşayan bireylerin hissettiği duygular daha olumsuz. Deprem illerinde yaşayan bireyler toplumun geneline göre daha yorgun, endişeli, üzgün ve kafası karışmış hissediyor…

Ipsos Türkiye

SON BİR HAFTADIR NELER KONUŞUYORUZ? Geçim zorluğu herkes tarafından en çok konuşulan konu. Türkiye genelinde yerel seçimler, deprem illerine göre daha yüksek oranda konuşuluyor. Deprem illerinde ise olabilecek yeni bir deprem ve bu illerde yaşayan bireylerin ihtiyaçları, toplumun geneline göre çok daha fazla konuşulan konular.

Ipsos Türkiye

 DEPREM KONUSUNDA ENDİŞE DÜZEYİ…

Yaşanılan bölgede / ilde deprem olması konusundaki endişe düzeyi hala yüksek. Ancak 6 Şubat depremlerinin hemen sonrasında deprem illeri dışındaki illerde yaşayan kişilerin %56’sı oldukça endişeliyken bugüne gelindiğinde bu oran %40’a kadar gerilemiş durumda. Deprem illerinde yaşayan bireylerin endişesi ise çok daha yüksek.

Ipsos Türkiye

İSTANBUL / MARMARA DEPREMİ KONUSUNDA ENDİŞE…

Marmara depremi konusundaki endişeler devam ediyor. Ancak endişe düzeyinin yoğunluğu azalmış

Ipsos Türkiye

NORMALLEŞME SÜRECİ …

Deprem bölgesi dışında yaşayan her dört kişiden biri halen normale dönemediğini ifade ediyor. Deprem illerinde yaşayan bireylerin yarısı normale dönemediklerini belirtirken hayatının normalleştiğini söyleyenlerin oranı yalnızca %5.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; 6 Şubat Depremleri’nde hayatını kaybedenleri rahmetle anıyoruz, geride kalanlara bir kez daha sabır ve şifa diliyoruz. Toplum yaraların sarılması için ilk andan itibaren takdire değer bir kenetlenme örneği gösterdi, ilk haftalarda çok yoğun bir destek faaliyeti yaşandı. Ancak zaman ilerledikçe insanın en önemli özelliklerinden biri olan “unutma” kabiliyeti devreye girdi. Ne yazık ki deprem 2023 yılı Nisan ayına geldiğimizde ülkemizin en önemli sorunu listemizdeki yerini kaybetmişti bile.

Aradan bir yıl geçti, deprem illeri ile ülkenin geri kalanı arasında hissedilen duygular bakımından bir fark olup olmadığını araştırdık. Depremden bağımsız olarak, özellikle de ekonomik kriz nedeni ile uzun bir süredir genellikle olumsuz duygular dile getiriliyor. Deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlar açısından bu olumsuz hisler bir kat daha fazla.

Deprem şehirleri haricindeki bölgelerde yaşayan vatandaşlar içinde bölgedeki insanların ihtiyaçlarının dile getirilme oranı %19, bölgede ise bunun iki katı bir oran var. Yaklaşan seçimlerin gündem oluşturması oranı da bölgede daha düşük. Yeni bir deprem yaşanma ihtimali de yine bölgede yaşayan vatandaşların gündemini daha fazla meşgul ediyor.

Geçen yıl depremden sonra bölge dışında yaşayan vatandaşların %56’sı bulunduğu şehirde bir deprem yaşanması ihtimalinden büyük endişe duyuyordu. 1 sene sonra bu oran %40’a gerilemiş halde. Öte yandan bu endişe, deprem bölgesinde sıcaklığını korumaya devam ediyor. Benzer durum bilim insanları tarafından uyarıları yapılan muhtemel Marmara depremi için de geçerli. Deprem bölgesindeki vatandaşların sadece kendi şehirlerine yönelik değil olası Marmara depremine dair endişeleri de yüksek.

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK

Manevi etkisi hiçbir zaman yok olmayacak bir felaket yaşadık. Deprem bölgesi dışında yaşayan her dört vatandaştan biri halen normale dönemediğini ifade ediyor. Deprem bölgesinde ise neredeyse her iki vatandaştan biri halen normale dönemediğini belirtiyor. Hayatının normalleştiğini belirtenlerin oranı sadece %5, ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor.

Yaklaşan yerel seçimlerde adayların taahhütleri arasında depreme yönelik önlemler öne çıkıyor. Felaketin bu anlamda bir uyandırma çağrısı görevi görmüş olması çok önemli. Umarız seçimlerden sonra kazanan adaylar bugün ortaya koydukları projeleri hızla hayata geçirirler ve binalarımızı depreme hazırlıklı hale getirebiliriz. Bizden sonraki nesillere deprem riski karşısında daha güvenli şehirler bırakmak boynumuzun borcu olmalı.

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijital çağda fiziksel alışverişin evrimi

Dijitalleşme, günlük hayatımızda birçok alanda derin ve kalıcı bir etki yaratıyor, yaratmaya da devam edecek. İletişimden bilgi erişimine, çalışma hayatından eğlenceye kadar birçok alanda hayatımızın evrilmesine neden olurken alışveriş alışkanlıklarımız ve deneyimlerimiz üzerindeki etkisi de tartışılmaz. Evimizin rahat ve sıcak ortamında, koltuğumuzda otururken birkaç tıklama ile dünyanın her yerinden ürün satın alabiliyoruz. Ancak dijitalleşmenin bize yaşattığı bu alışveriş deneyimine, rahatlığa ve pratikliğe rağmen fiziksel mağazalardan alışveriş yapmaktan da vazgeçemiyoruz. Bu makalede, tüketicilerin alışveriş kanalı tercihlerinin arkasında yatan dinamikleri ve fiziksel alışverişin kaybolmayan cazibesi ile nasıl evrimleştiğini inceleyeceğiz.

 “Güven” dijital alışveriş için hala bir bariyer

Öncelikle tüketicilerin alışveriş kanallarını nasıl değerlendirdiklerine bakacak olursak, Ipsos‘un Türkiye genelinde 1.205 kişiyle gerçekleştirdiği “Online Shopper 2023” çalışmasının raporuna göre tüketiciler online alışverişi pratik, ekonomik, stressiz ve keyifli bulurken, fiziksel mağazalardan yapılan alışverişi sorunsuz ve güvenilir olarak değerlendiriyorlar. “Güven” hala dijital alışverişte bir bariyer olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de toplumun yarıya yakını güven sorunundan dolayı internetten alışveriş yapmaya çekiniyor. Tüm teknolojik gelişmelere ve güvenlik önlemlerine rağmen bu tutum seneler içinde çok da değişmedi. Ipsos’un “Türkiye’yi Anlama Kılavuzu 2022” raporuna göre 2018 yılında internetten alışveriş yapmaya çekinenlerin oranı yüzde 46 iken 2022 yılında sadece 3 puanlık bir düşüşle yüzde 43 olarak gerçekleşti. Internet alışverişine karşı çekimser olma durumu sadece Türkiye’ye özgü de değil; dünyada da sebepleri farklı olsa da internet alışverişine karşı çekimser bir kitle var. Ipsos’un “Global Trends 2023” raporuna göre her 10 kişiden 4’ü online alışverişi fiziksel mağazalardan yapılan alışverişe göre daha zor buluyor.

Fiziksel mağaza demek gezmek demek, dokunmak demek

Peki tüketicileri online alışverişe ya da fiziksel mağazalardan alışverişe yönlendiren şey ne? Ipsos‘un “Online Shopper 2023” raporuna göre fiziksel bir mağazaya gitmek yerine online alışverişi tercih etmedeki en temel motivasyonlar evden çıkılamayan zamanlarda ürünlerin kapıya gelmesi, 7/24 alışveriş yapma olanağı, ürünleri taşımak zorunda kalmamak, sipariş takibinin kolay olması, ürünlerin fiyatlarının anlaşılır ve net olması, sepette ek indirim ya da kupon / kod gibi fırsatlar sunulması, ürün ve fiyat çeşitliliğinin olması. Yine aynı raporda, fiziksel alışverişin başlıca motivasyonları ise ürünleri yakından görme, dokunma, inceleme fırsatı, teslimatı beklemek zorunda kalmama, mağazada gezip dolaşmanın keyfi ve kargo / teslimat ücreti ödememe olarak karşımıza çıkıyor.

Fiziksel mağazalar alışverişi bir deneyime dönüştürme konusunda benzersiz bir avantaja sahip. Mağazalar, atmosferleri, müzikleri, ürün düzenlemeleri ve genel sunumlarıyla tüketicilere online kanalların sunamadığı bir deneyim sunuyor. Son trendlere baktığımızda, birçok fiziksel mağazanın teknolojiyi kullanmaya başladığını görüyoruz. Artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve yapay zeka gibi teknolojiler, mağazaların tüketicilere daha interaktif ve kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmasını sağlıyor. Bu tür yenilikler fiziksel mağazaların, online alışverişin sunduğu rahatlıkla rekabet etmelerine yardımcı oluyor.

 Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?

Zaman zaman “Fiziksel mağazacılık ölüyor mu?” sorusu gündeme geliyor. Hayır elbette ölmüyor ancak farklılaşıyor. Pandemi dijital alışverişin kapılarını ardına kadar açsa da, pandeminin ortadan kalkması ile birlikte tüketiciler fiziksel mağaza alışverişine dönüş yaptı. Ipsos’un 15 ülkede 10.017 kişiyle yaptığı araştırmanın sonuçlarını içeren “Essentials 2022” raporuna göre, tüketiciler alışveriş zamanlarının önemli bir kısmını (kategoriye bağlı olarak yüzde 38 ile yüzde 74 arasında değişmektedir) fiziksel mağazalarda (gezinme, araştırma, satın alma) geçiriyor. Satın aldıkları ürünlerin de yüzde 29 ile yüzde 77’sini fiziksel mağazalardan alıyorlar.

Fiziksel mağazalar duyusal bir deneyim sunuyor

Fiziksel mağazaların rolü ülkeden ülkeye, kültürden kültüre, kategoriden kategoriye ve kanaldan kanala büyük farklılıklar gösteriyor. Ancak geleneksel olarak fiziksel mağazaların tarihsel rolü keşfetme, sergileme, gösterim, işlem ve belki de bazı satış sonrası hizmetler etrafında toplanmış olup, tüm bunlar değişken bir müşteri deneyimine yol açıyor. Perakendecilerin veya markaların bakış açısından fiziksel mağazalar hem satış hem de pazarlama hedeflerine hizmet etse de, alışveriş yapanların bakış açısından mağazalar bir dizi işlevsel, deneyimsel ve insani amaçlara hizmet ediyor. Fiziksel mağazaların bu rolleri zaman içinde genişlemiş olup müşterilerin marka deneyimi tüm bu yönlerden etkileniyor. Fiziksel mağazalar, artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik gibi dijital araçların tam anlamıyla sağlayamadığı bir şekilde içine çeken, etkileyici, eğlenceli ve duyusal bir deneyim sunma yeteneğine sahip. Bu, özellikle dokunma, koklama ve tat alma duyularını aktive etmesiyle meydana gelen bir durum (görme ve işitme dijital olarak taklit edilebilir). Böylece beş duyunun tümüne de sesleniyor diyebiliriz. Ürünlere dokunma, fiziksel temas kurma ve deneme üst yaş grupları için ve taze meyve-sebze ve giyim gibi belirli kategoriler için özellikle önemli.

Diğer yandan, dijital ve fiziksel alışverişin birbirine rakip değil, birbirini tamamlayıcı olduğu inkar edilemez bir gerçek. Her iki kanalın da kendi benzersiz avantajları ve dezavantajları var ve bu nedenle genellikle farklı alışveriş ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu iki kanalın birbirini tamamladığı birçok örnek var. Birçok tüketici, online olarak araştırma yapmayı ve daha sonra fiziksel mağazadan satın almayı tercih ediyor (“webrooming”). Öte yandan, bazı tüketiciler de bir mağazada bir ürünü denemeyi ve daha sonra online olarak daha iyi bir fiyata bulmayı tercih ediyor (“showrooming”).

 

Sonuç

Fiziksel mağazalar elbette ortadan kalkmayacak, ancak rolü evrim geçiriyor ya da dönüşüyor diyebiliriz.  Ticaret kanallarının bol olduğu, fiziksel ve çevrimiçi alışveriş arasındaki sınırların bulanıklaştığı ve alışverişin bir yer olmaktan çok bir aktivite haline geldiği bir dünyada, fiziksel mağazaların evdeki alışverişin rahatlığından daha fazla kişisel alışveriş yapma sebebi sunması gerekiyor. Ve bu sebepler işlevsel, deneyimsel ve insani bir kombinasyonla bütünleşmeli. Temel olarak işlemsel bir alan olmanın ötesine geçen fiziksel mağazalar, tüketicilerin ticaret ekosistemi ihtiyaçlarını karşılamak için rollerini, formatlarını, deneyimlerini ve operasyonlarını geliştirmeye devam etmeli. Öngörülü perakendeciler ve markalar fiziksel mağazalara yeni bir perspektifle bakıyorlar. Mağaza ziyaretlerinin, marka hikayelerini pekiştirmek, deneyimler aracılığıyla izlenimler yaratmak ve dönüşüm sağlamak için bir fırsat olduğunu anlıyorlar. Fiziksel mağazalar, müşterilerin kesintisiz ekosisteminin bir parçası, dijitalden ayrı tutulamaz. Bu, perakendecilerin ve markaların ayrı ayrı çalışan fiziksel ve dijital ekipler yerine birleşik operasyonlara bakmaları gerektiği anlamına geliyor. Tüketicilerin ticaret ekosistemlerini derinlemesine anlamak, çok kanallı müşteri yolculuklarını haritalamak, tasarlamak ve ardından ölçümlemek önemli. Bu da, alışveriş yapanların kanallar arasında nasıl gezindiğini anlamak ve farklı kategoriler için fiziksel mağazanın rollerini yeniden değerlendirmek anlamına geliyor. Fiziksel mağazanın rolleri dönüşürken, modellerin, deneyim tasarımının, uygulamanın, ölçümün ve yönetimin de dönüşmesi gerekiyor.

Yazan: Beste Yıldız

Ipsos Stratejik Araştırmalar Bölüm Lideri ve İcra Kurulu Üyesi 

Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?”

Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?”

▪  Ipsos Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen;  GÜNDEME DAİR araştırma bulgularından derlenen dosya içeriğinde;

  • Toplum, İsrail ile Hamas arasındaki savaş hakkında ne kadar bilgili?
  • Türkiye’nin bu süreçte yürüttüğü politikayı destekliyor mu?
  • Türkiye’nin de bu savaşa dahil olma ihtimali konusunda endişeli mi?
  • Bu savaş bölgedeki diğer ülkelere yayılır mı?
  • Dünya ülkelerinin savaşı önlemek için yeterli çabayı gösterdiklerini düşünüyor musunuz?
  • Türkiye Filistin’den göçmen kabul etmeli mi?
  • Sizce Türkiye bu savaştan ekonomik açıdan nasıl etkilenir gibi sorulara verilen yanıtlara ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos Türkiye

 Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Covid-19 salgınının yıkıcı etkileri henüz yeni yeni ortadan kalkarken Rusya ve Ukrayna arasında patlak veren savaş, ülkemizi bir kaos coğrafyasının içinde bıraktı. Bu savaş tüm şiddeti ile devam ederken geçtiğimiz 7 Ekim’de Gazze’de bu sefer İsrail ve Hamas arasında başlayan çatışmalar bulunduğumuz geniş coğrafyadaki kaosa yeni katmanlar ekledi. Türkiye’de vatandaşlar İsrail ve Hamas arasındaki savaşı çok yakından izliyor, her dört kişiden üçü savaşa dair bilgili olduğunu ifade ediyor. Yaklaşık 1 ay ara ile iki kez gerçekleştirdiğimiz araştırmada bu oranda bir gerileme tespit etmedik, ilgi tazeliğini korumaya devam ediyor.  Çatışmalar başladıktan 1 ay sonra yaptığımız ilk araştırmada Türkiye’nin bu süreçte yönettiği politikaya destek verenlerin oranı %40 idi. Aralık ayı ortalarına geldiğimizde bu oranda bir azalma veya artma söz konusu değil. Ülkemizin bu savaşa doğrudan dahil olmasına dair bir endişe var. Araştırmaya katılanların yarıdan fazlası Kasım’da endişeliydi, Aralık’ta da durum değişmedi. Ancak vatandaşlarımıza göre savaşın diğer ülkelere yayılma ihtimali giderek zayıflıyor.

Sidar Gedik

Araştırmaya katılan vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu diğer ülkelerin çatışmaları önlemek için yeterli önlem almadıklarını düşünüyorlar. Bu şekilde düşünenlerin oranı Kasım’da %76 idi, Aralık’ta da %72. Ancak alınması gereken önlemin ülkemize Filistin’den göçmen kabul etmek olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Filistin’den göçmen almamalıyız diyenlerin oranı iki ayda %54’ten %59’a yükselmiş durumda. Çatışmaların uzaması ve henüz bir ekonomik ambargoya yol açmaması sonucunda bu savaşın ekonomi üzerinden olumsuz etkisi olacağını düşünenlerin oranı geriledi, herhangi bir etkisi olmayacak görüşünde olanların oranı %4 artıyor. Bölgeden gelen haberlerdeki fotoğraf ve videoları izlemek çok zor. Bizim izlemekte zorladığımız sahneleri insanlar hergün yaşamak durumunda kalıyorlar. Hiç vakit kaybetmeden kalıcı ateşkesin sağlanması ve sivil ölümlerinin bir an önce durması ilk öncelik olmalı. Çatışmaların tekrar etmesini önleyecek bir çözümün bulunmasını diliyorum.

Maksimum Hatırlanan Reklamlar…

Maksimum Hatırlanan Reklamlar…

CHP-CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ 2023-SANA SÖZ YİNE BAHARLAR GELECEK

AKP-TÜRKİYE YÜZYILI

TRENDYOL İLGİLİ AY İNDİRİMLERİ 2023

A101 MARKET-GENEL

A101 MARKET-MÜGE ANLI-ALIŞKANLIKLARA MEYDAN OKUYORUZ

CHP-HAYDİ TÜRKİYE

AKP-SEÇİM 2023-DOĞRU ZAMAN DOĞRU ADAM-GENEL

TRENDYOL-ONLINE ALIŞVERİŞ

A101 MARKET-MÜGE ANLI-GENEL

YEMEK SEPETİ-GENEL

SANA SÖZ YİNE BAHARLAR GELECEK

Televizyon reklamları, toplumun kültürel yapısını etkileyen, markalar arasındaki rekabeti kızıştıran ve ünlülerin katkısıyla tüketici davranışlarını şekillendiren güçlü bir pazarlama aracıdır. Reklam filminde marka hikayesi, müziği, ünlüsü tarafından sunulan multi içerik izleyicinin aklında hatırlama, tercih etme gibi yerleşkelere sahiptir. Bu izlemeler neticesinde biz de Maksimum Hatırlanan Reklamların sıralamasını sorduk. Dünyanın lider araştırma şirketi olan Ipsos verileri üzerinden bu sıralamayı sizlere sunmak istedik.

 2023’de maksimum hatırlanan 10 reklamı incelendiğinde, önceki yıllardan farklı olarak seçim iletişimlerinin belirgin bir şekilde öne çıktığı gözlemleniyor. Türk izleyicisi bu sene Şubat depremi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi önemli olaylarla da meşguldü. Bu durum, seçim reklamlarının listedeki ağırlığını da anlamlandırılmasını sağlıyor.

TRENDYOL

İzleyicilerin dikkatinin büyük bir kısmını Türkiye’nin gündemi oluştururken, buna rağmen bazı reklamların hala izleyicilerin hafızasında önemli bir yer edindiği görülmekte.  Özellikle A101-Müge Anlı-Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz reklamı, 2023’ün öne çıkan kampanyalarından biri olarak belirginleşti. Kampanyanın detaylarına dikkatlice bakıldığındaa101

–        Yaratıcı Deneyim: Müge Anlı uzun zamandır A101 markası ile iş birliği içerisinde. A101, televizyon sunucusu ve gazeteci Müge Anlı’nın popülerliğinden yararlanırken, aynı zamanda A101’in marka değerine ve imajına da katkı sağlıyor. Reklamın “Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz” sloganı, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarını sorgulamalarını, belki de kendilerinden parça bulmayı kolaylaştırıyor.

–        Empati & Uyum: Müge Anlı, genellikle dürüstlüğü, adaleti ve toplum hizmetini temsil eden bir kişi olarak tanınıyor. Bu nitelikler, A101’in “Alışkanlıklara Meydan Okuyoruz” mesajı ile uyumlu bir şekilde birleşiyor böylece tüketiciye ucuz ama kaliteli ürünler alabileceği mesajını iletebiliyor.

–        Yaratıcı Fikir: Reklam, tanıttığı ürünler ve ‘meydan okuma’ temasıyla tüketicileri bilgilendiriyor ve güçlü söylemi ile rakiplerinden ayrıldığını iddia ediyor.

Finansal olarak zorlanan İki ülkeden biri Türkiye

Finansal olarak zorlanan İki ülkeden biri Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen; TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ, DÜNYANIN ENDİŞELERİ, GÜNDEME DAİR ve ENFLASYON MONİTÖRÜ olmak üzere dört farklı araştırma bulgularından derlenen dosya içeriğinde;

Ipsos Türkiye
 Tüketici Güven endeksinde son bir ayda ki değişim nedir?
 Dünyanın endişeleri neler?
 Endişe sıralamasında kaçıncı sıradayız?
 Türkiye’nin en önemli sorunu ne?
 Türkiye’nin ekonomisinden memnuniyet nasıl?
 Döviz Kuru beklentisi ne yönde?
 Enflasyona yönelik beklenti nasıl?
 Enflasyonun normale döneceği konusunda beklenti nedir?
 İşsizliğe yönelik beklenti nedir?
 Yaşam standardına yönelik beklenti nasıl?
 Alım gücü nasıl?
 Hane geliri ile ilgili artış, azalış ne yönde ilerlemiş?
 Finansal durum sıralamasında listede ilk üçte ve son üçte de kimler var? gibi sorulara verilen yanıtlara ilişkin bilgiler bulunmaktadır.

Ipsos Türkiye
GÜVEN ENDEKSİ Yüksek enflasyon toplumda satın alma gücünü etkilerken, değişen yaşam tarzı standartları insani gelişimi de ciddi etkiliyor. Değişen sosyal hayat en çok düşük ve orta gelirlilerin eskisine kıyasla yaşamlarında daha sert etki yaratmaktadır.

Ipsos Türkiye

Benzer dönemlerde tasarrufların azalması ve üretimi artıracak alanlara yönelememek ekonomiyi olumsuz etkilemektedir. Yüksek enflasyonun yaşandığı ortamlarda geleceğe yönelik belirsizlik yarattığı için bu dönemlerde ekonomik karar almak oldukça güçleşmektedir denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Bu ay da ülkenin en önemli hatta neredeyse tek önemli sorunu ekonomi olmaya devam etti. Türkiye ekonomisi dendiğinde ilk akla gelen başlık uzun zamandır enflasyon. Ekonominin büyüme, ihracat gibi olumlu parametrelerini konuşmaya sıra gelmiyor. Dünya’nın durumu da bizden çok farklı değil, enflasyon 20 aydır kesintisiz şekilde en çok endişe veren sorun olmaya devam ediyor, ve Covid-19 salgınının ardından en çok endişe veren 5 sorundan 3’ü ekonomi ile ilgili. Türkiye doğal olarak enflasyon konusunda en çok endişeli toplumlardan biri olmayı sürdürüyor. On vatandaştan altısı resmi enflasyondan daha yüksek bir enflasyon hissiyatı içinde.

Ipsos Türkiye
Ekim sonunda 33 ülkede gerçekleştirilen Global Advisor araştırmasına göre ülkeler ortalamasında her üç kişiden ikisi enflasyonun bir yıldan önce normale dönmeyeceği düşüncesi içinde, her beş kişiden biri ise bundan sonra bir daha normale dönmeyeceğine inanıyor. Bu araştırmaya ülkemizden katılanlar içinde ise enflasyonun bir yıldan önce normale dönmeyeceğini düşünenlerin oranı %80’e yaklaşıyor. Enflasyonun artık hiçbir zaman normale dönmeyeceğini kabullenenlerin ülkemizdeki oranı ise %28. Hatta daha da yükseleceğine dair bir endişeli bekleyiş söz konusu. Enflasyonun seyrinin yanı sıra döviz kuru, işsizlik gibi parametrelerde de gelecek beklentisi olumsuz. Yine Global Advisor Araştırması gösteriyor ki 33 ülke içinde finansal olarak idare etmekte en çok zorlanan iki ülkeden biri Türkiye, diğeri ise Arjantin. Gelirlerinin arttığını belirten hane oranı sadece %10, ancak bu hanelerin dahi yaklaşık yarısı alım güçlerinin gerilediğini belirtiyor.

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK

Tüm bunların sonunda tüketici güveninde bir olumsuz ayı daha geride bıraktık, bu ay da 29 ülke içinde son sırada kaldık. Çok zor bir yılı daha geride bırakmaya yaklaşıyoruz. 100. yaşını dolduran Cumhuriyetimiz salgın, deprem, savaş gibi felaketlerin ortasında ekonomik kriz ile boğuşarak kapatıyor bu yılı. Enflasyon ile mücadelede tünelin sonundaki ışığı görebilmemiz için biraz daha zamana ihtiyaç var.

Rakamlarla BLACK FRİDAY

Rakamlarla BLACK FRİDAY

Ipsos Araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen « Gündeme Dair » ​araştırma verilerinden derlenen dosya içeriğinde;

  • Kasım indirimlerinden haberdar olan ve alışveriş yapan bireylerin oranı 2022 senesi ile karşılaştırıldığında tutumlar nasıl?
  • Kampanyalar sırasında alışveriş yapıldı mı?
  • Bu indirimler sayesinde alınan ürünlerin daha iyi fiyata alındığı görüşünde olanların oranı ne?
  • Kampanyalara tamamen karşı olanlar var mı?
  • Bu dönemde alışveriş yapmamaya gayret gösterenlerin oranı ne?
  • Satın alınan ürünlerde geçen yıla göre farklılaşma var mı?
  • Geçen sene online kanallardan alışveriş yapma oranı ne idi? Bu yıl karşılaştırıldığında veriler nasıl?

BLACK FRİDAY Kasım indirimlerinden haberdar olan ve alışveriş yapan bireylerin oranı 2022 senesi ile benzer seviyede. Her 10 kişiden 7’si Kasım ayında markalar tarafından yapılan indirim kampanyalarından haberdar ve bu bireylerin yarısı bu kampanyalar sırasında alışveriş yaptığını belirtiyor.

Ipsos Türkiye

İNDİRİMLER GEREĞİNDEN FAZLA ALIŞVERİŞE SEBEBP OLUYOR MU? Her 10 kişiden 6’sı kasım ayında markaların yapmış olduğu indirimlerin kişilerin gereğinden fazla alışveriş yapmasına sebep olduğunu düşünüyor. Bu indirimler sayesinde alınan ürünlerin daha iyi fiyata alındığı görüşünde olanların oranı %42 ve bu oran geçen seneye göre 5 puan gerilemiş durumda. Her 4 kişiden 1’i ise bu kampanyalara tamamen karşı, her 3 kişiden 1’i de bu dönemde alışveriş yapmamaya çalışıyor.

Ipsos Türkiye

YAPILAN ALIŞVERİŞLERİÇİN ÖZELLİKLE KASIM KAMPANYALARINI BEKLEDİĞİNİZ OLUYOR MU? Kasım ayı indirimlerinden alışveriş yapanların %70’i bu kampanyaları beklediklerini belirtiyor. Bir sene öncesinde de tüketicilerin davranışlarının aynı olduğu görülüyor. Ancak satın alınan ürünler bu sene farklılaşıyor. Geçen sene temizlik ürünleri en fazla alınan ürün kategorisiyken bu sene giyim ilk sırayı alıyor.

Ipsos Türkiye

ENÇOK ALIŞVERİŞ HANGİ KANALDAN YAPILDI Geçen sene online kanallardan alışveriş yapma oranı %80 iken 2023 senesinde bu oran %83’e yükseldi.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Black Friday markası ile tüm Dünya’yı saran indirim dönemi kasım ayının neredeyse tüm haftalarına yayıldı. Perakendeciler, markalar indirim yarışına giriyor ve bazı alışveriş tutkunları ihtiyacı olsun olmasın “kaptığı” ürünü sepetine dolduruyor. Sosyal medyada mağazada birbirinin elinden ürünlerini zorla almaya çalışan bireylerin videolarına bile tanık oluyoruz.

Kasım kampanyaları markalar için online alışveriş platformları başta olmak üzere mağazalara da yayılmış ve oldukça popülerleşmiş bir kampanya dönemi. Geçtiğimiz sene olduğu gibi her on kişiden yedisi bu kampanyalardan haberdar. Haberdar olanların yarısından fazlası ise bu dönemde kampanyalar kapsamında alışveriş yapmışlar. Hatta alışveriş yapmak üzere özellikle Kasım ayını bekleyenler var.

Sidar Gedik

Yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı nedeni ile temizlik ürünleri, giyim gibi temel ihtiyaç kategorilerinde dahi kasım indirim dönemi bekleniyor. Ancak yine de her 10 kişiden 6’sı kasım ayında markaların yapmış olduğu indirimlerin bireylerin gereğinden fazla alışveriş yapmasına sebep olduğunu düşünüyor.

Bu indirimler sayesinde ihtiyaç duyulan ürünlerin daha iyi fiyata alındığı görüşünde olanların oranı ise %42, ancak bu oran geçen yıla kıyasla %5 düşük. Kasım kampanyalarına tamamen karşı olanların oranında da %3’lük bir yükselme var. Geçen yıl da, bu yıl da her 3 kişiden 1’i de bu dönemde alışveriş yapmamaya çalıştığını belirtti. Tüm bunlar kampanyaların samimiyetine dair soru işaretleri anlamına geliyor olabilir, bu durumu gelecek yıl daha iyi anlayacağız.

Yapay zekayı nerelerde kullandık… 

Yapay zekayı nerelerde kullandık… 

Ipsos Araştırma Şirketi tarfından gerçekleştirilen “GÜNDEME DAİR araştırma verilerinden derlenen bu haftaki içerik dosyasında; “Yapay Zeka” başlığı etraflıca mercek altına alındı.  Çağın gekeleri karşısnda ihtiyaç sağlanabilecek hemen her alanda, son dönemde karşılaşılan bir başalık olsa da « Yapay Zeka » hakkında elde edilen Türkiye temsil bulgular dikkat çekiyor. Birkaç başlığa yer vercek olursak;

  • Ülkemizde ‘AI-Yapay Zekâ’ uygulamalarını duyanların oranı?
  • Gündelik hayatında bu uygulamaları kullananların oranı ne?
  • “AI/Yapay zekâ uygulamalarını duyanların bilgi kaynakları ne? Nereden duydukları?”
  • Üretken yapay zekâ uygulamalarına örnek bir isim belirtilmesi istendğinde, doğru yanıt verenlerin oranı ne?
  • Hiç cevap veremeyenlerin oranı ne?
  • Yapay zekâ uygulamalarının en çok etkileyeceği düşünülen 3 sektör hangileridir?
  • Yapay zekânın gelişimi ve iş hayatına etkisi hakkında düşünceler nasıl? Hangi başlıklar altında toplanıyor?
  • “Yapay zekâ/AI kullanımının ileriki nesiller için yaratacağı etki hakkında düşünceler nasıl?

 Yukarıda sıralanan başlıklara ait sorulara bireylerin verdiği ifade, tutum ve davranışlarının değerlendirmeleri grafiklerle de anlatılmıştır.

 YAPAY ZEKA BAŞLIĞINDAN HABERDAR MIYIZ? Günümüzün en güncel konularından biri olan “Yapay Zekâ” dan bireylerin %42’si haberdar. Üretken yapay zekâ dendiğinde ise bu deyişi duyduğunu söyleyenlerin oranı %23’e geriliyor.

Ipsos Türkiye

 

TOPLUMDA YAPAY ZEKA YAKLAŞIMI, FARKINDALIK NASIL? Ancak yapay zekâyı duyduğunu söyleyenlerin %71’i sadece ismen biliyor. Yapay zekâyı az da olsa kullanmış olanların oranı %12.

Ipsos Türkiye

YAPAY ZEKA çağın ihtiyaçlarına yönelik çözüm üretme veya sorun olma yolunda ilerlerken toplum bu başlığı nasıl ve nereden biliyor? Yapay zekâyı bildiğini söyleyen her 4 kişiden 3’ü bu konuyu internetten ya da sosyal medyadan duyduğunu belirtiyor.

Ipsos Türkiye

BELİRLİ GÖREVLERDE İNSAN ZEKASINI TAKLİT EDEBİLEN YAPAY ZEKAYI BİLİYOR MUYUZ?  Yapay zekâyı bildiğini söyleyen kişilerden örnek bir uygulama ismi söylemeleri istendiğinde, %44’ünün cevap veremediği, %36’sının ise verdiği cevapların yanlış olduğu görülüyor. Doğru cevap verenlerin oranı ise sadece %20 ve burada ChatGPT en çok bilenen uygulama olarak öne çıkıyor. Belirtilen diğer bütün uygulamalar %1 veya altında.

Ipsos Türkiye

 TOPLUMDA EN ÇOK DUYULMUŞ OLAN YAPAY ZEKA UYGULAMALARI HANGİLERİ? Yapay zekâ uygulamaları gösterilerek hangilerinin bilindiği sorulduğunda da her 3 kişiden birinin herhangi bir uygulamayı bilmediği görülüyor. ChatGPT ve OpenAI en çok duyulan / bilinen uygulamalar.

Ipsos Türkiye

YAPAY ZEKA UYGULAMALRI İLE İLGİLİ KULLANIM DURUMU NASIL? Yapay zekâyı duyan bireylerin 1/3’ü bugüne kadar herhangi bir uygulamayı kullanmamış. ChatGPT ve OpenAI bilinirliklerine paralel en fazla kullanılan uygulamalar olarak öne çıkıyor. Bing bu iki uygulamadan sonra en fazla kullanılan 3. uygulama.

Ipsos Türkiye

ENDİŞELER NE YÖNDE?

Yapay zekânın etkileyeceği sektörlerin başında bilişim teknolojileri geliyor. Savunma, finans, sağlık, otomotiv, hizmet sektörü  ve yazılı basın, yapay zekâdan etkileneceği düşünülen diğer sektörler olarak öne çıkıyor.

Ipsos Türkiye

 

SUNDUĞU FIRSATLAR NELER? …

İYapay zekânın bugünkü nesil için büyük fırsatlar sunacağını düşünenlerin oranı %39 iken, her 10 kişiden 6’sı yapay zekâ hakkında olumsuz görüş bildiriyor. Yapay zekâyı bilenlerin %30’u büyük bir tehdit olduğunu, %31’lik bir kesim de yapay zekâ yüzünden işsiz kalacağını düşünüyor.

Ipsos Türkiye

İŞ İMKANI SAĞLAYACAK MI, DURDURACAK MI? Nesiller için yapay zekânın yeni iş imkânları doğuracağını düşünenlerin oranı sadece %15. Diğer taraftan iş imkânlarının kısıtlanacağı ve işsizlik sorununa neden olacağını düşünen bireylerin oranı %50.

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; İnsanlar geçmişte tanık oldukları teknolojik gelişmelere daha pozitif, olumlu bir heyecan içinde yaklaşırdı. Yeni teknolojilerin insan ve toplum üzerindeki yan etkileri zaman içinde, yaşanarak görülürdü. Son 30 yıl içinde kitleselleşen internet, cep telefonu ve devamında akıllı telefonlar, sosyal medya gibi yenilikler yeni iş alanları açtı, öte yandan bazı iş alanlarının da sonunu getirdi. Sadece iş dünyasına etkileri ile kalmadı insanlar arasındaki ilişkilerin yeniden düzenlenmesine de yol açtı. Yaşadıklarımızın muhasebesini yaptığımızda kârda mıyız, yoksa zararda mıyız tartışması ise uzun sürecek bir tartışma.

Üretken yapay zekâ giderek artan bir hızla ile gündemimize giriyor. Ücretsiz olarak bize sunulan üretken yapay zekâ platformlarını daha fazla kullandıkça onları daha fazla eğitiyoruz, daha doğru karar verebilir hale getiriyoruz. Dil modellemeden matematik modellemeye adım atan üretken yapay zekâ giderek daha net yargılar üretebilir, kesin kararlar verebilir olma yolunda ilerliyor. Geçtiğimiz haftalarda OpenAI şirketinde yaşanan depremin arka planında da bu (matematik modellemeye dair) gelişmenin olduğu iddiaları var. OpenAI yönetim kurulunun üretken yapay zekânın daha sorumlu bir hızda, kontrollü bir şekilde geliştirilmesi için devreye girdiği ancak şirket CEO’su ile bu konuda ayrı düştükleri yönünde tartışmalar yapılıyor.

Sidar Gedik

Üretken yapay zekanın hayatımıza giderek daha fazla dahil olduğu şu dönemde endişeli olanlar hiç de az değil. Her on kişiden altısı üretken yapay zekânın iş hayatına etkilerini kendi nesli için olumsuz değerlendiriyor, işsiz kalmaktan korkuyorlar. Araştırmamıza katılan her iki kişiden biri gelecek nesiller için de yapay zekânın daha kısıtlı iş imkanları ve işsizlik riski yaratacağını düşünüyor.

Yapay zekânın muhtemel etkilerine dair oldukça endişeliyiz ama bu teknolojiye dair bilgi seviyemiz de pek yüksek sayılmaz. “Yapay Zekâ” kavramını duymuş olanlar ancak %42, kavramı “Üretken Yapay Zekâ” olarak sorduğumuzda bu oran %23’e düşüyor. Duymuş olan her on kişiden yedisi sadece ismen biliyor. Kullanmayı denemiş veya halihazırda kullanmaya başlamış olanların oranı %12. Yapay zekâ kavramını duyduğunu belirten %42 içinde yaklaşık olarak ancak her üç kişiden biri bir yapay zekâ uygulaması adı belirtebiliyor. Onların da yaklaşık yarısının belirttiği uygulama doğal olarak en popüler uygulama olan ChatGPT.

Henüz çok fazla fikir sahibi olmadığımız bu yeni teknoloji karşısında pek rahat değiliz. Neden? Bu sorunun yanıtını Stephen Hawking’in yorumlarında bulabiliriz, Hawking, “Yapay zekâ, kendisini geliştirmeyi sürdürebilir ve hatta kendisini yeniden biçimlendirebilir. Son derece yavaş bir biyolojik evrimle sınırlı olan insanlar, bu tür bir güçle yarışamaz.” diyordu, yapay zekâ insanlığı tehdit edebilir ve belki de son buluşumuz olabilir endişesi taşıyordu. Etik ve hukuki alt yapı tartışmalarının da teknoloji kadar hızlı ilerlemesini umarım. Yoksa hırsın sağduyunun önüne geçtiği her durumda olduğu üzere, burada da yolumuz iyi bir yere çıkmayacaktır. Yapay zekâ teknolojisinin ne kadar sorumlu şekilde ilerleyeceğini zaman içinde göreceğiz, ve bu çok uzun bir zaman dilimi değil.

Türkiye yüksek enflasyon edişe taşıyan ilk beş ülke içinde

Türkiye yüksek enflasyon edişe taşıyan ilk beş ülke içinde

Tüketici Güven Endeksi, Gündeme Dair ve Dünyanın Endişeleri Araştırması ile dünya çapında 29 ülkeden verilerin bulunduğu dosya içeriğinde;

Ipsos Türkiye

  • Dünyanın endişeleri neler ?
  • Tüketici güven endeksi nasıl ?
  • Enflasyon dünya sıralamasında ekim ayında ne oldu ?
  • Türkiye’nin en önemli sorunu nedir ?
  • Türkiye ekonomisinde​n memnuniyet nasıldır ?
  • Döviz kuru beklentisi nasıl ?
  • Enflasyona yönelik beklenti nasıl ?
  • İşsizliğe yönelik beklenti nasıl ?
  • Yaşam standardına yönelik beklenti ne yönde ?
  • Kişisel harcamalara yönelik Beklenti nasıl ?
  • Hane geliri, alım gücü gibi sorulara verilen yanıtlardan seçili veriler bu dosyada sunulmaktadır.  

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye CEO’SU SİDAR GEDİK verilerle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu; Ipsos’un Dünya’nın Endişeleri Araştırması’na göre enflasyon en büyük endişe olmaya devam ediyor, enflasyona dair en yüksek endişe seviyesi Arjantin’de, ülkemiz ise bu konuda ilk beş ülke içinde. Ülkemizin en önemli sorunu ekonomi, ve toplum yakın zamanda bir düzelme beklentisi içinde değil. Hane geliri, alım gücü gibi parametrelerde olumsuzluk sürüyor, fiyat artışlarının devam etmesi nedeni ile hane gelirimiz azaldı diyenlerin oranında yukarı yönlü bir hareket söz konusu. Döviz kurlarının, işsizlik oranının, kişisel yaşam standardı seviyesinin, kişisel harcamaların önümüzdeki dönemdeki seyrine yönelik beklentilerdeki büyük karamsarlık devam ediyor.

Ipsos Türkiye

Yüksek enflasyon ile mücadele uzun sürecek. Bunu gerek finansal göstergelerin, gerekse toplumdaki algının olumluya dönme hızlarından da görebiliyoruz. Ekonomi yönetimi tarafından alınan önlemler enflasyonun ilerleyişinde henüz çok küçük olumlu kıpırdanmalar yaratabiliyor. Hatta Merkez Bankası Başkanı’nın da belirttiği üzere gelecek yılın ilk aylarında yeniden bir yükselme dönemi de söz konusu olacak gibi görünüyor. Daha önce de bahsettiğim gibi toplumun ekonominin gidişatına bakışı da küçük olumlu hareketlere rağmen önceki aylara benzer şekilde olumsuz olmaya devam ediyor. TÜİK Tüketici Güven Endeksi’ne baktığımızda üst üste ikinci ayda yükselme görüyoruz, ancak endeks değeri hala olumsuz. Ipsos’un tüketici güveni sıralamasında da Türkiye için Ekim ayında Eylül’e kıyasla 2,5 puanlık bir artış var.

Ipsos TürkiyeAncak bu ayı da 29 ülke içinde en son sırada kapattık. Ve bu en son sırada kaldığımız üst üste üçüncü ay oldu. 29 ülke ortalaması 47,2 iken bizim tüketici güveni endeks değerimiz 34,5 oldu. Demir attığımız dip noktada olmayı sürdürüyoruz. Zorlu bir yoldan geçiyoruz, ve belki de asıl mücadele henüz başlamadı bile.