Yazılar

Öğrencilerin büyük bir kısmı devlet yurtlarını tercih ediyor

Türkiye’de üniversite öğrencilerinin karşılaştığı barınma ve finansal zorluklar, son yıllarda giderek daha belirgin hale gelmiştir. Dünyanın ve ülkemizin önde gelen Araştırma şirketi Ipsos’un Gündeme Dair raporundan derlenen verilere gör ;öğrencilerin yarısından fazlası üniversite eğitimleri için yaşadıkları şehirden başka bir şehre gitmek durumunda kalıyor. Bu durum, özellikle barınma ihtiyacını ön plana çıkarırken, ekonomik koşullar öğrencilerin tercihlerini ve yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor. Araştırmamız, öğrencilerin büyük bir kısmının devlet yurtlarını tercih ettiğini, ancak hem özel hem de devlet yurtlarının maliyetlerinin öğrenciler ve aileleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor. Üniversite eğitimi için gerekli bütçe, gençlerin ve ailelerin mali imkanlarını zorlamaya devam ederken, finansal kaygılar öğrencileri ek iş arayışına ve geleceğe dair belirsizliklerle başa çıkma çabasına yöneltiyor.

Ülkemizde üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası gidecekleri üniversitenin yaşadıkları şehirden başka bir şehirde olduğunu belirtiyor. Bu durum, öğrencilerin barınma, ulaşım ve ekonomik zorluklar gibi ek ihtiyaçlarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor. Özellikle başka bir şehirde okuyan öğrencilerin %76’sı yurtta kalmayı tercih ederken, ekonomik koşullar nedeniyle devlet yurtları öncelikli seçenek haline geliyor.

Ipsos Türkiye

 

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Gündeme Dair araştırmamıza göre, ülkemizdeki üniversite öğrencilerinin yarısından fazlası gideceği üniversitenin yaşadıkları şehirden başka bir şehirde olduğunu belirtiyor.

Başka şehirde yaşamak söz konusu olduğunda öğrenciler için başlıca konulardan biri de barınma ihtiyacı.

Araştırmamızın sonuçlarında gördük ki gidecekleri üniversite yaşadıkları şehirde olsa bile her iki öğrenciden biri yurtta kalmayı tercih ediyor. Yaşadıkları şehirden başka bir şehirde okuyacak olan öğrencilere sorduğumuzda ise bu oran yüzde 76’ya çıkıyor.

Yurtta kalacağını belirtenlerin neredeyse tamamının tercihi devlet yurtları. Elbette ki bunun en temel sebebi ekonomik koşullar. Her on öğrenciden dokuzu özel yurtların pahalı olduğunu düşünüyor. Hatta devlet yurtları için de her iki öğrenciden biri “pahalı” yorumunu yapıyor. Öğrencilerin barınma konusunda giderek daha sınırlı seçeneklere sahip olduğunu ve zorlandıklarını görüyoruz.

Üniversite eğitimi için gerekli bütçe, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da öğrencilerin ve ailelerin bütçesini zorluyor. Her on öğrenciden dokuzu kendisinin ya da ailesinin bütçesinin çok ya da az zorladığını belirtiyor. Yaşadığı şehirde ya da başka bir şehirde üniversiteye gidilecek olması ise bu durumu çok farklılaştırmıyor.  Finansal kaygılar, enerjilerini öğrenimlerine yönlendirmesi gereken gençleri geçim derdi, ek iş arayışı veya geleceğe dair belirsizliklere karşı karşıya bırakıyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Dünya eğitim sisteminden memnun değil!

Ipsos tarafından küresel de gerçekleştirilen Global Advisor Eğitim Monitörü ve ülkemizde Gündeme Dair araştırma verilerinden derlenen raporda; ülkelerdeki eğitim kalitesine dair memnuniyet oranlarının düşük olduğunu ortaya koyuyor. Singapur, 2025 yılında da eğitim kalitesinden en yüksek memnuniyet oranına sahip ülke olarak öne çıkarken, Türkiye’de eğitim kalitesinden memnun olanların oranı %15’e yükseldi. 2024’te bu oran %13 seviyesindeydi. Ancak, %63’lük memnuniyetsizlik oranıyla Türkiye, 30 ülke arasında eğitim kalitesine en olumsuz bakış açısına sahip ülke konumunda bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin eğitim sisteminde reform ihtiyacını ve ekonomik kalkınmadaki önemli rolünü bir kez daha gündeme getiriyor.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin geleceğini şekillendiren eğitim politikaları her geçen gün önemi artarken, toplumun nabzında derin bir yankı uyandırıyor. Ülkemizde her 10 kişiden 7’sinin eğitim politikalarından memnun olmadığını ortaya koyuyor. Bu oran, geçen seneye göre %5’lik bir artış göstererek, toplumun eğitim sistemine yönelik beklentilerinin giderek güçlendiği görülüyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’deki eğitim müfredatı, temel akademik bilgiler sağlama açısından belirli bir yeterliliğe sahip olsa da; verilere bakıldığında modern dünyanın gerektirdiği becerileri kazandırma konusunda eksiklikleri olduğu bireyler tarafından ifade edilmektedir. Ülkemizde her 10 kişiden 8’i eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor. Çocukların ve gençlerin küresel rekabete hazırlanması, yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerini geliştirmesi için müfredatın daha esnek, uygulamalı ve teknoloji odaklı hale getirilmesi gerekiyor. Ayrıca, müfredatın başarısı, öğretmen kalitesi, okul altyapısı ve sosyoekonomik faktörler gibi unsurlara da bağlı olduğu söylenilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Ipsos Türkiye

Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43. 2024 yılında da bu oran %40’tı. AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. DE SES grubunda ise bu konuda net bir görüşe sahip olmayan bireylerin oranı oldukça dikkat çekici.

Ipsos Türkiye

Okullarda akıllı telefonların kullanılması yasaklanmalı mı? Ülkeler ortalamasında bireylerin yarısı okullarda akıllı telefon kullanılmaması gerektiğini düşünüyor. Ülkemizde de benzer bir durum görülüyor. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Eğitim ortamlarında akıllı telefon kullanımına ilişkin tartışmalar, hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte, teknolojinin eğitim üzerindeki etkilerine dair derin bir sorgulamayı yansıtmaktadır. Uluslararası verilere göre, bireylerin %50’si okullarda akıllı telefonların yasaklanması gerektiğini savunuyor; bu oran, teknolojinin dikkat dağıtıcı potansiyeline ve öğrencilerin öğrenme süreçlerindeki odaklanma ihtiyacına duyulan inancı ortaya koyuyor. Türkiye’de de benzer bir tablo söz konusu: Her iki kişiden biri, yani toplumun yarısı, akıllı telefonların okul ortamlarında yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor.

Ipsos Türkiye

Ülkeler ortalamasında okullarda  yapay zekanın kullanılmaması gerektiğini düşünenlerin oranı %37.  Türkiye de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, okullarda kullanılması görüşünü destekleyenlerin oranı ise %47.

Ipsos Türkiye

Ülkelerin bir çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor.

Türkiye’de teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağına inananların oranı 2023’te %42 iken, 2024’te %33’e geriledi ve 2025’te de aynı seviyede kaldı.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı; 

Ipsos’un dünya genelinde 30 ülkede yapılan Eğitim Monitörü araştırması sonuçlarına göre vatandaşlar ülkelerindeki eğitim kalitesinden büyük oranda memnun değil. Türkiye’de eğitimden memnun olmayanların oranı %63 ve ülkeler arasındaki en olumsuz bakış açısına sahip ülkeyiz. Eğitim kalitesinden en memnun ülkelere baktığımızda ise ilk üç sırada Singapur, İrlanda ve Hindistan geliyor.

Memnuniyet konusunda Gündeme Dair araştırmamız ile daha detaylı sorular sorarak eğitim politikaları ve eğitimin kalitesi gibi konularda da düşünceleri inceledik.  Ülkemizde her on kişiden yedisi eğitim politikalarından memnun olmadığını belirtiyor. Memnun olmayanların oranı geçen seneye göre %5 daha yüksek. Her on kişiden sekizi ise eğitim müfredatının yeterli olmadığını belirtiyor.

Konuşma ve tartışma becerilerini geliştirmek, çağın gerektirdiği bilgi ve becerileri kazanmak, araştırma yapmayı ve iş birliğini öğrenmek, fırsat eşitliği sağlamak, çağdaş ve etkin bir eğitim almak, yeterli fiziksel altyapıya sahip olmak gibi detaylı sorular sorduğumuzda,  bireylerin olumsuz düşündüğünü görüyoruz. Her on kişiden altısı, mevcut eğitim sisteminin bu beklentileri karşılamadığını düşünüyor.

Türkiye’de her iki kişiden biri, eğitimin bugün geçmişe kıyasla daha kötü olduğunu düşünüyor. Her yaş grubunda bu düşüncenin baskın olduğu görülüyor. Ancak daha eski yıllarla kıyaslama imkanı olan 46 yaş ve üzerindeki bireyler çok daha memnuniyetsiz. 18-25 yaş arasında her on kişiden dördü kendi dönemindeki eğitim kalitesinin daha iyi olduğunu düşünürken 46 yaş ve üzerinde her on kişiden altısı, 55 yaş ve üzerinde ise her on kişiden yedisi bu düşüncede.

İş hayatına geçmeden önceki son durak olan üniversite konusunda farklı görüşler var. Üniversite eğitiminin gençlerin hayatta başarılı olması için gerekli olduğunu düşünenlerin de oranı %43.  AB sosyo-ekonomik statü (SES) grubundaki bireylerin bu konudaki düşünceleri, diğer SES gruplarına göre daha olumlu. Bu SES grubunda her iki kişiden biri üniversite eğitiminin hayatta başarılı olmak için gerekli olduğu düşüncesinde. C1,C2 ve DE SES grubuplarındaki bireylerde ise olumlu bakış açısı azalıyor.

Özellikle DE grubunda net bir görüşe sahip olmayanların oranı dikkat çekici (%28). Özetle, hayatta başarılı olabilmek için orta alt gelir grubundaki insanların daha iyi bir eğitim almaya dair inançları ve beklentileri zayıflıyor.

Ipsos Eğitim Monitörü’nde bu yıl ilgi çeken farklı konularda da sorular soruldu. Ülkelerin çoğunda, bireylerin yarısından fazlası gençlerin okulda akıllı telefon kullanmaması gerektiğini düşünüyor (%55). Ülkemizde de benzer bir durum söz konusu. Her 2 kişiden biri akıllı telefonların okullarda yasaklanması gerektiği görüşünü destekliyor. Ülkeler ortalamasında okullarda yapay zekanın kullanılması gerektiğini düşünenlerin oranı ise %38.  Türkiye’de ise bu konuda daha olumlu bir görüş hakim, her iki kişiden biri okullarda yapay zekanın kullanılmasını destekliyor. Araştırmanın enteresan sonuçlarından biri de teknolojinin eğitim üzerindeki etkisi. Ülkelerin çoğunda teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağı konusundaki görüşlerin yıllar içinde gerilediği görülüyor. Türkiye’de de 2023 yılında teknolojinin eğitim üzerinde olumlu etkisi olacağını düşünenlerin oranı %42 iken 2024 yılında %33’e gerilemiş ve bu yıl benzer seviyede kalmış durumda.

Hem Türkiye’de dem de dünyada eğitimin geliştirilmesine dair güçlü bir toplumsal talep olduğunu görüyoruz. Teknoloji ve yapay zekânın sunduğu fırsatlar doğru değerlendirildiğinde, daha kapsayıcı ve çağın ihtiyaçlarına yanıt veren eğitim sistemlerine sahip olmak hayal değil.

Tüketim harcamalarımız arttı

Haneler geçen senenin aynı dönemine göre 21 kez daha fazla alışveriş yaparak 124 kez alışverişe gittiler; böylece pandemi öncesi seviyeye yeniden gelindi. Hanelerin her bir alışverişte yaptığı ortalama harcama geçen yıla kıyasla %17 artarak 266 TL oldu.

Pazardaki Nabzı Yakalamak: Ipsos’un Tüketici Davranışları Analizi

Hızlı tüketim dünyası, her zamankinden daha dinamik ve değişken. Dünyanın ve ülkemizin önde gelen araştırma şirketi Ipsos, bu değişimin nabzını tutmak, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını, alışkanlıklarını derinlemesine anlamak için sürdürüyor. Bu rapor, Türkiye temsili 14.000 hanelik dev bir örneklemden düzenli olarak toplanan hane içi satın alma verilerine dayanıyor. Her bir alışveriş sepeti, her bir satın alma kararı, tüketici davranışlarının ardındaki büyük resmi ortaya koyan değerli birer parça.  Bu raporun içeriğinde Ocak-Haziran 2024 ve Ocak-Haziran 2025 dönemlerinin karşılaştırmalı sonuçlarından derlenen bulgular yer almaktadır. Bu veriler ışığında, son bir yılda Türkiye’deki hanelerin neleri daha çok tercih ettiğini, hangi kategorilerin öne çıktığını ve tüketim alışkanlıklarının nasıl bir değişim geçirdiğini ortaya koyuyor

Ipsos Türkiye

Sepetler; hanelerin alışveriş alışkanlıklarında belirgin değişimin bilimsel ölçümleme göstergesi… Tüketici bir yandan marketlere daha sık gidiyor ama diğer yandan alışveriş sepetlerinin boyutu küçülüyor. Eskiden haftalık veya aylık büyük market alışverişleri yapılırken, artık daha küçük ama daha sık sepetler görüyoruz. Tüketiciler, büyük harcamalardan kaçınıp, daha çok ihtiyaç anı alışverişlerine yöneliyor. Bunun nedeni belki yüksek fiyatlar ya da sadece daha az israf etme çabası. Sonuç olarak, market koridorları daha sık adımlanırken, sepetlere giren ürün çeşitliliği azalıyor. Her şeyden biraz almak yerine, sadece o gün veya o hafta için en gerekli olanlar sepete atılıyor. Bu, bir nevi mikro alışveriş çağına girdiğimizin bir işareti olarak yorumlanabilir.

Ipsos Türkiye

Atıştırmalıklar Zirvede ilk altı aylık hane içi harcamalara baktığımızda, alışveriş sepetlerinin büyük bir kısmının  (%83) gıda ve içecekten oluştuğunu görüyoruz. Ancak bu ana kategorinin içinde, en dikkat çekici yükselişi atıştırmalıklar yaşadı.  Tüketiciler, ana öğünler yerine veya aralarına serpiştirilmiş küçük keyif anları için atıştırmalıklara daha sık yöneldiği şeklinde düşünülebilir. Dolayısyla bu durum atıştırmalıkların sadece ciroda değil, aynı zamanda miktar bazında da büyümesini sağladı. Bu trendin en net örneği ise bisküviler. Tüketiciler bisküvileri daha sık satın alarak frekans artışına en yüksek katkıyı sağladı. Miktar bazında büyümeye en çok destek verenler ise kuruyemişler ve dondurmalar oldu. Gıda dışı kategorilerde ise tablo şöyle: İçecekler, tıpkı atıştırmalıklarda olduğu gibi, hem fiyat artışlarından hem de alışveriş frekansındaki yükselişten güç kazandı.  Ev bakım kategorisindeki büyümeyi, hijyene verilen önemin artmasıyla popülerliği yükselen temizlik mendilleri ve çamaşır suları yönelim ağırlık kazandığı izlenmektedir. Kişisel bakım ürünlerinde ise deodorantlar, kozmetik ürünleri ve diş macunları büyümenin ana kaynakları oldu. Bu veriler, tüketicilerin küçük keyiflere daha sık harcama yaptığını ve temel ihtiyaçların yanında kişisel hijyen ve ev temizliğine de daha büyük bütçe ayırma eğiliminde olduğunun öne çıkarıyor.

Ipsos Türkiye

İndirim marketleri de markalı ürünleri tercih ediyor. Son dönemde, tüketicilerin tercihlerinde net bir değişim gözlemliyoruz: markalı ürünler her zamankinden daha popüler. Ocak-Haziran 2025 kümüle dönemine baktığımızda, hızlı tüketim ürünleri harcamalarının yarısından fazlasının markalı ürünlere ayrıldığını görüyoruz. Bu oran, geçen yıla kıyasla %4’lük önemli bir artışla %56’ya ulaştı. Bu yükseliş sadece belirli kanallarla sınırlı kalmadı. Markalı ürünler, özellikle fiyat odaklı alışverişin kalbi olan indirim marketleri de dahil olmak üzere, neredeyse tüm perakende kanallarında büyüme gösterdi. Bu durum, tüketicilerin artık sadece fiyata değil, aynı zamanda markaların sunduğu güvene ve kaliteye de daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Markalar, ekonomik zorluklara rağmen tüketicinin vazgeçilmezi olmaya devam ediyor.

Ipsos Türkiye

 Türk tüketicisinin alışveriş tercihleri, son dönemde yeni bir tüketim haritası ortaya koyuyor… Her ne kadar indirim marketleri alışveriş kanalları arasındaki liderliğini kararlı bir şekilde sürdürse de, Ocak-Haziran 2025 döneminin asıl sürprizi, yerel zincirlerin gösterdiği dikkat çekici büyüme denilebilir. Diğer yandan, ulusal zincirler istikrarlı bir şekilde büyümeyi sürdürerek ortalama pazar performansına paralel bir seyir izledi. Ancak pazarın diğer ucunda, zor zamanlar geçiren kanallar da mevcut. 2024’te başlayan bağımsız süpermarketlerin küçülme eğilimi bu dönemde hız kazandı. Tekil marketlerin oluşturduğu bu grup, pazar payını hızla kaybediyor. Aynı şekilde, bakkal ve pazar gibi geleneksel kanallardaki harcamaların da azalmasıyla, geleneksel perakendenin toplam payı geriledi. Bu genel düşüşe rağmen, geleneksel kanallar arasında bir istisna parladı: kasaplar, geçen seneki pazar payını korumayı başardı ve bu zorlu dönemde ayakta kalabildi.

Ipsos Türkiye

 Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik; Hane Tüketim Panelinin altı aylık verilerini şöyle yorumladı; 2025 yılının ilk altı ayında hanelerin hızlı tüketim ürünleri harcamaları, geçen yılın aynı dönemine göre %42 oranında arttı. Artış, geçen yıllardaki enflasyon üzerindeki seyrini bırakarak, on iki aylık ortalama enflasyon seviyesine paralel bir seviye göstermiş oldu.

Pandemi sonrası azalan alışveriş sıklığı toparlanmayı sürdürdü; haneler bu beş aylık dönemde 124 kez alışverişe çıkarak pandemi öncesindeki alışveriş sıklıklarına geri döndüler. Her alışverişte ortalama 266 TL harcayan haneler, geçen yıla kıyasla alışveriş başına %17 daha fazla ödeme yaptı. Daha sık alışveriş, aynı zamanda daha az ürün çeşidi içeren, daha küçük sepetlerin de alışverişlerde daha fazla yer tutması demek.

Bu dönemde harcama artışında en çok öne çıkan kategoriler atıştırmalıklar, vücut bakım ürünleri ve ev temizlik ürünleri oldu. Atıştırmalık büyümesinde fiyat artışlarının yanı sıra kategorinin daha sık satın alınması etkili olurken vücut ürünleri kategorisindeki büyüme fiyat artışına rağmen daha fazla talep ile gerçekleşti, ev temizlik ürünleri de özellikle temizlik bezlerine bağlı olarak büyüyor.

Alışverişte en fazla tercih edilen kanal indirim marketleri olmaya devam ederken yerel zincirler 2025’in ilk yarısında en çok pay artıran kanal olarak öne çıktı. Bu büyümede kredi kartı ve nakde ek olarak yemek çeki gibi farklı ödeme yöntemlerinin birlikte kullanılabilmesinin etkisi de var. Geleneksel kanalda ise kasaplar dışındaki tüm kanallar pay kaybetmeye devam etti.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Bu yaz tatil yaptınız mı?

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, tüketicilerin tutum ve davranışlarını, yaşam tarzlarını ve değişen alışkanlıklarını yakından izlemeye devam ediyor.  İçinde bulunduğumuz küresel krizler, ekonomik koşullar ve değişen öncelikler, Türk halkının tatil alışkanlıklarını geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da etkiliyor. Bu araştırmada, toplumun bu yaz tatil yapma eğilimi, tatil planlarına dair tutumları ve beklentileri ile bu kararların altında yatan neden ve sonuçlar verilerle açıklanıyor. Tatil sadece deniz, kum, güneş ve otel konaklamasından ibaret olmadığını, bireyler açısından ayrı ayrı anlam ifade ettiğini veriler ışığında görüyoruz. Kimisi için lüks bir otel, gündelik işlerden kaçıp rahatlamak demekken, kimisi için doğa tatilinde kamp yapmak ya da kültür turlarıyla tarihi yerler keşfetmek, tatil anlamında büyük keyif olduğu ifade edilebiliyor. Diğer bir taraftan da ; tatil, memlekete veya köy ziyareti anlamına da geliyor.  Kısaca bireylerin kendini iyi hissettiği yerde, insan ruhuyla bedenini buluşturmaya, yenilenmeye yer açma ihtiyacını gideriyor. Geçtiğimiz yıl ve bu yılki verileri karşılaştırdığımızda; geçtiğimiz yıl olduğu gibi her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Geçen yıla kıyasla, tatile çıkmayanlar arasında tatil planlayanların oran ise düştü. (2024 :%20 vs 2025 :%24)

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Tüm dünyada yaşanan çoklu krizler ve ekonomik dalgalanmalar, insanların bütçelerini gözden geçirmesine neden oluyor. Artan fiyatlar ve enflasyon, eskiden mümkün olan tatil seçeneklerini lüks hale getirebiliyor. Bu yüzden birçok kişi, tatil yapmak yerine mevcut birikimlerini korumayı veya temel ihtiyaçlara yönelmeyi tercih edebiliyor.

Ipsos Türkiye

Her on kişiden birinin geçen sene yurt dışında tatil yaptığını ifade etmesi de, önemli bir trende işaret ediyor. Yurt içinde tatil yapmanın maliyetinin, bazı yurt dışı destinasyonlarla karşılaştırıldığında daha yüksek olması. Özellikle komşu ülkelerde veya vize gerektirmeyen bölgelerde, uygun fiyatlı paket turlar veya konaklama seçenekleri bulunabiliyor. Yurt içinde popüler olan destinasyonların kalabalık olması veya bireylerin kişisel tatil anlayışına uymaması durumunda, insanlar daha sakin veya farklı bir atmosfer arayışıyla yurt dışı seçeneklerine yönelebiliyor. Tüketici tutum davranışlarında bu tutumlar; turizm sektörünü yurt dışı odaklı kampanyalar geliştirmeye veya yurt içi destinasyonlarda rekabetçi fiyatlar sunmaya teşvik edebilir. Aynı zamanda, seyahat alışkanlıklarının ve önceliklerinin zamanla nasıl değiştiğini de gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Kendi gelirleriyle tatil yapabilen bireylerin sayısının artmasıyla birlikte, otel veya pansiyon gibi yerleri tercih ederek daha bağımsız ve rahat bir tatil deneyimi arayışına doğru bir geçiş olduğu rakamlara bakıldığında  net bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu, kişisel harcama gücünün artmasının doğrudan bir yansıması. Otellerin ve pansiyonların sunduğu hazır hizmetler, özellikle yemek, temizlik ve aktivite gibi konularda tatilcilere büyük kolaylık sağlıyor. Aile evinde bu hizmetlerin genellikle kendisi tarafından karşılanması, tam anlamıyla “dinlenme” amacıyla yapılan bir tatil beklentisini karşılamakta zorlanabiliyor. Aile evinde tatil yapmak, ekonomik açıdan avantajlı olsa da, kişisel alandan feragat etmeyi gerektirdiğinden tercih sıralamasında geriliyor.

Ipsos Türkiye

Bu sene daha fazla kişinin tatil masraflarını kendi imkanlarıyla karşıladı. Kişisel finansal durumun geçen seneye göre daha farklı bir trende geçtiği de veriler arasında öne çıkan başlıklardan.  Bu durum, bireylerin gelirlerinde artış, daha iyi bir bütçe yönetimi veya tatil için daha önceden birikim yapabilme yeteneği gibi faktörlerden kaynaklanabilir. Aileden borç alma ihtiyacının azalması, genç nesillerin veya çalışan kesimin ekonomik olarak daha güçlü bir pozisyona doğru bir yükselen ivme gösteriyor denilebilir.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, Gündeme Dair Araştırma Verilerini Şöyle yorumladı; Ipsos olarak Gündeme Dair araştırmamızda katılımcılara “Son günlerde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” diye sorduğumuzda uzun süredir yanıtlar değişmiyor; yorgun, bıkkın ve endişeli. Bu duygular, adeta üzerimize sinmiş durumda. Yılın yorgunluğunu geride bırakmak ve tazelenmek için ihtiyaç duyduğumuz yegane şeylerden biri ise hayatın olağan akışına ara vererek yaz tatili yapmak.

Geçtiğimiz bir kaç senedir yaz tatiline ilişkin sorular soruyoruz. Bu yıl her on kişiden altısı bu sene yaz tatili yapmadığını ve yapmayı da düşünmediğini belirtiyor. Bu oranda geçtiğimiz yıla kıyasla bir değişiklik yok.

Tatil yapanlar ya da yapabilenler bunu sürdürüyor (on kişiden sekizi), tatil yapmayan ya da yapamayanlar da buna isteyerek veya mecburen devam ediyorlar. Geçen yıl yaz tatil yapamayan her on kişiden yedisi bu yıl da yaz tatil yapamayacağını belirtiyor. Yaz tatili yapamamanın en önemli nedeni olarak geçtiğimiz seneye benzer şekilde ekonomik koşullar öne çıkıyor. Yaz tatili yapamayan her on kişiden dokuzu ekonomik sebeplerle tatil yapamadığını ifade ediyor.

Yurt içinde tatil yapanların oranı doğal olarak çok daha yüksek. Geçen sene olduğu gibi bu sene de her on kişiden dokuzu yurt içinde tatil yapmış. Ailelerinin yanında yaz tatili yapanların oranı geçtiğimiz seneye kıyasla düşerken, yurt içinde otel ve pansiyonda kalmayı tercih edenlerin oranında belirgin şekilde bir artış görüyoruz. Her on kişiden yedisi yaz tatil bütçesini kendi gelirinden karşıladığını ifade ediyor.  Geçen yıla kıyasla ailelerinden borç alanların oranı daha düşük ancak bankalardan kredi alanların oranı artmış durumda.

Ekonomik koşullar ne kadar zorlu olursa olsun, insanın kendine ayırdığı küçük bir mola hayatında büyük bir fark yaratıyor. Hayatın rutin ve yoğun akışından uzaklaşarak, tazelenmek, zihnimizi dinlendirecek anlara alan açmak her zamankinden daha kıymetli. Bulgular, yaz tatilinin pek çok kişi için ekonomik koşulların etkisiyle ertelenen veya vazgeçilen bir plan haline geldiğini ortaya koyuyor.

Ipsos Türkiye CEO’su Sidar Gedik

Ipsos “Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenlerinden Biri Olarak” tanındı

Dünyanın önde gelen pazar araştırma şirketlerinden Ipsos, Forbes tarafından Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenleri 2025 listesinde yer aldı.

Forbes ve Statista tarafından gerçekleştirilen bağımsız araştırmanın sonucuna göre, Ipsos, tüm çalışanlarına kişisel ve profesyonel hedeflerine ulaşmaları için gerekli desteği sunan adil ve kapsayıcı bir iş yeri olarak tanımlandı. Forbes’un ABD listesinde art arda ikinci kez listede yer alan şirket, aynı zamanda global listede de yer alıyor.

Ipsos Kuzey Amerika CEO’su Mary Ann Packo görüşlerini şu şekilde ifade etti: “Ipsos’un en büyük gücü her zaman çalışanları olmuştur. Kadınlar başta olmak üzere, Ipsos’taki herkesin büyüme, liderlik etme ve etki yaratma konusunda kendini yetkin hissetmesi çok önemli. Kapsayıcı kültüre bağlılığımız, sektörün en parlak yeteneklerini çekmemizi ve uzun yıllar birlikte çalışmamızı sağlıyor. Bu özelliği Ipsos’u yenilikçi, kalıpları yıkan ve yüksek kariyer tatmini yaşatan harika bir yer yapıyor”.

Forbes ve Statista, değişime öncülük eden ve cinsiyet eşitliğini desteklemek için çalışan şirketleri belirlemek amacıyla ABD’de yüz elli binden fazla çalışan kadınla, işverenleri ve ücretler, ebeveynlik izni, eşitlik ve kapsayıcılık konularındaki uygulamaları hakkında görüşmeler yaptı. Ipsos’un bu çalışmadaki güçlü konumu, ücret eşitliği konusundaki kararlılığını ve sektöre örnek teşkil eden aile ve ebeveyn desteği politikalarının bir sonucu. Bu aynı zamanda, kadınların Ipsos’taki kariyerlerinde ilerlemelerine destek olan mentorluk programı “Gender Balance Network” (Cinsiyet Eşitliği Ağı) gibi girişimlerin başarısını da ortaya koyuyor.

Çalışanlara yönelik inisiyatiflerin yanında, Ipsos, pazarlama araştırmaları sektöründe etki yaratmak ve reklamlarda gerçek temsiliyetin gelişmesine katkı sunmak için de çalışıyor. Medya, pazarlama ve eğlence dünyasından liderleri toplumsal cinsiyet önyargısını ortadan kaldırmak amacıyla bir araya getiren SeeHer inisiyatifinin ilk araştırma üyesi olarak, müşterilerine daha adil bir medya ortamı şekillendirmelerine destek veriyor.

Pazardaki öncü yaratıcı optimizasyon çözümü Creative|Spark aracılığıyla Ipsos, kadınlar ve kız çocuklarını içeren tüm reklamları değerlendirmek için Gender Equality Measure® (GEM) çerçevesini uyguluyor. Bu veri odaklı yaklaşım, markalar ve ajansların önyargıları tespit edip azaltmalarını sağlayarak kadınların ve kız çocuklarının nasıl tasvir edildiği ve görüldüğü konusunda anlamlı bir değişim yaratıyor. Ipsos, bu hareketi ilerletmek amacıyla ANA ve SeeHer ile birlikte otantik reklamcılığın itici güçleri üzerine liderlik çalışmaları yayımlıyor.

Şirket aynı zamanda bu alanda ilerleme ve gelişmeyi hızlandırmak amacıyla çeşitli kuruluşlarla da iş birliği yapıyor. Amerika’da Reklam Araştırmaları Vakfı’nın (ARF) genç araştırmacılar için düzenlediği WIDE programına, ARF Genç Profesyoneller ve ARF Kadın Analitikçiler koalisyonuna aktif olarak katılıyor. Ayrıca The Female Quotient ile kurduğu ortaklıkla, bilgiyi güç haline getirmeyi amaçlayan çeşitli girişimlere yatırım yapıyor; sektörün sistematik değişim ve kalıcı etki yaratan içgörülerle güçlenmesini destekliyor.

Ipsos Türkiye CHRO’su Yaprak Kılıççı ise bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirdi: Forbes tarafından Amerika’nın Kadınlar İçin En İyi İşverenleri 2025 listesinde yer almak, Ipsos’un kapsayıcı ve eşitlikçi yaklaşımının güçlü bir göstergesi. Bu vizyon, Ipsos’un faaliyet gösterdiği tüm ülkelere yayılıyor. Türkiye’de de bu kültürü en iyi şekilde yansıtacak adımları atıyoruz. Ipsos’un düzenli olarak takip ettiği Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde, Ipsos Türkiye olarak en yüksek skora sahip ülkeyiz. Bu endekste kadın oranı, hem toplamda hem de tüm seviyelerde; ücret artışları, bonus oranları ve terfi süreçlerindeki eşitlik gibi pek çok kriter değerlendiriliyor. Türkiye’de %70’i kadınlardan oluşan bir şirket olarak, eşitlik, temsil ve güçlenme kültürümüzün ayrılmaz bir parçası. Çalışanlarımızın, özellikle kadınların, büyüme, liderlik etme ve etki yaratma konusunda kendilerini güçlü hissetmeleri bizim için temel öncelik. 12 kişilik İcra Kurulumuzun 8’inin kadın olması da bu kararlılığın en somut göstergesi.

Destek verdiğimiz araştırma projelerimizle de eşitlikçi yaklaşım için çalışıyoruz. Çalışma hayatına ara veren kadınların yeniden çalışmaya dönmesine destek olmak için çalışan YenidenBiz ile bir çalışma gerçekleştirdik. İşe ara veren kadınların geri dönüş yolculuklarını araştırarak önemli içgörüler sağladık. KAGİDER ile yürüttüğümüz Kadınların İş Gücüne Katılım ve Girişimcilik Eğilimi Araştırması’nda Kahramanmaraş’taki girişimci kadınların ihtiyaçlarına göre eğitim içeriklerinin geliştirilmesine destek olduk. Payda Derneği ile ise iki yıldır kız çocuklarının eğitimde eşit fırsatlara sahip olması için projeler gerçekleştiriyoruz.

Hibrit çalışma modelimiz ve yılda iki ay tamamen uzaktan çalışma imkânımız, kadınların iş ve özel yaşam dengelerini korumalarına önemli ölçüde katkı sağlıyor. Esnek çalışma uygulamalarımız, çalışanlarımızın hem profesyonel hedeflerine odaklanabilmelerini hem de kişisel yaşamlarında ihtiyaç duydukları zamanı yaratabilmelerini mümkün kılıyor. Bu yaklaşım, özellikle ebeveynler ve bakım sorumluluğu olan çalışanlarımız için büyük bir destek sağlarken, iş hayatında uzun vadeli bağlılığı ve verimliliği de artırıyor. Ipsos Türkiye olarak, kapsayıcı ve destekleyici çalışma ortamımızla yetenekleri çekmeye, geliştirmeye ve güçlendirmeye; yarattığımız güven ortamı sayesinde uzun yıllar birlikte üretmeye devam edeceğiz.

Teknolojinin gelişimi hem heyecan, hem endişe yaratıyor!

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE IPSOS TÜRKİYE

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

Ipsos Global Trendler araştırmasına göre bireylerin teknoloji hakkında bir ikilemde olduğunu görüyoruz. Teknoloji daha yaygın hale geldikçe, bize getirebileceği sorun çözme araçlarının cazibesi ve iletişim kurma biçimlerindeki değişiklik inanılmaz bir heyecan yaratıyor. Diğer yandan da gizlilik, iş kaybı ve kötüye kullanım potansiyeline ilişkin endişeler var. Heyecan ve endişe arasında bir gerilim yaşanıyor.

Araştırmaya göre ülkeler ortalamasında neredeyse dört kişiden üçü (%71), toplum olarak karşılaştığımız sorunları çözmek için teknolojiye ihtiyacımız olduğunu düşünüyor. Ancak, teknolojik ilerlemenin “hayatlarımızı mahvettiğini” düşünenler de var (%57). Bu ikilem, yapay zekâya bakış açısında da geçerli. Bireyler yapay zekâdaki gelişmeler konusunda heyecanlı, ama aynı zamanda bu gelişmelerin getirebileceği değişiklikler konusunda da endişeli. Ipsos bu gerilime “Yapay Zekânın Büyüsü ve Endişesi” (the Wonder and the Worry of AI) adını veriyor.

2022 yılının sonunda ChatGPT’nin kullanıma açılması ile milyonlarca internet kullanıcısı yapay zekâ ile doğrudan karşılaştı, diyalog kurmaya başladı. Yapay zekâ bir anda hayatlarımızın tam da ortasına yerleşti. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de her iki kişiden biri yapay zekâyı duyduğunu belirtiyor. Soruyu üretken yapay zekâ olarak sorduğumuzda ise bilinirlik oranı düşüyor (%32). Bu fark “üretken yapay zekâ teriminin daha teknik ve yeni bir kavram olmasından kaynaklanıyor olabilir. Herkesin gündelik diline yerleşmiş değil.  Bu yıl aynı araştırmada Türkiye’de yapay zekâ kullanımının 2023 yılına göre arttığını görüyoruz. Bazı uygulamaları denemek, iş ve özel hayatta işlerini kolaylaştırmak için kullananların oranı 2023 yılında yüzde 12 iken bu yıl yüzde 23’e çıktı.  Ipsos’un 30 ülkede 23 binden fazla kişiyle gerçekleştirdiği Global Advisor araştırmasına göre ülkeler ortalamasında bireylerin yaklaşık yarısı üretken yapay zekâ konusunda heyecanlı olduklarını, diğer yarısı ise endişeli olduklarını söylüyor.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

Anglosphere ülkelerinde (ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda ve Avustralya) heyecandan çok daha fazla endişe var. Avrupa pazarlarında ise daha az endişe gözlemleniyor, ama heyecan düzeyi de orta seviyede. Güneydoğu Asya’daki bazı ülkeler ise belirgin şekilde heyecanlı ve endişeye kıyasla çok daha olumlu. Japonya ise biraz aykırı bir ülke olarak konumlanıyor. Ne heyecanlı ne de endişeli. Türkiye’de ise heyecanlı olanların oranı endişe duyanlara göre daha yüksek, daha olumlu bir bakış açısı hakim. Endişelerin önemli kaynaklarından biri elbette ki bireylerin yaşadıkları ülkelerde yapay zekâya ilişkin düzenlemelerin yapılıp yapılmayacağı ile ilgili. Hükümetlerin düzenlemelere olan yaklaşımı bu noktada kritik önem taşıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi sürecinde, bazı şirketler hükümetlerle iş birliği yaparak hukuki ve etik çerçevede hareket edeceklerini duyurdular. Bu, umut verici bir gelişme. Ancak tek başına yeterli mi, orası tartışmalı. Çünkü yalnızca özel şirketler değil, devletler de kendi yapay zekâ programlarını yürütüyor. Üstelik bu programların bazıları askeri amaçlar taşıyor. Yapay zekânın sunduğu güç ve ekonomik potansiyel, bu teknolojiyi etik ve yasal sınırlar içinde tutmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Gündeme Dair araştırmamıza göre her iki kişiden biri Türkiye’de yapay zekâyı bir fırsat olarak görüyor. Tehdit olarak görenlerin oranı da azımsanmayacak düzeyde (%44). Her on kişiden altısı yapay zekânın yapabileceklerinden korkuyor. Gelecek nesiller için yapay zekânın yeni iş fırsatları yaratacağına inananların oranı, 2023 yılıyla benzer seviyede kalmış durumda. Öte yandan, yapay zekânın iş imkanlarını azaltacağı ve işsizliği artıracağı yönünde endişe duyanların oranı %25’ten %20’ye gerileyerek bir miktar azalmış görünüyor. Yapay zekânın şu anki işlerini yapacağını düşünenlerin oranı ülkeler ortalamasında %36. Türkiye’de ise bu oran %42.  Yapay zekânın şu anda çevrim içi aramalardan reklam içeriği oluşturmaya, iş başvurularını elemekten yapay zekâ ile oluşturulmuş spor içerikleri yaratmaya birçok görevi üstleniyor.

Global Advisor araştırmasına göre yapay zekâ kullanan şirketlerin bu kullanımı açıkça belirtmesi yönünde büyük bir beklenti var (%79). Önümüzdeki dönemde bireylerin içeriklerin yapay zekâ yerine insanlar tarafından oluşturulmasını tercih etme ihtimali de söz konusu. Kullanım yaygınlaştıkça buna alışmamız ve daha rahat hissetmemiz kolaylıkla beklenebilir. Ancak bir tepki senaryosunun gerçekleşmesi de mümkün. Yapay zekâ kullanan şirketlerin kişisel verilerin korunacağına ilişkin görüşler de farklılaşıyor. Ülkeler ortalamasında yapay zekâya bu konuda güven pozitif. Tüm bunlar bizler için karışık sinyaller ortaya koyuyor. Hem kaygı doluyuz hem de hayranlıkla bakıyoruz. Yapay zekâdan birçok şey bekliyoruz, ama bunların olumlu olup olmayacağından emin değiliz. En azından kısa vadede güven sorunu oldukça yaygın ama faydalarını da görmek istiyoruz.

Tarihte belki de ilk defa entelektüel üretimi, düşünme işini makinelere ihale ettiğimiz bir çağa giriyoruz. Bir kırılma noktasındayız. Teknolojinin neler yapabildiği değil, insanların bu güçle ne yapmayı tercih ettiği geleceği şekillendirecek.

Elektrikli araçlarda öne çıkan menzil endişesi

Ipsos’un sosyal dinleme birimi olan Ipsos Synthesio tarafından yayınlanan #NEV2024 Elektrikli Araçlar (EV) ve Hibrit Araçlar Kategori Raporları, Türkiye otomotiv pazarının elektrifikasyon sürecindeki mevcut evreyi ve karmaşık tüketici beklentilerini detayları ile ortaya koyuyor  açıklamasında bulunana Ipsos Türkiye Synthesio ve Sağlık Araştırmaları Hizmet Birimi Lideri Özlem Bulut Sönmezyalçın ; «  Elektrikli mobilite, ülkemizdeki tüketicilerin gözünde artık soyut bir teknoloji olmanın ötesine geçti. #NEV2024 raporları, özellikle hibrit araçların elektrikli dönüşüm sürecinde güvenli ve pratik bir adaptasyon yolu olarak benimsendiğini işaret ediyor. Bu modeller, yalnızca geçici bir seçenek değil; tam elektrikli araçlara geçişte temel bir eşik işlevi görüyor. » dedi ve çalışma hakkında aşağıdaki bilimsel verileri açıkladı.

Ipsos Türkiye

Elektrikli araçlar hakkındaki tüketici konuşmaları 2024’te de büyümeye devam etse de artış oranı düştü.

Raporlara göre, elektrikli mobiliteyi deneyimleme arzusu ile mevcut altyapı eksiklikleri arasındaki boşluğu hibrit araçlar dolduruyor. Menzil kaygısı, batarya güvenliği ve şarj altyapısına ilişkin endişeler hibritlerde daha az karşılık bulduğu için, bu modeller pratik bir çözüm olarak öne çıkmakta ve hibrit araçlar, yalnızca teorik bir yenilik değil, günlük hayatla bütünleşebilen bir çözüm olarak değerlendiriliyor.

Tam elektrikli araçlar hâlâ uzun vadeli bir vizyonun parçası olarak görülse de, mevcut ekonomik ve teknolojik koşullar hibritleri daha erişilebilir ve uygulanabilir bir alternatif hâline getiriyor. Bu bağlamda hibritler, bir tercih olmaktan öte, dönüşüm sürecinin stratejik yapı taşlarından biri olarak konumlanıyor. 

Duygusal Yüksekliğin Nedeni: Esneklik ve Güvenlik

Hibrit araçlara dair içeriklerde gözlenen yüksek pozitif duygu seviyesi tesadüf değil. Bu fark, doğrudan kullanıcıların kontrol hissi, kullanım esnekliği ve daha düşük risk algısıyla ilişkilidir. Tam elektrikli araçlarda öne çıkan menzil endişesi, batarya yangını vakaları ve şarj altyapısı yetersizliği gibi başlıklar hibritlerde daha az yer buluyor.

Özellikle plug-in hibrit modeller, elektrikli araç dünyasını keşfetmek isteyen ancak altyapı eksikliklerinden çekinen kullanıcılar için güvenli ve kontrollü bir deneyim alanı sunuyor. Bu sayede hibritler, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin dönüşüm sürecine de hizmet eden bir köprü niteliği taşıyor.

Ipsos Türkiye

Hibrit araçlara dair tüketici duygusu tam elektriklilere kıyasla yıl boyunca yüksek seyretti.

Teşvik Politikaları: Beklenti ile Gerçeklik Arasında

2024 yılında elektrikli mobilite gündeminde en çok öne çıkan başlıklardan biri ÖTV düzenlemeleri oldu. Aramaların en yüksek olduğu dönem, şarj edilebilir hibritlere yönelik vergi indirimleri ile yaşandı. Ancak bu artış, her zaman satın alma davranışına dönüşmüyor. Tüketiciler yalnızca indirim haberlerine değil; bu teşviklerin fiyatlara etkisine ve modellerin ulaşılabilirliğine de dikkat ediyor.

Stok yetersizliği, sınırlı kampanya süresi ve beklenen fiyat avantajının sağlanamaması gibi unsurlar, kullanıcıda zaman zaman hayal kırıklığı yaratıyor. Bu durum, teşviklerin yalnızca kısa vadeli çözümler sunmakla kalmadığını, sürdürülebilir stratejilerle desteklenmesi gerektiğini gösteriyor.

Ipsos Türkiye

ÖTV indirimi hibrit araçlara dair Google aramalarını zirveye taşıdı.

 İkinci El EV ve Teknoloji Algısı: Deneyimin Uzun Vadeli Sorgusu

#NEV2024 raporları, ikinci el elektrikli araçlara yönelik kullanıcı ilgisinin yaklaşık iki katına çıktığını gösteriyor. Bu artış, kullanıcıların artık yalnızca yeni modellere değil; aynı zamanda batarya ömrü, zamanla performans düşüşü ve ikinci el değer kaybı gibi uzun vadeli kriterlere de odaklandığını ortaya koyuyor.

Bu bağlamda hibrit araçlar, daha oturmuş bir teknoloji imajı çizerek kullanıcıya güven veriyor. Dayanıklılık, bakım maliyetleri ve ikinci elde değerini koruma potansiyeliyle hibritler, yalnızca bugünün değil, uzun vadeli mobilite ihtiyaçlarının da güçlü bir yanıtı olarak öne çıkıyor.

Yeni Segmentler: Mikro Mobilite ve Elektrikli Ticari Araçlar

Elektrikli mikro mobilite araçları (e-skuter, küçük şehir içi araçlar), ilk etapta heyecan yaratsa da 2024 yılı boyunca sınırlı bir büyüme göstermiştir. Kullanıcıların bu segmentteki başlıca çekinceleri fiyat-fayda dengesi, yedek parça temini ve satış sonrası hizmetlerdir. İlginin durağanlaşmasında, sürdürülebilirlik ve hizmet altyapısının eksikliği temel belirleyici olmuştur.

Öte yandan elektrikli hafif ticari araçlar (e-LCV), özellikle şehir içi lojistik için umut vadediyor. Ancak yüksek ilk yatırım maliyetleri ve dizel araçlara göre daha düşük menzil gibi faktörler, bu kategorinin yaygınlaşmasını yavaşlatıyor. Tüm bu koşullar, pazarın bu alanlarda ilerleyebilmesi için daha net stratejilere ve uzun vadeli desteklere ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Mikro araçlara olan tüketici ilgisi durağanlaştı

Geleceğe Açılan Çok Yönlü Bir Mobilite Haritası

Ipsos Synthesio’nun #NEV2024 analizleri açıkça göstermektedir ki, elektrikli mobilite dönüşümü ülkemizde doğrusal değil; dalgalı, çok katmanlı ve dikkatle yönetilmesi gereken bir evrim sürecidir. Bu yolculukta farklı araç tiplerinin üstlendiği roller yalnızca geçici çözümler değil, aynı zamanda uzun vadeli stratejik yönelimler olarak da değerlendirilmektedir.

Hibrit araçlar, kullanıcıların teknolojiye duyduğu güveni artırırken, bugünkü altyapı sınırlamalarını aşmalarını da sağlıyor. Menzil kaygısı, şarj istasyonu yeterliliği ve batarya güvenliği gibi konularda sunduğu esneklik, hibritleri sadece alternatif bir araç tipi değil, mobilite dönüşümünde temel bir yapı taşı haline getirmiştir. Ayrıca, ikinci el pazarında daha öngörülebilir bir değerleme sunmaları, hibritleri sürdürülebilirlik ve yatırım açısından da cazip kılmaktadır.

Mikro mobilite çözümleri ise bireysel özgürlük ve çevresel duyarlılığı temsil ederken, özellikle büyük şehirlerde trafik ve park sorunlarına etkili bir yanıt potansiyeli taşımaktadır. Ancak satış sonrası destek, güvenlik standartları ve uzun ömürlülük gibi başlıklarda kullanıcıyı ikna edecek yapısal iyileştirmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu segmentin başarılı olması, inovasyon kadar hizmet deneyiminin de yeniden tasarlanmasına bağlıdır. Ayrıca, bu araçların tasarımları, kompakt yapıları ve oluşturdukları yenilikçi kullanıcı profili sayesinde özellikle genç ve çevreci kitlelerin dikkatini çektiği gözlemlenmektedir.

Elektrikli hafif ticari araçlar (e-LCV), yeşil lojistik anlayışının belkemiğini oluşturabilecek potansiyele sahiptir. Ancak ticarileşme süreci, yalnızca ürünlerin piyasaya sunulmasıyla değil; bu ürünlerin operasyonel verimliliğini garanti altına alacak teşvikler, altyapı yatırımları ve işletme sahiplerini ikna edecek maliyet avantajlarıyla desteklenmelidir.

Ayrıca, mobiliteye dair endişelerin önemli bir bölümü yalnızca araç tipiyle sınırlı değildir; bu kaygılar şarj altyapısından şehir planlamasına, mevzuattan finansmana kadar geniş bir yelpazede, ekosistemin tüm paydaşlarını kapsayan bütüncül çözümler gerektirmektedir. Tüketicinin güven duyması için sadece araçların değil, sistemin tüm bileşenlerinin entegre çalıştığını görmesi kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Sonuç olarak, geleceğin mobilite haritası tek bir teknolojiye ya da kategoriye dayanmayacaktır. Tüketici ihtiyacına göre farklılaşan beklentiler, araçların çok işlevli olmasını, hem bugünün sınırlarına çözüm sunmasını hem de yarının ihtiyaçlarına uyum sağlamasını gerektirmektedir. Bu dinamik ortamda başarı, yalnızca hızlı adapte olanların değil; değişimi doğru okuyan, anlamlandıran ve yönetenlerin olacaktır.

Markalar için bu dönüşüm, sadece ürün geliştirme süreci değil; aynı zamanda stratejik bir pozisyonlanma fırsatıdır. Kullanıcının güvenini kazanmak, sürdürülebilirliği merkezine alan inovasyonlar sunmak ve her segmentte özgün değer önerileri oluşturmak, mobilite ekosisteminde fark yaratanları öne çıkaracaktır.

Göç nedenlerine ve mültecilerin sığındıkları ülkeye uyum sağlamalarına dair endişeler de sürüyor

İsveç, Arjantin ve Hollanda gibi ülkelerde mülteci haklarına yönelik toplumsal destek güçlü bir şekilde sürerken, Macaristan, Endonezya ve Güney Kore’de bu konuda görüş ayrılıkları belirginleşmiş durumda. Tayland, Peru ve Japonya’da ise destek seviyelerinde önceki yıllara kıyasla kayda değer bir gerileme dikkat çekiyor. Büyük mülteci nüfuslarına ev sahipliği yapan ülkeler arasında Kolombiya ve Almanya, destek oranlarında üst sıralarda yer alıyor. Türkiye özelinde son iki yılda gözlemlenen artış eğilimi, kamuoyunun yaklaşımında olumlu bir değişimin sinyallerini veriyor.​ Bu veriler, yalnızca ülkelerin politikaları açısından değil, aynı zamanda toplumsal farkındalık ve insani duyarlılık düzeyleri açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunuyor. 

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORUMLADI

“Global kırılganlığa rağmen mültecilere yönelik kamuoyu desteği sürüyor. Bu sene öyle bir sene oldu ki bir dünya savaşı var diyemiyoruz ama savaşlar dünyasının içerisinde yaşıyoruz. Savaşlarla birlikte elbette ki dev göç dalgalarını yaşıyoruz.

Ipsos, Dünya Mülteciler Günü için 29 ülkeyi kapsayan, mültecilere yönelik düşüncelere ilişkin bir araştırma gerçekleştirdi. Bu yılki araştırma kritik bir döneme denk geldi. Şu anda evlerinden zorla yerinden edilen insan sayısı tarihte hiç olmadığı kadar yüksekken, mültecilere yardım eden kuruluşlar ciddi bütçe kesintileriyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre, 2025 Nisan ayı sonu itibarıyla dünya genelinde 122 milyon kişi zorla  yerinden edildi. Bu rakamın içinde 42,7 milyon mülteci bulunuyor ve bunların önemli bir kısmı (%73) düşük ve orta gelirli ülkelerde ikamet ediyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre ülkelerde sığınma hakkına destek devam ediyor. Büyük bir çoğunluk savaş veya zulümden kaçanlara sığınma hakkı verilmesini desteklemeye devam ediyor. İsveç, Arjantin ve Hollanda’da destek güçlü. Türkiye’de her on kişiden altısı bu görüşe katıldığını belirtiyor. Buna karşılık sınırların kapatılması ve mültecilerin kabul edilmemesini destekleyenlerin oranının, ülkeler ortalamasında 2023’ten bu yana arttığını gözlemliyoruz. Ülkemizde her dört kişiden üçü bu görüşü destekliyor.  Göç nedenlerine ve mültecilerin sığındıkları ülkeye uyum sağlamalarına dair endişeler de sürüyor.  29 ülke ortalamasında her on kişiden altısı, birçok mültecinin temelde ekonomik nedenlerle göç ettiğini düşünüyor. Malezya ve Güney Afrika’da on kişiden sekizi bu görüşte. İspanya ve İsveç, bu görüşe katılım oranının en düşük olduğu ülkeler. Kolombiya, Türkiye ve Polonya’da bu konuda duyulan şüphe bir önceki yıla göre azalırken, Almanya’da son üç yıldır aynı seviyede.

Mültecilerin yeni hayatlarını kurmaya çalıştıkları topluma uyum sağlaması, ülkelerin önemli gündem maddelerinden bir tanesi. Uyumlanma konusunda ülkeler arasında önemli görüş ayrılıkları var. Arjantin, Brezilya, Tayland ve Güney Afrika bu konuya en iyimser bakan ülkeler. Kendine özgü bir kültüre ve yaşam biçimine sahip olan Japonlar ise bu konuda en olumsuz bakış açısına sahip olanlar. Japonların sadece %17’si ülkelerine gelen mültecilerin topluma uyum sağlayabileceğini düşünüyor. Japonlardan sonra ise bu konuya en olumsuz bakan ülke Türkiye.  Araştırmada mültecilerin topluma fayda sağlayıp katkılarına dair olumlu görüşler geçen yıla göre dengeli seyrediyor, ancak 2023’e göre azalma var. ABD, İspanya ve Hollanda’da olumlu katkıların varlığına dair görüş, geçtiğimiz yıldan itibaren artış eğiliminde. Özellikle Türkiye gibi çok sayıda sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkelerde şüphecilik hâkim. Ancak son dönemde bu algıda hafif bir iyileşme gözlemleniyor. Genel olarak zengin ülkelerden daha fazla destek beklentisi öne çıkıyor. Ülkeler ortalamasında vatandaşların %35’i, Türkiye’de ise %53’ü zengin ülkelerin verdiği desteği çok az buluyor.

Dünya tarihinde savaşlar da göç hareketliliği de hiçbir zaman tamamen sona ermedi, ermeyecek. Önümüzdeki 25 yıl içerisinde çeşitli sebeplerle güney yarım küreden, özellikle Afrika’dan kuzey yarım küreye doğru yaklaşık 1 milyar kişinin göç edeceğine ilişkin tahminler var. Bu da demek oluyor ki çok daha hareketli yıllar bizleri bekliyor. Araştırma sonuçlarına göre ülkeler hâlâ bireylerin sığınma hakkını destekliyor ve zengin ülkelerin daha fazlasını yapmasını istiyor, öte yandan mevcut siyasi ortam desteği aşındırarak ülkeleri içe kapanmaya zorluyor. Evlerinden koparılan, zorla yurtlarından edilen insanlar için çözümü bulmak ve umut inşa etmek ancak hükümetlerin, sivil toplumun, özel sektörün birleşik çabasıyla gerçekleşebilir.

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK

#pausesaglik #pausedergi #pausejournal #hanedancity #pausesanat #pausespor #pauseturizm #pausetv #pauseoto

Bireylerin sadece %33’ü “Bugünkü hayatımdan memnunum”, %50’si “Yorgunum” diyor

Ipsos Türkiye Tüketici Panelleri Bölüm Lideri

Pelin Halaçoğlu Arnau Kuri

Pandemi ve bıraktığı izlerle geçen birkaç yılın ardından 2021’in sonundan itibaren Türkiye’de alışverişi konuşurken hep enflasyonun yarattığı ekonomik baskıyı ve tüketicinin bu gerçekle verdiği yaşam mücadelesini vurguluyoruz: Türkiye’de haneler 2022 ve 2023 yılını sürekli artan fiyatlara karşın ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılayabilmenin yollarını aradı ve adeta bu konuda profesyonelleşti. 2024 yılına geldiğimizde ise yeniden düşen bir enflasyon ve fiyatların frenlenmeye başladığı bir Türkiye vardı haneler için.

Türkiye’ye dair karşımıza sıklıkla çıkan veriler genelde karanlık bir tablo çiziyor: Ipsos’un Gündeme Dair raporuna göre 2024’ün sonlarında Türkiye’de bireylerin sadece %33’ü “Bugünkü hayatımdan memnunum”, %50’si “Yorgunum” diyor ve bu en baskın duygu. 2025 Mart’ta yayınlanan Ipsos Mutluluk Raporu’na göre Türkiye 12 yıl öncesine göre mutluluk skorunda 40 puan kaybetti, ülkenin ancak yarısı “mutluyum” diyebiliyor. Ipsos Consumer Touch 2024 raporuna göre Türkiye’deki bireylerin %68’i “2024 yılında hane harcamalarımı azaltmak durumda kaldım” dedi, sadece %12’si “Sene içerisinde masraflarımı dengeleyip tüm giderlerime yetişebiliyorum” diyebildi. İlginç olan ise bu umut kıran, karanlık tablonun içinde pek çok fırsatın yetiştiği bir Türkiye var bir yandan karşımızda. O veya bu şekilde Türkiye’deki haneler, en azından hızlı tüketim ürünleri alışverişinde gemisini suyun üstünde tutmayı başarıyor.

Bu makalede haneleri köşeye sıkıştıran noktaların 2024’teki görüntüsünü değerlendirerek hanelerin bu köşelerden nasıl dönerek kendilerine alanlar yarattığını kısa soru cevaplarla inceleyeceğiz.

  • Enflasyon hanenin sepetine aynı şekilde yansıdı mı?

2024 sonunda geçmiş iki yıldan daha düşük bir enflasyon açıklandı ve bunu hane harcamalarında da görmek mümkün. Her ne kadar tüketici kendisi için önem arz eden, kendi sepetinde daha fazla yer kaplayan ürün fiyatlarına bağlı olarak enflasyonu farklı şiddette hissetse de, en sık alınan, günlük ürünler açısından enflasyonun açıklanan değerlerle paralel olduğunu söylemek mümkün: 2024 yılında Ipsos Hane Paneli’nde hanelerin en çok harcama yaptığı üç markette hem 2023 hem 2024 yılında devamlılığı olan ve en sık alınan toplam 87 üründeki tüketici alış fiyatı değişimleri incelendiğinde ortalama %48’lik bir fiyat artışına karşılık gelen ve ürün bazlı oldukça farklı seviyelerde gerçekleşen bir fiyat değişimi göze çarpıyor:

87 ürünün fiyat değişim seviyesine göre dağılımı:

  • Bir rafta karşımıza çıkan fiyatlar ne kadar güvenilir?

Fiyat hareketlilikleriyle ilgili en önemli değişimler biri de aynı ürünün satılabildiği farklı fiyat seviyelerinde makasın daralması: Geçtiğimiz yıl aynı ürünün farklı noktalarda çok farklı fiyatlardan satışa sunulduğunu ve alışverişçinin iyi fiyatı yakalayabildiği zaman ürünü çok daha ucuza getirerek enflasyondan kaçabildiğini, tüketimini düşürmeden harcamasını kısıtlayabildiğini görmüştük. Tabii tam tersi şekilde enflasyonun üzerinde bir harcamayla sonuçlanan alımlar da son derece sık yaşanabiliyor, toplamda harcama artışını enflasyonun çok üzerine taşıyabiliyordu. 2024 yılında fiyat artışlarının bir nebze dizginlenmesi ve artan rekabet ile fiyat makaslarının azaldığı söylenebilir: Geçen yıla göre 25 temel kategorideki aylık en yüksek ve en düşük fiyat ortalamalarına bakıldığında dört kategori haricinde fiyatlardaki sapmanın azaldığı, bu dört kategoride de promosyonel hareketler nedeniyle dip fiyatların daha sık yaşanmasına bağlı olarak makasın açıldığı görülüyor.

Her kategoride en çok satın alınan 10 ürün üzerinden aylık fiyat ortalamalarına göre en düşük ve en yüksek fiyatlar arasındaki % fark:
2023 2024
BİSKÜVİ-KRAKER 63 49
BULAŞIK DETERJANLARI 86 43
ÇAMAŞIR DETERJANLARI 63 56
ÇAYLAR 76 45
ÇİKOLATA KAPLAMALAR 59 75
ÇİKOLATALAR 56 88
CİPSLER 74 54
DİŞ MACUNLARI 80 78
EV TEMIZLİĞİ MADDELERİ 69 44
GAZLI MEŞRUBATLAR 79 38
KÂĞIT ÜRÜNLERİ 42 65
MADEN SULARI 35 56
MAKARNALAR 33 33
MARGARİNLER 53 42
PEYNİRLER 65 30
SABUNLAR VE DUŞ JELLERİ 74 57
SALÇALAR 15 15
ŞAMPUANLAR 49 60
SIVI YAĞLAR 26 55
SUTLER 44 27
TEREYAĞLAR 58 39
TOZ-KESME ŞEKERLER 32 30
TUZ 58 43
UNLAR 40 39
YOĞURTLAR 54 48
  • Hepimiz mi kısıtlı harcıyoruz?

Tüm bunlar etkisinde enflasyonun hanelere farklı şiddette yansıması durumu bu sene de geçerliliğini koruyor: Ortalamada haneler 2024 yılında bir önceki yıla göre toplam hızlı tüketim ürünü harcamalarını %68 artırdı. Ancak hane bazlı olarak artışlar incelendiğinde oldukça farklı sonuçlar önce çıkıyor: 2024 yılını Türkiye’deki hanelerin %32’si enflasyon artışını çok aşmadan, %43’ü ise ortalama enflasyon değerini de aşarak kapadı. Buradaki en önemli bulgu ise harcamasını çok artıran ile az artıran arasında demografik farklar olmaması. Bir başka deyişle, sosyo-ekonomik statü, alışveriş sorumlusunun eğitimi ya da hanenin kalabalıklığı ile harcamanın az ya da çok artması arasında bir ilişki bulunmuyor. Ancak bekleneceği gibi harcamasını daha az artırarak yılı geçirenler genel olarak kısıtlı bir bütçeyle hareket etmeye çalışarak hem dışarıda yeme-içmelerini hem de tekstil ve e-ticaret gibi harcamalarını da daha az artırıyor, toplamda geçen yıla göre 33 kez daha az hızlı tüketim ürünü alışverişi yapıyor ve görece daha fazla harcama yapanlara göre özellikle et ürünleri alımında, kişisel bakım ve temizlik ürünleri harcamalarında daha çok kısıtlamaya gidiyor.

Hanelerin harcama artışı seviyelerine göre gruplaması:

  • Alışverişten kaçıyor muyuz?

Pandemi sürecinde şiddetle azalan ve sonraki yıllarda düşük seviyesi devam eden alışveriş sıklığı 2024 yılında yeniden yükselmeye başladı: Haneler 2023 yılında yılda 202 kez hızlı tüketim ürünü alışverişi yaparken bu 2024 yılında 219 kez oldu. Bu, 2019’dan bu yana gördüğümüz en yüksek değer! Bu hareket toplamda daha fazla ürün alımıyla sonuçlanmasa da alışveriş hareketliliğinin artması önemli bir gelişme.Azar azar alımlar da olsa daha sık alışverişe gitmek aynı zamanda ziyaret edilen perakendeci sayısını da yükseltiyor: 2024 yılında ortalama bir hane 15 farklı alışveriş noktasından hızlı tüketim ürünü alıyor, bu sayı beş yıl önce 13’tü.

  • Kredi kartı kurtarıcı oluyor mu?

Türkiye’de kredi kartı sahipliği ve kullanımı şüphesiz artıyor. Türkiye’deki haneler 2024 yılında hızlı tüketim ürünü harcamalarının %46’sını kredi kartıyla gerçekleştirdi. Aylık trend olarak bakıldığında bu oran yıl boyunca, özellikle de yılın ikinci yarısıyla birlikte artıyor ve Eylül ayından itibaren kredi kartı nakitten daha fazla kullanılıyor.

Kredi kartı kullanımının hem ödemeyi anında yapmamak hem de harcamanın cüzdana etkisini somut olarak görmemek gibi alışverişi kolaylaştırıcı etkileri var. Tabii öte yandan borçlanmayı artması önemli bir stres faktörü oluşturuyor: 2024 yılı Ipsos Türkiye’yi Anlama Kılavuzu çalışmasına göre bireylerin %85’i “Kredi kartı borcumun tamamını ödeyemiyorum” diyor.

  • Kanal ve ürün tercihleri hanelerin fiyatlarla baş etmesinde nasıl rol oynuyor?

Geçtiğimiz yıl market markalı ürünlerin de yüksek fiyat artışı görmesiyle markalı ürünlerle fiyat makasının kapandığını ve bu durumun buradaki büyümeye ket vurduğunu görmüştük fakat 2024 yılında “iyi fiyat için indirim marketi” geleneği geri gelmiş görünüyor: 2024 yılında indirim marketlerine yönelim önemli bir artış gösterdi. Bununla birlikte yerel ve ulusal zincirler de harcamadan aldıkları payı büyüterek hane alışverişlerinde modern kanal harcamasının ağırlığını arttırıyor.

Modern kanala en büyük hareketliliği getiren kategoriler ise genel olarak atıştırmalık ürünler altında topladığımız kek, bisküvi, kraker, cips, çikolata kaplama grubu oldu. Aslında bu kategoriler hızlı tüketim ürünleri büyümesine bu sene hazır yemek, içecek ve bakım ürünleriyle birlikte damga vuran kategoriler oldu. Bu kategorilerde alım miktarının artmasına bağlı olarak yüksek harcama artışları gerçekleşti. Bir başka deyişle, bu kategorilere gerçek anlamda bir tüketici yönelimi oldu.

  • Büyüyen kategoriler neyin sinyalini veriyor?

Özellikle hızlı tüketim ürünleri için alımların ardında somut ihtiyaçlar aramaya daha eğilimliyiz; yemeğin pişmesi gerekiyor, karnın doyması, için ferahlaması, çamaşırın yıkanması, evin temizlenmesi… Ancak özellikle de kaynaklar sınırlı olduğunda hangi ürünlerin seçildiği bu ihtiyaçların ötesinde motivasyonları gözler önüne seriyor. Daralan bütçelerin içinde genişleyen hayaller, umut kıran büyük göstergelerin arasında evlerin içinde yeşeren umutlar var. Pandemiyle birlikte başlayan ev içi tüketim canlılığı ekonomik baskıyla birlikte yeni bir boyut kazanıyor. Bu yeni bir bilgi olmasa da hanelerin hangi kategorilere daha fazla yöneldiği evde değişen yaşam tarzı ve ürünlere yaklaşımla ilgili ipuçları veriyor.

  • Pratiğin peşinde

Örneğin, görece yüksek birim fiyatlı ve de elzem olmayan ürünler sayılabilecek hazır yemek, haşlanmış bakliyat, dondurulmuş yemeye hazır ürünler ve dondurulmuş sebzeler 2024 yılında daha fazla haneye ulaşıyor. Bu hem pratik yemek hazırlığının önem kazandığını hem de dışarıda yapılacak yemek harcamalarına ev içinde alternatif yaratma motivasyonunu gösteriyor.

Pratikliğin önemi sadece mutfakta kendini göstermiyor: Ev işlerini kolaylaştıran akıllı teknolojiler de haneler tarafından giderek daha fazla benimseniyor. Her ne kadar bu ürünlerin tüketiciye erişiminde sosyo-ekonomik statü farkları belirgin olsa da yine de fiyat seviyelerinden beklenmeyecek derecede homojen bir yayılımları olduğu söylenebilir. 2024 yılında Türkiye’de yaklaşık her 10 haneden üçünde airfryer, altısında Türk kahvesi makinesi, ikisinde robot süpürge var. Hanelerin yarıdan fazlasında profesyonel saç şekillendirici, tıraş makinesi var ve sahiplikler üç yıl öncesine göre önemli artışlar gösteriyor. Tabii burada tüketicinin bu ürünlere neye göre kıyaslayarak değer biçtiği önemli bir nokta, “robot süpürge sayesinde temizlikçiyi daha seyrek çağırabiliyorum”, “saç düzleştirici sayesinde kuaföre daha az gidiyorum” diyen tüketiciler için değer oldukça yüksek olabilir!

Hanede sahiplik oranları, 2024% TOPLAM TÜRKİYE
AIR FRYER 29
DKEY/ŞARJLI SÜPÜRGE 27
ROBOT SÜPÜRGE 18
ÇAMAŞIR KURUTMA MAKİNESİ 18
HAMUR YOGURMA MAKİNESİ 11
SAÇ DÜZLEŞTİRİCİ 54
SAÇ MAŞASI 43
TIRAŞ MAKİNESİ 63
LAZER EPİLASYON ALETİ 14

Akıllı teknolojilerin yanı sıra tercih edilen temizlik ürünlerinde de yıl boyunca pratiklik kazandı: Islak yüzey temizlik mendilleri piyasaya çıkışlarından bu yana hane erişim rekorları kırarken “anında etki”, “her yüzeyde kusursuz temizlik”, “kuaförden çıkmış gibi”, “ütü yapılmış gibi” söylemlerini benimseyen ürünler de son derece başarılı oldu ve tüketiciyi pratik yolla arzu edilen etkiye ulaştırma vaadinin iyi çalıştığını kanıtladı.

  • Yeniliklere her zaman yer var

Kısıtlı harcama ortamı markalar için yenilikleri erteleme refleksini devreye sokabiliyor. Oysa ki veriler bu konudaki yaklaşımda çok daha dikkatli bir analizin gerektiğini ortaya koyuyor: 2024 yılında kişisel bakım ve temizlik kategorilerindeki büyümenin %15’ini yeni piyasaya çıkan ürünler meydana getirdi. Yeni ürünlerin toplam hızlı tüketim ürünleri büyümesine katkısı ise %8 oranında gerçekleşti.

Özellikle 2024 yılı yeniliklerinin önemli bir ortak özelliği de piyasa ortalamalarının üzerinde fiyatlarla pazara giriş yapan yeni ürünlerin yüksek rağbet görebilmesi oldu. Bunun en güzel örneklerinden biri Dubai Çikolatası dalgasıydı: En uygun fiyatlısı bile kategori birim fiyatının yaklaşık iki katı seviyesinde olan Dubai çikolataları sadece pazarda kendine yer edinmekle kalmadı, pazarda fıstığa ilgiyi tetikleyerek birim fiyatı en yüksek çikolata olan fıstıklı çikolata dünyasına da yüksek bir büyüme gelmesini sağladı.

Yüksek fiyatlı da olsa bazı ürünlere kucak açmamıza bir örnek de Gurme etiketi: “Gurme” serisi olarak lanse edilen ürünler zaten yüksek olan ve 2024’te daha da yükselen fiyat endekslerine karşın yüksek büyüme yakaladı. Bu etiketi taşıyan ürünler bulundukları kategorilerde ortalama %64 kadar daha pahalı olmalarına karşın hanelerin %49’u tarafından satın alındı.

Yılın devamında yaşanacaklar bu gidişata farklı etkilerde bulunabilecek olsa da şimdilik 2025’in ilk üç ayında gördüğümüz hareketler 2024’ün izlerinden ilerleyen bir yıla işaret ediyor.

  • Alışveriş sıklığı artmaya devam ediyor ve ilk kez pandemi öncesi dünyamızı yakalıyor
  • 2025’e yön verecek anahtar kelimeler 2024’ün mirası üzerinden ilerliyor:
  • Tüketici hayatının kolaylaşmasını istiyor ama kaliteli bir kolaylaşma
  • Çünkü kaynaklar sınırlı ve bu da tüketici tarafında karşılığını alma beklentisini yükseltiyor, tüketici ödediğine değer bir karşılık bekliyor ve bir nevi ürünlerle daha çok ödeşmek” istiyor. 
  • Satın aldıklarından güçlenme hissi toplumumuzda var, bu da kaynaklar kısıtlı olsa da tüketimi kamçılıyor, alışverişin önünü açıyor. Tabii geleceğin belirsizliği ve umut vaad etmemesi sadece bugünü düşünerek hareket etmeyi ve yine harcamayı pozitif etkiliyor:
  • Türkiye’de insanların;
  • %68’i “Başarımı sahip olduğum şeylerle ölçüyorum” diyor. Bu oran araştırmanın yapıldığı 30 ülkenin ortalamasında ise çok daha düşük, %46!
  • %58 ise “Önemli olan bugün hayatın tadını çıkarmaktır, yarın kendi yolunu bulur” diyor. Bu söylem geçtiğimiz yıl %38 idi!

Türkiye tüm bu gelişmelerle hane alışverişlerinin yine suyun üzerinde kaldığı ve makro göstergelerin sönümlendirdiği ışıklara ve sildiği renklere karşın kendi dünyasında parlamayı ve renklenmeyi sürdürdüğü bir yıl yaşadı. Işık ve renkler şüphesiz bir yerlerde var ancak özellikle son yıllarda bunları suyun yüzünde yakalamak mümkün olmuyor, her zamankinden biraz daha fazla derine bakmaya, detaylı analizlere yönelmeye ihtiyaç oluşuyor. Biz de bunu yapmaya ve alışverişçi içgörülerini yakalayıp sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

İklim değişimi hakkında endişeli misiniz ?

İklim krizinin etkileri artık yalnızca bilimsel verilerle değil, günlük hayatın içinde de hissediliyor. Ipsos tarafından gerçekleştirilen “İnsan ve İklim Araştırması”, kamuoyunun iklim değişikliğine ilişkin farkındalığını, kaygı düzeylerini ve bireysel sorumluluk anlayışına dair bulguları ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos’un; Global Advisor araştırma dosyasındaki verilere göre « toplumun büyük bir kısmının iklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak gördüğünü  ancak bu farkındalığın davranışa dönüşme oranının halen düşük seviyelerde olduğunu gösteriyor

Ipsos Türkiye

Geçtiğimiz yıl, dünya genelinde sıcaklıklar ilk kez 1,5˚C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşılabildi. Aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti artarken, küresel çapta kaygılar da büyüyor.

Ipsos Türkiye

Raporda öne çıkan bazı bulgular:

– Bireylerin büyük bir bölümü, son on yılın tarihteki en sıcak dönem olduğunun farkında.

Ipsos Türkiye

– Katılımcıların %74’ü, ülkelerindeki iklim değişikliği etkilerinden endişe duyuyor.

Ipsos Türkiye

– 1,5˚C hedefinin korunmasının önemine inanılıyor; ancak bireysel düzeyde harekete geçme isteği geçtiğimiz yıllara göre düşüşte.

Ipsos Türkiye

Araştırmada olumlu gelişmeler de dikkat çekiyor. Temiz enerji yatırımları artıyor, birçok ülke iklim hedeflerini yeniden yapılandırıyor.

Ipsos Türkiye

İklim krizinin etkileri artık yalnızca bilimsel verilerle değil, günlük hayatın içinde de hissediliyor. Ipsos tarafından gerçekleştirilen “İnsan ve İklim Araştırması”, kamuoyunun iklim değişikliğine ilişkin farkındalığını, kaygı düzeylerini ve bireysel sorumluluk anlayışına dair bulguları ortaya koyuyor. Dünyanın önde gelen lider araştırma şirketi Ipsos’un; Global Advisor araştırma dosyasındaki verilere göre « toplumun büyük bir kısmının iklim değişikliğini ciddi bir tehdit olarak gördüğünü  ancak bu farkındalığın davranışa dönüşme oranının halen düşük seviyelerde olduğunu gösteriyor »

Ipsos Türkiye

Geçtiğimiz yıl, dünya genelinde sıcaklıklar ilk kez 1,5˚C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşılabildi. Aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti artarken, küresel çapta kaygılar da büyüyor.

Ipsos Türkiye

Raporda öne çıkan bazı bulgular:

– Bireylerin büyük bir bölümü, son on yılın tarihteki en sıcak dönem olduğunun farkında.

– Katılımcıların %74’ü, ülkelerindeki iklim değişikliği etkilerinden endişe duyuyor.

– 1,5˚C hedefinin korunmasının önemine inanılıyor; ancak bireysel düzeyde harekete geçme isteği geçtiğimiz yıllara göre düşüşte.

Araştırmada olumlu gelişmeler de dikkat çekiyor. Temiz enerji yatırımları artıyor, birçok ülke iklim hedeflerini yeniden yapılandırıyor.

Ipsos Türkiye

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK VERİLERİ ŞÖYLE YORULADI

“Ipsos’un İnsan ve İklim Araştırması raporu ile iklim krizinden kaynaklanan risklere ilişkin algıları ve iklim değişikliğine karşı harekete geçme sorumluluğu üzerinde görüşleri mercek altına aldık.

Geçtiğimiz yıl sıcaklıklar ilk kez 1,5˚ C hedefinin üzerine çıktı. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin yalnızca %17’sine ulaşıldı, aşırı hava olaylarının etkisi de giderek artıyor. Ancak olumlu gelişmeler de var. Dünya artık temiz enerjiye çok daha fazla yatırım yapıyor, birçok ülkede küresel iklim hedeflerine ilişkin taahhütler yeniden düzenliyor. Ipsos raporunun sonuçlarında görüyoruz ki bireyler son on yılın kayıtlardaki en sıcak on yıl olduğunun farkında ve sıcaklıkları 1,5 derece hedefinin altında tutmamızın önemli olduğuna inanıyor. Ancak, bir diğer yandan bireyler daha az eylem odaklı ve bu konuya karşı geçtiğimiz yıllara göre daha az ilgili. İklim değişikliğinin etkisine ilişkin endişeler artıyor. Her dört kişiden üçü (%74) ülkelerindeki iklim değişikliğinin etkilerinden endişe duyuyor. Bu soruyu en son sorduğumuzda  2022 yılı ile karşılaştırıldığında, ankete katılan 27 ülkeden 18’inde endişenin arttığını görüyoruz. İklim değişikliğinden daha fazla risk altında olan ülkelerde endişe daha yüksek. Türkiye’de de endişe düzeyi ülkeler ortalamasının üstünde. Bireyler 1.5°C sıcaklık artışının büyük bir sorun olduğunu kabul ediyor. %17’si küresel sıcaklıkların 1.5°C’den fazla artmasının o kadar da büyük bir sorun olmadığı konusunda hemfikir olsa da, %53’ü bu düşünceye katılmıyor. İklim değişikliği ile mücadele konusunda ülkeler ortalamasında on kişiden altısı daha fazla adım atılması gerektiğini belirtiyor. Türkiye’de ise bu oran daha yüksek. Ülkemizde yaşayan her on kişiden yedisi daha fazla adımın atılması gerektiği görüşünde. Ancak bu oran, 2021 yılına kıyasla %17 oranında daha düşük. Bir diğer yandan da bu konuda yapılan fedakarlıkların çok fazla olduğunu düşünen bir kesim var. Ülkeler ortalamasında bireylerin %36’sı kendilerinden çok fazla fedakarlık beklendiğini düşünüyor. Türkiye’de de toplum benzer görüşte. Ülkelerin hükümetlerden beklentisi yüksek ancak hükümetlerin bu konuda net bir planı olduğunu düşünenlerin oranı düşük. Türkiye’de de bireylerin %28’i hükümetin bu konuda planı olduğuna inanırken toplumun yaklaşık yarısı net bir plan olmadığını düşünüyor. İklim değişikliğinin en önemli konularından biri de yenilenebilir enerji. Bireyler farklı konularda yenilenebilir enerjinin olumlu etkisinin olacağını düşünüyor. Ülkeler ortalamasında yenilenebilir enerjinin en olumlu etkisinin hava kalitesi üzerinde olacağı belirtilirken, Türkiye de hava kalitesi, hayvanlar, sağlık, gıda güvenliği, doğal afet, istihdam, güvenlik, yoksulluk, salgın hastalıklar konularının tümünde olumlu etki yaratacağı düşünülüyor. Enerji konusunun önde gelen konularından biri olan elektrikli araçlarda ise farklı görüşler var. Avrupa ülkelerinde elektrikli araçlara karşı olumsuz görüş oldukça yüksek denilebilir. Türkiye’de ise olumsuz görüşlerin oranı daha düşük. Her 4 kişiden biri elektrikli araçların benzinle çalışan araçlar kadar çevreyi kötü etkilediğini düşünüyor.

Tüm bu bulgular, iklim değişikliğine yönelik farkındalığın ve endişenin küresel ölçekte arttığını ancak bu kaygının her zaman eyleme dönüşmediğini gösteriyor. Bireylerin, kurumların ve hükümetlerin birlikte, kararlı ve sürdürülebilir adımlar atması, iklim krizine karşı mücadelede kritik önem taşıyor. “

IPSOS TÜRKİYE CEO’SU SİDAR GEDİK