Yazılar

Sanlorenzo SL80A Türkiye’de Trio Deniz ile Satışa Sunuluyor

Sanlorenzo, ikonik SL serisini yeni modeli SL80A ile geleceğe taşıyor. 40 yılı aşkın tasarım mirasını modern çizgilerle buluşturan model, markanın ödüllü asimetrik mimarisini ilk kez 80 feet segmentine taşıyarak daha geniş yaşam alanları ve kullanıcı odaklı deneyim sunuyor. Türkiye’de Trio Deniz distribütörlüğünde satışa sunulacak SL80A’nın ilk teslimatlarının Ocak 2028’de yapılması planlanıyor.

Sanlorenzo

SL80A ile yeni tasarım anlayışı

Asimetrik mimari sayesinde aynı boyuttaki modellere kıyasla %20 daha fazla iç hacim sunan SL80A, suya yakın yaşam alanları ve açık güverteleriyle denizle kesintisiz bir bağ kuruyor.

Sanlorenzo

Görünmez mimari ve modern yaşam

Sanlorenzo’nun “görünmez mimari” yaklaşımıyla tasarlanan modelde yapısal unsurlar geri planda tutuluyor. Büyük cam yüzeyler, doğal malzemeler ve zamansız mobilya diliyle deniz üzerinde modern bir konut atmosferi yaratılıyor.

Trio Deniz Yönetim Kurulu Başkanı Murat Bekiroğlu, “SL80A, kullanıcıların yalnızca teknik özelliklere değil, deniz üzerinde nasıl bir yaşam deneyimi sunduğuna odaklandığını gösteriyor. Bu model, geniş yaşam alanları ve iç-dış mekân geçişini güçlendiren tasarımıyla Türkiye’de de büyük ilgi görecek” dedi.

Sanlorenzo

#Sanlorenzo #SL80A #TrioDeniz #YatHaberleri #TekneHaberleri #LüksYat #Denizcilik #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çocuklar bu saatlerde güneş altında kalmasın!

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte birçok aile tatil planı yaparken, bebekli ailelerin aklındaki en önemli sorulardan biri, “Bebeğimizle tatil yaparken nelere dikkat etmeliyiz?” oluyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, ilk bakışta zor gibi görünse de doğru planlama yapıldığında tatilin hem aile hem de bebek için oldukça keyifli bir deneyim olabileceğini belirterek, “Aslında bebekler de tatil yapabilir. Önemli olan onların fizyolojik ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmak  ve bazı basit önlemleri almaktır” diyor. Konaklanacak yerde sağlık kuruluşuna ulaşımın kolay olmasının ve hijyen koşullarının göz önünde bulundurulmasının önemine dikkat çeken Dr. Yusuf Çelik, “Kusursuz bir tatil planlamak zorunda değilsiniz. Bebeğinizin ihtiyaçlarını ön planda tuttuğunuz, güvenlik kurallarına dikkat ettiğiniz ve olası risklere karşı hazırlıklı olduğunuz sürece tatiliniz keyifli geçecektir” diye konuşuyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, bebekle yapılan tatilde dikkat edilmesi gereken kuralları anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Dr. Yusuf Çelik

Dr. Yusuf Çelik

Seyahat öncesi doktor kontrolü şart

Özellikle prematüre doğmuş, kronik hastalığı bulunan veya son dönemde enfeksiyon geçirmiş bebeklerin tatil öncesinde doktoru tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Dr. Yusuf Çelik, seyahate çıkmadan önce rutin aşıların yaşına uygun şekilde tamamlanmış olması gerektiğini vurgulayarak, “Aşılar yalnızca günlük yaşamda değil, seyahat sırasında karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da önemli bir koruma sağlamaktadır” diyor.

Sağlık çantanızda bunlar mutlaka olsun

Küçük ama iyi planlanmış bir sağlık çantası tatilde büyük kolaylık sağlıyor. Dr. Yusuf Çelik, çantanızda mutlaka bulunmasını önerdiği malzemeleri şöyle sıralıyor:

  • Bebeğinizin düzenli kullandığı ilaçlar (doktorunuzun önerileriyle hazırlanmalı)
  • Dijital ateş ölçer
  • Doktorunuzun önerdiği ateş düşürücü, alerji ve bulantı giderici ilaçlar
  • Serum fizyolojik ve burun aspiratörü
  • Antiseptik solüsyon
  • Gazlı bez ve yara bandı
  • Yaşına uygun güneş koruyucu
  • Yaşına uygun böcek kovucu ürün
  • Yeterli miktarda bez, yedek kıyafet ve ince bir örtü

 Açıkta bekleyen gıdalardan kaçının

İlk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde emzirmeye devam edilmesinin en doğru yaklaşım olacağını söyleyen Dr. Yusuf Çelik, anne sütünün sadece besin kaynağı olmadığını, aynı zamanda enfeksiyonlara karşı önemli bir koruma sağladığını ifade ediyor.  Ek gıdaya geçmiş olan bebeklerde ise açıkta bekleyen, iyi pişmemiş ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kaçınılması gerekiyor.

Bol bol sıvı almasını sağlayın

Bebekler, vücut yüzey alanlarının erişkinlere göre daha geniş olması nedeniyle sıcak havalarda çok daha hızlı sıvı kaybediyor. İlk altı ay yalnızca anne sütü alan bebeklerde sıcak günlerde emzirme sıklığının artırılması çoğu zaman yeterli olurken, daha büyük bebeklerde ise su tüketiminin yaşına uygun şekilde desteklenmesi önem taşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, “Az idrar yapma, ağız kuruluğu, gözyaşı olmadan ağlama, huzursuzluk veya aşırı uyku hali, sıvı kaybının erken belirtileri olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Yolculuklarda kucağınızda taşımayın

Araba yolculuklarında en önemli güvenlik kuralı,  bebeğin yaşına ve kilosuna uygun, doğru şekilde monte edilmiş otomobil koltuğunda seyahat etmesidir. Çünkü, kısa mesafelerde bile kucakta taşınmaları ciddi yaralanmalara neden olabiliyor. Uzun yolculuklarda bebeğin beslenmesi, altının değiştirilmesi ve hareket edebilmesi için yaklaşık 2 saatte bir mutlaka mola verilmesi öneriliyor. Yaz aylarında araç içi sıcaklığının 22-24°C arasında tutulması ve bebeğin kalın kıyafetlerle giydirilmemesi de konfor açısından önem taşıyor. Uçak yolculuğunda ise ailelerin en çok endişe ettiği konunun kulak ağrısı olduğunu belirten Dr.  Yusuf Çelik, “Kalkış ve iniş sırasında bebeğin emzirilmesi, biberon veya emzik kullanılması orta kulaktaki basınç değişiminin dengelenmesine yardımcı olabilmektedir” bilgisini veriyor.

Bu saatlerde güneş altında kalmasın

Bebeklerin cildi yetişkinlere göre çok daha hassas oluyor. Bu nedenle ilk 6 ay güneş ışığına maruz bırakılmaması gerektiği uyarısında bulunan Dr. Yusuf Çelik, “Bebeklerin ilk altı ay mutlaka gölgede kalmaları sağlanmalıdır. Aksi halde sıcak çarpması ve güneş yanığı gibi ciddi tablolar gelişebilir. Altı aydan büyük bebekler de bu riskler nedeniyle özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca gölgede tutulmalıdır. İnce pamuklu kıyafetler ve geniş kenarlı şapkalar da güneşten korunmada oldukça etkilidir” diyor. Altı aydan büyük bebeklerde geniş spektrumlu ve tercihen SPF 50 içeren güneş koruyucular kullanılabileceğini ifade eden Dr. Yusuf Çelik,  koruyucunun dışarı çıkmadan yaklaşık 20–30 dakika önce uygulanması ve ihtiyaç halinde yenilenmesi gerektiğini hatırlatıyor.

Havuz hijyenine dikkat edin

Uygun koşullar sağlandığında deniz bebekler için güzel bir deneyim olabiliyor. Eğer tatilde havuz tercih edilecekse düzenli bakımının yapıldığından ve hijyen kurallarına uyulduğundan emin olmak gerekiyor. Çünkü, yetersiz klorlanmış veya kirli havuz suyu mide ve bağırsak enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Gözlerde kızarıklık ve tahriş, kulak enfeksiyonları ile ciltte döküntü ya da kuruluk görülebiliyor. Ayrıca çok soğuk suda uzun süre kalmak vücut ısısının düşmesine yol açabileceği için havuz suyunun soğuk olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor.

 Bebek arabasında sineklik kullanın

Özellikle akşam saatlerinde sivrisinekler bebeklerde ciddi huzursuzluğa neden olabiliyor. Bebek arabasında sineklik kullanılması oldukça etkili bir koruma sağlıyor. Koruyucu losyon ve spreylerin ise mutlaka bebeğin yaş grubuna uygun seçilmesi ve kullanım talimatlarına göre uygulanması önem taşıyor.

Uyku düzenini koruyun

Tatilde günlük rutinler değişse de bebeklerin biyolojik ritmi değişmiyor. Bu nedenle uyku saatlerinin mümkün olduğunca korunması hem bebeğin huzuru hem de ebeveynlerin tatilden keyif alabilmesi açısından önemli. Uyku oyuncağının veya battaniyesinin tatilde de kullanılması ve uyku rutinine devam edilmesi, bebeğin yeni ortama daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olabiliyor.

Bu durumlarda zaman kaybetmeyin!

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Çelik, aşağıda yer alan durumlarda zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.

  • 3 aydan küçük bir bebekte ateş gelişmesi
  • Yüksek ateşin devam etmesi
  • Solunum güçlüğü
  • Sürekli kusma
  • Kanlı veya şiddetli ishal
  • Belirgin sıvı kaybı bulguları
  • Havale
  • Şiddetli alerjik reaksiyon
  • Düşme veya ciddi travma
  • Beslenmeyi reddetme ve belirgin halsizlik

 

 

 

 

#BebekSağlığı #YazTatili #ÇocukSağlığı #AnneBabaİpuçları #GüneştenKorunma #SıvıTüketimi #TatilHazırlığı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Su Tüketimini İhmal Etmeyin

Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları yalnızca güneş çarpması riskini değil, böbrek sağlığını da olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle aşırı terlemeye bağlı gelişen sıvı kaybı, böbreklerin çalışma düzenini bozarak böbrek taşı ve akut böbrek hasarı riskini artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ali Bakan, yaz aylarında yeterli sıvı tüketiminin böbrek sağlığını korumadaki kritik rolüne dikkat çekerek, alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Doç. Dr. Ali Bakan

Doç. Dr. Ali Bakan

Sıcak hava böbrekleri nasıl etkiliyor?

Yaz aylarında vücut sıcaklığını dengelemek için deri damarları genişleyerek terleme artmaktadır. Terleme ile birlikte su ve elektrolit kaybı yaşanmaktadır. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konulmaması ise vücuttaki sıvı hacmini azaltmaktadır. Bu durum böbreklere ulaşan kan akımını düşürürken idrar miktarının azalmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak böbreklerin filtreleme sistemi daha fazla çalışmak zorunda kalıyor ve özellikle sıcak havalarda böbrek taşı ile akut böbrek hasarı riski belirgin şekilde artmaktadır.

En büyük risk fark edilmeyen sıvı kaybı

Yaz aylarında böbrekleri tehdit eden en önemli etken sıcak hava değil, fark edilmeden gelişen sıvı kaybıdır. Böbrek sağlığını korumak için herkese uygun tek bir su tüketim miktarı bulunmaz Günlük sıvı ihtiyacı; yaş, vücut ağırlığı, fiziksel aktivite düzeyi, iklim koşulları ve mevcut hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Sağlıklı bireylerde günlük sıvı tüketiminin kilogram başına yaklaşık 30-35 mililitre olması önerilir. Yaklaşık 70 kilogram ağırlığındaki bir kişi için bu miktar ortalama 2-2,5 litreye karşılık gelir. Ancak yaz aylarında, yoğun egzersiz yapanlarda ve aşırı terleyen kişilerde sıvı ihtiyacı daha da artar.

İdrar rengi böbrekleriniz hakkında ipucu veriyor

Yeterli su tüketilip tüketilmediğini anlamanın en pratik yollarından biri idrar rengini takip etmektir. Açık saman sarısı idrar genellikle yeterli sıvı alımını gösterirken, koyu sarı veya kehribar renk sıvı ihtiyacının arttığını düşündürür. Günlük idrar miktarında belirgin azalma da böbreklerin susuz kaldığını gösteren önemli bulgular arasında yer alır. Ancak bazı ilaçlar ve vitaminlerin de idrar rengini değiştirebileceği unutulmamalıdır.

Böbrek taşı ve idrar yolu enfeksiyonlarına dikkat

Sıvı kaybı nedeniyle yoğunlaşan idrar, böbrek taşı oluşumuna neden olan minerallerin kristalleşmesini kolaylaştırabilir. Daha önce böbrek taşı öyküsü bulunanlar, diyabet ve obezite hastaları, ailesinde böbrek taşı öyküsü olanlar, gut hastaları ile hiperparatiroidizm, hiperürisemi ve malabsorpsiyon sendromu bulunan kişiler daha yüksek risk altında bulunur. Yaz aylarında sık görülen idrar yolu enfeksiyonları da ihmal edilmemeli. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere ilerleyerek akut piyelonefrite neden olabilir.

 Gazlı içecekler suyun yerini tutmuyor

Soğuk içeceklerin böbreklere zarar verdiği düşüncesi doğru değildir. Önemli olan içeceğin sıcaklığı değil, içeriğidir. Böbrek sağlığı için en doğru tercih her zaman sudur. Şekersiz maden suyu uygun miktarlarda tüketilebilir. Gazlı ve şekerli içecekler ise yüksek miktarda şeker, fruktoz, fosforik asit, sodyum ve kafein içerir. Yüksek fruktoz tüketimi ürik asit düzeyini artırırken idrarla kalsiyum atılımını yükselterek idrar sitratını azaltabilir. Bu değişiklikler böbrek taşı oluşumunu kolaylaştırırken uzun vadede obezite, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı riskini de artırabilir. Özellikle enerji içecekleri sıcak havalarda yoğun fiziksel aktivite sırasında tüketildiğinde sıvı ve elektrolit dengesini bozarak böbrekler üzerinde ek yük oluşturabilir.

Yaz meyveleri faydalı ama ölçülü tüketilmeli

Karpuz ve kavun gibi su oranı yüksek meyveler sağlıklı bireylerde sıvı alımına katkı sağlayabilir. Ancak bu besinler suyun yerine geçmez. Diyabet ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin bu meyveleri kontrollü tüketmesi gerekir. Özellikle kavunun yüksek potasyum içerdiği unutulmamalıdır. Hipertansiyon ve diyabet kronik böbrek hastalığının en sık görülen nedenleri arasında yer alır. Yaz aylarında gelişen sıvı kaybı bu hasta grubunda akut böbrek hasarı riskini daha da artırabilir.

Tatilde böbreklerinizi ihmal etmeyin

Deniz, havuz ve uzun yolculuklarda düzenli su tüketimi ihmal edilmemeli, uzun süre idrar tutulmamalı ve aşırı güneş altında kalınmamalıdır. Böbrek sağlığını korumak için yeterli sıvı tüketiminin yanı sıra tansiyon ve kan şekeri kontrolü, tuz tüketiminin sınırlandırılması ve ilaçların düzenli kullanılması da büyük önem taşır. Özellikle böbrek taşı, diyabet, hipertansiyon ve kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında sıvı tüketimine daha fazla özen göstermesi gerekir. Böbrek sağlığını korumak için normal düzeyde kalsiyum tüketilmeli, aşırı oksalat içeren besinlerden kaçınılmalı, kırmızı ve işlenmiş et tüketimi sınırlandırılmalı, meyve ve sebze ağırlıklı beslenilmeli, şekerli ve gazlı içecekler azaltılmalıdır. Özellikle kalsiyum oksalat taşı bulunan kişilerin ıspanak, pazı, pancar yaprağı, kakao, çikolata, badem gibi kuruyemişler ve aşırı siyah çay tüketimine dikkat etmesi önerilmektedir.

 Bu belirtileri hafife almayın

Yaz aylarında aşağıdaki belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir nefroloji uzmanına başvurulması gerekir. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya kronik böbrek hastalığı bulunan kişilerde bu bulgular kalıcı böbrek hasarının habercisi olabilir.

  • İdrar miktarında belirgin azalma
  • İdrarda kan görülmesi
  • Yüksek ateş ve yan ağrısı
  • Ani gelişen ödem
  • Kontrol altına alınamayan tansiyon yüksekliği

 

 

#BöbrekSağlığı #SuTüketimi #YazSağlığı #BöbrekTaşı #SağlıkHaberleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Payam Latifi “SIMURG”

Umay Art Hub ev sahipliğinde, Sofisticato Society ‘Dicle Başaran’ işbirliğiyle düzenlenen Payam Latifi’nin “SIMURG” sergisi, 8 Temmuz 2026’da Bodrum Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’nde özel bir davetle açıldı. Açılış gecesi; koleksiyonerleri, sanat profesyonellerini, galericileri, mimarları, tasarımcıları ve cemiyet hayatının önde gelen isimlerini bir araya getirerek yaz sezonunun dikkat çeken kültür-sanat etkinliklerinden biri oldu.

Serginin Kavramsal Çerçevesi

Burhan Yücel küratörlüğünde hazırlanan sergi, adını yüzyıllardır anlatılan Simurg efsanesinden alıyor. Ancak Latifi, efsaneyi yeniden anlatmaktan çok, özündeki “birlikte var olma” fikrini çağdaş bir sanat diliyle yorumluyor. Sanatçının seramik ve resimlerinden oluşan seçki; Ege’nin ışığından, Bodrum’un gün batımından ve doğanın ritminden besleniyor. Toprak, ateş ve sabrı bir araya getiren üretim pratiği, farklı kimliklere sahip eserleri ortak bir anlatının parçaları haline getiriyor.

Açılış Gecesi

Yoğun katılımla gerçekleşen davette konuklar, sanatçı Payam Latifi ve küratör Burhan Yücel ile serginin kavramsal çerçevesi ve üretim süreci üzerine sohbet etme fırsatı buldu. Etkinlik, Bodrum’un kültür ve sanat yaşamına yeni bir soluk kazandıran buluşmalardan biri olarak öne çıktı.

Ziyaret Bilgileri

“SIMURG” sergisi, 13 Eylül 2026 tarihine kadar Dibeklihan Kültür ve Sanat Köyü’nde yer alan Umay Art Hub’da ziyaret edilebilir. Sergi, izleyicisini ortak hafıza, dayanışma ve dönüşüm üzerine düşünmeye davet ediyor.

#PayamLatifi #SIMURG #UmayArtHub #Dibeklihan #BodrumSanat #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Güneş lekelerinden korunmanın kanıtlanmış ve pratik yolları

Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf: “Güneş lekelerini önlemenin en etkili yolu, doğru korunmayı yılın her günü alışkanlık haline getirmektir” diyor.
Yaz aylarında güneşin etkisinin artmasıyla birlikte cilt lekeleri de en sık karşılaşılan dermatolojik sorunlar arasında yer alıyor. Ancak güneş lekeleri yalnızca plajda geçirilen saatlerin sonucu değil. Günlük yaşamda maruz kaldığımız ultraviyole (UV) ışınları, görünür mavi ışık, yüksek ortam sıcaklığı ve uzun süreli ekran kullanımı da özellikle leke oluşumuna yatkın kişilerde ciltte renk düzensizliklerini tetikleyebiliyor. Liv Hospital Ulus Dermatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşumunu önlemenin tedavi etmekten çok daha kolay olduğunu belirterek, bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış korunma yöntemlerini paylaşıyor.

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf

Güneş koruyucu kullanımı yazın değil, yılın her günü gerekli
Güneşten korunmanın temelini doğru güneş koruyucu kullanımı oluşturuyor. Güneş koruyucuların yalnızca tatilde veya deniz kenarında değil, günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, en az SPF 50 koruma faktörüne sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesini öneriyor.
Koruyucunun etkili olabilmesi için dışarı çıkmadan yaklaşık 30 dakika önce uygulanması gerektiğini belirten Dr. Caf, yeterli miktarda kullanımın da en az ürün seçimi kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
“Toplumda en sık yapılan hata güneş kremini çok ince tabaka halinde uygulamaktır. Yüz ve boyun bölgesi için ‘iki parmak kuralı’ olarak bilinen miktarda ürün kullanılmalı ve koruyucunun etkinliği gün boyunca devam etsin diye her 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Terleme, yüzme veya havuz sonrası ise beklemeden tekrar uygulanmalıdır.”
Renkli güneş koruyucular leke eğiliminde avantaj sağlayabiliyor
Özellikle melazma ve güneş lekelerine yatkın bireylerde görünür ışığın da pigment üretimini artırabileceğini belirten Dr. Caf, bu nedenle demir oksit içeren renkli güneş koruyucuların önemli bir avantaj sunduğunu ifade ediyor.
“Telefon, tablet ve bilgisayar ekranlarından yayılan görünür mavi ışık da bazı kişilerde lekelenmeyi tetikleyebilir. Demir oksit içeren renkli güneş koruyucular, yalnızca UV ışınlarına değil görünür ışığa karşı da ek koruma sağlayarak özellikle leke tedavisi gören hastalarda daha başarılı sonuçlar elde edilmesine katkıda bulunur.”
Antioksidanlar cildi hücresel düzeyde destekliyor
Güneşten korunmanın yalnızca dışarıdan uygulanan ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Caf, sabah rutinine eklenecek antioksidan içeriklerin de önemli katkı sağlayabileceğini söylüyor.
“C vitamini ve ferulik asit gibi güçlü antioksidanlar, güneş öncesinde kullanıldığında serbest radikal oluşumunu azaltarak cildin doğal savunmasını güçlendirir. Bu içerikler güneş koruyucunun yerine geçmez ancak koruyucu etkinliği destekleyen ikinci bir savunma hattı oluşturur.”
Bazı takviyeler dermatolog önerisiyle kullanılabilir
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, ağızdan kullanılan bazı bitkisel desteklerin de güneş hasarına karşı koruyucu etkiler gösterebildiğini ortaya koyduğunu belirten Dr. Caf, özellikle Polypodium leucotomos (eğrelti otu özü) içeren preparatların dermatolog önerisiyle kullanılabileceğini ifade ediyor.
“Bu tür destek ürünleri serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak hiçbir takviye ürünü güneş koruyucunun yerine geçmez. Gerektiğinde, dermatolog kontrolünde koruyucu yaklaşıma destek olarak değerlendirilmelidir.”
Fiziksel korunma hâlâ en güçlü savunmalardan biri
Teknolojinin sunduğu imkanlardan da yararlanılması gerektiğini söyleyen Dr. Caf, günlük UV indeksinin takip edilmesini ve özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalınmamasını öneriyor.
“UV indeksinin yüksek olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında güneş maruziyetini mümkün olduğunca sınırlandırmak gerekir. Ayrıca su ve kum güneş ışınlarını yansıtarak cilde ulaşan UV miktarını artırabilir. Bu nedenle yalnızca güneş kremine güvenmek yerine geniş siperlikli şapka kullanmak, UV korumalı güneş gözlüğü takmak ve sık dokunmuş kıyafetler tercih etmek en etkili korunma yöntemleri arasında yer alır.”
Güneş lekelerinden korunmak için öneriler
• En az SPF 50, geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanın.
• Güneş kremini dışarı çıkmadan 30 dakika önce uygulayın.
• Yüz için “iki parmak kuralı” kadar ürün kullanın.
• Koruyucunuzu her 2-3 saatte bir ve yüzme veya terleme sonrasında mutlaka yenileyin.
• Leke eğiliminiz varsa demir oksit içeren renkli güneş koruyucuları tercih edin.
• Sabah rutininize C vitamini ve ferulik asit gibi antioksidan içerikleri ekleyin.
• Dermatoloğunuz uygun görürse ağızdan alınan koruyucu takviyelerden faydalanın.
• Günlük UV indeksini takip edin ve güneşin en yoğun olduğu saatlerde açık havada uzun süre kalmayın.
• Şapka, UV korumalı gözlük ve koruyucu giysiler kullanarak fiziksel korunmayı ihmal etmeyin.
Dr. Öğr. Üyesi Nazlı Caf, güneş lekelerinin oluşmadan önlenmesinin hem estetik hem de cilt sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “Güneşten korunma yalnızca yaz aylarına özgü bir alışkanlık değildir. Düzenli güneş koruyucu kullanımı, doğru cilt bakımı ve fiziksel korunma yöntemleri birlikte uygulandığında hem güneş lekelerinin hem de erken cilt yaşlanmasının önüne geçmek mümkündür.”

#GüneşLekesi #Dermatoloji #SPF50 #CiltSağlığı #Antioksidan #GüneşKoruyucu #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

 

Rodin’in Anıtsal Heykelleri

Girne’de modern heykel sanatının en kapsamlı özel Rodin koleksiyonuna ev sahipliği yapan The Arkın Rodin Collection Gallery, koleksiyonuna iki yeni anıtsal eser ekledi. Auguste Rodin’in The Burghers of Calais (Calais Burjuvaları) serisinden Pierre de Wissant ve Jean de Fiennes adlı bronz heykeller, galerideki yerlerini aldı.

Rodin’in insan psikolojisini ve evrensel duyguları güçlü bir biçimde yansıtan bu eserler, korku, fedakârlık, onur ve kırılganlık gibi temaları zamansız bir estetikle bir araya getiriyor. Dünya genelinde sınırlı sayıda dökümü bulunan heykeller, müzecilik açısından da büyük önem taşıyor.

Pierre de Wissant

Rodin’in ölüm ve fedakârlık arasındaki psikolojik gerilimi işlediği Pierre de Wissant, sanatçının yüzey anlayışını ve ifade gücünü yansıtan anıtsal bir çalışma. Figürün yüz hatlarındaki dramatik detaylar, yaklaşan ölüm karşısındaki içsel çatışmayı görünür kılıyor.

Jean de Fiennes

Serinin en genç figürü olan Jean de Fiennes ise korku ile cesaret arasındaki kırılgan ruh halini somutlaştırıyor. Rodin’in yüzeyde bıraktığı hareketli modelleme izleri, ışıkla birlikte değişen canlı bir ifade yaratıyor.

The Arkın Rodin Collection Gallery’de Rodin’in The Kiss, Eternal Spring, Falling Man gibi ikonik eserleriyle birlikte toplam 33 eser ücretsiz olarak sanatseverlerle buluşuyor. Bu yeni eklemeler, galerinin uluslararası sanat sahnesindeki önemini daha da pekiştiriyor.

#Rodin #ArkınRodinCollection #GirneSanat #ModernHeykel #PierreDeWissant #JeanDeFiennes #SanatHaberleri #AugusteRodin #ÇağdaşSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tatilde Omurga Sağlığını Tehdit Eden Hatalara Dikkat!

Yaz aylarında artan açık hava aktiviteleri ve uzun tatil günleri bize yenilenme fırsatı sunarken, omurga sağlığı açısından bazı riskleri de beraberinde getirebiliyor. Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi  Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak,  ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada  bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir.  Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor.  Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, yaz tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar

Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar

Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak

Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor.  Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor.

Doğrusu: Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin.

 

Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek

Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin.

 

Hata: Sığ suya balıklama atlamak

Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın.

 

Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak

Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak  bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor.

Doğrusu: Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın.  Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az  5 dakika yürümeniz ve  mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır.

 

Hata: Ağır valizi hatalı taşımak

Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor.

Doğrusu: Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın;  tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır.

 

Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak

Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar,  özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor.

Doğrusu: Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin.

 

 

#OmurgaSağlığı #BelFıtığı #BoyunFıtığı #TatildeSağlık #AcıbademHastanesi #DrAliErhanKayalar #ŞezlongHataları #SığSuTehlikesi #ValizTaşıma #TatilSporları

Anthony Bale’den Ortaçağ’da Seyahat Rehberi Okurlarla Buluşuyor

Ünlü tarihçi Anthony Bale, yeni kitabı “Ortaçağ’da Seyahat Rehberi: Ortaçağ’da Yaşamışların Gözünden Dünya” ile okurları zamanda geriye götürüyor. Haziran ayında Mundi etiketiyle raflarda yerini alan eser, kraliyet saraylarından mistik manastırlara, hac yolculuklarından dönemin ticaret yollarına uzanan geniş bir perspektif sunuyor.

Kitap, haritaların eksik, yolların belirsiz olduğu ve sınırların hayal gücüyle çizildiği bir dünyada seyyahların gözünden benzersiz bir keşif deneyimi yaşatıyor. Kudüs’ten İstanbul’a uzanan rotalarda, dönemin gezginlerinin korkuları, merakları ve karşılaştıkları manzaralar canlı bir anlatımla aktarılıyor.

Bale’in çalışması yalnızca bir tarih kitabı değil; aynı zamanda okurları Ortaçağ’ın bilinmeyen yolculuklarına davet eden bir “zaman makinesi.” Yazar, dönemin seyyahlarının metinlerinden yola çıkarak hem tarihsel hem de insani bir perspektif sunuyor.

Kitap hakkında yapılan değerlendirmelerde, “Canlı, heyecan verici ve şaşırtıcı: Anthony Bale’in Ortaçağ dünyası mucizeler ve hayallerle dolu” ifadeleri öne çıkıyor. Bu yorum, eserin sürükleyici ve büyüleyici atmosferini vurguluyor.

 

 

#AnthonyBale #OrtaçağdaSeyahatRehberi #MundiKitap #TarihKitapları #Ortaçağ #Seyyahlar #KültürTarihi #KitapHaberleri #YeniÇıkanKitap #OkumaÖnerisi

İstanbul’da Kral III. Charles’ın Doğum Günü Resepsiyonla Kutlandı

Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosluğu, Majesteleri Kral III. Charles’ın doğum gününü 18 Haziran 2026 tarihinde düzenlenen görkemli bir resepsiyonla kutladı. Başkonsolosluk bahçesinde gerçekleşen etkinlik, diplomatik çevrelerden, iş dünyasından ve kültür-sanat camiasından çok sayıda davetliyi bir araya getirdi. Resepsiyon, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki köklü ilişkilerin ve dostluğun altını çizen bir buluşma oldu.

Etkinlikte Birleşik Krallık Büyükelçisi Jill Morris, yeni Başkonsolos David Reed ve Dışişleri Bakanlığı İstanbul Temsilcisi Büyükelçi Ayşe Sözen Usluer konuşma yaptı. Jill Morris, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın her geçen gün güçlendiğini vurgularken, David Reed İstanbul’daki yeni görevine başlamanın heyecanını dile getirdi. Ayşe Sözen Usluer ise Türkiye ve Birleşik Krallık’ın zor zamanlarda bile iş birliği yolları bulmayı başardığını ifade ederek, diplomatik bağların gelecekte daha da gelişeceğini belirtti.

Resepsiyonun temasında Kral III. Charles’ın çevre ve sürdürülebilirlik vizyonu öne çıkarıldı. Konuşmalarda, Kral’ın doğa koruma, iklim değişikliğiyle mücadele ve dinler arası diyalog konularındaki çalışmaları hatırlatıldı. Bu vurgu, Türkiye ile Birleşik Krallık’ın ortak küresel sorunlarda birlikte hareket etme iradesini yansıttı.

Akşam boyunca davetlilere İngiliz mutfağından özel lezzetler ikram edildi, kültürel içeriklerde Shakespeare, Queen ve James Bond gibi İngiliz kültürünün simgelerine atıfta bulunuldu. Diplomatik atmosferin yanı sıra samimi bir buluşma havası taşıyan resepsiyon, İstanbul’un diplomatik takviminde öne çıkan etkinliklerden biri olarak kayda geçti.

 

 

#KralCharles #BirleşikKrallık #İstanbulBaşKonsolosluğu #Diplomasi #Türkiyeİngiltereİlişkileri #JillMorris #DavidReed #AyşeSözenUsluer #Resepsiyon #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Elif Elkin’den Yeni Kitap: Kendi Sağlığının CEO’su Ol

Elif Elkin, Mona Kitap etiketiyle yayımlanan “Kendi Sağlığının CEO’su Ol” adlı kitabında iş dünyası profesyonellerine en kritik işletmelerini, yani beden ve zihinlerini yönetmeyi öğretiyor.

Sağlıklı Podcast serisinden doğan kitap, bilimsel verileri günlük yaşamda uygulanabilir bir sisteme dönüştürerek okurlara sürdürülebilir alışkanlıklar kazandırmayı hedefliyor. Elkin, “Hastalığı değil sağlığı yönetmek” gerektiğini vurguluyor.

 

 

#ElifElkin #KendiSağlığınınCEOsuOl #MonaKitap #SağlıkYönetimi #KitapHaberleri #SağlıklıYaşam #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity