Yazılar

“Yansımalar” Futy Art Gallery’de

Futy Art Gallery, heykel sanatçısı Damla Güdemez’in yeni kişisel sergisi Yansımalar’ı 11 – 29 Haziran 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

Işığın ve İçsel Yansımaların Oyunu

Yansımalar, görünen ile hissedilen arasındaki sınırda izleyiciye sessiz bir davet sunuyor. Bronz, metal, cam ve vitray malzemelerle üretilen eserler; ışıkla kurdukları ilişki sayesinde sürekli değişen bir deneyim alanı yaratıyor. Renkli cam yüzeylerde çoğalan bronz formlar, izleyicinin konumuna göre farklı anlamlar kazanarak kişisel bir keşif yolculuğuna dönüşüyor.

Sanatçının üretimlerinde yansıma yalnızca optik bir olgu değil; hafıza, duygu ve deneyim katmanlarını görünür kılan bir araç. Her yüzey, dış dünyaya olduğu kadar insanın iç dünyasına da açılan yeni bir bakış öneriyor.

Doğadan İlham, Zeytin Ağacının Gücü

İstanbul, Ayvalık ve Assos arasında üretimini sürdüren Güdemez, doğadan ve özellikle zeytin ağacının taşıdığı direnç ve süreklilik fikrinden besleniyor. “Yaşamda hiçbir şey yok olmaz, yalnızca başka biçimlere dönüşür” düşüncesi, sanatçının eserlerinin temel çıkış noktası.

Sanatçı, uzun yıllar heykel sanatçısı Yunus Tonkuş ile çalışmış ve eğitim almış; 2023’te Art212’deki ilk kişisel sergisinden sonra yurt içi ve yurt dışında birçok sergiye katılmıştır. Eserleri son olarak Londra’daki Saatchi Gallery’de izleyiciyle buluşmuştur.

Sergi kapsamında elde edilecek gelirin bir kısmı, başarılı ancak maddi imkânları kısıtlı öğrencilere burs sağlayan ASKEV Ayvalık Sanat Kültür Eğitim Vakfı’na bağışlanacaktır.

📍 Sergi Tarihleri: 11 – 29 Haziran 2026

📍 Adres: Beykoz Acarlar Mahallesi 9. Cadde Acarverde Boulevard, Beykoz / İstanbul

📞 0530 526 97 69 – @futyart.gallery – info@futyart.com

 

#DamlaGüdemez #Yansımalar #FutyArtGallery #ÇağdaşSanat #HeykelSanatı #İstanbulSanat #SanatSergisi #KültürSanat #GurmeSanat #ASKEV #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Çamlıca’da İtalyan Zarafeti: Arbor İstanbul

Arbor İstanbul, Çamlıca’da tarihi dokusu, bahçeye açılan sakin atmosferi ve İtalyan mutfağına odaklanan gastronomi yaklaşımıyla şehrin içinde farklı bir ritim arayanları buluşturuyor. Butik otel olarak hayata geçirilen yapı, mimari, sanat ve gastronomiyi bir araya getirerek İstanbul’un hızlı yaşamına zarif bir alternatif sunuyor.

Arbor İstanbul

Tarihi Doku ile Çağdaş Yaşamın Buluşması

Özenle restore edilen tarihi bina, çağdaş tasarım çizgileriyle birleşerek zamansız bir atmosfer yaratıyor. İç mekânlarda yer alan sanat eserleri Arbor’u yalnızca konaklama veya gastronomi adresi olmaktan çıkararak kültürel bir buluşma noktası haline getiriyor. Çamlıca’nın yeşil dokusuyla uyumlu bu atmosfer, misafirlerine şehir merkezinden uzaklaşmadan dinginlik hissi sunuyor.

Arbor İstanbul

İtalyan Sofra Kültürü

Arbor İstanbul’un gastronomi kimliğinin merkezinde Arbor Ristorante Italiano bulunuyor. Günlük hazırlanan taze makarnalar, taş fırından çıkan pizzalar, özenle seçilen peynir ve şarküteri ürünleriyle İtalyan mutfağının köklü mirası günümüzün rafine yaklaşımıyla buluşuyor. Gösterişten çok dengeyi, karmaşadan çok sadeliği tercih eden mutfak anlayışı, restoranı günün farklı anlarına eşlik eden bir buluşma noktası haline getiriyor.

Arbor İstanbul

Şef Giovanni Terraciano’nun İmzası

Restoranın mutfak vizyonuna İtalyan şef Giovanni Terraciano yön veriyor. Ürünün doğallığı, mevsimsellik ve teknik dengeyi ön planda tutan yaklaşımıyla menüye hem geleneksel İtalyan mutfağının sıcaklığını hem de çağdaş gastronominin inceliklerini taşıyor. Arbor Ristorante Italiano, bu vizyonla yalnızca yemek yenilen bir adres değil; İtalyan yaşam kültürünü İstanbul’un merkezinde zarif bir atmosferle buluşturan özel bir durak olarak öne çıkıyor

Arbor İstanbul

Bahçeye Açılan Sofralar

Büyük pencerelerden süzülen doğal ışık ve bahçeye açılan alanlar, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında restoranın en sevilen bölümlerinden biri oluyor. Uzun öğle yemekleri ve paylaşım kültürünü çağrıştıran bu atmosfer, Arbor’u günlük yaşamın içinde özel bir mola noktası haline getiriyor.

Hiperrealist “At” Heykeli Sanatseverlerle Buluşuyor

Bozlu Art Mongeri Binası’nın giriş katında yeni yerleştirmesiyle sanatseverlerin beğenisine sunulan Server Demirtaş’ın “At” isimli kinetik heykeli, hiperrealist yaklaşımı ve çarpıcı ölçüleriyle dikkat çekiyor.

Sanatçı, iki yıllık bir çalışmanın ürünü olan bu eserinde yalnızca mekanik kurguyu değil, öznenin ruh halini ve iç dünyasını da yansıtmayı amaçlıyor. Günlük hayattan sahneleri yeniden kurgulayan Demirtaş, yarattığı etkinin sınırlarını zorlayarak izleyiciyi hem gerçekçi hem de mekanik bir deneyime davet ediyor.

Çarpıcı Gerçekçilik ve Mekanik Yapı

Heykelin gövdesindeki ipeksi dokunsal gerçekçilik, bacak kısmındaki mekanik yapı ile kesintiye uğruyor ve izleyiciye eserin altındaki teknolojiyi hatırlatıyor. Bu ikilik, eseri hem hiperrealist hem de mekanik bir başyapıt haline getiriyor.

Anri Sala’dan İlham

Sanatçı, Anri Sala’nın 2003 tarihli “Time After Time” videosundan esinlenerek yarattığı “At” heykelini şöyle anlatıyor: “Bir yol kenarında duran siyah bir at… Sahipsiz, susuz, yemeksiz… Onu sabaha kadar çekiyor. Ben çok etkilendim ama o zamanlar bu teknolojiyi yapacak cesaretim yoktu. Birkaç yıl önce artık o cesareti buldum ve 2-2,5 yıl uğraşıp bitirdim.”

Server Demirtaş’ın “At” heykeli, Bozlu Art Mongeri’nin giriş katında sanatseverlere hem estetik hem de düşünsel bir deneyim sunuyor.

 

#ServerDemirtaş #AtHeykeli #BozluArtMongeri #KinetikHeykel #ÇağdaşSanat #Hiperrealizm #SanatHaberi #İstanbulSanat #Sanatseverler #SanatSergisi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tiroit nodülleri ülkemizde giderek artıyor!

Tiroit bezi içerisinde gelişen ve çevre dokudan farklı bir yapıda olan tiroit nodülleri dünya genelinde ve ülkemizde yaygın görülen bir sağlık sorunu. Yetişkin nüfusun yüzde 30 ila 50’sinde saptanan tiroit nodülleri çoğunlukla iyi huylu oluyor ve ciddi bir problem oluşturmuyor. Ancak bazı  nodüller büyüyerek nefes darlığı,  yutma güçlüğü ve ses kısıklığı gibi yaşam kalitesini düşüren sorunlara neden olabiliyor, boyun bölgesinde belirgin bir çıkıntı oluşturarak estetik kaygı yaratıyor. Geçmiş yıllarda hastada şikâyet oluşturan iyi huylu tiroit nodülleri için cerrahi tedavi ön planda yer alırken, günümüzde ise gelişen teknolojiyle birlikte  ameliyatsız yöntemler ön plana çıkıyor. Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  son yıllarda artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle  başarılı şekilde tedavi edilebildiğini belirterek, “Bu yöntemler arasında dokunun lazer veya kimyasal maddeler kullanılarak yok edilmesi prensibine dayanan ablasyon yöntemi ön plana çıkmaktadır. Özellikle radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon ve lazer ablasyon gibi yöntemler, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Bu yöntemlerin sağladıkları en önemli fayda ise birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunması sayesinde ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabilmesi veya tamamen ortadan kaldırabilmesidir” diyor.

Prof. Dr. Melih Kara

Prof. Dr. Melih Kara

İyot eksikliğine dikkat!

Aynaya baktığımızda fark etmediğimiz, hatta yıllarca hiçbir şikâyete yol açmadan sessizce büyüyen tiroit nodülleri, günümüzde artık sadece ileri yaş gruplarında değil, 20’li ve 30’lu yaşlardaki genç erişkinlerde de sıkça rastlanan bir sorun. Bu artışın önemli bir kısmı ultrason kullanımının yaygınlaşması olsa da hatalı beslenme alışkanlıkları ve otoimmün hastalıklardaki artış gibi çeşitli faktörlerin etkili olabileceği düşünülüyor. Tiroit nodüllerinin oluşumunda pek çok etken rol oynuyor. En yaygın nedenlerinden birinin iyot eksikliği olduğunu belirten Prof. Dr. Melih Kara, “ Özellikle yıllarca süren iyot eksikliği tiroit bezinin büyümesine ve nodül oluşumuna yol açabilmektedir. Ayrıca genetik yatkınlık, ilerleyen yaş,  kadın olmak, boyun bölgesine radyasyon maruziyeti, sigara kullanımı ve Hashimoto gibi otoimmün tiroit hastalıkları önemli risk etkenleri arasında yer almaktadır” diye konuşuyor.

Kadınlarda yaklaşık 4 kat fazla görülüyor

Tiroit nodüllerinin kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Melih Kara, “Çalışmalarda, yaklaşık her 3 kadından 1’inde, hatta bazı serilerde yaklaşık her 2 kadından 1’inde, ultrason taramasında nodül saptandığı belirtilmektedir. Erkeklere göre kadınlarda yaklaşık 4 kat daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca sebebi hormonal etkilerdir. Özellikle östrojenin tiroit dokusu üzerindeki uyarıcı etkisi ve otoimmün tiroit hastalıklarının kadınlarda daha sık olması nodül oluşumunu tetikleyebilmektedir. Aynı zamanda gebelikler de  tiroit dokusunu etkileyebilmektedir” ifadelerini kullanıyor.

Genellikle uzun yıllar hiçbir belirti vermiyor

Tiroit nodülleri  çoğu zaman uzun yıllar hiçbir belirti vermedikleri için hastaların büyük bir bölümü nodülleri tesadüfen öğreniyor. Prof. Dr. Melih Kara, tiroit nodüllerinin belirti vermeye başladığında ise oluşan sorunları şöyle  sıralıyor:

  • Boyunda şişlik veya ele gelen kitle
  • Yutkunurken takılma hissi
  • Boğazda baskı veya dolgunluk hissi
  • Nefes darlığı (özellikle büyük nodüllerde)
  • Ses kısıklığı

Aşırı hormon üreten bazı nodüllerde; çarpıntı, kilo kaybı, terleme ve sinirlilik gibi hipertiroidi belirtilerinin de ortaya çıkabildiğini söyleyen Prof. Dr. Melih Kara, “Hastaların çok az bir kısmında ise hızlı büyüme, sertlik, lenf bezlerinde büyüme veya kalıcı ses kısıklığı gibi kanser açısından dikkat gerektiren bulgular görülebilir” uyarısında bulunuyor.

Hiçbir şikayetiniz olmasa bile 35 yaşından sonra…

Tiroit nodüllerinde başarılı bir tedavi süreci için erken tanı ve doğru risk analizi kritik bir önemde. Çünkü erken dönemde saptanan riskli nodüller tedavi edildiğinde oldukça başarılı sonuçlar elde ediliyor. Özellikle ailede tiroit hastalığının olması, kadın olmak, iyot eksikliği bulunan bölgelerde yaşamak ve boyun bölgesine radyasyon öyküsünün daha dikkatli takip gerektirdiğine vurgu yapan Prof. Dr. Melih Kara, “Şikâyeti olmayan bireylerde bile özellikle 35 yaş sonrası en az bir kez tiroit muayenesi ve ultrason değerlendirmesi faydalı olabilmektedir. Sonrasında takip sıklığı; kişinin risk durumuna, nodül varlığına ve ultrason bulgularına göre belirlenmektedir. Boyunda şişlik, yutma güçlüğü, ses kısıklığı, hızlı büyüyen kitle veya ele gelen sertlik durumunda ise mutlaka hekime başvurulmalıdır” uyarısında bulunuyor.

Ameliyat ihtiyacı giderek azalıyor, çünkü…

Tiroit nodüllerinin tedavisinde temel hedef kanser riskini dışlamak, hastanın şikayetlerini gidermek ve tiroit fonksiyonlarını korumak. Her iyi huylu nodül doğrudan cerrahi müdahale gerektirmiyor. Küçük ve risksiz nodüllerde sadece takip yeterli olurken, bazı tablolarda ise ilaç tedavileri ve cerrahi müdahale gündeme gelebiliyor. Gelişen teknolojiyle birlikte artık birçok iyi huylu tiroit nodülünün ameliyatsız yöntemlerle tedavi edilebildiğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  bu seçeneklerde son yıllarda “ablasyon” yönteminin öne çıktığını belirterek, “Tiroit ablasyonu özellikle iyi huylu olduğu biyopsiyle kanıtlanmış ancak büyümeye devam ederek baskı ya da kozmetik sorun oluşturan nodüllerde tercih edilmektedir. Ayrıca, cerrahi için riskli veya ameliyat istemeyen hastalarda da önemli bir alternatiftir” diyor. Kötü huylu nodüllerde ise temel tedavinin hâlâ çoğu hastada cerrahi yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Melih Kara, “Ancak küçük, düşük riskli bazı papiller tiroit kanserlerinde ya da ameliyat olamayacak hastalarda ablasyon yöntemleri alternatif veya tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilmektedir” bilgisini veriyor.

Hormon ilacı kullanma ihtiyacını azaltabiliyor

İyi huylu tiroit nodüllerinde ablasyon yönteminin en önemli avantajlarından biri sağlam tiroit dokusunun büyük ölçüde korunması. Klasik cerrahi operasyonlarda bazen tiroit bezinin bir kısmı veya tamamı alınabilirken, ablasyon yönteminde sadece hedef nodül tedavi ediliyor.  Bu sayede birçok hastada tiroit hormonu üretiminin korunduğuna dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara,  “Böylece ömür boyu hormon ilacı kullanma ihtiyacı azalabilmekte veya tamamen ortadan kalkabilmektedir.  Boyunda hiçbir kesi izinin olmaması, genel anestezi gerektirmemesi ve iyileşme süresinin kısa olması da yöntemin önemli faydalarını oluşturmaktadır” diye konuşuyor.

Günlük yaşama kısa sürede dönüş

Ablasyon tedavisinin ultrason eşliğinde ve lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini anlatan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Melih Kara, “Çoğu zaman hastanede yatış gerektirmeyen bu yöntem ortalama 20-45 dakika içinde tamamlanmaktadır. İnce bir iğne elektrot yardımıyla kontrollü ısı enerjisi verilerek nodülün küçültülmesi sağlanmaktadır. Hastalar genellikle  aynı gün evine dönebilmekte ve kısa sürede günlük yaşamlarına devam edebilmektedir”  diyor.

 

#TiroitNodülü #TiroitSağlığı #AblasyonYöntemi #KadınSağlığı #Endokrinoloji #TiroitTedavisi #İyotEksikliği #SesKısıklığı #NefesDarlığı #AmeliyatsızTedavi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Yaz Aylarında Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Tehlikesi

Havaların ısınmasıyla birlikte piknik, kamp, tarım ve doğa aktiviteleri yoğunlaşırken, açık alanlarda kene tutunmasına bağlı olarak Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) riski de artıyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilara Akman, özellikle kırsal, çayırlık ve ormanlık alanlarda daha sık görülen kene tutunmasının erken fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabileceğini belirterek “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, enfekte kenelerin insan vücuduna tutunmasıyla bulaşsa da, yine kenelerin enfekte ettiği hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas ya da hastaların kan ve vücut sıvılarıyla korunmasız temas sonucu da bulaşabilmektedir. Özellikle bahar ve yaz aylarında doğayla temas arttığından bu konuda doğru bilgilenme hayati önem taşımaktadır” diyor.

Hastalığın genellikle kene tutunmasından 1-3 gün sonra, en geç 10 gün içinde belirti verdiğini belirten Dr. Akman “İlk bulgular ani başlayan yüksek ateş, halsizlik, kas-eklem ağrıları, baş ağrısı, bulantı, karın ağrısı ve ishal şeklindedir. İlerleyen dönemde ciltte morluklar, burun veya diş eti kanaması, idrar ya da dışkıda kanama gibi bulgular ortaya çıkabilir. Özellikle ateşle birlikte yaygın vücut ağrısı ve kanama bulguları olan hastalarda KKKA mutlaka akla getirilmelidir” diyor. Erken tanı ve doğru tedavinin hayat kurtarıcı olduğunu vurgulayan Dr. Akman, KKKA hastalığının belirtilerini ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına karşı ihmale gelmez kuralları anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Dr. Dilara Akman

Dr. Dilara Akman

Açık alanlarda koruyucu kıyafet giyin

Piknik, kamp, doğa yürüyüşü veya tarla-bahçe işleri sırasında mümkün olduğunca uzun kollu giysiler tercih edilmeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Açık renkli kıyafetler kullanılması, kenelerin daha kolay fark edilmesini sağlar.

 Kene kovucu ürünlerden yararlanın

Cilde veya kıyafetlere uygulanabilen, Sağlık Bakanlığı onaylı kene kovucu ürünler özellikle riskli bölgelerde koruyucu olabilir. Ancak bu ürünlerin kullanım talimatlarına uygun uygulanması gerekir.

 Doğadan döndükten sonra mutlaka vücut kontrolü yapın

Kene genellikle saçlı deri, kulak arkası, koltuk altı, kasık bölgesi, diz arkası gibi fark edilmesi zor alanlara tutunmakla birlikte vücudun her yerinde olabilir. Açık alandan dönüşte, kişinin hem kendisini hem de çocuklarını tüm kıyafetlerini çıkararak dikkatlice kontrol etmesi büyük önem taşır. Kene vücuttan ne kadar kısa sürede uzaklaştırılırsa hastalık riski o kadar azalır.

 Keneyi yanlış yöntemlerle çıkarmaya çalışmayın

Kenenin üzerine kolonya, sigara, sabun, deterjan veya kimyasal madde dökmek son derece yanlış bir uygulamadır. Bu uygulamalar kenenin strese girerek taşıdığı virüsü daha fazla salgılamasına neden olabilir ve bulaş riskini artırabilir.

 Keneye çıplak elle temas etmeyin

Kene ezilmemeli, çıplak elle tutulmamalıdır. Çünkü virüs, ezilen kenenin vücut sıvılarıyla temas sonrası da bulaşabilir. Bir cımbız veya kene kartı yardımıyla, kenenin vücuda girdiği en yakın noktadan (baş kısmından) tutularak tek hamlede dik bir şekilde çekilmelidir. Eğer kişi kendine güvenemiyorsa, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır.

Hayvan teması sırasında da dikkatli olun

Sadece kene değil, enfekte hayvanların kan ve vücut sıvılarıyla temas da hastalık bulaşına neden olabilir. Özellikle hayvancılıkla uğraşan kişilerin eldiven ve koruyucu ekipman kullanması büyük önem taşır.

Kene tutunmasından sonra 10 gün belirtilere dikkat edin

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilara Akman, kene tutunması durumunda kişinin ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı veya kanama bulguları açısından dikkatli olması gerektiğini belirterek şöyle diyor: “Özellikle ilk 10 gün kritik önem taşır. Herhangi bir şikayet gelişmesi halinde mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, tedavisi ihmal edildiğinde ağır sonuçlara yol açabilen ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. Tüm tedavi yöntemlerine rağmen bazen ağır vakalar kaybedilebildiği için, korunma önlemleri kritik önem taşımaktadır. Doğru bilgi, erken farkındalık ve basit korunma yollarıyla hastalık büyük ölçüde önlenebilir.”

 

 

#KeneTutunması #KKKA #KırımKongoKanamalıAteşi #YazSağlığı #DoğaAktiviteleri #EnfeksiyonHastalıkları #AcıbademTaksim #KeneyeDikkat #SağlıkHaber #ErkenTanı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rastlaşmalar Vol. 2: Frugal Hedonism Sanatla Buluşuyor

42 Maslak’ın ArtPlatform alanı, 11 Haziran–11 Ağustos 2026 tarihleri arasında küratör Esmer Erdem’in hazırladığı “Rastlaşmalar Vol. 2 – The Art of Frugal Hedonism” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Bu özel seçki, sanat yapıtlarını bilindik galeri sınırlarından çıkararak koridorlara ve ortak alanlara taşıyor; İstanbul’da farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getiriyor. Resim, heykel, seramik, cam, tekstil, enstalasyon ve karma teknik üretimler, gündelik hayatın ritmiyle buluşarak izleyiciye yeni karşılaşma alanları sunuyor.

Frugal Hedonism Kavramı

Sergi, “frugal hedonism” yaklaşımını çağdaş sanatın malzeme, emek, hafıza ve dönüşümle kurduğu ilişki üzerinden yorumluyor. Haz ile ölçülülük, tüketim ile yeniden kullanım, gündelik olan ile estetik deneyim arasındaki gerilim serginin düşünsel zeminini oluşturuyor. İzleyici, azla çoğalan duyusal deneyimlere ve malzemelerin taşıdığı geçmişe odaklanmaya davet ediliyor.

Malzeme ve Kavramlar

Camdan tekstile, porselenden metale, mermerden tuvale uzanan geniş bir üretim alanı; atık cam, geri dönüştürülmüş metal, taş, boya ve zanaat temelli eserlerle birleşiyor. Bu üretimler kırılganlık, kimlik, beden, doğa, kent, bellek ve dönüşüm gibi kavramlarla birlikte düşünülüyor.

Katılımcı Sanatçılar

Adnan Doğan, Ahmet Öktem Arıç, Arif Çekderi, Aslı Aydemir, Aslı Jackson, Atilla Çakır, Bahadır Kurt, Bahadır Yıldız, Büşra Kölmük, Çağdaş Erçelik, Çağlar Uzun, Çetin Pireci, Deniz Çobankent, Deniz Pireci, Didem Öz, Elif Sözkesen, Eylül Deniz, Fırat Neziroğlu, Gökçe Er, Gül Bolulu, Hafize Melek Hidayetoğlu, İmdat Avcı, Kerim Kılıçarslan, Korkut Sönmez, Mark Erhan Geçim, Mert Çıkılmazkaya, Mehrnoush Esmailpour, Murat Tayfun Başaran, Murat Öz, Muzaffer Tuncer, Nur Akkayalı, Okan Ünal, Özge Biçer, Parisa Nami, Pemra Aksoy, Raşit Metehan Acehan, Refika Onur Mikar, Sanem Tufan, Selçuk Gürışık, Setenay Özbek, Sevim Arslan, Sinem Bezirci, Taha Baydar, Tansu Kırcı, Tina Varon, Yağmur Kevser Barutçu, Yücel Kale.

 

42 Maslak ArtPlatform, bu sergiyle sanatla karşılaşma deneyimini kapalı ve ayrıcalıklı alanlardan çıkararak günlük hayatın akışına dahil ediyor. “The Art of Frugal Hedonism” gösterişten uzak ama duyusal olarak zengin bir estetik alan öneriyor; izleyiciyi malzemeye, emeğe, doğaya ve hafızaya daha dikkatli bakmaya çağırıyor.

 

Tarih: 11 Haziran – 11 Ağustos 2026

Yer:  42 AVM, 5. Kat, ArtPlatform

Adres: Maslak, Ahi Evran Caddesi No: 6, İstanbul

 

#RastlaşmalarVol2 #FrugalHedonism #42MaslakArtPlatform #İstanbulSanat #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #EsmerErdem #SanatlaKarşılaşma #GünlükHayattaSanat #SanatVeDönüşüm #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Oytun Erbaş ve Buket Aydın’dan Kaotik Dünyada Yol Gösteren Kitap

Prof. Dr. Oytun Erbaş ve gazeteci Buket Aydın, günümüzün en çok tartışılan toplumsal, bilimsel ve psikolojik meselelerini ele aldıkları yeni kitapları “Akıllılar İçin Hayatta Kalma Rehberi – Ne Yapmalı?” ile okurlarla buluşuyor. Destek Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, bilgi kirliliği ve sosyal medya çağında yönünü bulmaya çalışanlar için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.
Kitap Hakkında
Kitap; sosyal medyanın insan zihni üzerindeki etkilerinden yapay zekâya, gençlik ve yaşlanma tartışmalarından aile yapısına, bağımlılıklardan toplumsal değişimlere kadar geniş bir yelpazede sorular soruyor ve cevaplar arıyor. Yazarlar, televizyon programlarında ele aldıkları güncel meseleleri bu kez kitap sayfalarına taşıyarak okuru düşünmeye ve sorgulamaya davet ediyor.
Öne Çıkan Konular
Gerçeklik algısının dönüşümü
Komplo teorilerinin yayılması
Ergenlik ve beyin etkileri
Empati ve vicdanın davranışlara etkisi
Yalnızlaşan toplum ve gelecek kaygısı

#AkıllılarİçinHayattaKalmaRehberi #OytunErbaş #BuketAydın #DestekYayınları #YeniKitap #KitapHaberleri #YapayZeka #ToplumsalDeğişim #Psikoloji #Bilim #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rolls-Royce Spectre Series II Tanıtıldı

Rolls-Royce Motor Cars, ikonik süper coupé modeli Spectre’nin yenilenmiş yorumu Spectre Series II ve Black Badge Spectre Series II’yi tanıttı. Elektrikli sürüşte yeni bir dönemi temsil eden model, menzilini %18 artırarak 628 km’ye (WLTP) ulaştırırken, şarj sürelerini %14 oranında kısaltıyor.

Rolls-Royce Spectre Series II

Güç ve Performans

Goodwood’daki mühendisler, güç aktarma sistemini daha yüksek tepki ve kontrol sunacak şekilde geliştirdi. Black Badge Spectre Series II, 442 kW güç ve 1.015 Nm tork değerine ulaşıyor. Infinity Mode’da 500 kW güç, Spirited Mode’da ise 1.100 Nm tork sunuluyor. Bu veriler, Rolls-Royce tarihindeki en güçlü elektrikli model konumunu pekiştiriyor.

Rolls-Royce Spectre Series II

Tasarım ve Kişiselleştirme

Spectre Series II, Bespoke kişiselleştirme dünyasında Phantom’un ardından en çok tercih edilen modellerden biri. Yeni malzemeler ve detaylarla zenginleştirilen iç mekân; bambudan elde edilen Duality Twill kumaş, hassas lazer kesim desenli Placed Perforation deri ve yüksek parlaklığa sahip Brindled Walnut kaplama gibi yeniliklerle öne çıkıyor.

Dış tasarımda fastback profili korunurken, yeni Ethereal Blue rengi ve 23 inç dövme alaşım jantlar dikkat çekiyor. Black Badge versiyonunda ise mat yüzeyli Iced Black Exterior Detailing ve yeni jant tasarımı aracın asi karakterini vurguluyor.

Rolls-Royce Spectre Series II

İç Mekân Detayları

Yeni Illuminated Fascia tasarımı, 8.108 aydınlatma pikseliyle güçlü yatay karakteri vurguluyor. Havacılık göstergelerinden ilham alan yeni saat tasarımı ve özel vitrin bölümünde sergilenen paslanmaz çelikten Spirit of Ecstasy figürü, iç mekâna zarif bir dokunuş katıyor.

Rolls-Royce Spectre Series II

Elektrifikasyon Çağında Rolls-Royce

Rolls-Royce CEO’su Chris Brownridge, Spectre’ın dünya çapında gördüğü olağanüstü ilgiyi vurgulayarak, “Müşterilerimizin en çok değer verdiği sessizlik, zahmetsiz sürüş ve yüksek güç gibi özellikleri daha da ileri taşıyoruz. Spectre Series II, elektrifikasyon çağında kusursuz bir uyum sergiliyor” dedi.

Rolls-Royce Spectre Series II

 

#RollsRoyce #SpectreSeriesII #BlackBadgeSpectre #ElektrikliOtomobil #LüksOtomobil #Bespoke #OtomobilHaberleri #Goodwood #GeleceğinKlasikleri #OtomotivTasarımı #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #AhuÇağdaş #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Migrene karşı klima uyarısı!

Uzmanlar, yaz sıcaklarıyla birlikte klima kullanımının, migren hastaları için önemli bir tetikleyici haline geldiğini söylüyor.

Ani sıcaklık değişimleri, düşük nem oranı ve doğrudan soğuk hava akımının, baş ağrısı ataklarını artırabildiğini aktaran  Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor.” dedi. Klima kaynaklı migren ataklarının daha şiddetli ve daha uzun sürebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, iç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceyi geçmemesi, nem dengesinin korunması ve doğru klima yönlendirmesi gibi önlemlerin atak riskini azaltmada etkili olduğunu vurguladı. Dr. Şalini ayrıca, yeterli su tüketimi ve düzenli uykunun, yaz aylarında migren kontrolünün temelini oluşturduğunu hatırlattı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı kapsamında, yaz aylarında klima kullanımının migren ve şiddetli baş ağrılarını nasıl tetiklediği ve bu riskleri azaltmak için alınması gereken yaşam tarzı ve çevresel önlemler hakkında açıklamalarda bulundu.

Dr. Celal Şalçini

Dr. Celal Şalçini

Klima kullanımı, yaz aylarında migren hastaları için gizli bir tehdit oluşturuyor!

Haziran ayının, dünya genelinde Migren ve Şiddetli Baş Ağrısı Farkındalık Ayı olarak kabul edildiğini hatırlatan Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Yaz sıcaklarının başlamasıyla birlikte klima kullanımı migren hastaları için gizli bir tehdit haline geliyor.” dedi.

Klimaların yarattığı ani sıcaklık değişimleri, ortamdaki nem oranının hızla düşmesi ve cihazın üflediği doğrudan soğuk hava akımının, beyindeki kan damarlarını ve sinir uçlarını uyararak migren ataklarını doğrudan tetikleyebildiğine dikkat çeken Dr. Şalçini, “Özellikle dışarıdaki aşırı sıcaktan klimalı buz gibi bir odaya geçiş yapmak, hassas bir sinir sistemine sahip olan migren hastalarında koruyucu mekanizmaları çökerterek şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlıyor. Cihaz filtrelerinde biriken toz ve alerjenlerin ortama salınması da bu süreci hızlandıran bir diğer önemli faktör olarak öne çıkıyor.” açıklamasını yaptı.

Klima kaynaklı migren atakları, ağrı kesicilere daha dirençli ve daha uzun süreli olabilir!

Klima kullanımına bağlı olarak gelişen migren ataklarının, klinik olarak diğer tetikleyicilerle başlayan ataklardan temel bir belirti farkı göstermediğini ifade eden Dr. Şalçini, şöyle devam etti:

“Ancak ağrının şiddeti ve eşlik eden bazı konfor kayıpları açısından ayrışabiliyor. Soğuk hava akımına doğrudan maruz kalmak, baş ağrısının yanı sıra boyun ve omuz kaslarında ani kasılmalara (miyofasiyal ağrı) yol açtığı için hastalar ağrıyı çok daha yoğun ve yıpratıcı hissedebiliyor. Ayrıca kuru havanın etkisiyle sinüs kanallarının tıkanması veya kuruması, migren ağrısına sinüzit benzeri baskılayıcı bir yüz ağrısını da ekleyebiliyor. Bu ek kas ve sinüs yükü nedeniyle, klima kaynaklı ataklar bazen standart ağrı kesicilere daha dirençli olabiliyor ve hastanın normal atak süresini aşarak daha uzun süre yaşam kalitesini düşürebiliyor.”

Migren hastaları için en kritik kural, sıcaklık farkının 6-7 dereceyi aşmaması!

Yaz aylarında klimadan tamamen uzak durmanı zor olabileceğini ifade eden Dr. Celal Şalçini, “Migren hastalarının atakları önlemek için cihaz yönetimine azami dikkat göstermesi hayati önem taşıyor.” dedi.

En kritik kuralın, iç mekan ile dış mekan arasındaki sıcaklık farkının 6-7 dereceden fazla olmaması ve oda sıcaklığının ideal olarak 22 ila 24 derece arasında sabit tutulması olduğunu vurgulayan Dr. Şalçini, “Klimanın kanatları, soğuk havayı doğrudan kişinin üzerine değil, tavana veya boş duvara üfleyecek şekilde ayarlanmalı. Nem seviyesinin aşırı düşmesini engellemek için ise ortamdaki bağıl nem oranının yüzde 40 ila 50 arasında kalmasına dikkat edilmeli. Ayrıca, dışarıdan eve gelindiğinde klima hemen en soğuk dereceye getirilmemeli, vücudun ısı değişimine uyum sağlaması için kademeli bir geçiş yapılmalı.” şeklinde konuştu.

Klima rüzgârını doğrudan üzerinize almayın!

Klimaların ortamdaki havayı kurutucu etkisini dengelemek amacıyla, migren hastalarının odada hava nemlendirici (soğuk buhar) cihazı bulundurmasını öneren Dr. Şalçini, “Havada uçuşan toz ve alerjenlerin tetikleyici etkisini en aza indirmek için ise klimalarla birlikte yüksek verimli partikül filtreli (HEPA) hava temizleyiciler kullanılmalı.” dedi.

Alınabilecek diğer önlemlere de değinen Dr. Şalçini, “Fiziksel bir önlem olarak, klimaların önüne takılan ve hava akımının doğrudan kişiye gelmesini engelleyen şeffaf klima rüzgar yönlendirici aparatlar oldukça etkili bir çözüm sunuyor. Cihazsal çözümlerin yanı sıra, klima çalışırken odada bir bardak su bulundurmak veya hafifçe aralanmış bir pencereyle doğal hava sirkülasyonu sağlamak da havanın kalitesini korumaya yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.

Yaz aylarında migrene karşı en etkili yöntem yeterli su tüketimi!

Migren ve şiddetli baş ağrısı için yaz aylarında sadece klimalara odaklanmanın yeterli olmadığını dile getiren Dr. Celal Şalçini, sözlerini şöyle tamamladı:

“Genel bir yaşam tarzı yönetimi gerekiyor. Sıcak havalarda vücudun susuz kalması (dehidrasyon) en büyük migren düşmanı olduğundan, gün içinde klima altında oturulsa bile en az 2,5-3 litre su tüketilmesi şarttır. Klimalı alanlardan çıkarken doğrudan güneş ışığına maruz kalmamak adına mutlaka kaliteli bir güneş gözlüğü ve şapka kullanılmalı, ani ısı şoklarına karşı çantada hafif bir şal veya hırka bulundurulmalıdır. Son olarak, yaz aylarında değişen uyku düzeni ve parlak güneş ışığı da atağı tetikleyebileceğinden, uyku saatlerini sabit tutmak ve tetikleyici gıdalardan uzak durmak bu dönemi konforlu atlatmanın anahtarıdır.”

#Migren #BaşAğrısı #KlimaEtkisi #SağlıkHaberleri #YazAyları #SuTüketimi #UykuDüzeni #Nöroloji #MigrenFarkındalık #SağlıklıYaşam

Tekin’in Yazın Serüveni Farklı Kalemlerden

Türk edebiyatının özgün sesi Latife Tekin, yeni kitap Ormanın İçinde, Toprak Düzeyinde ile farklı yazarların gözünden yeniden yorumlanıyor. Can Yayınları etiketiyle Haziran ayında yayımlanan eser, Tekin’in kendini tekrar etmeyen yazma biçimini ve edebî birikimini çok yönlü bir bakışla okura sunuyor.

Burcu Şahin’in yayına hazırladığı kitapta; Onat Kutlar, Nurdan Gürbilek, Semih Gümüş, Mine Söğüt, Haydar Ergülen ve daha birçok yazarın kaleminden çıkan yazılar, Tekin’in doğa ile kurduğu edebî bağları ve yenilikçi anlatım tarzını mercek altına alıyor.

Ormanın İçinde, Toprak Düzeyinde; Latife Tekin’in edebiyatındaki doğa, göl, toprak ve aşırılık temalarını farklı perspektiflerle ele alarak, okura hem eleştirel hem de yaratıcı bir kuşatma denemesi sunuyor.

 

#LatifeTekin #OrmanınİçindeToprakDüzeyinde #CanYayınları #TürkEdebiyatı #YeniKitap #KitapHaberleri #Edebiyat #Yazarlar #OkumaKeyfi #ModernTürkEdebiyatı