Yazılar

Gonca Güngör “Senin Merkezin”

Gonca Güngör “Senin Merkezin”

Karaköy’ün kalbinde, sanatın ve çevre farkındalığının buluşma noktası olan Artgalerim, yepyeni bir sergiyle ziyaretçilerini ağırladı. Gonca Güngör’ün “Senin Merkezin” adını taşıyan sergi, 7 Mart – 12 Nisan 2024 tarihleri arasında sanatseverlerle buluştu.

Bu özel sergi, altı yetenekli sanatçının eserlerini bir araya getirdi. Sergide yer alan sanatçılardan Gonca Güngör, sanatıyla çevre farkındalığını birleştiren ve izleyicilerine mizahi bir dille seslenen eserleriyle dikkat çekti.

Ogün Sanlısoy’un ilk şarkısı “Şarkılar Söyle”

Ogün Sanlısoy’un ilk şarkısı “Şarkılar Söyle”

Ogün Sanlısoy, 3 Mayıs’ta yayınlanacak “Git” albümünden ilk şarkı olan “Şarkılar Söyle”yi 26 Nisan’da dinleyiciyle buluşturacak.

Beş şarkıdan oluşan ve 2023 yılında yayınlanan “Gel” ep’sinin devamı olan “Git” ep’si ile “Gel Git” albümünde hikaye tamamlanmış olacak. “Şarkılar Söyle” de albümün çok özel şarkılarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Sözü ve bestesi Ogün Sanlısoy imzası taşıyan şarkı için sanatçı, mutluyken ya da üzgünken her türlü ruh halimize şarkıların eşlik ettiğini ve insanın her türlü ruh hali de şarkılara geçtiğini hatırlatarak ekliyor: “Bir şarkı bizi geçmişe, o şarkıyı ilk dinlediğimiz ana, o yaşlarımıza, o şarkıyı birlikte dinlediğimiz kişilere, yerlere kavuşturur bir anda. Gerçeklerden bunalınca, bulunduğumuz andan sıkılınca, şarkılarla rahatlar ruhumuz. Kalbinden geçen şarkıları söyle, yağan yağmurun sesiyle…” “Git” ep’sinden ilk şarkı “Şarkılar Söyle”, 26 Nisan’da müzikseverlerle buluşacak.

Doğuş ve İbrahim Erkal’ı buluşturan düet

Doğuş ve İbrahim Erkal’ı buluşturan düet

İbrahim Erkal’ın 1996 yılında yayımlanan “Gönlünüze Talibim” albümünde yer alan “Yalnızım” şarkısı, Doğuş düeti ile yeniden müzikseverlerle buluştu.

Doğuş & İbrahim Erkal düeti “Yalnızım”, Ulus müzik etiketiyle tüm dijital müzik platformlarında ki yerini alırken şarkı kısa sürede sosyal medyada büyük ilgi gördü. Daha önce “İnsafsız / Bir Sana Yandım” isimli şarkıyı da seslendiren ve yine büyük ilgi gören Doğuş,” Böylesine güzel eserler bize bıraktığı için İbrahim Erkal’a teşekkür etmek istiyorum. Büyük bir keyifle şarkıları yorumladım. Çok sevdiğim ve saydığım ender sanatçılardan biriydi. Gidişi erken oldu ama hala şarkılarıyla gönüllerimizde” dedi. ”Yalnızım” düetinin klibi için kamera karşısına geçen Doğuş’a eski klip görüntülerinin yer aldığı karelerle  İbrahim Erkal’da eşlik etti..

Anne adaylarına ‘düzenli muayene’ uyarısı!

Anne adaylarına ‘düzenli muayene’ uyarısı!

Hamilelik döneminde her kadının tek dileği bebeğini sağlıklı bir şekilde kucağına almak oluyor kuşkusuz. Ancak bazı hamileliklerde, risk oluşturan çeşitli etkenler nedeniyle anne adayının ve karnındaki bebeğin sağlığı, hatta hayatı tehlikeye girebiliyor. Günümüzde her 10 hamileden 1’inin ‘riskli’ grupta yer aldığı belirtiliyor.  Risk oluşturan etkenlerin bazıları hamilelik sürecinde ortaya çıkarken, bir kısmı ise  hamilelik öncesinde zaten mevcut oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen,   bu nedenle her kadının hamile kalmayı planladığında mutlaka hekime başvurması gerektiğine dikkat çekerek, “Hamileliğin normal ve bebeğin sağlıklı gelişmesi için anne adayına ait sağlık sorunları varsa bunların hamilelikten önce tespit edilmesi ve tedaviye başlanması çok önemlidir. Ayrıca, anne adayı   kalp, tansiyon veya diyabet hastası ise bu hastalıkların hamile kalınmadan önce kontrol altına alınmaları gerekir” diyor. Düzenli aralıklarla yapılan hamilelik takiplerinin yaşamsal önem taşıdığına işaret eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Her genel kontrollerde;  kilo takibi, tansiyon ölçümü, karın büyüklüğünün değerlendirilmesi, bebeğin kalp atışlarının tespiti, ödem, bebeğin anne karnındaki pozisyonu, ultrason ile bebeğin gelişimi, plasenta (eş) ve amnios suyu değerlendirilir. Yüksek riskli anne adayları hekimlerinin tavsiyeleri doğrultusunda daha sık ve yakın takibe alınmaktadır. Günümüzde risk grubundaki anne adayları, düzenli takip ve tedavi sayesinde sağlıklı bir hamilelik süreci ve doğum gerçekleştirebilmektedir ” bilgisini veriyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, riskli hamileliğe yol açan bazı etkenleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu!

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Prof. Dr. Hüsnü Görgen

Bebeğin plasentası ile ilgili sorunlar

Bazı anne adaylarında bebeğin plasentası rahmin içine değil alt kısmına yerleşiyor ve doğum kanalını kapatıyor. ‘Plasenta previ’ olarak adlandırılan bu durumun en önemli bulgusu ağrısız vajinal kanama oluyor.  Hamilelik takiplerinde  ultrasonografik inceleme ile belirlenebilen plasenta previ, bazen fazla kanamaya neden olarak annenin ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Kanamanın kontrol edilemediği durumlarda doğumun sezeryan ile acil olarak gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Çoğul hamilelik

Çoğul hamilelikte; gebelik zehirlenmesi (preeklempsi), bebekte gelişim geriliği, doğumsal anomaliler ve erken doğum gibi riskler sık görülüyor.  Bu riskler  anne adayının sigara alışkanlığı, bazı ilaçların kullanımı ve sistemik hastalıkların varlığında daha da artabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tüm bu zorluklara rağmen düzenli kontroller ve gelişmiş yeni doğan üniteleri sayesinde, ikizlerin yüzde 90’dan fazlasının dünyaya sağlıklı olarak geldiklerini belirtiyor.

Geç veya erken yaş hamilelikleri

Özellikle 40 yaşından sonra oluşan hamileliklerde ciddi bir sorun olan hipertansiyon, gebelik diyabeti, erken doğum, anne karnında bebek kaybı, doğum öncesi ve sonrası dönemde gelişebilen kalp yetmezliği, doğum sonrası kanamalar, plasental anormallikler, erken veya ölü doğum gibi tablolar daha sık yaşanıyor. Bunların yanı sıra anne yaşının ilerlemesiyle birlikte hamilelikte diğer sistemik hastalıkların gelişme riski de artıyor. Erken yaşta oluşan hamilelikler de anne ve bebeğin hayatını tehdit edebiliyor. Özellikle 15-19 yaş arasında, yani adolesan döneminde anne adayının vücudunun tam gelişmemiş olması ve yetersiz beslenme ile sigara alışkanlığı gibi etkenler ciddi risk oluşturuyor. Örneğin, erken yaş hamileliklerde preeklampsi riski artıyor.

Gebelikte preeklampsi

Daha önce kan basınçları normal olan anne adayında, hamileliğin 20. haftasından sonra tansiyon yükselmesiyle (140/90 üzeri) birlikte idrarda protein atılımı varsa, bu tabloya preeklampsi, toplumdaki bilinen adıyla ‘gebelik zehirlenmesi’ deniyor. Sebebi belli olmayan bu hastalık çok ciddi sorunlardan, hatta gebeliğe bağlı anne ölümlerinin yüzde 14’ünden sorumlu oluyor. Ayrıca bebekte  erken doğuma bağlı prematürite, gelişme geriliği ve oksijen azalması nedeniyle nörolojik sorunlara yol açabiliyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, düzenli hamilelik takiplerinin gebelik zehirlenmesine erken tanı konulmasında kilit rol üstlendiğine işaret ederek, “Preeklampsi tanısı konulduktan sonra anne ve  bebek yakın takibe alınmaktadır. Hafif preeklamptik hamileler takip edilerek 37. hamilelik haftasından sonra doğum gerçekleştirilmektedir. Ağır preeklamptik anne adayları ise hastaneye yatırılarak hem tedavi edilir hem de doğum planlaması yapılır” diyor.

Kalp hastalıkları
Günümüzde kalp hastalığı olan kadınların birçoğu hamilelik sırasında dikkatli takip ve gerekli önlemler alındığında, sağlıklı çocuk sahibi olabiliyor. Ancak kendisinin ve bebeğinin hayatını riske atacak ağır kalp hastalığı varsa, önce bu sorunun tedavi edilmesi gerekiyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, hamileliklerde başlıca iki nedenle kalp hastalığı görülme riskinin arttığını belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu artışın birinci nedeni, tıptaki ilerlemeler sayesinde doğumsal kalp hastalığı olan kadınların daha fazla hamile kalabilmeleri. İkincisi ise hamile kalma yaşının ileri yaşlara kaymasıdır. Hamileliğin ilk üç ayında kalbin yükü artmaya başlar ve doğum sırasında da dolaşım sisteminde ani değişiklikler yaşanır. Bunun sonucunda anne ve bebeğin sağlığını, hatta hayatını tehdit edecek tablolar gelişebilmektedir. Örneğin, kalp hastalığı olan anne adaylarının bebeklerinde gelişim geriliği ve prematüre doğum riski artmaktadır. Dolayısıyla kalp hastalığı olan hamilelerin daha sık izlenmeleri yaşamsal önem taşımaktadır” diyor.

Acıbadem Fulya Hastanesi

Diyabet

Hamilelik öncesinde diyabeti olan hastalarda kan şekerinin kontrol altında olmasının son derece önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Hamilelikte kan şekerinin kontrol altına alınamadığı tablolarda doğumsal anomaliler daha çok görülmektedir. Hamilelik döneminde diyabet nedeniyle oluşan retinopati (gözdeki bozukluk) daha da kötüleşebilir. Diyabet hastalığına bağlı böbrek problemleri olan kadınlarda yüksek tansiyon ve böbrek fonksiyonlarında bozulma gelişebilmektedir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü son derece önemlidir” diyor. Daha önce diyabet hastalığı olmayan kadınlarda ilk kez hamilelik sırasında şeker metabolizmasında bozukluk görülmesi ise ‘gestasyonel diyabet’ olarak tanımlanıyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, tanı konulmayan ve takip edilmeyen gestasyonel diyabetli anne adaylarının bebeklerinde problem çıkma riskinin normal hamilelere oranla 2 kat arttığını belirterek, “Birçok hastada dengeli bir diyetle kan şekeri kontrol altına alınabilmektedir. Diyete rağmen kan şekerinin ayarlanamadığı durumlarda ise insülin kullanmak gerekebilir” diyor.

Kan Uyuşmazlığı

Annenin kan grubu Rh negatif, babanın kan grubu Rh pozitif olduğunda bebeğin kan grubu Rh pozitif olabiliyor. Bu durumda anne ve bebeğin kan grupları farklı olacağı için kan uyuşmazlığı  gelişebiliyor. Annenin kanı RH proteinini yabancı olarak algılayınca bağışıklık sistemi RH pozitif faktörüne karşı antikor üretiyor, yani savunmaya geçiyor. Bu tablo ise bebekte ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Hüsnü Görgen, annede antikor oluşumunu önlemek için bu durumlarda anneye aşı yapılması gerektiğini belirterek, “Aşı yapılmayan ve antikor oluşumu ile duyarlılık kazanan annelerin bir sonraki hamileliklerinde bebekte kansızlık ve beyin hasarı gibi ciddi sorunlar oluşabilmektedir. Dolayısıyla  ilk hamilelik muayenesinde annenin kan grubu mutlaka öğrenilmeli  ve anne kan grubunda antikor oluşup oluşmadığı test edilmelidir“ diyor.

Bebekte gelişim geriliği

Hamilelik sürecinde bazı bebeklerde görülen gelişim geriliği ciddi sorunlar oluşturabiliyor. Çoğul hamilelik, kötü beslenme, annenin kalp veya diyabet hastalığı, hipertansiyon, sigara alışkanlığı, alkol veya ilaç kullanımı, bebeğin kalp hastalığı veya doğumsal anomalileri ile kanama hastalıkları gibi etkenler bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor. Gelişim geriliğine bağlı olarak; organlarda sakatlık, doğumsal anomaliler, çocukluk döneminde düşük zeka, öğrenme ve davranış bozuklukları ile nörolojik bozukluklar görülebiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, “Bebekte gelişim geriliği saptandığında, bebeğin anne karnında yakın takibi gerekmektedir. Ultrasonografi ve Fetal Kalp Monitorizasyonu (NST) gibi takip yöntemleriyle anne karnında artık sıkıntı saptanan bebeklerin doğumuna karar verilmektedir” diye konuşuyor.

On günde on konser verecek

On günde on konser verecek

Son dönemin popüler gruplarından DKTT,  KerkiSolfej organizasyonun Kral Pop sponsorluğunda düzenlediği etkinlikte Zorlu PSM’de sahne aldı.

Tüm hızıyla Türkiye turnesine devam eden DKTT Grubu, sold out serilerine bir yenisi daha ekleyerek Zorlu PSM’de gerçekleşen konserin tüm biletlerini tüketerek sold out yaptı. Konser alanını dolduran binlerce sevenlerinin tezahüratları eşliğinde sahneye çıkan sevilen grup, hit olmuş şarkılarını hayranlarıyla birlikte hep bir ağızdan seslendirdi. Muhteşem bir ambiyans da gerçekleşen konserde bir an olsun yerinde durmayan DKTT Grubu, harika enerjileriyle ve sahnede ki şovlarıyla büyük alkış aldı. Konserlerinde yaptıkları sürprizlerle hayranlarını sürekli heyecanlandıran başarılı grup, 26 Nisan’da yayınlayacakları “Ölene Dek” şarkısını ilk kez Zorlu PSM’de Can Ozan ile birlikte seslendirdiler. Türkiye Turnesi devam edecek olan DKTT, 26 Nisan’da Trabzon Anemon Otel’de, 27 Nisan’da Ordu Grand Ayzek Otel’de, 28 Nisan’da Samsun Ondokuz Mayıs Üni. Kapalı Spor Salonu’nda, 30 Nisan’da Sivas 4 Eylül Spor Salonu’nda, 1 Mayıs’ta Malatya Anemon Otel’de, 3 Mayıs’da Elazığ Ahmet Tevfik Ozan Fuar ve Kongre Merkezi’nde, 4 Mayıs’ta Diyarbakır Sezai Karakoç KKM’de, 6 Mayıs’da Şanlıurfa 11 Nisan Kapalı Spor Salonu’nda, 7 Mayıs’ta Gaziantep GAÜN Mavera KSM’de, 8 Mayıs’ta ise Adana Çukurova Üni. Açıkhava tiyatrosu’nda sahne alacak.

Tarkan köy köy dolaştı

Tarkan köy köy dolaştı

Tarkan, Trendyol ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) iş birliğinde yürütülen Yarının Köyleri projesi için bir kez daha kamera karşısına geçti.

Çekimler, projenin ilk aşamasında belirlenen 3 pilot köyden biri olan Adana’nın Kürkçüler Köyü’nde gerçekleşti. Ekim 2022’den bu yana devam eden projenin lansman filminde de rol alan Tarkan, “Yarının Köyleri’nin bir hayalden gerçeğe dönüşmesine bizzat tanık olmak ve aradan geçen zamanda yaratılan pozitif etkiyi görmek çok güzel. Sosyal duyarlılığı yüksek bir marka olarak Trendyol’un köylere kurduğu dijital köprülerin kırsal kalkınma adına önemli bir fırsat olduğunu düşünüyorum” dedi.

Pamela “Kader Değil” tekrar merhaba dedi

Pamela “Kader Değil” tekrar merhaba dedi

Başarılı müzisyen Hakan Yeşilkaya, Zeus Kabadayı ve kendine özgü tarzıyla Pamela aynı şarkıda buluştu.

Şarkı Pasaj Müzik etiketiyle yayınlanıyor. Sözler kırılgan bir kalbin derinlerinden geliyor görünse de yaşama meydan okuyan müziğin gücüyle zamansız olma niteliğine kavuşuyor

Bu hislerle hazırlanan şarkının video klibini Zeus kabadayı çekerken kurgu ve color Latte medya tarafından hazırlandı. Pamela nin klipte giydiği kostümler dünyaca ünlü Türk moda tasarımcısı ümit Ünal imzası taşıyor.

Kader algımız nesnel ve öznel düşüncelerden oluşuyor. Kendimizi konumlandirdigimiz yer ise belirsiz. Hayata yüklediğimiz anlamlar degisip insanlar dönüştükçe gitgide yalnız kalıyoruz.

Çalışanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları değişti!

Çalışanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları değişti!

Uluslararası analizlere göre son yıllarda çalışanların büyük çoğunluğunun yıllık izinlerini ‘ruh sağlığı izni’ olarak kullandığına yönelik verilerin olduğunu kaydeden uzmanlar, özellikle 2017’den 2023’e kadar ruh sağlığı ile ilgili izinlerin yüzde 300 oranında arttığını söylüyor.

Modern dünyada stres ve tükenmişlik arttıkça fiziksel hastalıklar kadar ruh sağlığının da ön plana çıktığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Toplumsal olarak mutlu bir gelecek için bugün tüm kurumlarımızın çalışanların ruh sağlığı için adım atması ve ruh sağlığını korumaya yönelik izin uygulamaları başlatması gerekiyor.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, çalışanların “ruh sağlığı izni” konusunu değerlendirdi.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Ruh sağlığı izinlerinde artış var

Uluslararası analizlere göre son yıllarda çalışanların büyük çoğunluğunun yıllık izinlerini “ruh sağlığı izni” olarak kullandığına yönelik verilerin olduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Özellikle 2017’den 2023’e kadar ruh sağlığı ile ilgili izinlerin yüzde 300 oranında arttığı bildiriliyor. İçinde bulunduğumuz modern dünyada stres ve tükenmişlik arttıkça fiziksel hastalıklar kadar ruh sağlığının da ön plana çıktığını görüyoruz.  Artık ruh sağlığı bize kendini zorla hatırlatıyor. Covid-19 pandemisi, devam eden uluslararası çatışmalar, savaşlar, toplumsal huzursuzluk, kutuplaşmalar, istikrarsız ekonomi ve iklim krizi gibi çalkantılı olayları göz önüne aldığımızda, üreten, çalışan insanların yıllık izinlerini kullanma motivasyonları da değişiyor. Eskiden sadece fiziksel hastalıklar dahilinde izin alınırken şimdilerde insanların tükenmiş bir halde kendilerini işe gitmek için zorladıklarını, özellikle ülkemizde ruhsal sağlıkları için adım atmadıklarını görüyoruz.” dedi.

İnsanlar umutsuz bir şekilde hayatını sürdürmeye çalışıyor

İnsanlar toplu taşıma araçlarında, meydanlarda, sokaklarda umutsuz bir şekilde gündelik hayatını sürdürmeye çalıştığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şöyle devam etti:

“Ancak bu durum sanılanın aksine verimli bir üretim ve mutlu bir toplum geleceği için bir tehdit. Toplumsal olarak mutlu bir gelecek için bugün tüm kurumlarımızın çalışanların ruh sağlığı için adım atması ve ruh sağlığını korumaya yönelik izin uygulamaları başlatması gerekiyor. Bugün mutsuz bir çalışan, saatlerce ofiste otursa üretken olamaz, yaratıcılık körelir, yapılan işlerde hata oranı artar. Tükenmişlik sendromu zaman zaman herkesin yaşayacağı bir süreçtir. İşte tam da bu dönemlerde kurumlar çalışan psikolojisini önemsemeli ve gereken adımları atmalıdır.” diye konuştu.

Kuşaklararası farklılıklar çalışma hayatında da ön plana çıkıyor

Kuşaklararası farklılıkların çalışma hayatında da ön plana çıktığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Hatırlamak gerekirse X kuşağı 1965-1979 yılları arası doğan, Y kuşağı ise 1980-1999 yılları arasındaki kuşak. X kuşağına baktığımızda, iş yaşamında sadık, aynı işte uzun seneler çalışabilen, iyi kariyer hedefinde olan bireylerdir. Toplumsal sorunlara karşı duyarlı, iş motivasyonları yüksek ve otoriteye saygılılar. Y kuşağı ise dünyada etki yaratmak isteyen, iş ve özel hayat dengesini kurmayı amaçlayan, X kuşağının aksine hayatı yaşayabilmek için çalışmayı amaçladıkları araştırmalarla ortaya konmuştur. Y kuşağı için çalışmak bir amaç değil; sevdikleri ile zaman geçirmek, gezmek, kazandıkları parayı harcamak için bir araç olarak görülüyor. “dedi.

Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir

Y kuşağı uzun çalışma saatleri sevmiyor

Bu nedenle mesai saatleri sonrası devam eden rutin ve uzun çalışma saatleri, hafta sonu ek çalışmaların Y Kuşağı üyelerinin işten uzaklaşmasına neden olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, şunları kaydetti:

“Y kuşağı aile ve özel hayat dengesini kurmaya çalışıyor. Ancak bir yandan özellikle kadınların iş hayatındaki yerinin artması, ancak ev içi iş yükünü aile üyeleri ile paylaşmamaları tükenmişlik düzeylerini arttırıyor. Erkeklerde bunun düşük olmasının nedeni, erkeğin kamusal alanda aktif olması ve sadece bu sorumlulukla yaşaması.”

X kuşağı, Y kuşağı çalışanlarına göre psikolojik olarak daha dayanıklı

Kadın çalışanların hem iş yerinde hem evde çalışmalarının ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, “Bu çerçevede aile içi dinamikler düzenlenmeli, bir aileyi oluşturan tüm fertler ev ortamında eşit sorumluluk almalılar.” dedi.

Yapılan çalışmaların X kuşağının, Y kuşağı çalışanlarına göre psikolojik olarak daha dayanıklı olduğunu ortaya koyduğunu anlatan Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, X kuşağının çok çalışarak başarıya ulaşabileceklerine dair inançlarıyla işlerine bağlılık gösterdiklerini, Y kuşağının ise teknolojik imkanların daha gelişmiş olduğu bir ortamda büyümelerine rağmen, küreselleşen dünyada rekabet etme zorunluluğuyla karşı karşıya olduklarını ve bu nedenle, psikolojik dayanıklılık açısından X kuşağı avantajlı konumdayken Y kuşağının daha dezavantajlı olduğunu anlattı.

Yıllık izinler artık sadece evlilik, ölüm, fiziksel hastalık gibi konularda olmamalı

Uzman Klinik Psikolog Merve Umay Candaş Demir, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu sonuçlar ışığında kuşaklar arası farklılaşma olmakla beraber genel olarak çalışanların ruh sağlığına yapılan yatırımın şirketlere ve ülkemize olumlu dönüşlerinin olacağını vurgulayabiliriz. Yıllık izinler artık sadece evlilik, ölüm, fiziksel hastalık gibi konularda olmamalı, çalışanlar açık bir şekilde tükenmiş hissettiklerini ya da farklı bir ruhsal dönemden geçtiğini ifade edebilmeli ve gerektiğinde kendilerini şarj edebilmeleri için ruh sağlığı izni alabilmelidirler.”

Imany haziranda Türkiye’de

Imany haziranda Türkiye’de

Dünyaca ünlü sanatçı Imany, Voodoo-Cello Türkiye turnesi kapsamında haziran ayında ülkemize gelecek.

İlk albümü “Shape of a Broken Heart” ile üç ülkede platin plak ödülü kazanarak geniş bir hayran kitlesi edinen dünyaca ünlü sanatçı Imany, Voodoo-Cello Türkiye turnesi kapsamında haziran ayında ülkemize gelecek. Eşsiz yorumcunun ikonik şarkılarını benzersiz bir görsel şov eşliğinde yorumlayacağı konserin biletleri Türkiye’nin kapsayıcılığı en geniş teknoloji odaklı online etkinlik biletleme platformu Biletinial’da satışa çıktı.

Turne kapsamında Imany,  4 Haziran’da Ankara, 5 Haziran’da İzmir, 7 Haziran’da İstanbul ve 8 Haziran’da Antalya’daki hayranlarına unutulmaz bir gece yaşatacak.

Her 5 kalp krizinden biri 45 yaş altında görülüyor!

Her 5 kalp krizinden biri 45 yaş altında görülüyor!

Kardiyovasküler hastalıklar dünya çapında önde gelen ölüm nedeni olmaya devam ediyor ve günümüzde tüm küresel ölümlerin yaklaşık 1/3’ünü oluşturuyor. Ülkemizde ise bu oranın daha yüksek olduğu biliniyor. Yine kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle yılda yaklaşık 20 milyon insan 70 yaşın altında hayatını kaybediyor. Rahatsız edici bir başka gerçek ise genç yaşta görülen kalp krizi sayısının artmış olması. Öyle ki ülkemizde her 5 kalp krizinden 1’i 45 yaş altında görülüyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, “Oysa tütün ürünleri ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, obezite ile fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir risk faktörlerinin düzeltilmesiyle çoğu kardiyovasküler hastalık önlenebiliyor” diyor. Kalp sağlığını tehdit eden bir başka önemli hata ise toplumda doğru sanılan bazı yanlış bilgiler doğrultusunda hareket etmek. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, bilimsellikten uzak olan bilgilerin kalp sağlığını riske attığına dikkat çekerek, “Örneğin, çevreden veya internetten edinilen hatalı bilgiler nedeniyle hastalar hekime geç başvurabiliyor ve bunun sonucunda tedavide güçlük çekilebiliyor. Daha kötüsü, hatalı bilgiler hastanın hayatını kaybetmesine bile yol açabiliyor” diye konuşuyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, toplumda kalp sağlığı hakkında doğru sanılan 7 hatalı bilgiyi anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

Doç. Dr. Alper Karakuş

Doç. Dr. Alper Karakuş

Yıllarca sigara içtim, artık sigarayı bıraksam da kalp hastalığı riskini azaltamam. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, sigarayı bırakmanın faydaları, ne kadar süre sigara kullandığınıza, günde kaç sigara içtiğinize bakılmaksızın, sigarayı bıraktığınız anda başlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kaç yaşında olursanız olun sigarayı bıraktıktan sadece bir yıl sonra kalp krizi riskinizin yüzde 50 oranında azalacağına dikkat çekerek, “Tek bir hareketle, yani sigarayı bırakmakla kalp krizi riskini yarı yarıya indirmiş oluyorsunuz. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra ise sigaranın kalp üzerindeki olumsuz etkilerinden tamamen arınıyorsunuz” bilgisini veriyor.

Kalp hastalığım var. Grip aşısı tam koruma sağlamaz. Bu nedenle aşıyı olmam gerekmez. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada yılda ortalama 650 bin kişi grip veya gribe bağlı durumlar nedeniyle hayatını kaybediyor. Yapılan araştırmalar, grip aşılarının yüzde 90’ının etkili olduğunu gösteriyor. Grip aşısında asıl amaç, gribe yakalanmamak değil, hastalığa yakalanmış olsa bile hastanın bu tabloyu alt solunum yolu enfeksiyonu oluşmadan ve hastaneye yatış gerektirmeden daha hafif şekilde atlatmasını sağlamak. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, gribin özellikle kalp hastalarında ağır seyredebildiğini ve ölümcül sonuçlara yol açabildiğini  belirterek, “Dolayısıyla ciddi kalp damar hastalığı veya kalp yetersizliği olan hastaların her yıl grip aşısı olmaları gerekiyor” diyor.

Yüksek tansiyon hastasıyım ama hiçbir şikayetim yok. Dolayısıyla yüksek tansiyonum bana zarar vermiyor. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yüksek tansiyon hastalığı genellikle ileri aşamaya kadar belirti vermediği için ’sessiz düşman’ olarak nitelendiriliyor. “Yüksek tansiyonda hiçbir zaman semptom yaşamayabilirsiniz, bu nedenle vücudunuzda bir şikâyet oluşmasını beklememelisiniz” uyarısında bulunan Doç. Dr. Alper Karakuş, yüksek tansiyonun erken tedavisinin çok önemli olduğunu belirterek, “Şikâyet oluşturmasa bile yüksek tansiyon; kalp krizi, felç, böbrek hasarı ile diğer birçok ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor ve tanı aldığınızda çok geç olabiliyor” diyor.

Kalp hastalığım var. Normal tuz yerine Himalaya tuzu veya diyet tuzu kullanabilirim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Dünya Sağlık Örgütü, günlük tuz tüketim miktarının 5 gramı, yani bir tepeleme çay kaşığını aşmamayı öneriyor. Günlük tuz tüketiminin Türkiye ortalaması 2000’li yılların başında yaklaşık 18 gram iken son yıllardaki uygulamalarla bu sayı 15 gram düzeyine indirilebildi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, kalp sağlığı için toplum olarak daha az tuz tüketmemiz gerektiğine işaret ederek, “Diyet tuzlarında çoğunlukla potasyum klorür bulunduğu için bu tuzların kontrolsüz tüketilmesi bazı hastalarda ritim bozukluklarına ve istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Bu nedenle kalp hastaları doktor önerisi olmadığı sürece diyet tuzu kullanmamalıdır. Himalaya tuzunda ise yüzde 96-99 oranında, yine bildiğimiz tuzdaki sodyum klorür bulunur ve iddia edilen  yararlarının bilimsel bir temeli yoktur” diye konuşuyor.

Kalp krizi sırasında şiddetli öksürmek hayatınızı kurtarabilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bazı ani anormal kalp atışları sırasında, bilinçli ve duyarlı kişiler, kalp ritmini normale çevirmek için güçlü ve tekrarlayan bir şekilde öksürebiliyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Karakuş, “Bu durum şiddetli öksürüğün kalp krizi sırasında hayat kurtardığına dair yanlış bir yorumlamaya neden olmuştur. Eğer kalp krizi geçirdiğinizi düşünüyorsanız, öncelikle acil tıbbi yardım için 112’yi aramalısınız” diye konuşuyor.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi

Kırmızı şarap kalbe iyi geliyor. Kalp sağlığım için her gün bir kadeh içmeliyim. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kırmızı şarabın içeriğinde bulunan resveratroller,  antioksidan özelliği nedeniyle, iyi kolesterol olarak bilinen HDL’i artırmada ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL’i azaltmada olumlu etkilere sahip. Ancak, güncel bilgilerde resveratrol düzeyleri ile kalp hastalığı oranları arasında doğrudan bir bağlantı bulunamamış. Dahası, resveratroller sadece kırmızı şarapta değil; kırmızı üzümde, yer fıstığında ve ananasta da yüksek konsantrasyonda bulunuyor.

 Her gün aldığım Omega 3 yağ asidi takviyesi kalbime iyi gelir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Yaygın inanışın aksine, son 20 yılda yapılan birçok bilimsel araştırma, Omega-3 yağ asidi takviyelerinin (balık yağı kapsülleri) sağlıklı insanlarda kalp krizini veya buna bağlı sorunları önlemede bir etkisi olmadığını gösteriyor. Yine son yıllardaki büyük çalışmaların sonuçları da bu takviyelerin hâlihazırda kalp damar hastalığı olan kişilerde kullanımı için daha kesin verilere ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.