Yazılar

Layla Puliçe en yeni teklisi “Unutamadım”

Layla Puliçe en yeni teklisi “Unutamadım” Dmc etiketiyle 21 Mart Cuma günü tüm dijital platformlarda yerini alıyor.

Layla Puliçe şarkılarıyla yarattığı renkli atmosferle dinleyicisinin etrafını sarıyor. Kendine has bir müzik evreni yarattığını dile getiren Puliçe yeni şarkısı için bir ayrılığın ardından yaşanan unutulamamış bir sevdanın, sevdamın  hikayesidir anlattığım diyor.

Zaman geçtikçe daha da hüzün veren bu duyguyu kalpte taşımanın yarattığı melankoliyi anlattığını ifade eden sanatçı; sevdanın, hüznün, ayrılığın acısını paylaşmak istediğim paylaştıkça da iyileştireceğini düşündüğüm bir şarkıdır ‘Unutamadım’ diyor. Layla Puliçe’nin bu yeni çalışmasının çok güzel bir düzenlemeyle, çok kıymetli müzisyenlerin enstrümanlarıyla kattıkları ahenkle daha da derinleşen bir şarkı olduğunu her yönüyle bize yansıtıyor.

Michael Inwood “Heidegger Sözlüğü”

Ayrıntı Yayınları, Michael Inwood’un Heidegger Sözlüğü adlı kitabını Türkçede okurlarla buluşturdu!

Yirminci yüzyıl felsefesinin en etkili düşünürlerinden Martin Heidegger’in yoğun ve kendine özgü dilini tanımak açısından eşsiz bir rehber niteliğindeki eser, klasik sözlük formatını aşarak kavramların tanımını yapmanın ötesine geçiyor. Kitap, Heidegger’in çoğu zaman anlaşılması güç ve karmaşık bir yapıya sahip olan kavram dünyasına adım atmak isteyenlere, kavramların derinliğini ve hareketliliğini kavrayabilecekleri bir yol haritası sunuyor. Heidegger Sözlüğü, okurlara bu önemli düşünürün felsefesine açılan geçitleri ve tünelleri gösteriyor.

En yaygın belirtisi, şiddetli ağrı!

Bazı kadınlar regl döneminde çok şiddetli ağrılar yaşayabiliyor. Yaşam kalitesini de düşüren bu ağrılar, hem fiziksel hem de ruhsal olarak kadınları zorluyor; kimi zaman işini kimi zaman da aile hayatını etkiliyor. Çoğu zaman ‘normal’ kabul edilen bu ağrılar konusunda uzmanlar uyarıyor: “Normal sandığınız ağrı, endometriozis (çikolata kisti) habercisi olabilir”

Endometriozis, her 10 kadından birinde görülen bir sağlık sorunu. Bu hastalığa dair regl döneminde yaşanan ağrının en sık rastlanan belirti olduğuna dikkat çeken Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hale Göksever Çelik, “Endometriozis, kalıtsal bir hastalık. Özellikle annede bu ağrılar varsa, kız çocuklarında da aynı durumun görülmesi mümkün. O nedenle anneler regl dönemi başladıktan sonra kızlarındaki belirtilere dikkat etmeli, şiddetli ağrı durumunda, mutlaka bir jinekoloğa götürmeliler. Aynı zamanda kendi ağrılarını normal gibi algılayıp, ihmal etmemeliler. Tüm kadınlar için en ideali, her hangi bir şikayetinin olup olmadığına bakmadan yılda bir kez jinekolojik muayeneye gitmeleridir. Zira bazen bazı jinekolojik hastalıklar gibi endometriozis hiçbir belirti de vermiyor. Asemptomatik dediğimiz bu durumda; hiçbir şikayeti olmasa bile ultrasonda çikolata kisti tanısı koyduğumuz hastalar var. Bundan dolayı rutin yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmamalılar” diyor.

Prof. Dr. Hale Göksever Çelik

Prof. Dr. Hale Göksever Çelik

Derin  endometriozise dikkat!

Endometriozis, rahim içini döşeyen hücrelerin rahim dışında yumurtalıklar, karın içi zarı, tüpler, idrar kesesi, bağırsaklar, üreterler gibi herhangi bir yere yapışması ile kendini belli eden bir hastalık. Adeta rahim içi hücreler vücutta dolaşıyor ve bir organa yapışarak orda bir doku oluşturuyor. Bulunduğu organ ya da bölgeye göre farklı sorunlara yol açıyor.  Derin endometriozis hastalarından “disüri” adı verilen işeme veya “diskezi” adı verilen dışkılama sırasındaki ağrı, sık rastlanan belirtilerin başında geliyor. Endometriotik odaklar, rahimden idrar kesesi veya bağırsaklar üzerine giderek yerleşiyor, bu organların yapısını ve işleyişini değiştirerek çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlıyor.

Üreme döneminde görülüyor

Menopoz döneminde sıklığı azalmakla birlikte tüm yaşam boyunca karşılaşılabilen endometriozis, genellikle 18-45 yaş aralığındaki kadınları hedef alıyor. Üreme çağındaki kadınların yüzde 10-12’sinde görüldüğü tahmin ediliyor. Belirtilerin göz ardı edilmesi, ağrıların adet döngüsünde normal gibi algılanması ise bu şikayetler nedeniyle doktora başvurulmamasının en önemli nedenlerinin başında geliyor. Dolayısıyla uzmanlar, gerçek endometriozis oranın daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Okula, işe gidemeyecek kadar şiddetli ağrı temel belirti…

Temel belirtisi “dismenore” yani çok şiddetli regl ağrısı olan endometrioziste, kadınların menstürasyon döneminde gündelik hayat akışları sekteye uğruyor; ve bu kadınlar okula veya işe gidemeyecek duruma gelerek, ağrıyı dindirmek için hastanelerin acil servislerine başvurmak zorunda bile kalabiliyor.

Çok genel bir belirti olan kasık ağrısının pek çok farklı hastalığı düşündürdüğüne değinen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Hale Göksever Çelik “Kasık ağrısı da belirtilerden biri olabilir. Altta yatan endometriozise bağlı olarak adet dönemleri dışında da bu kadınlar ağrı deneyimleyebilir. Tanı için endometriozis konusunda deneyimli uzman tarafından detaylı jinekolojik muayene ve ultrason incelemesi yapılmalıdır. Yumurtalıklarda yerleşen endometrioma (çikolata kisti) olarak adlandırdığımız endometriozis veya karın zarı üzerindeki ‘süperfisyel peritoneal endometriozis’ adını verdiğimiz milimetrik endometriotik odaklar kadınların yaşam kalitesini düşüren kronik kasık ağrılarına yol açabilir” diyor.

Boşanmalara sebep oluyor

Endometriozisli kadınlarda görülen diğer bir belirti ise “disparoni” olarak adlandırılan, cinsel ilişkide yaşanan ağrılar. Özellikle derin endometriozis odakları olan kadınlar için cinsel ilişki bir ıstırap halini alıyor; kadınlar bu nedenden dolayı cinsel ilişkiden kaçınıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar endometriozisli kadınlarda yaşanan bu cinsel sorunların boşanma oranlarını artırdığını ortaya koyuyor.

Anne olmayı engelleyebiliyor

Tedavi sürecinde ağrı kesici ilaçlar ve hormon içeren tedavilerin yanı sıra cerrahi yöntem ile endometriozis odakları/ kistlerinin çıkarılması veya ortadan kaldırılması gibi seçenekler değerlendiriliyor. Hastalığın yumurtalık rezervine etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Hale Göksever Çelik “Bilimsel literatürde de kanıtlandığı gibi endometriozisin kendisi de, endometriozis cerrahisi de yumurtalık dokusu üzerinde tahribata, dolayısıyla yumurta sayısının ve kalitesinin düşmesine yol açıyor. Zaten tüm kadınlarda fizyolojik olarak yaş ile azalan yumurtalık rezervi, endometriozisi olan kadınlarda daha hızlı tükeniyor. Bu nedenden dolayı, endometriozisi olup yakın gelecekte gebelik planlamayan kadınlara mutlaka yumurta ya da embriyo dondurmayı öneriyoruz” uyarısında bulunuyor.

Santi ve Joker “Arkanı Kolla” ile bir araya geldi

Türk rap sahnesinin iki deneyimli ismi Santi ve Joker, uzun aradan sonra yeniden bir arada. Sony Music Türkiye etiketiyle yayınlanan “Arkanı Kolla”, güçlü altyapısı ve keskin sözleriyle dikkat çekerken, iki sanatçının müzikal uyumunu bir kez daha ortaya koyuyor. Büyük ses getirecek bu yeni şarkının sözleri Santi ve Joker ait. Mix mastering’i ise Joker imzası taşıyor. Prodüksiyonunu Vua’nın üstlendiği şarkı, dikkat çekecek yapısıyla ilk anda dinleyiciyi yakalayacak.

Mercedes-Benz ile “Tüm Yollar Roma’ya Çıkar”

Mercedes-Benz’in şimdiye kadarki en akıllı ve en verimli otomobili yeni CLA’nın dünya prömiyeri, Güney Afrikalı şarkıcı Tyla’nın etkileyici performansıyla Roma’da gerçekleşti.

Mercedes-Benz CLA

Mercedes-Benz’in geleceğe yönelik elektrikli vizyonunu yansıtan yeni CLA modeli, tamamen elektrikli ve hibrit seçenekleriyle sahnede yerini aldı. İlk kez tanıtılan yeni CLA, uzun menzili, yapay zeka destekli teknolojisi ve göz alıcı tasarımıyla büyük beğeni topladı.

Yeni yapay zeka destekli sistem, her aracı Mercedes-Benz Intelligent Cloud’a bağlı bir süper bilgisayarla donatmayı mümkün kılıyor. Bu, sürüş destek sistemleri de dahil olmak üzere en önemli araç işlevleri için düzenli uzaktan güncellemeler sunuyor.

Mercedes-Benz CLA

Tamamen elektrikli CLA’da, yenilikçi 800 voltluk elektrik mimarisi ve yeni batarya kimyasalları, şarj süresini önemli ölçüde kısaltıyor. EQ Teknolojisine sahip CLA 250+ (ortalamada enerji tüketimi: 14.1-12.2 kWh/100 km | CO₂ emisyonu: 0 g/km | CO₂ sınıfı: A) 10 dakikada 325 km’ye kadar şarj olabiliyor ve 792 km’ye kadar menzil sunabiliyor. CLA 350 4MATIC (karma enerji tüketimi: 14.7-12.5 kWh/100 km | karma CO₂ emisyonları: 0 g/km | CO₂ sınıfı: A) ise 771 km’ye kadar menzil sunarak sınıfında fark yaratıyor.

Mercedes-Benz CLA

Tamamen elektrikli yeni CLA, içten dışa sürdürülebilirlik göz önünde bulundurularak tasarlandı ve karbon ayak izini, elektrikli olmayan önceki modeline kıyasla değer zincirinin tamamında %40 oranında azalttı. Termoplastiklerde dört kat daha fazla geri dönüştürülmüş içerik kullanılıyor ve bunun %50’si tüketim sonrası geri dönüşümlü malzemeden oluşuyor.– Koltuk kılıfından koltuk süngeri, alt yapı ve metal tutuculara kadar koltuğun her katmanı geri dönüştürülmüş malzemeleri içeriyor. Aynı zamanda zemin kaplamaları, %100 geri dönüştürülmüş malzemeden yapılmış Econyl iplik ile üretiliyor. Tedarik zincirindeki ve batarya şarjındaki ek CO₂ önlemleri ile bu tasarruflar üçte ikiye kadar artabiliyor.

Mercedes-Benz CLA

Yeni CLA, tamamen elektrikli modellerinin yanı sıra 48 volt teknolojisine ve şanzımana entegre elektrik motoruna sahip hibrit versiyonuyla da satışa sunulacak. Yıl sonuna doğru satışa sunulacak hibrit versiyon, şehir içi hızlarında ve 20 kW’tan düşük güç gereksinimlerinde, tamamen elektrikli sürüş sağlayabiliyor.

Elif Buse Doğan’ın teklisi

Türk müziğinin güçlü yorumcularından Elif Buse Doğan, modern dokunuşlarla harmanladığı yeni teklisi “Anlamadın Sen Beni” ile dinleyicileriyle buluşuyor.

Söz ve müziği Ramazan Kızılpınar’a, düzenlemesi ise Çağrı Telkıvıran’a ait olan şarkı, aşkın ve ayrılığın en derin duygularını yansıtıyor. Elif Buse Doğan’ın etkileyici yorumu ve güçlü vokali, dinleyicilere unutulmaz bir müzikal deneyim sunuyor.

Şarkının melankolik ruhunu yansıtan klip ise Kaan Yorulmaz yönetmenliğinde çekildi. Elif Buse Doğan’ın performansıyla dikkat çeken klip, yayında!

Fatma Turgut’tan yeni single

Fatma Turgut, yeni single’ı “Yok Dönüş Geri” ile hayranlarıyla buluşuyor! Türk rock müziğinin en güçlü kadın seslerinden Fatma Turgut, kendine özgü yorumuyla yeni şarkısını repertuarına ekliyor. Sözü ve müziği Ozan Ünlü’ye, düzenlemesi ise Ozan Tügen’e ait olan bu etkileyici şarkı, geri dönüşü olmayan bir yolculuğu anlatıyor. “Yok Dönüş Geri”, Avrupa Müzik etiketi ile tüm dijital platformlarda yayında!

Yaş alırken yaşlanmamak için altın öneriler!

Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesi ve tıbbi imkanların artmasıyla yaşam süresi uzadığından yaşlılık dönemini fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak sağlıklı ve dinç geçirmek şüphesiz büyük önem taşıyor. Kimileri bu amaçla sağlıklı yaşam tarzı benimseyip kişisel ve çevresel olumsuz etkenleri olabildiğince azaltmaya çalışırken, kimileri ise internetten ve sosyal medyadan gördüklerini doktora danışmadan bilinçsizce uygulama yoluna gidebiliyor! Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi İç Hastalıkları, Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Berrin Karadağ “Yapılan araştırmalar; biyolojik yaşınızı genç tutmanın mümkün olabildiğini gösteriyor ama bunu yaşam tarzınızda yapacağınız olumlu değişikliklerle gerçekleştirmeye çalışmalısınız. Sosyal medyanın ve yapay zeka kullanımlarının yaygınlaştığı son yıllarda, sağlıklı yaşlanmak adına faydalı olabildiği gibi zararlı da olabilecek pek çok bilgiler sunulduğunu görüyoruz. Reklam amaçlı ilaçlar ile vitamin ve mineral takviyeleri ya da ‘gençlik iksiri’ olarak gösterilen pek çok ürün bilinçsiz kullanıldığında sağlığınızda geri dönüşü olmayan çok ciddi zararlara yol açabilir” diyor. Prof. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılıkta genç kalmanın anahtar kelimelerini içeren 10 etkili yöntemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Berrin Karadağ

Prof. Dr. Berrin Karadağ

  • Hareketsizlikten kaçının, dik durun!

Modern çağın yol açtığı en önemli tehlikelerden birini hareketsizlik ve yanlış duruş bozukluğu oluşturuyor. Özellikle bilgisayar ve cep telefonunda geçirilen uzun saatler, pek çok işin bir tuş ile oturduğumuz yerden halledilebiliyor olması, düzenli egzersiz ya da yürüyüş yapmamak  gerek iç organlarımıza gerekse fiziksel yapımıza son derece zarar veriyor. Bu nedenle çağımızın hareketsiz (sedanter) yaşam tuzağına düşmeyerek, gün içerisinde her fırsatta mutlaka hareket etmek, otururken ve yürürken de dik durmaya özen göstermek gerekiyor. Prof. Dr. Berrin Karadağ “Vücudumuzun genetik yapısı, 100-200 yıl önceki gibi daha az yemek, daha çok hareket etmek isterken, teknoloji ise bize oturduğumuz yerden yaşamayı getirdiğinden hareketsiz kaldık. Ama aslında genetik yapımız halen daha çok hareket etmeyi ve daha az yemek yemeyi istiyor. Bu nedenle daha çok hareket edip, paketli gıdalardan da uzak kalırsak sağlıklı yaş almanın ana hedefini tutturmuş oluruz” diyor.

  • Düzenli egzersiz yapın

Yapılan sayısız çalışmalar; düzenli yürüyüş yapmanın kalp ve damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve kemik erimesi gibi hastalıklardan korunmada kritik rol oynadığını, başta kas ve iskelet sistemi olmak üzere tüm hücrelerimizin daha etkin çalışmasını sağlamaya katkı sağladığını, ruh sağlığımızı ve sağlıklı yaş almamızı desteklediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle mutlaka düzenli egzersiz yapmayı yaşam alışkanlıklarınız arasına katın. Yaşınıza/kapasitenize göre haftada en az 3 gün bir saat yürüyüşü/egzersizi alışkanlık haline getirin.

  • Sigara ve alkolden mutlaka uzak durun!

Baş edemediğiniz sorunlarınızdan uzaklaşmak ya da kaçmak gibi sağlıksız gerekçelerle sigara, alkol vb. zehirlere tutsak olmayın. Gerek hücrelerinizin ve organlarınızın, gerek bilişsel ve zihinsel sağlığınızın gerekse cildinizin genç kalabilmesi için, zararları sayısız araştırmalarla kanıtlanmış olan sigara ve alkolden uzak durun.

  • Stresi yönetmeyi öğrenin

Çevremizde şüphesiz strese yol açan pek çok etken var. Ancak unutmayın ki; stresin azı karar, çoğu zarar! Yapılan araştırmalar, dozunda stresin kişiyi çeşitli tehlikelerden ve risklerden koruduğunu gösterirken, aşırı stresin ise pek çok hastalığa zemin hazırlayabildiğini, vücuda hem fiziksel hem de ruhsal açıdan zarar vererek hastalık sürecine de çok büyük etkileri olduğunu gösteriyor. Bu nedenle stresi yönetmeyi öğrenmek, gerekirse uzman desteği almak son derece önemli.

  • Erken yaşlandıran besinlerden uzak durun

Çağımızın yoğun koşuşturmacasında fast-food türü besinlere yönelim hızla artıyor ancak aşırı yağlı, defalarca aynı yağda kızartılmış, katkı maddeli ve lezzet verici tatlandırıcıların katıldığı hazır besinlerden mutlaka uzak durmak gerekiyor. Basit karbonhidratlar olarak adlandırılan beyaz ekmek, unlu ve nişastalı yiyecekler, şekerli besinler ve içecekler ile aşırı tuzdan kaçınmak şart. Abur-cubur tüketmeyi sevenlerin mutlaka sağlıklı atıştırmalıklara yönelmesi, zengin lif içeriğine sahip kurubaklagiller ile vitamin ve mineral değerleri yüksek olan mevsim sebze ve meyvelerinin tüketilmesi gerekiyor.

  • Her gün mutlaka yeterli su tüketin

Hücrelerimizin ve organlarımızın sağlıklı çalışması, cildimizin erken kırışmasını önlemesi için, beslenmemizin vazgeçilmez bir unsuru olan su, insan yaşamında oksijenden sonra gelen en önemli öğeyi oluşturuyor. Her gün yeterince su içilmediğinde toksinler kanda birikirken, böbreklerimiz zamanla işlevlerini yerine getirememeye başlıyor ve böbrek yetmezliği gibi hayati riske yol açabiliyor. Bu nedenle her gün mutlaka yeterli su tüketmeye çok özen gösterin. Prof. Dr. Karadağ “Böbrekler birer duş başlığı gibi çalışır. Eğer az su alırsak böbrekler tıkanır, ama yeterli su alırsak böbreği tıkayacak maddeler uzaklaştırılır. O nedenle günde 2 litre su içmek gerekir” diyor.

  • Uyku düzeninize çok dikkat edin

Yapılan bilimsel çalışmalar; yeterli ve kaliteli uykunun hayatın her döneminde sağlık açısından kritik rol oynadığını gösteriyor. Uyku esnasında hücreler yenilenirken, bağışıklık sistemi güçleniyor ve vücut kendini tamir ediyor. Bu nedenle geceleri uykusuz kalmamaya, kaliteli uyku için yatağınızın rahat, odanızın karanlık, serin ve sessiz olmasına özen gösterin.

  • Teknolojiden uzak kalmayın

Prof. Dr. Berrin Karadağ, genç yaşamanın altın kurallarından birinin, teknolojiye ayak uydurmak  olduğunu belirterek, dijital teknolojinin yaşlıların sosyalleşmesinde önemli bir rolü olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Karadağ sözlerine şöyle devam ediyor: “Yaşlı bireyler her ne kadar teknoloji kullanımı konusunda endişe duysalar da, dijital teknoloji iletişimden sağlık sorunlarına kadar her alanda onların günlük yaşam kalitelerinin artmasına, bağımsız bir yaşam sürmelerine ve aktif bir yaşlanma dönemi geçirmelerine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle dijital teknolojiyi öğrenmekten çekinmeyip, onu hayatlarına katmaları, önlerinde yepyeni ve kolaylaştırıcı bir yol açacaktır. Bu sayede kendine güvenli, hayattan keyif almaya devam eden ve toplumdaki yerini kaybetmekten korkmayan sağlıklı ve güçlü yaş almaya devam eden mutlu bir yaşlılık hedeflenmelidir.”

  • Gelişigüzel takviyeler kullanmayın!

Vitamin ve mineral değerlerini ölçtürerek özellikle D vitamini başta olmak üzere, eksiklikleri gidermek gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadağ, “Ancak gençlik sağlayacağı, sağlıklı yaşam vaadettiği gibi söylemlerle sosyal medyada ve internette çok sık karşımıza çıkan birtakım besinlere, reklam amaçlı ilanlara, vitamin ve mineral takviyelerine, hatta ‘gençlik iksiri’ adı altında karışımlara rastlıyoruz. Oysa bu tür ürünlerin doktora danışılmadan ve gerekli vitamin/mineral değerleriniz ölçülmeden kullanılması sağlık açısından son derece yüksek riskleri ve tehlikeleri beraberinde getirebiliyor” diyor.

  • Güneşin zararlı ışınlarından korunun!

Yapılan sayısız araştırma; güneşin zararlı ışınlarının cilt kanserine yol açabildiğini, erken kırışıklıklar, cilt lekeleri ve cilt kuruluğuna neden olarak cildi erken yaşlandırdığını ortaya koyuyor. Bu nedenle özellikle yaz mevsiminde güneşin zararlı ışınlarından çok iyi korunmak gerektiğini belirten Prof. Dr. Berrin Karadağ, güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde ise her gün 15 dakika kolların iç kısımlarının ve bacakların güneşlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Ramazan’da iftarda hızlı yemek kilo aldırıyor!

Ramazan’da uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı besin tüketiminin zararlarına dikkat çeken Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, “Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir. Bu süreçte en yaygın olarak yapılan beslenme davranış hatası; hızlı ve enerji, yağ ve karbonhidrat içeriği yoğun besinlerin fazla tüketimi ile birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.” dedi.

İftar sofralarının olmazsa olmazlarından iftar pideleri ve tatlılara dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Elbetteki tatlı tüketilebilir. Ancak Ramazan’da, genellikle yüksek yağ ve şeker oranına sahip ‘Şerbetli tatlılar’ tercih ediliyor. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir.” dedi.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayında yapılan hatalı beslenme alışkanlıklarına dikkat çekti.

Doç. Dr. Müge Arslan

Doç. Dr. Müge Arslan

Mide asidik ortamdayken zararlı besinler tüketmeyin!

Doç. Dr. Müge Arslan, Ramazan ayının Müslüman aleminin bir ay boyunca beslenme düzeninin değiştiği bu sürenin beslenme alışkanlığının değişimi açısından özel zamanlardan biri olduğuna işaret ederek, “16-18 saat gibi uzun süren açlıkların ardından yapılan yanlış beslenme davranışları, beraberinde mide rahatsızlıklarını da getirebilir. Yanlış beslenme alışkanlıklarına örnek olarak, insanların oruçlarını doğrudan sigara ile açmaları veya asitli içecekleri tercih etmelerini dile getirdi.

Doç. Dr. Müge Arslan, “Zaten uzun süreli açlık nedeniyle asidik bir süreçte olan boş mideye, bu tarz yanlış besinlerin gelmesiyle mide yanmaları, mide ağrıları ve hatta daha ileri aşamalarda mide kanamaları görülebilir.” dedi.

Hızlı yemek kilo aldırıyor!

Uzun süren açlık sonrası fazla miktarda ve hızlı bir şekilde besin tüketiminin zararlarına da dikkat çeken Doç. Dr. Müge Arslan, “Boş olan mideye hızlı ve fazla miktarda besin girdiğinde mide rahatsızlıklarının yanı sıra, şişmanlama da bu süreçte görülebilir. Aslında Ramazan ayını şişmanlamadan geçirmek mümkün olsa da bu süreçte yapılan beslenme hataları nedeniyle kilo alma durumu ortaya çıkabilmektedir” diyerek, hem sindirimin tamamlanması için zaman açısından, hem de doyma hissinin algılanması açısından yavaş ve çok çiğneyerek besin tüketiminin altını çizdi.

Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşıyor

Doç. Dr. Müge Arslan, iftarda çok hızlı besin tüketilmesine ilişkin de şu bilgileri verdi:

“Tokluk hissi beyne, besin ağza alındıktan 15 dakika sonra ulaşır. Ancak, uzun süreli açlığın etkisiyle neredeyse nefes almadan besin tüketildiği için tokluk hissi algılanamadan porsiyon miktarı artıyor. Genellikle de uzun süreli açlıkta hızlı ve fazla miktarda tüketilen besinler kalorili oluyor. Mesela iftariyeliklerle birlikte pideye çok fazla yükleniliyor ve böylece karbonhidrat içeriğinin fazlalaşması ve enerji alımı da  artıyor. Hızlı yemek yeme alışkanlığıyla birlikte şişmanlık kaçınılmaz hale geliyor.”

Kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalı

Uzun süreli açlıkta, 16-18 saatlik bir süreçte, ciddi anlamda şeker düşüşü yaşandığını da ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan,“Sahura kalkmadığınızda bu durumu daha da olumsuz hale getirmiş olursunuz. Hem mide rahatsızlıklarını önlemek hem de kilo alımının önüne geçmek için sahura mutlaka kalkılmalıdır.” dedi.

Sahur altın değerindedir, önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir!

İnsanların Ramazan’da iki farklı beslenme davranış sergilediklerini kaydeden Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:

“Sahura kalkanlar ve sahura kalkmayanlar… Sahura kalkmayanlar, sahura kadar olan süreçte beslenmeye devam edebiliyorlar. Bu, hiç yapmamaktansa tercih edilebilir bir seçenektir. Yani sahura kalkmamaktansa iftar sonrasından sahura kadarki süreçte  atıştırmalıklar şeklinde besin alımı, hiç yapılmamasından daha iyidir. Ancak uyku da insanlara daha cazip gelebiliyor. İftardan sonra uyuyup, sonrasında sahura kalkmak çok daha tercih edilebilir bir durumdur. Sahur zamanı sabaha yakın olduğu için, kahvaltı öğünü niteliğindeki sahur, o gün içerisindeki 16-18 saatlik açlığı dengeleyecek olan öğündür. Bu nedenle sahur altın değerindedir, çok önemlidir ve mutlaka kalkılması gerekir.”

Sahurda protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmeli

“Sahurda mideyi rahatsız etmeyecek, ağır olmayan, karbonhidrat içeriği düşük ama protein ve enerji içeriği yüksek besinler tercih edilmelidir.” diyen Doç. Dr. Müge Arslan, şunları da kaydetti:

“Kahvaltı öğünü gibi düşünülerek, peynir, yumurta, zeytin, yeşillikler ve ekmekten oluşan bir menü tercih edilebilir. Eğer bu besinler tok tutmuyorsa, çok aşırı sıcak olmayan (mide rahatsızlığı yapabilir) sıcak bir çorba içilebilir. Çorbanın yanında hafif zeytinyağlı bir yemek de tüketilebilir. Menemen, omlet veya yoğurt içerisine meyve, yulaf ya da mısır gevreği eklenmesi de iyi bir alternatif olabilir. Bu tür besin tercihleri, sağlıklı bir sahur seçeneği oluşturur.”

Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar veya dondurma…

İftar sofraları denince akla ilk gelenlerin meşhur iftar pideleri ve tatlılar olduğunu dile getiren Doç. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti:

“Elbette ki tatlı tüketilebilir. Zaten normal beslenme düzeninde de tatlı yenilmez diye bir kural yoktur. Bireylerin yaşam tarzlarına göre tatlı tercihleri değişebilir. Ancak Ramazan’da, uzun süreli açlığın ardından kurulan zengin sofraların sonunda genellikle hamur işi ve şerbetli ve yağı fazla olan tatlılar tercih ediliyor. Bu durum mide rahatsızlıklarına yol açabilir. Çünkü uzun süren açlığın ardından iftarla birlikte hızlı bir besin tüketimi gerçekleşiyor. Ardından tüketilen şerbetli ve yağlı tatlılar, uzun süre düşük seyreden kan şekerini bir anda yükseltiyor ve sonrasında hızlı bir düşüş yaşanıyor. Bu durum, kan şekeri dengesinin bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle, bu tür yağ içeriği yüksek  veya şerbetli tatlılar tüketildiğinde, yedikten sonra halsizlik ve modda düşüklük hissedilebilir. Tatlı tüketmek isteyenler, sütlü tatlıları (tavuk göğsü, sütlaç, muhallebi gibi) veya dondurmayı tercih etmelidir. Daha hafif ve sütlü tatlılar, kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur.”

Önce çorba ardından 15 dakika ara! 

Ramazan’ın en önemli öğününün iftar olduğunu söyleyen Doç. Dr. Müge Arslan, “Çünkü uzun süren açlığın ardından ilk kez yemek yenecek olması nedeniyle oldukça önemlidir. Ancak bu öğünde çok yanlış beslenme davranışları sergilenebiliyor. Hatta bazı insanlar açlıkla kaşığı ellerinde bekleyip ezan okunduğu anda yemeğe başlıyorlar. Uzun süren açlık sonrası düşen şekerin dengelenmesi açısından iftar oldukça önemlidir. Bu öğünde, uzun süre boş kalan mideyi yormayacak ve sindirimi kolaylaştıracak besinler tercih edilmeli, kan şekeri dengesini korumaya özen gösterilmelidir. İftariyelik olarak bilinen peynir, hurma, zeytin ve küçük birer dilim pastırma veya sucuk gibi seçeneklerle mideyi yavaş yavaş rahatlatmak faydalı olacaktır. İftara başladıktan sonra çorbayla devam edilebilir. Bir kase çorba içildikten sonra 15-20 dakika dinlenilmesi önerilir. Bu, midenin sindirimine yardımcı olur ve kan şekeri seviyesinin düzenlenmesini sağlar. Bu 20 dakikalık arada namaz kılmak gibi aktivitelerle vakit geçirilebilir. Ardından ana yemeğe geçilebilir. Et yemeği, sebze yemeği, pide, salata ve yoğurt gibi besinlerle iftar tamamlanabilir.” diye konuştu.

Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemli!

Ramazan’da sıkça karşılaşılan sorunlardan birinin de sıvı kaybı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Müge Arslan, “Yeterli sıvı tüketimi, özellikle su tüketimi oldukça önemlidir. Uzun süren açlık nedeniyle su içmek de ihmal edilebiliyor ve bu durum ciddi dehidrasyona yol açabiliyor. Bu nedenle mümkünse orucunuzu suyla açın ve iftardan sahura kadar su içmeye devam edin. Her ne kadar klasik bir ifade olsa da, bireysel farklılıklar göz önünde bulundurularak gün içinde tüketilmesi gereken su miktarı olan 2 litreyi tamamlamaya çalışın. Çay bu ihtiyacın bir kısmını karşılayabilir, ancak yine de su tüketiminin 2 litre civarında olması önerilir.”

Gökhan Keser’den duygu yüklü şarkı

Türk pop müziğinin sevilen ismi Gökhan Keser’in yeni slow şarkısı ‘Yeter’ dinleyicisiyle buluştu. 22 Music Entertainment etiketiyle Volga Tamöz prodüktörlüğünde yayımlanan şarkı 90’ların naif melodilerini bugünün güçlü sounduyla birleştiriyor, dinleyiciyi geçmişe götürüyor. Ayrılığın hüznünü hissettiren “Yeter” müzik severleri üç buçuk dakikalık nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Sözü ve müziğinde sanatçı kendi imzasını Volga Tamöz ve Gülsen Karatoprak ile birleştiriyor.