Yazılar

Uzmanlar uyarıyor: Hazımsızlığı hafife almayın

Pek çok insan hayatının belli bir döneminde hazımsızlık (dispepsi) sorunu ile karşılaşabiliyor. Çoğu zaman önemsenmeyen ancak yaşam konforunu olumsuz etkileyen bu sorun; beslenme alışkanlıkları ve stresle ilgili olarak ortaya çıkabiliyor. Bazen de hazımsızlık bazı sorunların habercisi olabileceğinden, özellikle buna eşlik eden ve geçmeyen şiddetli mide ağrıları, kilo kaybı veya kanama varsa vakit kaybetmeden uzman doktora başvurmak gerekiyor.  Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Kaplan, hazımsızlık ile ilgili bilgi verdi.

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Prof. Dr. Mustafa Kaplan

Hazımsızlık sindirim sistemi sorunudur

Hazımsızlık, yemek yerken veya yemekten uzun süre sonra bile tokluk hissiyle ortaya çıkan, genelde kramp tarzında karın ağrısı, geğirme ve reflünün eşlik ettiği bir sindirim sistemi sorunudur. Çoğu zaman, altında yatan net bir neden olmayan bu sorun, genellikle beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri, terapi ve ilaçlarla tedavi edilebilir. Dispepsi olarak bilinen hazımsızlık, halk arasında mide rahatsızlığı olarak tanımlanır. Kişi yemeğinin çoğunu bitirmemiş olsa bile, tokluk hissi nedeniyle yeme isteği olmayabilir. Yemekten sonra oluşan rahatsız edici tokluk hissi ağrı ve yanmaya dönüşür.

Mide ekşimesiyle karıştırılmamalı

Mide ekşimesi, mide asidinin mideden çıkıp yemek borusuna geri kaçmasıyla oluşur. Hazımsızlık ve mide ekşimesi semptomları aynı anda ortaya çıkabilir. Dispepsi genellikle hafif bir rahatsızlık olduğundan, birçok insan sorun belirgin hale gelmeden tıbbi yardıma ihtiyaç hissetmez. Dispepsi uzun süreli ve tekrarlayan bir sorun haline geldiğinde, genellikle altta yatan başka bir rahatsızlığın veya bozukluğun sonucu olabilir.

Fonksiyonel hazımsızlık olabilir

Fonksiyonel dispepsi, bağırsak-beyin etkileşiminin bir bozukluğu olarak da ortaya çıkabilir. Bu bozukluk, beyin ve bağırsağın birlikte çalışma biçimindeki sorunlarla ilişkilidir. Birlikte ortaya çıkan semptom gruplarıdır. Bazen bu rahatsızlığa neyin sebep olduğunu tespit edilemeyebilir. Gerekli tetkiklerle teşhis konularak uygun tedavi planlanır.

Hazımsızlığın 7 işareti

Hazımsızlık şu belirtilerle diğer sorunlardan ayrılır;

  • Yemek sırasında erken doyma veya tipik bir yemeği bitirememe durumu.
  • Yemek yedikten sonra gerekenden daha uzun süren rahatsız edici tokluk hissi.
  • Göğüs kemiklerinin hemen alt kısmı ile göbek deliği arasındaki bölge olan üst karın bölgesinde hafiften şiddetliye doğru hissedilen tipik ağrı.
  • Üst karın bölgesinde yanma hissi.
  • Karın bölgesinde şişkinlik veya sıkışma hissetme.
  • Bulantı hissi nedeniyle ortaya çıkan kusma.
  • Besinleri geğirerek çıkarmak.

Hazımsızlık nedeniyle bazen mide ekşimesi de görülebilmektedir. Mide ekşimesi, yemek sırasında veya sonrasında göğsün ortasında oluşan ağrı veya yanma hissidir. Bu his boyun ya da sırtta hissedilebilir.

Bu belirtiler varsa dikkat!

Şiddetli veya sürekli karın ağrısı, kilo kaybı veya iştahsızlık, tekrarlayan kusma, siyah renkli dışkı görünümü, yutma güçlüğü, yorgunluk veya halsizlik hissi ile sarılık olarak da adlandırılan cilt veya gözlerin sararması durumları söz konusu ise zaman kaybetmeden bir uzman hekime başvurulmalıdır. Çünkü hazımsızlığın bazı belirtileri reflü, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu veya ciddi mide bağırsak hastalıklarının ilk sinyali olabilmektedir. Belirtileri dikkate almamak daha ciddi mide bağırsak hastalıklarının tedavisinde erken teşhis ihtimalini ortadan kaldırmaktadır.

Hazımsızlığın oluşmaması için bazı pratik önlemler alınabilir;

  • Çay, kahve, asitli ve kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı.
  • Yatakta baş ve omuzlar yukarıda yatılmalı. Bu uyurken mide asidinin yukarı çıkmasını önleyebilir.
  • Sigara ve alkolden uzak durulmalı.
  • Eğer fazla kilo sorunu varsa verilmeli.
  • Yatmadan 3-4 saat önce yemek yenmemeli.
  • Aşırı baharatlı veya yağlı yiyecekler tüketilmemeli.

#Sağlık #Hazımsızlık #Dispepsi #MideSağlığı #Gastroenteroloji #MemorialHastanesi #SağlıklıYaşam

Sağlıklı kişilerin grip aşısı yaptırması gerekmez: Yanlış!

Son günlerde görülme sıklığı artan hızla influenza (grip), her yıl dünya genelinde binlerce kişinin ölümüne neden oluyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, influenzanın yüksek ateş, boğaz ve baş ağrısı, burun akıntısı, kas-eklem ağrısı, halsizlik ve öksürükle seyreden bir solunum yolu hastalığı olduğunu belirterek “Oysa influenza başta olmak üzere enfeksiyon hastalıklarının önemli bir kısmı aşılama ile önlenebilir. İnfluenzaya bağlı ölümler çoğunlukla 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan oluşmaktadır. İnfluenza virüsü zatürreye yol açabilirken, kalp ve beyin enfeksiyonlarına da zemin hazırlayarak sakatlığa hatta ölüme neden olmaktadır. Bu nedenle her yıl grip aşısının yaptırılması büyük önem taşımaktadır” diyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Cemal Üstün, toplumda grip aşısı hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Prof. Dr. Cemal Üstün

Prof. Dr. Cemal Üstün

  • Influenza için aşıya gerek yoktur çünkü ciddi bir hastalık değildir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza (grip) ölümle sonuçlanan ciddi hastalıklara ve ölüme yol açabilen bir hastalıktır. Dünya genelinde her yıl milyonlarca kişiyi etkilemekte ve 300 bin-650 bin arası kişinin ölümüne neden olmaktadır. Bu hastalığa bağlı, ölüm dışı gelişen sakatlık ve insan iş gücü kaybı ise çok daha fazladır. Influenzaya bağlı ölümlerin çoğu 5 yaş altı ve 65 yaş üstü kişiler ile hamileler ve kronik hastalığı olanlardan (diyabet, kanser, obezite, kalp- damar hastalığı vb) oluşmaktadır.

  • “Aşılandım ama yine grip oldum.” Aşı enfeksiyonlardan korumaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Her yıl, bir önceki yılda görülen influenza virüsünden elde edilen cansız aşı (öldürülmüş virüs aşısı) uygulanmakta ve yüzde 80’lere kadar koruyuculuk sağlamaktadır.

Aşı sonrası grip benzeri hastalık belirtileri olabilir. Bu durum bağışıklık sisteminin virüse karşı çalıştığının göstergesidir. Ayrıca influenza aşısı sadece influenza virüsüne bağlı en sık görülen mevsimsel gribi engeller. Diğer virüslerle oluşan solunum yolu hastalıklarını etkilemez ki bu hastalıklar daha nadir görülür.

  • Aşının ciddi yan etkileri vardır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Aşı, hafif grip bulguları ile seyreden belirtilere nadiren neden olabilir. Bu iki-üç gün süren nadir bir durumdur. İnfluenza aşısı cansız aşı olduğundan aşı ile ilgili yan etkiler çok düşük ve önemsizdir. Yan etkiler hastaların ortalama yüzde 3-5’inde görülmektedir. Başlıca yan etkiler; grip benzeri hafif hastalık (kas ağrısı, halsizlik), aşı yapılan yerde ağrı, kızarıklık ve hafif ateştir.

  • Influenza aşısı hamilelikte yapılmaz: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Hamilelikte tüm cansız (inaktif) virüs aşıları güvenle uygulanabilir. Hamilelikte bağışıklık sistemi zayıfladığı için, anne adayları enfeksiyonlara karşı daha hassas hale gelir. Bu nedenle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak açısından grip aşısı yaptırmak elzemdir. Özellikle gebeliğin ikinci ya da son üç aylık dönemlerinde olan anne adaylarının grip aşılarını doktor önerisiyle yaptırmaları, olası komplikasyonların önlenmesi açısından son derece önemlidir. Aşı yalnızca anne adayını değil, doğumdan sonra ilk aylarda bebeği de koruyucu bir bağışıklık sağlar.

  • Geçen yıl aşılandım, bu yıl gerek yok: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Influenza virüsü her yıl yapısını değiştirmekte ve bağışıklık sisteminden kaçmaktadır. Bu nedenle her yıl, bir önceki yıl sık görülen virüs tiplerine göre yeni aşı geliştirilmektedir. Her yıl influenza aşısı yapılmalıdır. Aşı yapıldıktan 7-15 gün sonra etkinliği başlar ve etkinliğinin yüksek olduğu dönem üç aydır. Üç aydan sonra etkinliği önemli derecede düşer. Bu nedenle ülkemizde aşıyı Kasım ayı başında veya ortasında yapmak etkinliği açısından daha faydalıdır.

  • Sağlıklı kişilerin aşıya ihtiyacı yoktur: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlıklı kişiler de risk grubundakilere göre daha az olmakla birlikte hastalığı şiddetli geçirebilir. Çünkü grip virüsü her yıl değişim gösterir ve bağışıklık sistemi bu yeni virüslere karşı savunmasız kalabilir. Kişi genel olarak sağlıklı olsa bile, virüs bulaştığında ciddi hastalık tablosu gelişebilir veya çevresinde risk grubundaki bireylere hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle grip aşısı, sadece kronik hastalığı olanlar için değil, toplum genelinde bulaş zincirini kırmak için de önemlidir.

  • Aşılar zararlı maddeler içerir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan tüm aşılar güveli olup, insan sağlığına zarar veren maddeler içermezler. İnfluenza aşıları da yıllardır milyonlarca kişiye her yıl güvenle uygulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü her yıl influenza mevsimi öncesinde özellikle risk grubundaki bireylerin aşılanmasını önermektedir. Bu aşılar ciddi hastalık, hastaneye yatış ve ölüm riskini azaltarak toplum sağlığının korunmasında önemli bir rol oynar.

Yarım asırlık rock yolculuğu yeni albümde

Türkiye’nin en köklü rock gruplarından 21.Peron, yarım asrı aşan müzikal yolculuğunu yeni albümü “Yeni 1973” ile bugünün dinleyicisine taşıyor. Albüm, çift 33’lük uzunçalar formatında ve tüm dijital platformlarda On Air Music Co. etiketiyle yayımlandı.

1973’te kurulan grup; saykodelik ve progresif rock’ı klasik müzik unsurları ve Anadolu ezgileriyle birleştiren özgün tarzıyla tanınıyor. 1975’te “Ümit Veren Grup” ödülünü alan, 1977’de Petruşka balesini senfonik rock formunda sahneleyen ve 1979 Eurovision Türkiye elemelerinde halk jürisinin birincisi olan 21.Peron, Türkiye rock tarihine damga vurmuş bir grup olarak öne çıkıyor.

Yeni albüm, daha belirgin saykodelik-progresif motifler, çok sesli vokaller ve organik tınılarla dikkat çekiyor. Kapak tasarımı grubun basçısı Cenk Dereli tarafından hazırlandı. Parçalar 2016–2023 yılları arasında İzmir’de kaydedildi, vinil baskı için özel mastering uygulanarak dinamik aralık korundu.

#21Peron #Yeni1973 #TürkRock #SaykodelikRock #ProgresifRock #VinilAlbüm #OnAirMusic

Hüseyin Tatlı “Artık Şarkılarım Konuşacak”

Arabesk müziğin efsane ismi İbrahim Tatlıses’in kardeşi Hüseyin Tatlı, müzik piyasasına hızlı bir geri dönüş yaptı. “Ah Ulan Ah” ile büyük yankı uyandıran genç sanatçı, Kasım ayının ilk haftasında yayımladığı Kürtçe şarkı “SEV” ile müzikal yolculuğunda yeni bir sayfa açtı.

“Artık konuşan ben değil, şarkılarım olacak” diyerek iddialı bir çıkış yapan Tatlı, arka arkaya gelen projeleriyle müzik camiasında “Yeni bir Tatlıses rüzgârı mı esiyor?” sorularını gündeme taşıdı. Görünen o ki Hüseyin Tatlı, önümüzdeki dönemde magazin dünyasında adından daha çok söz ettirecek.

#HüseyinTatlı #AhUlanAh #SEV #YeniŞarkı #MüzikDünyası #TatlısesRüzgarı #Arabesk #KürtçeŞarkı #Magazin

Ülkemizde her yıl yaklaşık 150 bin bebek prematüre doğuyor!

Prematüre doğum dünya genelinde ve ülkemizde çok önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Yenidoğan bebek ölümlerinin yanı sıra uzun vadeli sağlık sorunlarının başlıca nedenlerinden biri olan prematüre doğumlar, aynı zamanda aileleri, toplumu ve ekonomiyi etkileyen çok yönlü sonuçlara neden olabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre; dünyada tüm doğumların yaklaşık yüzde 10’u preterm doğum olarak gerçekleşiyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Sorumlu Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, dünyada her yıl yaklaşık 15 milyon bebeğin vaktinden önce dünyaya geldiğine dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı verileri de ülkemizde prematüre doğum oranının yüzde 10-12 arasında seyrettiğini ortaya koymaktadır. Buna göre, Türkiye’de her yıl 130-150 bin bebek prematüre olarak dünyaya gözlerini açmaktadır” diyor. Yürekleri ferahlatan haber ise geçmişte yaşama şansı çok düşük kabul edilen prematüre bebeklerin artık çok daha yüksek bir oranda hayata tutunabilmeleri.  Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Neonatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, prematüre bebeğin sağlıklı bir şekilde yaşatılmasının çok büyük bir emek, sabır ve incelik isteyen oldukça uzun bir süreç olduğunu belirterek, “Bu süreçte en önemli kilometre taşları gelişmiş bir yenidoğan yoğun bakım ünitesinin yanı sıra bilgili, tecrübeli, kalplerinde insan ve bebek sevgisi, şefkat, merhamet, sabır, dikkat, özen ve fedakarlık hissi olan hekimler, hemşireler ve yardımcı sağlık personelidir. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu olduktan sonra özellikle 3 yaşına kadar olan dönem çok önemli olup, anne ve babanın işbirliği, bakımı, ilgisi ve sevgisi prematüre bebeklerin sağlıklı çocuklar olarak büyümeleri için çok önemlidir” diyor.

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar

En önemli nedeni riskli gebelik!

Normal gebelik süresi 37-42 hafta arasında oluyor. Gebeliğin 22. haftası ile 37. haftasından önce doğan bebekler “prematüre bebek” olarak adlandırılıyor. Prematüre doğumların en önemli nedeni ise yüksek riskli gebelikler. Annenin küçük ya da ileri yaşta olması, sık gebelik ve doğum, yetersiz beslenme, yetersiz gebelik izlemi, çoğul gebelikler, enfeksiyonlar, kronik veya gebelikte ortaya çıkan hastalıklar (hipertansiyon, preeklampsi, diyabet vb.) tütün ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı gibi etkenler de prematüre doğum riskini arttırıyor.

Yaşam oranlarında belirgin artış görülüyor

Dünyada ve ülkemizde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın bir yandalı olan Neonatoloji (yenidoğan sağlığı ve hastalıkları) alanında yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler prematüre bebeklerin yaşama şansını belirgin şekilde artırıyor.  Neonatologların sayılarının artması, ülke genelinde fizik-teknik ve personel altyapısının çoğalması, gelişmiş yenidoğan yoğun bakım ünitelerinin kurulması ve daha pek çok etken, prematüre bebeklerde yaşama şansını yükselten etkenleri oluşturuyor. Türk Neonatoloji Derneği’nin her yıl ülkemizde yaklaşık 60 hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesi verileriyle yaptığı istatistiklere göre; 2024 yılında  prematüre bebeklerde yaşama oranlarında dikkat çeken artışlar kaydedildi.

Gebelik haftasına göre yaşama oranları

Aşağıdaki veriler, gebelik haftası arttıkça yaşam şansının oldukça yükseldiğini ortaya koyuyor.

  • 22-24 hafta: Yüzde 31
  • 25-26 hafta: Yüzde 64
  • 27-28 hafta: Yüzde 82

Doğum ağırlığına göre yaşama oranları

Özellikle 1000 gram üzerindeki bebeklerde yaşama oranlarının yüzde 94’e ulaşması, yenidoğan bakımındaki ilerlemelerin ne kadar etkili olduğunu gösteriyor.

  • <500 gr : Yüzde 19
  • 500-749 gr: Yüzde 47
  • 750-999 gr: Yüzde 74
  • 1000-2499 gr: Yüzde 94

En etkili önlem sağlıklı bir gebelik sağlamak

Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, prematüre bir bebekte gelişebilecek komplikasyonları önlemek veya azaltmak için en önemli önlemin öncelikle sağlıklı bir gebelik sürecini sağlamak olduğunu belirtiyor. Annenin gebelik öncesinde, sırasında ve sonrasında Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimi tarafından düzenli aralıklarla tıbbi izleminin yapılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, alınması gereken diğer önlemleri şöyle özetliyor: “Anne adayının doğru beslenmesi, alkol ve sigaradan uzak durması, hipertansiyon, enfeksiyon ve diğer tıbbi durumların erken tedavi edilmesi, erken doğum riskinin ortaya çıkması halinde doğumun geciktirilmesi için ilaç tedavisi, olası enfeksiyon varlığında antibiyotik tedavisi, anneye prematüre bebekte gelişebilecek akciğer hastalıklarının riskini azaltan steroid iğnesinin yapılması gibi  yaklaşımlar önem taşımaktadır.”

3 yaşına kadar yaşıtlarına ulaşabiliyor, ancak…

Prematüre bebeklerin büyük çoğunluğu üç yaşına kadar, bir bölümü de ergenlik çağında kendi yaşıtlarının fiziksel ve nörogelişimsel durumuna ulaşabiliyorlar. Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, ancak anne karnındaki dönemde ve yenidoğan döneminde ciddi solunum, nörolojik ve enfeksiyon hastalıklarından etkilenen prematüre  bebeklerde yaşam boyu sürebilecek sorunların görülebileceğini anlatarak, “Bu nedenle, özellikle yüksek riskli prematüre bebeklerin yenidoğan yoğun bakım ünitesinden taburcu edildikten sonra birçok  açıdan multidisipliner bir uzman grubu tarafından düzenli olarak izlenmeleri ve fizik tedavi, beslenme güçlüklerine yönelik tedaviler,  nörogelişimsel tedaviler, görme ve işitme sorunlarına yönelik tedaviler ile özel eğitim gibi gerekli tedavi yaklaşımlarının erkenden başlatılması gerekmektedir” bilgisini veriyor.

Hayati önem taşıyan 7 kural!

Prematüre bebeklerde hastaneden taburculuğun ardından ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken pek çok önemli nokta var. Prof. Dr. Ayşe Korkmaz Toygar, hayati önem taşıyan önerilerini şöyle sıralıyor:

  • Bebeğin günlük bakımında el temizliğine çok dikkat edilmesi.
  • Özellikle üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarından korunması için gerektiğinde maske takılması.
  • Bebeğin öpülmemesi, hasta olan kardeşlerden ve kişilerden uzak tutulması.
  • Bağışıklığın güçlenmesi ve nöropsikolojik gelişimi için mümkünse özellikle anne sütü ile beslenmesi.
  • Düzeltilmiş yaşına uygun şekilde ek gıdalara geçildikten sonra aşırıya kaçmadan temel besin öğelerini alacak şekilde beslenmesi.
  • Evde anne ve babanın birlikte sıcak bir ilgi ve sevgi ortamı oluşturmaları.
  • Taburculuk sonrasında tıbbi izleminin düzenli ve doğru bir şekilde yaptırılması, motor, nörolojik ve gelişimsel fonksiyonların iyileştirilmesine yönelik uygulamaların erkenden başlatılması.

#PrematüreDoğum #HalkSağlığı #Yenidoğan #Neonatoloji #AcıbademÜniversitesi #PrematüreBebek #Sağlık #TürkiyeSağlık #YoğunBakım #AnneBabaDesteği #ÇocukSağlığı #SağlıkHaberleri #ToplumSağlığı #BebekSağlığı

Balat’ın kalbinde üç sergi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin restore ederek kültür-sanat merkezine dönüştürdüğü Balat’taki Fener Evleri, üç yeni sergiyle İstanbulluları ağırlıyor. Haliç Sanat 1, 2 ve 3’te açılan sergiler, mekân ve bellek kavramlarını farklı sanatçıların gözünden yorumluyor.

Tansu Kırcı – “Taşın Belleği”: Taşın kolektif hafızasını ve kimlik ile mekân arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Özge Kahraman – “Karanlığın Hafızası”: Mağara metaforu üzerinden hafıza, zaman ve bilinçaltı katmanlarını görünür kılıyor.

Mine Kemertaş – “Boş Ev”: Ev kavramını bireysel ve toplumsal bellek üzerinden yeniden yorumluyor.

Sergiler, 13 Kasım 2025 – 15 Şubat 2026 tarihleri arasında pazartesi hariç her gün 10.00–17.00 saatlerinde ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

#HaliçSanat #İBBKültür #Balat #FenerEvleri #SanatSergisi #TaşınBelleği #KaranlığınHafızası #BoşEv #İstanbulSanat #KültürelMiras #ÜcretsizSergi

Elif Onay’dan yeni şarkı: “İnatla”

Alternatif pop sahnesinin dikkat çeken isimlerinden Elif Onay, yeni teklisi “İnatla” ile müzikseverlerle buluştu. Söz ve müziği Ateş Atilla, düzenlemesi ise Nurettin Çolak imzası taşıyan şarkı; duygusal pop ve R&B arasında zarif bir denge kuruyor.

Bir ayrılığın ardından gelen kabullenemeyişi, yarım kalmış duyguları ve özlemi işleyen “İnatla”, geçmişin yankılarını bugünün sessizliğiyle buluşturarak kırılgan ama güçlü bir duygu dünyası sunuyor. Elif Onay, özgün vokali ve samimi anlatımıyla alternatif müzik sahnesindeki yükselişini sürdürüyor.

#ElifOnay #İnatla #YeniŞarkı #AlternatifPop #TürkMüziği #RNB #MüzikHaber #YeniTekli #AteşAtilla #NurettinÇolak

Demir Demirkan’dan Yeni Single: “İki Yürek Bir Ömür”

Rock müziğin usta ismi Demir Demirkan, edebiyat ve müziği buluşturduğu projesinin dördüncü şarkısı “İki Yürek Bir Ömür” ile dinleyicilerle buluştu. Sony Music Türkiye etiketiyle yayımlanan şarkı, sanatçının Zamanda Saklı adlı romanından ilhamla hazırladığı albümün yeni teklisi olarak öne çıkıyor.

Şarkı, romanın iki ana karakteri arasındaki duygusal bağı romantik bir atmosferle anlatırken; söz, müzik, düzenleme ve prodüksiyon tamamen Demir Demirkan imzası taşıyor. Parçanın video klibi ise İmre Haydaroğlu tarafından yapay zekâ teknolojisiyle kısa film estetiğinde hazırlandı. Klip, romanın dünyasını sinematik bir anlatımla yeniden yorumluyor.

#DemirDemirkan #İkiYürekBirÖmür #YeniSingle #SonyMusicTürkiye #ZamandaSaklı #MüzikHaber #YapayZekaKlip #TürkRock #RomantikŞarkı

Çağdaş Suseven’den Duygusal Bir Dönüş: “Sana Sarılmadan Ölmeyeceğim”

Türk Sanat Müziği’nde kendine özgü yorumuyla tanınan Çağdaş Suseven, yeni şarkısı “Sana Sarılmadan Ölmeyeceğim” ile müzikseverlerle buluştu. 2000 yılında yayımlanan “Leyla” ile tanınan sanatçı, bu kez umutsuzluk içinde bile varlığını sürdüren bir sevdanın hikâyesini anlatıyor.

Sözleri Kıvılcım Kalay, müziği Çağdaş Suseven imzası taşıyan eser; içten vokaliyle duygusal bir derinlik ve samimiyet sunuyor. Düzenlemede Kemal İnci ve Gökhan İnci modern dokunuşlarla şarkıya güçlü bir bütünlük katıyor.

Klibin yönetmenliğini Ömer Faruk Soyalp üstlenirken, kapak fotoğrafı Gülçin Usta tarafından çekildi. Ankara’daki tarihi tren garında çekilen klip, şarkının duygusunu görsel olarak da yansıtan özel final sahnesiyle dikkat çekiyor.

#ÇağdaşSuseven #SanaSarılmadanÖlmeyeceğim #TürkSanatMüziği #YeniŞarkı #MüzikHaber #Kemalİnci #Gökhanİnci #ÖmerFarukSoyalp #GülçinUsta #AnkaraTrenGarıKlip

Alança’dan güçlü bir dönüş: “Tutuşursa” yayında

Başarılı şarkıları “Haberin Yok”, “Tek Yol Senmişsin” ve “Başka Bir Dünya” ile müzik dünyasında kendine sağlam bir yer edinen Alança, yeni single’ı “Tutuşursa” ile dinleyicilerle buluştu.

Sözü ve müziği sanatçının kendisine ait olan parça; acı, öfke ve kabullenişi aynı potada eriterek aşkın en yanıcı hâlini anlatıyor. Rock müziğinde özlenen duygusal samimiyeti yeniden hatırlatan şarkı, dinleyiciyi içsel bir yüzleşmeye davet ediyor.

Prodüksiyon, kayıt ve düzenlemede Güney Marlen imzası bulunurken; mix & mastering sürecinde Evren Arkman, davullarda Cemil Can Çolak, gitarda Güney Marlen ve kemanda Alança yer aldı. “Tutuşursa”, Avrupa Müzik etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

#Alança #Tutuşursa #YeniSingle #RockMüzik #AvrupaMüzik #MüzikHaber #YeniŞarkı #AlternatifRock #TürkMüziği