Yazılar

Tolga Atalay “Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi”

Tolga Atalay “Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi”

Bir Pause Dergi klasiği olan Tolga Atalay ile Chef&Chef konuğu Pause yazarı ve Executive Chef Tolga Atalay oldu.  Bu kez biz sorduk, Şef Tolga tüm içtenliği ile yanıtladı. Keyifle okumalar.

—Şef Tolga Atalay okurlarımıza biraz kendinizden bahseder misiniz?

Amasya’da doğdum ve 1 yaşında İstanbul a geldim. İş insanı bir ailenin iki oğlundan birisiyim. Nişantaşı Nilüfer Hatun İlkokulu ve ardın Lozan Dr. Schmidt Ortaokulu, Ecole Nouvellde Paudex Ticaret Lisesi’nde okudum.  6 yaşımda Vincent van Gogh’un ayçiçeği tablosunu guaj boya ile çizmeye çalıştım(çiçeğe benzedi gülümseme). Lise bitene kadar resim hayatımda hep oldu. Lise bitine kadar ya tekstil okuyacaktım ya da otelcilik, çünkü yediğim her yemeği inceleyip kaldığım her otelde kusur arayan bir yapım vardı. İlk Paris Esmod okuluna görüşmeye gittim aracı olan Serge Lutens’ti okul arkadaşımın babası Serge Lutens o zamanlar Shiseido kozmetiğin sanat yönetmeniydi. Diğer taraftan İsviçre de Lozan otelcilik vardı. Bu okul dünyanın ilk otelcilik okulu 130 yıllık ve halen en iyisi.

Burada ise Allah rahmet eylesin Ueli Prager Movenpick markasının kurucusu bana veli olacaktı. Mr. Prager’a sordum Esmod mu? Yoksa EHL mi? (Lozan otelcilik okulu).

Moda da çizersin ve yaratırsın belki dokuya oynarsın, fakat gastronomide çizersin, koklarsın, dokunursun ve tadarsın. Tüm duyularınla daha derin bir şey yaratırsın. Bu sayede Lozan otelciliğe girdim ardından Glion Otelcilikte yeme içme ve kumarhane işletmeciliğinde devam ettim.

İlk stajım 1988 yılında Lozan Crissier de Fredy Girardet de 3 Michelin’de oldu. 30 gün ve bulaşıkhanede. 1995 mutfak şefi oldum beni evveli souschef yapan ise Ramiro’s restaurant Miami nin patronu Chef Ramiro olmuştu.

1995 yılında Goodfellas restoranı açtım. Fine dining Bomonti’de mükemmel mekan, fakat İsviçre rol modeli İstanbul için o yıllarda doğru değildi. İlk iki yıl lale devri creme de la creme, ünlü olmak o zaman mutfakta yurtdışı okumuş chef patro bir Mehmet Gürs bir ben vardık. Havamızdan geçilmiyordu. Gürs Downtown’u açmıştı. Ben Goodfellas’ı. 1997 yılında mekanı kapattım. Popülerliği azalmıştı. 1998 yılında ilk danışmanlığı verdim. 2000 yılında ise faturalı danışmanlığım Solid Consulting Group markam ile Zarifi oldu. Sowt analizi, bölgesel tüketim analizi, konsept dosyası, finansal gelir giderler yatırım bütçesi, iç mimari ve iletişim dili anlatımları ve mutfağı insan kıymetleri. Fakat halen mutfağa olan yakınlığım kendi şirketimizin iletişim dilini deforme ediyor insanlar bizi mutfak ve reçeteci olarak algılar hâlbuki bu işimizin %20lik kısmı. Bugüne kadar 25 yılda 320 üzeri proje teslimimiz var. 2025 yılına kadar 400 ü geçeceğimizi düşünüyoruz.

Tolga Atalay

Yurtdışında çok ilginç deneyimler yaşadığınız biliyoruz. Birkaç tane anlatabilir misiniz?

Evet demin bahsettiğim gibi Miami ve İsviçre de stajlarım oldu ayrıca Lozan Movenpick Hotel’in banket mutfağında çalıştım. Sonrasında şirketi kurduktan sonrasında Azerbaycan Bakü’de Central Baku, Hollanda Zwolle de Salty, Malta Sliema da Felice, Tunus, Tiflis, Riga, Zagreb limanları, Yunanistan Mikonos’da Güzel, Atina’da Sirkeci ile beraber 11 ülkede mekanlar yarattık. 60’a yakın markanın isim babasıyız. Bu yıl şirketimizin 25.yılı ve Florida da ofisimizi açıyoruz hayırlısıyla.

—Deneyimlerinizden Türk damak tadına uyarladığınız lezzetler oldu mu?

Tabii ki bazı füzyon tabaklar oldu. Örneğin 2005 yılında helvalı cheesecake i yaptık. O zamanlar cheesecake bugünkü noktasına ulaşmamıştı bu çok özel bir reçeteydi. Yoğurtlu kebap türevleri yaptık.

—Türk mutfağının geldiği noktadan memnun musunuz?

Türk mutfağı aslında yeni kuşak şeflerle çok özel bir noktaya geldi. Lezzetleri küresel ama Türkiye çıkışlı hale getirebilen yaklaşık 10 tane şefimiz var bu büyük bir rakam. Yani 2030 yılında bu 40 demektir. Saçma, altyapısız, özenti, içeriksiz, yüzeysel lezzetler uygulayanlar doğru yapanlardan daha önemli bence. Bakın Türk mutfağını sokak dürümcüsü yapan Avrupa’daki 1980-2005 yılları gerçekleşen göç ve gastronomisiz Türk mutfağı uygulamalarıdır.

—Dünyada hangi mutfak önde. Sizin favori mutfaklarınız hangileri? 

Açık ara Japon mutfağı benim için uzaydır. Kızartma sanatı, çiğ lezzetler, fırıncılık, et ve pişirme sanatı derken her kategoride eczacı hassasiyetinde dolu bir mutfaktır. Ben Fransız ekolüyüm bu sebepten Fransız mutfağı batı mutfağının iskeletidir. Doğru Hint mutfağı da özeldir.

—Türk mutfağının yurtdışında temsil eden markalar var. Sizde böyle bir marka içinde yer almak ister misiniz?

Ben firmam ile gerektiğinde Türk mutfağı için her türlü adımı atmaya hazırız. Hizmet etmeye biz danışman firmayız bilenlerin danışmanıyız. Türkiye’nin yeme içmedeki en büyük yapıları ve uzmanlarına danışmanlık veriyoruz elbette yurtdışı bizi ilgilendirir ve heyecanlandırır. Analitik ve ARGE bazlı metotlarımız yurtdışında bizi doğruya götürür ve ülkemizdeki yerel egolarla oralara gidip tokat yeme risklerini yok eder.

—Yurtdışına gittiğiniz zaman lüks restoranlar mı yoksa yerel restoranlar mı tercih edersiniz?

Benim vaktim kısıtlı oluyor. Genelde tadım yapıyorum. Altyapı amaçlı turlarımızda günde ortalama 10 mekan geziyoruz. 4 günde 40 mekan. Bu mekanlar içinde sokak lezzetleri, michelin ve gault millau ödüllüler, gündelik mutfaklar, yerel mutfaklar, barlar, pastaneler, dondurmacılar, fırınlar ve hatta bölge pazarları, halleri, manavları ve kasapları da mevcut.

—Gastronomi ülkemizde yükselen bir trend. Restoranlar mı yoksa şeflerin restoranları daha ön planda. Bize analiz edebilir misiniz?

Ben mekancıyım. Chef restaurantları bize göre alfa ve beta kuşaklarında daha az önem kazanacak onlar sonuç odaklı hikaye değil. Hikaye kısmı Z kuşağını vuran kısım. Sosyal medya aracılığı ile kısırlaştırılan insan nesli geliyor. Teröristler kafa kesiyor. Kan doğal bir malzeme oldu. Duygusuzlaşmak hikaye arayışlarını azaltacak diye öngörüyoruz. Sonuç önem kazanacak bu sebepten 2010 ile 2030 arasındaki chefmania out of trends yani akım dışı olacak diye öngörüyoruz.

—-Dışarıda yemek yeme alışkanlığı ülkemizde sizce ne durumda artışta mı? Fast food veya yalnızca karın doyurma hariç olanlar.

Bu bir gelir ve para meselesi değil kültür ve kuşak meselesi . Dünyada en çok ev dışı yemek yiyen ikinci ülke Çin ve çok güçlü bir alım güçleri var diyemeyiz. Ben dışarıda yemek yemeyi kahve gibi görüyorum. Yani kahve kafeinden dolayı her gün her ülkede tüketimi çoğalan bir ürün. Yeme içmede gerilemez hep yükselir fakat önemli olan niteliği ve büyüme hızı. Ülkemiz bu konuda zayıf. Gastronomi pahalı ve zar zor gündelik muhafaza ediliyor.

Asgari maaş 8500 TL iken iyi bir balıkçı 2 bin TL kişi başı. Bu Amerika’da iyi bir balıkçının kişi başı 500 USD olması demek. Amerika’da bir balıkçıda kişi başı 500 USD alın bir sopa yersiniz. Bizde çark zor dönüyor. Fine dining şeflerimiz yıllardır mekan işletmiyorlar. Savaşıyorlar. Yaşatma ve öğretme savaşı.

—Alkollü içecekler, yemek fiyatlarına orantı olarak yaklaştı mı?

Alkolde arabalar gibi saçma pahalı. Ben yabancı misafirlerim sorduğunda bazı araba fiyatlarını paylaşıyorum şaşkın kalıyorlar. “Bizde bu fiyata Bugatti alabilirsin” diyorlar. Alkoldeyse bazı müşteriler özellikle yabancılar, yabancı bir şarap içerken kazıklandıklarını düşünüyorlar . Avrupa’da markette 6 Euro restoranda 17 Euro olan bir şarap bizde restoranda 65 Euro şaka gibi ama değil gerçek.

—Menülerin gelişme süreci nasıl oluyor. Moda gibi bir trend oluyor, herkes pesinden mi gidiyor? Yoksa her kafadan farklı ses çıkıyor? Farklı menüler mi oluşuyor?

Menü mühendisliği zor bir işlemdir. Ticari, beslenme, tasarımsal, fikirsel, konseptsel ve dönemsel bir sürü etkeni doğru optimize etmekle olur. Günü birlik trendlerden biz kaçıyoruz. Fakat artık 5 yıl üzeri trendleri seçmekte zor bir iş. Bu kalıcı trendlere zamansız tasarımlar diyoruz. Bu bir Allah vergisi excel tablosu veya mühendis zihniyetli bir yaklaşımla anlatılamaz.

—-Yiyecek –içecek hizmetlerini geliştiren nedenler.

Boş zaman formundaki değişme. Dijital çağ ve online alışveriş boşa çok vakit çıkardı. Bu vakit özellikle 20-30 yaş grubunda kültürel, sanatsal ve sosyal tüketime dönüştü. Artık yemek veya kahve veya içki tüketimi için fazladan her ay 15 ile 25 saat arası fazlamız var. Bir yerde bu vakti geçirmeliyiz.

Tolga Atalay

—-Harcanabilir gelirdeki artış ve yaşam biçimindeki değişiklikler.

İşletme sayısındaki artış. İşletmeler artıyor fakat nüfus artışı, tüketim yaşının azalması ve ev dışı tüketimin yükselmesi ile aslında arz talep dengesi mevcut. Sorun mekanların cahilce açılıp kapanmalarıdır. Yani arge ve ürge olmadan her evde yemek pişer neyi var ki mantığı. Ben her İkea’ya uğradığımda büyük heyecan ile restoran sandalyesi arayanlara denk geliyorum. Her Kasımpaşa’ya gittiğimde fritözün ismini bilmeden bu patates kızartıyor değil mi diye sorarak mekan açanları görüyorum.

—-Mönülerdeki gelişmeler.

Menüler son dönemlerde günboyu tüketime yönelik daha fazla gelişti. Yani günboyu tüketim menüleri öğün menülerinden çok daha rövanşta ve bunun bir sebebi de teknik beslenme programları. Artık olay 12:00 ile 19:00 değil. Günboyu bir akış var ve beslenme çözümleri var.

—-Ticari faaliyetlerin yoğunlaşması

Aktivite ve pazarlama kurumsal yemek düzenini güçlendirdi. Firmalar artık zorundalar veya rekabette zorlanıyorlar. Yemekler vermek yıl sonu, yıl dönümü, yeni ürün lansmanı gibi kavramlar çoğaldı.

—Sosyal aktivitelerin artması

Sosyal aktivite çokluğu ve etkinlik kavramı ve Amerikalıların dediği gibi “fear of missing” yani kaçırma kaygısı bir şeyde yer alamama sendromu tüketimi elbette tetikleyen bir olgudur.

Aşk ve ikinci şanslar…

Aşk ve ikinci şanslar…

Herkesin uzun süredir merakla beklediği film için geri sayım başladı! Netflix, Kıvanç Tatlıtuğ ve Beren Saat hayranlarının heyecanını doruğa çıkaran yeni filmi “İstanbul İçin Son Çağrı”, 24 Kasım’da tüm dünya ile aynı anda yayınlanacak. Yönetmenliğini Gönenç Uyanık’ın üstlendiği ve ikiliyi yıllar sonra tekrar bir araya getiren filmin senaryosunu Nuran Evren Şit kaleme aldı. New York, aşk ve ikinci şanslar hakkında bir hikâye… İstanbul’dan New York’a giderken havaalanında tesadüfen karşılaşan Serin ve Mehmet, New York’ta heyecan dolu, baştan çıkarıcı unutulmaz bir geceye sürüklenir.

Aşk ve ikinci şanslar…

BEYAZPERDE

‘Atatürk’ 3 Kasım’da vizyonda

Başrolünde Aras Bulut İynemli’nin oynadığı, merakla beklenen “Atatürk” filminin afişi yayınlandı. Atatürk 1. Film, 3 Kasım’da sinemalarda vizyona girecek. Yönetmenliğini Mehmet Ada Öztekin’in yaptığı, senaryosunu Necati Şahin’in kaleme aldığı, Atatürk rolünü Aras Bulut İynemli’nin, Zübeyde Hanım’ı Songül Öden, Enver Paşa’yı Sarp Akkaya, Madame Corinne’i Esra Bilgiç ve Ali Rıza Efendi’yi Mehmet Günsür’ün canlandırdığı filmde, Atatürk’ün Millî Mücadele’ye giden yolda kahramana dönüşerek hem kendisinin hem de ülkesinin kaderini değiştiren olağanüstü hayatının hikâyesi anlatılıyor.

‘Atatürk’ 3 Kasım’da vizyonda

Öncü isimler sahnede

Yılın en ilham verici haftası Brand Week Istanbul “Yeniden düşün, Yeniden yarat, Yeniden inşa et” temasıyla 6-10 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek. Uğur Yücel’in onur konuğu olduğu etkinlikte bu yıl en göze çarpan nokta, katılımcılarına sunacağı sürükleyici ve farklı formattaki deneyimler ile kapsamı genişleyen içerikler. Dünyanın ve Türkiye’nin kendi alanındaki öncü isimleri, ezber bozan projelerin uygulayıcıları ve düşünce liderleri, geleceğe yön verecek trendleri Brand Week Istanbul sahnesinde ele alacak.

Coşkun Karademir

MODA

Işıltılı işbirliği

H&M, tasarımcı işbirliği serisine, ışıltılı bir koleksiyon daha eklemek için Rabanne ile bir araya geldi. Koleksiyon, 2013’ten bu yana Rabanne’ın kreatif direktörlüğünü üstlenen Julien Dossena tarafından, ikonlaşmış parçaların güncel esintilerle birleştirilmesiyle yaratıldı. Metal, kalıplanmış özel maddeler ve kâğıtları kullanarak, eşsiz terziliğiyle yarattığı koleksiyonları ile sınırları aşan Paco Rabanne, 1960’larda ikonik hale gelen eşsiz metalik örgü elbiseleriyle modada gösteriş algısını değiştirmişti. Marka şimdi, H&M için hazırladığı bu özel koleksiyonla çağdaş ve retro esintili olan stilini yeni bir boyuta taşıyor.

H&M

KONSER

Dost meclisi kuruluyor

Anadolu ezgilerini müziğiyle buluşturan, albümleri ve konserleriyle ustalarının izini takip eden Coşkun Karademir, özgün projeleriyle halk müziğine yeni bir soluk getiriyor. Coşkun Karademir, 15 Kasım’da İş Sanat’taki “Dost Meclisi” konserine farklı müzik türlerini kendine has yorumuyla dinlemeye alışkın olduğumuz Ceylan Ertem ve pop müziğin başarılı ismi Buray’ın da dâhil olmasıyla unutulmaz bir akşam yaşatacak. Sevilen türkülerin seslendirileceği konser 20.30’da, İş Kuleleri Salonu’nda gerçekleşecek.

Coşkun Karademir

SERGİ

Piyalepaşa Çarşı’da sanat meydanı

Polat güvencesi ile şehrin dinamiklerine modern bir yorum katan Piyalepaşa Çarşı; kentin çağdaş sanat rotasının yeni adresi olmaya devam ediyor. İstanbul’un önde gelen sanat galerilerinin seçkin sergilerine ev sahipliği yapan Piyalepaşa Çarşı “Sanat Meydanı”, yeni koleksiyonları ağırlıyor. Pi Artworks Istanbul’nun galerisinde Mehmet Ali Uysal’ın “Hayat Çok Güzel!” isimli sergisi 17 Kasım’a kadar görülebilir. Zilberman I İstanbul’da “2019” sergisi ise 25 Kasım’a kadar sanatseverleri bekliyor.

Piyalepaşa Çarşı’da sanat meydanı

ÇOCUK

Neşeli pazarlar

ENKA Sanat’ın çocuklara yönelik düzenlediği gelenekselleşen “Neşeli Pazarlar”, Borusan Quartet’in viyola sanatçısı Efdal Altun’un yöneteceği “Klasik Müziğin Eğlenceli Dünyası” adlı etkinliği ağırlayacak. Çocuklara klasik müziğin farklı ve eğlenceli yanlarını tanıtmayı amaçlayan etkinlik, çeşitli efektler, diyaloglar, taklitler ve mizansenlerle müziğin ve enstrümanların dünyasında keyifli bir serüven sunacak. 26 Kasım günü gerçekleşecek olan etkinlik 6-12 yaş grubundaki çocuklara ücretsiz olacak.

Neşeli pazarlar

8 HAFTA SONU

Sonbahar büyüsüne davet

İstanbul’un trafiği, koşuşturmacası ve kalabalığından kaçıp huzurun, doğanın ve tarihin kucakladığı Şile, sonbaharın tüm güzellikleri ile ziyaretçilerini büyülü bir yolculuğa çağırıyor.  Şile, huzurlu atmosferi ve göz alıcı güzellikleriyle sonbaharın tadını en iyi şekilde çıkarmanız için sizi bekliyor. Şile’nin sonbahar büyüsü, ormanların ağaç yapraklarının sarıdan kırmızıya, turuncudan yeşile dönüştüğü bu mevsimde başlıyor. Şile’nin sahili, deniz ve doğanın mükemmel bir birleşimi olarak karşınıza çıkıyor

Sonbahar büyüsüne davet

TİYATRO

Cem Karaca’nın hayatı sahnede

Anadolu rock müziğin efsane ismi Cem Karaca’nın hayatı müzikal oldu; “Cem Olmak.” Müzikalde, Cem Özer’in usta oyunculuk performansı ve Murat Gürvardar’ın yenilikçi metni, Cem Özer’in yönetmenliğinde Murat Gürvardar’ın eşlik ettiği sinematografik rejisi, Cem Karaca’nın 12 şarkısının Ercüment Vural’ın müzikal düzenlemesi ve Burcu Koçyiğit’in koreografisiyle birleşen tiyatral dans performanslarıyla muhteşem bir görsel şölen sunuluyor. Oyun 6 Kasım’da Beylikdüzü’nde, 9 Kasım’da Dragos Sahne’de, 18 Kasım’da Antalya’da ve 22 Kasım’da MOI Sahne’de…

Cem Karaca’nın hayatı sahnede

SAĞLIK OLSUN!

-Probiyotikler, prebiyotikler ve bitkilerin formülasyonlarıyla geliştirilen Next-Microbiome ürünleri, mikrobiyotanızda hedeflenen iyileşmeye doğal olarak ulaşmanız için sizi desteklemeyi amaçlıyor. Mutluluk hormonu olan serotoninin yüzde 80’i, bağırsaklarda bulunan EC hücreleri tarafından üretildiğini unutmayın! Mikrobiyota ne kadar sağlıklı ise mutluluk hormonu üretimi de o oranda artıyor…

-Gummy’ler, kapsüllere alternatif en yeni trend! Saç gücü ve sağlığı konusunda uzman olan Fransız Arkopharma Laboratuvarları, şeker içermeyen, meyve pektini ile lezzetlenen Forcapil Gummy ile saçı güçlendirmek ve büyümesini hızlandırmak için yüksek dozda vitamin, mineral ve at kuyruğunu birleştiriyor. Pratik tarafı: Çok lezzetli ve günün her saatinde ve susuz alınması kolay…

-Evcil hayvanların doğru beslenmesi, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için önemli. Pet supplemenet markası Biofeline, sağlık sorunlarına karşı önleyici olmakla birlikte, güçlü ve sağlıklı bir görünüme kavuşmalarını sağlıyor. Tüy dökülmelerine karşı Biofeline Derma Paste ve kalp, göz sağlığı ve sindirim sistemini destekleyen Biofeline Taurine Paste ile patili dostlarımız artık daha sağlıklı ve mutlu.

Cem Karaca’nın hayatı sahnede

Favori mekanım oldu

Favori mekanım oldu

Bodrum’dan döndükten sonra İstanbul’a ve okula adapte olmaya çalışıyorum. Derslerden fırsat buldukça dışarı çıkıyor, mini alışverişler yapıyor ve güzel bir yemek ile haftamı güzelleştiriyorum. Nişantaşı’nda yaşamama rağmen Beymen Brasserie ilk kez gittim. Beymen’de alışveriş sonrası, mola vermeye girdiğimiz bu yer beni büyüledi. Huzur veren atmosferi, lezzetleri, içten davranışlı personelleri ile dört dörtlük bir mekan. Hangi lezzetleri tattığıma gelince, Bolenez soslu makarna, Karides kokteyl,  Steak au Poivre ve trüflü patates. Tatlılarda Frambuazlı cheesecake tercihim oldu.

Ahu kokteyli

Büyük jest

Beymen Brasserie çalışanlarından alkolsüz meyve kokteyli istedim. Benim için özel bir kokteyl hazırladılar. Kokteylin adını sordum. Adı yok dediler ama senin adını koyabiliriz dediler. Şimdi bu kokteylin adı ‘Ahu’ oldu. Bu jest çok hoşuma gittim. Adımı taşıyan kokteyl şimdi her gittiğimde masama geliyor. Tüm Beymen Brasserie çalışanlarına bu jestleri için çok teşekkür ediyorum.

Ahu Ayşenaz Çağdaş

İki yeni ürün keşfettim

Yazın Bodrum’da plajlarında artık bir ritüel haline gelen midye dolma, benimde yazları en sevdiğim lezzetler arasında. Yerel esnaftan aldığımız ve hijyenini her zaman sorguladığım ama lezzetine karşı koymadığım bir lezzet. Geçen günlerde yeni bir ürün keşfettim.

Beyaz Midye tarafında üretilen Enginarlı Midye Dolma. Midye dolama kapaklı vakumlu ambalajlarda, strerilize edilerek pişirilmiş ve işlem sonrası paketi ilk siz açıyorsunuz. Deniz kokusu ve lezzetine bayıldım. Tavsiye ederim.

 

Izgara enginar kalbi

Arada abur cubura gözüm kaysa da sağlıklı beslenme konusunda prensip sahibiyim. Son dönemde okula öğle yemeği olarak çeşitli salatalar yapıp götürüyorum. Annemin hazırladığı enginarla bitince markete gidip enginar aldım. Metro Chef’in ızgara enginarı görünce deneme amaçlı bir tane aldım. Izgara tekniğiyle pişirilmiş, yarım kesilmiş enginar şimdilerde salatamı renklendiren malzeme oldu. Ben çok beğendim ve hemen buzdolabıma ekstradan birkaç tane daha aldım.

 

 

Suyun PH dengesi çok önemli

Suyun PH dengesi çok önemli

“Su içmek sadece susuzluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda genel sağlığınızı destekler. Günlük su alımınızı izlemek ve içtiğiniz suyun pH seviyesine dikkat etmek, sağlıklı bir yaşam tarzının temel taşlarındandır. Su içmeyi ihmal etmeyin!” diyen Liv Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Koçoğlu cilt sağlığının, eklem fonksiyonlarının ve enerji seviyelerinin de su alımına bağlı olduğunun altını çiziyor.

Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Her gün en az kaç bardak su tüketmeli?
Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için doğru su alımı ve suyun pH dengesi çok önemlidir. Günlük yaşamda yeterli su içmek, vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılamak için temel bir adımdır. Her gün en az 8 bardak su içmeyi hedeflemelisiniz, ancak vücut özelliklerinize göre bu miktar değişebilir.
İdeal içme suyu pH’ı kaç olmalı?
Ayrıca, suyun pH seviyesine de dikkat etmek önemlidir. pH, suyun asidik mi yoksa alkali (bazik) mi olduğunu belirtir. İdeal içme suyu pH’ı genellikle 6.5 ile 8.5 arasında olmalıdır. Bu aralık, vücudunuzun doğal pH dengesini korumasına yardımcı olur. pH dengesinin sağlanması sindirim ve genel sağlık üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.

İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Koçoğlu

Neden önemli?
Suyun önemi büyüktür çünkü vücudunuzun düzgün çalışabilmesi için su gereklidir. Sindirim, metabolizma, vücut ısısı düzenlemesi ve toksinlerin atılması gibi temel süreçler suya dayanır. Ayrıca, cilt sağlığı, eklem fonksiyonları ve enerji seviyeleri de su alımına bağlıdır.
Sağlıklı bir yaşam tarzının temel taşı
Unutmayın ki su içmek sadece susuzluğu gidermekle kalmaz, aynı zamanda genel sağlığınızı destekler. Günlük su alımınızı izlemek ve içtiğiniz suyun pH seviyesine dikkat etmek, sağlıklı bir yaşam tarzının temel taşlarındandır. Su içmeyi ihmal etmeyin!

100. yıla özel ‘Kırmızı & Beyaz’ sergi

100. yıla özel ‘Kırmızı & Beyaz’ sergi

Ressam Kenan Işık’ın 29 tablosundan oluşan ‘Kırmızı & Beyaz’ isimli sergisi Four Seasons Hotel Bosphorus’da sanatseverlerle buluştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıl kutlamalarına özel olarak düzenlenen sergi, ünlü sanatçı Kenan Işık’ın büyüleyici yağlı boya tablolarında İstanbul’un tarihini, ruhunu ve güzelliklerini kutlamak üzere tasarlandı.

İstanbul’a olan derin bağlılığı ve sanata olan tutkusuyla tanınan sanatçının sergisi, onun şehre olan sevgisini ve saygısını yansıtan özgün eserlerden oluşuyor. Bu eserlerde, kırmızı ve beyaz renklerin sembolizmi, Türk milletinin cesareti, kararlılığı ve saflığını temsil ederek ülkenin özgünlüğünü ve ideallerini yansıtıyor. Türkiye’nin tarihi ile modernizm arasındaki mükemmel uyumunu, İstanbul’un büyüleyici güzelliğini ve Türk milletinin birlikteliğine duyduğu saygıyı yansıtacak olan sergi özel bir davetle başlayarak Kasım ayı sonuna kadar sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.

Buray, Cumhuriyetin 100. yılını Aydın’da selamladı

Buray, Cumhuriyetin 100. yılını Aydın’da selamladı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Aydınlılar Cumhuriyet’in ikinci yüzyılını Buray ile coşkuyla karşıladı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılını gururla kutluyoruz. Büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ayak izleriyle, daha özgür, daha güçlü, huzur dolu yarınlara…” diyerek konser alanı dolduran sevenleriyle birlikte Türk bayrakları eşliğinde Cumhuriyeti Bayramını coşkulu bir şekilde kutladı. Buray söylediği şarkılar ve marşlarla Aydınlılara unutulmaz bir Cumhuriyet 100. yılı kutlaması yaşattı.

Fethiye’de Athena rüzgarı

Fethiye’de Athena rüzgarı

Yurtiçinde ve yurtdışında sayısız konser ve festivalde yer almış, Türk rock müzik tarihinin efsane gruplarından Athena, 29 Ekim 100. yıl Cumhuriyet konseri için, Fethiye’de on binlerce kişinin katılımıyla dev bir konsere imzasını attı.

Cumhuriyet sevdalısı on binlerce Fethiye’li Sokak ve caddeleri doldurup, Fener Alayı sonrası Beşkaza Meydanı’nda Athena’nın şarkıları ile bu muhteşem günü büyük bir coşkuyla kutladı.

Arsız Gönül ile başlayan yüksek tempolu konser Gökhan’ın Fethiye bizim için çok önemli müziğe başladığımız ilk yıllarda yazlarımızı burada müzik yaparak geçirdik ve bu çok anlamlı günde sizlerle olmak bizim için çok özel dedi.

Sahne performansı ile farkını her zaman ortaya koyan Athena, Arsız Gönül’ün ardından Kime Ne ve Dam Üstüne Çul Serer’ ile devam ettiği konserinde  ‘Kafama Göre’, ‘Ben Böyleyim’, ‘Serseri Mayın’, ‘‘Yaşamak Var Ya’, ‘‘Her Şey Güzel Olacak’, ’12 Dev Adam’ gibi hit olmuş şarkılarını yorumladılar.

İki saatten fazla sahne üstünde kalan Athena her daim şarkılarını seyircilerinin oluşturduğu dev koro eşliğinde söyleme geleneğini Cumhuriyet’in 100.yıl konserinde de gerçekleştridi ve her dakikasında unutulmayacak anların yaşanmasını sağladı.

Gökhan Özoğuz, Hakan Özoğuz, Emre Ataker, Egemen Özkasnaklı ve Ozan Öner’den oluşan Athena sevgisi Fethiye’ye sığmayarak rekor düzeyde bir katılım sağlandı.

Meme kanserine karşı ne önlem almalı!

Meme kanserine karşı ne önlem almalı!

Erkeklerde de görülmekle birlikte kadınlarda 100 kat daha fazla rastlanan meme kanseri, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Meme kanserinde genetik ve çevresel faktörler kadar yaşam tarzının da önemli bir role sahip olduğunu belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu, “Yapılan bilimsel çalışmalara göre; değiştirilmesi elimizde olan yaşam alışkanlıklarımızı sağlıklı kılmak meme kanserinden korunmada son derece önem taşıyor. Beslenmeden egzersize dek bazı kurallara dikkat ederek meme kanserinden korunmak ve elimizde olmayan faktörlerden kaynaklandığında da meme kanserinin tekrarlama riskini azaltmak mümkün” diyor. Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu Ekim Ayı- Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yaptığı açıklamada meme kanserine karşı önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Kadınlardaki süt kanallarını içeren meme dokusu, ergenlikten itibaren genişleyip hayat boyu adet döngüsü ile birlikte değişken bir yapıya sahip oluyor. İşte, bu dokudan gelişen kansere ‘meme kanseri’ deniliyor. Erkeklerde de meme dokusu olmasına rağmen gelişmeden kaldığından risk kadınlara göre 100 kat az olsa da kapıyı çalabiliyor. Meme kanserinin son yıllarda genç yaşlarda da görülmeye başladığını, bu nedenle her kadının kendi meme dokusunu tanıması için, ayda bir kez ideal olarak adet başladıktan sonraki 7 ila 10. gün arasında, ayna karşısında her iki memesini kontrol etmesinin büyük önem taşıdığını belirten  Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu şöyle konuşuyor: “İnsanın kendi vücudundaki değişiklikleri farketmesi daha kolaydır. Bunun için de meme dokumuzun farkında olmalıyız. Erken tanı için 40 yaşından itibaren tarama amaçlı mamografi ve ultrasonografilerin çekilmesi genel önerimizdir. Ama ailesinde meme kanseri tanısı almış bireyler varsa veya çocukken göğüs bölgesine radyoterapi almış ise daha erken yaşlarda da görüntüleme testleri ve doktor muayenesi öneriyoruz. Bize miras kalan genleri değiştirmek elimizde değil ama yaşam tarzımızı değiştirebiliriz.”

Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi

Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu

Fazla kilolardan sağlıklı diyetle kurtulun!

Yapılan bilimsel çalışmalarda fazla kilolu olmak ile özellikle menopoz öncesi çağdaki kadınlarda artan meme kanseri riski arasındaki ilişkinin ispatlandığını belirten Prof. Dr. Ağaoğlu “Hareketsiz yaşam ne yazık ki hastalıktan korunmada elimizi önemli ölçüde zayıflatmakta aynı zamanda tedavisi sonrası meme kanserinin tekrarlama ihtimalini artırmaktadır. Egzersiz, bize hem kilo kontrolü hem de toksinleri atmak yolunda katkı sağladığı için kanser başlatıcı etkileri en aza indirgemiş oluruz. Özellikle menopoz sonrası yüksek kiloya sahip olanların, zayıf hemcinslerine kıyasla daha erken yaşta meme kanserine yakalandığı bilinmektedir” diyor. Bu nedenle fazla kilolardan sağlıklı ve sürdürülebilir bir diyetle kurtulmak ve ideal kiloya inmek gerekiyor.

Mutlaka egzersiz yapın!

Vücudumuzdaki yağ dokusunun fazla olmasının, sürekli bir inflamasyonu uyardığını ve karsinojen maddelerin birikimi için uygun bir zemin hazırladığını vurgulayan Prof. Dr. Ağaoğlu düzenli yapılan egzersizin hem kilo kontrolü hem de toksinleri atmak yolunda kritik öneme sahip olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Sağlıklı ve dinç bir hayatın kapısını açan anahtarlardan biri egzersizdir. Egzersizle kanser başlatıcı etkileri en aza indirgemiş oluyoruz. Yaşla birlikte, menopozun da etkisiyle metabolizmanın yavaşlaması bizi kilo almaya eğilimli hale getiriyor. Bu dönemde yapılan yüzme, yürüyüş, pilates vb gibi aktif egzersizler hem kilo kontrolünde yardımcı hem de menopozun getirdiği sıcak basması gibi bazı olumsuz etkileri azaltmada yardımcı olur. Spor yaparken salgılanan mutluluk hormonu, stresimizi azaltarak bizi daha sağlıklı hale getirir. Mümkünse açık havada yapılan oksijenli egzersizler bize daha çok faydalı olmaktadır.”

“İlaç gibi reçete ediyoruz”

Meme kanseri tedavisi için yapılan cerrahi ve radyoterapi sonrası görülen lenfatik dolaşım bozukluğunun da (lenfödem) önemli bir sağlık sorunu olabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu “Lenfödemi önlemek ve gelişimini yavaşlatmak için de hastalarımıza mutlaka egzersiz yapmaları gerektiğini anlatıyoruz. Özellikle pilates ve yüzme gibi dolaşım sistemi üzerine olumlu etkilerini bildiğimiz sporları hastalarımıza ilaç gibi reçete ediyoruz. Yaptığımız çalışmada, pilates  yapan hastalarımızın lenfödem açısından avantajlı duruma geçtiklerini gördük” diyor.

Zarar gören genleri tamir ediyor!

Sağlıklı yaşam tarzının, kişinin zarar görmüş genlerinin tamirinde kilit öneme sahip olduğunu söyleyen Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Fulya Ağaoğlu sözlerine şöyle devam ediyor: “Hayatımızın sağlıklı bir şekilde akıp gitmesi için çoklu etkenin rol oynadığını bilmeliyiz. Kanseri tetikleyen etkenlerden uzak durmak ve yılda bir kez düzenli doktor kontrollerimizi ihmal etmemek bizi bu yolda güçlü kılar. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, sigara ve alkolden mutlaka uzak durmak gerekir. Yapılan bilimsel çalışmalar; sigara ve alkolün meme kanserine zemin hazırladığını açıkça ortaya koymaktadır. Yüksek miktarda alkol tüketimi östrojenik aktiviteyi artırarak meme dokusunun yoğunluğunun artmasına neden olurken, sigara içilmesi de östrojen pozitif meme kanseri riskini artırmada başlıca etkenlerdendir.”

Zen-G ve Ahmet Hatipoğlu’ndan “Kandıramam”

Zen-G ve Ahmet Hatipoğlu’ndan “Kandıramam”

Müzik dünyasının son dönemlerdeki en başarılı 2 ismi bir arada! Zen – G ve Ahmet Hatipoğlu “Kandıramam” şarkısı için güçlerini birleştirdi.

Zen-G ve Ahmet Hatipoğlu’nun yeni teklisi “Kandıramam”, ikilinin naif ve akıcı vokallerine eşlik eden reggaeton ritimlerle keyifli bir şekilde birleştiriyor. Sözlerindeki dokunaklı sözleri ile kalpleri ısıtacak olan “Kandıramam” şarkısının girişinde Buse Ayla etkileyici sesi ile yer alıyor.

“Kandıramam” aslında başlamaması gereken bir kadın-erkek ilişkisinin sonradan iki tarafta da hissettirdiklerinden, gerçek sevginin kutsallığından ve yaşattığı ayrılma acısından bahsediyor. Parça ilerledikçe, Latin gitar armonileri ve akılda kalıcı nakaratı ile bir sinerji yaratarak dinleyiciyi etkisi altına alıyor.

Zen-G’nin duygusal, Ahmet Hatipoğlu’nun etkili bir performansı olan “Kandıramam”, yeni bir aşk içerisinde olanlara bir öğüt hem de yeni ayrılan çiftlere teselli ikramiyesi niteliğinde bir şarkı.

Zen-G ve Ahmet Hatipoğlu’nun “Kandıramam” şarkısı lyric videosu ile aynı anda Sony Music Türkiye etiketiyle tüm dijital platformlarda yayında.

Şarkılarını cumhuriyet için söyledi

Şarkılarını cumhuriyet için söyledi

Gökhan Özen 3. kere çıktığı Paraf sahnesinde yine sold out yaparak rekor kırdı. Konser alanını hınca hınç dolduran Özen hayranları, her şarkısına dev bir koro halinde eşlik ettiler. Özen, üç saat süren konserinde, sınırsız enerjisi ile binlerce hayranını coşturdu.

Müthiş sahne performansının yanında beyaz kuyruklu piyanoda söylediği Duman Gözlüm, Seni Kimler Aldı, Ne Farkeder gibi şarkılarla da romantik rüzgarlar estirdi.

Çoğu şarkısında kendisine eşlik eden 4 kadın dansçısı ile farklı koreografiler sergileyen Özen, sıcak ve sempatik tavırları ile seyircisinden tam not aldı.

Sahnede gitar çaldı / Akustik haller

Kuruçeşme Açıkhava’da rüya gibi bir konser performansı sergileyen Özen, ikinci bölümde sahnenin önünde gitarist arkadaşları ile en sevilen slow şarkılarını seyircisi ile beraber akustik halleriyle seslendirdi.

Erken Cumhuriyet kutlaması / 100. yıl mesajı

Sürprizi konser sonuna saklayan Gökhan Özen, Türk bayrağı kapşonlu sweatshirt’unu giyerek geldiği sahnede, Özen “biz Türk bayrağı altinda yasamaktan ve cumhuriyet çocuğu olmaktan çok mutlu ve gururluyuz “dedi.

Elinde Türk bayrağı ile sahneye gelen Gökhan Özen, seyircisini ayağa kaldırarak hep beraber İstiklal Marşını söylediler ..