Yazılar

Jordi Puntí “Messi Hakkında Her Şey”

Jordi Puntí “Messi Hakkında Her Şey”

Doğuştan gelen ve hayranlık uyandıran yeteneğiyle Arjantinli futbol efsanesi Leo Messi’nin ilham veren öyküsü ve oyununun güzelliği, Jordi Puntí’nin eğlenceli anlatımıyla Messi Hakkında Her Şey’de! Epsilon’dan çıkan Messi Hakkında Her Şey adlı kitabında Puntí, Mozart ve Picasso’ya benzetilen futbolcunun oyunundaki güzelliği, hırsı, dehayı ve takıntıyı kelimelere döküyor.

2022 yılında koleksiyonundaki tek eksiği tamamlayarak Dünya Kupası’nı kaldıran “yeşil sahaların uzaylısı” Leo Messi tekniği, başarıları, çalımları ve golleriyle futbol tarihini sarsmaya devam ederken Epsilon, Jordi Puntí’nin kaleme aldığı Messi Hakkında Her Şey’i Türkiye’deki okurlarla buluşturuyor.

Leo Messi on üç yaşında F.C. Barcelona’ya katıldığından beri futbolculuk boyutu büyüyerek tüm zamanların en iyisi hâline geldi. Herkes Messi olmak istiyor; onun forması en çok satılan forma, onun golleri YouTube’ta en çok izlenen video… Leo Messi bizi birçok kez mutlu etti ve Messi Hakkında Her Şey de bu mutluluğu, tamamlama ve uzatma girişimidir.

Ward Farnsworth “Sokratik Yöntem”

Ward Farnsworth “Sokratik Yöntem”
Hukuk Profesörü Ward Farnsworth’un yazdığı, Müge Özçelik’in dilimize çevirdiği Sokratik Yöntem Beyaz Baykuş Yayınları’ndan çıktı.
Son zamanların moda tabiriyle her birimiz artık yankı odalarında yaşıyoruz. Yalnızca kendimizinkiyle aynı ya da benzer sesleri duyuyor, bizden olmayanları görmemeyi seçiyoruz. Karşıt görüştekilerden nefret etme noktasına gelen siyasi kutuplaşmalar, sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen linçler ve dahası… Peki, sizce de bunlar demokrasi için bir tehdit oluşturmuyor mu? Böyle yaşamak zorunda mıyız? Başka bir yolu yok mu?
Yanıtı Sokratik Yöntem kitabında!
Eğer bu zamanları atlatmak ve demokrasiyi korumak istiyorsak her birimiz açık fikir, sıkı sorgulama ve dürüst tartışma prensiplerine kucak açarak Sokratik söylem oluşturmayı öğrenmeliyiz.
“Sokratik yöntem bir düşünce tarzıdır. Zekâya açılan bir yol, aptallığın panzehridir.”
Bu kitap Sokratik yöntemi doğru kullanmak için bir kılavuz ve burada öğreneceğimiz ilk ders ise şu: “Herkes bu yöntemin bir kullanıcısıdır ya da günün birinde olacaktır.”

Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu “Çocuk Ruh Sağlığı”

Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu “Çocuk Ruh Sağlığı”

Çocuk ve ergen psikiyatrisi denilince akla gelen ilk isimlerden olan Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu’nun eskimeyen; “Çocuk Ruh Sağlığı” kitabı, Prof.Dr. Yankı Yazgan önsözüyle yeniden hayat bularak, raflardaki yerini alıyor.

Türk halkına çocuk ve ergen psikiyatrisini tanıtan ve 2004 yılında hayata veda eden efsane Doktor Atalay Yörükoğlu, ölümsüzlüğünü bıraktığı eseri “Çocuk Ruh Sağlığı” kitabıyla korumaya devam ediyor. Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu’nun çocuk gelişimini kapsamlı bir şekilde ele aldığı kitabında ebeveynlere ışık tutarken, diğer yandan da bunu öğretici bir üslupla aktarıyor.

Sade ve akıcı anlatımıyla herkesin kolaylıkla anlayabileceği bir dilde yazılan “Çocuk Ruh Sağlığı” bebeğin doğumundan başlayarak tüm gelişim aşamalarını ve ergenliğin bitişine kadar olan süreci tek tek mercek altına alıyor.

Osman Pamukoğlu “Biz Hudutlardayken”

Osman Pamukoğlu “Biz Hudutlardayken”

Osman Pamukoğlu, Kandıra’dan başlayıp Iğdır’a uzanan gençlik anılarının hudutlarda geçen bölümünü son kitabında anlatıyor. İnkılâp Kitabevi imzasıyla çıkan; “Biz Hudutlardayken”, bir askerin görev aşkını ve vatan sevgisini tüm içtenliğiyle gözler önüne seriyor.

Yazar ve siyasetçi kimliğiyle de tanınan emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu, yeni kitabında Türkiye’de Kıbrıs Harekâtı’nın yaşandığı günlerde Kandıra’dan Iğdır’a atanışını ve sınırda yaşadığı ilginç olayları konu alıyor. Stratejik teorilere parlak bir genel bakış sunan “Biz Hudutlardayken” kitabı, askeri strateji üzerine ömür boyu süren bir yansımayı okurlara özetliyor.

Pamukoğlu’nun kaleminden anılarının döküldüğü; “Biz Hudutlardeyken” kitabı, 1974 yılında SSCB kontrolünde olan Ermenistan sınırındaki Iğdır 4. Hudut Taburunun Taşburun Hudut Bölük Komutanlığına atandığı bölük merkezini nasıl stratejik adımlarla değiştirdiğini nefes kesici bir şekilde anlatıyor. Osman Pamukoğlu gece yarısı askerleriyle birlikte yaşadığı operasyonları ve sınırda gerçekleştirdiği akıl dolu hamlelerini satırlara işlerken, okuyucu adeta bir satranç tahtasına hapsediyor.

Aysu Altay “Aristo’nun Rüyası”

Aysu Altay “Aristo’nun Rüyası”

Aristo’nun Rüyası, sürükleyici kurgusu ve başarılı dil kullanımıyla Türk edebiyatına değeri yadsınamaz bir katkı olarak; İnkılâp Kitabevi etiketiyle raflardaki yerini alıyor.

Adeta bir tiyatro oyunu akışında kaleme alınan Aristo’nun Rüyası kitabı Aysu Altay’ın hayata dair metaforlarıyla harmanladığı özgün bir eser olarak okurların beğenisine sunuluyor. Kahramanımız Aristo’nun varoluş sancılarını ve çaresizliğini her satırında okuyucunun iliklerine kadar işleyen Altunay, kitabın şaşırtıcı sonu ile edebiyatseverleri Aristo’nun yerine koyarak iç dünyasının bitmeyen hesaplaşmalarına dâhil ediyor.

Günler uzun yıllar kısa

Günler uzun yıllar kısa

Senem Tuğcuoğlu Profesyonel Koç ve Enerjist
Günler uzun, yıllar kısa sürüyor. Günlerce, haftalarca, aylarca hiç değişmeyecek gibi içinde bulunduğun bir durum, bir de bakmışsın yıllar öncesinde kalmış. Hatta hatırlamıyorsun bile. Ne garip! Bir rüya veya sis perdesi gibi, tutayım diye elini uzatsan dağılıp gidiveriyor. Gerçekten yaşandı mı hissi kadar tamamen kayıtlardan silinme de mümkün.

Kendi çocukluk yıllarında, senden büyüklerin yetişkin zamanlarını tecrübe ediyorsun. Çocuk gözü ve çocuk aklı ile. Belki eğlenme, belki çekinme, belki hayranlık, belki idrak edememe, belki fark bile edememe hisleriyle ebeveynlerin, onların anne-babaları, teyzeler, benim gibi şanslıysan anneannenin annesine kadar uzanan boy boy yetişkinler. Normal koşullar altında tabii, erken kayıplar da yaşamış olabilirsin. Hayat hakkında, senin hakkında ciddi kararlar alan, ev/aile iş/güç sorumlulukları ile günlerini geçiren, şansın varsa gülmeye/eğlenmeye/dinlenmeye vakit ayırabilen yetişkinler. Ya da belki ağır koşullar, beklenmedik gelişmelerle sarsılan, mücadele halinde yetişkinler. Yaşlanıp kocayınca, hastalıklar ile yaşama tutunma arasında yaşadıkları o git gele şahit oluyorsun. Varlıklarına şükrediyor, acılarına dertleniyorsun. Ya da belki başka hislere itiyor herkesi. Kaçınılmaz bir düzen. Yeter ki düzen bozulmasın diyorsun, buna da şükür.

Düşününce, onlar da bir zamanlar çocuktu. Dertsiz tasasız, anlık yaşayan, kolayca gülüp eğlenebilen, ne yaramazlıklar peşinde olan, hayat dolu çocuklar. O hallerine şahit olamıyorsun. Belki hiç aklına bile gelmiyor bu halleri. Tahayyül de edemiyorsun.

Çocuklarına bakıyorsun, veya çevrendeki çocuklara. Koşan, oynayan, gülen, kolayca duygudan duyguya giren, belki de hiç algılayamadığın bir hayal aleminde gezen. Bu sırada onların çocukluk anıları yazılıyor, içinde senin yetişkin veçhenin rol aldığı. Kim bilir neyi kaydediyor o sırada.

Evde bir hayvan varsa, yavru halinden itibaren, bu açıdan büyük şans. Çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık hallerinin hepsine şahit olabiliyorsun. Büyüklerimizin çocukluğunu, çocuklarımızın yaşlılığını ise görme imkanımız yok. Doğanın kanunu. Şu var ki, herkes önce çocuk. Oyuncu, masum, kolay memnun olan, kolay unutan, zevk almayı bilen…

Doğada, doğalda, her şeyde hüzün ve sevinç bir arada…

 

Doğaya sahip çıkalım

Doğaya sahip çıkalım

Sürdürülebilirlik… Son zamanlarda bir hayli gündemde olan, benim de kendi hayatıma olabildiğince entegre etmeye çalıştığım bu akımı, hor göre göre tüketme seviyesine getirdiğimiz doğaya olan bir borcumuz gibi görüyorum. Doğa bedel ödemeden sahip olabildiğimiz tek zenginlik. Hal böyle olunca biz insanoğlu onu yıllarca hafife aldık ve çok da dikkatli kullanmadık. Ormanları yok ettik, gereksiz yere avladık, bize yaşam kaynağı olan sularımızı kirlettik. Üstelik tüm bunları yaparken kendimize ne büyük sosyal ve ekonomik maliyetler yarattığımızı pek de fark edemedik. Örneğin, ormanları yok ederek gıda veya ilaç için kullandığımız diğer önemli organizmaların yaşam alanlarını yok ettik. Ağaçsız araziler yaratarak toprak erozyonlarına yol açtık.

Doğal dünya varoluşumuzun temelini oluşturur. Ormanlarımız, nehirlerimiz, okyanuslarımız ve topraklarımız bize yediğimiz gıdayı, soluduğumuz havayı, ekinlerimizi ve suladığımız suyu sağlar. Doğayı ihmal edip ona zarar veren eylemlerde bulunursak, su, yiyecek, barınak gibi temel ihtiyaçlara ulaşmakta o kadar zorlanırız. Doğaya iyi bakmanın yolu sürdürülebilirlikten geçiyor. Gündelik yaşantımızda kullandığımız her şey doğal kaynaklardan geliyor. Ancak birçok kaynak, değiştirilebileceğinden daha hızlı tükeniyor. Sürdürülebilirlik gelecek nesillerin de doğal kaynaklardan faydalanabilmeleri için bu kaynakları sorumlu bir şekilde kullanma pratiğidir.

Doğa, sadece ihtiyaçlarımıza hizmet eden bir kaynak deposu değildir. Aksine, toprak, su, bitkiler, hayvanlar ve insanlar da dahil olmak üzere tüm yaşam formlarının hayatta kalmak için bağlı olduğu, oldukça entegre, birbirine bağlı işleyen bir sistemdir. Dünya üzerinde var olan canlıların çeşitliliğini devam ettirmek de sorumluluğumuz olmalı çünkü doğadan elde ettiğimiz ürünler ve faydalar da bu çeşitliliğe bağlıdır. Fakat ne yazık ki bizler avlanma, kirlilik, yaşam alanlarının tahribatı ve küresel ısınmaya katkı yoluyla bu çeşitlilik kaybını hızlandırıyoruz. Bir tür soyu tükendiğinde, sonsuza dek dünya için kaybolur. Dünya üzerinde var olan bazı türlerin yok olmasına neden olabilecek avcılık uygulamalarının ortadan kaldırılması için gerekli desteği vermeliyiz nitekim farkında olmadan yok ettiğimiz bir tür bizim hayatta kalma sebebimiz olabilir.

Tarih boyunca, insanlık için birçok faydaya sahip olarak kabul edilen doğal dünya hayatımızın birçok alanını iyileştirebilecek ve bir insan olarak kendimizi daha mutlu hissetmenize yardımcı olabilme özelliğiyle psikolojimizle de doğru oranda bir ilişkidedir. Bize temiz hava sağlayan, duyularımızı harekete geçiren, ilham veren, gevşememizi sağlayan, fiziksel sağlığımıza iyi gelen, terapi görevi gören, hayatın değerini anlamamıza yardımcı olan doğanın depresyonu, kaygıyı, stresi ve öfkeyi azalttığı ve genel olarak psikolojik refahı artırdığı defalarca kanıtlanmıştır.

Sağlığımız, mutluluğumuz ve refahımız için güvendiğimiz birçok şeyin kökeni doğa ve içinde barındırdığı canlılarda. Daha sürdürülebilir seçimler yapmazsak içinde yaşadığımız gezegenimizin ekosistemini korumamız ne yazık ki olamayacak. Neyse ki dünyanın dört bir yanındaki pek çok hükümet ve işletme artık bu gerçeğin farkına varmış ve harekete geçmiş durumda. Hiçbir şey için geç değil! Siz de hemen şimdi doğayı korumaya başlayabilirsiniz. Nasıl mı? Atıkları ayırabilir, yaşadığınız alanı temiz tutabilir, elektrik ve su tasarrufu yapabilir, bazı şeyleri yeniden kullanabilir ya da geri dönüştürebilir, daha fazla atık üretecek temel olmayan ürünleri satın alınmasını sınırlayabilirsiniz. Zaman farkındalık zamanı. Doğanın toplumumuz ve ekonomimiz için değerini hatırlarsak kısa vadeli kazanç için onu yok etmek yerine doğayla uyum içinde yaşamanın önemini anlarız.

Haydi hep birlikte doğaya sahip çıkma zamanı…

Kl. Psk. Şehnaz Tuna

Prof. Dr. İlkay Kasatura “Önce Kendini Tanı”

Prof. Dr. İlkay Kasatura “Önce Kendini Tanı”

Psikoloji Uzmanı Prof. Dr. İlkay Kasatura, Epsilon’dan çıkan kitabı Önce Kendini Tanı’da mutlu olabilmek için insanın kendini tanımasının ne kadar önemli olduğuna ışık tutuyor. Okurlarını, yaşamın en önemli süreçlerinden biri olan kendini tanıma yolculuğuna davet eden Kasatura elli yedi yıllık mesleki tecrübesi, birikimi ve tatlı sohbetiyle bu yolculuğa eşlik ediyor.

Sabahları aynada karşılaştığınız, dişlerini fırçaladığınız, saçlarını beğenmeyip yeniden yaptığınız, “Geç kaldın hadi koş!” diyerek evden çıkardığınız biri var. Gece yastığa başınızı koyduğunuzda aklından geçenleri toparlamaya çalıştığınız biri… Üzüldüğünde, kızdığında, yanıldığında size sesini duyurmaya çalışan biri… Onu duyuyor musunuz? Dahası, onu tanıyor musunuz?

Bram Stoker “Yedi Yıldız Taşı”

Bram Stoker “Yedi Yıldız Taşı”

Genç avukat Malcolm Ross, bir gün sabahın erken saatlerinde uykusundan uyandırılır. Yeni tanıştığı güzel Margaret’ın babası, tutku dolu bir Eski Mısır bilgini olan Abel Trelawny kendi malikânesinde saldırıya uğramıştır. Ross, olan biteni anlamak ve sevdiği kadının yardımına koşmak için hemen yola çıkar. Günler boyunca baygın yatan Trelawny’nin başında nöbet tutarlar. Malikânenin her köşesi Eski Mısır’ın kutsal mezar eşyaları, bibloları ve değerli taşlarıyla doludur. Saldırıyla ilgili ortaya çıkan tuhaf gerçekler, evin kasvetli ve büyülü atmosferi içeridekileri yavaş yavaş etkisi altına almaya başlar. Fakat gizem, kendi attığı düğümleri vakti gelince tek tek çözecektir…

Chloe Benjamin “Ölümsüzler”

Chloe Benjamin “Ölümsüzler”

Öleceğiniz günü bilseydiniz, hayatınızı nasıl yaşamayı tercih ederdiniz?

New York’ta dar gelirlilerin yaşadığı bir bölgeden olan dört kardeş, onu görmeye gidenlere ne zaman öleceklerini söyleme yeteneğine sahip bir falcının şehre geldiği haberini alır ve baskıcı annelerinden gizlice kaçıp talihlerini öğrenmeye karar verirler… İlk bakışta basit bir kaçamak gibi duran bu eylem, kardeşlerin hayatını onulmaz şekilde değiştirecek bir dönüm noktası hâline gelecektir.

Ölümsüzler, yaşamın hangi ölçüde seçimlerimize göre çizildiğini sorgulatırken kader inancımıza ve hayatı yaşamaya değer kılanlara dönüp tekrar bakmamızı sağlayan, aileye duyulan sevginin –her ne biçimde olursa olsun– hiçbir zaman kaybolmadığını vurgulayan etkileyici bir roman.