Yazılar

Her İki Kişiden Biri Gelecek İçin Sağlık Diliyor

Ipsos’un 30 ülkede gerçekleştirdiği kapsamlı “Öngörüler 2026” araştırması, küresel toplumun ve Türkiye’nin yeni yıla dair karmaşık duygu dünyasını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre, geride bıraktığımız yılı ülke genelinde olumsuz değerlendirenlerin oranı %66’yı bulurken, bireylerin kendi yaşam alanlarına ve ailelerine odaklandıklarında daha dengeli ve “seçici” bir iyimserlik sergiledikleri görülüyor. Makro Karamsarlığın karşısına panzehiri Seçici İyimserlik ve Sağlık olarak çıkıyor. Bu tablo, bireylerin kontrol edemedikleri makro belirsizlikler karşısında, kendi etki alanlarındaki dengeye tutunma eğiliminde olduklarını gösteriyor.

Ipsos Türkiye Ipsos Türkiye

Ipsos’un Öngörüler 2026 araştırması, toplumun genel gidişata dair duyduğu karamsarlığa rağmen bireysel yaşam alanlarında korumaya çalıştığı “seçici iyimserliği” gözler önüne seriyor. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu geride bıraktığımız yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak nitelendirirken, konu kişisel hayat ve aile odaklı değerlendirmelere geldiğinde algı çok daha dengeli bir seyir izliyor. Nitekim 2025 yılının kendisi ve ailesi için kötü geçtiğini belirtenlerin oranı %50 seviyesinde kalarak, bireylerin kontrol edebildikleri alanlara daha sıkı tutunduğuna işaret ediyor. Bu tablo, 2026 yılına girerken belirsizliklerin gölgesinde şekillenen ancak temel ihtiyaçlar ve aile ekseninde dengelenen ihtiyatlı bir umut arayışını temsil ediyor.

Ipsos Türkiye

Türkiye’de yeni yıla dair toplumsal beklentiler, son üç yıldır değişmeyen bir heyecan taşımasına rağmen, 2026 yılı için daha umutlu bir kırılma görülüyor. Gündeme Dair araştırmamızın sonuçlarına göre, yeni yıl coşkusunda veriler aynı oranları gösterse de; hayatlarının daha iyiye gideceğine inananların oranındaki 9 puanlık artış, toplumdaki iyimserlik duygularının yükseldiğine işaret ediyor. Bu veri, ekonomik ve sosyal belirsizliklerin ortasında bireylerin gelecek vizyonlarını daha pozitif bir zemine taşıma gayretinde olduğunu gösterirken, 2026’yı; bir toparlanma ve umut yılı olarak konumlandırdıkları şeklinde ifade edilebilir.

Ipsos Türkiye

2026 yılına dair beklentilerde umut ve ihtiyatın iç içe geçtiğinde ekonomik yetersizlikler duygulara ait okları aşağı yöne çeviriyor. Toplumun genelinde yeni yıla dair pozitif beklentiler güçlense de ekonomiye yönelik süregelen belirsizlikler, iyimserlik önündeki en büyük engel olarak varlığını koruyor. Nitekim hem kişisel yaşam standartlarının hem de ülke ekonomisinin daha iyiye gideceğine inananların oranının yaklaşık dörtte bir seviyesinde (%25) sınırlı kalması, toplumun büyük bir kesiminin geleceğe dair temkinli ve gerçekçi bir bekleyiş içinde olduğunu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Sağlık her yıl olduğu gibi bu yıl da en çok paylaşılan ortak dilek olarak Tüm beklentilerin ötesinde yerini koruyor. Ekonomik ve sosyal belirsizlikler ne yönde ilerlerse ilerlesin, sağlığın değişmeyen bir öncelik olarak öne çıkması; bireylerin güven arayışının merkezinde hâlâ en temel insani ihtiyacın yer aldığını bir kez daha ortaya verilerle koyuyor

Ipsos Türkiye

Uzun vadeli geleceğe dair toplumların düşünceleri tam ortadan ikiye bölünüyor. Global ortalamaya bakıldığında, her iki kişiden biri 2026 yılıyla birlikte ülkelerindeki genel ruh halinin uzun vadede daha iyimser bir yöne evrileceğine inanıyor. Bu tablo, geleceğe duyulan güvenin henüz ortak bir zeminde buluşamadığını, umut ile kaygının beraber oynadığı bir futbol maçında baş başa gittiği bir uzatmaların görüldüğü bir durumu gösteriyor.

Ipsos Türkiye

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik, araştırma verilerini şöyle yorumladı;

Ipsos’un otuz ülkede gerçekleştirdiği Öngörüler 2026 araştırmasına göre, 2025 yılı sonunda katılımcıların üçte ikisi (%66), geride kalan yılı ülkeleri açısından olumsuz bir dönem olarak değerlendiriyor. Ülkenin genel gidişatına bakıldığında daha karamsar bir tablo öne çıkarken, değerlendirme kişisel hayata ve aileye odaklandığında algı daha dengeli bir seyir izliyor. Her iki kişiden biri 2025’in kendisi ve ailesi için kötü bir yıl olduğunu belirtiyor. Bu tablo, belirsizliklerin gölgesinde şekillenen bir “seçici iyimserliğe” işaret ediyor. Bireyler ülke geneline dair değerlendirmelerinde daha mesafeli ve eleştirel bir tutum sergilerken, kendi yaşam alanlarında dengeyi koruma ve kontrol edebildikleri alanlara tutunma eğilimi gösteriyor.

Yeni bir yıla girerken, takvim değişse de geleceğe dair beklentiler yeniden şekilleniyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%71), 2026’nın 2025’ten daha iyi bir yıl olacağına inanıyor. Türkiye’de ise bu iyimserlik daha ölçülü bir biçimde ifade ediliyor ve her on kişiden altısı bu görüşü paylaşıyor. Gündeme Dair araştırmamıza göre Türkiye’de yeni yıla girerken heyecan duyanların oranı son üç yıldır değişmiyor. Buna karşın 2026 yılında hayatlarının daha iyiye gideceğini düşünenlerin oranı geçen yıla kıyasla 9 puan arttı. Ancak gerek kendi yaşam standartları gerekse ülke ekonomisi açısından daha iyi bir tablo bekleyenlerin oranı toplumun yaklaşık dörtte biriyle sınırlı. Tüm bu değerlendirmeler içinde değişmeyen bir öncelik dikkat çekiyor: Sağlık. Sağlığın değişmeyen öncelik olarak öne çıkması ise, hem bireysel hem toplumsal düzeyde güven arayışının merkezinde hâlâ temel ihtiyaçların yer aldığını gösteriyor.

Uzun vadeli geleceğe dair olumlu beklenti taşıyanlarla olumsuz beklenti içinde olanların oranı birbirine yakın. Global ortalamada her iki kişiden biri, 2026 yılında ülkesinde insanların uzun vadeli geleceğe dair daha iyimser hissetmeye başlayacağına inanıyor. Umut,  ihtiyatla birlikte elbette ki varlığını her zaman koruyor.

Ipsos’un Türkiye CEO’su Sidar Gedik

#Ipsos #Öngörüler2026 #Umut #Sağlık #Araştırma #Toplum #Türkiye #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“Mesai”de Meze Yolculuğu Ateşten Çıkan Güçlü Tatlarla Zenginleşiyor

Geleneksel ocakbaşı kültürünü modern şehir hayatının temposuyla buluşturan Mesai, İstanbul’un gastronomi sahnesine yeni bir soluk getiriyor. Ateş merkezli mutfağıyla kebabı başrole taşıyan restoran, samimi ve sade bir anlayışla hazırlanan tabaklarıyla paylaşım kültürünü öne çıkarıyor.

Mesai’nin mutfağında ateş yalnızca bir pişirme yöntemi değil; lezzetin karakterini belirleyen temel unsur. Mevsiminde özenle seçilen ürünler, ustalıkla işlenerek rafine dokunuşlarla buluşuyor. Ortaya çıkan her kebap, gelenekten aldığı gücü modern gastronomi yaklaşımıyla harmanlıyor.

Mesai, İstanbul

 Mezeler ve kebaplar başrolde

Mesai’de kebap yalnızca bir ana yemek değil; sofranın merkezinde konumlanan bir deneyim. Meze kültürüyle başlayan yolculuk, ara sıcaklarla zenginleşiyor. Atom, Trüflü Biber Borani, Mutabbel ve Müdür damak çatlatan mezeler arasında yer alıyor. Yaprak Ciğer, Atom Kokoreç, Çıtır Mantı ve Pastırmalı Humus ise özel gastronomi dokunuşlarıyla dikkat çekiyor.

Ana yemeklerde Mesai Kebap, Ali Nazik ve Kuzu Şiş öne çıkarken; Havuç Dilim Baklava, Ekmek Kadayıfı ve Çıtır Kabak gibi geleneksel tatlılar bu lezzet yolculuğunu tamamlıyor. Mesai, Türk mutfağının özünü korurken şehirli ve çağdaş bir yorumla kebabı yeniden tanımlıyor.

Mesai, İstanbul

 İstanbul’un ruhu Mesai’de

Topkapı Sarayı’ndan Ayasofya’ya, Taşkışla’dan Kız Kulesi’ne… İstanbul’un tüm ihtişamı Mesai’de hayat buluyor. Gün batımında gökyüzünün altın tonlarına karşı başlayan keyifli saatler, lezzetli yemeklerle ayrıcalıklı bir ambiyansa dönüşüyor.

Cam tavanın gökyüzüyle kurduğu görsel bağ, şık aydınlatmalar, ihtişamlı bar ve zarif detaylarla birleşerek konuklara ferah ve davetkâr bir atmosfer sunuyor. Mesai, zarif tasarımı ve enerjik ambiyansıyla İstanbul’un gastronomi sahnesinde öne çıkıyor.

Mesai, İstanbul

Adres: İnönü Cad. No:26 Gümüşsuyu

Bilgi: 0532 056 37 24

 #Mesai #İstanbulLezzetleri #Kebap #MezeKültürü #Gastronomi #Magazin #LezzetYolculuğu #ÜnlülerinTercihi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Rober Hatemo’dan Sokaklarda Çekilen Kliple Gelen Viral Başarı

Rober Hatemo, eski ve yeni şarkılarından oluşacak “Full Live Project” adlı projesinin çıkışını, yapımcılığını Mustafa Arapoğlu’nun, prodüktörlüğünü ise Alpay Aydın’ın üstlendiği “Umudum Kalmadı” ile yaptı.

Söz ve müziği İlhan Özer’e ait olan şarkı, Eminönü’nde çekilen klibiyle daha yayınlanmadan sosyal medyada viral oldu. Hatemo, Eminönü Meydanı’nda halkın arasında sokak sanatçısı gibi klip çekerek büyük ilgi topladı.

Sanatçı, kendisine gösterilen yoğun ilgiden oldukça memnun olduğunu dile getirirken, Map Production etiketiyle tüm dijital platformlarda yayınlanan şarkının kendisi için çok özel olduğunu da vurguladı.

#RoberHatemo #UmudumKalmadı #FullLiveProject #YeniŞarkı #Müzik #Magazin #Viral #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Melikjoy’dan Sevgililer Günü Öncesi “AŞK”

Modern müziğin çok yönlü ismi Melikjoy, sözü ve müziği kendisine ait olan yeni teklisi “AŞK” ile dinleyicilerle buluştu. 13 Şubat’ta yayınlanan şarkı, sanatçının eşsiz vokali ve virtüöz kimliğini ortaya koyduğu solo keman performansıyla yılın en romantik eserlerinden biri olmaya aday.

Şarkının düzenlemesi ve yaylı orkestrasyonu Erhan Bayrak imzası taşırken, gitarlarda Selahattin Güzelel, yaylılarda İstanbul Strings yer aldı. Mix ve mastering işlemleri Özgür Yurtoğlu tarafından tamamlandı. Epik klibin yönetmenliğini Mustafa Özen üstlenirken, yapımcılığını Ozan Karabağ, görüntü yönetmenliğini ise Anıl Kılınç gerçekleştirdi.

Melikjoy’un yeni teklisi “AŞK”, Sirius Music Yapım etiketiyle tüm dijital platformlarda ve klibiyle YouTube’da yayında.

#Melikjoy #AŞK #YeniSingle #SevgililerGünü #RomantikŞarkı #SiriusMusic #Müzik2026 #SoloKeman #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Sigarayı bırakmada içsel motivasyon önemli bir adım!

Sigarayı Bırakmada İçsel Motivasyon Kalıcı Başarı Sağlıyor Sigara, Duygusal Düzenleme Aracı Haline Gelebilir “Bir Tane İçsem Bir Şey Olmaz” En Büyük Tuzak

Sigaranın, birçok kişi için yalnızca bir alışkanlık olmadığını belirten uzmanlar, stresle baş etmenin ve duyguları düzenlemenin bir yolu haline geldiğini söylüyor.

Pek çok kişinin sigarayı destek mekanizması olarak algıladığını kaydeden Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Bu algı bırakma kararını psikolojik olarak zorlaştırır.” dedi. Nikotinin beyinde yarattığı ödül mekanizmasının, sigarayı hızlı ve güçlü bir rahatlama aracı gibi kodladığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çetin, ancak beynin, doğru alternatifler sunulduğunda yeni alışkanlıklar öğrenebildiğini vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Çetin ayrıca içsel motivasyonla alınan bırakma kararının, dış baskıyla verilen kararlara göre çok daha kalıcı olduğu bilgisini paylaştı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında sigarayı bırakma sürecindeki engeller hakkında bilgi verdi.

Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin

Dr. Alptekin Çetin

Sigara, duygusal düzenleme aracı haline gelmiş olabilir!

Sigarayı bırakmak isteyen bireylerde en sık karşılaşılan motivasyon engelleri hakkında açıklama yapan Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Nikotinin yarattığı fiziksel bağımlılık, stresle baş etme becerilerinin sigaraya bağlanmış olması, daha önceki başarısız bırakma denemelerinin yarattığı özgüven kaybı ve ‘bırakırsam hayatımdan bir şey eksilecek’ düşüncesi engel olarak öne çıkar.” dedi.

Pek çok kişinin sigarayı yalnızca bir madde değil, günlük hayatı düzenleyen bir destek mekanizması olarak algıladığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Bu algı bırakma kararını psikolojik olarak zorlaştırır. ‘İstiyorum ama bırakamıyorum’ diyen kişilerde genellikle güçlü bir bağımlılık, yüksek kaygı ve yetersizlik duygusu ön plandadır; kişi denemek ister ama başarısızlıktan korkar. ‘İstesem bırakırım ama istemiyorum’ diyenlerde ise çoğu zaman savunma mekanizmaları devrededir; kişi bağımlılığını kabul etmek yerine kontrol algısını korumaya çalışır. Her iki durumda da ortak nokta, sigaranın kişinin duygusal düzenleme aracı haline gelmiş olmasıdır.” şeklinde konuştu.

Sigarayı kendi isteğiyle bırakmak, dış baskıyla bırakmaya göre daha kalıcı!

Nikotinin beyinde dopamin salınımını artırarak sigaranın hızlı ve güçlü bir ödül olarak kodlanmasına neden olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Zamanla beyin, rahatlama, keyif ve stres azalmasını sigarayla eşleştirir.” dedi.

Bu kodlamanın; sigaranın sağladığı geçici rahatlamanın fark edilmesi, alternatif ödül ve rahatlama yollarının geliştirilmesi ve nikotin yoksunluğunun uygun tedaviyle yönetilmesiyle kırılabileceğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Çetin, “Beyin yeni alışkanlıklar öğrenebilir; önemli olan ona doğru alternatifleri sunmaktır. Sigarayı kendi isteğiyle bırakmak, dış baskıyla bırakmaya göre çok daha kalıcıdır çünkü davranış değişikliği içsel motivasyonla desteklenir. Kendi kararını veren birey, zorluklarla karşılaştığında sorumluluğu dış faktörlere değil kendine bağlar ve süreci daha sürdürülebilir şekilde yönetir. Zorla ya da sadece çevre baskısıyla bırakılan sigarada nüks riski belirgin olarak daha yüksektir.” açıklamasını yaptı.

Kişiye özel motivasyon kaynakları bırakma sürecini daha güçlü hale getirebilir!

Sağlık motivasyonunun önemli olmakla birlikte tek başına her birey için yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Özellikle gençlerde ve uzun süredir sigara içenlerde sağlık riskleri soyut ve uzak algılanabilir. Estetik kaygılar, maddi kazanç, çocuklara iyi bir rol model olma, özgürlük hissi ve performans artışı gibi kişiye özel motivasyon kaynakları bırakma sürecini çok daha güçlü hale getirebilir.” ifadelerini kullandı.

Eski ritüellerin yerine yenileri konmalı!

Sigara içme ritüellerinin, nikotinden bağımsız olarak güçlü koşullanmalara yol açtığına ve bırakma motivasyonunu sabote ettiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Alptekin Çetin, “Kahveyle, stresle ya da molalarla eşleşmiş sigara davranışı otomatikleşir. Bu ritüellerin yerine kısa yürüyüşler, nefes egzersizleri, şekersiz sakız, su içme ya da zihni meşgul eden küçük alışkanlıklar koymak, beynin eski eşleşmeleri çözmesine yardımcı olur.” dedi.

Bağımlılığa karşı atılabilecek en güçlü adım vazgeçmemek!

‘Bir tane içsem bir şey olmaz’ düşüncesinin, bağımlılığın en sık kullandığı bilişsel tuzaklardan biri olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Beyin, kontrolün geri kazanıldığı yanılgısını yaratır ancak tek bir sigara, bağımlılık devresini yeniden aktive eder ve çoğu zaman eski kullanım düzeyine hızlı bir dönüşe yol açar. Bu düşünce masum görünse de nükslerin en yaygın nedenlerinden biridir.

Sigarayı bırakmayı defalarca deneyip başaramamış kişilere şunu söylemek isterim: Bu bir irade zayıflığı değil, tedavi edilmesi gereken bir bağımlılıktır. Her başarısız deneme, aslında bir öğrenme sürecidir ve doğru yöntem, doğru destek ve doğru zamanla başarı mümkündür. Vazgeçmemek, bağımlılığa karşı atılabilecek en güçlü adımdır.”

 

#SigarayıBırak #İçselMotivasyon #Bağımlılık #GözSağlığı #Nikotin #SigaraBırakmaGünü #ÜsküdarÜniversitesi #NPİSTANBUL #SağlıkHaberi #Psikiyatri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

“İçimizde Büyüyen Orman” Sergisi Pera’da Açıldı

İlayda Babacan Art Projects (IBAP) tarafından hayata geçirilen “İçimizde Büyüyen Orman” başlıklı grup sergisi, 13 Şubat – 15 Mart 2026 tarihleri arasında Pera’daki Casa Foscolo Hotel’de gerçekleşiyor. Küratörlüğünü İlayda Babacan’ın üstlendiği sergide, sanatçılar Atilla Galip Pınar, Caner Şengünalp ve Damla Özdemir’in eserleri izleyiciyle buluşuyor.

Neo-klasik mimarisiyle kültürel bir miras olan Casa Foscolo Hotel, tarihi dokusunu koruyarak yerli ve yabancı sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Sergi, kutsalın, doğanın ve bedenin birbirine karıştığı bir alan açarken, ormanı yalnızca bir doğa imgesi değil; insanın içinde kök salan, dallanan ve dönüşen bir varoluş metaforu olarak yorumluyor.

İzleyiciyi içsel doğanın bir sığınak mı yoksa yüzleşme alanı mı olduğu üzerine düşünmeye davet eden sergi, çağdaş sanatın yeni dönemine dair güçlü bir küratoryal vizyon sunuyor.

#İçimizdeBüyüyenOrman #IBAP #CasaFoscoloHotel #ÇağdaşSanat #SanatSergisi #İstanbulSanat #AtillaGalipPınar #CanerŞengünalp #DamlaÖzdemir #İlaydaBabacan #PeraSanat #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Andrea Bocelli, Romanza’nın 30. Yılında İstanbul’da

Dünyanın en ikonik seslerinden Andrea Bocelli, müzik tarihine damga vuran Romanza albümünün 30. yılına özel hazırlanan Romanza 30th Anniversary World Tour kapsamında 30 Mayıs 2026’da İstanbul’da sahne alacak. Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda gerçekleşecek konser, Mticket iş birliği ve NTRteam organizasyonu ile düzenleniyor.

Bocelli, İstanbul konserinde “Con Te Partirò”, “Vivo per Lei” ve “Time to Say Goodbye” gibi hafızalara kazınmış eserlerin yanı sıra Romanza albümünden seçilen parçaları seslendirecek. Zengin orkestra düzenlemeleri ve özel sahne atmosferiyle birleşen bu konser, İstanbul’da unutulmaz bir müzikal kutlama niteliği taşıyacak.

Romanza albümü, yayımlandığı 1997’den bu yana dünya çapında 20 milyondan fazla satış rakamına ulaşarak müzik tarihinin en çok satan İtalyanca albümü oldu. Bocelli’nin uluslararası yükselişini simgeleyen bu albüm, İstanbul konserinde yeniden hayat bulacak.

#AndreaBocelli #Romanza30 #İstanbulKonseri #KlasikMüzik #RomanzaAnniversary #BeşiktaşStadyumu #Mticket #NTRteam #Sanat #KonserHaberi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Tuğra ve Borsa Restoran’dan Ramazan’a Özel İftar Deneyimi

Ramazan ayı boyunca Çırağan Palace Kempinski İstanbul, iftar sofralarında geleneksel tatlardan rafine sunumlara uzanan ayrıcalıklı lezzetler sunuyor. Sarayın ihtişamlı atmosferinde Osmanlı ve Türk mutfağının mirasını modern dokunuşlarla harmanlayan Tuğra Restoran, Michelin Guide Tavsiye Listesi’nde yer alan menüsüyle misafirlerini Ramazan boyunca ağırlıyor. İftariyeliklerden ara sıcaklara, hünkâr beğendi ve kuzu incik gibi klasiklerden Gaziantepli ustaların el açması baklavalarına uzanan menü, Ramazan’ın paylaşma ruhunu sofralara taşıyor.

Çırağan Sarayı’nda Boğaz’a nazır konumlanan Rüya İstanbul, Borsa Restaurant’ın imzasını taşıyan geleneksel iftar sofralarına ev sahipliği yapıyor. Anadolu mutfağını çağdaş bir bakış açısıyla yorumlayan menü, Ramazan’ın ikinci yılında da misafirlerine zarif bir gastronomi deneyimi sunuyor.

Ayrıca Çırağan Palace Shop, Ramazan boyunca Saray mutfağının seçkin tatlarını online sipariş imkânıyla sofralara taşıyor. Kurumsal iftar davetleri ve konaklayan misafirlere özel sahur menüsüyle Çırağan Palace Kempinski İstanbul, Ramazan ayını eşsiz bir deneyime dönüştürüyor.

 

#ÇırağanPalace #RamazanLezzetleri #TuğraRestoran #BorsaRestaurant #Rüyaİstanbul #GurmeDeneyim #İftarSofrası #GaziantepBaklavası #Ramazan2026 #İstanbulGastronomi #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Boyun ağrısı mı? Boyun fıtığı mı?

Uzun saatler masa başında çalışma, hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış duruş alışkanlıkları boyun sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Ağrı boyunla sınırlı kalmayıp omuzlara, kollara ve hatta parmaklara kadar yayılabiliyor. Çoğu zaman basit bir ‘tutulma’ olarak görülen ve ötelenen boyun ağrısı her zaman masum olmayıp, bazı durumlarda altta yatan ciddi bir sorunun, yani boyun fıtığının habercisi olabiliyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, “Boyun ağrısına eşlik eden kol ya da kollarda ağrı, uyuşma, his ya da kas gücü kaybı şikayetleri var ise boyun fıtığı öncelikli tanılarımız arasında yer alır” diyor. Boyun fıtığıyla günümüzde artık gençlerde de sık karşılaşıldığını belirten Doç. Dr. Yüce, günlük yaşamda yapılan bazı hataların da boyun fıtığına zemin hazırladığını söylüyor. Boyun fıtığı tedavisinde cerrahiye en son yöntem olarak başvurulduğunu, son yıllarda teknolojideki gelişmeler sayesinde ameliyatta minimal invaziv yöntemlerin hastaya büyük konfor sağladığını vurgulayan Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığına yol açan 5 etkeni, korunma ve tedavi yollarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Doç. Dr. İsmail Yüce

Doç. Dr. İsmail Yüce

  • Uzun süre hareketsiz kalmak

Masa başında saatlerce aynı pozisyonda oturmak, boyun kaslarının zayıflamasına ve omurlar arasındaki disklerin baskı altında kalmasına neden olur. Zamanla bu baskı disklerin yapısını bozarak fıtık oluşumuna zemin hazırlar.

  • Yanlış duruş ve oturma alışkanlıkları

Öne eğik baş pozisyonu, kambur oturmak/durmak ya da bilgisayar ekranına yanlış açıyla bakmak boyun omurgasına normalin birkaç katı yük bindirir. Bu durum uzun vadede disklerin kaymasına ve sinirlere baskı yapmasına yol açabilir.

  • Telefon ve tabletin aşırı kullanımı

Sürekli aşağıya bakarak telefonla vakit geçirmek, modern çağda ‘teknoloji boynu’ olarak adlandırılan bir soruna neden oluyor. Doç. Dr. İsmail Yüce “Bu alışkanlık, özellikle çocuklarda ve gençlerde boyun kasları ve omurgada zorlanma, ağrı ve duruş bozukluğu oluşturmakla birlikte boyun fıtığı riskini ciddi şekilde artırıyor. Bu nedenle bilgisayar ekranının göz hizasında olması, cep telefonuna bakarken başı öne eğmek yerine cihazın göz seviyesinde tutulması, gün içinde sık sık mola verilmesi, otururken sırtın dik tutulması büyük önem taşımaktadır” diyor.

  • Zayıf boyun ve sırt kasları

Kaslar omurgayı destekleyen doğal bir korse gibidir. Hareketsizlik nedeniyle zayıflayan kaslar boyun omurlarını yeterince koruyamaz ve diskler daha kolay zarar görür. Düzenli boyun egzersizleriyle boyun ve sırt kaslarını güçlendirmek gerekiyor.

  • Ani hareketler ve yanlış yük kaldırma

Doç. Dr. Yüce boyun fıtığının, omurların arasında yer alan kıkırdak benzeri diskin yapısının bozulmasıyla ortaya çıktığı gibi, ani ve kontrolsüz şiddetli hareket ya da travma ile kısa sürede de meydana gelebildiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Ani boyun hareketleri, ağır yükleri eğilerek kaldırmak ya da spor sırasında hatalı pozisyonlar disklerde yırtılmalara ve fıtık oluşumuna neden olabilir. Özellikle spora başlamadan önce mutlaka ısınma hareketleri yaparak vücudu esnetmek, ağır yük kaldırırken dizlerden güç almak ve ani boyun hareketlerinden kaçınmak koruyucu etki sağlamaktadır.”

Cerrahi tedavi nadiren gerekiyor

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. İsmail Yüce, boyun fıtığında cerrahi tedavinin nadiren gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Öncelikli olarak boyun fıtığı olan hastalarımızın çok azını ameliyat ederek tedavi ediyoruz. Konservatif tedaviler dediğimiz cerrahi dışı tedaviler ilk seçeneklerimiz olmaktadır. Egzersizler ve fizik tedavi uygulamaları, bunların arasında ilk sıralarda yer alır. Cerrahi tedavinin öncelikli sebepleri şiddetli, dayanılmaz, ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve hayat kalitesini bozan ağrı, kol ya da kollarda güçsüzlük, his kaybı şikayetleridir.”

Minimal invaziv cerrahi büyük konfor sağlıyor

Cerrahi tedavinin amacının, boyun omurları arasında yer alan diskin sinir köküne ya da omur iliğe oluşturduğu basıyı ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. Yüce, son yıllarda gelişen teknolojinin de sayesinde omurgaya yabancı cisim koymadan yapılan ameliyatların hastaya büyük konfor sağladığını söylüyor. Doç. Dr. Yüce yöntemi şöyle anlatıyor: “Cerrahi tedavide önemli olan fıtığın oluşturduğu basıyı ortadan kaldırırken boyun omurlarının doğal dinamiğini bozmamaktır. Minimal invaziv cerrahi tedavilerde ise omurgalar arasına materyal konulmadığı ve boyun omurga dinamiği bozulmadığı için hasta ameliyatın ertesi günü taburcu edilmekte ve çok kısa sürede günlük yaşantısına dönmekte, ameliyat sonrasında boyunluk kullanımı gerekmemektedir.”

#TeknolojiBoynu #BoyunSağlığı #BoyunFıtığı #DuruşBozukluğu #OmurgaSağlığı #FizikTedavi #MinimalİnvazivCerrahi #SağlıkYaşam #KasEgzersizi #HareketsizYaşamRiskleri #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity

Ocakbaşı Kültürüne Mevsimsel Dokunuş: Tere’nin Yeni Lezzetleri

İstanbul’un en etkileyici manzaralarından birine karşı konumlanan Tere Ocakbaşı, Şubat ayında Gaziantep mutfağının kışa özgü iki özel lezzetini menüsüne taşıyor. Ocak ateşinin başrolünde olduğu mutfakta, mevsiminde öne çıkan ürünler ve zamana duyarlı pişirme teknikleriyle hazırlanan bu seçki, ocakbaşı kültürünü modern bir yorumla sunuyor.

Şubat’ın Öne Çıkan Tatları

Menüde öne çıkan Soğan Kebabı, kontrollü ve yavaş pişirme tekniğiyle hazırlanarak et ve soğanın derin aromalarını buluşturuyor. Ayvalı Nar Ekşili Lahmacun ise taş fırında pişirilerek ayvanın hafif tatlı dokusunu nar ekşisinin canlı asiditesiyle dengeliyor, klasik lahmacuna mevsimsel bir yorum kazandırıyor.

Mevsimsellik ve Ocakbaşı Kültürü

Tere, yıl boyunca farklı dönemlerde menüsüne ekleyeceği Keme Kebabı, Fındık Uykuluk, Sarımsaklı Kebap, Yenidünya Kebabı ve Birecik Patlıcan Kebabı gibi lezzetlerle ocakbaşı kültürünü mevsimsellik ve ürün odağında yeniden yorumlamayı sürdürecek.

 

#TereOcakbaşı #ŞubatLezzetleri #SoğanKebabı #AyvalıLahmacun #GaziantepMutfağı #GurmeDeneyim #İstanbulYemeİçme #OcakbaşıKültürü #MevsimselLezzet #PauseDergi #PauseTv #PauseJournal #PauseMedya #PauseSağlık #PauseSanat #PauseSpor #Hanedancity